Diplomasi
Dmitriyev: Rusya ve ABD iki günde üç adım ileri gitti

Rusya Doğrudan Yatırım Fonu (RDIF) Başkanı Kirill Dmitriyev, Washington ziyaretinde Trump yönetimi yetkilileriyle görüştüğünü ve iki ülke ilişkilerinde ‘üç adım ileri’ gidildiğini belirtti. Dmitriyev, Moskova-Washington ilişkilerinin yeniden canlandırılması, ekonomik ortaklık ve Arktik’te işbirliği gibi konuların ele alındığını, Trump yönetiminin Rusya’nın pozisyonunu dinlediğini ve yapıcı bir diyalog kurulduğunu ifade etti.
Rusya Doğrudan Yatırım Fonu (RDIF) Başkanı ve Devlet Başkanı’nın Özel Temsilcisi Kirill Dmitriyev, ABD ziyareti sırasında Donald Trump yönetimi yetkilileriyle Moskova ile Washington arasındaki ilişkilerin yeniden canlandırılmasını, ekonomik ortaklığın geliştirilmesini ve Arktik’te işbirliğini ele aldı.
Dmitriyev, Amerikalı yetkililerle yaptığı görüşmelerin ardından Moskova’da düzenlediği basın toplantısında ziyaretinin ayrıntılarını paylaştı.
Vedomosti gazetesinin haberine göre Dmitriyev, “Son iki gündür Devlet Başkanı [Vladimir] Putin’in talimatıyla burada, Washington’da, [Donald] Trump yönetiminin kilit üyeleriyle görüşmeler yapıyorum,” dedi.
Görüşmelerin son derece proaktif geçtiğini vurgulayan Dmitriyev, iki günlük müzakerelerde iki ülkenin “üç adım ileri” gitmeyi başardığını belirtti.
Dmitriyev, “Dün ve bugün birçok konuda üç adım ileri gittiğimizi söyleyebilirim,” ifadelerini kullandı ve ekledi: “Ancak elbette, a) çok fazla konu birikti ve b) esasen Rusya ile ABD arasında üç yıldır iletişim yoktu. Bu nedenle diyalog ve çözüm süreci biraz zaman alacak, ancak kesinlikle olumlu ve yapıcı bir şekilde ilerliyor.”
Dmitriyev, Washington’daki görüşmelerinin ana gündem maddelerinden birinin Moskova ile Washington arasındaki ilişkilerin yeniden kurulması olduğunu kaydetti.
Dmitriyev, çok sayıda küresel aktörün ve farklı ülkenin bu diyaloğu ve Rusya-ABD ilişkilerinin yeniden kurulmasını engellemeye çalıştığını, ayrıca çözülmesi gereken sorunların çözümünü sekteye uğratmaya çalıştığını iddia etti.
Bunun yanı sıra Dmitriyev, medyada koordineli bir kampanya yürütüldüğünü ve çeşitli politikacıların Rusya ile ABD arasındaki ilişkileri bozma girişimleri olduğunu söyledi.
“Rusya’nın sözlerini çarpıtma, Rusya’yı veya Rus liderlerini kötü gösterme girişimlerini görüyoruz. Bu her gün büyük ölçüde oluyor,” diyen Dmitriyev, “Ancak çok önemli olan şey, bu dezenformasyonla mücadelenin en iyi yolunun doğrudan diyalog olduğudur,” yorumunu yaptı.
‘Trump yönetimi Rusya’yı dinliyor’
Diğer yandan Dmitriyev, mevcut yönetimin jeopolitik sorunları çözmeye kararlı olduğunu vurguladı. Ona göre, yönetim birçok konuda Rusya’nın pozisyonunu dinliyor.
“Başkan Trump yönetimini farklı kılan şey, Başkan Biden’ın aksine Rusya’nın pozisyonunu dinlemesi ve Rusya’nın endişelerini anlamasıdır,” diyen Dmitriyev, “Elbette çeşitli konularda anlaşmazlıklar var, ancak bizim anlayışımıza göre bu anlaşmazlıkların üstesinden gelmeye yardımcı olacak bir süreç, bir diyalog var,” ifadelerini kullandı.
Dmitriyev ayrıca Trump yönetiminin ve yönetimdeki kilit isimlerin Rusya-ABD ilişkilerinin tüm yelpazesini çözmeye odaklandığını belirtti.
Dmitriyev, “Son derece saygılı davranıyorlar, Rusya’nın pozisyonunu anlıyorlar, birçok soru soruyorlar ve uzlaşma yolları buluyorlar. Belirlenen yapıcı ruh bu,” değerlendirmesini yaptı.
Ekonomik işbirliği
Dmitriyev, Amerikalı yetkililerle yapılan görüşmelerde çeşitli yatırım ve ekonomi konularının ele alındığını bildirdi.
“Amerikan şirketlerinin Rusya’ya dönme konusunda büyük bir istek duyduğunu görüyoruz,” diyen Dmitriyev, hâlihazırda Rusya Federasyonu’nda 150’den fazla Amerikan şirketinin faaliyet gösterdiğini ve bunların yüzde 70’inden fazlasının 25 yılı aşkın süredir piyasada olduğunu kaydetti.
Dmitriyev, “Pek çok Amerikan şirketinin, Avrupalı şirketlerin terk ettiği nişleri doldurmak istediğini görüyoruz. Avrupa Birliği ülkeleri arasındaki bu tür ideolojik kısıtlamaların, Amerikan şirketlerinin bazı nişleri doldurmasına olanak tanıyabileceğini görüyoruz,” diye ekledi.
Bunun ancak Rusya için faydalı olduğu, Rusya hükümetinin onayladığı ve Rus şirketleriyle ortak girişimlerin kurulacağı yerlerde gerçekleştirileceğini vurgulayan Dmitriyev, net önceliğin Rus iş dünyası ve Rus şirketlerinin çalışmaları olduğunu belirtti.
Ayrıca, Dmitriyev, tarafların Arktik’te ve nadir toprak elementleri konusunda olası işbirliğini ve ülkelerin “yapıcı ve olumlu ilişkiler kurabileceği” diğer çeşitli sektörleri tartıştığını söyledi.
Dmitriyev, “Dün çok sayıda ülkeye karşı gümrük vergileri getirildi. Rusya, gümrük vergisi uygulanan ülkeler listesine dahil edilmedi, oysa gümrük vergileri neredeyse tüm ülkelere karşı getirilmişti,” diye ekledi.
Rusya ile ABD arasında doğrudan uçuşların yeniden başlatılmasının görüşüldüğünü belirten Dmitriyev, “Doğrudan uçuşların yeniden başlatılması için aktif çalışmalar sürüyor. Bu konuda ilerleme kaydetmeyi umuyoruz,” dedi.
Gelecek toplantılar
Aynı zamanda Dmitriyev, ABD’ye davet edilmiş olmasının önemini vurgulayarak diğer Rus temsilcilerin de davet edileceğini umduğunu ifade etti.
Yetkili, “Meslektaşlarımızı Rusya’ya davet ediyoruz. İşte bu doğrudan diyalog, çarpıtmalara izin vermiyor ve tüm kilit konuları çok doğrudan ve net bir şekilde tartışmayı mümkün kılıyor,” diye ekledi.
Gelecekteki toplantıların ve müzakerelerin beklentileri hakkında yorum yapan Dmitriyev, “Belirlenen bazı tarihler var ve bunlar gerçekten tartışılıyor, ancak ben Rusya’ya döndüğümde, bu nihai tarihlerin de onaylanacağını düşünüyorum,” dedi.
Ayrıca, “Diyalog devam ediyor ve Rusya tarafından kilit yöneticilerin ve kilit teknik uzmanların katılımıyla daha birçok önemli toplantı yapılacak,” diye belirtti.
Dmitriyev, iki ülkenin mevcut tüm anlaşmazlıkları çözmesi için bir dizi toplantıya daha ihtiyaç duyulacağını vurguladı ve “Ancak asıl önemli olan, Başkan Trump yönetiminin ve kilit temsilcilerinin olumlu, yapıcı tutumunu görmemizdir,” dedi.
Dmitriyev, 3 Nisan’da Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in talimatıyla Washington’da Trump yönetimi temsilcileriyle görüştüğünü açıklamıştı.
RDIF Başkanı, diyaloğun yeniden kurulmasını “karmaşık ve kademeli bir süreç” olarak nitelendirmiş ve “her toplantının, her samimi konuşmanın ilerlemeyi sağladığını” belirtmişti.
Aynı gün Reuters ajansı Dmitriyev’in Washington’da ABD Başkanı’nın özel elçisi Steve Witkoff ile görüştüğünü bildirdi.
Ajans, Dmitriyev’in ABD’li yetkililerle tam olarak ne görüştüğünün belirsizliğini koruduğunu belirtti.
CNN, 2 Nisan’daki haberinde ise ABD makamlarının müzakerelere katılabilmesi için RDIF Başkanı’na yönelik yaptırımları geçici olarak kaldırdığını bildirdi.
Dmitriyev’i ABD’ye Witkoff davet etmişti. Bunun, 2022’den bu yana üst düzey bir Rus yetkilinin Washington’a yaptığı ilk ziyaret olduğu kaydedildi.
Diplomasi
Almanya ile Avusturya arasında BMGK kavgası

Almanya ile Avusturya arasında, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’ne (BMGK) kimin üye olacağı konusunda sert bir tartışma yaşanıyor.
POLITICO’da yer alan habere göre BMGK üyeliği için girişilen rekabette Avusturyalı yetkililer, “alaycı bir diplomasi ve basit bir mesaja” başvuruyor.
Üst düzey bir Avusturyalı diplomatın ifadesiyle, Viyana “tam da Alman olmadığımız için” kendilerine oy verilmesini istiyor.
Habere göre bu alaycı esprinin ardında, normalde yakın müttefikler olarak görülen iki ülke arasında gerçek bir rekabet ve şiddetli bir çekişme yatıyor.
Almanya, Avusturya ve Portekiz olmak üzere üç AB ülkesi, bugün (3 Haziran) yapılacak Genel Kurul oylamasında BM’nin en güçlü organındaki iki geçici üye koltuğu için yarışıyor.
Portekiz, Portekizce ve İspanyolca konuşulan ülkelerle olan güçlü bağları sayesinde, 2027’de başlayacak iki yıllık dönem için genel olarak kesin aday olarak görülüyor.
Bu durumda, yakın tarihi ve kültürel bağlarla birbirine bağlı, ancak zaman zaman gerginlikler de yaşayan Almanya ve Avusturya, son koltuk için rekabet ediyor.
Almanya bu yarışta devasa bir güç olsa da, bu durum Almanya Dışişleri Bakanı Johann Wadephul’un Berlin’in adaylığını agresif bir şekilde savunmasını engellemedi.
Bu durum, Şansölye Friedrich Merz’in, Almanya’nın ihracat odaklı ekonomisini desteklemek ve küresel sahnedeki etkisini güçlendirmek için her türlü uluslararası etki kaynağını güvence altına alma kararlılığını yansıtıyor.
Wadephul, geçen hafta sonu Almanya’ya oy vermeleri için ülkelere lobi yapmak üzere New York’a uçtu.
Wadephul, varışının hemen ardından, “Küresel krizler söz konusu olduğunda Almanya, etkisini ortaya koymak istiyor. Bu, dünyanın üçüncü büyük ekonomisi için gayet uygun bir tutum,” dedi.
Buna karşılık Avusturyalı diplomatlar, nispeten küçük olmalarını bir erdem olarak sunuyorlar.
Bir Avusturyalı diplomat, “Bağlantısız ve askeri açıdan tarafsız küçük bir ülke olarak çok özel bir rol oynayabiliriz: Çünkü mesele siyasi ağır topların hakları değil, tüm devletler arasındaki hak dengesi,” dedi.
Öte yandan Alman ve Avusturyalı liderler, birbirlerini alt etmek için ne kadar çaba harcadıkları konusunda alışılmadık derecede açık sözlü davrandılar.
Merz salı günü Berlin’de, Almanya’nın adaylığını destekleyeceğini belirten Macaristan Başbakanı Péter Magyar’ın yanında yaptığı açıklamada, “Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’ndan geçici üye koltuğu için onay alabilmek amacıyla elimizden gelen her şeyi yaptık: federal dışişleri bakanı ve şahsım dahil olmak üzere kabinedeki birçok meslektaşımız da bu çabaya katıldı,” dedi.
Avusturyalı bir diplomata göre, Avusturya başbakanı ve dışişleri bakanı da yarışmayı kazanmak için “elinden geleni yaptı.”
Avusturya’nın BM Büyükelçisi Gregor Kössler, Avusturya haber kuruluşu Die Presse’ye verdiği röportajda, “perde arkasında sert müzakereler yapıldığını” söyledi:
“İnsanlar oyları kendi lehlerine çevirmeye ve destekçileri kendi saflarına çekmeye çalışıyor. Özellikle geride kaldığınızda, mevcut anlaşmaları bozmak için biraz daha fazla baskı yapmaya çalışabilirsiniz.”
Avusturyalı diplomatlar, tarafsızlıkları ve NATO üyeliği olmamalarının Afrika, Asya ve Latin Amerika ülkeleriyle ilişkilerinde kendilerine avantaj sağladığını söylüyor.
Avusturya tarafının bir başka açık avantajı da, Almanya’dan birkaç yıl önce 2027-2028 koltuğu için yarışa girmiş olması ve kısmen bu nedenle, oylamada Almanya’yı yenme şanslarının gerçekçi olduğuna inanıyorlar.
Böyle bir sonuç Merz için bir “aşağılanma” olur. Berlin, on yıllardır her sekiz yılda bir Güvenlik Konseyi üyeliğini kazanmayı başardı.
Avusturya’ya karşı alınacak bir yenilgi, sadece acı verici bir diplomatik gerileme anlamına gelmekle kalmayacak, aynı zamanda Avrupa içinde Almanya’nın liderlik rolünü yeniden tesis etme vaadiyle seçimlere katılan Merz’e yönelik iç eleştirilerin daha da artmasına yol açacak.
Bu durum, Wadephul’un New York’ta neden yoğun bir kampanya yürüttüğünü açıklamaya yardımcı oluyor.
Wadephul’un çabalarına aşina olan temsilcilere göre, bakan cuma gününden bu yana BM’de yaklaşık 80 bakan veya büyükelçi ile yüz yüze görüştü. Hangi teşvikleri sunduğu ise belirsiz.
Bu tür durumlarda diplomatlar genellikle oy takası yaparlar; şimdiki desteği karşılığında gelecekte destek vaat ederler.
Geniş bir uluslararası etki alanına sahip önde gelen bir BM bağışçısı olan Almanya’nın, Avusturya’dan daha fazla etki gücü olabilir.
Wadephul ayrıca yumuşak güç yoluyla ikna etmeye çalıştı. Pazartesi gecesi, Alman dışişleri bakanı BM Meydanı’nda bir caz grubu, Alman sosisleri ve bir dondurma standının yer aldığı büyük bir resepsiyon düzenledi.
191 BM üye ülkesi arasında yapılacak oylama, iki ülke Güvenlik Konseyi üyeliği için gerekli olan üçte iki çoğunluğu elde edene kadar turlar halinde gerçekleştirilecek.
Oylama gizli şekilde yapılacak; bu durum, hem Berlin hem de Viyana’dan gelen diplomatların, kimsenin itibarını zedelemeden son dakikaya kadar ülkeleri ikna etme şansı gördükleri için rekabeti kızıştırıyor gibi görünüyor.
Oylamada belirleyici olabilecek faktörlerden biri, İran’daki savaşın başlangıcında Merz’in uluslararası hukuka yönelik aşağılayıcı sözleri.
Bir diğeri ise, birçok üye ülkenin, Almanya’nın, İsrail’in Gazze ve Lübnan’daki askeri operasyonları sırasında sivil kayıpları kınamakta isteksiz olduğunu düşünmesi.
Fakat Avusturya da geleneksel olarak İsrail’in Avrupa’daki en güçlü destekçilerinden biri.
Fakat Wadephul, son günlerde Lübnan’daki İsrail operasyonunu daha sert bir dille eleştirdi ve pazar günü yaptığı bir açıklamada, İsrail ordusunun ülkenin güneyine ilerlemesinden duyduğu “ciddi endişeyi” dile getirerek, İsrail liderlerine “sivilleri ve sivil altyapıyı korumaları” çağrısında bulundu.
Salı günü ise Almanya’nın “uluslararası hukukun savunucusu” olacağını söyledi.
Fakat nihayetinde çarşamba günkü yarışın sonucu, yarış öncesinde süren kıyasıya diplomasi mücadelesinde hangi tarafın daha iyi performans göstereceğine bağlı olarak belirlenebilir.
Salı günü New York’ta Wadephul, Avusturya’nın öfkesini kesin olarak uyandıracak bir argüman ortaya attı: “BMGk’da iki küçük AB ülkesinin (Portekiz ve Avusturya) yer almasını istemiyorsanız, bunun yerine bizi seçin.”
BM genel merkezinin önünde gazetecilere yaptığı açıklamada, “Birçok ülke için, Güvenlik Konseyi’nde daha küçük bir Avrupa ülkesinin ve Almanya’nın yer alması gibi karma bir yaklaşım doğru çözüm olabilir,” dedi.
Diplomasi
ABD, Somaliland’in bağımsızlığını tanımayacak

ABD Dışişleri Bakanlığı tarafından Kongre’ye sunulan raporda, tek taraflı bağımsızlık ilan eden Somaliland’in net bir şekilde Somali Federal Cumhuriyeti’nin bir parçası olduğu vurgulandı. Kongre kaynakları, Donald Trump yönetiminin Somaliland’ı bağımsız bir devlet olarak tanıma niyetinde olmadığını belirtti.
Washington yönetimi, Somali’nin egemenliğine ve toprak bütünlüğüne destek verdiğini ilan etti. Bu hamle, tek taraflı bağımsızlık ilan eden Somaliland ile geçen yıl bu bölgeyi resmi olarak tanıyan ilk devlet olan İsrail’e yönelik büyük bir darbe olarak değerlendiriliyor.
ABD Dışişleri Bakanlığı tarafından hazırlanan ve “Somaliland ile Geliştirilmiş ABD İlişkileri İçin Potansiyel Alanlar” başlığını taşıyan rapor, 1 Haziran’da Kongre’ye sunuldu ve 2 Haziran’da basına sızdı.
Bakanlık raporda, Somaliland’in net bir şekilde Somali Federal Cumhuriyeti’nin bir parçası olduğunu vurguladı.
Raporda ilişkilerin çerçevesine dair şu ifadelere yer verildi:
“Bu yasal çerçeve dahilinde ABD, Somaliland ile olumlu ve yapıcı ilişkilerini sürdürmekte ve Somaliland makamlarıyla işbirliği için ek fırsatları araştırmaya devam etmektedir. Ancak bölgedeki güvenlik kaygıları ve Somaliland’in statüsüne ilişkin anlaşmazlıklar ile yerel yönetimin ulusal makamlarla işbirliği yapmayı reddetmesi; yatırım, bankacılık ve ticaret alanlarında ciddi zorluklar teşkil etmektedir.”
Trump yönetimi tanımaya sıcak bakmıyor
ABD Kongresi’nden bir kaynak, salı günü Middle East Eye (MEE) haber sitesine yaptığı açıklamada, ABD Başkanı Donald Trump yönetiminin Somaliland’ı bağımsız bir devlet olarak tanıma niyetinde olmadığını belirtti.
Söz konusu kaynak, “Eski Trump dönemi yetkilileri Tibor Nagy ve Peter Pham’ın da aralarında bulunduğu bazı lobiciler, Somaliland tarafında ABD’nin kendilerini tanıyacağına dair umutları artırmış olsa da Başkan Trump’ın bu yönde bir adım atacağına dair hiçbir zaman somut bir işaret yoktu” dedi.
Konuyla ilgili değerlendirmede bulunan ve ismini açıklamak istemeyen bir Somali politika danışmanı ise, Kongre’ye sunulan bu yeni raporun Washington tarafından tanınma beklentilerine ağır bir darbe indirdiğini söyledi.
Danışman, bu gelişmeyi “Somaliland’in ABD tarafından tanınmasına yönelik süregelen tüm umutları tamamen boşa çıkarabilecek, son derece kritik ve bağlayıcı bir ilan” olarak nitelendirdi.
İsrail ile Somaliland arasındaki güvenlik ortaklığı
Somaliland, 1991 yılında tek taraflı bağımsızlık ilan etmesinden bu yana, hiçbir Birleşmiş Milletler (BM) üyesi devlet tarafından tanınmasına ve Somali hükümetinin sürekli muhalefetine rağmen, kendi yönetim kurumları ve güvenlik yapılarıyla de facto (fiili) bir devlet olarak faaliyet ediyordu.
Ancak geçen yılın sonlarında İsrail, Somaliland’i bağımsız bir devlet olarak resmi olarak tanıyan ilk ülke oldu. Somali hükümetinin yanı sıra Türkiye dahil bölgedeki birçok ülke İsrail’in bu hamlesini kınadı.
Nisan ayında Somali, İsrail’in Somaliland’e bir büyükelçi atamasını da kınayarak karşılık verdi. Aynı ay içinde Mogadişu yönetimi, İsrail bandıralı veya İsrail bağlantılı gemilerin Babülmendep Boğazı’ndan geçişini yasakladığını duyurdu.
Yemen’deki Ensarullah hareketi liderliğindeki silahlı kuvvetler de Somali’deki her türlü İsrail varlığını hedef alma sözü verdi.
İsrail’in Kanal 12 televizyonu, haftalar önce yayımladığı bir haberde, Somaliland’in Yemen’den gelen bu tehditlere karşı Tel Aviv ile bir güvenlik ortaklığı arayışında olduğunu aktardı. Bu çerçevede, İsrailli yetkililerin son aylarda Somaliland’e ziyaretler gerçekleştirdiği bildiriliyor.
Diplomasi
AB, Trump’ın yeni tarife tehditlerine tepki gösterdi

Avrupa Komisyonu, Trump yönetiminin, Brüksel’in zorla çalıştırma yoluyla üretilen malların ithalatını yasaklamadığını tespit etmesinin ardından, AB’ye yüzde 10’luk yeni bir gümrük vergisi uygulama planlarını eleştirdi.
Komisyonun Baş Sözcüsü Yardımcısı Olof Gill yaptığı açıklamada, “Komisyon, soruşturmanın ön bulgularını dikkatle inceleyecek ve ABD yönetimi ile diyaloğunu sürdürecektir. Bununla birlikte, AB bu gerekçelerle uygulanan gümrük vergilerini haksız bulmaktadır,” dedi.
ABD Ticaret Temsilciliği Ofisi, salı günü geç saatlerde yayınlanan bir raporda, Avrupa Birliği, Kanada ve Meksika dahil olmak üzere başlıca ticaret ortaklarına yüzde 10’luk gümrük vergisini yeniden uygulamak istediğini belirtti.
Ofis, bu ülkelerin zorla çalıştırma yoluyla üretilen malları yasaklayan yasaları uygulamadıklarını tespit etmişti.
Bu, ABD Başkanı Donald Trump’ın şubat ayında ABD Yüksek Mahkemesi tarafından iptal edilen küresel gümrük vergilerini yeniden yürürlüğe koymak amacıyla, yönetimin bu bahar 1974 Ticaret Yasası’nın 301. maddesi kapsamında başlattığı iki geniş kapsamlı ticaret soruşturmasından biri.
Şu anda yürürlükte olan yüzde 10’luk geçici gümrük vergisi temmuz ayında uygulanacak ve ardından 301. maddeye dayalı gümrük vergisi devreye girecek.
Avrupa Parlamentosu Ticaret Komitesi Başkanı Bernd Lange, Yüksek Mahkemedeki yenilginin ardından Washington’un “gümrük vergisi politikasını sürdürmek için yeni yasal dayanaklar arayışında olduğunu” savundu.
Lange, X’te yayınladığı bir yazıda şunları söyledi:
“AB’yi zorla çalıştırmaya karşı yeterince önlem almamakla suçlamak saçma. AB, zorla çalıştırılarak üretilen ürünlere karşı dünyanın en katı kurallarını benimsemiştir. Bu, daha önce karara bağlanmış olan gümrük vergileri için gerçekleri yasal bir gerekçeye uydurmaya çalışmak gibi görünüyor.”
Gill, AB’nin 2024 yılında zorla çalıştırma ile üretilen ürünleri yasaklayan bir yönetmelik kabul ettiğini ve “tedarik zincirlerinde zorla çalıştırmanın ortadan kaldırılması” şeklindeki bu ortak hedefin, Turnberry anlaşmasını detaylandıran geçen ağustos tarihli AB-ABD ortak bildirisinde de yer aldığını vurguladı.
Fakat AB’nin zorla çalıştırma yönetmeliği, ancak Aralık 2027’den itibaren geçerli olacak. ABD Ticaret Temsilciliği, bloktan gelen mallara yüzde 10 gümrük vergisi uygulamak için bu gerekçeyi öne sürüyor.
Raporda, “Avrupa Birliği zorla çalıştırma içeren ürünlerin ithalatını yasaklamış olsa da, bu yasak 14 Aralık 2027’ye kadar yürürlüğe girmeyecek. Yukarıdakiler ışığında, USTR, Avrupa Birliği’nin zorla çalıştırma içeren ürünlerin ithalatını yasaklayan düzenlemesini etkili bir şekilde uygulamadığını tespit etmiştir,” deniyor.
Geçen temmuz ayında İskoçya’da varılan anlaşma uyarınca, AB, ABD’den gelen sanayi ürünlerine yönelik ithalatı kaldırmayı kabul ederken, çoğu Avrupa ürününe yüzde 15’lik bir gümrük vergisi tavanı uygulanacaktı.
Avrupa Parlamentosu, 16 Haziran’da Turnberry anlaşmasını yürürlüğe koyacak yasa tasarısı üzerinde nihai oylamayı gerçekleştirecek ve Trump’ın son gümrük vergisi hamlesi, Avrupa Parlamentosu üyelerinin anlaşmaya karşı muhalefetini sertleştirebilir.
Washington’dan gelen son açıklama, AB Ticaret Bakanı Maroš Šefčovič’in Paris’teki OECD bakanlar toplantısı sırasında ABD Ticaret Temsilcisi Jamieson Greer ile görüşmesinden birkaç saat önce geldi.
Dünya Basını2 hafta önceProf. Mearsheimer: Trump, İran savaşını sonlandırmak için Çin’den yardım istedi
Dünya Basını2 hafta önceİktisat tarihçisi Chance: Batı, Çin’i kendi sistemine entegre ederek liberal bir demokrasiye dönüştüreceğini sandı
Asya2 hafta önceRusya ve Çin liderleri Pekin’de stratejik ortaklığı görüştü
Diplomasi2 hafta önceXi ve Putin ‘çok kutuplu bir dünya ve yeni tip uluslararası ilişkiler’ çağrısı yaptı
Amerika2 hafta önceBolivyalı işçi ve köylüler başkent La Paz’ı kuşattı
Asya2 hafta önceLai, Tayvan’ın “özgürlüğünden vazgeçmeyeceğini” söyledi, yeni İHA bütçeleri sözü verdi
Asya2 hafta önceRusya ve Çin arasındaki ticaret hacmi 240 milyar dolara ulaştı
Asya2 hafta önceİran’daki savaş yuan için küresel ticarette fırsat penceresi açtı









