Diplomasi
Avrupa’nın gözünde Türkiye’nin anı: Von der Leyen’in Suriye krizi ortasında yüksek riskli ziyareti

Ahmetcan Uzlaşık – Brüksel
Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen’in 17 Aralık’ta Türkiye’ye yapacağı ziyaret, Beşar Esad rejiminin uzun gölgesinden çıkmaya başlayan Suriye için kritik bir döneme denk geliyor. Suriye, eşi benzeri görülmemiş siyasi değişimlerle karşı karşıya kalırken, von der Leyen’in Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile yapacağı görüşmeler yalnızca acil insani krizi ele almakla kalmayacak, aynı zamanda bölgedeki AB-Türkiye iş birliğinin geleceğini de şekillendirecek.
Esad rejiminin çöküşü, Suriye’de yeni bir döneme dair umutları artırmış olsa da, bu geçiş süreci hem riskler hem de belirsizlikler barındırıyor. Ziyareti öncesinde bir açıklama yapan Ursula von der Leyen, Suriye halkına yönelik AB desteğinin devam etmesinin önemine vurgu yaparak, “Esad rejiminin çöküşü, Suriye halkı için yeni bir umut sunuyor. Ancak bu değişim anı aynı zamanda riskler barındırıyor ve zorluklar getiriyor. Sahadaki durum bu kadar belirsizken, Suriye halkına yardımımız her zamankinden daha önemli” dedi.
Von der Leyen: “Hayati Yardım Sağlama Konusunda Kararlıyız”
Avrupa Birliği, Suriye’deki devam eden çatışma ve siyasi çalkantılardan etkilenenlerin acil ihtiyaçlarını karşılamak için hızlı bir şekilde harekete geçti. Komisyon, Dubai’deki stoklarından Türkiye’ye 50 ton sağlık malzemesi taşınmasını içeren yeni bir İnsani Hava Köprüsü operasyonunun başlatıldığını duyurdu. Bu malzemeler daha sonra artan sağlık krizini hafifletmek için kuzey Suriye’ye taşınacak. Ayrıca, 46 ton barınma ve eğitim malzemesi de teslim edilecek ve AB’nin 2024 yılı için toplam insani yardım fonu 163 milyon avroya ulaşacak.
“Travma kitleri, tıbbi malzemeler ve 60.000’den fazla Suriyeliye gıda paketleri gibi hayati yardımlar sağlamaya kararlıyız,” dedi von der Leyen 13 Aralık’ta. AB’nin genişleyen insani yardım çabaları, durumun aciliyetini yansıtıyor. Ancak, bu müdahalenin ölçeğine rağmen, Suriye’ye uygulanan birçok yaptırımın devam etmesi nedeniyle bu çabaların uzun vadeli etkinliği konusunda sorular gündemde kalmaya devam ediyor.
“Türkiye, Suriye konusunda eşitler arasında birinci derecede bir ortak olacaktır.”
Von der Leyen’in ziyareti, AB’nin aday ülkesi olan Türkiye’nin bölgedeki jeopolitik öneminin arttığı bir döneme denk geliyor. Uzun süre Esad’a karşı muhalif güçleri destekleyen Türkiye, Batı’da artık Suriye iç savaşının kazananlarından biri olarak gösteriliyor.
Suriye’den kaçan 4 milyondan fazla mülteciye ev sahipliği yapan Türkiye, çatışmadan en doğrudan etkilenen ülkelerden biri olurken, Avrupa siyasetçilerinin gözünde Ankara’yı göç akışının kilit bir bekçisi olarak önemli bir konuma taşıdı. Von der Leyen, Erdoğan ile yapacağı görüşmeye hazırlanırken, odağın muhtemelen mülteci krizini yönetmek, Suriye’deki azınlıkların korunmasını sağlamak ve yeni bir iç çatışmaya yol açabilecek daha fazla istikrarsızlığı önlemek için AB-Türkiye iş birliğini güçlendirmeye yönelik olması bekleniyor.
“Suriye’nin toprak bütünlüğünün korunmasını ve tüm halkının, özellikle de azınlıkların haklarının korunmasını sağlamak için birlikte çalışmalıyız,” dedi von der Leyen 13 Aralık’ta.
ECDPM’de (Avrupa Kalkınma Politikası Yönetimi Merkezi) Yardımcı Direktör Sophie Desmidt, Türkiye’nin AB stratejisindeki merkezi rolüne dikkat çekti. Desmidt, “Türkiye, AB için Suriye ile ilgili konularda eşitler arasında birinci derecede bir ortak olacak ve von der Leyen bu noktayı ziyaretinde vurgulayacak,” dedi. Ayrıca, Türkiye’nin göç krizi sırasındaki hayati rolü göz önüne alındığında, konumunu daha fazla AB desteği elde etmek için kullanma olasılığını da öne çıkardı. Desmidt, “ABD liderliği, Trump göreve başlayana kadar ‘topal ördek’ durumunda ve Trump’ın engelleyici mi yoksa bir güç simsarı mı olacağı henüz belli değil. Erdoğan’ın İran karşısında liderliğini pekiştirmek istediğini düşünüyorum, ki bu da AB’nin işine yarıyor,” diye ekledi.
Kaja Kallas: AB’nin diplomasideki yeni yüzünün zorluğu
Eski Estonya Başbakanı Kaja Kallas, 1 Aralık’ta Avrupa Birliği Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi olarak göreve başladı.
AB’nin yeni Dış İlişkiler Yüksek Temsilcisi Kaja Kallas’ın son açıklamaları, von der Leyen’in ziyaretine yeni bir bağlam kazandırıyor. Kallas, Suriye’nin devam eden istikrarsızlığı ışığında bölgedeki istikrarı sağlamaya yönelik AB’nin kararlılığını vurguladı. 8 Aralık’ta attığı bir tweet’te, “Önceliğimiz, bölgede güvenliği sağlamaktır. Suriye ve bölgede tüm yapıcı ortaklarla çalışacağım,” dedi.
14 Aralık’ta Kallas, Suriye’nin siyasi geçiş sürecine yönelik AB desteğini vurgulayarak, “Suriye umut verici ancak belirsiz bir gelecekle karşı karşıya. Bu yüzden Akabe’de hepimiz önemli prensiplerde anlaştık: istikrar, egemenlik, toprak bütünlüğü, ancak aynı zamanda azınlıklara saygı, kurumların inşası ve Suriye’deki tüm grupları kapsayan hükümet birliği,” ifadelerini kullandı.
16 Aralık’ta ilk Dışişleri Konseyi Toplantısı’na katılmadan önce, Kallas, “Avrupalı üst düzey bir diplomat” atayarak, Şam’a gidip yeni hükümet ve halkla temas kuracağını duyurdu.
Kallas ayrıca, Suriye’nin yeni liderliği kapsayıcı bir hükümet kurar ve kadınların ve azınlıkların haklarına saygı gösterirse, bloğun Suriye’ye yönelik yaptırımları hafifletebileceğini belirtti. Dışişleri Konseyi toplantısının ardından birçok AB dışişleri bakanının, Suriye’den Rus etkisini, özellikle askeri üsleri, ortadan kaldırmasını talep ettiğini de ifade etti.
“AB liderliği, göç baskısının azalmasını istiyor”
Desmidt, Almanya ve Fransa’daki siyasi krizin liderlik sorunu bağlamında olası etkileri hakkında şunları söyledi: “Şimdilik bu bir zorluk olacak, ancak Almanya seçimlerinin sonucuna bağlı olarak işler nispeten hızlı ilerleyebilir. Bana göre, Komisyon, Parlamento ve AB üye devletlerinin liderleri de dahil olmak üzere AB liderliği genel olarak, Suriye’ye verilen desteğin bir sonucu olarak görmek istedikleri sonuç konusunda büyük ölçüde hemfikir: AB üzerindeki göç baskısının azalması.”
Desmidt, ortak bir AB eylemine katkı sağlayabilecek diğer aktörlere de dikkat çekerek, üye devletleri ortak bir pozisyon etrafında harekete geçirme görevi üstlenecek olan yeni Konsey Başkanı António Costa ile Akdeniz’den sorumlu yeni Komiser Dubravka Šuica’yı örnek gösterdi. Kaja Kallas’ın ise bunun kendi önceliği olduğunu göstermesi gerektiğini belirtti, çünkü Kallas’ın profilinin Ukrayna ve Rusya konusunda güçlü olduğunu söyledi. Desmidt, “Hafta sonu harekete geçerek Ürdün’e seyahat edip ABD, Türkiye ve Arap devletlerinden temsilcilerle görüşmesi bunun bir göstergesi,” diye ekledi.
“Siyaset eninde sonunda ahlaki çerçevelerin önüne geçecektir”
Desmidt bu görüşü destekleyerek, erken bir ayrılmaya karşı uyarıda bulundu. “AB, birçok kez insan hakları ve demokrasi vurgusunu pratikte terk ettiği için eleştirildi ve AB dışındaki birçok ortak tarafından çifte standartlarla hareket ettiği, bazı rejimlere karşı sert bir tutum sergilerken, çıkarların söz konusu olduğu durumlarda diğerlerine karşı daha hoşgörülü olduğu şeklinde görüldü,” dedi.
Desmidt, “Siyaset eninde sonunda ahlaki çerçevelerin önüne geçecektir, ancak AB duruşu ve çıkarları konusunda net olmalıdır. Şu anda Suriye’nin geçiş hükümetiyle angajmanı kapatmak, AB’nin yapıcı ve etkili bir şekilde hareket etme alanını da kapatacaktır,” diye ekledi. Desmidt, Afganistan ile paralellikler kurarak, AB’nin liderlik ile halkı desteklemek için ilkesel ancak pragmatik bir yaklaşım benimsediğini hatırlattı.
Geleceğe bakıldığında, AB hassas bir denge testiyle karşı karşıya. Suriyeli mültecilerin olası geri dönüşü ve yeniden yapılanma ihtiyacı, AB’nin bölgeye olan bağlılığını sınayacak. Avrupa Komisyonu, Suriye’nin altyapısının yeniden inşasını finanse etmeye devam edeceğini taahhüt etti, ancak von der Leyen’in de kabul ettiği gibi, bu, Türkiye dahil tüm bölgesel aktörlerin iş birliğini gerektirecek.
“Suriye’nin yeniden inşası önemli kaynaklar gerektirecek ve AB, üzerine düşeni yapmaya hazır,” dedi von der Leyen. “Ancak, siyasi geçişin kapsayıcı ve sürdürülebilir olmasını sağlamak için bölgesel ortaklarımızla birlikte çalışmamız şart.”
Desmidt, bütçe kısıtlamalarının ve Avrupa’da aşırı sağ partilerin yükselişinin bu çabaları daha da karmaşık hale getirebileceğini belirtti. “AB, yeniden yapılanmanın maliyetini tek başına üstlenmeyecek. Körfez ülkeleri gibi bölgedeki ortakların da devreye girmesi gerekecek. İdeal olarak, AB’nin rolü, bölgesel olarak sahiplenilen ve Suriye’nin uzun vadeli yeniden inşasının yolunu açan saygılı ve yenilikçi iç ve dış politika çözümlerine öncelik veren bir süreci koordine etmek ve desteklemek olmalıdır,” diye ekledi.
Desmidt, uluslararası bağışçı konferansları, Dünya Bankası ve Asya ile İslam Kalkınma Bankaları ile ortak yeniden yapılanma fonları ve bölgesel bir barış süreci ve planı gibi destek için olası yolları da açıkladı. Ayrıca, Suriye için bir AB Özel Temsilcisi atanması olasılığını da önerdi.
Son olarak şunları söyledi: “Korkum şu ki, Orta Doğu ve Ukrayna dışındaki diğer çatışma bölgeleri, özellikle Afrika, çıkarlar ve fonların yeniden tahsis edilmesinden zarar görecek. Şu anda, göçmenlerin geri dönüşü ve AB üzerindeki göç baskısının hafifletilmesi, örneğin Sudan veya Sahel’den daha yüksek bir siyasi öncelik listesinde yer alıyor.”
“Türkiye’nin Avrupa’daki Önemi Şüphesiz Artmıştır”
Brüksel’de kıdemli misafir araştırmacı olan Dr. Kadri Taştan, Suriye’nin dönüşümü ışığında Türkiye’nin stratejik konumunu vurgulayarak Türkiye perspektifini sundu.
“Türkiye’nin önemi Avrupa’nın gözünde şüphesiz artmıştır,” diyen Taştan, Ankara’nın Beşar Esad rejiminin düşüşünün imkânsız göründüğü dönemlerde bile Suriye’deki muhalif gruplara verdiği tutarlı desteğe dikkat çekti.
Dr. Taştan’a göre, bu kararlı destek, Suriye’nin önemli bir dönüşüm geçirdiği bu dönemde Türkiye’yi özellikle avantajlı bir konuma taşıdı. “Kısa vadede Türkiye, özellikle muhalif güçlerle olan köklü ilişkileri göz önüne alındığında, bu yeni yapı içinde en etkili ve kazançlı ülke konumundadır,” diye açıkladı.
Güvenlik ve Göç, AB-Türkiye İş Birliğinin Temel Taşlarıdır
AB ve Türkiye arasındaki olası iş birliği alanları hakkında sorulan bir soruya yanıt veren Dr. Kadri Taştan, iki ana odak noktası belirledi: güvenlik ve göç. “AB ve Türkiye arasındaki iş birliği, güvenlik—özellikle terörle mücadele—ve göç konularına odaklanacaktır,” dedi. Bu iki alanın ortak çabalar için net fırsatlar sunduğunu belirten Dr. Taştan, Avrupa’nın Suriye’nin yeniden inşasına önemli ölçüde katkıda bulunma kapasitesine dair şüphelerini dile getirdi.
“Avrupalıların yeniden yapılanma için kayda değer bir destek sağlayabileceğini düşünmüyorum. Avrupa’daki siyasi ortam buna uygun değil,” diye ekledi ve AB’nin önde gelen ülkelerinin karşı karşıya olduğu mevcut zorluklara dikkat çekti. “Avrupa’nın iki lokomotif ülkesi önemli siyasi istikrarsızlıklarla mücadele ediyor ve popülist hareketlerin yükselişi büyük ölçekli taahhütleri zorlaştırıyor.”
Dr. Taştan, göç ve mültecilerin geri dönüş programlarının AB-Türkiye iş birliğinin temel taşlarından biri haline gelebileceğini vurguladı. AB’nin bu programları finanse etmek ve uygulamak için sivil toplum kuruluşlarını kullanabileceğini belirtti.
“AB, bu girişimleri Türkiye üzerinden finanse edebilir ve sivil toplum kuruluşları gibi aktörleri kullanarak göçün etkin yönetimini ve mültecilerin güvenli dönüşünü sağlayabilir,” diye ekledi.
Son Ziyaret, Oturma Düzeni Üzerindeki Tartışmalara Neden Olmuştu
Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen, Türkiye’ye yapacağı yaklaşan ziyarete hazırlanırken, ünlü “sofagate” olayı hâlâ hafızalarda taze. 2021 yılındaki ziyaretinde, von der Leyen, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve AB Konsey Başkanı Charles Michel ile yapılan toplantıda kendisine bir sandalye verilmemesi nedeniyle küresel çapta eleştiriler ve cinsiyetçilik suçlamaları gündeme gelmişti.
İkili, en son Kasım 2024’ün başında Budapeşte’de gerçekleşen Avrupa Siyasi Topluluğu (EPC) Zirvesi sırasında bir araya gelmişti.
Ursula von der Leyen Ankara’ya doğru yola çıkarken, Suriye’nin kırılgan geçiş sürecinde hem AB hem de Türkiye için riskler yüksek. Ziyaret, insani yardım, göç iş birliği ve jeopolitik stratejiyi dengeleyerek AB-Türkiye ilişkilerini yeniden tanımlamak için kritik bir anı temsil ediyor.
Diplomasi
Singapur’da Filistin bayrağı açan Massive Attack üyelerine süresiz giriş yasağı verildi

Singapur yönetimi, 29 Temmuz’daki konserlerinde Filistin bayrağı açan ve slogan atan İngiliz müzik grubu Massive Attack üyeleri Robert Del Naja ile Grant Marshall’a ülkeye giriş ve sahne alma yasağı getirdi. Grup üyeleri, gözaltına alındıklarını, sorgulandıklarını ve pasaportlarına el konulduğunu açıklayarak karara tepki gösterdi.
İngiliz müzik grubu Massive Attack, Singapur’daki konserinde Filistin’e destek mesajları vermesinin ardından ülke makamlarının kendilerine yönelik tutumu karşısında şaşkınlığa uğradıklarını ve hayal kırıklığı yaşadıklarını açıkladı.
Grubun iki üyesi Robert Del Naja ile Grant Marshall, 29 Temmuz’daki konserde sahnede Filistin bayrağı açtı ve izleyicilerle birlikte “Özgür Filistin” sloganı attı.
Singapur polisi önce olay hakkında soruşturma başlattı, ardından Del Naja ve Marshall’ın ülkeye yeniden girişinin ve burada sahne almalarının süresiz olarak yasaklandığını duyurdu.
Massive Attack, pazar günü Instagram’da yayımladığı açıklamada üyelerinin polis tarafından gözaltına alındığını, birbirlerinden ayrıldığını ve ayrı ayrı sorgulandığını bildirdi. Gruba göre bazı üyelerin otel odaları arandı ve pasaportlarına geçici olarak el konuldu. Massive Attack, yaşananları “gerçeküstü bir deneyim” olarak nitelendirerek Singapur makamlarının tutumundan duyduğu rahatsızlığı dile getirdi.
Iconic British band Massive Attack is under police investigation in Singapore for displaying a Palestinian flag at their July 29 concert. Videos show members holding the flag on stage, prompting "Free Palestine" chants from the crowd. The band, known for their outspoken activism… pic.twitter.com/8vu7jRa3Ne
— Eye on Palestine (@EyeonPalestine) July 31, 2026
Singapur polisi, 31 Temmuz’da yayımladığı ilk açıklamada konser sırasında Filistin bayrağı açılmasıyla ilgili soruşturma başlatıldığını duyurmuştu. Polis ve yerel medya, soruşturmanın “lisans koşullarının ihlal edilmiş olabileceği” gerekçesiyle yürütüldüğünü bildirmişti.
Singapur yasalarına göre yabancı ülkelere ait bayrak ve diğer ulusal sembollerin izin veya muafiyet olmaksızın halka açık alanlarda sergilenmesi yasaklanıyor.
Polis sözcüsü, daha sonra BBC’ye yaptığı açıklamada Del Naja ve Marshall’ın Singapur’a yeniden girmelerine ve ülkede sahne almalarına izin verilmeyeceğini söyledi. İki müzisyene, yabancı bayrakların kamusal alanda sergilenmesini kısıtlayan ve halka açık etkinliklerde siyasi ifadeleri düzenleyen iki yasa kapsamındaki olası ihlaller nedeniyle “sert uyarı” verildi.
Massive Attack, konser başlamadan önce ve konserin sonunda salondaki izleyicilerin büyük bölümünün kendiliğinden “Özgür Filistin” sloganları attığını belirtti. Grubun açıklamasında, “Muhtemelen bu kendiliğinden ifadenin tek başına hükümetlerinin sansür yasalarını ihlal edebileceğinin farkındaydılar. Ancak bu onları caydırmadı” ifadelerine yer verildi.
Massive Attack, Singapur’un yasak kararına doğrudan değinmedi ancak “157 ülkenin tanıdığı egemen bir devletin bayrağını yalnızca havaya kaldırmanın herhangi bir yasayı ihlal edebileceğini düşünmediklerini” bildirdi. Grup üyeleri, Singapur’daki hayranlarıyla birlikte bu plansız dayanışma mesajını vermekten gurur duyduklarını söyledi. Açıklamada, izleyicilerin “Filistin halkıyla dayanışma göstermek için açıkça ahlaki bir sorumluluk hissettiği” kaydedildi.
Massive Attack’ın Instagram paylaşımı 146 bin kullanıcı tarafından beğenildi ve grubun hayranlarından çok sayıda destek mesajı aldı. Singapurlu bir Instagram kullanıcısı, “Singapur’da çoğumuz ne söylediğimize ne kadar yüksek sesle söylediğimize ve ne zaman susmanın daha güvenli olduğuna dikkat etmeyi öğrenerek büyüdük. Filistin’in yanında durduğunuz ve ahlaki tutarlılığın hâlâ sahnenin merkezinde yer alabileceğini gösterdiğiniz için teşekkür ederiz” ifadelerini kullandı.
Konseri izleyen Singapurlu içerik üreticisi Crystal Lim-Lange ise konunun “karmaşık” olduğunu belirtti. Lim-Lange, “Sanatçıların sahne aldıkları ülkelerin yasalarına saygı göstermeleri gerektiğine inanıyorum” dedi. Bununla birlikte sanatın tarih boyunca düşüncelere meydan okuduğunu, toplumu yansıttığını ve zorlu tartışmaları tetiklediğini vurgulayan Lim-Lange, “Sanatı siyasetten ayırmaya çalışmak hiçbir zaman kolay olmadı” değerlendirmesinde bulundu.
Filistin bayrağı, İsrail’in Gazze’de Filistinlilere yönelik saldırıları ve Singapur’daki kayda değer Müslüman nüfus nedeniyle ülkede hassas bir konu olarak değerlendiriliyor. Singapur yönetimi, İsrail’in Gazze’ye yönelik saldırılarıyla ilgili kitlesel açıklamalara ve sembollere karşı tutum izliyor. Çok kültürlü ülkenin yetkilileri, bu yaklaşımın etnik, dini ve toplumsal uyumun korunması için gerekli olduğunu savunuyor.
Singapur İçişleri Bakanlığı, 2023’te yayımladığı duyuruda yabancı ülkelere ait ulusal semboller de dâhil olmak üzere Filistin ve İsrail’deki gelişmelerle bağlantılı eşyaların sergilenmemesi veya giyilmemesi uyarısında bulunmuştu. Bakanlığın açıklamasında, “Devam eden İsrail-Hamas çatışması güçlü duygular uyandıran bir meseledir. Artan hassasiyetler göz önüne alındığında, çatışmayla bağlantılı unsurların kamuya açık alanlarda sergilenmemesini ve giyilmemesini tavsiye ediyoruz” ifadeleri kullanılmıştı.
Singapur makamları, bu yılın başında Filistin’e destek amacıyla izinsiz yürüyüş düzenleyen bazı kişilere de para cezası verdi.
Massive Attack, Gazze savaşı dahil çeşitli konulardaki siyasi tutumunu açıkça dile getirmesiyle tanınıyor. Robert Del Naja, bu yılın başında Londra’daki bir protesto sırasında yasaklı Palestine Action örgütüne destek verdiği şüphesiyle gözaltına alınmıştı. 61 yaşındaki müzisyen, üzerinde “Soykırıma karşıyım, Palestine Action’ı destekliyorum” yazılı bir pankartla yüzlerce göstericinin katıldığı oturma eyleminde yer almıştı.
Massive Attack konseri, Filistin’le dayanışma gösterilmesi nedeniyle hukuki işlem başlatılan ilk olay niteliği taşımıyor. Gazze’deki saldırıların Ekim 2023’te başlamasından bu yana Filistin’e destek eylemleri geniş çaplı kısıtlamalarla karşı karşıya kaldı.
ABD’de yetkililer ve üniversite yönetimleri, Gazze’yle dayanışma gösterilerine gözaltılar, uzaklaştırma kararları ve öğrencilerle öğretim üyelerine yönelik ceza davalarıyla karşılık verdi. Federal yetkililer ise Filistin yanlısı eylemleri hedef alan soruşturmalar açmak ve üniversitelere sağlanan fonları kesmekle tehdit etti.
İngiltere hükümeti, terörle mücadele yasaları ile kamu düzenine ilişkin yetkileri kullanarak bazı grupları yasakladı, gösterilere katı koşullar getirdi ve Filistin’e destek açıklamalarında bulunan binlerce protestocu, aktivist ve akademisyeni gözaltına aldı.
Fransa’da İçişleri Bakanlığının talimatları doğrultusunda Filistin yanlısı gösteriler ülke genelinde defalarca yasaklandı. Polis, toplanan grupları dağıtmak için göz yaşartıcı gaz ve tazyikli su kullandı, çok sayıda kişiye para cezası verildi. Savcılıklar da eylemleri düzenleyenler ve katılımcılar hakkında ceza davaları açtı.
İsrail’in destekçilerinden Almanya’da ise eyalet makamları, yaygın Filistin yanlısı sloganları suç kapsamında değerlendirdi. Gösteriler yasaklandı, yüzlerce kişi gözaltına alındı veya para cezasına çarptırıldı. Dayanışma eylemlerine katılan yabancı aktivistler hakkında sınır dışı ve diğer göçmenlik işlemleri de uygulandı.
Dünya turnesini sürdüren Massive Attack, Asya ayağının tamamlanmasının ardından gelecek hafta Avustralya’da konserler verecek.
Diplomasi
Infantino üzerindeki baskı artıyor

Avrupa ülkeleri, FIFA’nın Gianni Infantino liderliğinde bir dönemini daha destekleyen mektupları toplu olarak geri çekerek ona yönelik baskıyı artırmayı planlıyor.
Infantino’nun başkanlığı, Dünya Kupası’nın bazı bölümlerini satmaya yönelik özel sektör destekli planının çöküşünün ardından ciddi tehlike altında.
Bu plan, UEFA üye federasyonlarının gelecekteki FIFA müsabakalarını boykot etme tehdidinde bulunmasıyla büyük ölçüde suya düştü.
The Guardian’a göre ortam hâlâ gergin ve Avrupa genelinde onun görevinden bir an önce uzaklaştırılmasını isteyen yaygın bir istek var.
Şu anda çok sayıda ulusal futbol federasyonu, Infantino’nun istifasını hızlandırmak amacıyla ona verdikleri desteği resmen geri çekmeyi tartışıyor ve önümüzdeki günlerde bu konuyla ilgili açıklamalar yapılması bekleniyor.
Geçen haftaki krizin patlak vermesinden önce, Almanya, Romanya, Norveç, Danimarka ve İsveç hariç UEFA’nın 55 üyesinin tamamı, Mart 2027’de Infantino’nun adaylığını destekleyen mektuplar yazmıştı.
Hatta İsviçreli başkanın dördüncü dönemine başlaması ise kaçınılmaz bir gerçek olarak görülüyordu.
Eşzamanlı bir geri çekilme gündeme getirilmiş olsa da, üye federasyonların desteğini tek tek geri çekme olasılığı da bulunuyor.
Böyle bir hareket, fiilen bir güvensizlik oyu anlamına gelir ve Infantino’nun istifası yönündeki baskıyı artırır.
Örneğin İngiltere Futbol Federasyonu (FA), Gianni Infantino’nun FIFA başkanlığına yeniden seçilmesine verdiği desteği resmen geri çekecek.
FA, daha önce Infantino’ya destek vermiş olmasına rağmen, artık onun dördüncü dönem başkanlığı için destek vermediğini teyit eden bir mektubu FIFA’ya gönderecek.
FA, daha önce Infantino’nun arkasında saf tutmuştu. Infantino, kasım ayında Birleşik Krallık’ın 2035 Kadınlar Dünya Kupası’na ev sahipliği yapacağını teyit edecek olağanüstü FIFA kongresine başkanlık edecek.
Cumartesi günü FA, “FIFA’nın liderlik ve yönetişim yapısının kapsamlı ve titiz bir şekilde gözden geçirilmesi” çağrısında bulunmuştu.
Bu hamle, Galler Futbol Federasyonu’nun Infantino’nun adaylığından desteğini çekmesinin ardından geldi.
Galler futbolu ve temsilcileri, Infantino’ya karşı çıkma çabalarında kilit bir rol oynadılar.
Geçen Perşembe günü üye federasyonların katıldığı bir toplantıda, UEFA başkan yardımcısı ve eski Galler milli futbolcusu Laura McAllister, Infantino’nun FFE planını rafa kaldırmaması halinde FIFA turnuvalarına Avrupa öncülüğünde bir boykot uygulanmasını savundu.
Bu, planı fiilen uygulanamaz hale getiren ortak bir mutabakata yol açtı.
Finlandiya Futbol Federasyonu, geçen hafta desteğini çeken ilk ülke olmuştu.
FIFA, mektubunu geri çekmek isteyen her ülke tarafından bilgilendirilmek zorunda. Diğer konfederasyonlardaki ülkelerle görüşmeler devam ediyor.
“FIFA Forward Enterprise” önerisinin başarısız olmasına rağmen, Asya Futbol Konfederasyonu’ndaki (AFC) bazı ülkeler hafta sonu Infantino’ya açıkça destek verdi.
Avrupa futbol camiasındaki kaynaklar, bu federasyonların Infantino’nun karşı karşıya olduğu muhalefetin boyutundan tam olarak haberdar olup olmadıklarını sorguluyor.
Cumartesi günü finansal açıdan güçlü Katar’ın Infantino’ya destek vermesinin ardından, pazar günü daha küçük Asya federasyonları olan Sri Lanka ve Kuveyt de kamuoyu önünde desteklerini açıkladı.
Fakat AFC nadiren toplu olarak oy kullanır ve Infantino’dan memnun olmayan bazı federasyonların Avrupalıların safına katılma ihtimali de bulunuyor.
FIFA’nın 211 üyesinden 200’den fazlası Infantino’ya destek mektupları sunmuştu. O dönemde görev süresinin tehlike altında görünmemesine rağmen, FIFA’nın tereddüt edenler üzerinde yoğun baskı uyguladığı anlaşılıyor.
Birçoğu, başkanlığı konusunda özel olarak endişelerini dile getirmesine rağmen onu desteklemişti.
Infantino’nun yerine geçecek bir aday belirleme çabaları hız kazanıyor. Seçim için öne sürülecek herhangi bir adayın, Avrupa dışında, özellikle Asya Futbol Konfederasyonu (AFC) ile Kuzey, Orta Amerika ve Karayipler Konfederasyonu (CONCACAF) tarafından önemli düzeyde destek alması gerekecek.
Uygun bir adayın etrafında hızla birleşmek, Infantino’yu konumunun savunulamaz olduğuna ikna etmenin anahtarı olabilir.
Infantino görevde kalmaya kararlı görünüyor ve desteğini sürdürmek için dünyanın dört bir yanındaki üye federasyonlara baskı uyguladığı düşünülüyor.
Bununla birlikte, hem Afrika Futbol Konfederasyonu hem de Güney Amerika Konfederasyonu (Conmebol) Infantino’ya tam destek veriyor.
Bu durum, UEFA üyeleri FIFA’da yeni bir liderlik arayışındayken Asya ve Kuzey Amerika’yı kritik mücadele alanları haline getiriyor.
Diplomasi
Alman Sanayi Federasyonu’nun ‘Çin Şoku 2.0’ uyarısına Çin’de yanıt: Kendi sorunlarınızı dışsallaştırmayın

Alman Sanayi Federasyonu (BDI), Çin’le ilişkilerde giderek büyüyen sorunların Alman sanayisini tüm sektörlerde ağır biçimde etkilediğini ve ülkenin bir “Çin Şoku 2.0” yaşadığını bildirildi. Çinli bir uzman ise Almanya’nın kendi sorunlarıyla yüzleşmesi ve rekabet gücünü artırması gerektiğini belirterek, iç yapısal sorunları dışsallaştırmanın gerçek bir çözüm sağlamayacağını ve Çin ile Almanya arasında kazan-kazan esasına dayalı işbirliğini de geliştirmeyeceğini söyledi.
Alman Frankfurter Allgemeine Zeitung (FAZ) gazetesi pazartesi günü yayımladığı haberde, BDI İcra Kurulu Başkanı Tanja Gönner’in Alman Basın Ajansı’na yaptığı açıklamada, federasyonun rakip olarak Çin’le ilgili giderek artan sorunlar gördüğünü söylediğini aktardı.
Gönner, Çin’in “kritik ham maddelerde bağımlılık, önemli ölçüde düşük değerlenmiş para birimi ve devlet kaynaklı kapasite fazlası” gibi unsurlar üzerinden sanayi üzerinde büyük bir etki yarattığını ileri sürdü. Gönner’e göre bunlara, Çin’in kilit teknolojilerde küresel pazar lideri olma hedefi de ekleniyor.
Fudan Üniversitesi Uluslararası Çalışmalar Enstitüsü bünyesindeki Çin-Avrupa İlişkileri Merkezi Direktörü Jian Junbo, pazartesi günü Global Times’a yaptığı açıklamada, “Geçtiğimiz 20 yıl boyunca Almanya ve diğer Avrupa ülkelerinin otomotiv ve makine gibi sektörlerdeki şirketleri, Çin’in açık pazarından, eksiksiz tedarik zincirlerinden ve nispeten düşük maliyetlerinden yararlanarak kâr elde etti,” dedi.
Jian, Çin’in sanayisini geliştirmesi ve elektrikli araçlar ile fotovoltaik gibi alanlarda rekabet gücü kazanmasının ardından Almanya dahil Avrupa ülkelerinin normal piyasa rekabetini “şok” ve “tehdit” olarak tanımlamaya başladığını kaydetti.
Çin Uluslararası Ticaret ve Ekonomik İşbirliği Akademisi araştırmacısı Zhou Mi ise pazartesi günü Global Times’a verdiği demeçte, “Çin, kritik ham maddeler alanında kesintisiz yatırım ve araştırma-geliştirme faaliyetlerini sürdürdü. Çin’in teknolojik avantajları ve kurallara uygun ihracat kontrolleri birer engel teşkil etmiyor. Bu konuyu abartarak Çin’e kendi yönetim sistemlerinden vazgeçmesi için baskı yapmak makul değildir,” ifadelerini kullandı.
Zhou, döviz kurlarının esas olarak piyasa ve ekonomik temeller tarafından belirlendiğine işaret ederek, “para biriminin düşük değerlendiği” iddiasının daha da dayanaksız olduğunu savundu.
Zhou’ya göre Çin, “kapasite fazlası” meselesine ilişkin birçok kez açıklama yaptı ve konuyu sistematik biçimde izah eden bir beyaz kitap yayımladı: “Sözde kapasite fazlası hükümet tarafından yaratılmış değil. Belirli dönemlerde ve özel piyasa koşullarında arz ile talep arasında geçici bir dengesizlik ortaya çıkabilir. Ancak bu tür dengesizliklerle ticari engeller oluşturarak veya tehditlere başvurarak değil, bilgi paylaşımını güçlendirerek ve şeffaflığı artırarak birlikte mücadele edilmesi gerekiyor.”
BDI, 2019’un başında yayımladığı bir politika belgesinde Almanya’nın Çin politikasının yeniden yönlendirilmesi çağrısında bulunmuştu. Belgede, piyasa ekonomisinin “daha dayanıklı” hale getirilmesi gerektiği belirtilmişti. Çin bir ortak olarak tanımlanmakla birlikte, giderek daha fazla sistemik bir rakip olarak da görülmeye başlanmıştı. FAZ’ın aktardığına göre Alman hükümetinin 2023 tarihli Çin Stratejisi’nde Çin, ortak, rakip ve sistemik hasım olarak tanımlandı.
Jian, Almanya’nın önde gelen sektörlerinde giderek artan bir baskıyla karşı karşıya olduğunu söyledi. Ancak uzmana göre Alman sanayisinin rekabet gücündeki göreli gerilemenin temel nedeni; yüksek enerji maliyetleri, aşırı düzenlemeler ve inovasyonu pratik sonuçlara dönüştürmedeki düşük verimlilik gibi iç yapısal sorunlarda yatıyor.
Jian, “Bu iç yapısal sorunları dışsallaştırmak, sorunların gerçek anlamda çözülmesine yardımcı olmaz,” dedi.
FAZ’ın haberinde Gönner, Avrupa’nın Çin karşısında daha iddialı olması gerektiğini, ancak kendisini Çin’den tamamen soyutlamaması gerektiğini söyledi.
Gönner, “Kendimizi nasıl savunabileceğimizi değerlendirirken aynı zamanda birçok alanda kurallara dayalı düzeni korumaya çalışmalıyız,” ifadelerini kullandı.
Bloomberg geçen hafta, Almanya’nın Çin’in tedarik zincirindeki kırılganlıkları tespit etmeye çalıştığını ve olası bir Almanya-Çin ticaret savaşında bu bilgileri baskı aracı olarak kullanmayı planladığını bildirmişti.
Jian, Almanya’nın çok taraflılığı ve Dünya Ticaret Örgütü kurallarını savunduğunu iddia ederken tek taraflı ticaret araçlarına başvurmaya çalıştığını söyledi. Uzman, bunun uzun vadede yalnızca Alman sanayisinin içinin boşalmasını hızlandıracağını belirtti. Çünkü gerçekten rekabetçi şirketler, kaynakların dünya genelinde en uygun şekilde dağıtılabileceği yerleri aramaya devam edecek.
Çin’deki Alman Ticaret Odasının inovasyon raporuna göre, otomotiv sektöründeki şirketlerin yüzde 81’i, araştırma-geliştirme çalışmalarını Çin’de yerelleştirmelerinin son iki yıldaki gelişim hızlarını artırdığını belirtti. Şirketlerin yüzde 79’u Çin’de yerelleştirilen araştırma-geliştirme faaliyetlerinin Almanya’ya kıyasla maliyetlerini azalttığını söylerken, yüzde 70’i Çin’deki inovasyon ortaklıklarının ek maliyet tasarrufu sağladığını ifade etti.
Jian, Çin-Almanya ilişkilerinin uzun süredir kapsamlı stratejik ortaklık çerçevesinde karşılıklı fayda ve kazan-kazan esasına dayalı işbirliği üzerine kurulduğunu, iki ülke arasındaki rekabetin ise piyasa ekonomisinin olağan bir unsuru olduğunu belirtti.
Jian’a göre kilit nokta, ikili rekabeti bir tehdit olarak görmek ve sorunları daha da karmaşık hale getirecek tek taraflı, hedefe yönelik tedbirlere başvurmak yerine, rekabete akılcı ve nesnel bir tutumla yaklaşmak.
Dünya Basını1 hafta önceGlazyev yazdı: Hibrit dünya savaşının devam etmesinin nedenleri üzerine – 1
Diplomasi4 gün öncePaşinyan’dan Moskova’ya demiryolu resti
Avrupa2 hafta önceBurnham resmen Birleşik Krallık Başbakanı oluyor
Dünya Basını7 gün önceGlazyev yazdı: Hibrit dünya savaşının devam etmesinin nedenleri üzerine – 2
Dünya Basını1 hafta önceEski NATO yetkilisi Kujat’tan nükleer kış uyarısı
Avrupa2 hafta önceAlmanya, silahlanmak için borçlanıyor
Asya2 hafta önceDeepSeek kullanıcılarının özel sohbetleri Google’a sızdı
Avrupa7 gün önce‘Yeraltı ülkesi’ geri geliyor: İsviçre sığınaklarında yeni ‘savaş düzenlemesi’












