Diplomasi
Ünlü profesör Mearsheimer: ABD, İsrail lobisi yüzünden kendi çıkarlarına aykırı hareket ediyor

Chicago Üniversitesi’nden tanınmış siyaset bilimci Profesör John Mearsheimer, Tucker Carlson’a verdiği mülakatta Gazze’de yaşananları soykırım olarak nitelendirdi. Mearsheimer, ABD’nin bu duruma İsrail Lobisi’nin muazzam gücü nedeniyle suç ortağı olduğunu ve kendi çıkarlarına aykırı hareket ettiğini belirtti. Ayrıca, Ukrayna’daki savaşta Rusya’nın kazandığını ve Ukrayna için durumun “umutsuz” olduğunu ifade etti.
Chicago Üniversitesi’nden tanınmış siyaset bilimci Profesör John Mearsheimer, Amerikalı ünlü sunucu Tucker Carlson’a verdiği kapsamlı mülakatta, ABD dış politikasının temel dinamiklerine ve güncel küresel ihtilaflara ilişkin çarpıcı değerlendirmelerde bulundu.
Mearsheimer, Washington’un İsrail’e olan koşulsuz desteğinin kendi çıkarlarıyla çeliştiğini ve Gazze’de yaşananların açıkça “soykırım” olduğunu belirtti.
Mearsheimer, mülakatın en can alıcı bölümlerinden birinde, “Gazze’de yaşananlar soykırımdır. Amerika Birleşik Devletleri’nin bununla hiçbir ilgisi olmamalı,” diyerek net bir tavır ortaya koydu.
Mearsheimer, soykırım kavramının tanımını yaparak İsrail’in eylemlerinin bu tanıma uyduğunu savundu. Soykırımın, bir ülkenin başka bir etnik, dini veya ulusal grubun tamamını veya önemli bir bölümünü yok etmeye çalışması olduğunu hatırlatan Mearsheimer, “İsraillilerin yaptığı şeyin bu tanıma uyduğunu düşünüyorum. Çok sayıda insan ve kuruluş da bu noktada benimle aynı fikirde,” diye konuştu.
John Mearsheimer: What’s happening in Gaza is genocide. The United States should have nothing to do with it.
(0:00) An Update on the Ukraine/Russia War
(5:13) The West’s Ridiculous Russophobia
(15:47) Why Do We Still Have NATO?
(25:29) The Growing Threat of China and How the US… pic.twitter.com/kPkIBZWWUD— Tucker Carlson (@TuckerCarlson) July 30, 2025
Sadece çok sayıda insanı öldürmenin soykırım anlamına gelmeyebileceğini belirten Mearsheimer, ABD’nin İkinci Dünya Savaşı’nda Japonya’yı ateş bombalarıyla vurarak İsrail’in Gazze’de öldürdüğünden çok daha fazla Japon’u öldürdüğünü ancak kimsenin ABD’yi Japonya’ya karşı soykırım yapmakla suçlamayacağını söyledi.
Mearsheimer, bu durumu şöyle açıkladı: “Amerika Birleşik Devletleri, savaşı sona erdirmek amacıyla çok sayıda Japon ve Alman sivili öldürdü. Savaş bittiğinde Japonlara ve Almanlara nasıl davrandığımıza bakarsanız, soykırım niyetinde olmadığımız çok açıktı. Bu, yaptıklarımızı mazur göstermez. Çok sayıda, hatta milyonlarca Japon ve Alman’ı katlettiğimize inanıyorum. Ancak Gazze’de olan biten, İsraillilerin Filistinlileri bir ulusal grup olarak sistematik şekilde yok etmeye çalışmasıdır. Onları Filistinli olarak hedef alıyorlar ve Filistin ulusal kimliğini yok etmeye çalışıyorlar.”
Büyük İsrail projesi ve etnik temizlik
Mearsheimer, İsrail’in Gazze’deki eylemlerinin arkasında yatan stratejinin, “Büyük İsrail” projesi kapsamında Filistin nüfusunu bölgeden sürmek olduğunu ifade etti.
İsrail’in uzun zamandır Filistinlileri Büyük İsrail topraklarından çıkarma niyetinde olduğunu belirten Mearsheimer, “Büyük İsrail’e baktığınızda, burası 1948’de kurulan İsrail ile işgal altındaki toprakları, yani Batı Şeria ve Gazze’yi içerir. Büyük İsrail içinde yaklaşık 7,3 milyon Yahudi ve 7,3 milyon Filistinli var,” dedi.
Siyonizmin ilk günlerinden itibaren David Ben-Gurion gibi liderlerin, yüzde 80 Yahudi ve yüzde 20 Filistinli nüfusa sahip bir Yahudi devleti hedeflediğini belirten Mearsheimer, mevcut 50-50’lik oranın bu hedefe ulaşmayı imkânsız kıldığını söyledi.
Mearsheimer, 7 Ekim saldırılarının İsrail tarafından bir “etnik temizlik fırsatı” olarak görüldüğünü vurguladı: “7 Ekim’den sonra olan şey, İsraillilerin Gazze’deki Filistinlileri etnik olarak temizlemek için mükemmel bir fırsat görmesidir. Ve bunu açıkça dile getiriyorlar. Bu, Gazze’de savaşa girip Filistinlileri Gazze’den sürmek ve karşı karşıya oldukları demografik sorunu çözmek için mükemmel bir fırsat.”
Mearsheimer, bu durumun yeni olmadığını, 1948’de İsrail kurulduğunda ve 1967 savaşından sonra da kitlesel etnik temizlikler yaşandığını hatırlattı.
Mearsheimer, “Dolayısıyla bu, Gazze’de üçüncü kitlesel etnik temizlik girişimidir. Bu hiç de şaşırtıcı değil. Aslında, İsrail’in kuruluşuyla ilgili literatürü okursanız, bunların hepsi ayrıntılı olarak belgelenmiştir. Etnik temizlik, Siyonistlerin en başından beri konuştuğu bir konuydu,” dedi.
Filistin için 15 aylık takvim, Hamas’a silahsızlanma çağrısı
“ABD, İsrail’in çıkarlarını kendi çıkarlarının önünde tutuyor”
Mearsheimer, ABD’nin neden İsrail’in bu eylemlerine göz yumduğunu ve hatta desteklediğini ise İsrail Lobisinin gücüyle açıkladı. ABD’nin İsrail ile olan ilişkisinin tarihte eşi benzeri görülmemiş “özel bir ilişki” olduğunu vurgulayan Mearsheimer, bu ilişkinin ABD’nin çıkarlarıyla sık sık çeliştiğini belirtti.
Mearsheimer, “Herhangi iki ülkenin hem benzer hem de farklı çıkarları olacaktır. İsrail ve ABD’nin bazen benzer çıkarları olduğu şüphe götürmez. Örneğin, ABD’nin İran’ın nükleer silahlara sahip olmamasını sağlamakta çıkarı vardır. Bu, ABD’nin ulusal çıkarınadır. Açıkçası, İran’ın nükleer silahlara sahip olmaması İsrail’in de ulusal çıkarınadır,” dedi.
Ancak Mearsheimer, çıkarların çatıştığı durumlarda ABD’nin kendi çıkarları yerine İsrail’in çıkarlarını tercih ettiğini kaydetti:
“ABD’de İsrail Lobisi dediğimiz bir şey var. Bu lobi, ABD’yi İsrail’i koşulsuz desteklemeye itmek için büyük çaba harcıyor. Başka bir deyişle, İsrail ne yaparsa yapsın, bizim İsrail’i desteklememiz bekleniyor. Ve lobi o kadar etkili, o kadar güçlü ki, temelde İsrail’i koşulsuz destekliyoruz. Bu şu anlama geliyor: İsrail’in çıkarlarının Amerika’nın çıkarlarıyla aynı olmadığı durumlarda, biz İsrail’i destekliyoruz. Amerika’nın çıkarlarına karşı İsrail’in çıkarlarını destekliyoruz.”
Mearsheimer, bu duruma en iyi örnek olarak her Amerikan başkanının desteklediği ancak İsrail’in sürekli reddettiği “iki devletli çözümü” gösterdi. ABD’nin Ortadoğu’da barış istediğini, ancak İsrail’in yayılmacı politikaları nedeniyle bunun mümkün olmadığını ve bunun da ABD’nin çıkarlarına zarar verdiğini ifade etti.
İsrail Lobisi’nin gücü
Mearsheimer, İsrail Lobisi’nin sadece bir “Yahudi lobisi” olmadığını, Hristiyan Siyonistlerin de bu lobinin temel bir parçası olduğunu vurguladı. Lobinin gücünü, hem siyasi karar alma süreçlerini hem de kamuoyundaki söylemi kontrol etme kabiliyetine bağladı.
Ancak internetin ve sosyal medyanın yükselişiyle lobinin söylem üzerindeki kontrolünü kaybetmeye başladığını belirten Mearsheimer, “Geçmişte lobi iki düzeyde faaliyet gösteriyordu; politika düzeyi ve popüler söylem. Uzun bir süre boyunca İsrail Lobisi, söylemi İsraillileri iyi adamlar gibi gösterecek şekilde etkiledi. Şimdi ise durum farklı. Lobi, söylem üzerindeki kontrolünü kaybetti. İnsanlar artık ABD’nin İsrail için kendi ulusal çıkarına olmayan şeyler yaptığını anlıyor,” diye konuştu.
Bu durumun, lobiyi daha da agresif ve “ağzı bozuk bir siyaset” izlemeye ittiğini söyleyen Mearsheimer, özellikle üniversite kampüslerindeki protestoların bu değişimin bir göstergesi olduğunu belirtti. Mearsheimer, “Kampüslerde soykırımı protesto eden öğrenciler var. Bu öğrencilerin birçoğunun Yahudi olduğunun altını çizmek gerek. Ve birdenbire hepsi azgın antisemitlere dönüştürülüyor. Bunun antisemitizmle hiçbir ilgisi yok, Filistin’de yaşanan soykırımla ilgisi var,” ifadelerini kullandı.
Gazze’de ‘Filistinsizleştirme’ projesi BCG için krize dönüştü
“Rusya savaşı kazanıyor, Ukrayna’nın durumu umutsuz”
Mearsheimer, mülakatın bir diğer önemli bölümünde Ukrayna’daki savaşı ele aldı. Savaşın mevcut durumunu değerlendiren Mearsheimer, Rusya’nın savaşı kazandığını ve Ukrayna’nın durumu kurtarmasının mümkün olmadığını söyledi.
“Gerçek şu ki, Ruslar savaşı kazanıyor ve Ukrayna’nın durumu kurtarmasının hiçbir yolu yok. Silah ve insan gücü açısından güç dengesine bakarsanız, her iki tarafın sahip olduğu asker sayısına bakarsanız, Ukraynalılar umutsuz bir durumda,” diyen Mearsheimer, Ukrayna’nın Batı desteğine bağımlı olduğunu ancak bu desteğin de sürdürülebilir olmadığını belirtti.
Mearsheimer, müzakere yoluyla bir çözümün de mümkün olmadığını, çünkü Rusya’nın taleplerinin ne Ukrayna ne de Batı için kabul edilebilir olmadığını savundu. Rusya’nın üç temel talebini şöyle sıraladı:
“Birincisi, Ukrayna tarafsız bir devlet olmalı. NATO’da olamaz ve ABD’den veya genel olarak Batı’dan bir güvenlik garantisi alamaz. İkincisi, Ukrayna’nın önemli bir saldırı askeri kabiliyeti olamaz; Rusya’ya tehdit oluşturmayacak noktaya kadar silahsızlandırılmalı. Üçüncüsü ve belki de en önemlisi, Ukraynalılar ve Batı, Rusya’nın Kırım’ı ve doğudaki dört oblastı ilhak ettiği gerçeğini kabul etmeli.”
Bu taleplerin Ukrayna için topraklarının yaklaşık yüzde 20’sinden vazgeçmek anlamına geldiğini belirten Mearsheimer, “Ukraynalılar bunu yapmayacak. NATO’da olmamayı kabul etmeyecekler ve anlamlı bir şekilde silahsızlanmayı kabul etmeyecekler. Dolayısıyla bir anlaşmaya varmanın yolu yok,” dedi.
Zalujnıy, Vogue dergisine yazdı: Zaferden sonra yalnızlığa hazır olunmalı
“NATO’nun genişlemesi savaşın temel nedeni”
Mearsheimer, Ukrayna savaşının temel nedeninin NATO’nun doğuya doğru genişlemesi olduğunu uzun zamandır savunduğunu yineledi.
Bu durumu, ABD’nin Monroe Doktrini’ne benzeten Mearsheimer, ABD’nin kendi arka bahçesinde başka bir büyük gücün askeri varlığına asla izin vermeyeceğini, ancak aynı hakkı Rusya’ya tanımadığını söyledi.
“ABD, hiçbir koşulda Sovyetler Birliği’nin Küba’ya füze yerleştirmesine veya bir deniz üssü kurmasına izin vermezdi. Bu kabul edilemezdi. Monroe Doktrini tamamen bununla ilgilidir. Çin’in Meksika veya Kanada’ya askeri güç konuşlandırmasına asla izin vermeyiz. Ama biz NATO’yu Ukrayna’yı da içerecek kadar doğuya taşıma ve ardından Amerikan askeri varlıkları da dahil olmak üzere NATO unsurlarını Ukrayna’ya yerleştirme hakkımız olduğunu düşünüyoruz. Ve bunun Ruslar için bir endişe kaynağı olmaması gerektiğini, umursamamaları gerektiğini düşünüyoruz,” diyen Mearsheimer, bu düşüncenin “aptalca” olduğunu ve felakete yol açtığını belirtti.
Mearsheimer, Batı’daki Rusofobinin elitler arasında o kadar güçlü olduğunu ve Rusya’nın meşru güvenlik endişeleri olabileceğinin kabul edilmediğini söyledi. Rusya’nın tüm Avrupa’yı domine etme tehdidi oluşturduğu yönündeki argümanları “gülünç” olarak nitelendirdi ve Rusya ordusunun Ukrayna’nın beşte birini bile fethetmekte zorlandığını hatırlattı.
“ABD, Çin’i kendi elleriyle bir emsal rakip haline getirdi”
Mearsheimer, ABD dış politikasının bir diğer büyük hatasının ise Çin’e yönelik “angajman” politikası olduğunu belirtti. Soğuk Savaş’ın sona ermesinin ardından ABD’nin, Çin’i zenginleştirerek liberal bir demokrasiye dönüşeceğine ve bir dost olacağına dair “aptalca bir inançla” hareket ettiğini söyledi.
“Bir realist olarak benim için bu bir delilikti. Siz, aslında bir emsal rakip yaratıyorsunuz. Hatta ABD’den daha güçlü bir ülke yaratıyor olabilirsiniz,” yorumunu yapan Mearsheimer, bu politikanın sonucunda 2017 itibarıyla dünyanın tek kutuplu olmaktan çıkıp ABD, Çin ve Rusya’nın bulunduğu üç kutuplu bir yapıya dönüştüğünü ifade etti.
Dahası, Ukrayna savaşıyla ABD’nin Rusya’yı Çin’in kollarına ittiğini belirten Mearsheimer, “Eğer ABD, Çin’i ana rakibi olarak görüyorsa ve Çin’i Doğu Asya’da kontrol altına almakla ilgileniyorsa, Rusya’yı kendi tarafında tutmak son derece mantıklı olurdu. Bunun yerine, Ukrayna savaşıyla yaptığımız şey, Rusları ve Çinlileri birbirine daha da yakınlaştırmak oldu,” dedi.
Mearsheimer, ABD dış politika kurumunun bu bariz stratejik hataları öngörememesini ise “stratejik duyu eksikliğine” ve “kibire” bağladı ve Washington’un, tek kutuplu anın sarhoşluğuyla her şeyi Rusya’nın boğazından aşağı itebileceğini düşündüğünü ancak yanıldığını belirtti.
Mearsheimer, bu hataların sonucunda ABD’nin hem Ukrayna’da hem de Çin karşısında itibar ve güç kaybettiğini de sözlerine ekledi.
ABD, Çin’le ticaret görüşmeleri öncesi Tayvan ile toplantısını iptal etti
Diplomasi
G20 ticaret bakanları açıklamasına tek itiraz Çin’den geldi

G20 ticaret yetkilileri bu hafta Milwaukee’de bir araya geldi ve küresel çelik arz fazlasıyla mücadeleye yönelik yeni bir anlaşma duyurdu.
“Milwaukee Çerçevesi”, ülkeleri piyasayı bozan sübvansiyonları kısıtlamaya ve çelik ithalatı ile ticaretin kuralları dışına çıkarılmasının izlenmesini artırmaya çağırıyor.
Ayrıca, olası gümrük vergileri de dahil olmak üzere, kapasite fazlasına karşı “kanıta dayalı önlemleri” destekliyor.
Bu anlaşma, Eylül ayında Kuzey Carolina’nın Asheville kentinde düzenlenen G20 maliye bakanları toplantısında varılan daha geniş kapsamlı bir mutabakatın ardından geldi.
Toplantıda ABD ve diğer neredeyse tüm G20 ekonomileri, büyük ve kalıcı ticaret dengesizliklerinin diğer ülkelere zarar verebileceği konusunda mutabık kaldı.
Büyük ticaret fazlası olan ülkelerden, büyüme için ihracata aşırı bağımlı hale getiren politikalarını gözden geçirmelerini isteyen bir bildirgeyi imzaladılar.
Çin, bu bildirgeye itiraz eden tek G20 üyesi oldu.
Axios’a göre giderek daha fazla ülke, Donald Trump’ın küresel ticaretteki sorunlara ilişkin argümanının temel bir unsurunu benimsiyor. Üstelik bu durum, Trump’ın uyguladığı gümrük vergilerinin dünya ekonomisini sarsmasına rağmen gerçekleşiyor.
On yıllardır hükümetler, aşırı çelik üretimi de dahil olmak üzere küresel ticaretteki dengesizlikler konusunda uyarıda bulunuyorlar.
Değişen şey ise, yerli sanayilere verilen zararı kabul etme ve onları koruma konusundaki istek.
ABD Ticaret Temsilcisi Jamieson Greer, konferansın aralarında gazetecilere yaptığı açıklamada, “Çoğu ülke bu küresel sorunlara katılıyor, insanlar teşhise katılıyor fakat harekete geçmekten çekiniyorlar,” dedi.
Greer’e göre Milwaukee anlaşmasının “2015 yılında gerçekleşmesi” mümkün değildi.
Greer şöyle konuştu:
“Diğer tüm ülkeler, ABD pazarına erişimlerini sürdürmek istiyorlarsa uluslararası sistemi yeniden düzenlememiz gerektiğini biliyorlar. Yaratıcı fikirler, yeni yapılar ve tutarlı planlar ortaya koydukça, onlar da bu sürece katılıyorlar.”
AB Ticaret Komiseri Maroš Šefčovič, salı günü Rockwell Automation’ın Milwaukee’deki genel merkezinde Greer ve imalat sektöründen CEO’larla düzenlenen yuvarlak masa toplantısında, yönetimin kapasite fazlası konusuna odaklanmasını olumlu karşıladı.
Greer, “Ticaret komiseri ve diğerleri de dahil olmak üzere Avrupa’daki pek çok kişinin bu konu hakkında oldukça net bir görüşe sahip olduğunu düşünüyorum… Onlar, bizim 10 yıl önce atmaya başladığımız bazı adımları atmaya başlıyorlar,” dedi ve Avrupa’nın kendisinin de küresel kapasite fazlasına katkıda bulunduğuna inandığını ekledi.
ABD’nin ticaret ortakları, Washington ile birlikte çözmeye çalıştıkları bazı sorunları hedef alan gümrük vergileriyle ya da bu vergilerin uygulanma olasılığıyla karşı karşıya kalıyor.
Kanada’nın ABD’ye yaptığı çelik ihracatının çoğu %50’lik bir gümrük vergisiyle karşı karşıya.
Ülkenin ticaret yetkililerinden biri Milwaukee’ye vardığında, belirli Kanadalı ürünlere yönelik bir ithalat yasağı yürürlüğe girdi.
Greer ayrıca 16 ekonomideki kapasite fazlası ve üretimi de soruşturuyor ve bu soruşturmalar nihayetinde yeni gümrük vergilerinin önünü açabilir.
Greer, yuvarlak masa toplantısındaki gerginliği kabul ederek, ABD ile ticaret ortakları arasında anlaşmazlıklar olabileceğini ama yine de başka yerlerdeki üretim fazlası konusunda ortak endişeleri paylaştıklarını belirtti.
Dış ticaret bakanları dün öğleden sonra, Rockwell Automation’ın Milwaukee’deki genel merkezine 1,5 mil (yaklaşık 2,4 km) uzunluğundaki bir yolculuk için otobüslere bindi ve burada fabrika tesisini gezdi.
Bu “saha gezisi”, Trump yönetiminin teşvik etmek istediği türden ileri düzey yerli üretimi sergilemeyi amaçlıyordu.
Rockwell, bakanlara gezi için çelik burunlu spor ayakkabılar hediye etti (bu ayakkabılar Vietnam’da üretilmişti).
Fabrikalarda kullanılan otomasyon teknolojisi üreten Rockwell, ABD’deki tesislerine, insan kaynağına ve teknolojiye 2 milyar dolarlık yatırım yapıyor.
Fakat gümrük vergileri de bu üreticinin maliyetlerini artırıyor. Rockwell, yaz aylarında yatırımcılara bazı müşterilerinin projelerini ertelediğini bildirdi.
CEO Blake Moret, şirketin kazanç açıklamasında, “Gümrük vergileri ve enflasyon açısından bu kadar dalgalı bir ortamda, müşteriler iş planlarının maliyet tarafının sağlam olduğundan emin olmak istiyorlar,” dedi.
Diplomasi
Tayvan, Xi-Trump zirvesinin ardından gelen F-16V teslimatını memnuniyetle karşıladı

Tayvan, ayrı bir milyarlarca dolarlık silah paketine ilişkin ABD başkanlığı tarafından getirilen askıya alma kararına rağmen, uzun süredir ertelenen iki adet F-16V savaş uçağının teslimatını, ABD’nin askeri desteğinin devam ettiğinin bir göstergesi olarak değerlendirdi.
Cuma günü doğudaki Taitung ilçesindeki Chihhang Hava Üssü’ne ulaşan iki tek kişilik uçak, 1997 yılında orijinal F-16A/B filosunun teslimatlarının başlamasından bu yana adanın aldığı ilk yeni F-16’lar.
Önceki versiyonlarla karşılaştırıldığında, F-16V konfigürasyonu Northrop Grumman APG-83 aktif elektronik taramalı dizi radarını, güncellenmiş aviyonik sistemleri ve geliştirilmiş hedef tespit ve izleme yeteneklerini içermektedir.
Bu iki uçak, ABD Başkanı Donald Trump’ın ilk görev dönemi sırasında, Ağustos 2019’da Washington tarafından onaylanan 247,2 milyar NT$ (7,76 milyar ABD doları) tutarındaki 66 adet F-16V satışının bir parçası.
İki uçağın, geçen hafta Çin Devlet Başkanı Xi Jinping’in ABD’ye yaptığı devlet ziyaretinden yaklaşık bir ay önce, ağustos ayı sonunda Tayvan’a ulaşması bekleniyordu. Ne Taipei ne de Washington, gecikmeyle ilgili kamuoyuna bir açıklama yapmadı.
Kongre’nin gayri resmi incelemesinden geçen, Taipei’ye yönelik yaklaşık 14 milyar ABD doları değerindeki ayrı bir silah paketi ise başkanın onayı beklenirken askıda kalmaya devam ediyor.
Trump’ın Xi’yi sıcak bir şekilde karşılamasının adada bir miktar belirsizliğe yol açmasının ardından, cuma günkü teslimat Tayvan’ın iktidar partisi Demokratik İlerleme Partisi (DPP) tarafından memnuniyetle karşılandı.
Tayvanlı lider William Lai Ching-te, Tayvan’ın kendini savunmasına yönelik “uzun vadeli desteği” ve iki taraf arasındaki güvenlik işbirliğini derinleştirmeye devam ettiği için Washington’a teşekkür etti. Ayrıca, bu teslimatı bölgesel istikrarla ilişkilendirerek, bunun ABD’nin “güvenliği ilerletmek için Tayvan dahil Hint-Pasifik ortaklarıyla birlikte çalışma” taahhüdünü gösterdiğini belirtti.
Demokrasi İlerleme Partisi (DPP) milletvekili Chen Kuan-ting de, bu teslimatın zirveden bu yana ABD’nin silah satışlarında “yapısal bir değişiklik” olmadığını gösterdiğini belirtti.
Buna karşılık, muhalefetteki Kuomintang milletvekili Ma Wen-chun, uçakların gelmesinin programdaki gecikmelerden dikkatleri başka yöne çekmemesi gerektiğini belirterek, savunma bakanlığını kalan uçaklar için net bir takvim sunmaya çağırdı. “İkisi geldi; kalan 64’ü de zamanında gelmelidir” dedi.
Tayvan Savunma Bakanlığı başlangıçta 66 savaş uçağının tamamını yıl sonuna kadar teslim almayı umuyordu, ancak program planlanan takvimin çok gerisinde kaldı. Tayvanlı yetkililer, takvimi etkileyen başlıca faktörler arasında üretim hattının yer değiştirmesini ve tedarik zincirindeki aksaklıkları gösterdi.
Savunma Bakanı Wellington Koo Li-hsiung cuma günü, yıl sonuna kadar daha fazla F-16V’nin teslim edileceğini söyledi, ancak kesin bir sayı vermedi.
İlk iki savaş uçağının teslim süreci de beklenmedik bir şekilde uzamıştı.
17 Ağustos’ta ABD anakarasından ayrılan uçaklar, Pasifik’i aşan yolculuklarında havada yakıt ikmali yaparak 21 Ağustos’ta Hawaii’deki Pearl Harbour-Hickam Ortak Üssü’ne ulaştı. Uçakların birkaç gün içinde Tayvan’a doğru yola devam etmeleri bekleniyordu, ancak bunun yerine üssünde neredeyse altı hafta kaldılar.
Tayvanlı medya ve askeri gözlemciler, teknik sorunlar, elverişsiz hava koşulları ve yakıt ikmal uçağının bulunmaması gibi çeşitli olası açıklamalar öne sürdü.
Nedeni açıklanamayan bu gecikme, Tayvan’da Washington’un, Xi’nin ABD’ye yapacağı devlet ziyaretinden kısa bir süre önce siyasi açıdan hassas bir teslimatı önlemek istemiş olabileceğine dair spekülasyonlara yol açtı.
Tayvan’ın United Daily News gazetesi, isimsiz bir kaynağa atıfta bulunarak, bu hafta bir ekipman sorununun uçağın Hawaii’de gecikmesine neden olmasının ardından Washington’un, teslimatın Xi’nin ziyareti etrafında daha fazla karmaşıklığa yol açmasını istemediğini bildirdi.
Ne ABD ne de Tayvanlı yetkililer, teslimatın zamanlamasını Xi’nin Washington ziyaretiyle ilişkilendirdi.
South China Morning Post, Xi’nin Washington ziyaretinden önce, yönetimin Tayvan’a yönelik büyük çaplı yeni silah satışlarını ertelemeyi değerlendirdiğini bildirmiş; kaynaklar, Pekin’in Xi’nin gezisi sırasında yeni anlaşmaların onaylanmamasını sağlamak için Washington’a gizlice baskı uyguladığını belirtmişti.
14 milyar ABD doları tutarındaki silah paketi, bu yılın başlarında zaten askıya alınmıştı. ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, Washington’un silah satışlarını değerlendirirken kendi askeri ihtiyaçlarını, üretim kapasitesini ve silah stoklarını yenileme gerekliliğini de göz önünde bulundurması gerektiğini vurgulamıştı.
Geçen hafta Trump ile yapılan zirve sırasında Xi, ABD’nin “Tayvan bağımsızlığına” karşı çıkacağını ve Tayvan meselesini ihtiyatla ele alacağını umduğunu yineledi.
ABD Dışişleri Bakanlığı, zirvenin ardından Tayvan’a yönelik genel ABD politikasının değişmediğini vurgulamaya çalıştı.
Diplomasi
NATO’nun Kafkasya’daki genişlemesine Fransız-Türk anlaşmazlığı engel oluyor

NATO’nun Ermenistan ve Azerbaycan ile işbirliğini güçlendirme çabası, Fransa ile Türkiye arasındaki gerginlik nedeniyle tıkanma noktasına geldi.
POLITICO’ya konuşan üç NATO diplomatına göre, Fransa, bir Fransız vatandaşının tutuklanmasını temel gerekçe göstererek Bakü ile yeni bir ortaklık planını onaylamayı reddetti.
Buna karşılık Türkiye de, yakın müttefiki Azerbaycan’a dayanışma göstermek amacıyla Ermenistan’ın planının yenilenmesini engelledi.
Beş NATO diplomatı, iki Kafkas ülkesinin tatbikatlar, askeri eğitim ve diğer alanlarda NATO ile daha derin bir işbirliği arayışında olduğunu belirtti.
Sonuç olarak, her iki plan da bir yılı aşkın süredir belirsizlik içinde kaldı.
Aylar süren NATO anlaşmazlığı, geçen hafta Fransa’nın Rusya’ya yönelik AB yaptırımlarının yenilenmesini engellemesinin ardından yeni bir aciliyet kazandı.
Paris, Brüksel’in Rus-Özbek milyarder Alişer Usmanov’a yönelik kısıtlamaları kaldırmasının ardından itirazını geri çekti.
Bu da Azerbaycan’ı, bir Fransız vatandaşı da dahil olmak üzere birkaç tutukluyu serbest bırakmaya sevk etti.
Geçen çarşamba günü Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev’in tutukluları serbest bırakmasının ardından Fransa, NATO ile Bakü arasındaki bağların güçlendirilmesine yönelik vetosunu kaldırması yönünde baskı altında bulunuyor.
NATO diplomatlarından biri, “Eğer veto hakkını kaldırmazlarsa, bu ne sağlam bir siyasi hamle olur ne de ittifakın çıkarları doğrultusunda hareket eden bir müttefik olarak kendilerini göstermiş olurlar. Ermenistan için bu çok tehlikeli; onların yakınımızda olmasının iyi olduğunu düşünüyoruz,” dedi.
İkinci bir NATO diplomatı ise şöyle konuştu: “Bir hayal kırıklığı var: İkili meseleler için NATO’yu kullanmayı bırakın.”
Hem Ermenistan hem de Azerbaycan, son yıllarda Rusya ile ilişkilerini soğutmuş durumda ve Avrupa ile bağlarını derinleştirmeye çalışıyor.
Erivan, Moskova liderliğindeki Kolektif Güvenlik Anlaşması Örgütü (CSTO) savunma ittifakındaki üyeliğini askıya aldı, AB üyeliği lehine bir yasa kabul etti ve buna karşılık Moskova’dan ticaret kısıtlamaları ve sert eleştirilerle karşı karşıya kaldı.
Fransa uzun süredir Ermenistan ile yakın ilişkiler sürdürürken, Bakü ise bölgedeki Rus etkisini dengelemek için Türkiye ile olan yakın ittifakına güveniyor.
Bir Türk yetkili, “Mesele kesinlikle bir Türkiye-Fransa ya da Türkiye-Ermenistan kavgası değil,” diyerek şunları ekledi:
“Her ikisinin de erken onaylanmasını sağlamak amacıyla, Ermenistan ve Azerbaycan’ın ITPP [Bireysel Olarak Uyarlanmış Ortaklık Programları] belgelerini birlikte onaylamaya oldukça uzun bir süredir hazırız.”
NATO’nun ITTP ortaklıkları, ittifakın NATO üyesi olmayan ülkelerle siyasi diyalog ve askeri işbirliği için kullandığı başlıca araç.
Bu programlar dört yılda bir yenilenir ve hedeflerinin düzeyi, yararlanıcı ülkelerin ittifakla entegre olma isteğine bağlı.
Üç diplomat, yeni planlara ilişkin müzakerelerin neredeyse sonuçlandırılmak üzere olmasına rağmen, yaşanan gecikme nedeniyle NATO’nun Ermenistan ve Azerbaycan’ın güncelliğini yitirmiş ortaklıklarını geçici olarak uzatmak zorunda kaldığını belirtti.
Yeni planlar, bu ülkelerin ortak askeri tatbikatlara katılımına olanak tanıyacak, ordular arası eğitimi artıracak ve yerel İngilizce derslerinin düzenlenmesine kadar uzanan kültürel işbirliğini yoğunlaştıracak.
Bazıları, Erivan’ın dış politikasını Rusya’dan uzaklaştırmak için aldığı riskler göz önüne alındığında, bu gecikmenin Ermenistan’ın Batı ile yeniden yakınlaşma çabasını da engelleyebileceğinden endişe duyuyor.
“Bu bir endişe kaynağı… Bazı ülkelerde beklentiler yaratıyoruz, sonra da bunları karşılayamıyoruz — bu da daha sonra kızgınlığa yol açabilir,” diyen üçüncü NATO diplomatı, Bakü ve Erivan’ı ittifaka yaklaştırmanın her iki ülke arasındaki kırılgan barışı pekiştirmeye yardımcı olabileceğini de sözlerine ekledi.
Diplomat, “Artık iki ülke arasında barış olduğu için, bu NATO’nun onları daha fazla kendi tarafımıza çekmesi için iyi bir fırsat,” diye ekledi.
Asya2 hafta önceJaponya Merkez Bankası faizleri 1995’ten bu yana en yüksek seviyeye çıkardı, yen değer kaybetti
Asya2 hafta önceGüney Kore lideri Lee, ABD baskısına rağmen Ortadoğu’da savaşa dahil olmayacaklarını söyledi
Diplomasi4 gün önceEast-West Forum İstanbul’da toplandı: Çok kutupluluk geri döndürülemez
Ortadoğu2 hafta önceEnsarullah lideri: Suudi Arabistan’ın Mekke iddiası ‘asrın yalanı’
Asya1 hafta öncePakistan’a Katar’dan ikinci LNG sevkiyatı yapılacak
Diplomasi1 hafta öncePalantir nasıl Ukraynalıları kobay faresine dönüştürdü?
Diplomasi1 hafta önceEast-West Forum İstanbul’da kapılarını açıyor
Asya1 hafta önceSoftBank, OpenAI yatırımı için 11 milyar dolar borçlanacak









