Bizi Takip Edin

Amerika

Yeni Pentagon stratejisi: Çin ile denge arayışı ve “savaşçı ruhu”

Yayınlanma

ABD Savunma Bakanlığı (Pentagon), 2026 Ulusal Savunma Stratejisini (NDS) yayınladı ve “küresel ulus inşası” yerine Amerikan çıkarlarının korunmasını vurgulayan “esnek gerçekçilik” yönündeki değişimi özetledi.

NDS’ye göre bu yaklaşımın merkezinde, ABD topraklarının güvenliğini ve “Batı Yarımküre”deki hakimiyetini önceliklendiren “Monroe Doktrinine Trump İlavesi” yer alıyor. Bu, ABD Ulusal Güvenlik Stratejisini (NSS) takip ediyor.

Belge, Çin’i “birincil rakip” olarak tanımlarken, müttefikler ile ortaklarının, GSYİH’nin %5’i düzeyinde bir harcama standardına ulaşmak için mali katkılarını önemli ölçüde artırmalarını talep ediyor.

“Milli sanayi seferberliği” ve “savaşçı ruhunun yeniden canlandırılması” yoluyla, NDS “Rusya, İran ve Kuzey Kore gibi düşmanları” caydırmayı amaçlıyor.

Nihai olarak, strateji, askeri sorumlulukları yeniden dengeleyerek ve idealist dış müdahalelerden ziyade pratik güvenlik üzerine odaklanarak küresel istikrar sağlamayı hedefliyor.

Önce Amerika: “Ütopik idealizm”e ret

2026 Ulusal Savunma Stratejisine göre “esnek gerçekçilik”, soyut küresel ideallerin üzerinde Amerikan çıkarlarına hizmet etmeyi önceliklendiren, ulusal güvenliğe yönelik açık görüşlü, sağduyulu bir yaklaşım olarak tanımlanıyor.

Esnek gerçekçilik, Amerikan çıkarlarını tüm dünyanın çıkarlarıyla birleştiren veya “dünyanın tüm sorunlarını çözmeyi” amaçlayan önceki yönetimlerin “büyük stratejilerini” reddediyor.

Bunun yerine, ABD’nin anavatanına yönelik tehditlerin uzak bölgelerdeki tehditlerden daha “içgüdüsel” ve önemli olduğunu kabul ederek, “Amerikalıların güvenliği, özgürlüğü ve refahına yönelik gerçek, inandırıcı tehditlere” odaklanıyor.

NDS, esnek gerçekçiliği “ütopik idealizm” ve “kurallara dayalı uluslararası düzen” gibi “bulutlar üstünde bir kale” niteliğindeki soyutlamalarla açıkça karşılaştırıyor. Rejim değişikliği, “sonsuz savaşlar” ve “büyük ulus inşa projeleri” gibi hedefleri terk ettiğini ilan ederken, bunların yerine “asil ve gururlu bir barış” elde etmek için tasarlanmış “katı gerçekçilik”i koyuyor.

Pentagon’a göre bu yaklaşım, kaynaklar ve hedefler arasında pragmatik bir korelasyon gerektiriyor. NDS, ABD’nin “her yerde tek başına hareket edemeyeceğini” ve her küresel sorunu çözemeyeceğini kabul ediyor; tehditleri ciddiyetlerine göre “değerlendirmesini, sıralamasını ve önceliklendirmesini” istiyor.

Uygulamada, esnek gerçekçilik tam hakimiyet yerine “esnek ve sürdürülebilir bir güç dengesi”ni hedefliyor. Örneğin, Çin ile ilgili olarak, strateji “makul bir barış” ve Çin’in ABD’yi hakimiyeti altına almasını engelleyen bir güç dengesi arıyor ve bu hedefin “rejim değişikliği veya başka bir varoluş mücadelesi” gerektirmediğini açıkça belirtiyor.

Belge, bu yaklaşımın “izolasyonizm anlamına gelmediğini” savunuyor. Aksine, ABD’nin pratik çıkarlarını ilerletmek için küresel olarak, özellikle müttefikleriyle birlikte hareket ettiği, fakat müttefiklerin kendi bölgesel savunmalarının ana yükünü üstlenmelerini ısrarla talep ettiği “odaklanmış ve gerçek anlamda stratejik bir yaklaşım” öngörüyor.

Yük paylaşımı ve savunma harcamaları

NDS, ittifakları ABD’nin sübvanse ettiği bir modelden “açık hesap verebilirlik” ve kendi kendine yeterlilik modeline kaydırarak küresel yük paylaşımını temelden yeniden tanımlıyor ve müttefiklerin “bağımlı” olarak hareket etmeyi bırakıp gerçek ortaklar olarak işlev görmeleri gerektiğini savunuyor.

Bu “Önce Amerika” yaklaşımının, ABD’nin çıkarlarına öncelik verip müttefiklerin çoğu sahada kendi güvenlikleri için birincil sorumluluğu üstlenmelerini talep ederek, ABD’nin kaynaklarını ülkeyi savunmaya ve Çin’i caydırmaya yoğunlaştırmasına olanak tanıdığı öne sürülüyor.

Bu bağlamda strateji, belirli mali hedefler, operasyonel değişiklikler ve stratejik ültimatomlar yoluyla gereklilikleri yeniden tanımlıyor. Bunlar arasında yeni bir küresel mali standart; ABD’nin öncüden ziyade destek olacağı müttefikler için “birincil sorumluluk”; “model müttefiklere” verilecek öncelikler ve teşvikler yer alıyor.

Örneğin ABD artık Avrupa’da Ukrayna meselesini Avrupa’ya, Kore Yarımadasındaki sorunu Güney Kore’ye, Orta Doğu’da ise İran gerilimini yönetmeyi İsrail ve Körfezdeki müttefiklerine devredecek.

Pentagon böylece, müttefikleri harekete geçmeye zorlayarak, ABD ordusunun en yüksek iki önceliğine odaklanmasını amaçlıyor: ABD’yi savunmak ve Hint-Pasifik’te Çin’i caydırmak.

Yeni ABD Ulusal Güvenlik Stratejisi: Küreselleşmenin sonu ve Monroe Doktrini

Başlıca stratejik rakip: Çin

NDS, ülkenin tarihindeki “en tehlikeli” güvenlik ortamlarından biri olarak tanımlanan ve ABD’nin avantajlarını koruyamaması nedeniyle düşmanların giderek güçlendiği bir ortam tanımlıyor.

Başlıca jeopolitik tehditler, yalnızca devlet aktörlerine göre değil, aynı zamanda Amerikan vatanına olan coğrafi yakınlık ve eşzamanlı çatışmaların sistemik riskine göre de sınıflandırılıyor.

Stratejide başlıca stratejik rakip olarak Çin Halk Cumhuriyeti (ÇHC) gösteriliyor. NDS, ÇHC’yi “19. yüzyıldan bu yana bize göre en güçlü devlet” olarak tanımlıyor ve küresel ölçekte ABD’den sonra ikinci sırada olduğunu savunuyor.

Çin’den gelen tehdit, Batı Pasifik’in çok ötesindeki hedefleri vurabilecek güçleri de içeren askeri güçlerinin “hızı, ölçeği ve kalitesi” ile tanımlanıyor.

Temel tehlikenin sadece askeri değil, Çin’in Hint-Pasifik bölgesine hakim olma potansiyeli olduğuna işaret eden Pentagon, bu potansiyelin, Amerikalıların “dünyanın iktisadi ağırlık merkezine” erişimini etkili bir şekilde kontrol etmesinden endişe ediyor.

Bu kapsamda ABD’nin hedefi, Çin’in ABD veya müttefiklerine hakim olmasını önlemek için güç dengesini korumak ve rejim değişikliği peşinde koşmak yerine “makul bir barış” sağlamak olarak gösteriliyor.

NDS’nin Çin’e yönelik yaklaşımı, “Çin’i çatışma ile değil, güçle Hint-Pasifik bölgesinde caydırmak” olarak özetleniyor. Strateji, çatışma veya izolasyon peşinde olmak yerine, etkili diplomatik ve askeri angajmanın ön koşulu olarak sağlam bir askeri caydırıcılık (“güç”) oluşturmak üzere ikili bir yaklaşım öngörüyor.

ABD’nin hedefinin “Çin’i egemenlik altına almak” veya “Çin’i boğmak ya da küçük düşürmek” olmadığı açıkça belirtiliyor. Bunun yerine, ABD’nin, hiçbir ülkenin diğerini egemenlik altına alamayacağı bir güç dengesi ile karakterize edilen “makul bir barış” arayacağı yazılıyor.

Avrupa’ya mesaj: Kendi güvenliğinizi sağlayın

2026 Ulusal Savunma Stratejisi, Avrupa’nın rolünü, Amerikan güvenlik garantilerine bağımlı bir bölgeden, kendi konvansiyonel savunması için “birincil sorumluluk” üstlenen bir bölgeye temel olarak yeniden tanımlıyor.

Strateji, NATO müttefiklerinin kıtayı savunmada liderliği üstlenmeye geçmesi gerektiğini, Amerika Birleşik Devletleri’nin ise “kritik ama daha sınırlı destek” sağlaması gerektiğini açıkça belirtiyor.

Bu değişiklik, Rusya’nın “kalıcı ama yönetilebilir bir tehdit” olduğu ve Avrupa’daki NATO üyelerinin kolektif iktisadi ve askeri gücünün Rusya’nınkini “gölgede bıraktığı” değerlendirmesine dayanıyor. Belge, tek başına Alman ekonomisinin dahi Rusya’yı çok geride bıraktığına atıfta bulunuyor.

Sonuç olarak, NDS Rusya’nın “Avrupa hegemonyası için bir girişimde bulunacak durumda olmadığını”, yani Avrupa’nın ABD’nin hakimiyeti olmadan tehdidi yönetebilecek durumda olduğunu savunuyor.

Avrupa, Beyaz Saray’ın “yük paylaşımı” için yeni “küresel standardı”nın test edildiği bir alan. Strateji, NATO müttefiklerinin toplam savunma harcamaları hedefini GSYİH’nin %5’i olarak belirledikleri “Lahey Zirvesi”ne atıfta bulunuyor. Pentagon, müttefiklerin bu hedefleri gerçekleştirmeleri için “teşvik ve imkan sağlayacağını” vurgularken, bu taahhütleri yerine getirmeleri gerektiğini ısrarla belirtiyor.

Ukrayna’daki savaşın “sona ermesi gerektiğini” belirtirken, Ukrayna’nın savunmasını destekleme ve sonraki barışı sürdürme sorumluluğunu doğrudan Avrupa müttefiklerine yüklüyor.

Belge, bunun “öncelikle Avrupa’nın sorumluluğu” olduğunu beyan ederek, müttefiklerin “bedavacılık” yapmasına izin verdiğini iddia ettiği önceki yönetimin yaklaşımını reddediyor.

Strateji, NATO müttefiklerinin kendi savunmaları için gerekli güçleri üretmelerine yardımcı olmak için transatlantik savunma sanayi işbirliğinin genişletilmesini ve ticaret engellerinin azaltılmasını öngörüyor.

“Model müttefik”: İsrail’e bölgede birincil rol

2026 Ulusal Savunma Stratejisine göre, İsrail “model müttefik” olarak tanımlanıyor ve belgenin yük paylaşımına ilişkin “Önce Amerika” yaklaşımının başlıca örneği olarak gösteriliyor.

Strateji, müttefiklerin kendilerini savunma iradesine ve yeteneğine sahip olması, ABD’nin ise “kritik ama sınırlı destek” sağlaması ilkesine dayalı olarak ABD’nin İsrail ile ilişkisini yeniden tanımlıyor.

Pentagon’a göre İsrail, “model müttefik” tanımına uyuyor, çünkü özellikle 7 Ekim saldırılarından sonra, “kendini savunma yeteneğine ve isteğine sahip” olduğunu kanıtlamış durumda.

Belge, “bağımlı” olarak eleştirdiği müttefiklerin aksine, İsrail’i, kendi kendine hayatta kalmak amacıyla harekete geçtiği için övmektedir. Sonuç olarak, strateji ABD’nin İsrail’in “ellerini bağlamak” yerine “güçlendirmesi” gerektiğini belirtiyor.

Stratejinin bölgesel yük paylaşımı konusundaki daha geniş çaplı çabasıyla tutarlı olarak, İsrail’in “İran ve vekillerini caydırma ve savunma konusunda birincil sorumluluk” üstlenmesi bekleniyor.

Belge, İsrail’in operasyonlarının “İran’ın vekillerini”, özellikle Hizbullah ve Hamas’ı “ciddi şekilde zayıflattığını” savunuyor.

İsrail’in rolü, bölgesel güvenlik mimarisini sağlamlaştırmaya kadar uzanıyor. Pentagon, İbrahim Anlaşmalarını açıkça temel alarak “İsrail ile Arap Körfezi ortaklarımız arasında entegrasyonu sağlamak” niyetinde. Bu çaba, bölgesel ortakların kendilerini savunmak için toplu olarak daha fazla çaba sarf ettikleri bir koalisyon oluşturmayı ve ABD’nin öncelikli dikkatini Hint-Pasifik ve ülke sınırlarına odaklamasını amaçlıyor.

İsrail mücadeleye öncülük ederken, ABD “İsrail’in kendini savunma çabalarını güçlü bir şekilde desteklemeyi” taahhüt ediyor. Bu destek “kritik ama sınırlı” olarak nitelendiriliyor: Yani ABD, İsrail’in başarılı olması için gerekli araçları ve desteği (silah satışı ve istihbarat paylaşımı gibi) sağlayacak, fakat sahada birincil savaş rolünü üstlenmeyecek.

Körfeze “İsrail ile entegrasyon” talimatı

2026 Ulusal Savunma Stratejisine göre, bölgenin başarılı bir dönüşümü, Amerikan müdahalesi yerine yerel sahiplenme yoluyla elde edilen “daha barışçıl ve müreffeh bir Orta Doğu” kurulmasıyla tanımlanıyor.

Pentagon, bu dönüşümün dışarıdan dayatılamayacağını savunuyor. Bu dönüşüm, ABD’ye göre, “bölgenin geleceğinde en büyük payı olanlar”, yani bölgedeki ülkeler tarafından gerçekleştirilebilir.

Başarı, bölgesel müttefikler ve ortakların “İran ve vekillerini caydırma ve savunma konusunda birincil sorumluluğu” üstlenmesiyle tanımlanıyor. ABD’nin rolü, mücadeleye liderlik etmekten ziyade destekleyici bir role kayıyor.

NDS’ye göre başarılı bir dönüşüm, İsrail ve Arap Amerikan ortakları arasında “derinleşen işbirliği ve entegrasyon” gerektiriyor ve açıkça İbrahim Anlaşmaları çerçevesine dayanıyor.

Savunma sanayii, Trumpist iktisat politikalarına bağlanıyor

NDS, endüstriyel seferberlik planını, Dünya Savaşları ve Soğuk Savaş dönemlerindeki endüstriyel canlanmalara benzetilen bir “milli seferberlik” ve “endüstriyel silahlara çağrı” olarak tanımlanıyor.

Plan, Başkanın “yüzyılda bir kez gerçekleşen Amerikan endüstrisinin canlanması” iddiasını desteklemek için “ABD Savunma Sanayii Tabanını (DIB) güçlendirmek” amacını güdüyor.

Bu kapsamda “birinci sınıf cephanelik”in yeninden kurulması; modernizasyon ve regülasyonların kaldırılması; yapay zeka ve invasyonu benimsemek; Pentagon’un üretim kapasitesini artırmak için iç reform sürecinden geçmesi ve deregülasyon; tedarikçi tabanının genişletilmesi; müttefiklerle entegrasyonun derinleştirilmesi gibi hedefler yer alıyor.

Orduyu savaşa hazırlamak

Belgede “savaşçı ruhu”, İkinci Dünya Savaşı gazileri gibi Amerikan kahramanlarının örneklediği bir dizi değer olan “ABD ordusunun kalbi” olarak tanımlanıyor.

Belgeye göre “savaşçı ruhu”, ordunun “temel, yeri doldurulamaz rolü” ile ayrılmaz bir şekilde bağlantılı. Bu ruhun yeniden canlandırılması, Amerikan ordusunun “ülkenin savaşlarını kesin olarak kazanmaya” yeniden odaklanması için gerekli olarak sunuluyor.

Bu, belgede “sosyal mühendislik” veya “ulus inşa etme” gibi dikkat dağıtıcı unsurlar olarak tanımlanan şeylerden uzaklaşmak anlamına geliyor.

Stratejinin temel dayanağı, önceki yönetimlerin bu ruhu ihmal ettiği ve çoğu zaman “aktif olarak baltaladığı” iddiası.

Belge, gerçek caydırıcılığın, “görkemli ulus inşa projeleri” veya “kurallara dayalı uluslararası düzen” gibi soyut kavramlardan ziyade, ölümcül güce ve zafere odaklanan bir ordunun yan ürünü olduğunu savunuyor.

Amerika

Musk halka arzla ilk trilyoner olmaya yaklaşıyor

Yayınlanma

SpaceX şirketinin 12 Haziran’da başlayacak halka arzı kapsamında hisse fiyatının 135 dolar olarak belirlenmesiyle Elon Musk’ın servetinin 988 milyar dolara ulaşması bekleniyor. Bloomberg’ün yaptığı hesaplamalara göre Musk’ın trilyoner unvanını alabilmesi için SpaceX hisselerinin ilk işlem gününde yüzde 2,2 oranında değer kazanması yetecek.

Uzay teknolojileri firması SpaceX’in gerçekleştireceği ilk halka arz (IPO) sonrasında milyarder iş insanı Elon Musk’ın kişisel servetinin 988 milyar dolara yükseleceği bildirildi.

Bloomberg’ün yaptığı hesaplamalara göre dünyanın en zengin insanı unvanına sahip olan Musk’ın ilk trilyoner statüsüne ulaşması için 12 milyar dolarlık bir bakiye kalıyor.

Ajans, bu eksik miktarın ünlü yönetmen Steven Spielberg’ün yaklaşık 12,2 milyar dolar değerindeki toplam servetine denk geldiğine dikkat çekti.

Halka arz sürecinde SpaceX hisselerinin birim fiyatının 135 dolar olarak belirlenmesi planlanıyor. Borsadaki işlemlerin 12 Haziran tarihinde başlayacağı belirtilirken, hisse değerinin ilk gün yüzde 2,2 oranında artarak 138 dolara yükselmesi durumunda Musk’ın serveti 1 trilyon dolar barajını aşmış olacak.

Halka arz için 1,75 trilyon dolarlık piyasa değeri hedefleniyor

Musk tarafından 2002 yılında kurulan SpaceX, bugüne kadar halka kapalı bir şirket olarak faaliyet gösterdi ve finansal verilerini resmi olarak kamuoyuyla paylaşmadı.

Musk, geçtiğimiz yaz döneminde SpaceX için halka arz sürecini başlatma teklifinde bulunmuştu. Reuters ajansının elde ettiği bilgilere göre şirket, halka arzda hisse başı sabit fiyatı 135 dolar olarak belirleyerek 75 milyar dolarlık rekor bir kaynak yaratmayı amaçlıyor.

Bu süreçte 555,6 milyon adet hissenin satışını planlayan şirketin hedeflediği toplam piyasa değeri ise 1,75 trilyon dolar seviyesinde bulunuyor.

Geçtiğimiz şubat ayında Musk, yapay zeka girişimi xAI ile SpaceX şirketlerini birleştirme kararı almıştı. Bloomberg ve The Wall Street Journal’ın konuya aşina kaynaklara dayandırdığı haberlerde, birleşen şirketlerin toplam piyasa değerinin 1,25 trilyon dolara ulaştığı aktarılmıştı.

Sabit fiyatlı halka arz yöntemiyle şirket, yatırımcı talepleri toplanmaya başlamadan önce her bir hissenin kesin satış bedelini önceden ilan etmiş oluyor.

Tesla hisselerinin performansı trilyonerlik sürecini etkileyebilir

Şu anda 54 yaşında olan Musk, dünyanın en zengin insanı konumunu sürdürüyor. Güncel verilere göre serveti 726 milyar dolar olarak hesaplanan Musk, Forbes’un en zengin milyarderler listesinde ilk sırada yer alıyor.

Musk, şubat ayında elde ettiği başarıyla tarihte serveti 800 milyar doları aşan ilk kişi unvanını kazanmıştı.

Bloomberg, Musk’ın gelecekteki servet seyrinin en büyük ikinci varlığı konumundaki Tesla Inc. hisselerinin performansına da bağlı olduğunu hatırlattı.

Tesla hisselerinin mayıs ayının ortasında kaydedilen 445 dolar seviyesine geri dönmesi durumunda, Musk’ın trilyoner unvanını alabilmesi için SpaceX hisselerinin ilk işlem gününde hızlı bir yükseliş kaydetmesine gerek kalmayacağı belirtiliyor.

Okumaya Devam Et

Amerika

ABD Temsilciler Meclisi, Trump’tan İran savaşını bitirmesini istedi

Yayınlanma

ABD Temsilciler Meclisi, Başkan Donald Trump’ın Kongre onayı olmadan İran’la yürüttüğü savaşı sona erdirmesini öngören savaş yetkileri kararını kabul etti. Karar, dört Cumhuriyetçi vekilin Demokratlara katılmasıyla 215’e karşı 208 oyla geçti ve Temsilciler Meclisi’nin çatışma konusunda ilk kez Beyaz Saray’a karşı çıkmasına işaret etti.

ABD Temsilciler Meclisi çarşamba günü, Başkan Donald Trump’ın Kongre yetkilendirmesi olmadan İran’la yürütülen savaşı sona erdirmesini zorunlu kılacak tedbiri kabul etti.

Bu oylama, alt kanadın çatışma konusunda ilk kez Beyaz Saray’a karşı çıkması anlamına geliyor.

Temsilciler Meclisi, savaş yetkileri kararını dört Cumhuriyetçi vekilin desteğiyle 215’e karşı 208 oyla kabul etti.

Daha önceki üç başarısız girişimde karara karşı oy kullanan Maine Demokratı Jared Golden da bu kez tutumunu değiştirerek destek verdi. Böylece Demokrat Parti saflarında konuya ilişkin tam birlik sağlandı.

Kentucky’den Cumhuriyetçi Temsilci Thomas Massie, Pensilvanya’dan Brian Fitzpatrick, Michigan’dan Tom Barrett ve Ohio’dan Warren Davidson Demokratlarla birlikte karar lehine oy kullandı.

Kararın kabul edilmesinin ardından Demokrat vekiller salonda alkışlarla tepki verdi.

Oylamanın, Kongre üyeleri Memorial Day tatili için Washington’dan ayrılmadan önce yapılması planlanıyordu. Ancak Temsilciler Meclisi’ndeki Cumhuriyetçi liderler, kararı engelleyecek yeterli sayıya sahip olmadıklarının anlaşılması üzerine oylamayı son anda gündemden çıkardı. Birden fazla Cumhuriyetçi vekil oturuma katılmamıştı. Diğer bazı Cumhuriyetçilerin de kararı desteklemesi bekleniyordu.

ABD Senatosu da mayıs ayında Trump’ın İran konusundaki yetkilerini sınırlamayı amaçlayan benzer bir düzenlemeyi ilerletmişti.

Dört Cumhuriyetçi senatör, bir Demokrat dışında tüm Demokratlarla birlikte hareket ederek sürecin ilerlemesini sağlamıştı. Yedi başarısız oylamanın ardından gelen bu gelişmede üç Cumhuriyetçi senatörün yokluğu da etkili olmuştu.

Ancak Senato’daki usul oylaması yalnızca olası kabul sürecinin ilk aşamasıydı. Cumhuriyetçilerin önümüzdeki günlerde tasarıyı engellemek için yeniden fırsat bulması bekleniyor.

Senato’nun Temsilciler Meclisi’nden geçen versiyonu ne zaman oylayacağı ise henüz netleşmedi. Temsilciler Meclisi Demokrat liderleri yayımladıkları açıklamada Senato Cumhuriyetçilerine “doğru olanı yapmaları” çağrısında bulundu.

Bazı Cumhuriyetçilerin savaşa verdiği destek, çatışmanın 1973 tarihli Savaş Yetkileri Yasası’nda öngörülen 60 günlük süreyi aşmasının ardından zayıflamaya başladı. Söz konusu yasa, Kongre savaş için yetki vermemişse başkanın silahlı kuvvetleri çatışma alanından çekmesini öngörüyor.

Çatışma 1 Mayıs’ta bu süreyi aşmıştı. Ancak Trump yönetimi, nisan ayının başlarında yürürlüğe giren kırılgan ateşkesin süre hesabını durdurduğunu belirtti. Buna rağmen her iki taraf da o tarihten sonra saldırılar gerçekleştirdi.

Trump yönetimi ayrıca 1973 tarihli Savaş Yetkileri Yasası’nın Anayasa’ya aykırı olduğunu ifade ediyor. Ancak bu görüş şimdiye kadar herhangi bir mahkeme tarafından test edilmedi.

Trump’ın İran konusundaki askeri yetkilerini sınırlayan girişimlere destek veren Cumhuriyetçiler, savaşın Kongre onayı olmadan sürdürülmesinden ve çatışmayı sona erdirecek bir stratejinin bulunmamasından rahatsızlık duyuyor.

Bazıları savaşın kamuoyundaki düşük desteğinin ve ekonomik sonuçlarının, kasım ayında yapılacak ara seçimlerin ardından Cumhuriyetçilerin Kongre üzerindeki kontrolünü sürdürme ihtimaline zarar verebileceğinden endişe ediyor.

Senato adaylığı için kampanya yürüten Iowa Cumhuriyetçisi Ashley Hinson, geçen hafta bir seçim etkinliğinde yaptığı özel bir görüşmede savaşın “önümüzdeki birkaç haftanın ötesine” uzaması halinde siyasi açıdan yük haline gelebileceğini söyledi.

CBS News’in ulaştığı ses kaydına göre Hinson, savaşın devam etmesinin “siyasi bir yükümlülük” oluşturabileceğini ifade etti.

Trump ise geçen ay yaptığı açıklamada ara seçimler öncesinde İran’la anlaşmaya varmak konusunda acele etmediğini söyledi.

Trump, “Herkes ‘Ara seçimler geliyor, acele ediyorum’ diyor. Hiç acelem yok” ifadelerini kullandı.

Çarşamba günü kabul edilen karar, Nisan ayında Temsilciler Meclisi Dış İlişkiler Komisyonu’nun kıdemli Demokrat üyesi New York Temsilcisi Gregory Meeks tarafından sunuldu.

Karar, Kongre savaş ilan etmediği veya askeri güç kullanımına yetki vermediği sürece başkana “Amerika Birleşik Devletleri Silahlı Kuvvetlerini İran’la yürütülen çatışmalardan çekme” talimatı veriyor.

Temsilciler Meclisi Dış İlişkiler Komisyonu Başkanı olan Florida Cumhuriyetçisi Brian Mast ise çarşamba günü daha önce yaptığı açıklamada kararı “aptalca bir siyasi oylama” olarak nitelendirdi.

Mast, kararın “başkanın İran’la yürüttüğü müzakerelerde elini zayıflattığını” söyledi.

Oylamanın ardından konuşan Meeks ise savaş yetkileri kararlarının İran’la yürütülen müzakerelerde başkanı zayıflattığı yönündeki değerlendirmeyi reddetti.

Demokratların İran savaşını sona erdirmek için benzer oylamaları gündeme getirip getirmeyeceği sorulduğunda Meeks, gazetecilere, “Görevimizi yapmayı sürdüreceğimizi bekleyebilirsiniz” dedi.

Meeks, “Anayasal sorumluluklarımızı yerine getirmeye devam edeceğiz” ifadelerini kullandı.

Mayıs ayında da benzer bir savaş yetkileri kararına destek veren Fitzpatrick ise, “Yasa yasadır” dedi.

Fitzpatrick, “Yasaya uymak zorundayız. Yürürlükte bir yasa var” ifadelerini kullandı.

Cumhuriyetçi vekil sözlerini şöyle sürdürdü:

“Önünüzde iki seçenek var. Ya yasaya uyarsınız ya da yasayı değiştirirsiniz. Yasayı ihlal edemezsiniz. Bu bir seçenek değil.”

20 Mayıs’taki genel kurul görüşmeleri sırasında Demokratlar, Cumhuriyetçilerin neden Trump’ın İran’a yönelik askeri operasyonlarına hukuki çerçeve sağlayacak bir askeri güç kullanım yetkisi oylaması düzenlemediğini sorguladı.

Meeks, “Cumhuriyetçi meslektaşlarım bunun haklı olduğuna inanıyorsa, askeri güç kullanım yetkisini öngören bir tasarıyı genel kurul gündemine getirmeliler” dedi.

Barrett tarafından mayıs ayının başlarında sunulan böyle bir askeri güç kullanım yetkisi tasarısının ise şimdiye kadar kayda değer destek toplamadığı belirtiliyor.

Cumhuriyetçilerle birlikte hareket eden Kaliforniyalı bağımsız Temsilci Kevin Kiley ise Kongre’nin yetkisini ortaya koyması için “daha iyi araçlar” bulunduğunu söyledi.

Kiley, Kongre’nin bütçe üzerindeki yetkisine atıfta bulunarak, “Fonların nasıl kullanılacağı konusunda yönlendirme yapma imkanımız var” dedi.

Kiley, “İnsanların eldeki bütün araçları kullanmak istemesini anlıyorum. Ancak Kongre’nin burada gerçekten etkili sonuçlar doğurabilecek gözetim araçlarını ve Anayasa’nın birinci maddesinden kaynaklanan yetkilerini kullanması gerektiğine inanıyorum” ifadelerini kullandı.

Okumaya Devam Et

Amerika

Hackerlar, Meta AI’ı “kandırarak” kullanıcı hesaplarını ele geçirdiler

Yayınlanma

Bilgisayar korsanlarının, Meta’nın yapay zeka destek ekibini (Meta AI) ünlü hesapları ele geçirmelerine yardım etmeleri için “kandırdığı” ortaya çıktı.

Henüz kaç hesabın etkilendiği belli değil ama mağdurlar arasında Barack Obama’nın Beyaz Saray hesabı, ABD Uzay Kuvvetleri’nin başçavuşu ve güvenlik araştırmacısı olan eski bir Meta çalışanı da bulunuyor gibi görünüyor.

Hackerların sosyal medya paylaşımlarının da gösterdiği gibi, Meta’nın sohbet robotunu kandırmak şaşırtıcı derecede kolaydı.

404 Media’ya göre, hackerlar ilk olarak bir VPN kullanarak kendilerini hedef hesap sahibinin bulunduğu coğrafi bölgedeymiş gibi gösterdiler ve böylece otomatik hesap korumalarını atlattılar.

Ardından, Meta AI Destek Asistanı’ndan hesaba yeni bir e-posta adresi eklemesini istediler ve botun bir kod göndermesini sağladılar.

Kodu ele geçiren hacker, şifre sıfırlama talebinde bulunabildi; bot da bunu yeni e-posta adresine göndererek hesabın kontrolünü devretti.

Fakat bot artık hackerlara kapılarını ardına kadar açmayacak. Dün bir Meta sözcüsü, sorunun “çözüldüğünü ve etkilenen hesapları güvence altına aldıklarını” söyledi.

Botun yaptığı bu hata, önemli iş fonksiyonlarını yapay zeka ajanlarına devretme gibi giderek yaygınlaşan uygulamanın risklerini ortaya koyuyor.

Instagram, birçok kullanıcının hesabının ele geçirilmesine yol açan güvenlik sorununu çözdüğünü açıkladı.

Hafta sonu boyunca, Reddit’teki birçok kullanıcı Instagram hesaplarının ele geçirildiğini iddia etti ve X’teki bir dizi kullanıcı da benzer hesap ele geçirme olaylarına karşı uyarıda bulundu.

Güvenlik araştırmacısı Jane Wong, kendi Instagram hesabının da ele geçirildiğini söyledi.

Wong, “Şifrem benden habersiz değiştirildi ve dün boyunca farklı şifre sıfırlama girişimleri aldım. Oldukça endişe verici,” dedi.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English