Diplomasi
Rusya, Sahel’deki nüfuz mücadelesinde rakiplerini açıkladı

Rusya Uluslararası İlişkiler Konseyinin (RIAC) yayımladığı rapora göre, Sahel bölgesinde Batı’nın etkisinin azalmasıyla oluşan boşluğu Rusya, Çin, Türkiye ve İran doldurmaya çalışıyor. Raporda, Burkina Faso, Mali ve Nijer’deki askeri yönetimlerle ilişkilerini güçlendiren bu ülkelerin, bölgede özellikle Fransa’nın yerini almak için rekabet ettiği belirtiliyor.
Batılı ülkelerin Afrika’nın Sahel bölgesindeki etkisinin zayıflaması, yeni dış aktörlerin oluşan boşluğu doldurma arzusunu körükledi.
Rusya Uluslararası İlişkiler Konseyinin (RIAC) yayımladığı Sahel Devletleri İttifakı: Yeni bölgesel bloğun askeri-siyasi olanakları başlıklı raporda, bu aktörler arasında yalnızca Rusya ve Çin’in değil, İran ve Türkiye’nin de yer aldığı ifade edildi.
RIAC uzmanları, 2020’lerin başında askeri yönetimlerin iş başına gelmesinin ardından “Sahel üçlüsü” olarak anılan Burkina Faso, Mali ve Nijer’le hangi ülkelerin ne tür ortaklıklar kurduğunu analiz etti.
Coğrafi olarak Sahel, kuzeyde Sahra Çölü ile güneydeki verimli topraklar arasında yer alan ve Atlantik’ten Kızıldeniz’e kadar uzanan tropik savan kuşağı olarak tanımlanıyor.
Sahel’de yeni ittifak
Sahel Devletleri İttifakı (AGS), Burkina Faso, Mali ve Nijer’in kurduğu askeri birlik olarak biliniyor. İttifak, 2023 yılında bu ülkelerde darbeyle yönetime gelen liderler tarafından kuruldu.
Bu liderler, 2021’de Malili Albay Assimi Goïta, 2022’de Burkina Fasolu Yüzbaşı İbrahim Traoré ve 2023’te Nijerli General Abdourahmane Tchiani oldu.
Liderlerin tamamı kendilerini geçiş dönemi başkanı ilan ederek istikrar sağlandıktan sonra seçim yapma taahhüdü verdi.
Temmuz 2024’te üç ülke, AGS’yi konfederasyona dönüştüren bir anlaşma imzaladı. Bu gelişmeden altı ay önce ise iktidar değişikliklerini olumsuz karşılayan ve Nijer’e askeri müdahaleyi gündeme getiren Batı Afrika Devletleri Ekonomik Topluluğundan (ECOWAS) ayrılmışlardı.
Rusya’nın askeri ve siyasi desteği
Rusya, bölgeye büyük önem veriyor. “Sahel üçlüsü” ile yürütülen temaslar esasen askeri-teknik işbirliğine odaklanırken, bu ülkelere siyasi destek de sağlanıyor.
Örneğin, Mali’de bir seçim sistemi kurma ihtiyacı bulunuyor.
Nisan 2025’te üç ülkenin dışişleri bakanları, Moskova’da Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov ile bir araya geldi. Lavrov, Moskova’nın Sahel Devletleri Birleşik Güçlerinin kapasitesini artırmaya, üç ülkenin ordularının savaş gücünü yükseltmeye, asker ve polis yetiştirmeye ve başka alanlarda da destek vermeye hazır olduğunu söyledi.
Lavrov ayrıca, “Afrika kıtasının ve entegrasyon yapılarının çok kutuplu daha adil bir dünya düzeninde hak ettiği yeri almasına yardımcı olacağız,” diye konuştu.
Fransa’nın bölgeden çekilişi
“Sahel üçlüsü” ülkeleri, uzun yıllar eski sömürgeci güç Fransa ile yakın ilişkiler sürdürdü. 2011’de Libya lideri Muammer Kaddafi’nin devrilmesinin ardından artan terör tehdidiyle mücadele için Fransa, bölgede Serval (2013–2014) ve Barkhane (2014–2022) adıyla iki askeri harekât yürüttü.
Ancak darbeler sonrası ilişkiler bozuldu ve Paris, birliklerini bölgeden çekti. Fransa’nın tutumu sertleşse de yaklaşımı ülkelere göre farklılık gösteriyor. Nijer’de tüm diplomatik faaliyetlerini sonlandıran Paris, Burkina Faso ve Mali’deki büyükelçiliklerini ise açık tuttu.
Fransa, askerlerini bütünüyle çekerken vize ve öğrenci değişim programlarını kısıtladı ve kültür kurumlarına bu ülkelerden sanatçılarla işbirliği yasağı getirdi.
Buna karşın Fransız şirketleri bölgeden tamamen çekilmedi. Devlet şirketi Orano, Nijer’de küçültülmüş kapasiteyle çalışmaya devam ediyor; reaktif sağlıyor, uranyum ihraç ediyor ve üretimi yeniden başlatmayı planlıyor.
Burkina Faso, Mali ve Nijer’den Fransız askerlerinin çekilmesi 2023’te tamamlandı. Paris’in Afrika’daki askeri varlığı Gabon, Cibuti, Fildişi Sahili, Senegal ve Çad ile sınırlı kaldı.
Ancak kısa süre sonra bu ülkeler de Fransa ile savunma işbirliğini sonlandırarak birliklerin çekilmesini talep etti.
RIAC raporuna göre, “2024 başına gelindiğinde Fransa’nın Nijer, Mali ve Burkina Faso’yla kopuşu siyasi, askeri ve insani düzeyde belirginleşmişti.”
Uzmanlar, ilişkileri yeniden kurmanın tek yolunun “ordu elitlerine açık olmak” olduğunu değerlendiriyor.
Çin’in “iç işlerine karışmama” ilkesi
Çin’in Afrika politikasının temelini “iç işlerine karışmama” ilkesi oluşturuyor. Pekin, hangi yönetime sahip olursa olsun işbirliğine hazır olduğunu vurguluyor. Ancak bunun tek istisnası, ülkelerin Tayvan konusunda Pekin’e destek vermesi olarak öne çıkıyor. Sahel’deki darbeler, bu yaklaşımı sınamış oldu.
Bir yandan Çin, Burkina Faso, Mali ve Nijer ile çalışarak bu ilkeye bağlılığını gösterirken, diğer yandan ECOWAS ve Afrika Birliği gibi çok taraflı yapılara karşı bir pozisyona düştü.
Çin’in Sahel’deki ekonomik varlığı görece küçük. Nijer’de Çin Ulusal Petrol Şirketi (CNPC) ve Çin Ulusal Nükleer Kurumu (CNNC) sırasıyla 4,6 milyar ve 480 milyon dolar yatırım yaptı.
CNPC, Nijer’den Benin’e uzanan 2 bin kilometrelik petrol boru hattı ve günlük 20 bin varil kapasiteli SORAZ rafinerisini inşa etti.
Mali’de Ganfeng Lithium, Goulamina lityum madeninde ve Bamako bağlantılı demiryolu hatlarında yüzde 50 hisse aldı. Burkina Faso’da ise Çin yatırımları, ülkenin 2018’de Tayvan ile ilişkilerini kesmesinin ardından başladı. Pekin, optik fiber ağları için 94 milyar dolar finansman sağladı.
Çin ayrıca altyapı projeleriyle de öne çıkıyor. Mali’de üniversite, meslek eğitim merkezi, konferans merkezi, futbol stadyumları, Nijer Nehri köprüsü ve ulusal müze yenilemesi gibi projeleri finanse etti.
Ancak Çin yatırımları, ülke içinde eleştirilere neden oluyor. RIAC’a göre, “Çinli inşaat firmaları Mali’de sektörün büyük kısmını tekeline aldı, yerli şirketleri ve yabancı sözleşmeleri dışladı.”
Türkiye’nin söylemi
Türkiye’nin Batı Afrika’daki varlığı, Libya’daki askeri faaliyetleri veya Somali’deki yatırımları kadar belirgin olmasa da önem kazanıyor. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın 2018’de Cezayir, Moritanya, Mali ve Senegal’e yaptığı ziyaret, bu durumun bir göstergesiydi.
Türkiye, son yıllarda Fransa ve Batı’nın operasyonlarını sık sık eleştirirken, Afrika güvenlik girişimlerini destekledi ve “temiz geçmişi” vurgulayan sömürgecilik karşıtı bir söylem kullandı.
RIAC raporunda, “Ankara ticari fırsatlar ararken, askeri yardımı hem yatırımlarını korumanın hem de yeni yönetimlerle bağ kurmanın aracı olarak öne çıkarıyor,” denildi.
Burkina Faso’da yönetim değişmeden önce Bayraktar SİHA’ları ihraç edilmişti. Ülkenin lideri Traoré, Baykar Defence Başkanı Haluk Bayraktar’ı devlet nişanıyla ödüllendirerek, “barış, güvenlik ve terörle mücadeleye katkısından” dolayı Türkiye’yi Burkina Faso’nun temel müttefiklerinden biri ilan etti.
Mali ile de darbeler öncesinde eğitim, ticaret ve yatırım projeleriyle desteklenen askeri yardım üzerinden ilişkiler başlamıştı. Nijer ise Türkiye’nin bölgedeki merkezi olarak görülüyor.
Rapora göre, “Niamey, coğrafi yakınlığı nedeniyle Libya sahası açısından Ankara için her zaman önemliydi.”
Darbenin ardından Erdoğan, “askerin Fransız etkisini sınırlama kararının yıllarca süren baskıya haklı bir yanıt” olduğunu söyledi ve Türkiye’nin Afrika’daki tüm aktörlerle olumlu ilişkiler kurmak istediğini belirtti.
İran’ın “izolasyondan çıkma” stratejisi
Batı’nın çekilmesiyle İran da Afrika’daki temaslarını artırdı. Tahran, “Avrupa siyaseti ve sömürgeciliğine” direnen Sahel ülkelerine destek mesajları verdi.
İran, bölgedeki konumunu savunma ürünleriyle güçlendirmeye çalışıyor. Bu kapsamda insansız hava araçları ve karadan havaya füzeler göndererek terörle mücadelede “güvenilir bir ortak” olduğu iddiasını öne çıkarıyor.
Nijer uranyumu da işbirliğinde önemli bir faktör olarak görülüyor. Basında, Tahran’ın askeri teçhizat karşılığında yaklaşık 300 ton uranyum konsantresi almaya çalıştığına dair haberler yayımlandı. Ancak ülkede Fransız Orano şirketinin hâlâ faaliyet göstermesi dikkat çekiyor.
RIAC’a göre, İran’ın Sahel’deki çabaları büyük bir ekonomik kazançtan ziyade “uluslararası alanda daha az izole görünmeyi hedefleyen geniş bir stratejinin parçası.”
Uzmanlar, Sahel’in Tahran için “henüz keşfedilmemiş bir fırsatlar alanı” olduğuna işaret ediyor.
Diplomasi
G20 ticaret bakanları açıklamasına tek itiraz Çin’den geldi

G20 ticaret yetkilileri bu hafta Milwaukee’de bir araya geldi ve küresel çelik arz fazlasıyla mücadeleye yönelik yeni bir anlaşma duyurdu.
“Milwaukee Çerçevesi”, ülkeleri piyasayı bozan sübvansiyonları kısıtlamaya ve çelik ithalatı ile ticaretin kuralları dışına çıkarılmasının izlenmesini artırmaya çağırıyor.
Ayrıca, olası gümrük vergileri de dahil olmak üzere, kapasite fazlasına karşı “kanıta dayalı önlemleri” destekliyor.
Bu anlaşma, Eylül ayında Kuzey Carolina’nın Asheville kentinde düzenlenen G20 maliye bakanları toplantısında varılan daha geniş kapsamlı bir mutabakatın ardından geldi.
Toplantıda ABD ve diğer neredeyse tüm G20 ekonomileri, büyük ve kalıcı ticaret dengesizliklerinin diğer ülkelere zarar verebileceği konusunda mutabık kaldı.
Büyük ticaret fazlası olan ülkelerden, büyüme için ihracata aşırı bağımlı hale getiren politikalarını gözden geçirmelerini isteyen bir bildirgeyi imzaladılar.
Çin, bu bildirgeye itiraz eden tek G20 üyesi oldu.
Axios’a göre giderek daha fazla ülke, Donald Trump’ın küresel ticaretteki sorunlara ilişkin argümanının temel bir unsurunu benimsiyor. Üstelik bu durum, Trump’ın uyguladığı gümrük vergilerinin dünya ekonomisini sarsmasına rağmen gerçekleşiyor.
On yıllardır hükümetler, aşırı çelik üretimi de dahil olmak üzere küresel ticaretteki dengesizlikler konusunda uyarıda bulunuyorlar.
Değişen şey ise, yerli sanayilere verilen zararı kabul etme ve onları koruma konusundaki istek.
ABD Ticaret Temsilcisi Jamieson Greer, konferansın aralarında gazetecilere yaptığı açıklamada, “Çoğu ülke bu küresel sorunlara katılıyor, insanlar teşhise katılıyor fakat harekete geçmekten çekiniyorlar,” dedi.
Greer’e göre Milwaukee anlaşmasının “2015 yılında gerçekleşmesi” mümkün değildi.
Greer şöyle konuştu:
“Diğer tüm ülkeler, ABD pazarına erişimlerini sürdürmek istiyorlarsa uluslararası sistemi yeniden düzenlememiz gerektiğini biliyorlar. Yaratıcı fikirler, yeni yapılar ve tutarlı planlar ortaya koydukça, onlar da bu sürece katılıyorlar.”
AB Ticaret Komiseri Maroš Šefčovič, salı günü Rockwell Automation’ın Milwaukee’deki genel merkezinde Greer ve imalat sektöründen CEO’larla düzenlenen yuvarlak masa toplantısında, yönetimin kapasite fazlası konusuna odaklanmasını olumlu karşıladı.
Greer, “Ticaret komiseri ve diğerleri de dahil olmak üzere Avrupa’daki pek çok kişinin bu konu hakkında oldukça net bir görüşe sahip olduğunu düşünüyorum… Onlar, bizim 10 yıl önce atmaya başladığımız bazı adımları atmaya başlıyorlar,” dedi ve Avrupa’nın kendisinin de küresel kapasite fazlasına katkıda bulunduğuna inandığını ekledi.
ABD’nin ticaret ortakları, Washington ile birlikte çözmeye çalıştıkları bazı sorunları hedef alan gümrük vergileriyle ya da bu vergilerin uygulanma olasılığıyla karşı karşıya kalıyor.
Kanada’nın ABD’ye yaptığı çelik ihracatının çoğu %50’lik bir gümrük vergisiyle karşı karşıya.
Ülkenin ticaret yetkililerinden biri Milwaukee’ye vardığında, belirli Kanadalı ürünlere yönelik bir ithalat yasağı yürürlüğe girdi.
Greer ayrıca 16 ekonomideki kapasite fazlası ve üretimi de soruşturuyor ve bu soruşturmalar nihayetinde yeni gümrük vergilerinin önünü açabilir.
Greer, yuvarlak masa toplantısındaki gerginliği kabul ederek, ABD ile ticaret ortakları arasında anlaşmazlıklar olabileceğini ama yine de başka yerlerdeki üretim fazlası konusunda ortak endişeleri paylaştıklarını belirtti.
Dış ticaret bakanları dün öğleden sonra, Rockwell Automation’ın Milwaukee’deki genel merkezine 1,5 mil (yaklaşık 2,4 km) uzunluğundaki bir yolculuk için otobüslere bindi ve burada fabrika tesisini gezdi.
Bu “saha gezisi”, Trump yönetiminin teşvik etmek istediği türden ileri düzey yerli üretimi sergilemeyi amaçlıyordu.
Rockwell, bakanlara gezi için çelik burunlu spor ayakkabılar hediye etti (bu ayakkabılar Vietnam’da üretilmişti).
Fabrikalarda kullanılan otomasyon teknolojisi üreten Rockwell, ABD’deki tesislerine, insan kaynağına ve teknolojiye 2 milyar dolarlık yatırım yapıyor.
Fakat gümrük vergileri de bu üreticinin maliyetlerini artırıyor. Rockwell, yaz aylarında yatırımcılara bazı müşterilerinin projelerini ertelediğini bildirdi.
CEO Blake Moret, şirketin kazanç açıklamasında, “Gümrük vergileri ve enflasyon açısından bu kadar dalgalı bir ortamda, müşteriler iş planlarının maliyet tarafının sağlam olduğundan emin olmak istiyorlar,” dedi.
Diplomasi
Tayvan, Xi-Trump zirvesinin ardından gelen F-16V teslimatını memnuniyetle karşıladı

Tayvan, ayrı bir milyarlarca dolarlık silah paketine ilişkin ABD başkanlığı tarafından getirilen askıya alma kararına rağmen, uzun süredir ertelenen iki adet F-16V savaş uçağının teslimatını, ABD’nin askeri desteğinin devam ettiğinin bir göstergesi olarak değerlendirdi.
Cuma günü doğudaki Taitung ilçesindeki Chihhang Hava Üssü’ne ulaşan iki tek kişilik uçak, 1997 yılında orijinal F-16A/B filosunun teslimatlarının başlamasından bu yana adanın aldığı ilk yeni F-16’lar.
Önceki versiyonlarla karşılaştırıldığında, F-16V konfigürasyonu Northrop Grumman APG-83 aktif elektronik taramalı dizi radarını, güncellenmiş aviyonik sistemleri ve geliştirilmiş hedef tespit ve izleme yeteneklerini içermektedir.
Bu iki uçak, ABD Başkanı Donald Trump’ın ilk görev dönemi sırasında, Ağustos 2019’da Washington tarafından onaylanan 247,2 milyar NT$ (7,76 milyar ABD doları) tutarındaki 66 adet F-16V satışının bir parçası.
İki uçağın, geçen hafta Çin Devlet Başkanı Xi Jinping’in ABD’ye yaptığı devlet ziyaretinden yaklaşık bir ay önce, ağustos ayı sonunda Tayvan’a ulaşması bekleniyordu. Ne Taipei ne de Washington, gecikmeyle ilgili kamuoyuna bir açıklama yapmadı.
Kongre’nin gayri resmi incelemesinden geçen, Taipei’ye yönelik yaklaşık 14 milyar ABD doları değerindeki ayrı bir silah paketi ise başkanın onayı beklenirken askıda kalmaya devam ediyor.
Trump’ın Xi’yi sıcak bir şekilde karşılamasının adada bir miktar belirsizliğe yol açmasının ardından, cuma günkü teslimat Tayvan’ın iktidar partisi Demokratik İlerleme Partisi (DPP) tarafından memnuniyetle karşılandı.
Tayvanlı lider William Lai Ching-te, Tayvan’ın kendini savunmasına yönelik “uzun vadeli desteği” ve iki taraf arasındaki güvenlik işbirliğini derinleştirmeye devam ettiği için Washington’a teşekkür etti. Ayrıca, bu teslimatı bölgesel istikrarla ilişkilendirerek, bunun ABD’nin “güvenliği ilerletmek için Tayvan dahil Hint-Pasifik ortaklarıyla birlikte çalışma” taahhüdünü gösterdiğini belirtti.
Demokrasi İlerleme Partisi (DPP) milletvekili Chen Kuan-ting de, bu teslimatın zirveden bu yana ABD’nin silah satışlarında “yapısal bir değişiklik” olmadığını gösterdiğini belirtti.
Buna karşılık, muhalefetteki Kuomintang milletvekili Ma Wen-chun, uçakların gelmesinin programdaki gecikmelerden dikkatleri başka yöne çekmemesi gerektiğini belirterek, savunma bakanlığını kalan uçaklar için net bir takvim sunmaya çağırdı. “İkisi geldi; kalan 64’ü de zamanında gelmelidir” dedi.
Tayvan Savunma Bakanlığı başlangıçta 66 savaş uçağının tamamını yıl sonuna kadar teslim almayı umuyordu, ancak program planlanan takvimin çok gerisinde kaldı. Tayvanlı yetkililer, takvimi etkileyen başlıca faktörler arasında üretim hattının yer değiştirmesini ve tedarik zincirindeki aksaklıkları gösterdi.
Savunma Bakanı Wellington Koo Li-hsiung cuma günü, yıl sonuna kadar daha fazla F-16V’nin teslim edileceğini söyledi, ancak kesin bir sayı vermedi.
İlk iki savaş uçağının teslim süreci de beklenmedik bir şekilde uzamıştı.
17 Ağustos’ta ABD anakarasından ayrılan uçaklar, Pasifik’i aşan yolculuklarında havada yakıt ikmali yaparak 21 Ağustos’ta Hawaii’deki Pearl Harbour-Hickam Ortak Üssü’ne ulaştı. Uçakların birkaç gün içinde Tayvan’a doğru yola devam etmeleri bekleniyordu, ancak bunun yerine üssünde neredeyse altı hafta kaldılar.
Tayvanlı medya ve askeri gözlemciler, teknik sorunlar, elverişsiz hava koşulları ve yakıt ikmal uçağının bulunmaması gibi çeşitli olası açıklamalar öne sürdü.
Nedeni açıklanamayan bu gecikme, Tayvan’da Washington’un, Xi’nin ABD’ye yapacağı devlet ziyaretinden kısa bir süre önce siyasi açıdan hassas bir teslimatı önlemek istemiş olabileceğine dair spekülasyonlara yol açtı.
Tayvan’ın United Daily News gazetesi, isimsiz bir kaynağa atıfta bulunarak, bu hafta bir ekipman sorununun uçağın Hawaii’de gecikmesine neden olmasının ardından Washington’un, teslimatın Xi’nin ziyareti etrafında daha fazla karmaşıklığa yol açmasını istemediğini bildirdi.
Ne ABD ne de Tayvanlı yetkililer, teslimatın zamanlamasını Xi’nin Washington ziyaretiyle ilişkilendirdi.
South China Morning Post, Xi’nin Washington ziyaretinden önce, yönetimin Tayvan’a yönelik büyük çaplı yeni silah satışlarını ertelemeyi değerlendirdiğini bildirmiş; kaynaklar, Pekin’in Xi’nin gezisi sırasında yeni anlaşmaların onaylanmamasını sağlamak için Washington’a gizlice baskı uyguladığını belirtmişti.
14 milyar ABD doları tutarındaki silah paketi, bu yılın başlarında zaten askıya alınmıştı. ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, Washington’un silah satışlarını değerlendirirken kendi askeri ihtiyaçlarını, üretim kapasitesini ve silah stoklarını yenileme gerekliliğini de göz önünde bulundurması gerektiğini vurgulamıştı.
Geçen hafta Trump ile yapılan zirve sırasında Xi, ABD’nin “Tayvan bağımsızlığına” karşı çıkacağını ve Tayvan meselesini ihtiyatla ele alacağını umduğunu yineledi.
ABD Dışişleri Bakanlığı, zirvenin ardından Tayvan’a yönelik genel ABD politikasının değişmediğini vurgulamaya çalıştı.
Diplomasi
NATO’nun Kafkasya’daki genişlemesine Fransız-Türk anlaşmazlığı engel oluyor

NATO’nun Ermenistan ve Azerbaycan ile işbirliğini güçlendirme çabası, Fransa ile Türkiye arasındaki gerginlik nedeniyle tıkanma noktasına geldi.
POLITICO’ya konuşan üç NATO diplomatına göre, Fransa, bir Fransız vatandaşının tutuklanmasını temel gerekçe göstererek Bakü ile yeni bir ortaklık planını onaylamayı reddetti.
Buna karşılık Türkiye de, yakın müttefiki Azerbaycan’a dayanışma göstermek amacıyla Ermenistan’ın planının yenilenmesini engelledi.
Beş NATO diplomatı, iki Kafkas ülkesinin tatbikatlar, askeri eğitim ve diğer alanlarda NATO ile daha derin bir işbirliği arayışında olduğunu belirtti.
Sonuç olarak, her iki plan da bir yılı aşkın süredir belirsizlik içinde kaldı.
Aylar süren NATO anlaşmazlığı, geçen hafta Fransa’nın Rusya’ya yönelik AB yaptırımlarının yenilenmesini engellemesinin ardından yeni bir aciliyet kazandı.
Paris, Brüksel’in Rus-Özbek milyarder Alişer Usmanov’a yönelik kısıtlamaları kaldırmasının ardından itirazını geri çekti.
Bu da Azerbaycan’ı, bir Fransız vatandaşı da dahil olmak üzere birkaç tutukluyu serbest bırakmaya sevk etti.
Geçen çarşamba günü Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev’in tutukluları serbest bırakmasının ardından Fransa, NATO ile Bakü arasındaki bağların güçlendirilmesine yönelik vetosunu kaldırması yönünde baskı altında bulunuyor.
NATO diplomatlarından biri, “Eğer veto hakkını kaldırmazlarsa, bu ne sağlam bir siyasi hamle olur ne de ittifakın çıkarları doğrultusunda hareket eden bir müttefik olarak kendilerini göstermiş olurlar. Ermenistan için bu çok tehlikeli; onların yakınımızda olmasının iyi olduğunu düşünüyoruz,” dedi.
İkinci bir NATO diplomatı ise şöyle konuştu: “Bir hayal kırıklığı var: İkili meseleler için NATO’yu kullanmayı bırakın.”
Hem Ermenistan hem de Azerbaycan, son yıllarda Rusya ile ilişkilerini soğutmuş durumda ve Avrupa ile bağlarını derinleştirmeye çalışıyor.
Erivan, Moskova liderliğindeki Kolektif Güvenlik Anlaşması Örgütü (CSTO) savunma ittifakındaki üyeliğini askıya aldı, AB üyeliği lehine bir yasa kabul etti ve buna karşılık Moskova’dan ticaret kısıtlamaları ve sert eleştirilerle karşı karşıya kaldı.
Fransa uzun süredir Ermenistan ile yakın ilişkiler sürdürürken, Bakü ise bölgedeki Rus etkisini dengelemek için Türkiye ile olan yakın ittifakına güveniyor.
Bir Türk yetkili, “Mesele kesinlikle bir Türkiye-Fransa ya da Türkiye-Ermenistan kavgası değil,” diyerek şunları ekledi:
“Her ikisinin de erken onaylanmasını sağlamak amacıyla, Ermenistan ve Azerbaycan’ın ITPP [Bireysel Olarak Uyarlanmış Ortaklık Programları] belgelerini birlikte onaylamaya oldukça uzun bir süredir hazırız.”
NATO’nun ITTP ortaklıkları, ittifakın NATO üyesi olmayan ülkelerle siyasi diyalog ve askeri işbirliği için kullandığı başlıca araç.
Bu programlar dört yılda bir yenilenir ve hedeflerinin düzeyi, yararlanıcı ülkelerin ittifakla entegre olma isteğine bağlı.
Üç diplomat, yeni planlara ilişkin müzakerelerin neredeyse sonuçlandırılmak üzere olmasına rağmen, yaşanan gecikme nedeniyle NATO’nun Ermenistan ve Azerbaycan’ın güncelliğini yitirmiş ortaklıklarını geçici olarak uzatmak zorunda kaldığını belirtti.
Yeni planlar, bu ülkelerin ortak askeri tatbikatlara katılımına olanak tanıyacak, ordular arası eğitimi artıracak ve yerel İngilizce derslerinin düzenlenmesine kadar uzanan kültürel işbirliğini yoğunlaştıracak.
Bazıları, Erivan’ın dış politikasını Rusya’dan uzaklaştırmak için aldığı riskler göz önüne alındığında, bu gecikmenin Ermenistan’ın Batı ile yeniden yakınlaşma çabasını da engelleyebileceğinden endişe duyuyor.
“Bu bir endişe kaynağı… Bazı ülkelerde beklentiler yaratıyoruz, sonra da bunları karşılayamıyoruz — bu da daha sonra kızgınlığa yol açabilir,” diyen üçüncü NATO diplomatı, Bakü ve Erivan’ı ittifaka yaklaştırmanın her iki ülke arasındaki kırılgan barışı pekiştirmeye yardımcı olabileceğini de sözlerine ekledi.
Diplomat, “Artık iki ülke arasında barış olduğu için, bu NATO’nun onları daha fazla kendi tarafımıza çekmesi için iyi bir fırsat,” diye ekledi.
Asya2 hafta önceJaponya Merkez Bankası faizleri 1995’ten bu yana en yüksek seviyeye çıkardı, yen değer kaybetti
Asya2 hafta önceGüney Kore lideri Lee, ABD baskısına rağmen Ortadoğu’da savaşa dahil olmayacaklarını söyledi
Diplomasi5 gün önceEast-West Forum İstanbul’da toplandı: Çok kutupluluk geri döndürülemez
Ortadoğu2 hafta önceEnsarullah lideri: Suudi Arabistan’ın Mekke iddiası ‘asrın yalanı’
Asya2 hafta öncePakistan’a Katar’dan ikinci LNG sevkiyatı yapılacak
Diplomasi1 hafta öncePalantir nasıl Ukraynalıları kobay faresine dönüştürdü?
Diplomasi1 hafta önceEast-West Forum İstanbul’da kapılarını açıyor
Asya2 hafta önceSoftBank, OpenAI yatırımı için 11 milyar dolar borçlanacak








