Bizi Takip Edin

Diplomasi

Trump, Time dergisine mülakat verdi: İran’a saldırı Ortadoğu’da barışı mümkün kıldı

Yayınlanma

ABD Başkanı Donald Trump, İran’a yönelik askeri operasyonun Gazze’deki ateşkesi ve “Ortadoğu’da barışı” mümkün kılan belirleyici unsur olduğunu söyledi. TIME dergisine konuşan Trump, İran’ı “zorba” olarak niteleyerek etkisiz hale getirilmesinin bölgesel dengeleri değiştirdiğini ve Arap devletlerinin anlaşmayı bu sayede desteklediğini savundu.

Amerika Birleşik Devletleri (ABD) Başkanı Donald Trump, yönetiminin İran’a düzenlediği askeri operasyonların, Gazze’deki ateşkes anlaşmasını ve “Ortadoğu’da barışı” mümkün kılan en önemli faktör olduğunu belirtti.

Trump, 15 Ekim’de TIME dergisine telefonla verdiği mülakatta, anlaşmaya giden süreci anlatarak İran’ın etkisinin zayıflatılmasının bölgesel dengeleri değiştirdiğini ve Arap devletlerinin anlaşmayı bu sayede desteklediğini savundu.

Trump, TIME dergisinin kıdemli siyaset muhabiri Eric Cortellessa’ya, “Bu, Ortadoğu’da barıştır. Bu, Gazze’nin çok ötesinde” diye konuştu.

ABD Başkanı, sözlerini şöyle sürdürdü: “İki güçten birini ortadan kaldırdığımızda, ortada tek bir zorba kalmıştı ve o da İran’dı. Ama ben harekete geçip onların nükleer potansiyelini ve kapasitesini yok ettiğimde, o zorba da ortadan kalktı.”

‘Kusursuz bir saldırıydı’

Trump, bu yılın başında İran’ın nükleer tesislerine yönelik ABD operasyonunun “inanılmaz bir askeri başarı” olduğunu söyledi ve “Saldırı mükemmeldi. Her bomba hedefini vurdu. Her uçak kusursuzdu. Tek bir vida bile yerinden oynamadı” dedi.

Operasyonun 37 saat sürdüğünü, 52 tanker ve 100 uçağın katıldığını belirten Trump, bu operasyonu eski başkan Jimmy Carter’ın 1980’deki başarısız İran misyonuyla karşılaştırdı. Trump, “Bizde o tür şeyler olmadı. Bu kusursuz bir saldırıydı. Onları yerle bir ettik” ifadelerini kullandı.

Bununla birlikte TIME dergisi, uluslararası bağımsız denetçilerin hasarın boyutunu henüz doğrulamadığını aktardı.

CNN ise erken ABD istihbarat değerlendirmelerine dayandırdığı haberinde, saldırıların İran’ın nükleer programının çekirdek unsurlarını yok etmediğini ve programı yalnızca birkaç ay geriye götürdüğünü bildirdi. Habere göre, daha sonra yasa koyuculara ve müttefik ülkelere sunulan bir değerlendirmede, bir nükleer tesisin büyük ölçüde imha edildiği, diğer iki tesisin ise birkaç ay içinde uranyum zenginleştirmeye yeniden başlayabileceği belirtildi.

NBC News de İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi’nin Fordo tesisinin “ağır hasar gördüğünü” söylediğini duyurdu.

Ancak Trump, sonucun “kesin” olduğunu savunarak, “Atom Enerjisi Komisyonu benim haklı olduğumu söyledi. Her bomba hedefini vurdu. Bu, tarihe geçmeli” diye konuştu.

‘İran artık zorbalık yapamıyor’

Trump, askeri harekâtın ve ardından gelen yaptırımların “zorbayı devre dışı bıraktığını” ve İran’ı “hayatta kalma mücadelesine” ittiğini belirtti.

İran’ın durumuna ilişkin Trump, “Çok zayıflar. Artık nükleer silah peşinde değiller, hayatta kalmaya çalışıyorlar. Artık böyle bir tehdit olmayınca herkes barışa açık hale geldi” dedi.

ABD Başkanı, İran’ı etkisiz hale getirmeden ateşkesin mümkün olmayacağını vurgulayarak, “Eğer İran orada güçlü ve zorba bir şekilde dursaydı, böyle bir anlaşma yapmak imkansız olurdu” diye ekledi.

Trump, selefleri Barack Obama ve Joe Biden’ı 2015 İran nükleer anlaşmasını destekledikleri için de eleştirdi ve anlaşmayı “berbat, aptalca bir anlaşma” olarak nitelendirdi.

Trump, “İran nükleer anlaşması yürürlükte kalsaydı, şimdiye kadar devasa bir nükleer silahları olurdu. Ben iptal ettim ama zaten sona ermek üzereydi. Onlara meydan okunmadan nükleer silaha giden bir yol açmışlardı” dedi.

Trump, ilk başkanlık döneminde ABD’yi 2015 anlaşmasından çekmiş ve Tahran’a yönelik kapsamlı yaptırımları yeniden uygulamaya koymuştu. Anlaşma, üye devletlerin İran’ı yükümlülüklerini yerine getirmemekle suçlayarak askıya alınan yaptırımları yeniden devreye sokmasıyla eylül ayında fiilen çökmüştü.

‘Zorba devre dışı kalınca anlaşma imzalandı’

Trump, Gazze’deki ateşkesin değişen güç dengesi üzerine kurulduğunu söyledi ve “Eğer o zorbayı devre dışı bırakmasaydık, birincisi bu anlaşmayı imzalamazdık çünkü birçok Arap ülkesi bunu yapamazdı. İkincisi, anlaşmanın üzerinde kara bir bulut olurdu” diye konuştu.

Bu ay başında duyurulan ateşkes anlaşması, aylar süren çatışmaların ve yoğun uluslararası baskının ardından gelmişti. Anlaşma, rehinelerin serbest bırakılmasını ve 2007’den bu yana Gazze’yi kontrol eden Hamas’ın kademeli olarak silahsızlandırılmasını öngörüyor.

Hamas’ın anlaşmayı ihlal etmesi halinde “tamamen yok edileceği” yönündeki uyarısı hatırlatılan Trump, “Kesinlikle. Evet, başları büyük belada olur. Çok büyük belada” yanıtını verdi.

Trump, silahsızlanmanın gerekirse zorla uygulanacağını da belirterek, “Eğer yapmazlarsa içeri girmek zorundasınız. Yapmayı kabul ettiler. Ama ne zaman bu çeteler siyasi rakiplere dönüşüyor, işte mesele o” dedi.

‘Bibi’ye dünyanın tamamıyla savaşamayacağını söyledim’

Trump, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’ya şahsen müdahale ederek Gazze’deki askeri operasyonu durdurması ve ateşkesi kabul etmesi için baskı yaptığını söyledi.

Trump, Netanyahu ile diyaloğunu şöyle anlattı: “Bibi’ye dedim ki, ‘Bibi, dünyanın tamamıyla savaşamazsın. Bireysel savaşlar verebilirsin ama dünya sana karşı. İsrail dünya ile kıyaslandığında çok küçük bir ülke.’”

Netanyahu’nun saldırısının “yıllarca sürebileceğini” ama “onu durdurduğunu” söyleyen Trump, İsrail’in daha fazla yalnızlaşmasını önlemek istediğini belirtti ve “Ben durdurduğumda herkes bir araya geldi. İnanılmazdı” dedi.

ABD başkanlarını dikkate almamasıyla tanınan Netanyahu’yu nasıl ikna ettiği sorulduğunda ise Trump, ayrıntı vermekten kaçınarak konunun “kayıt dışı” kalmasını istedi. Trump, İsrail’in uluslararası alanda “çok popülerliğini yitirdiğini” ve “dünyanın onu durduracağını” ifade etti.

Anlaşmanın rehineleri geri getirme başarısını öven Trump, “Rehinelerin yüzde 95’i geri döndü. İsrail rehineler konusunda o kadar kararlıydı ki ben bile şaşırdım. Rehineleri geri aldık” diye konuştu.

‘Bize o lanet rehinelerin hepsini vereceksiniz’

Trump, Hamas’ın başlangıçta rehineleri aşamalı olarak küçük gruplar halinde serbest bırakmayı teklif ettiğini, ancak kendisinin bu öneriyi reddettiğini söyledi.

Trump, o anları şöyle aktardı: “Bize beş kişi verirlerdi, on kişi verirlerdi, iki kişi verirlerdi. Ve her seferinde büyük bir olay olurdu. Ben de dedim ki, ‘Artık bu kadar! Bize o lanet rehinelerin hepsini vereceksiniz.’”

Trump, Hamas’ın sonunda kalan 20 rehinenin tamamını serbest bırakmayı kabul ettiğini ve enkaz altındaki cesetleri bulma çalışmalarının sürdüğünü belirtti.

“Rehineler her şeyden önemliydi” diyen Trump, “Meydanlarda yüzbinlerce insan vardı. Savaşla ilgilenmiyorlardı. Tek isteğimiz rehineleri geri almaktı” dedi.

Gazze’yi ziyaret etmeyi planlayıp planlamadığı sorusuna ise “Evet” yanıtını veren Trump, “Barış Kurulu kuruldu ve başkan olmam istendi. Orta Doğu’da çok etkili olacak, büyük gücü olan bir grup olacak” diye ekledi.

‘Batı Şeria’nın ilhakına izin vermem’

Trump, Netanyahu’ya ABD’nin İsrail’in işgal altındaki Batı Şeria’yı ilhak etme girişimlerine izin vermeyeceğini açıkça söylediğini belirtti.

Trump, “Olmaz, çünkü Arap ülkelerine söz verdim. Eğer bu olursa İsrail, ABD’nin tüm desteğini kaybeder” dedi.

Ateşkes için “büyük Arap desteği” aldığını söyleyen Trump, bunun “3 bin yıldır ilk kez” bölgenin birleşmesi anlamına geldiğini savundu.

Mahmud Abbas ile görüşme

Trump, 13 Ekim’de Mısır’ın Şarm el-Şeyh kentindeki bir zirvede Filistin Yönetimi Başkanı Mahmud Abbas’la görüştüğünü de söyledi.

Trump, Abbas’ın kendisine, “Beni tebrik etti. ‘Yedi başkan gördüm ama hiçbirinin yapamadığını sen yaptın’ dedi” diye aktardı.

Abbas’ı “kamuoyundaki görüntüsünden çok farklı biri” ve “bilge biri olarak saygı gören bir adam” olarak tanımladı.

Abbas’ın savaştan sonra Gazze’yi yönetip yönetemeyeceği sorulduğunda ise Trump, “Her zaman makul bulmuşumdur. Ama şu anda fikir belirtmek için erken olurdu” dedi.

Trump, Filistin topraklarında “gözle görülür bir lider bulunmadığını” da belirterek, “O liderlerin hepsi vurulup öldürüldü. Pek cazip bir iş değil” diye ekledi.

Hapisteki Filistinli lider Mervan Barguti hakkında sorulan bir soruya ise Trump, sorunun kendisine “aramadan 15 dakika önce” yöneltildiğini söyleyerek, “Bu konuda karar vereceğim” dedi.

‘Suudi Arabistan-İsrail normalleşmesi çok yakın’

Trump, Suudi Arabistan’ın 2020’de ABD arabuluculuğunda imzalanan İbrahim Anlaşmalarına yakında katılacağına inandığını söyledi ve “Bence çok yakınız. Suudi Arabistan öncülük edecek. Kralı çok sever ve saygı duyarım” dedi.

Mevcut durumun ilk dönemindekinden daha elverişli olduğunu belirten Trump, “O zaman Gazze sorunu vardı, İran sorunu vardı. Şimdi bu iki sorun da yok. İbrahim Anlaşmaları çok hızlı bir şekilde dolmaya başlayacak. Bunu gerçekten biliyorum” diye ekledi.

‘En önemli şey başkana duyulan saygıdır’

Trump, İran’ın etkisinin azalması ve Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad’ın devrilmesinin ardından bölgedeki güç dengelerinin yeniden şekillenmesini de değerlendirdi.

Trump, “Tüm o saldırılar aslında benim doğrudan katılımımla gerçekleştirildi. İsrail bu ülkeye çok saygılı davrandı. Bazen ‘hayır’ dediğimde buna saygı gösterdiler” dedi.

Obama dönemini eleştiren Trump, “İsrail’e çok kötü davrandılar. Tüm yatırımlarını İran’a yaptılar. Eğer onların dediği olsaydı, şu anda nükleer silahlı bir İran olurdu ve onlarla konuşmak bile imkansız hale gelirdi” ifadelerini kullandı.

Bölgesel istikrarın başkanlığından sonra da sürüp sürmeyeceği sorusuna Trump, “Bence şekil verdik ve şimdi güzel bir biçimde büyüyor” yanıtını verdi.

İkinci döneminde “üç yıldan fazla süresi kaldığını” ve ilerlemenin süreceğini söyleyen Trump, “Ben oradayken her şey daha da iyi ve güçlü olacak. Benden sonra ne olur, bilemem” dedi.

Trump, sözlerini şöyle tamamladı: “En önemli şey, Amerika Birleşik Devletleri Başkanına saygı duymaları. Eğer başkana saygı duymazlarsa bu yapı dağılabilir. Ama duyarlarsa uzun vadeli, güzel bir barış olur.”

Görüşmenin sonunda Trump, ateşkese giden süreci değerlendirirken, “Üzerinde düşündükçe, seninle konuşurken bile fark ettim ki o saldırı ve İran’ın devrilmesi bunu mümkün kıldı. O olmasaydı bu yapılamazdı” diye ekledi.

Diplomasi

G20 ticaret bakanları açıklamasına tek itiraz Çin’den geldi

Yayınlanma

G20 ticaret yetkilileri bu hafta Milwaukee’de bir araya geldi ve küresel çelik arz fazlasıyla mücadeleye yönelik yeni bir anlaşma duyurdu.

“Milwaukee Çerçevesi”, ülkeleri piyasayı bozan sübvansiyonları kısıtlamaya ve çelik ithalatı ile ticaretin kuralları dışına çıkarılmasının izlenmesini artırmaya çağırıyor.

Ayrıca, olası gümrük vergileri de dahil olmak üzere, kapasite fazlasına karşı “kanıta dayalı önlemleri” destekliyor.

Bu anlaşma, Eylül ayında Kuzey Carolina’nın Asheville kentinde düzenlenen G20 maliye bakanları toplantısında varılan daha geniş kapsamlı bir mutabakatın ardından geldi.

Toplantıda ABD ve diğer neredeyse tüm G20 ekonomileri, büyük ve kalıcı ticaret dengesizliklerinin diğer ülkelere zarar verebileceği konusunda mutabık kaldı.

Büyük ticaret fazlası olan ülkelerden, büyüme için ihracata aşırı bağımlı hale getiren politikalarını gözden geçirmelerini isteyen bir bildirgeyi imzaladılar.

Çin, bu bildirgeye itiraz eden tek G20 üyesi oldu.

Axios’a göre giderek daha fazla ülke, Donald Trump’ın küresel ticaretteki sorunlara ilişkin argümanının temel bir unsurunu benimsiyor. Üstelik bu durum, Trump’ın uyguladığı gümrük vergilerinin dünya ekonomisini sarsmasına rağmen gerçekleşiyor.

On yıllardır hükümetler, aşırı çelik üretimi de dahil olmak üzere küresel ticaretteki dengesizlikler konusunda uyarıda bulunuyorlar.

Değişen şey ise, yerli sanayilere verilen zararı kabul etme ve onları koruma konusundaki istek.

ABD Ticaret Temsilcisi Jamieson Greer, konferansın aralarında gazetecilere yaptığı açıklamada, “Çoğu ülke bu küresel sorunlara katılıyor, insanlar teşhise katılıyor fakat harekete geçmekten çekiniyorlar,” dedi.

Greer’e göre Milwaukee anlaşmasının “2015 yılında gerçekleşmesi” mümkün değildi.

Greer şöyle konuştu:

“Diğer tüm ülkeler, ABD pazarına erişimlerini sürdürmek istiyorlarsa uluslararası sistemi yeniden düzenlememiz gerektiğini biliyorlar. Yaratıcı fikirler, yeni yapılar ve tutarlı planlar ortaya koydukça, onlar da bu sürece katılıyorlar.”

AB Ticaret Komiseri Maroš Šefčovič, salı günü Rockwell Automation’ın Milwaukee’deki genel merkezinde Greer ve imalat sektöründen CEO’larla düzenlenen yuvarlak masa toplantısında, yönetimin kapasite fazlası konusuna odaklanmasını olumlu karşıladı.

Greer, “Ticaret komiseri ve diğerleri de dahil olmak üzere Avrupa’daki pek çok kişinin bu konu hakkında oldukça net bir görüşe sahip olduğunu düşünüyorum… Onlar, bizim 10 yıl önce atmaya başladığımız bazı adımları atmaya başlıyorlar,” dedi ve Avrupa’nın kendisinin de küresel kapasite fazlasına katkıda bulunduğuna inandığını ekledi.

ABD’nin ticaret ortakları, Washington ile birlikte çözmeye çalıştıkları bazı sorunları hedef alan gümrük vergileriyle ya da bu vergilerin uygulanma olasılığıyla karşı karşıya kalıyor.

Kanada’nın ABD’ye yaptığı çelik ihracatının çoğu %50’lik bir gümrük vergisiyle karşı karşıya. 

Ülkenin ticaret yetkililerinden biri Milwaukee’ye vardığında, belirli Kanadalı ürünlere yönelik bir ithalat yasağı yürürlüğe girdi.

Greer ayrıca 16 ekonomideki kapasite fazlası ve üretimi de soruşturuyor ve bu soruşturmalar nihayetinde yeni gümrük vergilerinin önünü açabilir.

Greer, yuvarlak masa toplantısındaki gerginliği kabul ederek, ABD ile ticaret ortakları arasında anlaşmazlıklar olabileceğini ama yine de başka yerlerdeki üretim fazlası konusunda ortak endişeleri paylaştıklarını belirtti.

Dış ticaret bakanları dün öğleden sonra, Rockwell Automation’ın Milwaukee’deki genel merkezine 1,5 mil (yaklaşık 2,4 km) uzunluğundaki bir yolculuk için otobüslere bindi ve burada fabrika tesisini gezdi.

Bu “saha gezisi”, Trump yönetiminin teşvik etmek istediği türden ileri düzey yerli üretimi sergilemeyi amaçlıyordu.

Rockwell, bakanlara gezi için çelik burunlu spor ayakkabılar hediye etti (bu ayakkabılar Vietnam’da üretilmişti).

Fabrikalarda kullanılan otomasyon teknolojisi üreten Rockwell, ABD’deki tesislerine, insan kaynağına ve teknolojiye 2 milyar dolarlık yatırım yapıyor. 

Fakat gümrük vergileri de bu üreticinin maliyetlerini artırıyor. Rockwell, yaz aylarında yatırımcılara bazı müşterilerinin projelerini ertelediğini bildirdi.

CEO Blake Moret, şirketin kazanç açıklamasında, “Gümrük vergileri ve enflasyon açısından bu kadar dalgalı bir ortamda, müşteriler iş planlarının maliyet tarafının sağlam olduğundan emin olmak istiyorlar,” dedi.

Okumaya Devam Et

Diplomasi

Tayvan, Xi-Trump zirvesinin ardından gelen F-16V teslimatını memnuniyetle karşıladı

Yayınlanma

Tayvan, ayrı bir milyarlarca dolarlık silah paketine ilişkin ABD başkanlığı tarafından getirilen askıya alma kararına rağmen, uzun süredir ertelenen iki adet F-16V savaş uçağının teslimatını, ABD’nin askeri desteğinin devam ettiğinin bir göstergesi olarak değerlendirdi.

Cuma günü doğudaki Taitung ilçesindeki Chihhang Hava Üssü’ne ulaşan iki tek kişilik uçak, 1997 yılında orijinal F-16A/B filosunun teslimatlarının başlamasından bu yana adanın aldığı ilk yeni F-16’lar.

Önceki versiyonlarla karşılaştırıldığında, F-16V konfigürasyonu Northrop Grumman APG-83 aktif elektronik taramalı dizi radarını, güncellenmiş aviyonik sistemleri ve geliştirilmiş hedef tespit ve izleme yeteneklerini içermektedir.

Bu iki uçak, ABD Başkanı Donald Trump’ın ilk görev dönemi sırasında, Ağustos 2019’da Washington tarafından onaylanan 247,2 milyar NT$ (7,76 milyar ABD doları) tutarındaki 66 adet F-16V satışının bir parçası.

İki uçağın, geçen hafta Çin Devlet Başkanı Xi Jinping’in ABD’ye yaptığı devlet ziyaretinden yaklaşık bir ay önce, ağustos ayı sonunda Tayvan’a ulaşması bekleniyordu. Ne Taipei ne de Washington, gecikmeyle ilgili kamuoyuna bir açıklama yapmadı.

Kongre’nin gayri resmi incelemesinden geçen, Taipei’ye yönelik yaklaşık 14 milyar ABD doları değerindeki ayrı bir silah paketi ise başkanın onayı beklenirken askıda kalmaya devam ediyor.

Trump’ın Xi’yi sıcak bir şekilde karşılamasının adada bir miktar belirsizliğe yol açmasının ardından, cuma günkü teslimat Tayvan’ın iktidar partisi Demokratik İlerleme Partisi (DPP) tarafından memnuniyetle karşılandı.

Tayvanlı lider William Lai Ching-te, Tayvan’ın kendini savunmasına yönelik “uzun vadeli desteği” ve iki taraf arasındaki güvenlik işbirliğini derinleştirmeye devam ettiği için Washington’a teşekkür etti. Ayrıca, bu teslimatı bölgesel istikrarla ilişkilendirerek, bunun ABD’nin “güvenliği ilerletmek için Tayvan dahil Hint-Pasifik ortaklarıyla birlikte çalışma” taahhüdünü gösterdiğini belirtti.

Demokrasi İlerleme Partisi (DPP) milletvekili Chen Kuan-ting de, bu teslimatın zirveden bu yana ABD’nin silah satışlarında “yapısal bir değişiklik” olmadığını gösterdiğini belirtti.

Buna karşılık, muhalefetteki Kuomintang milletvekili Ma Wen-chun, uçakların gelmesinin programdaki gecikmelerden dikkatleri başka yöne çekmemesi gerektiğini belirterek, savunma bakanlığını kalan uçaklar için net bir takvim sunmaya çağırdı. “İkisi geldi; kalan 64’ü de zamanında gelmelidir” dedi.

Tayvan Savunma Bakanlığı başlangıçta 66 savaş uçağının tamamını yıl sonuna kadar teslim almayı umuyordu, ancak program planlanan takvimin çok gerisinde kaldı. Tayvanlı yetkililer, takvimi etkileyen başlıca faktörler arasında üretim hattının yer değiştirmesini ve tedarik zincirindeki aksaklıkları gösterdi.

Savunma Bakanı Wellington Koo Li-hsiung cuma günü, yıl sonuna kadar daha fazla F-16V’nin teslim edileceğini söyledi, ancak kesin bir sayı vermedi.

İlk iki savaş uçağının teslim süreci de beklenmedik bir şekilde uzamıştı.

17 Ağustos’ta ABD anakarasından ayrılan uçaklar, Pasifik’i aşan yolculuklarında havada yakıt ikmali yaparak 21 Ağustos’ta Hawaii’deki Pearl Harbour-Hickam Ortak Üssü’ne ulaştı. Uçakların birkaç gün içinde Tayvan’a doğru yola devam etmeleri bekleniyordu, ancak bunun yerine üssünde neredeyse altı hafta kaldılar.

Tayvanlı medya ve askeri gözlemciler, teknik sorunlar, elverişsiz hava koşulları ve yakıt ikmal uçağının bulunmaması gibi çeşitli olası açıklamalar öne sürdü.

Nedeni açıklanamayan bu gecikme, Tayvan’da Washington’un, Xi’nin ABD’ye yapacağı devlet ziyaretinden kısa bir süre önce siyasi açıdan hassas bir teslimatı önlemek istemiş olabileceğine dair spekülasyonlara yol açtı.

Tayvan’ın United Daily News gazetesi, isimsiz bir kaynağa atıfta bulunarak, bu hafta bir ekipman sorununun uçağın Hawaii’de gecikmesine neden olmasının ardından Washington’un, teslimatın Xi’nin ziyareti etrafında daha fazla karmaşıklığa yol açmasını istemediğini bildirdi.

Ne ABD ne de Tayvanlı yetkililer, teslimatın zamanlamasını Xi’nin Washington ziyaretiyle ilişkilendirdi.

South China Morning Post, Xi’nin Washington ziyaretinden önce, yönetimin Tayvan’a yönelik büyük çaplı yeni silah satışlarını ertelemeyi değerlendirdiğini bildirmiş; kaynaklar, Pekin’in Xi’nin gezisi sırasında yeni anlaşmaların onaylanmamasını sağlamak için Washington’a gizlice baskı uyguladığını belirtmişti.

14 milyar ABD doları tutarındaki silah paketi, bu yılın başlarında zaten askıya alınmıştı. ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, Washington’un silah satışlarını değerlendirirken kendi askeri ihtiyaçlarını, üretim kapasitesini ve silah stoklarını yenileme gerekliliğini de göz önünde bulundurması gerektiğini vurgulamıştı.

Geçen hafta Trump ile yapılan zirve sırasında Xi, ABD’nin “Tayvan bağımsızlığına” karşı çıkacağını ve Tayvan meselesini ihtiyatla ele alacağını umduğunu yineledi.

ABD Dışişleri Bakanlığı, zirvenin ardından Tayvan’a yönelik genel ABD politikasının değişmediğini vurgulamaya çalıştı.

Okumaya Devam Et

Diplomasi

NATO’nun Kafkasya’daki genişlemesine Fransız-Türk anlaşmazlığı engel oluyor

Yayınlanma

NATO’nun Ermenistan ve Azerbaycan ile işbirliğini güçlendirme çabası, Fransa ile Türkiye arasındaki gerginlik nedeniyle tıkanma noktasına geldi.

POLITICO’ya konuşan üç NATO diplomatına göre, Fransa, bir Fransız vatandaşının tutuklanmasını temel gerekçe göstererek Bakü ile yeni bir ortaklık planını onaylamayı reddetti.

Buna karşılık Türkiye de, yakın müttefiki Azerbaycan’a dayanışma göstermek amacıyla Ermenistan’ın planının yenilenmesini engelledi.

Beş NATO diplomatı, iki Kafkas ülkesinin tatbikatlar, askeri eğitim ve diğer alanlarda NATO ile daha derin bir işbirliği arayışında olduğunu belirtti.

Sonuç olarak, her iki plan da bir yılı aşkın süredir belirsizlik içinde kaldı.

Aylar süren NATO anlaşmazlığı, geçen hafta Fransa’nın Rusya’ya yönelik AB yaptırımlarının yenilenmesini engellemesinin ardından yeni bir aciliyet kazandı.

Paris, Brüksel’in Rus-Özbek milyarder Alişer Usmanov’a yönelik kısıtlamaları kaldırmasının ardından itirazını geri çekti.

Bu da Azerbaycan’ı, bir Fransız vatandaşı da dahil olmak üzere birkaç tutukluyu serbest bırakmaya sevk etti.

Geçen çarşamba günü Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev’in tutukluları serbest bırakmasının ardından Fransa, NATO ile Bakü arasındaki bağların güçlendirilmesine yönelik vetosunu kaldırması yönünde baskı altında bulunuyor.

NATO diplomatlarından biri, “Eğer veto hakkını kaldırmazlarsa, bu ne sağlam bir siyasi hamle olur ne de ittifakın çıkarları doğrultusunda hareket eden bir müttefik olarak kendilerini göstermiş olurlar. Ermenistan için bu çok tehlikeli; onların yakınımızda olmasının iyi olduğunu düşünüyoruz,” dedi.

İkinci bir NATO diplomatı ise şöyle konuştu: “Bir hayal kırıklığı var: İkili meseleler için NATO’yu kullanmayı bırakın.”

Hem Ermenistan hem de Azerbaycan, son yıllarda Rusya ile ilişkilerini soğutmuş durumda ve Avrupa ile bağlarını derinleştirmeye çalışıyor.

Erivan, Moskova liderliğindeki Kolektif Güvenlik Anlaşması Örgütü (CSTO) savunma ittifakındaki üyeliğini askıya aldı, AB üyeliği lehine bir yasa kabul etti ve buna karşılık Moskova’dan ticaret kısıtlamaları ve sert eleştirilerle karşı karşıya kaldı.

Fransa uzun süredir Ermenistan ile yakın ilişkiler sürdürürken, Bakü ise bölgedeki Rus etkisini dengelemek için Türkiye ile olan yakın ittifakına güveniyor.

Bir Türk yetkili, “Mesele kesinlikle bir Türkiye-Fransa ya da Türkiye-Ermenistan kavgası değil,” diyerek şunları ekledi:

“Her ikisinin de erken onaylanmasını sağlamak amacıyla, Ermenistan ve Azerbaycan’ın ITPP [Bireysel Olarak Uyarlanmış Ortaklık Programları] belgelerini birlikte onaylamaya oldukça uzun bir süredir hazırız.”

NATO’nun ITTP ortaklıkları, ittifakın NATO üyesi olmayan ülkelerle siyasi diyalog ve askeri işbirliği için kullandığı başlıca araç.

Bu programlar dört yılda bir yenilenir ve hedeflerinin düzeyi, yararlanıcı ülkelerin ittifakla entegre olma isteğine bağlı.

Üç diplomat, yeni planlara ilişkin müzakerelerin neredeyse sonuçlandırılmak üzere olmasına rağmen, yaşanan gecikme nedeniyle NATO’nun Ermenistan ve Azerbaycan’ın güncelliğini yitirmiş ortaklıklarını geçici olarak uzatmak zorunda kaldığını belirtti.

Yeni planlar, bu ülkelerin ortak askeri tatbikatlara katılımına olanak tanıyacak, ordular arası eğitimi artıracak ve yerel İngilizce derslerinin düzenlenmesine kadar uzanan kültürel işbirliğini yoğunlaştıracak.

Bazıları, Erivan’ın dış politikasını Rusya’dan uzaklaştırmak için aldığı riskler göz önüne alındığında, bu gecikmenin Ermenistan’ın Batı ile yeniden yakınlaşma çabasını da engelleyebileceğinden endişe duyuyor.

“Bu bir endişe kaynağı… Bazı ülkelerde beklentiler yaratıyoruz, sonra da bunları karşılayamıyoruz — bu da daha sonra kızgınlığa yol açabilir,” diyen üçüncü NATO diplomatı, Bakü ve Erivan’ı ittifaka yaklaştırmanın her iki ülke arasındaki kırılgan barışı pekiştirmeye yardımcı olabileceğini de sözlerine ekledi.

Diplomat, “Artık iki ülke arasında barış olduğu için, bu NATO’nun onları daha fazla kendi tarafımıza çekmesi için iyi bir fırsat,” diye ekledi.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English