Bizi Takip Edin

Avrupa

Almanya’da Palantir ve gözetleme tartışması

Yayınlanma

ABD’de yeni Trump yönetimi ve Pentagon ile bağları bilinen veri analitiği şirketi Palantir’in gelecekte tüm Almanya’yı gözetleme ihtimali tartışma yarattı.

CDU/CSU ve SPD arasındaki koalisyon anlaşmasına göre, bir sonraki Alman hükümeti polisin otomatik veri aramalarına erişimini kolaylaştırmayı planlıyor. Bunun için de Palantir’inki gibi standartlaştırılmış analiz yazılımları gerekiyor.

Kasım ayında dağılan trafik lambası koalisyonu ve SPD’li İçişleri Bakanı SPD’li Nancy Faeser, Palantir’in kullanılmasını reddetmişti. Bunun yerine, artan veri hacminin daha verimli bir şekilde analiz edilmesini sağlayacak ayrı bir BT sistemi geliştirilecekti.

Fakat Berliner Zeitung’da yer alan bir habere gire, CDU/CSU ve SPD koalisyon müzakerelerinde CSU’nun gelecekte Federal İçişleri Bakanlığını devralması konusunda anlaştı ve bu, Palantir’in federal düzeyde daha büyük bir şans elde edeceği anlamına geliyor.

CSU’nun iktidarda olduğu Bavyera’da, eyalet polisi geçen yılın ağustos ayından bu yana ABD’li şirketin yazılımını kullanıyor.

Palantir CEO’su Karp’tan Silikon Vadisi’ne: Silah başına!

Bavyera İçişleri Bakanlığına göre, prosedürler arası araştırma ve analiz platformu VeRA, “çok çeşitli kaynaklardan gelen büyük miktarda veriyi hızlı ve güvenilir bir şekilde analiz etmeyi ve işlemeyi ve yüksek hızda önemli bulgular üretmeyi” mümkün kılıyor.

Hessen ve Kuzey Ren-Vestfalya da halihazırda Palantir kullanıyor. Bayerischer Rundfunk’tan alınan bilgiye göre, Berlin ve Baden-Württemberg de şu anda şirketle işbirliği yapmayı inceliyor.

Federal Konsey de yazılımın ülke çapında kullanılması için baskıyı artırıyor. Konsey 21 Mart’ta verdiği bir karar önergesinde, “bazı eyalet polis güçleri tarafından kullanıldığı gibi, ortaklaşa işletilen bir veri analiz platformunun kısa vadede merkezi olarak sağlanması” çağrısında bulundu.

Palantir’den ismen bahsedilmese de, önerge amaçlanan çözüm konusunda çok az şüphe bırakıyor. Siyah-kırmızı (CDU-SPD) federal hükümetin Federal Konsey’in planını uygulayıp uygulamayacağı henüz belli değil ama işaretler artıyor.

Şimdilik direniş Yeşiller’den geliyor. Güvenlik politikaları sözcüsü Konstantin von Notz taz gazetesine verdiği demeçte, “Palantir birçok nedenden ötürü yıllardır oldukça tartışmalı,” dedi ve yazılımın hiçbir zaman güvenlik politikalarının kendisinden beklentilerini karşılayamadığını savundu. Yeşil siyasetçi, Avrupa polis teşkilatı Europol’ün bile artık bu yazılımı kullanmaktan kaçındığına işaret etti.

Von Notz ayrıca yazılımın kullanımının Avrupa hukuku ve anayasa hukuku kapsamında önemli riskler içerdiğini de vurguladı. Yazılım halihazırda devlet düzeyinde birçok kez eleştirilmişti. Yeşiller milletvekili, “Özellikle Trump yönetiminin son derece dengesiz davranışları ve şirket yönetiminin şüpheli bağlantıları göz önüne alındığında, kullanım sorununun her halükarda tamamen yeniden değerlendirilmesi gerektiğine inanıyoruz,” dedi.

Palantir’e yönelik eleştiriler öncelikle insan hakları ve veri koruma örgütlerinden geliyor. Bu kuruluşlar diğer hususların yanı sıra veri güvenliği eksikliğini, ABD hükümetine yakınlığını ve yazılımın potansiyel kötüye kullanımını eleştiriyor.

Palantir birçok kişi tarafından bir “veri ahtapotu” olarak görülüyor: şirket kişisel veriler de dahil olmak üzere büyük miktarda veriyi analiz edebilen teknolojiler geliştiriyor. Eleştirmenler bunun kitlesel gözetime ve “şeffaf vatandaşlara” yol açabileceğinden korkuyor.

Şirketin ABD ordusu ve Pentagon ile yakın işbirliği de eleştiriliyor. Palantir, gözetleme ve savaş teknolojilerinin bir parçası olmakla suçlanıyor. Şirket aynı zamanda Amerikan sınır bölgelerinde göçmen gözetleme faaliyetlerinin de bir parçası.

NATO ile de yakın zamanda bir anlaşma imzalayan Palantir’in CEO’su Alex Karp, Silikon Vadisini ABD ve Batı medeniyetini “savunmak” için harekete geçmeye çağırmıştı.

Avrupa

Kanada ile AB arasında Ukrayna’ya mali destek anlaşmazlığı

Yayınlanma

Politico’nun haberine göre Kanada Başbakanı Carney’nin Ukrayna için açıkladığı 500 milyon euroluk mali paket AB tarafında itiraza yol açtı. Brüksel, bu kaynağın birliğin 90 milyar euroluk kredi programına dahil olmadığını ve 2027 yılı bütçe açığı için ayrıldığını vurguluyor.

Kanada ile Avrupa Birliği arasında Ukrayna’ya yönelik mali yardımlar konusunda kafa karışıklığı yaşanıyor.

Politico’nun haberine göre, Kanada Başbakanı Mark Carney’nin iki farklı mali taahhüdü birbirine karıştırması Brüksel ile Ottawa arasında anlaşmazlığa yol açtı.

Carney, AB-Kanada zirvesinin ardından Ukrayna için 500 milyon euro kaynak ayrılacağını duyurdu. Kanada Başbakanı bu meblağı, Avrupa Birliğinin Ukrayna’ya yönelik 90 milyar euroluk kredi paketine yönelik “ilk katılım” olarak nitelendirdi.

AB yetkilisi: Aynı paradan bahsetmiyoruz

Buna karşılık Avrupa Birliği tarafında söz konusu kaynağın nereye harcanacağı konusunda itirazlar yükseldi.

Politico’ya konuşan üst düzey bir Avrupalı yetkili, bahsi geçen 500 milyon euronun AB’nin kredi paketine bir katkı olmadığını, Ukrayna’nın 2027 yılı bütçe açığının kapatılması amacıyla tahsis edildiğini belirtti. Yetkili, “Aynı paradan bahsetmiyoruz.” ifadesini kullandı.

Avrupa Parlamentosu, Ukrayna’ya 90 milyar euroluk kredi sağlanmasını şubat ayında onaylamıştı.

AB’nin ortak bütçesiyle güvence altına alınan kredi, 2026 ve 2027 yıllarında 45’er milyar euro olmak üzere iki dilim halinde ödenecek. Bu tutarın yaklaşık 30 milyar eurosu doğrudan bütçe desteğine, 60 milyar eurosu ise askeri yardımlara ayrılacak.

Kiev bütçesindeki açık büyüyor

Ukrayna Başbakanı Sergey Koretskiy, eylül ayında yaptığı açıklamada askeri bütçedeki açığı kapatmak için 27 milyar dolara ihtiyaç duyduklarını açıklamıştı.

Kiev’in 2026 yılı için toplam savunma ihtiyacının ise 155 milyar dolar olduğu tahmin ediliyor.

Avrupa Birliği, 90 milyar euroluk krediyle Kiev’in mali gereksinimlerinin üçte ikisini karşılamayı, kalan üçte birlik kısmı ise ortakların sağlamasını hedefliyor.

Öte yandan Politico, bu kaynağın önemli bir bölümünün henüz Ukrayna’ya ulaşmadığına dikkat çekiyor.

Avrupa Komisyonu, Kanada’nın taahhüdünü “iyi bir başlangıç” olarak nitelese de Ottawa yönetiminden ve diğer müttefiklerden daha yüksek miktarda katkı beklediğini hissettirdi.

Müttefiklerin sağlayacağı finansmanın kapsamı, 26 Kasım’daki AB zirvesine kadar netleştirilecek.

Zirvede birliğin uzun vadeli bütçesi ile Ukrayna’nın mali ihtiyaçları ele alınacak.

Okumaya Devam Et

Avrupa

Andy Burnham, AB ile milyarlarca sterlin değerinde anlaşma açıklayacak

Yayınlanma

Birleşik Krallık Başbakanı Andy Burnham, AB ile gençlik vizelerinden evcil hayvan pasaportlarına kadar her konuyu kapsayan milyarlarca sterlinlik ticaret anlaşmalarını duyurmaya hazırlanıyor.

Başbakanın 20 Kasım’da Brüksel’de Avrupalı mevkidaşlarıyla bir araya gelmesi planlanırken, yetkililer çiftçilerin kıtaya serbestçe satış yapabilmelerini ve gezginlerin evcil hayvanlarını yurt dışına daha kolay götürebilmelerini sağlayacak üç anlaşma üzerinde neredeyse mutabakata vardılar.

Anlaşmanın bazı kısımları 2028 yılına kadar yürürlüğe girmeyecek olsa da, müzakerelere yakın kaynaklar, Avrupa sanayi politikası veya Birleşik Krallık’taki üniversite harçları konusundaki anlaşmazlıkların süreci rayından çıkarmayacağını vurguluyor.

Birleşik Krallık’ın AB’nin emisyon ticareti sistemine erişim karşılığında AB’ye ödeme yapmasını öngören anlaşmanın bazı unsurları, İngiltere’nin AB’den ayrılırken kaçınmaya çalıştığı kuralların aynısını kabul ettiğini savunan kesimlerin eleştirisine maruz kalıyor.

Bununla birlikte Burnham, salı günü The Economist’e yaptığı açıklamada, anlaşmanın Birleşik Krallık ekonomisini 17 milyar sterlin büyüteceğini (yani %0,4’lük bir artış) ileri sürdü.

Danışmanları, bunun aynı zamanda AB ile çok daha yakın bağlar kurma ve hatta potansiyel olarak Birliğe yeniden katılma çabalarını da güçlendireceğine inanıyor.

Başbakan ITV’ye ise şunları söyledi:

“Ulusal düzeyde kamuoyu değişti. Fakat bu konuda gerçekten net olmak istiyorum. Kamuoyunun önüne geçmeyeceğim. Brexit konusunda ne olursa olsun, karar verici kamuoyu olmalı.”

Burnham, bu ayın sonlarında Brüksel’de Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen ve Avrupa Konseyi Başkanı António Costa ile bir araya gelecek. Liderlerin bu toplantıda anlaşmaları duyurmaları bekleniyor.

Bunlar arasında, hükümetin 2040 yılına kadar Birleşik Krallık ekonomisine 5 milyar sterlinin üzerinde bir katkı sağlayacağına inandığı bir tarım anlaşması; AB’nin emisyon ticareti sistemine erişim; ve 30 yaşın altındaki on binlerce kişiye yönelik bir gençlik vize programı yer alıyor.

Her iki tarafın yetkilileri, bazı önemli ayrıntıların kesinleştirilmesi gerekse de üç anlaşmanın da nihai metinlerinin üzerinde anlaşmaya varılmaya yakın olduğunu belirtiyor.

Bunlar arasında, hareketlilik programı kapsamında kaç gencin seyahat etmesine izin verileceği konusu da yer alıyor.

Her iki tarafın da, faydaların ve olası maliyetlerin dağıtılması amacıyla her bir Avrupa üye devletinin program kapsamında kendi kotasını alması konusunda anlaştığı anlaşılıyor.

Önerilen tarım anlaşması kapsamında, Birleşik Krallık şirketleri ve yolcular, evcil hayvanlar da dahil olmak üzere canlı hayvanları Avrupa’ya taşımak için artık sertifika almak zorunda kalmayacak.

Evcil hayvanları bloğa getirmek isteyenlere bir evcil hayvan pasaportu verilecek ve böylece her seyahatte karmaşık evrak işleri yapma gerekliliği ortadan kalkacak.

Birleşik Krallık üreticilerinin, belirli pestisitler gibi AB yasaları kapsamında yasaklanmış bazı ürünleri bir “geçiş dönemi” boyunca satmaya devam etmelerine izin verilecek.

Canlı yumuşakçalar ve İskoç somonu da dahil olmak üzere diğer ürünlerin ticareti serbestleştirilecek.

Emisyonlara ilişkin bir anlaşma kapsamında, Birleşik Krallık, önümüzdeki Ocak ayında yürürlüğe girecek olan sınır ötesi karbon vergisinden kaçınmak için AB’ye milyarlarca sterlin ödeyecek.

Ayrı bir anlaşma kapsamında ise Birleşik Krallık, sıkışıp kalmamak için AB emisyon ticareti sistemine katılacak.

Ayrıca, “gençlik deneyimi programı” kapsamında, İngiltere ve AB, 30 yaşın altındaki kişilere birbirlerinin topraklarında yaşamak, çalışmak ve seyahat etmek üzere vize verecek.

Birleşik Krallık, bir üye devletin kendisine ayrılan vize kotasını vermeyi reddetmesi durumunda, o ülkenin İngiltere’ye seyahat etmek isteyen vatandaşlarının sayısını kısıtlayabilmesini sağlamak amacıyla “acil fren” tarzı bir mekanizma üzerinde müzakere ediyor.

Her iki tarafın yetkilileri, sanayi politikası ve öğrenim ücretleri de dahil olmak üzere gelecekteki işbirliği alanlarını belirleyen ayrı bir ortak bildiri üzerinde görüşmelere başladı.

The Guardian’ın eline geçen anlaşma taslağı, Avrupa’dan gelen öğrencilere daha düşük ücretler uygulanmasına ilişkin bir anlaşmanın altı ay içinde sonuçlandırılmasını öngörüyor.

The Guardian, bu haftanın başlarında, Birleşik Krallık’ın bu durumdan kaynaklanacak mali kayıpları telafi etmek için üniversitelere yüz milyonlarca sterlin harcamaya hazır olduğunu, ama bunun için AB’nin Birleşik Krallık’a “Made in Europe” programına erişim izni vermesini şart koştuğunu ortaya çıkarmıştı.

AB tarafından hazırlanan ve Birleşik Krallık tarafından henüz onaylanmayan bildiri taslağı, iki tarafı “güvenilir ortaklar” olarak tanımlıyor.

Birleşik Krallık, bu ifadenin “Made in Europe” programına katılmasını sağlayacağına inanıyor.

Fakat Avrupa ülkeleri, Birleşik Krallık’ı Çin menşeli elektrikli araçlara daha yüksek gümrük vergileri uygulamaya zorluyor; bu hamleye Birleşik Krallık bakanları ve iş dünyası direniyor.

Avrupa tarafının hazırladığı taslak metinde, her iki tarafın “yakın işbirliği içinde çalışacağı ve daha fazla çözüm arayacağı” belirtiliyor.

Ayrıca, Birleşik Krallık’ın yoksul üye ülkelere yardım etmek amacıyla AB’nin “uyum” bütçesine mali katkı yapmasının muhtemel olduğu belirtiliyor.

Fakat bu husus Birleşik Krallık tarafından henüz onaylanmadı ve daha çok gelecekteki bir anlaşmanın parçası olarak değerlendiriliyor.

AB ayrıca, Birleşik Krallık’ın “yabancı uyruklu suçluları Birleşik Krallık’tan AB’ye” sınır dışı etmeye yönelik hızlandırılmış program planları konusunda endişelerini dile getirdi ve Londra’yı bu planı rafa kaldırmaya zorluyor.

Bu ayın sonlarında duyurulacak olan anlaşma, Burnham’ın Avrupa konusundaki İngiliz kamuoyundaki tartışmayı yeniden şekillendirme çabalarının bir kısmını oluşturuyor.

Başbakan ayrıca, olası bir yeniden katılım da dahil olmak üzere, Birleşik Krallık’ın gelecekte Birlik ile nasıl etkileşim kurabileceğine dair vizyonunu ortaya koyan önemli bir duyuru yapmayı planlıyor.

Başbakanlık bunun “zirve zamanı civarında” gerçekleşeceğini belirtti; fakat bunun zirveden önce, zirve sırasında mı yoksa zirveden sonra mı olacağına henüz karar verilmedi.

Okumaya Devam Et

Avrupa

Belgrad’a döndürülen Moskova uçağından Vučić’in müttefikleri çıktı

Yayınlanma

Air Serbia’nın Belgrad’dan Moskova’ya giden uçağı, Litvanya üzerindeyken yolculardan birinin güvenlik kontrolünden geçmediği gerekçesiyle geri döndürüldü. Uçakta Cumhurbaşkanı Aleksandar Vučić’in yakın çevresinden Aleksandar Vulin, Dušan Bajatović ve Nenad Popović’in bulunduğu açıklandı.

Litvanya hava sahası üzerindeyken Belgrad’a geri döndürülen Air Serbia uçağında, Sırbistan Cumhurbaşkanı Aleksandar Vučić’in yakın çevresinden üç siyasetçinin yer aldığı ortaya çıktı.

Sırbistan basınına yansıyan haberlere göre, Sosyalistler Hareketi lideri Aleksandar Vulin, Srbijagas Genel Müdürü Dušan Bajatović ve Sırp Halk Partisi Genel Başkanı Nenad Popović’in Moskova’ya giden uçakta seyahat ettiği bildirildi.

Moskova seferini gerçekleştiren JU134 sefer sayılı uçak, Belgrad Nikola Tesla Havalimanı’ndan yerel saatle 18.48’de havalandı.

Nova portalının haberine göre, Litvanya’nın güneyine kadar ulaşan uçağa havalimanı güvenlik direktörünün aldığı karar doğrultusunda Belgrad’a dönme talimatı verildi.

N1 televizyonunun ulaştığı bilgilere göre, uçağın geri çağrılmasına Vulin’in uçağa biniş öncesi güvenlik kontrolünden geçmemesi yol açtı.

İhlalin tespit edilmesinin ardından olası patlama tehdidi durumlarında geçerli olan güvenlik protokolü uygulandı. Kanal, Vulin’in uçağa “kimliği belirlenemeyen bir şahsın” yardımıyla bindiğini aktardı.

Air Serbia, havalimanı yönetiminden gelen bildirim üzerine uçağın Belgrad’a döndüğünü doğruladı.

Havayolu şirketi, kararın güvenlik kurallarına uygun olarak alındığını ifade ederken söz konusu yolcunun kimliğine dair ayrıntı paylaşmadı.

Vulin iddiaları reddetti: “Siyasi kampanya”

Hakkındaki iddialara yanıt veren Vulin, doğalgaz anlaşmasının uzatılmasına yönelik müzakereler kapsamında Moskova’ya resmi bir ziyaret için gittiğini açıkladı.

Güvenlik kurallarını ihlal ettiği yönündeki haberlerin asılsız olduğunu savunan Vulin, yaşananları kendisine yönelik “siyasi saikli bir kampanya” olarak nitelendirdi.

N1’e konuşan Bajatović ise seyahatinin doğalgaz tedariki ve Alta Bank çevresinde yaşanan gelişmelerin ardından doğan sorunlarla ilgili olduğunu söyledi.

Bajatović, Vulin ve Popović’in Moskova’ya hangi amaçla gittiğini bilmediğini kaydetti.

Sırbistan seçimleri: Dört sütunlu illüzyonun dağılışı

Uçak kontrollerin ardından yeniden havalandı

N1, uçaktaki tüm yolcuların yeniden güvenlik kontrolünden geçirildiğini ve ardından uçağa alındığını duyurdu.

Flightradar24 verilerine göre, seferi icra eden ASL 134 sefer sayılı uçak kontrollerin tamamlanmasıyla Türkiye saatiyle yaklaşık 03.56’da Belgrad’dan yeniden Moskova’ya hareket etti.

Vulin ve Popović’in Moskova’ya gideceğine dair bilgiler uçuştan kısa süre önce kamuoyuna yansımıştı.

Sırbistan Demokrat Partisi üyesi Srđan Milivojević, X platformunda “Bu akşam 18.30’da Moskova’ya kim uçuyor?” paylaşımını yapmıştı.

Karadağ merkezli ETV portalı da her iki siyasetçinin istişarelerde bulunmak amacıyla JU134 seferine rezervasyon yaptırdığını aktarmıştı.

ETV’nin aktardığına göre Vulin’in Moskova’da, mayıs ayından itibaren denetleme kurulu başkanlığını yürüttüğü Srbijagas şirketinin faaliyetlerini ele alması planlanıyordu.

Popović’in ise Rusya-Sırbistan Hükümetlerarası Ekonomik İşbirliği Komitesi’nin çalışmalarına ilişkin konuları görüşeceği belirtilmişti.

21.rs portalı, cuma günü Sırbistan’a dönmesi öngörülen Bajatović’in Gazprom temsilcileriyle bir araya geleceğini bildirmişti.

Hırvatistan merkezli Index’in aktardığına göre, her üç isim de uzun süredir Vučić ile yakın ilişkilere sahip.

Vulin cumhurbaşkanının en yakın çalışma arkadaşlarından biri olarak bilinirken, Popović iktidar koalisyonunun ortağı, Bajatović ise hükümette yer alan Sırbistan Sosyalist Partisi’nin etkili temsilcileri arasında gösteriliyor. Üç siyasetçinin de Rusya ile yakın ilişkileriyle tanındığı belirtiliyor.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English