Avrupa
Fransa’da protestolar sürerken yeni sokağa çıkma yasakları yolda

Fransa’da hükümet, ülke genelinde süren kitlesel gösteriler ve sokak olayları nedeniyle valilere yerel sokağa çıkma yasakları getirme yetkisi verdi. 17 Ekim’deki eylemlere yüz binlerce kişi katılırken Adalet Bakanlığı gözaltına alınan 2 bin 300’ü aşkın kişinin yaklaşık yüzde 30’unun reşit olmadığını duyurdu.
Fransa’da eylül sonundan bu yana süren kitlesel protestolar ve şiddet olayları nedeniyle yerel yönetimler yeni sokağa çıkma yasakları ilan etmeye hazırlanıyor. Başbakan Sébastien Lecornu, valilerin 20 Ekim akşamı sahadaki duruma göre yeni kısıtlama bölgeleri belirleyeceğini açıkladı.
X hesabı üzerinden kararı duyuran Lecornu, adımların belediye başkanlarıyla yakın temas halinde atılacağını belirtti. Uygulanan kısıtlamaların gece saatlerinin daha sakin geçmesine katkı sağladığını savunan Başbakan, sokağa çıkma yasağını denetleyen polis ve jandarma ekipleri ile valilere teşekkür etti.
Valiler yasak sınırlarını belediye başkanlarıyla çizecek
Hükümet, yağma ve şiddet olaylarına karşı ilk yerel kısıtlama talimatını 19 Ekim’de vermişti. Başbakanlık internet sitesinde yayımlanan resmi kayıtlara göre bu önlemler, insanları ve başta dükkanlar olmak üzere mülkleri koruma amacını taşıyor.
Kısıtlamaların sınırları, valilerin belediye başkanları ve ticaret odası temsilcileriyle yapacağı görüşmelerin ardından netleşiyor. Bu kapsamda Paris’in merkezindeki iki noktada, République Meydanı ile Les Halles alışveriş merkezi çevresinde 22.00 ile 06.00 saatleri arasında gece sokağa çıkma yasağı uygulanmıştı.
Lecornu kısıtlamaların Paris’in tamamını kapsamadığını vurgularken, gereksinim duyulması halinde olağanüstü hal ilan edilebileceği ihtimalini de dışlamadı.
Öğrenci eylemleri genel hoşnutsuzluk dalgasına dönüştü
Ülke genelindeki eylemler eylül ayı sonunda liselilerin öğretmen açığı, kalabalık sınıflar ve okul binalarının kötü durumunu protesto etmesiyle başlamıştı. Kamu çalışanları da maaşların dondurulması nedeniyle sokaklara çıkmıştı.
Süreç içinde gösterilere üniversite öğrencileri, sendikalar ve “Sarı Yelekliler” hareketi de dahil oldu. Göstericilerin talepleri arasında ücret ve emekli maaşlarının artırılması, kamu hizmetlerinin iyileştirilmesi ve artan yaşam maliyetine karşı önlem alınması yer alıyor.
Fransa İçişleri Bakanlığı verilerine göre 17 Ekim’deki gösterilere yaklaşık 550 bin kişi katıldı. Eylemleri organize edenler ise bu sayının 800 bine ulaştığını bildirdi.
Paris, Lyon ve Marsilya başta olmak üzere pek çok kentte polisle çatışmalar yaşandı; dükkanlar yağmalandı ve kundaklama olayları meydana geldi. Adalet Bakanı Gérald Darmanin, olayların başlangıcından bu yana 2 bin 300’den fazla kişinin gözaltına alındığını, gözaltına alınanların yaklaşık yüzde 30’unun reşit olmadığını açıkladı.
Macron göstericilerle yağmacıların ayrılmasını istedi
Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, 18 Ekim’de yaptığı açıklamada barışçıl göstericilerin talepleriyle yağmacıların eylemlerinin birbirinden ayırt edilmesi gerektiğini söyledi. Şiddet olaylarından aşırı sol gruplardaki radikalleri ve suçluları sorumlu tutan Macron, hoşnutsuz vatandaşların sesine kulak verilmesi gerektiğini dile getirdi.
Macron, “Sesleri hiçbir önyargı olmaksızın ve yaşanan zorluklar küçümsenmeden duyulmalı. Hükümet bu çalışmayı yürütmeye başladı” dedi.
Siyasi cephede ise aşırı sağcı Ulusal Birlik partisinin lideri Marine Le Pen, aşırı solun toplumsal tepkiyi kendi çıkarları doğrultusunda kullandığını öne sürdü. Sol çizgideki Boyun Eğmeyen Fransa hareketinin lideri Jean-Luc Mélenchon ise polisin müdahalelerini eleştirdi ancak destekçilerine yağma ve kundaklamalardan uzak durma çağrısı yaptı.
ABD Başkanı Donald Trump da Fransa’daki gelişmeleri göç politikalarına bağlayarak sınırların kapatılması çağrısında bulundu. Trump paylaşımında, “Fransa alevler içinde! Kalplerinde nefret taşıyan, bambaşka bir dünyadan gelen insanların göçü bu bir zamanların büyük ülkesini mahvetti. Sınırları kapatın ve çok geç olmadan durumu kontrol altına alın” ifadelerini kullandı.
Avrupa
AfD, Avrupa Parlamentosu seçimlerinin kaldırılmasını önerdi

Almanya için Alternatif partisi, Avrupa Parlamentosu için yapılan doğrudan seçimlerin kaldırılmasını ve üye ülkelerin egemenlik alanlarının genişletilmesini öngören kapsamlı bir reform planı hazırladı. Parti, 2029 yılına kadar parlamentoda oluşmasını beklediği sağ çoğunlukla kurucu anlaşmaları beş ila yedi yıllık takvimde yeniden müzakere etmeyi amaçlıyor.
Almanya için Alternatif (AfD) partisi, Avrupa Parlamentosu seçimlerini kaldırmayı, Avrupa Komisyonu’nun yetkilerini kısmayı ve ulusal hükümetlerin ağırlığını artırmayı öngören kapsamlı bir Avrupa Birliği reform planı hazırladı.
Politico‘nun incelediği parti program belgesine dayandırdığı habere göre plan, “Egemen Uluslar, Ortak Avrupa” başlığını taşıyor.
Taslak metni, AfD Eş Başkanı Alice Weidel 21 Ekim’de Avrupa Parlamentosu’nda kamuoyuna tanıtacak.
Belgeye göre parti, Avrupa Parlamentosu için doğrudan yapılan genel seçimlerin sonlandırılmasını talep ediyor.
Milletvekillerinin her ülkedeki siyasi güç dengesi gözetilerek doğrudan üye ülkelerin ulusal parlamentoları tarafından atanması öngörülüyor.
Karar alma mekanizmasındaki temel yetkilerin ise üye ülkelerin devlet ve hükümet başkanlarından oluşan Avrupa Konseyi’ne devredilmesi isteniyor.
Avrupa Komisyonu’nun AB’nin fiili hükümeti rolünden çıkarılarak yalnızca eşgüdüm ve icra görevleriyle sınırlandırılması hedefleniyor.
Avrupa Adalet Divanı tahkim mahkemesine dönüştürülecek
Partinin bir diğer girişimi Avrupa Birliği Adalet Divanı’nı kapsıyor. Mahkemenin, üye devlet hükümetleri arasında AB kurucu anlaşmalarının uygulanmasına ilişkin uyuşmazlıklara bakacak bir Avrupa Tahkim Mahkemesi’ne dönüştürülmesi öneriliyor.
AfD, birliğin temel yetki alanına girmeyen tüm başlıklarda ulusal yasaların üstünlüğünü savunuyor. Mali alanda ise AB bütçesinde kesintiye gidilmesi ve bütçe büyümesine tavan sınır getirilmesi talep ediliyor.
Plan uyarınca birlik kurumlarındaki personel sayısının dondurulması ve bazı AB kurumlarının kapatılması isteniyor. Katma değer vergisi ile plastik atık payına dayalı bütçe gelirlerinden vazgeçilmesi de öneriler arasında yer alıyor.
Parti ayrıca Avrupa Merkez Bankası (AMB) Yönetim Kurulu’ndaki oy ağırlıklarının, ülkelerin banka sermayesindeki paylarına göre belirlenmesini talep ediyor. Bu adımın, Almanya ve diğer büyük avro bölgesi ekonomilerinin karar mekanizmasındaki etkisini artıracağı kaydediliyor.
Dijital avro projesine de karşı çıkan AfD, buna karşın Almanya’nın AB’den veya avro bölgesinden derhal ayrılmasını teklif etmiyor.
Parti, kurucu anlaşmaların yeniden müzakere edilerek göç, vergi, sosyal politika ve savunma alanlarındaki yetkilerin ulusal hükümetlere iadesini amaçlıyor.
AfD 2029 yılını dönüm noktası olarak görüyor
Belgede 2029 yılı, Avrupa siyaseti açısından muhtemel bir dönüm noktası olarak nitelendiriliyor.
AfD, o tarihe kadar Avrupa Parlamentosu’nda bu dönüşümü destekleyecek “vatansever bir sağ çoğunluğun” oluşmasını bekliyor.
Partinin federal hükümete katıldığı ve siyasi dengelerin elverişli olduğu bir tabloda dahi kapsamlı AB reformları hayata geçirilemezse, Almanya’nın izleyeceği Avrupa rotasına ilişkin kararın halk oyuna sunulması öngörülüyor.
Hazırlanan program kademeli bir reform takvimi içeriyor. Mevcut mevzuat çerçevesinde yapılabilecek adımların iki ila üç yıla, AB kurucu anlaşmalarının tadilini gerektiren düzenlemelerin ise beş ila yedi yıla yayılması hedefleniyor.
Parti daha önce Almanya’nın birlikten ve ortak para biriminden ayrılmasını savunan “Dexit” politikasını öne sürmüştü.
Ekim ayı başında Die Welt ve Reuters, AfD yönetiminin bu ayrılık talebini terk ederek birliğin reforme edilmesine odaklanmayı tartıştığını aktarmıştı.
Alice Weidel ağustos ayı sonunda avroyu istikrarsız bir para birimi olarak nitelemiş ve Almanya’nın ortak para biriminden ayrılması gerektiğini savunmuştu.
Ekim başında AfD’nin oy desteği yüzde 30 seviyesine ulaşırken, iktidardaki CDU/CSU bloğunun oy oranı yüzde 18’e geriledi.
Parti, eylül ayında Saksonya-Anhalt ve Mecklenburg-Vorpommern eyalet parlamentosu seçimlerinde birinci çıktı.
Avrupa
AB küresel petrol yasağını bıraktı, Arktik’te askeri önceliklere yöneldi

Avrupa Birliği, hazırladığı yeni stratejiyle Arktik politikasının merkezine çevre koruma yerine savunma ve jeopolitiği yerleştiriyor. Politico’nun aktardığına göre Birlik, 2027 yılında devreye alacağı izleme programıyla donanma amaçlı buz kıran sayısını artırmayı, askeri hareketliliği güçlendirmeyi ve deniz güvenliği merkezleri kurmayı hedefliyor.
Avrupa Birliği, Arktik bölgesine yönelik politikasında çevre ve iklim odaklı yaklaşımı bir kenara bırakıp jeopolitik ve güvenliği merkeze almaya hazırlanıyor. Birlik, hazırladığı yeni strateji belgesiyle bölgedeki askeri varlığını ve caydırıcılığını artırmayı hedefliyor.
Politico dergisinin ulaştığı taslak belgeye ve Avrupalı yetkililere göre, önceki dönemde “Avrupa Yeşil Mutabakatı” çerçevesinde hazırlanan yaklaşım yerini doğrudan fiziki güce bırakıyor. Adı açıklanmayan bir AB yetkilisi bu dönüşümü, “Kutup ayılarına daha az, sert güce daha çok odaklanıyoruz” sözleriyle özetledi.
AB buz kıran filosunu genişletip askeri deniz güvenliği merkezi kuruyor
Yeni plan kapsamında Brüksel, donanmanın ihtiyaçlarını da gözeterek elindeki buz kıran gemilerin sayısını artırmayı amaçlıyor. Taslakta ayrıca deniz güvenliği merkezi ile bölgedeki iletişimi güvenceye alacak Arktik kablo merkezinin kurulması öngörülüyor.
Bölgedeki hareketlilik ise uydular, gelişmiş algılayıcılar ve istihbarat paylaşımıyla izlenecek. Bloomberg, Birliğin tehditleri tespit etmek amacıyla Copernicus ve Galileo uydularını devreye sokarak 2027 yılında kapsamlı bir Arktik izleme programı başlatmayı planladığını duyurdu.
Yeni stratejiyi tanıtması beklenen AB Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Kaja Kallas, belgenin gerekçesini güvenlik ortamındaki keskin değişime dayandırıyor.
Kallas’a göre Birlik, önceki stratejinin kabul edildiği günlere kıyasla çok daha sert bir güvenlik tablosuyla karşı karşıya kaldı.
Arktik’in küresel jeopolitik gerilimlerden artık uzak kalamadığını vurgulayan Kallas, hazırlanacak yeni yaklaşımın bu gerçeği yansıtacağını belirtti.
Kallas, ekim ayında The Times gazetesine verdiği mülakatta da Çin ve Rusya’nın ticaret yollarını ele geçirmesini engellemek için ABD ve Kanada ile ortak hareket etmeleri gerektiğini dile getirmişti.
Küresel sondaj yasağı hedefi taslaktan çıkarıldı
Belgede dikkat çeken bir diğer ayrıntı ise enerji politikası oldu. Birlik, bölgede petrol ve doğalgaz çıkarılmasına karşı tutumunu sürdürse de yeni metinde küresel bir moratoryum çağrısı yapmaktan vazgeçti.
Financial Times, Rusya ile Ukrayna arasındaki savaş başlamadan hemen önce yürürlüğe konan bir önceki stratejide, Arktik’te yeni sondajların yasaklanmasına dönük çok taraflı küresel bir anlaşma arayışının yer aldığını hatırlattı. Yeni taslakta ise bu bağlayıcı talep metinden çıkarıldı.
12 Avrupa ülkesi NATO altyapısı için ek kaynak istedi
Taslak belgede, Arktik’in uzun yıllar işbirliği, öngörülebilirlik ve itidal bölgesi olarak kaldığı, ancak 2022 sonrasında bu tablonun kökten değiştiği vurgulandı. Bir yetkili, güvenliğin tek olmasa da Brüksel için artık ana önceliklerden biri haline geldiğini söyledi.
Eylül ayında 12 Avrupa ülkesinin lideri, değişen jeopolitik dengeler ışığında Birliği Arktik’te daha etkin rol oynamaya çağırmıştı.
Finlandiya’nın Rovaniemi kentindeki zirveye atıfla yayımlanan taslak bildiride, NATO birlikleri ile askeri araçlarının intikalini kolaylaştıracak askeri hareketlilik harcamalarının artırılması, dijital ağların geliştirilmesi ve hibrit tehditlere karşı koyulması talep edilmişti.
Putin: Arktik stratejik önem taşıyor, işbirliğine hazırız
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ise konuya ilişkin daha önceki değerlendirmelerinde Arktik’in ülke ekonomisi, sanayi kapasitesi ve ulusal güvenlik açısından taşıdığı stratejik değere işaret etmişti.
Rus lider, deniz ve nehir limanları, demiryolları, otoyollar ve havalimanlarıyla bölgenin lojistik altyapısını güçlendirdiklerini açıklamıştı.
Ortadoğu’daki çatışmalar nedeniyle küresel tedarik zincirlerinde yaşanan aksamalara değinen Putin, Kuzey Deniz Rotası’nın öneminin arttığını belirterek, bölge çevresinde jeopolitik rekabetin kızışmasına rağmen işbirliğine açık olduklarını kaydetmişti.
Avrupa
AB, ABD’nin Ukrayna üzerinden Rus gazı alımını içeren planını geri çevirdi

Avrupa Komisyonu, ABD’nin gündeme getirdiği Ukrayna üzerinden Rus gazı alımına geri dönülmesi teklifini savaş tamamen bitmeden kısıtlamaların kalkmayacağını belirterek reddetti. Brüksel yönetimi 2027 sonuna kadar Rus doğalgazı ithalatını sıfırlama hedefini koruyor.
Avrupa Komisyonu, ABD yönetiminin Ukrayna üzerinden Rus doğalgazı alımına yeniden başlanmasını içeren barış planı önerisini geri çevirdi.
Komisyon Sözcüsü Paula Pinho, Brüksel’in pozisyonunun değişmediğini vurguladı.
Pinho, Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen’in çatışma tamamen sona erene kadar Rusya’ya yönelik hiçbir kısıtlamanın kaldırılmayacağını daha önce net biçimde açıkladığını hatırlattı.
The New York Times, ABD Başkanı’nın yeni barış önerisinin Avrupa’nın Ukrayna üzerinden yüksek hacimli Rus gazı alımına geri dönmesini kapsadığını yazmıştı.
Habere göre Özel Temsilci Steve Witkoff ve Jared Kushner, geçen ay Kiev’de Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy dahil Ukraynalı ve Avrupalı yetkililerle yaptıkları temaslarda bu konuyu gündeme getirdi.
Gazetenin ulaştığı kaynaklar, bazı Avrupalı ve Ukraynalı yetkililerin Washington’ın Rus gazı ihracatından pay almaya çalışacağını düşündüğünü aktardı.
Bu plana göre Amerikan şirketlerine veya ABD hükümetine kârdan pay aktarılması hedefleniyor.
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Avrupa ülkelerine yakıt tedariki konusunda çalışmaya hazır olduklarını ancak karşı taraftan sinyal gelmesi gerektiğini söylemişti.
Putin, Batı pazarına yakıt akışının imkan ve gerekliliğini Moskova’nın değerlendirmesi gerektiğini belirterek, Avrupa’nın enerji tedarikinde kapıyı gösterişli şekilde kapatmasını beklemeyeceklerini ifade etmişti.
Kremlin Sözcüsü Dmitriy Peskov ise Avrupa ülkelerinin Rus gazını reddetmesinin bu ülkeleri ABD’ye bağımlı kılacağını ve tedarik kaynaklarını çeşitlendirme imkanından mahrum bırakacağını dile getirmişti.
Peskov, ABD’nin gazı çok pahalıya sattığını, Avrupa ülkelerinin enerjiye daha fazla ödeme yapması durumunda sanayilerinin zarar göreceğini kaydetti.
AB, Rusya’dan sıvılaştırılmış doğalgaz ithalatını 1 Ocak 2027’de, boru hattı gazını ise 30 Eylül 2027’de tamamen kesmeyi planlıyor.
Von der Leyen daha önce yaptığı açıklamada, birliğin 2027 sonuna kadar Rus gazı ithalatını sıfırlayacağını duyurmuştu.
Rusya, Gazprom ile Naftogaz Ukrayna arasındaki beş yıllık sözleşmenin süresi dolunca 1 Ocak 2025 itibarıyla Ukrayna üzerinden Avrupa’ya gaz akışını durdurmuştu.
Putin, Kiev’in transit sözleşmesini uzatmayı reddettiğini belirtmişti. Ukrayna güzergahının kapanmasının ardından Rus boru hattı gazının Avrupa’ya ulaştığı tek faal rota TürkAkım hattı olarak kaldı.
Dünya Basını2 hafta önceEski CIA analisti Johnson: Trump İran’a girerse Çanakkale’deki Churchill gibi yenilir
Görüş2 hafta önceOrtadoğu’da Koridor İttifakları Devri
Asya2 hafta önceJaponya Başbakanı Takaichi piyasaları harcama gündemi konusunda yatıştırmaya çalışıyor
Asya2 hafta önceAvustralya muhalefeti, ülke tarihindeki “en büyük göçmenlik kesintisini” vaat etti
Asya2 hafta önceHindistan’da 130 milyon seçmen kaydı silindi: Protestolar büyüyor
Asya2 hafta önceGüney Kore, Kiev Büyükelçisini geri çağırdı
Amerika2 hafta önceBrezilya’da ikinci tur süreci nasıl işleyecek?
Asya2 hafta önceEndonezya’nın yeni iş yasası işçileri memnun etti, iş dünyasını endişelendirdi






