Bizi Takip Edin

Ortadoğu

“İç ve dış engellere rağmen Hizbullah ikinci bir cephe açabilir”

Yayınlanma

hizbullah

Hamas’ın Aksa Tufanı baskınıyla başlayan İsrail-Gazze savaşında en az Hamas kadar dikkatle izlenen diğer bir grup da Hizbullah. İsrail ordusu ile 8 Ekim’den bu yana çatışmalarını sürdüren Lübnan’daki Hizbullah’ın Genel Sekreteri Hasan Nasrallah dün Filistin İslami Cihad Hareketi Genel Sekreteri Ziyad en-Nahhale ve Hamas Siyasi Büro Başkanı Yardımcısı Salih el-Aruri ile görüştü. Hizbullah’ın savaşa dahil olup olmayacağı savaşın başladığı günden beri tartışılıyor.

Aşağıda çevirisini okuyacağız kapsamlı analiz, Hizbullah’ın Gazze’deki çatışmaya ilişkin tutumunu ve örgütün şimdiye kadar neden önemli bir müdahaleden kaçındığını ele alıyor. Makale ayrıca Hizbullah’ı çatışmaya doğrudan dahil olmaya iten faktörleri tartışıyor ve konuya ilişkin olası üç senaryo çiziyor:

***

Hizbullah İsrail’e Karşı Yeni Bir Cephe mi Açacak?

Levant Çalışmaları Grubu

Hamas’ın 7 Ekim 2023’te İsrail’e karşı ani saldırısı ve İsrail’in buna karşılık Gazze’deki harekete savaş ilan etmesi, Hizbullah’ın bu savaşa, özellikle de Lübnan-İsrail sınırında iki taraf arasında “sınırlı ve kontrollü” çatışmalara dâhil olma ihtimaline ilişkin soruları gündeme getirdi.

Temel Çıkarımlar

  • Lübnan-İsrail sınırında “düşük yoğunluklu çatışma” sürerken Hizbullah, Gazze’deki Hamas üzerindeki baskıyı hafifletmek için askeri güçlerinin bir kısmını cepheye kaydırarak İsrail’in dikkatini dağıtmak ve onu yormak istiyor gibi görünüyor.
  • Hizbullah ayrıca Tel Aviv’i, örgütünün ve “Direniş Ekseni”nin geri kalanının İsrail ile Hamas arasında devam eden çatışmada tarafsız kalmayacağı konusunda uyarmak istiyor.
  • Şu ana kadar İsrail ve Hizbullah düşük yoğunluklu çatışmalarını topyekûn bir savaşa dönüştürmeye niyetli olmadıkları için mevcut çatışmalar muhtemelen kontrol altında kalacaktır.
  • Her iki taraf da İsrail’in Gazze’deki operasyonu sona erene kadar ilan edilmemiş ama üzerinde uzlaşılan angajman kuralları üzerinde anlaşmış görünüyor.
  • Ancak Hizbullah’ın Hamas’ın varlığının sona ereceğini düşünmesi ya da İsrail’in Gazze’ye kara harekatının Hamas’ın önemli kayıplar vermesine yol açması halinde müdahale etmekten kaçınacağının garantisi yok.

Bu makale Hizbullah’ın İsrail ve Hamas arasında devam eden çatışmaya ilişkin tutumunu ve örgütün şimdiye kadar önemli bir müdahaleden kaçınmasının ardındaki temel nedenleri ele almaktadır. Makale ayrıca Hizbullah’ı pozisyonunu değiştirmeye ve bu çatışmaya daha fazla müdahil olmaya iten faktörleri de tartışmaktadır.

Bağlam

Hamas’ın El Aksa Tufanı operasyonunu başlatmasından bu yana Lübnan’ın güneyindeki askeri ortam gergin. Bölge Hamas ve İslami Cihat üyelerinin bombardımanına ve Lübnan tarafından sızma girişimlerine sahne oldu. Hizbullah da İsrail mevzilerine yönelik odaklı ve sınırlı saldırılar yaptı. İsrail de Hizbullah’ın mevzilerini ve bazı Lübnan köylerini vurarak karşılık verdi.

Her iki tarafın da gerçekleştirdiği bu bombalama eylemleri İsrail, Hizbullah ve Filistin taraflarında ölümlere ve yaralanmalara neden oldu. Sonuç olarak, bazı siviller güney Lübnan’ı terk ederek Beyrut ve güney bölgesine giderken, İsrail’in kuzey bölgeleri sürekli alarm halindeydi ve 28 kasaba ve yerleşim yeri tedbir amaçlı boşaltıldı.

İsrail ordusu Hamas’ın askeri ve yönetim kabiliyetlerini ortadan kaldırmak için kara harekâtına hazırlanıyor. Dünya güçlerinin pozisyonu, ABD ve bazı Avrupa ülkelerinin başını çektiği İsrail’i destekleyen kamp ile Hamas’ı destekleyen kamp arasında bölünmüş durumda. İsrail yanlısı kamp, topyekûn bir bölgesel savaş korkusuyla herhangi bir askeri tırmanıştan kaçınmak istiyor. Gerilimi tırmandırma kararı İsrail’in, Hizbullah’ın ve onun İranlı destekçisinin elinde.

Hizbullah’ın Tutumu

Hizbullah “Direniş Ekseni”nin bir parçası ve bu eksende İran’dan sonra en güçlü askeri gücü temsil ediyor. Örgüt, devam eden savaşı sadece bir gözlemci olarak değil, önemli bir oyuncu olarak katılımını gerektiren bir savaş olarak da görüyor; dolayısıyla örgütün bu savaşın durumu ve sonuçlarıyla ciddi şekilde meşgul olması da bundan kaynaklanıyor. Hamas’ı desteklemek ve İsrail’in hareketi izole etmesini ve hedef almasını engellemek Hizbullah’ın çıkarına. Hamas’ın yenilgisi ya da İsrail’in hareketin askeri kapasitesini zayıflatmada başarılı olması, Hizbullah da dahil Eksen için ciddi bir kayıp anlamına gelecektir.

Hizbullah ayrıca, Filistin davasının Arap ve Müslüman siyasi yaşamındaki merkeziliğini savunması dolayısıyla örgütün tekrar tekrar yaptığı “İsrail’e karşı direniş” çağrıları aracılığıyla Lübnan içinde ve dışında inşa ettiği popüler destek karşısındaki itibarını kurtarmak da istiyor. Bu itibarını kurtarma, Hizbullah’ın devam eden çatışmaya doğrudan ve derinlemesine müdahil olması gerektiği anlamına gelmiyor zira bu durum güney Lübnan’da yeni bir cephe açarak insani ve maddi maliyeti yüksek topyekûn bir savaşa yol açabilir.

Bu karmaşık gerçekler karşısında sıkışan örgüt orta bir yol buldu. Şebaa çiftliklerindeki İsrail askeri mevzilerine karşı saldırılar başlattı. İsrail de Hizbullah’ın mevzilerini vurarak karşılık verdi. Daha sonra İsrail, birkaç hafta önce iki taraf arasında tartışmalı bölgede yer alan bir çadırı bombaladı. Üç Hizbullah üyesinin öldürülmesinin ardından iki taraf arasında sınırlı karşılıklı ateş devam etti.

Örgüt yaptığı açıklamada İsrail’in “saldırganlığına”, “özellikle de şehitlerin düşmesine yol açtığında” karşılık vereceğini vurguladı. Bu da örgütün hâlâ orantılı karşılık verme ve gerilimi tırmandırmaktan kaçınma konusundaki angajman kurallarına uymak istediğini gösteriyor. Ancak Hizbullah’ın, başta Hamas ve İslami Cihad olmak üzere Lübnan’da bulunan Filistinli grupların Lübnan-İsrail sınırında saldırılar düzenlemesine ve bu operasyonların sorumluluğunu üstlenmeden sızmalar gerçekleştirmesine izin verdiği görülüyor.

Şimdiye kadar olayların seyri yıllardır uygulanan angajman kurallarına uygun gelişti: karşılıklı ancak sınırlı askeri eylemler. Bu statüko, İsrail’in Hizbullah’ın devam eden çatışmaya sembolik ya da sınırlı şekilde katılma ihtiyacını anlamasından kaynaklanıyor olabilir. İsrail’in sert ve iyi donanımlı bir düşmana karşı yeni bir cephe açmaya niyeti yok. Öte yandan Hizbullah’ın niyetleri de çok net değil. Görünen o ki örgütün “ihtiyatlı müdahalesi” -en azından şu ana kadar- İsrail’i Gazze’deki Hamas üzerindeki baskıyı hafifletmek için askeri yeteneklerinin bir kısmını Lübnan cephesine kaydırmaya zorlayarak İsrail’in dikkatini dağıtmayı ve onu yormayı amaçlıyor.

Hizbullah ayrıca Tel Aviv’i örgütün ve Direniş Ekseni’nin tarafsız kalmayacağı konusunda uyarmak istiyor. Hizbullah Yürütme Konseyi Başkanı Haşim Safieddine örgütün tarafsız olmadığını söyleyerek bunu yineledi. Safieddine, örgütü tarafından yürütülen operasyonların “İsrail’in dikkatle incelemesi gereken bir mesaj” olduğuna işaret etti. Hizbullah Genel Sekreter Yardımcısı Naim Kasım, örgütünün Gazze’deki Filistinlileri desteklemek için İsrail’le karşı karşıya gelmeye hazır olduğunu belirtti. Hizbullah’ın görevlerini tam olarak bildiğini ve Gazze’deki durumu yakından takip ettiği için hazırlıklı olduğunu söyledi.

İç ve Dış Engeller

Hizbullah, iç nedenlerden dolayı Gazze’deki çatışmaya tam anlamıyla müdahil olmak istemiyor. Bu nedenler arasında örgütün 2006 savaşındaki gibi bir halk desteğine sahip olmaması, rejim ve halk arasında Suriye’nin destekleyici bir rolünün bulunmaması ve en önemlisi Lübnanlıların İsrail ile bir savaşa girmeyi yaygın ve siyasi olarak reddetmesi yer alıyor.

Lübnanlı siyasi güçlerin çatışmaya ciddi bir şekilde müdahil olmaya karşı çıkması Hizbullah’ın hesaplarını zorlaştırıyor. Örneğin Lübnan Güçleri partisinin lideri Samir Caca, Gazze’deki çatışmaların uzamasından ve bunun da Lübnan’ın müdahalesine yol açmasından korktuğunu ifade etti. Partinin önde gelen üyelerinden Pierre Bou Assi, çatışmaya dahil olması halinde Hizbullah’ın Lübnan’ı yok edeceğini söyledi. Diğer bazı milletvekilleri de benzer görüşler dile getirerek, Lübnan’ı çatışmaya sürükleme girişimine karşı Hizbullah’a uyarıda bulundu ve bunun sonuçlarının zaten kriz içindeki ülkeyi yıkıma uğratabileceğini söyledi.

Caca’nın geleneksel rakibi ve Hizbullah’ın müttefiki olan Özgür Yurtsever Hareketi’nin lideri Cibran Basil, Lübnan topraklarının Lübnanlı olmayan herhangi bir güç tarafından operasyon başlatmak için kullanılmasını reddetti. Filistin halkının haklarını desteklediğini açıklayan Basil, önceliğinin Lübnan devleti ve egemenliği olduğunu da sözlerine ekledi. Bu da Hizbullah’ın Direniş Ekseni’nin “sahaların birliği” sloganını benimseyen yaklaşımını zımnen reddettiği anlamına geliyor.

Emel Hareketi lideri ve Lübnan Meclis Başkanı Nebih Berri ile görüşen İlerici Sosyalist Parti lideri Velid Canbolat, “İsrailli düşman saldırganlıkta ısrar etmediği sürece Lübnan’ın çatışma çemberinin dışında kalacağı” umudunu dile getirdi. Canbolat’ın bloğuna mensup bir milletvekili, Hizbullah’ın bazı operasyonlarını angajman kuralları çerçevesinde Filistinlilerle dayanışma gösterisi olarak gördüğünü söyledi. Ancak Lübnan’ın gereksiz bir savaşa sürüklenmesini eleştirerek İsrail’e karşı direnişin Lübnan’dan değil Suriye’deki Golan Tepeleri’nden başlamasını önerdi.

Lübnan’daki geçici hükümet adına konuşan Dışişleri ve Göçmenler Bakanı Abdallah Bou Habib, hükümetin Hizbullah’tan İsrail Lübnan’ı kışkırtmadığı sürece Gazze’deki çatışmaya müdahale etmeyeceğine dair güvence aldığını belirtti. Bakan ayrıca, Hizbullah’ın dahlinin Lübnan hükümetinin kontrolü dışında bölgesel bir mesele olduğunu kabul ederek Lübnan’ın Gazze’ye yönelik tutumunun Arapların genel tutumuyla uyumlu olduğunu yineledi.

İç anlaşmazlıklar, bölünmeler, otoritesine ilişkin şüpheler ve ülkede süregelen siyasi boşluk nedeniyle zayıflamış olan Lübnan’daki geçici hükümetin Hizbullah üzerinde hiçbir kontrolü yok. Hükümet ayrıca maddi ve diplomatik açıdan Hizbullah’ın eylemlerinden kaynaklanacak bir savaş durumunu idare etmekten aciz. Geçici Başbakan Necip Mikati Lübnan’ı korumak için diplomasinin önemini vurguladı. Bir hükümet toplantısının ardından Lübnan’daki tüm aktif siyasi güçlerle görüştüğünü ve onları itidalli olmaya ve karışıklığa sürüklenmemeye çağırdığını söyledi. Bir televizyon röportajında, Hizbullah’la ilgili asıl kararın “örgütün” elinde olduğunu açık yüreklilikle kabul etti.

Şii toplumunun zor zamanlarda bir “direniş” grubu olarak örgütün yanında yer alma yönündeki geleneksel tutumunun aksine, bazı Şiiler daha güvenli kuzey bölgelerine gitmek üzere güney Lübnan’ı terk etmeye başladı. Bu tutum değişikliği, mevcut ulusal ve bölgesel koşulların 2006 yılında Hizbullah ile İsrail arasında yaşanan savaştan çok farklı olduğunun daha iyi anlaşılmasını sağlıyor. O savaşta Lübnan ve Suriye’nin Hizbullah taraftarlarına verdiği destek ile Arapların ve İran’ın desteği etkili olmuştu. Değişen koşullar Şii toplumunun bir kesiminde, İsrail ile yeni bir açık savaşa girme konusunda çekincelere yol açmış görünüyor.

Lübnan halkının kötüleşen mali, ekonomik ve yaşam koşulları, Lübnan’ın İsrail ile askeri bir çatışmanın yükünü omuzlamasını neredeyse imkânsız hale getirmiş durumda. İsrailli askeri liderler olası bir çatışmada Lübnan’ın altyapısını yok etmekle tehdit ediyorlar. Böyle bir olasılık, halihazırda ülkelerinin kötüleşen koşullarıyla boğuşan Lübnan vatandaşlarının acılarını daha da artıracak. Lübnan lirasının devalüasyonu, temel ihtiyaç mallarına erişimde zorluk ve yüksek enflasyon ile özetlenen mevcut ekonomik kriz bu durumu daha da kötüleştirecek.

Dış etkenler de örgütü İsrail’le topyekûn bir çatışmaya girmekten caydırmaya yardımcı olabilir. Bunlar arasında ABD’den gelen ve en büyük uçak gemisinin Doğu Akdeniz’e konuşlandırılmasıyla zirve yapan sert uyarılar da yer alıyor. Sızan haberlere göre İsrail’in Hizbullah’ın olası müdahalesine vereceği yanıtın Lübnan ve Suriye’de yıkıcı saldırıları da kapsayacağı yönünde tehditleri de var. Hatta bu, Suriye rejimini çöküşünü hızlandıracak ölçüde hedef almaya kadar uzanabilir. Böyle bir senaryo, Esad rejimini desteklemek için büyük yatırımlar yapmış olan İran yanlısı eksen için önemli kayıplar anlamına gelecektir.

Bir diğer önemli faktör ise Lübnan ile İsrail arasında bir yıl önce imzalanan ve Hizbullah’ın açık rızası olmasaydı mümkün olmayacak olan deniz sınırı anlaşmasıdır. Bu anlaşma Lübnan için hayati önem taşıyor ve Lübnan sularında petrol ve gaz aramasına ve üretime başlamasına olanak tanıyor. Başarılı olması halinde bu, çökmekte olan Lübnan ekonomisini kurtarabilir. Lübnan’daki fiili otorite olarak Hizbullah’ın İsrail’le topyekûn bir savaş başlatarak sınır anlaşmasını ve ardından enerji kaynaklarının keşfini baltalama riskine girmesi pek olası değil.

Dış faktörler arasında Hizbullah’ın başlıca destekçisi olan İran’ın rolü öne çıkıyor. İran Dışişleri Bakanı Hüseyin Emirabdullahiyan’ın 14 Ekim’de Beyrut’a yaptığı ziyaret ve Hizbullah Genel Sekreteri Hasan Nasrallah’la görüşmesi görünüşte çelişkili mesajlar içeriyordu. Emirabdullahiyan Lübnan’ın güvenliğinin önemini ve sükunetin korunması gerektiğini vurguladı. Aynı zamanda İsrail Başbakanı Beinyamin Netanyahu’nun saldırgan eylemlerine son vermemesi halinde Gazze’deki çatışmanın diğer bölgelere de sıçrayabileceği uyarısında bulundu.

Bu görüşmenin ardından Hizbullah’tan yapılan açıklamada iki liderin ortak sorumluluklarını ve önemli ve tehlikeli gelişmeler karşısında alınacak pozisyonları ele aldıkları belirtildi. Katar ziyareti sırasında Emirabdullahiyan, Gazze’ye yönelik saldırganlığı durdurma çabalarının sonuçsuz kalması halinde “çatışma cephelerinin” genişlemesinin göz ardı edilemeyeceğini ve bu olasılığın her geçen saat daha da arttığını belirtti.

Olası Senaryolar

Yukarıda açıklanan faktörler ve değerlendirmelerden bağımsız olarak, Hizbullah ve İsrail arasında geniş çaplı bir çatışma olasılığı göz ardı edilmemeli. İsrail’in Hizbullah gibi Hamas’tan daha fazla askeri tecrübeye, güce ve kabiliyete sahip bir düşmana karşı ikinci bir cephe açma konusundaki gerçek isteksizliğine rağmen sahadaki bazı gerçekler Hizbullah’ı düşünerek ve sürdürülebilir bir şekilde savaşa girmeye itebilir. Hizbullah’ın Gazze Şeridi’ndeki mevcut çatışmaya ilişkin pozisyonu için üç potansiyel senaryo bulunuyor.

1. Senaryo: Angajman kurallarına bağlı kalarak kontrollü çatışma İsrail’in Gazze’deki operasyonu sona erene kadar devam edebilir. Hizbullah ve İsrail’in karşılıklı çıkarları da dahil birçok faktör bu senaryoyu destekliyor. Lübnan’daki durumu göz önüne alındığında, Hizbullah gerilimi tırmandırmaktan kaçınırken sembolik bir katılım arayışına girebilir. Bu senaryo aynı zamanda büyük çaplı bir çatışmanın içine çekilmekten kaçınmaları için her iki taraf, özellikle de Hizbullah üzerindeki uluslararası ve bölgesel baskının sürdürülmesine yol açıyor. Ayrıca Hamas’ın İsrail’in kara harekâtına direnmesine, İsraillilere ağır kayıplar verdirmesine ve sonunda Gazze Şeridi’nden çekilmeye zorlamasına yardımcı olabilir. Bu senaryo özellikle karşı karşıya kaldıkları iç zorluklar göz önüne alındığında, her iki tarafın da çıkarına hizmet ettiğinden mevcut bilgilere dayanarak daha olası görünüyor.

2. Senaryo: Büyük çaplı bir Hizbullah-İsrail savaşına dönüşme potansiyeli. Bu durum bir yanlış hesaplama sonucu ortaya çıkabilir ve kontrollü çatışmaların geniş çaplı bir çatışmaya dönüşmesine neden olabilir. Bu senaryo, İsrail’in kara harekatının Hamas’ı ciddi şekilde tehdit etmesi ve Hizbullah’ı Hamas üzerindeki baskıyı hafifletmek için büyük bir cephe açmaya zorlaması durumunda da gerçeğe dönüşebilir. Diğer potansiyel etmenler arasında İran’ın Hizbullah’a çatışmayı tırmandırması için baskı yapması ve bu baskının temelde İran’la ilgili hedefler ya da Washington’un Hamas’a karşı savaşa doğrudan müdahil olması sayılabilir. Ancak şu an itibariyle bu faktörlerin birçoğu belirsizliğini koruduğu için bu senaryo olası görünmüyor.

3. Senaryo: İsrail ile çatışmalar güney Lübnan yerine Suriye’nin Golan cephesine sıçrayabilir. Bu senaryo, Hizbullah’ın bir direniş hareketi olarak güç ve yetenek gösterme konusundaki çıkarlarıyla uyumlu olduğundan teorik olarak mümkün. Aynı zamanda Suriyeli müttefikinin çıkarlarına da hizmet edebilir, potansiyel olarak bazı uluslararası angajmanları davet edebilir ve Suriye hükümetinin bölgesel meşruiyetini güçlendirebilir. Ancak Hizbullah’ın Güney Lübnan’da on yıllardır geliştirdiğine benzer bir askeri altyapının Suriye Golan’ında bulunmaması ve örgütün burada önemli bir yerel desteğe sahip olmaması nedeniyle bu senaryo pek olası görünmüyor.

Ayrıca, Golan Tepeleri’nin arazisi bu senaryoda İsrail ordusuna fayda sağlayacaktır. İsrail’in Lübnan’da angajman kurallarına dayalı olarak vereceği tepkiyi düzenleyen yerleşik sınırlar olsa da Suriye söz konusu olduğunda bu tür kısıtlamalara uyulmayabilir. Bu da Suriye rejiminin geleceği için önemli bir tehdit oluşturabilir. İsrail kaynaklarına dayanan bazı haberler, Suriye hükümetinin bu konuda İsrail’den tehditler aldığını öne sürüyor.

Sonuçlar

Hizbullah, Gazze’de İsrail-Hamas çatışmasının patlak vermesinin ardından dikkatle hesaplanmış bir disiplin sergiledi. Örgütü Lübnan’dan İsrail’e karşı bir cephe açmaktan caydıran iç ve dış faktörlere rağmen, beklentilerin aksine örgütün tam olarak bunu yapması hâlâ mümkün. Çatışma ve savaşların başlangıcı öngörülebilir olsa da sonuçları genellikle belirsizdir.

Ortadoğu

ABD, Orta Doğu’ya üçüncü uçak gemisini gönderiyor

Yayınlanma

ABD ordusu, Başkan Donald Trump’ın İran’a yönelik yeni saldırıların ufukta olabileceği uyarısında bulunmasının ardından, Orta Doğu’ya üçüncü bir uçak gemisi saldırı grubunu sevk ediyor.

Özel bir amfibi saldırı grubunu da içeren bu sevkiyat, ABD’deki ara seçimlerin yaklaşmasıyla birlikte İran’a karşı Trump’ın savaşının hızla değişen dinamiklerini vurguluyor.

Trump, savaşın birkaç hafta süreceği yönündeki ilk vaatlerine rağmen, ara seçimlerden sonra gerginliğin tırmanmasının hâlâ geçerli bir seçenek olduğunu belirtti.

Şu anda Orta Doğu’ya doğru yol alan gemi grubu, toplamda 7.000’den fazla denizci ve 2.000 Deniz Piyadesi’ni taşıyor.

Bu gruba, USS Theodore Roosevelt uçak gemisi saldırı grubu ve iki amfibi çıkarma gemisinden oluşan USS Makin Island amfibi hazırlık grubu da dahil.

Hassas askeri operasyonlar hakkında konuşmak üzere isminin açıklanmaması koşuluyla konuşan bir ABD’li yetkiliye göre, bu durum Ekim ayı sonuna kadar bölgede üç uçak gemisinin bulunacağı anlamına gelebilir.

Orta Doğu’da halihazırda bulunan personel de hesaba katıldığında, bu hamle ABD’nin deniz kuvvetleri varlığını 20.000’den fazla denizci ve deniz piyadesi ile yüzlerce uçağa ulaşacak şekilde alışılmadık derecede yüksek bir seviyeye çıkaracak.

Donanma, Nisan ayında 2003 yılından bu yana ilk kez Orta Doğu’da üç uçak gemisi saldırı grubu bulundurmuştu.

USS George HW Bush ve USS George Washington uçak gemileri, USS Boxer amfibi hazırlık grubu ile birlikte şu anda bölgede bulunuyor.

USS George Washington genellikle Pasifik Okyanusu’nda görevlendirilir fakat zorlu görev süresi boyunca mürettebatın 260 günden fazla süreyle aralıksız denizde kalmasına neden olan USS Abraham Lincoln’ün yerini almak üzere Orta Doğu’ya sevk edildi.

Theodore Roosevelt uçak gemisi saldırı grubu bölgeye ulaştığında, Washington’un Japonya açıklarına kaydırılması muhtemel.

Perşembe günü Time dergisinde yayınlanan bir röportajda Trump, yeni saldırı olasılıklarına değindi ve 3 Kasım ara seçimlerinden sonra İran’a yönelik bombardımanı yoğunlaştırmasının “mümkün” olduğunu söyledi.

Israrla sorulunca Trump, stratejisi hakkında daha fazla ayrıntıya giremeyeceğini söyledi.

Trump, “Bunu size söyleyemem çünkü bakın, siz ‘nereyi bombalayacaksınız?’ diye soruyorsunuz,” dedi.

Pazartesi günü yapılan röportajda, İran’dan gelen son ateşkes teklifini reddettiğini belirterek, “bir yıl önce onaylamayacağı şeyleri bugün de onaylamayacağını” söyledi.

Trump, örnek olarak İran’ın önemli bir enerji nakil koridoru olan Hürmüz Boğazı’nı “açma” teklifini gösterdi ama teklifin genel olarak “yeterince iyi olmadığını” belirtti.

Giderek daha fazla tepki çeken bu savaşın Kasım ayında Cumhuriyetçilerin şansını zora sokup sokmayacağu sorulduğunda Trump, ilk başta “Mümkün” diye yanıt verdi. Fakat ardından, “İran’ın nükleer silahı olmayacağı için bu durum yardımcı olmalı,” diye ekledi.

Başkan, “dünya çapında da dahil olmak üzere” “halkın %100’ünün” İran’ın nükleer saldırı kapasitesine sahip olmasına karşı olduğunu söyledi ve “Yani, bu şekilde ifade ederseniz, faydası olur. Bunu söylemezseniz, zararı olabilir,” diye konuştu.

Okumaya Devam Et

Ortadoğu

Şam’dan yalanlama: Hizbullah ile Türkiye’de görüşmedik

Yayınlanma

Suriye Enformasyon Bakanlığı, Şam ile Hizbullah heyetlerinin gerilimi düşürmek için Türkiye’de gizlice görüştüğü yönündeki Reuters haberini yalanladı. Haberde yer alan iddiaya göre heyetler Türk istihbaratının davetiyle eylülde en az bir kez bir araya geldi ve Şam yönetimi örgüte Lübnan’a askeri müdahalede bulunmama güvencesi sundu.

Suriye Enformasyon Bakanlığı, Şam’daki yeni hükümet yetkilileri ile Lübnan merkezli Hizbullah temsilcilerinin Türkiye’de bir araya geldiği yönündeki iddiaları yalanladı.

Bakanlığa bağlı Dış Medya Dairesi, 1 Ekim’de yaptığı açıklamada, söz konusu haberlerin gerçek dışı ve dayanaksız olduğunu belirterek herhangi bir temasın gerçekleşmediğini duyurdu.

Reuters haber ajansı aynı gün yayımladığı haberde, iki tarafın aralarındaki gerilimi düşürmek amacıyla eylül ayında Türkiye’de en az bir kez gizli toplantı yaptığını aktarmıştı.

Ajans, haberini ikisi Suriyeli, biri ABD’li yetkili ve biri Hizbullah’a yakın üst düzey Lübnanlı güvenlik kaynağı olmak üzere altı kişiye dayandırdı.

Habere göre buluşma, Türk güvenlik ve istihbarat kurumlarının davetiyle düzenlendi. Toplantıda Hizbullah temsilcilerinin yanı sıra Suriye istihbaratından ve Dışişleri Bakanlığından yetkililer yer aldı.

Ajansa konuşan ABD’li kaynak, görüşmenin anlaşmazlıkları gidermeye odaklandığını ve iyi geçtiğini söyledi.

Görüşmeye katıldığı öne sürülen Suriyeli bir yetkili, tarafların birbirlerine karşı düşmanlık beslemedikleri hususunda uzlaştığını aktardı. Buna göre Şam yönetimi, Hizbullah’ı silahsızlandırma gerekçesiyle Lübnan topraklarına askeri müdahalede bulunmayacağına dair örgüte güvence verdi.

Washington ise Suriye’nin Hizbullah’a karşı harekete geçmesini istiyor. ABD Başkanı Donald Trump, Şam yönetiminin örgüte askeri saldırı düzenlemesi gerektiği yönündeki talebini kamuoyu önünde birden fazla kez paylaştı.

Haberde aktarılan uzlaşma arayışına karşın Suriyeli heyet, Hizbullah’ın sınır ötesi silah kaçakçılığını durdurmasını ve özellikle Suriye’nin güneyindeki uyuyan hücrelerini lağvetmesini talep etti.

Hizbullah ise eski Suriye Cumhurbaşkanı Beşar Esad yönetiminin Aralık 2024’te devrilmesinden bu yana ülke topraklarında hücreleri olduğu iddiasını reddediyor.

Şam yönetimi hafta başında roket saldırısı hazırlığı içindeki bir Hizbullah hücresinin yakalandığını ileri sürmüştü. Hizbullah bu iddia karşısında, “Suriye topraklarında hiçbir şekilde varlığımız yok ve orada herhangi bir güvenlik veya askeri faaliyette yer almıyoruz” açıklamasını yaptı.

Toplantı iddiasına ilişkin sorular karşısında Türkiye Dışişleri Bakanlığı, Milli Savunma Bakanlığı, Suriye Dışişleri Bakanlığı ve ABD Dışişleri Bakanlığı sessizliğini korurken Hizbullah’ın basın bürosu yorum yapmaktan kaçındı.

Suriye’deki yeni iktidar yapısı ile Hizbullah arasındaki temas iddiaları, tarafların geçmişteki yoğun çatışma geçmişine dayanıyor.

Hizbullah iç savaş boyunca Esad ordusu saflarında savaştı; Heyet Tahrir eş-Şam’ın (HTŞ) çekirdeğini oluşturan Nusra Cephesi ve Ahrar eş-Şam gibi gruplarla doğrudan karşı karşıya geldi.

Esad iktidarını Aralık 2024’te deviren HTŞ, mevcut Suriye Savunma Bakanlığında belirleyici konum taşıyor.

Nusra Cephesi, iç savaşın ilk evrelerinde Lübnan’ın kuzey ve doğu sınırlarını ele geçirmiş, ardından Lübnan ordusu ve Hizbullah birliklerince bu hatlardan püskürtülmüştü. Grup aynı dönemde Beyrut dahil Lübnan genelinde bombalı saldırılar ve suikastlar düzenledi.

Esad yönetiminin çöküşüyle Hizbullah’ın Suriye’deki etkinliği sona ererken, yeni Şam güçlerinin Lübnan sınırına askeri tahkimat yaptığı kaydediliyor.

Sınıra sevk edilen askeri birlikler arasında, geçmiş çatışma döneminde ülkeye giren yabancı savaşçıların da yer aldığı belirtiliyor.

Okumaya Devam Et

Ortadoğu

Trump’ın damadının şirketi İsrail ordusunun tedarikçisine ortak çıktı

Yayınlanma

CNN’in haberine göre Jared Kushner’ın yatırım şirketi Affinity Partners, İsrail ordusuna silah ve teçhizat sağlayan firmalarda pay sahibi olan Phoenix Financial grubunun en büyük hissedarı kalmayı sürdürdü. Kushner’ın Gazze müzakerelerinde resmi kadro almadan gönüllü diplomat olarak yer alması, şirketteki 1 milyar doları aşan hisse değeri nedeniyle tartışma yarattı.

ABD Başkanı Donald Trump’ın damadı Jared Kushner, Gazze’deki savaşın sona erdirilmesine yönelik müzakerelerde rol üstlenirken yatırım şirketi Affinity Partners üzerinden İsrailli finans grubu Phoenix Financial ile ticari bağlarını korudu.

CNN tarafından İsrail’deki mali kayıtlar incelenerek yapılan araştırma, Phoenix’in İsrail ordusuna silah, insansız hava aracı, savaş gemisi ve yıkım ekipmanı tedarik eden en az dokuz şirkette pay sahibi olduğunu ortaya koydu.

Bu şirketlerin tamamının hisse değeri geçen yıl artış kaydetti. Kuruluşların birçoğu, Gazze’deki çatışmaların ürünlerine yönelik talebi yükselttiğini açıkladı.

Affinity Partners, Trump’ın Ocak 2025’te başkanlık görevine başlamasından hemen önce Phoenix’teki payını neredeyse iki katına taşıdı.

Şirket, Temmuz 2026’da bu hisselerin dörtte birini 340 milyon doları aşkın bir bedelle elden çıkardı. Bu işlemden elde edilen gelir, satılan paylar için başlangıçta ödenen tutarın beş katını aştı.

Satışın ardından Phoenix’in en büyük hissedarı kalmayı sürdüren Affinity’nin elindeki yüzde 7,4’lük payın piyasa değeri temmuz ayı itibarıyla 1 milyar doların üzerine çıktı. Kushner, Phoenix’i daha önce şirketinin “en iyi yatırımı” olarak nitelendirmişti.

İncelenen belgelere göre Phoenix, İsrail’in en büyük savunma sanayisi şirketi Elbit Systems’e en az 265 milyon dolarlık yatırım yaptı. Elbit, İsrail ordusuna mühimmat, tank sistemleri ve askeri teçhizat temin ediyor.

İsrailli finans grubunun portföyünde İHA kameraları üreten NextVision, topçu mühimmatı tapası imal eden Reshef Technologies ve tank parçaları geliştiren Ashot Ashkelon da yer alıyor.

Phoenix ayrıca savaş gemisi üreticisi Israel Shipyards ile birlikte Boeing ve Caterpillar’da da hisse sahibi. İsrail ordusu operasyonlarda Boeing’in ürettiği uçak ve mühimmatları, Gazze’deki yıkımlarda ise Caterpillar üretimi iş makinelerini kullanıyor.

Kushner’ın şirketi Affinity doğrudan bu savunma kuruluşlarına ortak olmasa da Phoenix’in ana hissedarı sıfatıyla grubun mali kazancından pay alma imkanını koruyor.

Kushner, Trump yönetiminde resmi bir kadro almadan, gönüllü temsilci sıfatıyla diplomatik görüşmelere katılıyor. Bu konum, resmi bir kamu görevinde zorunlu tutulan mali bildirim ve çıkar çatışması yükümlülüklerine tabi olmamasını sağlıyor.

CNN, Kushner’ın yürüttüğü diplomatik temasların söz konusu yatırımları doğrudan etkilediğine dair somut bir veriye ulaşmadığını duyurdu.

Fakat Gazze müzakerelerinde görev üstlenen bir ismin, İsrail ordusunun tedarikçilerine sermaye aktaran bir grupta ana hissedar olması çıkar çatışması tartışmalarına yol açtı.

Kushner’ın avukatı, müvekkilinin Phoenix’in yönetim kurulunda yer almadığını, yatırım kararlarına müdahale etmediğini ve ticari girişimleriyle diplomatik temasları arasında bağ olmadığını savundu.

CNN ise Kushner’ın Eylül 2025’te Forbes dergisine verdiği mülakatta Phoenix yönetimiyle “çok aktif bir diyalog” sürdürdüğünü ve şirket yöneticileriyle birkaç haftada bir temas kurduğunu söylediğini aktardı.

Avukatı bu temasların tek tek yatırımlarla değil, genel piyasa eğilimleriyle sınırlı olduğunu öne sürerken diplomatik mesainin artmasıyla birlikte şirket yönetimiyle görüşmelerin seyreldiğini kaydetti.

Beyaz Saray Sözcüsü Anna Kelly, Kushner’ın şahsi ticari işlerinin gönüllü diplomatik vazifeleriyle bağlantısı bulunmadığını dile getirdi.

Phoenix ise hissedarlarına sunduğu değerin temel faaliyet performansından beslendiğini belirterek haberdeki ayrıntılı bulgular hakkında değerlendirme yapmadı.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English