Bizi Takip Edin

Dünya Basını

Xi’den ÇKP’ye partideki imtiyazlı sınıflarla mücadele mesajı

Yayınlanma

xi jinping

Çevirmenin notu: Aşağıda, Çin Devlet Başkanı ve ÇKP Genel Sekreteri Xi Jinping’in, Parti Disiplin Teftişinden Sorumlu 19. Merkez Komisyonu’nun altıncı genel kurul oturumunda yaptığı konuşmanın basında yer verilen dökümü yer alıyor. Xi, Çin liderliği ve parti yönetimindeki kusurları ve çözüm yöntemlerini ana hatlarıyla detaylandırıyor.

Xi Jinping: ÇKP, tarihsel döngüden çıkmak için kendi devrimine güvenmenin başarılı bir yolunu keşfetti

Xinhua News — 18 Ocak 2023

18 Ocak 2022’de Çin Komünist Partisi (ÇKP) Merkez Komitesi Genel Sekreteri, Devlet Başkanı ve Merkezi Askeri Komisyon Başkanı Xi Jinping, ÇKP’nin Disiplin Teftişinden Sorumlu 19. Merkez Komisyonu’nun altıncı genel kurulunda önemli bir konuşma yaptı:

Bu yıl, Çin Komünist Partisi’nin 18. Ulusal Kongresi’nden bu yana geçen onuncu yıl. On yıllık sıkı çalışmanın ardından parti merkez komitesi, partinin kapsamlı ve katı yönetimini “dört kapsamlı” stratejik plana dahil etti ve benzeri görülmemiş bir cesaret ve kararlılıkla parti tarzı, temiz hükümet ve yolsuzlukla mücadele inşasını yürürlüğe koydu. Yolsuzlukla mücadele, yıllardır durdurulamayan bazı sağlıksız eğilimleri engelledi, uzun süredir çözülemeyen pek çok kronik hastalığı tedavi etti; parti, devlet ve ordu içinde var olan ciddi gizli tehlikeleri ortadan kaldırdı ve partinin gevşek yönetimini bütünüyle tersine çevirdi. Partinin kapsamlı ve katı yönetimi devrimci bir şekilde şekillendirilmeseydi, bugün böylesine birleşik, sağlam ve kuvvetli bir Çin Komünist Partisi, parti ile zorluklar karşısında birleşen kitleler arasında hiçbir bağ olmayacaktı ve değişen uluslararası koşullarda hayatta kalmak imkânsız olacaktı. Tarih inisiyatifi kazanıldı. Çin Komünist Partisi, 18. Ulusal Kongresi’nden bu yana partiyi, çok yönlü ve köklü etkiler yaratan ve uzun süre ısrarla sürdürülmesi ve sürekli olarak geliştirilmesi gereken şekilde kapsamlı ve katı bir şekilde yönetme konusunda tarihi ve öncü başarılar elde etti.

Eskilerin dediği gibi: “Bir kişinin bedeni oluştuğunda dünya da oluşur; kişinin bedeni yönetilirse dünya yönetilir.” 18. Ulusal Kongresi’nden bu yana Çin Komünist Partisi’nin tarihsel döngüden çıkması konusunu sık sık dile getirdim. Bu, ülkemin sosyalist sisteminin başarısı veya başarısızlığı ile ilgili. Tarihsel döngünün dışına nasıl çıkılır? Parti her daim düşünür ve keşfeder. Yoldaş Mao Zedong, Yenan’daki mağarada ilk yanıtı vermişti: “Devleti halk denetlesin”; partisinin bir asırlık mücadelesinin ardından özellikle 18. Ulusal Parti Kongresi’nden bu yana yürürlüğe konulan yeni uygulamada parti ikinci yanıtı verdi: Bu öz devrimdir. Öz devrim, kalsiyum takviyesi yapmak ve kemikleri güçlendirmek, detoks yapmak ve sterilize etmek, güçlü adamların bileklerini kesmesi, çürümeyi ortadan kaldırmak ve kasları yenilemek, partinin sağlıklı bedenini kemiren virüsleri durmaksızın ortadan kaldırmak, sürekli olarak kendi bağışıklığını geliştirmek ve ölümü engellemektir.” Öz devrimi gerçekleştirme cesareti ve halkın denetimini kabul etmek doğası gereği tutarlıdır ve her ikisi de partinin asıl misyonuna dayanır. Parti, son 100 yılda halk demokrasisini geliştirmeye ve parti dışındaki halkın denetimini kabul etmeye, partiyi içeride kapsamlı ve katı bir şekilde yönetmeye, öz devrimi yükseltmeye, doğruyu cesurca savunmaya, hataları düzeltmeye ve zehri atmak için bıçağı cesurca içeriye çevirmeye ve partinin uzun vadeli refahını sağlamaya muhtaçtı. Kalıcılık, daimî gelişme ve büyüme. Ben özverili olacağım, halka göre yaşayacağım ve her zaman halkın ezici çoğunluğunun temel çıkarlarını temsil edeceğim.

Ancak o zaman tam bir öz devrimci ruhla kendimi sınayabilir, sık sık kendi hatalarımın üzerinde durabilir ve partinin ileri doğasını ve saflığını zedeleyen tüm etkenlere karşı kararlılıkla mücadele edebilirim. Tüm çıkar gruplarının, iktidar gruplarının ve imtiyazlı sınıfların “kuşatma” ve yozlaşmasından kurtulun; bu grup, zümre ve sınıflara partide ortak olanlara saldırın ki partinin bekası ilelebet devam etsin. Halk, bize ancak o zaman güvenebilir, bizi destekleyebilir, içtenlikle eksikliklerimizi düzeltmemize yardım edebilir ve ortak mücadele etmek için partiyi sıkı bir şekilde takip edebilir. Partiyi çok yönlü katı bir şekilde yönetmek, partinin yeni dönemdeki öz devriminin büyük pratiğidir ve bu, asırlık partinin öz devriminde yeni bir alan açmıştır.

FOTO: Xinhua

İlki, partinin siyasi inşasının liderliğine ve öz devrimin temel siyasi yönüne bağlı kalınmalı. Tarih, partinin birlik ve beraberliğinin partinin varlık sebebi olduğunu ve parti merkez komitesinin güçlü liderliğinin tüm zorlukların ve risklerin üstesinden gelmemizin temel güvencesi olduğunu defalarca kez ispatladı. Partinin birlik ve beraberliği, her şeyden önce siyasi birlik ve beraberliktir. Partinin siyasi yapılanmasını ilk sıraya koymakta ısrarcıyız, parti merkez komitesinin ve merkezi ve birleşik liderliğin otoritesini korumayı en yüksek siyasi ilke olarak kabul ediyor, parti idaresinin, yönetiminin ve devlet yönetiminin tüm yönlerinde parti liderliğini uyguluyoruz. Siyasi kanunlar ve siyasi denetim güçlendirilmeli ve derinleştirilmeli, “yedi varlık” kararlılıkla engellenmeli ve kontrol edilmeli, parti merkez komitesine karşı gelen iki yüzlü insanlar ve iki yüzlü hizipler kararlılıkla ortadan kaldırılmalı ve parti içindeki siyasi ekoloji, devamlı olarak arındırılmalı. Yeni dönemde kapsamlı ve katı parti yönetiminin devrim niteliğindeki şekillenişinin ardından parti liderliğinin zayıflaması ve partinin fikirlerine kayıtsız kalma durumu temelden tersine döndü. “Sürerlik” artık daha şuurlu durumda.

İkincisi, ideolojik inşayı partinin temel inşası olarak görmekte ısrarcı olunmalı ve öz devrimin keskin ideolojik silahları yumuşatılmalı. Temeli sağlamlaştırmak, inancı pekiştirmek ve ruhu güçlendirmek, tüm partiyi silahlandırmak ve halkı partinin yenilikçi teorisiyle eğitmek için “devrimci ideallerin göklerden daha yüksek” olduğu inancına başvurmakta ısrarcıyız ve tüm partinin bu yolda devam etmesini talep ediyoruz. Çin Komünist Partisi’nin ne olduğu ve ne yapmak istediği gibi temel sorular akılda tutulmalı. Partinin asırlık mücadelesinde, geçmişte neden başarılı olduğumuzu ve gelecekte de başarıyı nasıl sürdürebileceğimizi net bir şekilde gördük. “Esas amacı asla unutma, görevi aklında tut” temalı eğitim, parti tarihi çalışması ve eğitimi vb., öğrenme ve eğitimin kurumsallaşması ve normalleşmesine ön ayak olur, ideolojik tutumların inşasını ve yönetimini güçlendirir, kirliliği daimî olarak temizler, virüsleri defeder, kirliliği önlemek ve komünistlerin inancının demirden iskeletindeki çelik çubukları tavlar. Yeni dönemde kapsamlı ve katı parti yönetiminin devrim niteliğindeki şekillenişinin ardından bazı alanlarda uzun süredir devam eden ideolojik kaos ve değerler kaosu giderildi. Partinin tamamı, partinin yenilikçi teorisini, asıl özlemlerini beslemek, görevine öncülük etmek için bilinçli bir biçimde kullanılıyor. Kendini adamanın ve halka fayda sağlamanın siyasi sorumluluğu, rüzgâr ve dalgaların imtihanında sağlam durmuş, “avlanmanın” cazibesi karşısında kendini tutmuş ve karmaşık ve çetin mücadelelerde siyasi niteliklerini korumuştur.

Üçüncüsü, sekiz merkezi düzenlemenin ruhuna kararlılıkla riayet edilmeli, çalışma tarzı katı bir disiplinle düzeltilmeli ve etkili öz devrim yolları zenginleştirilmeli. Parti ruhu, parti tarzı ve parti disiplini organik bir bütündür, parti ruhu temeldir, parti tarzı performanstır ve parti disiplini teminattır. Yeni dönemde partileri kapsamlı ve katı bir şekilde yönetip sorunları çözme ruhu içinde sekiz merkezi yönetmeliği uyguluyoruz. Parti merkez komitesi, tevazu, basiret ve çok çalışmanın şanlı geleneğini ileriye taşıyarak, yeni hakikat arayışı, pragmatizm, dürüstlük tarzını geliştirerek ve disiplini ve kuralları ön plana koyarak bir örnek oluşturmada başı çekiyor. Küçük sorunlar erken kavranmalı, büyümesi önlenmeli, sorunların üzerine gidilmeli, bunlara dair atılım yapılmalı; bunda yıldan yıla daha ısrarcı olunmalı, biçimcilik, bürokrasi, hazcılık ve savurganlık kararlılıkla düzeltilmeli, imtiyazlı düşünce ve davranışlardan kararlılıkla kurtulunmalı. Kitlelerin başındaki yolsuzluk ve sağlıksız eğilimler kararlı bir şekilde düzeltilmeli. Yeni dönemde kapsamlı ve katı parti yönetiminin devrim niteliğindeki şekillenişinden sonra gevşek disiplin ve sabit olmayan çalışma tarzının durumu önemli ölçüde değişti. Daha iyisi için, partinin imajı halkın zihninde yeniden şekillendirilmeli.

Dördüncüsü, yolsuzlukla mücadelede ve kötülüğü şiddetli bir ivmeyle cezalandırmakta ısrarcı olunmalı ve çetin ve uzun süreli öz devrim savaşına girilmeli. Eskilerin dediği gibi: “Bir ülkenin mağlubiyetine kötü memurlar sebep olur”. Yolsuzluk, rejimi yıkmak için en basit sorundur ve yolsuzlukla mücadele en kapsamlı öz devrimdir. Kaosa karşı savaşmak için “binlerce insanı gücendirmek ve 1,4 milyarı ödememe” görevini üstleniyor, boş alanların olmaması, tam kapsam ve sıfır tolerans konusunda ısrar ediyor, katı kontrol, ağır baskı, uzun vadeli caydırıcılık, rüşvet davalarının soruşturulması, yolsuzluğun cezalandırılması ve Yeni Çin’in kuruluşundan bu yana ciddi bazı davaların soruşturulması ve sıkı, istikrarlı, güçlü ve etkili bir şekilde ele alınması gerektiği konusunda ısrarcıyız. En büyük iş, yolsuzlukla mücadeleyi kaybedilemeyecek şekilde kararlılıkla kazanmaktır. Yeni dönemde kapsamlı ve katı parti yönetiminin devrim niteliğindeki şekillenişinin ardından yolsuzlukla mücadele ezici bir zafer kazandı ve epey sağlamlaştı. Bugün dünyadaki başka hiçbir siyasi parti veya ülke, yolsuzluğu bizimki kadar büyük, şiddetli ve ısrarlı bir şekilde cezalandıramıyor. Sistemin ve hukukun üstünlüğünün avantajlarına dayanarak yolsuzlukla mücadele yolunda başarıyla yola çıktık ve beşeriyetin yolsuzlukla mücadele tarihinde yeni bir sayfa yazdık.

Beşincisi, parti örgütünün siyasi işlevini ve örgütsel gücün bütünlüğünü güçlendirmede ısrarcı olunmalı ve savaşmada iyi ve öz devrimde cesur kadrolar oluşturulmalı. Yeni dönemde partinin örgütsel çizgisini ve iyi kadro standartları uyguluyoruz, örgütsel kabiliyetleri geliştirmeye, siyasi işlevleri güçlendirmeye, etkili bir şekilde uygulanan örgütsel sistemi iyileştirmeye, tabandan yapılanmayı güçlendirmek için net bir yön belirlemeye ve parti örgütlerinin bütününün her düzeydeki ilerlemesini teşvik etmeye odaklanıyoruz. Partinin biriktirdiği büyük mücadele deneyimi özetlenmeli ve kullanılmalı, mücadele ruhunu ileriye taşımak, mücadele stratejilerinde ustalaşmak ve mücadele becerilerini geliştirmek için parti üyeleri ve kadroları kapsamlı refah, yoksulluğa karşı kararlı mücadele, salgın hastalıklara karşı mücadele, sel önleme, afet yardımı ve dış baskı ve sınırlamaya yanıtta alınacak kesin zaferin ön saflarında sınanmalı. Yeni dönemde kapsamlı ve katı parti yönetiminin devrim niteliğindeki şekillenişinden sonra tabandan gelen bazı parti örgütleri kararlı bir şekilde düzeltildi. Şu anda tabandaki parti örgütlerinin savaş kalesi rolü ve parti üyelerinin öncü ve örnek rolü tam olarak ortaya konmakta ve partinin siyasi ve örgütsel avantajları sürekli olarak artı getiren avantajlara dönüştürülmektedir.

Altıncısı, büyük öz devrimi ilerletmek için kurumsal garantiler sağlamak üzere öz arınma, kendini geliştirme ve kendini yenilemeden oluşan kurumsal bir normatif sistem inşa etmekte ısrarcı olunmalı. Parti içi denetim sistemini birincil kabul ederek, keskin bir kılıç olarak teftiş ve denetim rolünü ve sevk edilen denetim sondalarının rolünü tam anlamıyla yerine getirmesini sağlayarak, disiplin teftiş sisteminin, devlet denetim sisteminin ve denetim ve istatistik denetim sisteminin reformunu teşvik ederek ve parti içi denetimin ve kamu görevlilerinin tam hakimiyetinin sağlanması için çeşitli denetimlerin koordine edilmesini teşvik ederek parti ve devletin denetim sistemini geliştirdik. Partiyi sistem ve kurallara göre yönetmede ısrarcı olunmalı ve partinin örgütsel tüzükleri, liderlik tüzükleri, öz inşa tüzükleri, denetim ve koruma tüzükleri geliştirilmeli ki sistem “uzun dişler” ve “vazifeler” üstlenebilsin. Yeni dönemde kapsamlı ve katı parti yönetiminin devrim niteliğindeki şekillenişinden sonra görece eksiksiz bir parti içi yasa ve yönetmelikler sistemi; birleşik bir parti liderliği, geniş kapsam, yetkili ve verimli bir denetim sistemi, sisteme saygı duyma ve sisteme bağlı kalma konusunda iyi bir atmosfer kurduk ve oluşturduk. Çin Komünist Partisi yönetimi ve Çin yönetimine benzersiz avantajlar oluşturarak, sistemlerin her açıdan olgunlaşması ve amacına ulaşması teşvik edilmeli.

Çin Komünist Partisi’nin 18. Ulusal Kongresi’nden bu yana Marksist parti inşa teorisini miras aldık ve geliştirdik, partinin asırlık mücadele tarihini özetledik ve uyguladık ve parti yönetiminde pratik yenilikleri, teorik yenilikleri ve kurumsal yenilikleri içtenlikle destekledik. Siyasi partilerin düzenliliği ve uzun vadeli iktidarda olan bir Marksist partinin nasıl inşa edileceği anlayışı yeni bir zirveye ulaştı.

  1. Parti Merkez Komitesi’nin merkezi ve birleşik liderliğine bağlı kalınmalı. Partinin kapsamlı ve katı yönetimini büyük ve ciddi bir siyasi görev olarak ele almak ve bunu Parti Merkez Komitesi’nin merkezi ve birleşik liderliğinde sağlam ve düzenli bir şekilde ilerletmek gerekmektedir. Yolsuzlukla mücadelede inisiyatif, partinin hiç değişmeyen niteliği ile ülkemizin kızıl rengini asla kaybetmemesini sağlıyor.
  2. Partinin çok yönlü ve sıkı bir şekilde yönetilmesi gerektiği gerçeğine bağlı kalınmalı ve büyük bir öz devrimle büyük toplumsal devrime öncülük edilmeli. Kapsamlı ve katı bir parti yönetimini teşvik etmek için siyasi teminat ve rehberlik rolüne tam manasıyla yer vermeliyiz. Kapsamlı ve katı parti yönetiminin stratejik politikası, Çin’e özgü sosyalizm davasının tüm sürecini ve parti inşasının tüm yönlerini kapsar ve partinin siyasi liderliğini sürekli olarak güçlendirir. Fikri liderlik, kitle örgütlenmesi ve sosyal cazibe, büyük amacı ileriye taşır.
  3. Partinin siyasi yapılanmasının liderliğine bağlı kalınmalı ve tüm partinin siyasi duruş, rota, ilkeler ve yöntem açısından Parti Merkez Komitesi ile tutarlılığını yüksek derecede koruması sağlanmalı. Partinin merkezi karar alma ve konuşlandırmasını ile partinin teori, çizgi, ilke ve politikalarının etkili olmasını sağlamak için sağlam idealleri ve inançları temel almak, siyasi hayatı ciddiye almak, siyasi ekolojiyi geliştirmek ve parti üyelerini ve kadrolarını partiye bağlılıklarını belirli eylemlere yansıtmaya sevk etmek gerekir.
  4. Katılığa tereddüt etmeden bağlı kalınmalı ve disiplin inşasının politikası, çağa uygunluğu ve yerindeliği geliştirilmeli. Siyasi disiplin uygulanmalı ve tüm disiplinler sonuna kadar katı bir şekilde uygulanmalı. Yasalara uygun olarak katı disipline bağlı kalmalı, disiplin ve kanun yaptırımı uygulamalı ve “dört tarz” politika ve strateji kullanımını derinleştirmeliyiz. Tüm parti aynı hedefe, birliğe ve hıza sahip olmalı.
  5. Çalışma tarzının inşası sağlamlaştırılmalı, güçlendirme ruhunu ileriye taşımakta ısrar edilmeli ve sosyal tarzı ve halkın tarzını iyiye yönlendirmek için mükemmel parti tarzı kullanılmalı. Partinin ince çalışma tarzını ileriye taşımalı, sekiz merkezi tüzüğün ruhunu uygulamada sebat etmeli, sürekli ve uzun, katı ve pratik, derin ve detaylı çalışmalı, “dört tarz”ı iyileştirmeli, yeni bir tarz oluşturmalı, yolsuzluğun yuvasını kararlılıkla deşmeli ve sosyalizm ve bürokrasinin biçimini kararlılıkla düzeltmeli ve iyi bir üslup ve iyi bir imajla yeni büyük başarılar yaratmalıyız.
  6. Yolsuzluğu sıfır toleranslı bir tutumla cezalandırmada ısrarcı olunmalı ve Çin’e özgü yolsuzlukla mücadele yolu şaşmaz bir şekilde izlenmeli. Partide her zaman kapsamlı ve katı bir yönetimin var olduğunu unutmamalıyız. Ağır cezaları gevşetmemeliyiz. Yolsuzluğa yeltenmemeli, yozlaşmamalı ve bilinçlendirmeyi desteklemek için birlikte çalışmalıyız. Hukukun üstünlüğü düşüncesini ve yolsuzluğu cezalandırma yöntemlerini kullanmalı, partiyi sistematik yönetim anlayışıyla yönetmeli, hem semptomları hem de sebepleri tedavi etmeli ve temiz kadrolara, temiz hükümete ve temiz siyasete ulaşmalıyız.
  7. Kitlelerin doğruluk ve adaletin yanlarında olduğunu hissetmeleri için kitlelerin çıkarlarına zarar veren tüm yolsuzluk ve sağlıksız eğilimleri düzeltmede ısrarcı olunmalı. Ademi merkeziyetçi kalkınma fikri hayata geçirilmeli, kitlelerin düşünce, kaygı ve beklentilerine uygun hareket edilmeli, partinin kapsamlı ve katı yönetiminin tabana yayılması teşvik edilmeli, kitlelerin güçlü bir şekilde dile getirdiği öne çıkan sorunlar çözülmeli ve partinin kapsamlı ve katı yönetiminin etkinliği ile partinin bütünlüğü pekiştirilmeli.
  8. “Kilit azınlık” ve yukarısının liderliğini kavramada ısrarcı olunmalı ve partiyi kapsamlı ve katı bir şekilde yönetmenin siyasi sorumlulukları sıkılaştırılmalı. Partiyi yönetmek için idari kadroların mesuliyet alabilmesini sağlamak gerekmektedir. Liderliğe bağlı kalmalı ve liderliği kavramalıyız. Parti Merkez Komitesi’nden başlamalı ve üst düzey kadrolara katı davranmalıyız. Savaşmaya cesaret etmeli ve savaşta iyi olunmalı; esas sorumluluğu ve denetim sorumluluğu sonuna kadar tutarlı olacak şekilde teşvik edilmeli ve tüm partinin ortak çalıştığı iyi durum pekiştirilmeli ve geliştirilmeli.
  9. Parti ve devlet denetim sisteminin iyileştirilmesine bağlı kalınmalı ve geniş bir kapsam, normal ve uzun vadeli denetim gücü oluşturulmalı. Partinin öz devrimini yükseltmek, parti içi denetimin hâkim olduğu ve çeşitli denetimleri koordine eden bir mekanizma oluşturmak, yetki kullanımına ilişkin kısıtlamaları ve denetimi güçlendirmek için partinin öz denetimini ve halk denetimini güçlendirmeye güvenmek ve denetim sisteminin avantajlarını yönetişim etkinliğine daha iyi dönüştürmek gerekmektedir.

*Bu, Genel Sekreter Xi Jinping’in 18 Ocak 2022’de düzenlenen Disiplin Teftişinden Sorumlu 19. Merkez Komisyonu’nun altıncı genel kurul oturumunda yaptığı konuşmanın bir parçasıdır.

Dünya Basını

Pekin ve Brüksel, küresel enerji geçişinin kurallarını baştan yazıyor

Yayınlanma

Project Syndicate için bir makale kaleme alan Emmanuel Guerin, Avrupa Birliği ve Çin’in küresel enerji geçişinde egemenlik kurmak amacıyla birbirlerinin geleneksel güç alanlarına yöneldiğini belirtti. Emmanuel Guerin, Çin’in küresel standartları belirlemeye odaklanırken Avrupa’nın sanayi tabanını yeniden inşa etmeye çalıştığını vurguladı.

Project Syndicate platformunda Emmanuel Guerin imzasıyla yayımlanan “Pekin Modeli Brüksel Etkisiyle Buluşuyor” başlıklı makalede, küresel enerji geçişinde güç dengelerinin yeniden şekillendiği kaydedildi.

Sciences Po bünyesindeki Paris İklim Okulu Dekan Yardımcısı ve Avrupa İklim Vakfı Üst Yöneticisi Özel Danışmanı olan Emmanuel Guerin, yazısında Avrupa ve Çin’in uzun yıllar boyunca birbirine rakip kalkınma ve enerji dönüşümü modellerini temsil ettiğini aktardı.

Guerin, Avrupa’nın öncelikle pazarlara, ortak kurallara ve çok taraflı kurumlara bağlı kaldığını, Çin’in ise sanayi politikasına, altyapı yatırımlarına ve üretime ağırlık verdiğini belirtti. Makalede, “Avrupa sıklıkla küresel ölçekte referans noktası haline gelen düzenlemeler üretti (‘Brüksel Etkisi’). Çin ise fabrikalar üretti” ifadelerine yer verildi.

Ancak makaleye göre bu ayrım günümüzde ortadan kalkıyor. Avrupa sanayi tabanını hızla yeniden inşa etmeye çalışırken Çin, uluslararası standartları ve yönetişim çerçevelerini etkilemeye daha fazla odaklanıyor. Guerin, Avrupalı karar vericiler Pekin’in sanayi stratejisini incelerken, Çinli liderlerin de Avrupa’nın uzun süre önce öğrendiği bir gerçeği fark ettiklerini kaydetti: “Kalıcı güç sadece teknolojileri üretmekten değil, aynı zamanda onları yöneten kuralları yazmaktan gelir.”

Guerin, bu eğilimlerin jeoekonomik gücün yapısındaki bir değişimi yansıttığını savundu. Makalede belirleyici sorunun artık kaynakları kimin kontrol ettiği, ürünleri kimin ürettiği veya her teknolojide kimin liderlik ettiği olmadığı ifade edildi. Asıl sorunun, bir sonraki enerji ve teknoloji dönüşümünün gerçekleşeceği değer zincirlerini kimin yönettiği olduğu vurgulandı.

Avrupa’nın temiz enerji teknolojilerindeki Çin imalat hakimiyeti ve derinleşen bağımlılıkları karşısında sanayi politikasını yeniden keşfettiğini aktaran Guerin; Sanayi Hızlandırıcı Yasası, Kritik Hammaddeler Yasası ve ilgili tedbirlerin, sanayi kapasitesi olmadan ortaya konan iklim hedefinin dayanıklılık değil, bağımlılık yarattığı bilincinden doğduğunu yazdı.

Çin’in ise güneş panelleri, bataryalar, elektrikli araçlar ve elektrik şebekeleri için dünyanın en büyük ekosistemini kurduktan sonra yalnızca sanayi liderliğinin yeterli olmadığı sonucuna vardığı kaydedildi. Çin’in Küresel Enerji Şebekeleri Geliştirme ve İşbirliği Örgütü üzerinden fotovoltaik, hidrojen, enerji depolama, yüksek voltajlı iletim, akıllı şebeke ve karbon muhasebesi alanlarında standartlar belirlemek üzere teknik komiteleri topladığı aktarıldı.

Guerin, bu adımları değerlendirirken makalesinde şu ifadelere yer verdi: “Bunlar mühendislik çalışmalarına benzeyebilir ancak bundan çok daha fazlasıdır. Bunlar, Çin’in temiz enerji ekonomisinin işletim sistemine sahip olma çabasını temsil ediyor. Endüstri standartlarını belirleyen ülke, bir teknolojiyi düzenlemekten fazlasını yapar. Kendisini yatırımları yönlendirebilecek, neyin neyle uyumlu çalışabileceğine karar verebilecek ve herkesin üzerine inşa etmek zorunda olduğu mimariyi sabitleyecek bir konuma getirir.”

“Sanayi tabanını yeniden kurmak sermaye ve ucuz enerji gerektirir”

Makalede, Avrupa liderlerinin üretim kapasitesi olmadan koyulan kuralların stratejik özerklik sağlamadığını öğrendiği, Çin’in ise standartlar olmadan çalışan fabrikaların uluslararası etkiyi sınırlandırdığını gördüğü ifade edildi. Her iki tarafın da diğerinin onlarca yıldır mükemmelleştirdiği stratejik avantajların peşinden koştuğu vurgulandı.

Buna karşın bu yakınlaşmanın simetri anlamına gelmediğini belirten Guerin, iki tarafın da kendi geleneksel güç alanlarının ötesine uzanırken yeni ve yabancı zorluklarla karşılaştığını dile getirdi. Guerin makalesinde, “Bir sanayi tabanını yeniden kurmak sermaye, ucuz enerji, yoğun tedarikçi ağları ve örtük bilgi gerektirir; bunların hiçbiri yalnızca düzenlemeler yoluyla ortaya çıkarılamaz” değerlendirmesinde bulundu.

Küresel standartları belirlemenin de kolay olmadığını ekleyen yazar, bir devletin her teknik komiteye personel atasa bile ürettiği standartları dünyanın geri kalanına kabul ettirmekte başarısız olabileceğini kaydetti.

“ABD sahayı Avrupa ve Çin’e bırakıyor”

Sürecin sonucunun üçüncü büyük bir faktörden etkileneceğini belirten Guerin, Hindistan, Endonezya, Brezilya ve çeşitli Körfez ülkeleri gibi hırslı devletlerin kendi sanayi kapasitelerini inşa ettiklerini aktardı. Ancak çoğu ülkenin bu tür stratejileri izleyemeyeceğini, standartları yazamayacakları ve fabrikaları kuramayacakları için Brüksel veya Pekin’de tasarlanan işletim sistemlerini devralarak seçmedikleri bağımlılıkları kabul etmek zorunda kalacaklarını vurguladı.

Makalede Amerika Birleşik Devletleri’nin (ABD) konumuna ilişkin olarak ise şu ifadelere yer verildi: “Bir de enerji dönüşümünü tamamen terk ederek bu yarışın dışında kalmayı seçen Birleşik Devletler var. Fabrikalar kurmak veya elektrikleşmenin kurallarını yazmak yerine gümrük duvarları örüyor ve sahayı Avrupa ile Çin’e bırakıyor.”

“Üçüncü aşama zincirleri yönetmekle ilgili olacak”

Değer zincirlerinin yönetişiminin teknik olduğu kadar siyasi bir mesele de olduğunu vurgulayan Guerin, geleneksel sanayi politikası yaklaşımının değişmesi gerektiğini savundu. Temiz enerji yarışının ilk aşamasının teknolojileri icat etmek, ikinci aşamasının bunları ölçekli bir şekilde üretmek olduğunu belirten Guerin, makalesinde “Üçüncü aşama ise bunların dolaştığı, bağlandığı ve değer yarattığı zincirleri yönetmekle ilgili olacak” ifadelerini kullandı.

Guerin, Avrupa için çıkarılacak dersin sadece daha fazla fabrika kurmak olmadığını, Avrupa’nın gerçek stratejik avantajının kendi kurallarını herkesin kuralına dönüştürme konusunda kanıtlanmış yeteneği olduğunu kaydetti. Makale, “Enerji dönüşümü aynı nadir kombinasyonu ödüllendirir: Üretim kapasitesi, kural koyma yetkisi ve karmaşık sistemleri bir arada tutacak kurumlar. Hiçbir taraf sadece geleneksel güçlerine dayanarak kazanamaz” değerlendirmesiyle son buldu.

Okumaya Devam Et

Dünya Basını

ABD-Japonya ittifakını savaşa hazır hâle getirmek için altı maddelik plan

Yayınlanma

ABD-Japonya ittifakını savaşa hazır hâle getirmek; ortak planlama, ortak üretim ve ortak caydırıcılık gerektiriyor.

David Santoro, Nikkei Asia

David Santoro, merkezi Hawaii’de bulunan Pacific Forum’un başkanı ve CEO’sudur. Kuruluş, Hint-Pasifik bölgesinde ABD ile müttefiklerinin caydırıcılığını güçlendirmek amacıyla kamu ve özel sektör temsilcileri arasında diyaloğu kolaylaştıran yıllık Honolulu Defense Forum’u düzenlemektedir.

***

ABD-Japonya ittifakını savaşa hazır hâle getirmek için altı maddelik plan

Guam açıklarında kısa süre önce gerçekleştirilen Valiant Shield tatbikatları sırasında hedef alınan bir gemi Filipin Denizi’nin sularına gömülürken Pasifik genelinde sessiz bir zaferin yankısı duyuldu. ABD kuvvetleri ile bir Japon denizaltısı arasındaki kusursuz ve gerçek zamanlı hedef takibi sayesinde gerçekleştirilen saldırı, yalnızca bir ateş gücü gösterisi değildi. Aynı zamanda, dünyanın en vazgeçilmez ittifaklarından biri hâline gelen savunma ortaklığının ulaştığı düzeyi ortaya koyuyordu.

ABD-Japonya ittifakı onlarca yıl boyunca “kalkan ve mızrak” şeklindeki bir iş bölümüne dayanıyordu. Japonya Öz Savunma Kuvvetleri ana adaların savunma kalkanı görevini üstlenirken, ABD kuvvetleri taarruz mızrağını kullanıyordu. Ancak çok sayıda kriz noktasının aynı anda ortaya çıkmasıyla bu çerçeve değişmeye başladı. Özellikle Başbakan Sanae Takaichi döneminde Tokyo tarihî bir yön değişikliğine giderek savunma bütçesini gayrisafi yurt içi hasılanın yüzde 2’sine doğru hızla artırdı, savunma ihracatına ilişkin düzenlemeleri gevşetti ve uzun menzilli karşı saldırı kabiliyetleri edinmeye başladı.

Bu değişim temel bir gerçeği ortaya koyuyor: ABD ile Japonya’nın güvenliği artık birbirine sıkı biçimde bağlı. Japonya, giderek daha düşmanca hâle gelen bir bölgede ayakta kalabilmek için ABD’nin savunma şemsiyesine güveniyor. ABD ise Tokyo’daki dayanak noktası olmadan güç yansıtamaz, müttefiklerini savunamaz ve özgür ve açık bir Hint-Pasifik düzenini sürdüremez.

İki ülkenin tam anlamıyla sağlam bir caydırıcılık oluşturabilmesi için artık altı adım atması gerekiyor.

İlk olarak, Japonya’da konuşlandırılacak kalıcı ve birleşik bir müşterek görev kuvveti kurulmalıdır. Modern çatışmalar bunu zorunlu kılıyor. Hipersonik silahlar, siber savaş veya elektronik karıştırmadan kaynaklanan tehditler, perde arkasında yürütülecek koordinasyona zaman bırakmıyor. Bu nedenle ittifak, Japonya’nın yeni Müşterek Harekât Komutanlığı ile ABD’nin Japonya’daki Kuvvetlerini birleştirerek müşterek kuvvet harekât karargâhına dönüştürmelidir. Bu komutanlık ayrıca pasif savunmadan taarruzi bir duruşa geçmeli; ABD Siber Komutanlığı’nın “ileri savunma” operasyonlarını, Japonya’nın gelişmekte olan Aktif Siber Savunma yetkisiyle uyumlu hâle getirerek bir çatışma başlamadan önce yabancı ağlar içindeki düşman yazılımlarını etkisizleştirmelidir.

İkinci olarak ittifak, Japonya’nın yerli savunma sanayisinin kapasitesi ve dayanıklılığı üzerine inşa edilmelidir. ABD’nin sanayi altyapısı tedarik kısıtlarıyla karşı karşıyayken ittifak, Japonya topraklarında ortak üretimi artırmak için Savunma Sanayii İşbirliği, Tedarik ve İdame Forumu’ndan yararlanmalıdır. İlk aşamada üretim, Patriot ve SM-3 füzelerinin ötesine taşınarak taarruz amaçlı Gelişmiş Orta Menzilli Havadan Havaya Füzeleri ve “işbirlikçi muharip hava araçları” olarak adlandırılan insansız hava araçlarını da kapsamalıdır. İttifak ayrıca ABD’nin hedefleme kapasitesini Japonya’nın karşı saldırı yetenekleriyle birleştiren ve fırlatma platformlarını ateş açmadan önce vurmayı amaçlayan “okçuyu vur” stratejileri aracılığıyla entegre bir hava ve füze savunma sistemine yönelmelidir. Dahası, ilk saldırıdan sağ çıkabilmek için eski üsler güçlendirilmeli ve güneybatıdaki Ryukyu Adaları boyunca dağınık, çift kullanımlı limanlara ortak yakıt ve mühimmat önceden konuşlandırılmalıdır.

Üçüncü olarak Pentagon, Japonya’nın dünya standartlarındaki tersanelerini ABD Donanması’nın lojistik sistemine entegre etmelidir. Yıpranmış veya savaşta hasar görmüş ABD savaş gemilerinin bakım için binlerce kilometre uzaktaki ABD ana karasına geri gönderilmesi ciddi bir zafiyet yaratıyor. Japonya’daki özel tersanelerin ABD savaş gemilerinin bölgede bakım ve onarımını yapmasına izin verilmesi, müttefik kuvvetleri harekâta hazır tutacak ve ön cephedeki varlıklarını artıracaktır. Bu adım aynı zamanda kapasitesini aşmış ve iş yükü birikmiş ABD tersaneleri üzerindeki baskıyı da azaltacaktır. Bunun işleyebilmesi için Washington, ABD’de ana limana bağlı gemilerin yurt dışında onarılmasını sınırlayan eski yasal kısıtlamaları kalıcı olarak ortadan kaldırmalıdır.

Dördüncü olarak, rakipler nükleer cephaneliklerini genişletirken ABD’nin güvenlik garantisi yeniden sağlam bir zemine oturtulmalıdır. Genişletilmiş Caydırıcılık Diyaloğu kapsamında, hızlı gelişen ve çok alanlı tırmanma senaryolarını canlandıran giderek daha karmaşık masa başı tatbikatları yapılmalı; böylece Washington ve Tokyo’daki karar alıcıların tam bir uyum içinde hareket etmesi sağlanmalıdır. Bu ikili çekirdek daha geniş bir ağa da bağlanmalı; Güney Kore ile ortak bir cephenin temelini oluşturmalı, Japonya’nın AUKUS’un ikinci ayağındaki teknoloji paylaşımına katılımını genişletmeli ve ABD-Japonya-Filipinler deniz cephesini sağlamlaştırmalıdır.

Beşinci olarak askerî hazırlık, güçlü bir ekonomik güvenlik çerçevesiyle desteklenmelidir. İttifak, kritik mineraller, yarı iletkenler ve yapay zekâ ile kuantum bilişim gibi ileri düzey çift kullanımlı teknolojiler için güvenli ve entegre tedarik zincirlerini birlikte geliştirmelidir. Bu sektörlerde risklerin azaltılması, ortakları yıkıcı ticaret uygulamalarından ve uzun süreli bir savunma sürecinde kararlılığı aşındırmayı amaçlayan silahlaştırılmış karşılıklı bağımlılıktan koruyacaktır.

Son olarak ittifak, uzun vadeli düşünme kültürünü kurumsallaştırmalıdır. Washington ile Tokyo arasındaki bugünkü uyum, yeni ve öngörülemeyen sınamalar ortaya çıktığında iki başkentin aynı çizgide kalacağının garantisi değildir. Caydırıcılık birden fazla kuşağı kapsayan bir proje olduğundan ittifak, yeni nesil stratejistleri ve saha uygulayıcılarını yetiştirmelidir. Bugünden stratejik diyalog mekanizmalarının kurulması, ikili burs programlarının ve ortak simülasyon merkezlerinin genişletilmesi, geleceğin insan kaynağının yarının askerî donanım kapasitesine denk olmasını sağlayacaktır.

ABD-Japonya ittifakı, eşitler arasında daha dengeli bir ortaklığa dönüşüyor. Tokyo artık küçük ortak değil, bölgesel güvenliğin mimarlarından biridir. Washington ve Tokyo bu ilave adımları kalıcı hâle getirerek Hint-Pasifik’te saldırganlığın maliyetini göze alınamayacak kadar yükseltecektir.

Okumaya Devam Et

Dünya Basını

Glazyev yazdı: Hibrit dünya savaşının devam etmesinin nedenleri üzerine – 2

Avatar photo

Yayınlanma

Putin’in eski ekonomi danışmanı, meşhur Rus iktisatçı Sergey Glazyev’in Hibrit dünya savaşının devam etmesinin nedenlerini ele aldığı yazı dizini Hazal Yalın iki bölüm halinde çevirdi. İkinci bölüm:

Glazyev yazdı: Hibrit dünya savaşının devam etmesinin nedenleri üzerine – 1

Şunu da belirtmek gerek: dost-olmayan ülkelerdeki toplum bilincinde, Dostoyevski’den Danilevski’ye ve Prohanov’a ve Naroçnitskaya’ya[1] kadar, insan ruhunu ve Rusya ile Avrupa arasındaki karşılıklı ilişkilerin tarihini en iyi bilenlerimizin teşhis koymaya çalıştığı tuhaf bir patolojiyle de karşılaşıyoruz. Belki de, açıklaması ancak Bilimler Akademisi’nden Fomenko’nun tarihi rekonstrüksiyonlarında veya Klyosov’un[2] DNA-soykütüğünde bulunabilecek türden, batı Avrupa’nın son derece derin arketipleriyle karşı karşıyayızdır. Ancak, nedenlerin açıklanmasından bağımsız olarak, Anglosaksonların ve Katoliklerin örtük rusofobisi, Rusya’yı ezme fırsatı gördükleri her defasında kendisini ortaya koyar. Bu nedenle, siyasi ilişkilerin en yüksek seviyesinde bizi aldatmaya çalışmalarına şaşırmamak gerekir. Bu makale dizisinin daha önceki bölümlerinde gösterilmiş olduğu gibi, yalan, Anglosaksonların en sevgili silahıdır ve onun yardımıyla düşmanlarının davranışlarını, hatta reflekslerini yönlendirecek derecede manipüle ederler. Ayrıca bizi bile isteyen yanılgıya sevk ettiklerini de kabul etmek gerekir; çünkü bize baktıklarında bilinçaltında, yok etmeyi arzuladıkları bir tehdit görürler. Batı ülkelerinde toplum bilincinin bu hususiyeti ve iktidardaki elitin niyetlerini dikkate almak gerekir; bu elitin her temsilcisi koynunda hep bir taş saklar ve cezasız kalacağını hissettiği anda bu taşı indirmeye hazırdır. Dört yıldır kendi menfaatleri ve zevkleri için bunu yapıyorlar, Ukrayna’da kendi yetiştirdikleri Rus-düşmanı nazi rejimine para yağdırıyor, silahlandırıyor, navigasyon sağlıyor, Rus nüfusuna karşı soykırım için teşvik ediyorlar.

Ne yazık ki bu analizden çıkan sonuçlar iç açıcı değildir. Hibrit dünya savaşı, objektif nedenlerinin aşınmasına rağmen, esas itibariyle, dost-olmayan ülkelerin iktidardaki elitlerinin zayıflık olarak algıladığı bizim itidalimiz yüzünden devam ediyor. Kendi halklarının objektif menfaatlerine aykırı olarak Ukrayna çatışmasına yaptıkları harcamaları artırıyorlar ve militarizasyon siyaseti yoluna da girmiş bulunuyorlar. Bunlarla aklıselimle ve uluslararası hukuka dayanarak anlaşmaya çalışma girişimleri yararsız olmakla kalmıyor, bunlara bizi manipüle etme ve bir sonraki darbeyi indirmek için durumumuzu zayıflatmak amacıyla yanılgıya sürükleme fırsatı da veriyor. Demek ki savaşın devam etmesinin temel nedeni, bizim barışı ve uluslararası hukukun yeniden tesisini hedeflememiz, düşman tarafından bizi aldatma ve kapitülasyona zorlama fırsatı olarak algılanan uzlaşma arayışlarına hazır oluşumuzdur. NATO stratejistleri ve onların Ukraynalı kuklaları ceza görmeyeceklerinden eminler ve artık kırmızı çizgileri aşmaktan korkmuyorlar. Bunları, Rusya halkına karşı işlenen suçlara hak ettikleri cevabı vermeden durdurmak mümkün değil. Bizim yumuşaklığımız ve anlaşma çabalarına hazır oluşumuz, batı ülkelerinin liderlerini, bize karşı son Ukraynalıya varıncaya kadar, ölenlerin yerini de dünyanın dört bir yanından toplanan paralı askerlerle doldurarak savaşmak için kışkırtıyor. Bu savaşın mantığı giderek daha sert bir hale geliyor: ya onlar Rusya’yı yok edecekler, ya da biz onları ezeceğiz. Bunu ne kadar geç yaparsak kayıplarımız o kadar büyük olacak. Bu yüzden, düşman, Rusya’ya karşı işlediği her bir suç için asla geri adım atılmadan cezalandırılmalıdır.

Bu cezalar neler olabilir? Örnek olarak İran’ın Amerikan-İsrail saldırganlığına “göze göz dişe diş” prensibine göre verdiği cevap gösterilebilir. Bu seçenekte, dost-olmayan ülkelerde üretilen ve bize karşı kullanılan her dron ve füze saldırısına karşılık onların askeri ve altyapı tesisleri vurulmalıdır. Rusya’ya ait her batırılan yahut el konulan tankere karşılık da simetrik cevap verilerek AB’ye enerji kaynakları ithalatı bloke edilmelidir. Elbette, korsanlık ve terörizm bizim yolumuz değildir, bunlar bizim geleneksel değerlerimizle bağdaşmaz. Ama Anglosaksonların neandertal bilinçaltı, öyle görünüyor ki, sadece bu tür arkaik etkileşim yöntemlerinden anlıyor.

Diğer bir örneği de İsrail ve ABD gösteriyorlar: karar alma merkezlerinin ve düşman elebaşılarının yok edilmesi. Bu seçenekte, Rusya’ya düşman bütün güçlerin liderleri, uyruklarına bakılmaksızın, vurma menzilimize girer girmez hedef alınmalıdır. Bu meyanda kendimizi aldatmamalıyız; esas karar alma merkezleri Ukrayna sınırlarının dışındadır. Almanya’daki meşum Amerikan askeri varlığı, esas olarak, Ukrayna silahlı kuvvetlerinin hedeflerini tayin eden ve operasyonel eylemlerini yöneten bilişimcilerden oluşmaktadır. Batıda eğitilmiş Ukraynalı gazeteciler, yabancı küratörlerin rehberliği altında, Ukrayna’nın toplumsal bilincinde Ruslara karşı nefreti körüklüyorlar; terörize edilmiş öğretmenler ise NATO ülkelerinde yazılmış ders kitapları ve müfredat kılavuzları doğrultusunda Rus düşmanlığını büyütüyorlar. Bize karşı savaşı planlayan ve yönlendiren inanmış rusofoblar ile zorla seferber edilmiş, ahmaklaştırılmış, korkutulmuş ve boğazlanmaya gönderilmiş Rus insanlarının oluşturduğu dağınık sürüye karşı farklı tutumlar takınmak gerek. İnsan kendisine vuran değneği değil onu idare eden kafayı ısırmalı.

Üçüncü seçenek, düşmanın enformasyon teknolojileri ve iletişim sistemlerindeki üstünlüğünü nötralize etmek için elimizdeki etkili silahların kullanılmasıdır. Bu, karadaki ve deniz dibindeki iletişim hatlarının kesilmesini, veri merkezlerinin çalışmasının tahrip edilmesini, düşmanın uçan istihbarat ve keşif cihazlarının ülke menşeine bakılmaksızın vurma menzilimizde imha edilmesini, düşmanın telekomünikasyonunun temelini teşkil eden meşum Starlink grubu da dahil olmak üzere uydu bağlantılarının devre dışı bırakılmasını içerebilir. Amerikalı ve Britanyalı hedef belirleyicilerden, planlamacılardan ve analistlerden yoksun kalacak Ukrayna silahlı kuvvetleri kör olacak ve sistematik muharebe harekatı düzenleme kabiliyetini kaybedecektir. Bunun için gerekli silahlar tam olarak konvansiyonel olmayabilir. Ama ABD, füzeleri ve dronları Rusya’yı vurmak için yönlendirmek üzere kendi kozmik sistemlerini zaten sunuyor ve böylelikle, uluslararası yükümlülüklerini ihlal ederek, bize karşı askeri eylemler için uzayı da fiilen kullanıyor.

Burada, kimi pervasız kafaların ve keza uzmanlarımız ve medya grupları arasındaki herkes tarafından bilinen batı nüfuzu ajanlarının boyuna çağrısını yapıp durdukları, Ukrayna topraklarındaki hedeflerin vurulması için nükleer silahların kullanılması seçeneğini mülahaza ediyor değiliz. Belki de bu provokasyonlar, düşmanın Ukrayna’ya benzer imha vasıtaları yahut bunların üretilmesi için teknolojiler sağlamasını haklı çıkarmak için yapılıyordur. Ukrayna topraklarında nükleer enerji tesisleri bulunduğunu ve bunun için de yeterince kalifiye mühendisler ve bilim insanlarının çalışmakta olduğunu unutmayalım. Belli ki Rus Dünyasının düşmanları, bu dünyanın nükleer bir iç savaşta yok olması için can atıyorlar.

NATO’nun içeriden çökertilmesi ve AB ülkelerinde aklıselim sahibi, sorumlu ve kendi devletlerinin milli menfaatlerini savunan insanların iktidara getirilmesi seçeneğini mülahaza ediyor da değiliz. Başka ülkelerin iç işlerine müdahale, uluslararası hukuk tarafından engellenir. Ancak müdahalesizlik de, birçok sosyalizm-sonrası ülkede ve bir dizi post-Sovyet cumhuriyetinde yeterince açıklıkla görüldüğü gibi, taraftarlarımıza karşı baskı ve Rus nüfununa karşı soykırıma yol açıyor. Bu yolu seçerken, AB ve NATO’da milli egemenliğe sahip hiçbir devlet olmadığını akılda tutmak gerekir. Bunların Avrupalı üyelerini, Amerikan istihbaratının ve ABD’den kontrol edilen medyanın manipüle ettiği sorumsuz bir Avrupa bürokrasisi yönetiyor. “Derin devletin” iktidar organlarını ezme stratejisine devam ettiği ABD dahil batı ülkelerinin iktidardaki elitlerinin çekirdeğini teşkil eden büyük sermaye ve mali oligarşiden ise bahsetmeye bile gerek yok.

Bu makalenin başına dönersek, küresel ekonomik ve teknolojik yapıların barışçıl yer değiştirmesi umutlarının gerçekleşmediğini kabul etmeliyiz. Bugün artık son bulmakta olan yüzyıllık sistemik sermaye birikim döngüsü boyunca dominant olmuş bir ülkenin iktidardaki eliti, tıpkı daha önce olduğu gibi, bir dünya savaşı başlattı. Bu savaş, tıpkı geçtiğimiz yüzyıl 1930’lardaki büyük depresyon veya 1970 ve 1980’lerdeki resesyon dönemlerinde olduğu gibi, yeni teknolojik yapının üretiminin ve bu temelde ekonominin modernizasyonunun hızlandırılmış gelişmesi karşısında ekonomik aktivitedeki düşüşün üstesinden gelinmesinin vasıtası olarak hizmet ediyor.

Öyle görünüyor ki batı ülkelerindeki liberal-demokratik yönetim modeli, yeni bir uzun ekonomik dalgaya binmek üzere yeni bir teknolojik yapıya geçiş için kaynakların mobilizasyonunu savaş-dışı yollarla sağlamayı başaramıyor. Bizse her halükarda bu noktadan yola çıkmalıyız ve bir yanda dünya ekonomisindeki yapısal değişikliklerin objektif yasalarının, diğer yanda ise bize karşı NATO’da birleşmiş olan batı ülkelerinin yeni bir savaşına yol açmış bulunan sübjektif sosyal ve psikoloji faktörlerin karşılıklı çatışan etkileşimini tespit etmeliyiz.

Yürütülen para-kredi siyasetinin neden olduğu teknolojik geri kalmışlığımızı da hesaba katarsak, bu savaşta zamanın bizden yana olduğunu düşünmek saflık olur. Yeni teknolojik yapıya geçmek için en uygun dönemi kaçırmış bulunuyoruz; enerji kaynakları ve diğer hammadde emtiasından elde edilen ve bir trilyon doların üzerindeki kısmı dost-olmayan ülkelerde kalan süper kârı da bunun için kullanamadık. Onlar şimdiden bu yapının yükseliş fazına girdiler ve bize karşı savaşı da yeni teknolojileri geliştirmek, bunlara olan talebi teşvik etmek için kullanıyorlar. Bize karşı savaşın her bir günü, bu savaşın başlıca kundaklayıcılarının (ABD ve NATO yönetimin gerçek siyasetini yönlendiren bilişimci teknokratlar) kudretini artırıyor. Batı ülkelerinin gücünün bize karşı savaşta tükeneceğini sanmak yanlıştır. AB’de geleneksel sektörlerin ve eski üretimlerin durumu kötüleşiyor, ancak Amerikan bilişim devleri bu savaştan kazanç sağlıyor.

Yürütülmekte olan para-kredi siyaseti çerçevesinde ülkede bulunan kaynakların zafere erişmek için seferber edilmesi mümkün değildir; bunun sonucu, dış ticari ilişkilerimizde eşitsizlik de büyüyor. Parça ve teçhizat ithalatı için gitgide daha çok ödeme yapmak gerekiyor. Reel sektörden mali sektöre sermaye çıkışı artıyor, yurtdışına sermaye ihracı da devam ediyor. Bunun sonucu olarak yatırım aktivitesi düşüyor ve teknolojik geri kalmışlık büyüyor, bilimsel-teknik potansiyelimiz değersizleşiyor. Hiçbir şekilde mazur görülemeyecek sert ve ilkel para-kredi siyaseti yüzünden iş faaliyetlerinin bloke edilmesi, savunma kabiliyetimizi de olumsuz etkiliyor.

Dost olmayan ülkelerin iktidardaki elitinde, Ukrayna’da yürütülen savaşın onları güçlendirdiği bizi ise yıprattığı görüşü hasıl oluyor. Bu da onların saldırganlığını körüklüyor. Bu saldırganlığı söndürmek için, öncelikle, yukarıda söylendiği gibi, Rusya’ya karşı savaş suçlarında ve Ukrayna’daki Rus nüfusunun soykırımında suçluları cezalandırmak şarttır. Ve ikincisi, yeni küresel ekonomik düzen kurumlarını esas alarak çağdaş bir yönetim sistemini kurmak yoluyla yeni teknolojik yapı temelinde ileri bir ekonomik kalkınma siyasetine geçmek gereklidir. Bu konuda, serinin diğer makalelerinde birçok şey söylenmişti.

Ama diğer taraftan, İran körfezindeki savaşın yol açtığı enerji krizinin halihazırdaki devasa türev balonunu ve dolara dayalı mali sistemin çöküşünü tetikleyeceği umuduyla hiçbir şeyi değiştirmeyebiliriz de. Bunun nasıl olacağını dizinin diğer bölümlerinde ele alacağız. Ama bu “devekuşu pozisyonu”, Rus Dünyasını kurtarmak için zaruri olan ve önerdiğimiz ileri ekonomik kalkınma stratejisine geçmeden mümkün olamayacak zaferi kazanmamıza izin vermeyecek.

[1] Dostoyevski, malum. İgor Danilevski, tarihçi (1953 doğumlu); Aleksandr Prohanov tarihçi ve yazar (1938 doğumlu); Nataliya Naroçnitskaya tarihçi (1948 doğumlu).

[2] Anatoliy Fomenko, 1945 doğumlu; Anatoliy Klyosov (1946 doğumlu).

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English