Görüş
2023 Hindistan panoraması

2023, Yeni Delhi’nin kapasitesinin çok ötesinde bir hırs ve çabaya tanıklık etti. Ve bazı noktalarda kendini aşabildiği veya sınırlarının ötesine geçebildiği bir yıl oldu.
Örneğin, Ay’ın -henüz kimsenin başaramadığı- zorlu güney kutbuna ulaşan ilk ülke oldu (Chandrayaan-3 Misyonu). En hızlı büyüyen büyük ekonomi haline geldi. Dijital ödemelerde zirveye yerleşti. Dünyadaki en hızlı 5G sunumunu gerçekleştirdi. Dünyanın en büyük ofis binası “Surat Diamond Bourse” açılışını yaptı. Dünyanın en büyük meditasyon merkezi “Swarved Mahamandir” açılışını yaptı. Dünyanın en uzun nehir gezisine imza attı (MV Ganga Vilas). Air India, dünyanın en büyük havacılık anlaşmasını imzaladı (70 milyar dolar). Birleşmiş Milletler’de Başbakan Narendra Modi liderliğindeki yoga seansı -en kalabalık katılım ile- Guinness Dünya Rekoru kırdı. Ayodhya’daki Deepotsav (Diwali Festivali kutlamalarının bir parçası), aynı anda 2,2 milyonun üzerinde diya (pişmiş kilden yapılmış minik gaz lambası) aydınlatarak yeni bir Guinness Dünya Rekoru kırdı.
Aynı zamanda 2023, Hindistan’ın diplomasi ve politika dünyasının hiç sıkılmadığı, iyisiyle kötüsüyle hareketliliğin her daim canlı olduğu bir yıldı. Ve 2023 sona ererken Hindistan’ın diplomasisine ve dış politikasına bir dizi küresel angajman, stratejik hamle ve birtakım zorluklar silsilesi damgasını vurdu.
Yıl boyunca Hindistan, Delhi G-20 Zirvesi, Küresel Güney odağı, Afrika odağı, Başbakan Modi’nin ikili ilişkileri güçlendirmek için yaptığı ziyaretler, Şanghay İşbirliği Örgütü (ŞİÖ) başkanlığı, yeni elçiliklerin açılması, diaspora bağlarının güçlendirilmesi, BM reformlarının savunulması, Türkiye’den Sri Lanka’ya küresel yardım çabaları, gibi büyük diplomatik çabalarla öne çıkarken Kanada ile diplomatik çatışmalar, Trudeau’nun iddiaları, Khalistan kaygılarını yönetmek, Katar’ın gözaltı meselesindeki Hintler, Çin-Bhutan müzakereleri, Maldivler seçimleri, İsrail-Hamas çatışması sırasında Orta Doğu’daki duruşunu dengelemek, Kızıldeniz’den Sudan’a kadar uzanan krizlerle uğraşmak, gibi zorlu durumlarla karşı karşıya kaldı ve “en azından Washington ile” bu zorlukları ustaca idare etti.
2023’te Hindistan denildiğinde ilk akla gelen hiç kuşkusuz başkanlığını yürüttüğü geleneksel bir G-20 Zirvesi’ni gösterişli bir festivale dönüştürdüğü an oluyor. Eylül ayında Yeni Delhi dünyanın dört bir yanından liderleri ağırladı. Zirvede yayınlanan ortak bildiride, küresel zorlukların işbirliği yoluyla ele alınmasına yönelik kolektif kararlılığın altı çizildi. Hindistan’ın ev sahibi olarak rolü, artan nüfuzunu ve uluslararası işbirliğini teşvik etme konusundaki kararlılığını ortaya koydu. Dahası, G-20 Zirvesi Hindistan’ın pan-Afrika vizyonunu öne çıkararak, Afrika’ya küresel yönetişimde daha fazla söz hakkı verme yönünde sağlam bir etki yarattı ve Yeni Delhi’nin öncelikli hedefi olarak, Afrika Birliği’nin dahil edilmesi ile G-20’yi G-21’e dönüştürdü.
Ayrıca 2023, Yeni Delhi’nin yalnızca G-20 başkanlığını yaptığı bir yıl değil, aynı zamanda ŞİÖ başkanlığını yaptığı bir yıl oldu. Hindistan, ŞİÖ Zirvesi’nin başkanı olarak zirveye sanal ortamda ev sahipliği yaptı. Temel sonuçlar arasında İran’ın gruba katılması ve Belarus’un üyelik sürecinin hızlandırılması yer aldı. Goa’daki ŞİÖ Dışişleri Bakanları Toplantısı, ilişkiler donmuş bir durumdayken dahi Pakistan Dışişleri Bakanı Bilawal Butto’nun -Yeni Delhi ile herhangi bir ilerleme kaydedemeden ayrılmış olsa da- Hindistan’a nadir bir ziyaretine tanık oldu.
Ancak, 2023’te Hindistan söz konusu olduğunda ikinci akla gelen, Yeni Delhi’nin Küresel Güney merkezli liderlik rolüne soyunması oluyor ve “Küresel Güney’in sesi” olma atılımları dikkati çekiyordu. Hindistan, sanal zirveler ve bir dizi duyuru aracılığıyla Küresel Güney’e ulaşarak ortak zorluklarla karşı karşıya kalan ülkeler arasında bir köprü olma rolünü güçlendirmeye çalıştı. Bu çabalar, kapasite geliştirmeden birçok konuda tek ses olmaya kadar çeşitli konularda işbirliğini geliştirmeyi amaçlıyordu.
2023 aynı zamanda Başbakan Modi’nin yurtdışı ziyaretleri doğrultusunda proaktif etkileşimlerine tanık oldu. Amerika Birleşik Devletleri’ne (ABD) yapılan bir devlet ziyaretinden Paris’teki Bastille Günü’nün onur konuğu olmaya, Japonya’daki G-7 Hiroşima Zirvesi’ne katılmaktan Avustralya’ya yapılan ikili ziyarete kadar bu etkileşimler, Hindistan’ın stratejik ortaklıklar kurma ve güçlendirme konusundaki kararlılığının altını çizdi. 2023 ayrıca geçmiş, şimdiki ve gelecekteki ortaklıkların önemini vurgulayan Yeni Delhi’nin, Rusya ile geleneksel ortaklığını ve eş zamanlı olarak Batı ile gelişen ortaklıklarını ustaca dengelediği bir yıldı.
Ve 2023’te yeni ufuklara da yelken açan Hindistan, Paraguay ve Litvanya’da yeni büyükelçilikler açtı, Seattle’daki konsolosluğunu faaliyete geçirdi ve Letonya’da misyon planlarını açıkladı. Bu genişleme, bu ülkelerle diplomatik, ekonomik ve kültürel amaçlarla daha geniş bir erişim ve etkileşim anlamına geliyor.
Hindistan prizmasından 2023’ün bir diğer dikkat çeken faktörü, Hint diasporasının katılımı oldu. Doğrusu, Hindistan’da devlet başkanlarından çokuluslu şirketlerin liderlerine ve Orta Doğu’daki mavi yakalı işçilere kadar yaklaşık 33 milyon güçlü diaspora bulunuyor. Pravasi Bharatiya Divas (Hint diasporasının Hindistan’a katkılarını kutlayan ve Hindistan ile Hint diasporası arasındaki bağların güçlendirilmesine katkı sağlayan önemli bir etkinlik) sırasında Hindistan, Guyana Devlet Başkanı Mohamed Irfaan Ali ve Surinam Devlet Başkanı Chandrikapersad Santokhi’yi ağırladı. Her ikisi de Hint kökenli küresel liderler. Ayrıca Başbakan, Dışişleri Bakanı ve bakanların yurtdışı ziyaretleri sırasında diaspora ile etkileşimleri fazlasıyla gündem yarattı.
Öte yandan, geleneksel olarak kendi mahallesine veya yakın komşularına ya da en fazla genişletilmiş komşularına odaklanan Hindistan, 2023’te bunun ötesine geçti. Ve küresel sahnede olumlu anlamda ilk müdahale örneği olarak iki olay dikkati çekti. Ne yazık ki Türkiye’de yaşanan deprem felaketinin ardından Yeni Delhi hiç vakit kaybetmeksizin küresel insani yardım çabalarına girişirken başlattığı “Dost Operasyonu” ile Hint yardım ekipleri Türkiye’ye ve aynı zamanda depremlerden etkilenen Suriye’ye akın etti. Ayrıca, Sri Lanka’nın ekonomik krizinde Yeni Delhi, 4 milyar dolarlık şaşırtıcı bir yardım sağlayarak Kolombo’nun belini doğrultmasında kilit bir rol oynadı.
Bu arada 2023, Hindistan’ın gezegendeki en kalabalık ülke haline gelmesiyle bir dönüm noktasına tanık oldu. Ancak, paradoksal olarak, küresel insanlığın altıda birini temsil eden bir ülke, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin (BMGK) yüksek masasında yer almıyor. Hindistan, BM reformlarına yönelik adımlarını yoğunlaştırdı. BM Genel Kurulu oturumu, küresel yapının yeniden şekillendirilmesini savunan bir dizi ülkeye tanık oldu. Ancak, özellikle P-5 (kalıcı beşli) arasında fikir birliğine varmak aşılması zor bir sorun olmaya devam ediyor.
Hindistan prizmasından 2023’e damga vuran zorluk, Kanada Başbakanı Justin Trudeau’nun kendi topraklarındaki bir Khalistan cinayetine ilişkin Hindistan’ı “açıktan” suçlayan iddiaları üzerine Yeni Delhi’nin Ottawa ile yaşadığı diplomatik kriz oldu. Trudeau’nun Kanada Parlamentosu’nda Hindistan’ı Khalistan aşırılık yanlısı Hardeep Singh Nijjar’ın ölümüyle ilişkilendiren yorumları, iki ülke ilişkilerini zorlu bir çıkmaza soktu. Ayrıca bu nedenle 2023, Yeni Delhi’nin Khalistan kaygılarının yeniden alevlendiği bir yıl oldu. Batılı ülkelerin Khalistan aşırıcılığına ve Hindistan karşıtı söylemlere kamusal alan açtığı görüldü. Bu durum özellikle ABD ve Kanada’da görüldü; Hindistan’ın terörist listesinde yer alan Gurpatwant Singh Pannun, Air India uçuşlarını ve Hindistan Parlamentosunu tehdit etti. Kanada’daki Khalistan ayrılıkçıları Hint diplomatlara karşı ölüm saçan, tehditler savuran posterler yayınlarken San Francisco’daki Hindistan konsolosluğu tahrip edildi.
Ancak Hindistan için 2023’ün şok gelişmesi, Katar’ın gözaltında tutulan sekiz eski Hint subayına idam kararı vermesi oldu. Dava şu anda mahkemede, temyiz başvurusu kabul edildi ve şimdilik son duruşmanın 28 Aralık’ta yapılacağı söyleniyor. Başbakan Modi ve Katar Emiri, Dubai’deki COP İklim Zirvesi oturum aralarında gayriresmi bir görüşme yaptı ama açıklamalarda bu konunun masaya yatırıldığına ilişkin bir doğrulama görülmedi. Şimdilik Hindistan yetkililerince dava yakından takip ediliyor ve açıkçası bu kriz, Hint diplomasisi açısından da bir sınav niteliğinde.
2023’ün Hindistan için kritik bir başka zorluğu İsrail-Hamas savaşının doğurduğu Kızıldeniz krizi oldu. Husilerin neden olduğu ve dünya ekonomisini ciddi anlamda tehdit eden Kızıldeniz krizi, Hindistan’a giden MV Chem Pluto ve MV Sai Baba gemilerine yapılan saldırılarla daha da artarak Yeni Delhi’ye zor anlar yaşatıyor. MV Chem Pluto, Gujarat kıyısının 200 deniz mili açığında hedef alınırken Washington, bu saldırıyı İran’a ve MV Sai Baba saldırısını Güney Kızıldeniz’deki Husilere atfetmiş ama bu iki Amerikan iddiası da ilgilileri tarafından reddedilmişti. Ancak bu olaylar, Hindistan’ın ekonomik güvenliğine ciddi tehdit oluşturuyor. Şu anda Hindistan Donanması’nın varlıkları bölgede bulunuyor, devriye geziyor ve ticari gemilerin güvenliğini sağlamaya katkıda bulunuyor.
Ve 2023, çok çarpıcı bir biçimde, Yeni Delhi’nin uzak coğrafyadaki bir kriz üzerine taraflardan birine yönelik “hızlı ve açık destek” sunması gibi Hindistan için çok ender, hatta ilk denilebilecek bir geleneksel “bekle ve izle” yaklaşımından kopuş örneğine tanıklık etti. Narendra Modi, ekim ayında Hamas’ın İsrail’e yaptığı saldırıyı hiç vakit kaybetmeden terör saldırısı olarak kınamış ve Hindistan’ın İsrail’in yanında olduğunu ilan etmişti. Ancak sonrasında İsrail’in karşı saldırı başlatması üzerine insani felaketlere yol açması ile Hindistan’ın devlet aklı devreye girdi ve Yeni Delhi daha dengeli bir yaklaşım sergilemeye başladı. İlk etapta çekimser kaldığı Gazze’ye ateşkes çağrısı yapan BM Genel Kurulu kararının ikincisine onay verdi. Ayrıca hâlihazırda Hindistan’ın ilgili kurumları Gazze’ye yardım gönderdi ve Hindistan Dışişleri Bakanlığı İsrail-Hamas çatışması sırasında diyalog ve diplomasiyi vurgularken iki devletli çözümü destekledi. Modi, konu hakkında İsrail Başbakanı ve bir dizi Arap liderle temaslarda bulundu ve ülkesinin iki devletli çözüm vurgusunu yineledi. Ve Arap-İslam Dışişleri Bakanlarının Yeni Delhi’ye planlı ziyareti, program sorunları nedeniyle gerçekleştirilemedi.
Bu arada, krizlerin damgasını vurduğu bir yılda Hindistan, savaşın yıktığı Sudan’dan vatandaşlarını tahliye etmek için önceki yılki Ganga Operasyonu’na benzer şekilde Kaveri Operasyonu’nu gerçekleştirdi. Hindistan hükümeti, Kaveri Operasyonu kapsamında Sudan’da mahsur kalan 4 bin 97 kişiyi başarıyla tahliye etti. Bunlardan 3 bin 961’i Hindistan uyruklu, 136’sı ise yabancı uyrukluydu.
Son olarak, Hindistan’ın Çin mücadelesini atlamayalım. 2023, Yeni Delhi’nin kendi güvenliğine öncelik verirken Pekin ile ilişkilerinde kararlı davrandığını, aceleci bir ilişkiye girmekten kaçındığını ve ekonomik çıkarlarını güvenlik kaygılarının önüne geçirmediğini gördü. Dolayısıyla Modi ve Xi arasında üst düzey bir görüşmeye tanıklık edilmedi ve hâlihazırda Çin ile sınır krizi görüşmeleri devam ederken diplomatik ilişkiler donuk kalmaya devam ediyor. BRICS mevkidaşı Çin Devlet Başkanı Xi Jinping hem eylül ayındaki Delhi G-20 Zirvesi’nde hem de kasım ayında gerçekleşen sanal G-20 Zirvesi’nde -dikkat çekici bir biçimde- yer almadı. Ayrıca, Pekin’in birden fazla ülkenin topraklarını talep eden tartışmalı bir siyasi harita yayınlaması, Yeni Delhi’nin öncülüğünde hızla kınandı ve yaklaşık 10 ülke, Pekin’in provokatif eylemlerine ilişkin kaygılarını dile getirdi.
Ve bonus: 2023 yılı, savunma ihracatının tüm zamanların en yüksek seviyesine ulaştığı ve tüm zamanların en yüksek savunma üretimlerine tanık olduğu için Hindistan Savunma Bakanlığı adına bir dönüm noktasıydı. Hindistan Savunma Bakanlığı’na göre ihracat, 2022-23 Mali Yılı’nda yaklaşık 160 milyar rupi (ortalama 2-2,5 milyar dolar) ile tüm zamanların en yüksek seviyesine ulaştı; bu, bir önceki mali yıla göre neredeyse 30 milyar rupi daha fazla ve 2016-17 mali yılından bu yana 10 kattan daha fazlası anlamına geliyor. Hindistan endüstrisi şu anda savunma ürünleri ihraç eden 100 firma ile 85’ten fazla ülkeye ihracat yapıyor. Ayrıca, toplam bütçenin yüzde 13,18’inin Savunma Bakanlığı’na ayrıldığı 2023-24 Mali Yılı için savunma sermayesi satın alma bütçesinin yüzde 75’lik aslan payı yerli sanayiye ayrılmış durumda; bu, 2022-23 Mali Yılı’nda yüzde 68 idi.
Sonuç olarak 2023, Yeni Delhi’ye birçok diplomatik iniş ve çıkışlar yaşattı. Ancak her ne olursa olsun 2023, Hindistan için dünya politikasında bir “parlama” yılıydı. Belki öngörülebilir gelecekte o çok arzuladığı ve çok iyimser yaklaştığı “süper güç” statüsüne erişemeyecek ama dünya 2024 planları yaparken Hindistan’ın diplomatik rotası uluslararası sahnede dinamik bir güç olmaya devam edecek.
Görüş
Fotoğraf altı yazısı ve davetli listesi: Batı’nın ŞİÖ haberlerinin açıklayamadığı Türkiye

Thomas Karat, davranış analisti
Batılı ajansların Bişkek’ten geçtiği fotoğraf, anlamı baştan tayin edilmiş bir paket halinde ulaştı. Kırgızistan Cumhurbaşkanı’nın tören kıtası önünde Çin Devlet Başkanı Şi Cinping’e refakat ettiği karenin üzerinde, fotoğraf altı yazısı ABD GÜCÜNE KARŞI KOYMAK şeklindeydi. Karenin kendisi bildik bir diplomatik seremoniyi, kırmızı halıda yürüyen iki devlet başkanını gösteriyordu yalnızca. Fotoğraf altı yazısı ise karenin sunmadığı unsurları tamamlıyordu: bir hasım, bir amaç ve Batılı okurun endişesini yöneltmesi gereken istikamet. Tarafsız görüntü ile peşin hükümlü sözcükler arasındaki bu açı, söze başlamak için elverişli bir zemin; zira henüz tek bir analiz satırı kaleme alınmadan önce, zirvenin çerçevesi tam da burada belirlendi.
Şanghay İşbirliği Örgütü, 1 Eylül’de Kırgızistan’ın başkentinde on üye devlet, bir düzineden fazla hükümet başkanı ve davetliler arasında yer alan Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri ile birlikte yirmi beşinci kuruluş yıl dönümünü geride bıraktı. Avrupa ve Kuzey Amerika’daki yayın organlarının çoğu, örgütü Batı’ya denge unsuru olmayı amaçlayan bir blok olarak niteleyen tek bir Agence France-Presse bültenini sayfalarına taşıdı. France 24, Rus ve Çinli liderlerin Orta Asya’ya Batı nüfuzuna karşı koymak üzere gittiğini bildirdi. Aynı yapının daha önceki bir oturumuna dair İngiliz basını, toplantıyı bir “kargaşa ekseninin” kapalı kapılar ardındaki zirvesi olarak andı. Bu kurguların her birinde Batı, katılmadığı bir toplantının dilbilgisel merkezine yerleşiyor. Örgüte, Washington ve Brüksel’e atıfta bulunmadan ifade edilebilecek hiçbir bağımsız gaye tanınmıyor; varlığı bütünüyle onlara verilen bir tepkiden ibaret sayılıyor.
Fotoğraf altı yazısındaki gedik: Türkiye
Bu anlatı kurgusu, ilk ve en büyük engeline davetli listesinde, bilhassa masadaki bir NATO üyesinin varlığında tosluyor. Türkiye, örgüt bünyesinde diyalog ortağı statüsünü koruyor ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan zirvelere bizzat katılıyor. ŞİÖ’nün kendi ittifakına karşı kurulmuş bir eksen olduğu söylenen Batılı okur, o ittifakın kurucu bir üyesinin neden o masada yer tuttuğunu sorgulamaya teşvik edilmiyor. Örgütü Batı’ya karşı bir denge unsuru olarak adlandıran aynı AFP bülteni, giriş paragrafının birkaç satır altında, örgütün Türkiye, Suudi Arabistan ve Katar dahil on beş diyalog ortağı bulunduğunu kaydediyor. Türkiye NATO üyesi. Suudi Arabistan ve Katar ise ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı’nın ileri karargâhına ve bölgedeki en büyük Amerikan hava üssüne ev sahipliği yapıyor. Batı’ya karşı durmak üzere kurulan bir örgüt böylesi bir katılımcı profilini bir araya getiremez; örgütü bu şekilde yaftalayan bir fotoğraf altı yazısı da ancak kendi iddiasını yalanlayan paragrafa kadar inmeyen okurlar nezdinde ayakta kalabilir.
Türkiye’nin konumu, Batı basınının anlamlandırmakta en yetersiz kaldığı parçayı oluşturuyor; zira zihinlerdeki hâkim harita yalnızca iki takıma izin veriyor. Ankara, ŞİÖ’yü NATO’ya tercih ediyor değil. Bu iki takımlı modelin kavrayamayacağı bir tutum sergiliyor: Örgüte ne tam üye olarak katılıyor ne de ona bütünüyle sırt çeviriyor; burayı işlenecek, değerlendirilecek bir zemin olarak görüyor. Bir yandan Atlantik’teki ahdi yükümlülüklerini korurken diğer yandan Avrasya güvenlik platformunda ağırlık kazanan bir devlet, Atlantik düzeninin kuralları artık tek başına koyamayacağı bir geleceğe karşı risklerini dağıtıyor. Bu hamle İstanbul’dan bakıldığında gayet berrak görünürken, Bişkek fotoğrafına o yazıyı iliştiren yayın merkezlerinden bakıldığında büyük ölçüde okunaksız kalıyor. Tam da bu yüzden, o merkezlerin zirveye dair aktardıkları, buradan bakıldığında çoktan geride kalmaya yüz tutmuş bir dünyanın tasviri gibi duruyor.
Söz dağarcığı ve ele verdikleri
Haberlerde tercih edilen dil, yakından incelenmeyi hak ediyor. Sürekli yinelenen terimler şunlar: “karşı”, “aleyhinde”, “Batı karşıtı” ve “eksen”… Örgüte kendine ait hiçbir muhteva tanımayan bir karşıtlık söz dağarcığı. Buradaki en ağır yükü “eksen” sözcüğü taşıyor. İkinci Dünya Savaşı’nın, yakın dönemde ise “şer ekseni” retoriğinin ahlaki mimarisini devralıp üyeleri arasında bir NATO hükümetinin de bulunduğu bir ticaret ve güvenlik platformunun üzerine boca ediyor. Bu kavramsal aktarım, bizzat kendisini temelsiz kılan olguların birkaç satır ötesinde gerçekleşiyor; aradaki bu yakınlıksa niyetin asıl ele vereni niteliğinde.
Adını koymaya değer yapısal bir alışkanlık daha var. AFP metni, örgütün kuruluş bildirgesinde kendisini başka devletleri hedef alan bir ittifak olmadığını ilan ettiğini belirtiyor; fakat hemen ardından gelen cümlede, Rus ve Çinli liderlerin geçmiş zirvelerde Batı karşıtı konuşmalar yaptığını aktarıyor. Yapının kendi öz tanımı kayda geçirildiği an, hemen geri alınıyor. Burada sergilenen şüphecilik son derece seçici. Bir NATO bildirisi ittifakı “savunma amaçlı” olarak nitelendirdiğinde, aynı ajanslar geçmişteki taarruz harekâtlarını hatırlatmayı akıllarına getirmiyor. Kuşku, hasımlar için hemen devreye girerken ortaklar söz konusu olduğunda devreden çıkıyor; kanıta değil, peşin kabullere yaslanan bir ayrım bu. Batılı ajans ağının dışındaki yayın organları ise aynı malzemeyi çok daha soğukkanlı ele alıyor. Al Jazeera’nin görüşüne başvurduğu bölge uzmanı, ŞİÖ’yü yalın bir ifadeyle tutarlı bir yapı oluşturmayan bir Batı karşıtı ittifak olarak niteledi; hiçbir Batı manşetinde kendine yer bulamayan bu sade ve isabetli tespit, o meşhur fotoğraf altı yazısına uymadığı için dışarıda bırakıldı.
Baskıyla doğru orantılı büyüyen bir blok
Örgütün tarihi, kendi retoriğinden çok daha fazlasını açıklıyor. 1996’da Çin, Rusya ve üç Orta Asya cumhuriyeti arasında sınır hatlarının belirlenmesiyle ilgilenen teknik bir uzlaşma olarak başladı. Batı’nın üyelerine uyguladığı baskıyla doğru orantılı biçimde ivme kazandı. Hindistan ve Pakistan 2017’de örgüte katıldı. Yıllar süren yaptırımların tam üyeliği hem Tahran hem de örgüt için cazip kılmasının ardından İran kabul edildi. ABD’nin ikincil yaptırımları ve gümrük tarifeleri, giderek genişleyen bir hükümetler halkasına Washington’ın erişim alanı dışındaki bir platformun kıymetini gösterdikçe, diyalog ortaklarının sayısı on beşe dayandı. Bişkek’te dönem başkanlığı, Amerika’nın bir diğer köklü güvenlik ortağı olan Pakistan’a devredildi. Manzara gayet tutarlı: Örgüt, yeni üye kazanmaktan ziyade, Batı politikalarının çıkış kapısına doğru ittiği devletlerin istikrarlı yönelimiyle büyüdü.
En çarpıcı örneği İran sunuyor. Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, Bişkek’teki yerine Amerika Birleşik Devletleri ile yaşanan bir savaşın altıncı ayında oturdu. Zirveden bir hafta önce ABD Hazine Bakanlığı, Ekonomik Tecrit Operasyonu adını verdiği bir yaptırım harekâtı ilan ederek ikincil yaptırımları İran ekonomisinin beş sektörüne daha (havacılık, dijital varlıklar, altın, deniz taşımacılığı ve teknoloji) genişletti; ayrıca yayımladığı ayrı bir uyarıda, Hürmüz Boğazı’ndan geçiş için İran’a ödeme yapan herhangi bir ülke vatandaşının veya kuruluşunun Amerikan cezalarına maruz kalacağını duyurdu. İkincil yaptırımlar yalnızca hedefi vurmakla kalmaz; o hedefle ticaret yürüten her hükümeti veya şirketi de kapsar. Bu durum, dolar sisteminden dışlanma tehdidiyle dayatılan, diğer devletlerin egemenlik kararlarına yöneltilmiş açık bir talimattır. İran petrolünün en büyük alıcısı olan Çin, çıkarlarını kararlılıkla savunacağını belirterek karşılık verdi. Tahran’a yönelen bir tedbir, pratikte Pekin’e iletilen bir dayatma işlevi gördü; Pekin de heyetini toplayıp Bişkek’in yolunu tuttu. İkinci örneği Hindistan veriyor. Başbakan Narendra Modi, Yeni Delhi’nin Rus petrolü alımları gerekçe gösterilerek Washington’ın Hint mallarına yüzde 50 gümrük vergisi getirmesinden birkaç gün sonra Devlet Başkanı Vladimir Putin ile önceden planlanmış ikili bir görüşme yaptı. Hindistan’ı terbiye etmesi amaçlanan araç, onu uzak tutmaya çalıştığı masanın tam ortasına kadar eşlik etti.
Görüş ayrılıkları gerçek ve asıl mesele de bu
Zirveyi hakkıyla değerlendirmek, örgütün sınırları konusunda da aynı açıklıkta olmayı gerektiriyor; zira buradaki dürüstlük, sahici bir analizi eleştirilen kalıpların bir ayna yansıması olmaktan ayıran yegâne unsurdur. ŞİÖ yekpare bir blok değil. Rusya ve Çin, aynı Orta Asya coğrafyasında nüfuz rekabeti yürütüyor. Hindistan ile Çin, ihtilaflı ve zaman zaman şiddete sahne olan bir sınırı paylaşıyor; Modi ve Şi’nin aynı platformda yer alıp resmi bir ikili görüşme yapmamasının nedeni de bu. Hindistan ve Pakistan, hasımlıklarını korurken aynı çatının altında üyelik sürdürüyor. Kurulması önerilen kalkınma bankası, yıllardır tartışılmasına rağmen işler bir kuruma dönüşebilmiş değil. Örgütün temsil ettiğini ileri sürdüğü insanlığın yüzde 40’ı, ortak bir gayenin değil, yalnızca fiziki bir cüsseliğin göstergesi.
Ne var ki bu derin ayrılıklar, Batı’nın çizdiği çerçeveyi kurtarmaya yetmiyor; bilakis o çerçevenin üzerini örttüğü hakikati daha da berraklaştırıyor. Bu hükümetler arasında mutlak bir uzlaşı yok ve zirveyi kayda değer kılan da bu tür bir uzlaşma değil. Asıl dikkat çekici olan, birbirine güvenmeyen devletlerin anlaşmazlıklarını ABD’nin kontrol etmediği bir çatı altında yönetmeyi tercih etmesidir. Reddettikleri seçenek ise Washington’ın denetimindeki bir yapının hakemliğidir. Bu tercih, Amerikan öncülüğündeki düzenin konumuna dair hiçbir ortak bildirinin üretemeyeceği ağırlıkta bir tespittir. Bunun için resmi bir ittifaka veya ortak bir ideolojiye gerek yok; gereken tek şey, kritik bir devletler toplamının Batı düzenini artık çevresinden dolaşılması gereken bir unsur olarak görmesi. Üstelik bu etrafından dolanma süreci, Batılı okurlara risklerini dağıtmaya çalışan bir yapının durduğu yerde hasım bir eksen görmelerini buyuran fotoğraf altı yazısının tam gölgesinde, artık devlet başkanları düzeyinde ve alenen işliyor.
Daralan merkez
Batılı yetkililer dünya kamuoyuna atıfta bulunduklarında dillerinden düşürmedikleri bir ifade var: “Uluslararası toplum.” Bişkek, bu ifadenin nelerin üstünü örttüğünü bir kez daha hatırlattı. Bahsi geçen “toplum”, 1991 sonrasındaki tartışmasız Amerikan üstünlüğünün hüküm sürdüğü kısa dönemde kendi uzlaşısını insanlığın ortak mutabakatı sanmaya alışmış, giderek daralan muayyen bir başkentler zümresinden ibaret. Kırgızistan’ın başkentindeki zirve; bir NATO üyesini, Batı’nın yakın markajındaki ortak Hindistan’ı, ABD’nin Körfez’deki güvenlik himayesinde bulunan müttefiklerini ve yeryüzünün en ağır yaptırımlarına maruz kalan iki devletini, üstelik Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri’nin nezaretinde bir araya getirdi. O salondaki tabloyu “Batı karşıtı bir eksen” olarak tarif etmek, odadaki bileşimin çıplak gerçeğiyle asla bağdaşmıyor. Bu nitelemenin ısrarla sürdürülmesi ise yalnızca seslendiği kitleye hizmet etmesinden kaynaklanıyor; daralan bir merkeze, dünyanın hâlâ etrafında döndüğü sabit nokta olduğu tesellisini fısıldıyor.
Ankara’dan ve 1991 sonrası kurulan düzenin tekelini yitirişine tanıklık eden devletlerin daha geniş ufkundan bakıldığında, bu teselli ancak geriden gelen bir göstergeden ibaret kalıyor. Fotoğraftaki iki adam öğle yemeğine yürüyordu. O yemeğin yenmesini engelleyemeyen, Hintli ortağını Moskova’dan mesafeli tutamayan, bilfiil savaştığı devleti tecrit edemeyen ve Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri’nin katılımının önüne geçemeyen güç, kendi basını marifetiyle bu zirvenin sırf kendisine karşı kurulmuş bir cephe olduğu yanılsamasıyla avutuluyor. Oysa daha isabetli okuma, Türkiye’nin kendi tutumunda çoktan karşılık bulmuş olanıdır: Dünya kendisini Batı’ya karşı konumlandırmaktan ziyade, artık onu beklemeden kendi nizamını kuruyor. Fotoğrafın üzerine iliştirilen o meşhur başlık ise bu hakikatin kabullenileceği en son yerdir.
Görüş
Bişkek’te “Yeni Düzen” gerçeğe dönüşüp dönüşemeyeceğini görmek için toplanıyor

Ahmed Moustafa, Mısır Asya Çalışmaları ve Çeviri Merkezi Kurucusu ve Direktörü
On devlet ve hükümet başkanı ile Avrasya coğrafyasının yarısına yayılan geniş bir ortaklar heyeti, Batı tahakkümünün ötesinde bir dünya vaadiyle Kırgızistan’ın başkentinde bir araya geliyor. Zirvenin paraya, medyaya ve kulübün kendi iç çelişkilerine dair sessiz mücadeleleri, yayımlanacak nihai bildiriden çok daha belirleyici olacak.
BİŞKEK, Kırgızistan: Burası büyük güçleri yakından tanıyan bir şehir. Sokak planını Sovyet mühendisleri çizdi; ekonomisi ise büyük ölçüde Rusya’daki Kırgız işçilerin gönderdiği parayla dönüyor. Şanghay İşbirliği Örgütü (ŞİÖ) yıllık zirvesini 31 Ağustos – 1 Eylül 2026 tarihlerinde burada topladığında, dağlarla çevrili bu başkent, 48 saatliğine çağımızın en hayati açık sorusuna ev sahipliği yapacak: Batı hâkimiyetinin ardından dünya nasıl görünecek?
Batı tahakkümünün ötesinde bir dünya nasıl görünecek?
Yalnızca katılımcı listesi dahi bahsin büyüklüğünü anlatmaya yetiyor. Çin Devlet Başkanı Şi Cinping, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ve İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan; insanlığın yaklaşık yüzde 40’ını temsil eden on asil üyeye liderlik edecek. Bu halkada Hindistan, Pakistan, Belarus ve Cumhurbaşkanı Kasım Cömert Tokayev önderliğindeki Kazakistan başta olmak üzere dört Orta Asya cumhuriyeti yer alırken, Kahire’den Körfez’e ve Ankara’ya kadar uzanan diyalog ortakları da heyete eşlik ediyor.
Hiçbir Batılı kurum bugüne kadar böylesi bir topluluğu aynı çatı altında ağırlamak zorunda kalmadı. Hiçbir Amerikan yönetimi de bu manzarayı dışarıdan izleme durumunda bırakılmadı.
Kâğıt üzerinde gündem, bilinçli olarak sıradan tutulmuş: Örgütün Taşkent merkezli koordinasyon organı aracılığıyla terörle mücadele iş birliği, Afganistan’daki istikrarsızlık, ticaretin kolaylaştırılması, enerji, dijital kalkınma ve “Şanghay Ruhu”nun -karşılıklı güven, ortak fayda ve medeniyetler arası saygı- alışılagelmiş tekrarı. Temel ilke her zamanki gibi oydaşma; bu da genel kurul salonunda dile getirilen hiçbir sözün kimseyi incitmeyeceği anlamına geliyor.
Asıl zirve ise satır aralarında, sonuç bildirisinde yer bulamayacak üç ayrı temasta gerçekleşecek.
İlk temas: Para ve onu Washington’ın erişemeyeceği yerlerde dolaştırmanın yolları
Yayımlanacak hiçbir bildiride “yaptırım” kelimesi geçmeyecek. Yine de hazırlık müzakerelerini aktaran üç üye devlet diplomatı, gizlilik kaydıyla yaptıkları açıklamalarda, finans dosyasının diğer tüm başlıklardan daha fazla mesai tükettiğini belirtti: Geçtiğimiz yılki Tientsin Zirvesi’nde yeniden ivme kazanan ve uzun süredir ertelenen ŞİÖ Kalkınma Bankası projesi, yerel para birimleriyle ticaretin genişletilmesi ve üyelerin Belçika merkezli SWIFT ağına -dolayısıyla ABD finans hukukuna- temas etmeden hesaplaşmasını sağlayacak ulusal ödeme sistemlerinin birbirine bağlanması.
Bu arayışın aciliyeti soyut bir heves değil. Rusya Merkez Bankası kapsamlı kısıtlamalar altında faaliyet gösteriyor; İran ise neredeyse bir kuşaktır dolar sisteminin dışına itilmiş durumda. Batı’nın ortağı konumundaki Hindistan bile seçeneklerini çoğaltmak adına Rus petrolünü dolar dışı para birimleriyle alıyor. Gümrük tarifeleri ve ikincil yaptırımlar, örgütün diplomatik dilindeki “finansal kapsayıcılık” ifadesini bu yazın örtük parolasına dönüştürdü.
Karşılaşılan engeller de bir o kadar somut. Kalkınma bankası, kurulmaksızın on yılı aşkın süredir tartışılıyor; zira kurucu üyelerin her biri sermaye yapısının, genel merkezinin ve kullanılacak para biriminin kendi şartlarına göre belirlenmesini istiyor. Üye devletlerden birinin hükümetine danışmanlık yapan bir iktisatçı durumu şöyle özetledi: “O salondaki hiç kimse dolarsızlaşmaya karşı değil; fakat herkes Çin’in kontrol edeceği bir bankaya karşı.”
İkinci temas: Masada olmayan ama varlığı her köşede hissedilen ABD
Zirve öncesindeki aylarda, büyük ölçüde aracılar üzerinden yürütülen yoğun bir Amerikan diplomasisi trafiği gözlendi: CIA Direktörü ile Rus istihbaratı arasındaki temas haberleri, Pakistan Genelkurmay Başkanı’nın Tahran ziyaretleri, Körfez ülkeleri dışişleri bakanlarının ve bir yoruma göre Ürdün Kralı’nın Pekin’e ilettiği mesajlar. Washington bu hareketliliği karmaşık bir dünyanın olağan yönetimi olarak nitelendirirken, Bişkek’te toplanan başkentlerde bu durum farklı okunuyor; süper gücün bir uzlaşma arayışında olduğunun işareti olarak görülüyor.
Pekin’de görev yapan ve diğerleri gibi ismini vermek istemeyen Avrupalı bir büyükelçi, “Aracılar eliyle yürütülen diplomasi ya yüksek bir maharetin ya da tükenmişliğin göstergesidir” dedi. “Amerikalılar bunun ilk seçenek olduğunu söylüyor. Bu zirve ise iki gün boyunca ikincisini sahneleyecek.”
Zamanlama dramatik gerilimi daha da tırmandırıyor. Liderlerin Bişkek’ten ayrılmasından on hafta sonra ABD ara seçimleri yapılacak; siyasi kimliğini savaşları bitirmek ve ticaret ihtilaflarını kazanmak üzerine kuran bir başkan ise henüz iki alanda da kalıcı bir netice alabilmiş değil. Danışmanlar, Temsilciler Meclisi’nin kaybedilmesinin muhalefete soruşturma yetkisi ve azil mekanizmasını işletme imkânı vereceğinden açıkça endişe duyuyor. Uzmanlar, zirvenin koreografisinin buna göre ayarlanacağını öngörüyor: Alternatif bir düzeni yansıtan el sıkışmalar ve aile fotoğrafları sergilenecek, ancak Washington’a en kırılgan anında açık bir cephe açmayacak bir dikkat gözetilecek.
Fakat zirvenin kendi kurgusu, “gerileyen Amerika” anlatısının sınırlarını da ortaya koyuyor. Hindistan, örgütün yalnızca bir Çin-Rusya aracına dönüşmesini engellemek gayesiyle masada yer alıyor; nitekim daha önce Batı karşıtı ifadelere set çekmişti ve bunu tekrarlaması bekleniyor. Orta Asya devletleri ise Rusya’nın sunduğu güvenlik, Çin finansmanı ve Batı pazarları arasında denge gözetiyor. Kaldı ki her üyenin yaptırımlara direnç geliştirme çabası, en nihayetinde dolar merkezli dünyanın hâlâ ne denli ağırlık taşıdığının bir göstergesi.
Üçüncü temas: Bir Mısırlının başlattığı tartışma
Tientsin’de masaya gelen en somut önerilerden biri bir devlet başkanından değil; Asya ve Avrasya meseleleri uzmanı, Kahire merkezli Asya Araştırma ve Çeviri Merkezi Direktörü Mısırlı akademisyen Dr. Ahmed Moustafa’dan geldi. Ülkesi ŞİÖ diyalog ortağı olarak örgütün dış çeperini yoklamayı sürdürürken toplantıya katılan Moustafa’nın tespiti şu: Teşkilatın en derin açığı askeri ya da mali değil, enformasyonel nitelikte.
Batı’nın asıl üstünlüğü, örgütün sözcülüğünü üstlendiğini iddia ettiği gençliğin hedeflerini biçimlendiren medya platformlarından ve profesyonel ağlardan kaynaklanıyor. Moustafa’nın sunduğu teklif -üye ülkelerin düşünce kuruluşları ile medyasını birbirine bağlayan daimi ve kurumsal bir mekanizmanın teşkil edilmesi, bölge gençliği için de “LinkedIn ayarında ya da ondan daha güçlü” profesyonel bir sosyal ağ kurulması- bu yaz zirve çalışma gruplarında elden ele dolaştı.
Bu fikir, bir iş planı olmasından ziyade Pekin ve Moskova’nın daha çetin yollardan ulaştığı bir teşhisi yansıtması bakımından önem taşıyor. Örgüt üyesi ülkelerin vatandaşları, sahip olunan tüm demografik ağırlığa rağmen, fiilen Batı platformlarının ve Batı dillerinin hâkimiyetindeki bir bilgi evreninde yaşıyor. Üye devletlerin buna yanıtı ise güvenlik duvarları, taklit uygulamalar ve her yıl düzenlenen bir medya forumuyla sınırlı kaldı; henüz kimsenin kendi tercihiyle yöneleceği bir dijital ekosistem inşa edilemedi.
Kuşkucular bu durumu yapısal bir nedene bağlıyor: Profesyonel ağlar değerini serbest bilgi akışından üretir; oysa kimi üye hükümetler tam da bu akışı kısıtlama ilkesine bağlı. Bir diplomatın kinayeli ifadesiyle: “Şanghay Ruhu için bir LinkedIn kurabilirsiniz; fakat insanları orada birbiriyle temas kurmaya ikna etmekte başarılar dilerim.”
Son temas: Örgütün kendi iç çelişkileriyle yüzleşmesi
Aile fotoğrafı, perde arkasındaki çekişmeleri yansıtmayacak: Hindistan ile Çin, Hindistan ile Pakistan arasındaki gerilimler; İsrail ile yaşadığı savaşın ardından Tientsin’den somut bir güvenlik garantisi alamadan yalnızca taziye ve destek sözleriyle ayrılan İran ve aynı anda tüm taraflarca el üstünde tutulmayı ulusal bir stratejiye dönüştüren ev sahibi yönetim. Kuruluşunun üzerinden geçen çeyrek asrın ardından örgütün en belirgin başarısı, zirvenin bizzat toplanabilmiş olması: Rakiplerin bir araya gelebildiğinin kanıtı, fakat henüz birlikte inşa edebildiklerinin değil.
Avrasya kurumlarını yakından izleyen kıdemli bir analist, “Bişkek kusursuzca sahnelenecek” dedi. “Asıl soru, araç konvoyları dağıldıktan sonra geriye bir şey kalıp kalmayacağı.”
Liderler 1 Eylül’de uçaklarıyla Bişkek semalarından ülkelerine dönerken arkalarında flamalar, yayımlanmış bir bildiri ve bir iddia bırakacak: Yeni bir düzenin yalnızca arzu edilmekle kalmayıp işlerlik kazandığı iddiası.
Bu zirvenin fısıldadığı daha yalın gerçek ise şu: Bir düzen, varlığı ilan edilerek kurulamaz. Ödeme sistemi ödeme sistemiyle, platform platformla ve Şanghay Ruhu’nun rakamların katılığıyla sınandığı, kameraların girmediği odalarda adım adım inşa edilmek zorundadır.
Görüş
Hindistan’ın uzay sektörü: Küresel ortaklıklar için bir fırlatma rampası

Gurjit Singh, Hindistan’ın eski Almanya, Endonezya, Etiyopya Büyükelçisi; ASEAN ve Afrika Birliği Misyonları Temsilcisi

Uzaydaki rekabetin kızışması, Hindistan’a uzay araştırmalarını çatışma yerine iş birliğinin yönlendirdiği yeni bir anlayış geliştirme fırsatı sunuyor. Güvenilir ve maliyet etkin bir uzay gücü olarak kabul gören Hindistan; teknolojik kazanımlarını bilimsel ilerlemeye, ekonomik büyümeye ve sürdürülebilir kalkınmaya hizmet eden kalıcı uluslararası ortaklıklara dönüştürebilecek yetkinliğe sahip.
Hindistan’ın uzay serüveni kendine has bir rota izledi. Soğuk Savaş çekişmelerinden doğan birçok uzay programının aksine, Hindistan’ın hamlesi ulusal kalkınmanın bir aracı olarak tasarlandı. Dr. Vikram Sarabhai, ülkenin uzay vizyonunu sıradan insanların hayatını iyileştirecek pratik uygulamalar üzerine kurdu. Sarabhai’nin öncülüğünde geliştirilen uydular haberleşmeyi, hava tahminini, afet yönetimini, sağlık hizmetlerini, tarımı ve eğitimi güçlendirmeye odaklandı. Kalkınma eksenli bu felsefe, bugün de Hindistan’ın uzay programının merkezinde yer alıyor; sadece prestij peşinde koşmayıp uzay teknolojisinin somut faydalarını arayan Küresel Güney ülkelerinin ihtiyaçlarıyla da birebir örtüşüyor.
Günümüzde Hindistan’ın başarıları kalkınma odaklı uygulamaların çok ötesine geçiyor. Chandrayaan görevleri, Mars Yörünge Görevi, Aditya-L1 güneş gözlemevi ve yakında icra edilecek insanlı uzay uçuşu programı Gaganyaan; Hindistan’ı karmaşık ve güvenilir uzay görevlerini başarıyla yürüten bir ülke konumuna taşıdı. Chandrayaan-3’ün Ay’ın güney kutbu yakınına gerçekleştirdiği yumuşak iniş, Hindistan’ı seçkin uzay güçleri arasına sokarken dünya çapında bir inovasyonun görece mütevazı bütçelerle de başarılabileceğini kanıtladı.
Hindistan’ın pekişen saygınlığı, küresel uzay ekonomisinin hızla büyüdüğü bir döneme denk geliyor. Bugün 600 milyar doları aşan ve 2035’e kadar 1,8 trilyon dolara yaklaşması öngörülen sektör; uydu haberleşmesi, Dünya gözlemi, seyrüsefer, iklim hizmetleri, geniş bant bağlantı ile yörüngede bakım-onarım ve Ay araştırmaları gibi yeni alanlardaki ticari faaliyetlerin ivmesiyle genişliyor. Birçok ülke bu ekosistemde yer almak istese de yerli imkânlardan yoksun. Bu ülkeler yalnızca fırlatma hizmeti sunan sağlayıcılar değil, uzun vadeli ve güvenilir ortaklar arıyor.
Hindistan bu talepleri karşılayabilecek yetkinliğe sahip. Uzay sektörünün 2020 yılında serbestleştirilmesi, kapıları özel sektöre açarak tüm ekosistemi dönüştürdü. Hindistan Ulusal Uzay Geliştirme ve Yetkilendirme Merkezinin (IN-SPACe) kurulması, NewSpace India Limited’in genişleyen ticari rolü ve özel teşebbüslerin büyümesi, dünyanın en dinamik uzay ekosistemlerinden birini ortaya çıkardı. Hint girişimleri küresel yatırımları ve müşterileri cezbeden fırlatma araçları, uydu platformları, coğrafi bilgi sistemleri ve itki teknolojileri geliştiriyor. Skyroot Aerospace, Pixxel ve Agnikul Cosmos gibi şirketler, Hindistan özel sektörünün ileri uzay teknolojilerinde uluslararası ölçekte rekabet edebileceğini sahada gösterdi.
Sıradaki adım, bu ekosistemi uluslararası alana taşımak.
Hindistan, kendini yalnızca düşük maliyetli bir fırlatma merkezi olarak konumlandırmak yerine; uydu tasarımı, fırlatma hizmetleri, görev operasyonları, yer istasyonları, astronot eğitimi, kapasite geliştirme ile tarım, afet yönetimi ve deniz güvenliğine yönelik veri uygulamalarını kapsayan bütüncül ortaklıklar sunmayı hedefliyor. Bu tür entegre iş birlikleri, kalkınma önceliklerini karşılamak adına uygun maliyetli, amaca özel ve güvenilir teknolojiler arayan Küresel Güney ve Hint-Pasifik ülkeleri için kıymetli imkânlar barındırıyor.
Hindistan, bu tür bir iş birliğinin diplomatik değerini daha önce de ortaya koydu. Güney Asya Uydusu aracılığıyla komşu ülkelere haberleşme ve kalkınma desteği sağladı. Hint fırlatma araçları, dünyanın dört bir yanındaki hükümetler, üniversiteler ve ticari işletmeler adına yüzlerce yabancı uyduyu başarıyla yörüngeye yerleştirdi. Hindistan’ın Artemis Anlaşmalarına katılma kararı, Ay’ın uluslararası iş birliğiyle barışçıl amaçlarla keşfedilmesine katkı sunma iradesini yansıtıyor. NASA, Avrupa Uzay Ajansı ve JAXA ile yürütülen ortaklıklar da Hindistan’ın bilimsel ve teknolojik kapasitesini tahkim etti.
Bu ortaklıklar Hindistan’ın Küresel Güney’in güçlü sesi olma konumunu pekiştiriyor. Ülke, teknolojik bağımlılık yaratmak yerine erişilebilirlik, güvenilirlik ve karşılıklı saygı temeline dayanan kalkınma iş birlikleri öneriyor. Bu sayede uzay alanındaki iş birlikleri, bir yandan ikili ilişkileri güçlendirirken diğer yandan somut kalkınma çıktıları üreterek Hindistan diplomasisinin etkili araçlarından birine dönüşüyor.
Hindistan, potansiyelini bütünüyle hayata geçirmek için reform sürecini kararlılıkla sürdürmeyi hedefliyor. Yasal onay süreçlerinin hızlandırılması, risk sermayesine erişimin artırılması, fikri mülkiyet haklarının daha güçlü korunması; araştırma kurumları, sanayi ve akademi arasındaki bağların sıkılaştırılması bu süreçte belirleyici olacak. Kamu alım politikaları da Hint girişimlerini desteklemeye devam ederek onların ölçek kazanmalarına, yenilik üretmelerine ve küresel tedarik zincirine entegre olmalarına zemin hazırlayacak.
Hindistan, uzayın yönetişimine yön vermede daha etkin bir rol üstlenecek konumda bulunuyor. Yörünge yoğunluğu, uzay enkazı, kaynakların sorumlu kullanımı ve gelişen uzay fırsatlarına adil erişim gibi meseleler giderek daha acil uluslararası gündem maddeleri haline geliyor. Uzay faaliyetleri çeşitlendikçe, sorumlu ilke ve teamüller üzerinde uzlaşı tesis edebilecek ülkelere duyulan ihtiyaç da artacak. Hindistan’ın uzayın barışçıl kullanımına yönelik köklü taahhüdü, gelişen teknolojik kabiliyetleriyle birleştiğinde; şeffaflığı, sürdürülebilirliği ve adil erişimi gözeten kuralların oluşturulmasına anlamlı katkılar sunmasını sağlayacak güçte.
Gelecek on yıl, yalnızca uzayda hangi ülkelerin öne çıkacağını değil, uzayın nasıl yönetileceğini de belirleyecek. Bilimsel birikimi, girişimci ekosistemi ve uluslararası güvenilirliğiyle Hindistan; yerleşik uzay güçleri ile sektöre yeni adım atan ülkeler arasındaki mesafeyi kapatabilecek müstesna bir konumda duruyor. Kapsayıcılık, karşılıklı fayda ve inovasyon üzerine inşa edilen iş birlikleri sayesinde Hindistan, uzay programını küresel angajmanının ana sütunlarından birine dönüştürebilir.
Kutuplaşmanın derinleştiği bir dünyada Hindistan’ın uzay sektörü, uzaydaki en büyük başarıların ulusları bir araya getiren adımlar olduğunu güçlü bir biçimde hatırlatıyor. Bu yaklaşım, Hindistan’ın insanlığın yeni sınırına yapacağı en kalıcı katkı olabilir.
Avrupa5 gün önceAvrupa savunma sanayii Ukrayna’ya yetişemiyor
Avrupa4 gün önceKoçbaşı olarak AfD
Görüş2 hafta önceBişkek’te “Yeni Düzen” gerçeğe dönüşüp dönüşemeyeceğini görmek için toplanıyor
Dünya Basını2 hafta önce“Yapay zeka devasa bir aldatmaca”
Avrupa5 gün önceCDU, AfD’yi durdurmak için yeni göç planı hazırlıyor
Asya2 hafta önceHindistan’ın 2047 gelişmiş ekonomi hedefi zora girdi
Asya2 hafta önceABD’nin baskısıyla karşı karşıya kalan Japonya Merkez Bankası kritik bir karar aşamasında
Asya3 gün önceÇin’in HQ-17AE kısa menzilli hava savunma sistemi Pakistan’ın İHA savunmasını güçlendirecek









