Avrupa
AB zirvesine Almanya-Fransa anlaşmazlıkları damga vuracak

Almanya ile Fransa arasındaki ciddi anlaşmazlıklar, bugün (12 Şubat) düzenlenen AB’nin rekabetçilik konulu özel zirvesini gölgeliyor.
Gayri resmi zirvenin amacı, AB ekonomisini daha rekabetçi hale getirmek için yeni önlemler hazırlamak.
Örneğin, iç pazarın acilen reformdan geçirilmesi gerektiği söyleniyor; AB üye ülkeleri arasındaki ticaret engelleri, mallar için yüzde 45, hizmetler için ise yüzde 110’luk bir gümrük tarifesine eşdeğer.
German Foreign Policy’ye göre bazı öneriler çok az dirençle karşılaşırken, kamu ihalelerinde AB menşeli mallara ayrıcalıklı muamele edilmesi talebi, önemli yüksek teknoloji sektörlerindeki önemli yatırımları finanse etmek için ortak AB borcu alınması talebi kadar tartışmalı.
Fransa her ikisini de destekliyor; Almanya ise her ikisini de reddediyor.
Öte yandan, Kanada’daki emeklilik fonu modeline dayalı olarak, mevduatları yatırım için kullanmak amacıyla özel emeklilik sistemini güçlendirme niyetinde bir uzlaşma olduğu görülüyor.
Bu, emekli maaşlarını yeni risklere maruz bırakacak. Bir Alman-Fransız konsept belgesi bu projeyi açıkça destekliyor.
Hedef: Sermaye Piyasaları Birliği
Bugün Belçika’nın Alden Biesen Kalesinde yapılacak özel AB zirvesinde tartışılacak konular arasında, olası bir Sermaye Piyasaları Birliği ile ilgili girişimler de yer alıyor.
Hedeflerden biri, tek bir AB sermaye piyasasında, AB üye devletlerinin sermaye piyasalarında mümkün olandan daha büyük yatırımlar yaratabilmek.
Bunun, AB’nin startup finansmanı gibi alanlarda ABD ile rekabet edebilmesine yardımcı olması bekleniyor.
Geçen yıl, Alman ve Fransız maliye bakanları Lars Klingbeil ve Roland Lescure, bu konuyla ilgili bir rapor hazırlattı ve rapor ocak ortasında sunuldu.
Raporun yazarları, eski Almanya Maliye Bakanı Jörg Kukies ve eski Fransa Merkez Bankası Başkanı Christian Noyer.
Her ikisi de, bir yandan AB genelinde daha büyük finans gruplarını ortak yatırımlar yapmaya teşvik etmeyi, diğer yandan özel emeklilik hizmetlerinden yararlanmayı öneriyor.
Rapora göre, özel emeklilik hizmetleri önemli ölçüde güçlendirilirse, emeklilik fonları özel şirketlere önemli miktarda yatırım yapmak için kullanılabilir.
Bu, elbette emeklilikleri spekülasyon nesnesi haline getirecek. Klingbeil, özel emeklilik hizmetlerini güçlendirmek için şimdiden çalışmaya başladı.
“Egemen ve rekabetçi” bir Avrupa için ayrılan yollar
Klingbeil şu anda sermaye piyasası birliğini güçlendirmek için on maddelik bir plan hazırlıyor.
SPD’li siyasetçi, “Küresel çalkantılar göz önüne alındığında, egemen ve rekabetçi bir Avrupa’ya odaklanıyoruz” diyor ve “güçlü sermaye piyasaları”nın bunun anahtarı olduğunu ekliyor.
Federal Maliye Bakanı’nın önerdiği on maddenin arasında, küçük ve orta ölçekli işletmelerin yasal yapısının AB çapında standartlaştırılması da yer alıyor. Şu ana kadar sadece Avrupa Şirketi (SE) mevcuttu.
Ayrıca, iflas hukuku standartlaştırılacak ve bürokrasi sadeleştirilecek ama ayrıntılar henüz belirsiz.
Klingbeil’in on maddelik planı, yatırımlar için emekli maaşlarının kapsamlı bir şekilde kullanılması ve risklerin dahil edilmesi amacıyla, yukarıda bahsedilen özel emeklilik hizmetlerinin güçlendirilmesine yönelik girişimleri de içeriyor.
Klingbeil, bunu uygulamak için başlangıçta AB’nin tamamına değil, Almanya, Fransa, İtalya, Polonya, İspanya ve Hollanda’yı içeren “E6 formatına” güvenmek istiyor.
Bakana göre bu, “çok hızlı bir Avrupa”ya doğru atılmış bir adım daha olacak.
“Çok hızlı” Avrupa için oybirliği kuralını kaldırma planı
Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen de artık açıkça “çok hızlı bir Avrupa”dan yana olduğunu açıkladı.
Von der Leyen, pazartesi günü AB devlet ve hükümet başkanlarına gönderdiği mektupta, bugünkü özel zirveye atıfta bulunarak, asıl hedefin her zaman “27 üye ülkenin tümü arasında bir anlaşmaya varmak” olması gerektiğini belirtti.
Bununla birlikte, hiç kimse “Anlaşmalarda öngörülen gelişmiş işbirliği olanaklarını kullanmaktan çekinmemeli.”
Aslında, AB’nin kuruluş belgelerine göre, en az dokuz üye devletin güçlerini birleştirmesi koşuluyla, tekil politika alanlarında daha yakın işbirliği başlatılmasına izin veriliyor. Şimdiye kadar bu nadiren gerçekleşti.
Geçmişte tartışılan modellerden biri, Almanya merkezli bir ittifak olan “Çekirdek Avrupa.”
Bu ittifak, AB’nin güç merkezinin, birliğin coğrafi olarak çevresindeki devletlerden daha fazla entegrasyonu ilerletmesini sağlayacak.
Birkaç gün önce, Münih Güvenlik Konferansı Başkanı Wolfgang Ischinger, AB’nin dış ve belki de askeri politikası için böyle bir “çekirdek Avrupa” önerdi.
Merz, Macron’a karşı
AB’de “farklı hızlarda” ilerleme seçeneği, AB liderler zirvesi için önemli, çünkü Almanya ve Fransa’nın rekabet gücünü artırmaya yönelik önerileri bir kez daha keskin bir şekilde ayrışıyor.
Özel zirveyi başlatan Şansölye Friedrich Merz, her şeyden önce iç pazarın güçlendirilmesini, bürokrasinin azaltılmasını ve deregülasyonu savunuyor.
Son ikisi içerik açısından tamamen belirsizliğini koruyor; bu noktada, AB’nin artık çağa uygun olmayan “zombi girişimleri”ni durdurması gerektiği açıklanıyor. Bu, iş güvenliğinden çevre standartlarına kadar her şeyi etkileyebilir.
Merz, diğer şeylerin yanı sıra, dijital mevzuatın basitleştirilmesini savunuyor, fakat bunun veri korumasını etkileyip etkilemeyeceği belirsizliğini koruyor.
Gelgelelim Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un bakış açısına göre, tüm bunlar yeterli değil.
Macron, dünyanın şu anda AB’yi iki yönden vuran “derin bir jeopolitik kırılma” yaşadığı konusunda uyarıyor: Bir yandan Çin’in rekabeti hızla artarken, diğer yandan Avrupa Trump yönetiminin sürekli saldırısına maruz kalıyor.
Macron, birkaç Avrupa ülkesinin önde gelen dört günlük gazetesinde yayınlanan bir röportajda, “Eğer hiçbir şey yapmazsak, Avrupa beş yıl içinde yok olacak” uyarısında bulunmuştu.
Fransız talepleri: Made in Europe ve Eurobond
Macron bu nedenle, sadece kuralların basitleştirilmesini (“deregülasyon”) ve dış ticaret ilişkilerinin çeşitlendirilmesini değil, “Avrupa ürünlerine öncelik verilmesini” savunuyor.
Bu konu şu anda “Made in Europe” sloganı altında da tartışılıyor. Buna göre, AB’deki kamu ihalelerinde en az üç alanda (çelik, eko-teknoloji ve elektrikli otomobiller) birlikte üretilen malların asgari bir oranının bulunması şartı aranacak.
Örneğin elektrikli otomobiller için bu oran yüzde 70, Çin’in rekabetinin çok güçlü olduğu güneş panelleri için ise yüzde 10 ila 20.
Bu talebi en çok Fransız AB Sanayi Komiseri Stéphane Séjourné dile getiriyor.
Öte yandan Macron, bazı kilit sektörlere yatırım yapmak için “ortak borç kapasitesi”, yani Eurobond’lar için baskı yapıyor.
Fransız lider, AB’nin savunma ve güvenlik, teknolojiler ve ekolojik değişim, yapay zeka ve kuantum teknolojisi alanlarında yeterince yatırım yapmadığını savunuyor.
Ona göre ABD ve Çin’i yakalamak hedefiyle gerekli yatırımları gerçekleştirmek için AB’nin ortak borçlanmaktan başka seçeneği yok.
Almanya “ulusal çıkar” vurgusu yapıyor
Alman hükümeti, ulusal çıkarlar nedeniyle son iki talebi reddediyor.
Berlin, tedarik için asgari “Made in Europe” kotası getirilmesinin tepkilere yol açacağından korkuyor. AB ülkelerinden ihracatçılar Avrupa dışındaki ihalelerde dezavantajlı duruma düşebilir.
Almanya, AB’nin en büyük ihracatçısıdır ve bu nedenle herhangi bir kısıtlamadan en çok etkilenen ülke.
Öte yandan Almanya, Eurobond’larla simgelenen AB ortak borcuna da şiddetle itiraz ediyor.
Berlin, sadece prensip olarak değil, aynı zamanda borcunun Fransa’nın borcunun sadece yarısı olduğu ve bu nedenle yatırımlarını teşvik etmek için kendi borcunu kolayca üstlenebileceği ve bu yatırımların genel olarak AB şirketlerine değil, özellikle Alman şirketlerine fayda sağlayacağı için AB ortak borcunu reddetmeye devam ediyor.
İtalya, tercihini Almanya’dan yana yaptı
Roma, Macron’un önerdiği Avrupa ortak borcunu tartışmanın zamanı olmadığını söyleyerek Berlin ile yeniden aynı çizgiye geldi.
İtalya Dışişleri Bakanı Antonio Tajani çarşamba günü, hükümetin stratejik sektörlere yatırım yapmak için ortak borçlanma ihtiyacını genel olarak kabul etmesine rağmen, Fransa ve Almanya bu konuda anlaşmazlık içindeyken bu konuyu düşünmenin bir anlamı olmadığını söyledi.
Tajani Sky TV’ye verdiği demeçte, “Anlaşma sağlanamayan konularda tartışma başlatmak yerine, çeşitli ülkelerin zaten üzerinde anlaşmaya vardığı konularda çözüm bulmayı tercih ediyorum. Anlaşma sağlanamıyorsa, olumlu bulduğumuz konularda bile tartışmaya girmenin bir anlamı yok,” dedi.
İtalya, mevcut Başbakan Giorgia Meloni döneminde bile AB ortak borcunu desteklemeye devam etti.
Fakat son haftalarda Meloni, ihale ve yerel içerik kurallarında Avrupalı şirketleri kayırmak için Macron’un “Made in Europe” önerilerinden bazılarından uzaklaşarak, Merz’e giderek daha fazla yakınlaştı.
Roma, AB liderleri toplantısında ortak borç konusunu tartışma konusundaki ihtiyatlı tavrının Almanya ile gerginliği önlemek için bir yol olduğunu gizlemiyor.
Tajani, “Eurobond’ları her zaman destekledim, fakat şu anda Almanya ve Fransa arasında bir anlaşma yok. Tartışmaya başlamak ve kendimizi bölmek anlamsız. Bizi birleştiren şeyleri bulmalı ve ilerlemeliyiz,” dedi.
Avrupa
Fransa’da liseli eylemleri sürüyor: Yüzlerce okul kapandı

Fransa’da lise protestoları sürerken 560’tan fazla okulda eğitim aksadı; eylemlerin başından bu yana 2 bin öğrenci gözaltına alındı.
Le Figaro’nun öğlen saatlerindeki verilerden aktardığına göre, lise protestoları devam ederken sürmekte olan kargaşadan dolayı 564 okul ve eğitim kurumunda eğitim aksadı ve bugün şu ana kadar yaklaşık 600 kişi gözaltına alındı.
The Guardian muhabirine konuşan 17 yaşındaki Sophia, Paris’teki Voltaire Lisesi’nin önünde kurulan barikatın en ön saflarında yer alıyordu.
Gerçek adının yayınlanmasını istemeyen öğrenci, “Bunun devasa bir gençlik protesto hareketine dönüşmesini umuyoruz,” dedi.
Yüzlerce kişiyle birlikte okul girişini kapatmanın ikinci gününde olan Sophia, tüm derslerin iptal edilmesini sağlamış.
Fransız öğrenci, “Sadece hükümetin bizi dinlemesini istiyoruz. Kötü koşullarda ders çalışmak zorunda kalmaktansa burada durup bunu yapmayı tercih ederiz. Sesimizi duyurmanın tek yolu bu,” dedi.
“Okul bir haktır, ayrıcalık değil,” yazan bir karton pankartın önünde Sophia, Fransa genelindeki gençlerin şikayetlerini sıraladı: Eğitime yönelik devlet yatırımlarının yetersizliği, yıkılmak üzere olan binalarda 40 çocuğa kadar çıkan aşırı kalabalık sınıflar, öğretmenlerin düşük maaşları, personel devamsızlıkları ve başarıyı sosyal kökenin belirlediği eşitsiz bir sistem.
Protestonun diğer nedenleri arasında, üniversite başvuruları için kullanılan şeffaf olmayan ve kullanımı zor çevrimiçi sistemin yanı sıra, Mayıs ve Haziran aylarındaki sıcak dalgaları sırasında sınıflarda yaşanan dayanılmaz sıcaklıklar da yer alıyordu.
Sanat eğitimi almak ve animasyon alanında çalışmak isteyen Sophia, “Eğitim bütçesi paramparça edilirken, orduya çok fazla ek fon aktarılıyor,” dedi.
Öğrenci, gösterilerin ve barikatların önümüzdeki haftaya da devam etmesini umduğunu belirtti. Birkaç öğretmen de destek vermek amacıyla barikatların yanında durdu.
Gazetecilere “Jean” takma adıyla tanıtan bir öğrenci ise Paris’te lisenin son sınıfında okuyor.
17 yaşındaki öğrenci, kendisinin ve sınıf arkadaşlarının okulların yakılmasını istemediklerini, sadece eğitimin “daha iyi” olmasını istediklerini söylüyor.
BBC’ye konuşan genç, “Bence Fransa, eğitim konusunda Avrupa’nın en kötü ülkelerinden biri. Artık yeter diye karar verdik,” diyor.
Hasar verenlerin “kendileri ile hiçbir ilgisi olmadığını” ve öğrencilerin talep ettiği değişimin gerçekleşmesine “katkıda bulunmadıklarını” belirtiyor.
Öğrenci, “Buraya nazik davranmak için gelmedik ama kaos da istemiyoruz. Sadece sesimizin hükümet tarafından duyulmasını istiyoruz,” dedi.
Öte yandan ülke genelinde eylemlere yönelik polis şiddeti haberleri de gelmeye devam ediyor.
Fransız yetkililer, olaylar sırasında en az 65 personelin ve 305 polis memurunun yaralandığını, yaklaşık 2.000 kişinin ise gözaltına alındığını bildirdi.
Eğitim Bakanı Édouard Geffray, öğrencilere önerilen bir danışma platformunun ayrıntılarını açıkladı.
Cuma sabahı öğretmen sendikalarıyla yapılan bir toplantıda Geffray, danışma platformunun önümüzdeki pazartesi günü faaliyete geçeceğini belirtti.
Bu kapsamda iki soru sorulacak:
- Hangi zorluklarla karşılaşıyorsunuz?
- Beklentileriniz nelerdir?
Öğrencilerin, Azizler Günü tatili sonrasında başlayacak analiz ve tartışma aşamasına kadar yanıt vermek için üç haftaları olacak.
Bu geri bildirim aşaması, Ulusal Meclis’teki bütçe tartışmalarıyla eş zamanlı olarak gerçekleşecek.
Avrupa
Jaecoo 7 Britanya’da en çok satan araç oldu

Çinli markaların Avrupalı rakiplerini geride bırakmasıyla, Jaecoo 7 Eylül ayında Birleşik Krallık’ta en çok satan yeni otomobil oldu.
Bazı internet kullanıcılarının “Temu’dan aldığım Range Rover” dedikleri bu SUV, daha önce Mart ayında da sıralamanın zirvesinde yer almıştı; bu da, yeni otomobil pazarı için yılın en önemli iki ayında ülkenin en popüler modeli olduğu anlamına geliyor.
Mart ve Eylül, tarihsel olarak satışların en yüksek olduğu aylar çünkü bu aylarda plakalardaki yıl kodları değişir ve bu da alıcıları, plakalarından anlaşıldığı üzere yollardaki en yeni otomobilleri tercih etmeye teşvik eder.
Sektör kuruluşu Motor Üreticileri ve Tüccarları Derneği (SMMT) tarafından açıklanan ön verilere göre, geçen ay 7 modelinden 10.813 adet tescil edildi.
Tesla Model 3, 9.929 tescil ile ikinci sırada yer alırken, onu Ford Puma (6.958) izledi.
İlk 10’da yer alan tek diğer Çinli otomobil, sekizinci sırada yer alan MG HS oldu (5.444).
Yüksek satış rakamlarına sahip tek tek model sayısı az olmasına rağmen, Çinli üreticiler geçen ay Birleşik Krallık pazarının %23’ünü oluşturdu.
BYD, 20.140 kayıtla en çok satan ikinci marka oldu ve 18.399 kayıt kaydeden Kia’nın önüne geçti.
Volkswagen ise 25.972 kayıtla birinci sırada yer aldı.
Öte yandan, Eylül ayında köklü birkaç marka önemli düşüşler yaşadı. Hyundai’nin 10.002 kayıt rakamı, bir önceki yıla göre %31,9’luk bir düşüşe karşılık gelirken, Renault’nun 6.721 araçlık sonucu %29,7 oranında geriledi.
Omoda-Jaecoo genel müdürü Victor Zhang, ikiz markaların Birleşik Krallık’taki benzeri görülmemiş yükselişinin ardından “burada kalıcı olduklarını” söyledi.
Zhang, artık hedeflerinin “en hızlı büyüyen markadan, sağlam bir konuma sahip bir markaya” dönüşmek olduğunu da sözlerine ekledi.
Omoda-Jaecoo’nun ana şirketi Chery, araçlarını Birleşik Krallık pazarına daha iyi uyarlayabilmek amacıyla, sürücü destek sistemleri ve şasinin ayarlanmasına odaklanarak, Bedfordshire’daki UTAC Millbrook test pistinde kısa süre önce bir Ar-Ge merkezi açtı.
Chery ayrıca, Japon firmanın Sunderland’daki fabrikasında araçlarını üretme olasılığı konusunda Nissan ile bir mutabakat zaptı imzaladı; bu araçlar arasında Jaecoo 7 de yer alabilir.
Eylül ayı, genel olarak yeni otomobil pazarı için güçlü bir ay oldu. Toplam kayıt sayısı, bir önceki yıla göre %12,7 artışla 350.518’e ulaştı.
Avrupa
AB Komiseri Kos: Ukrayna’nın 2027’de üyeliği imkansız

AB Genişleme Komiseri Marta Kos, Ukrayna’nın 1 Ocak 2027’de birliğe üye olmasının imkansız olduğunu ve sürecin liyakat esasına dayandığını açıkladı. Adaylara ayrıcalık tanınamayacağını vurgulayan Kos, mevcut prosedürlerin değiştirilmesi çağrısında bulundu.
Avrupa Birliği’nin (AB) genişlemeden sorumlu komiseri Marta Kos, İtalyan gazetesi Corriere della Sera’ya verdiği mülakatta, Ukrayna’nın 2027 yılının başında birliğe katılımının mümkün olmadığını söyledi.
Sürecin liyakat esasına dayandığını vurgulayan Kos, “1 Ocak 2027 tarihi Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy tarafından dile getirilmişti. Katılım liyakat esasına dayanıyor; bu tarihin imkansız olduğu açıktır” ifadesini kullandı.
Jeopolitik koşulların değişmesiyle birlikte AB üyeliğinin yalnızca Ukrayna için değil birçok ülke açısından öncelik haline geldiğini belirten Kos, üyelik sürecinde hiçbir adayın ayrıcalığı olmadığını kaydetti.
Fakat Ukrayna’nın içinde olduğu şartların gözetilmesi gerektiğini ifade eden Kos, “Tam da bu nedenle ona yardım etmekle yükümlüyüz” dedi. Genişleme Komiseri, bu yılın sonuna kadar Ukrayna ile katılım müzakerelerinde mümkün olduğunca fazla fasıl kümesinin açılmasını umduğunu dile getirdi.
Ukrayna Devlet Başkanı Zelenskiy, yılın başında yaptığı açıklamada AB üyeliğinin hem ülkesi hem de Avrupa için temel güvenlik garantilerinden biri olduğunu savunmuş ve katılım tarihi olarak 2027’yi işaret etmişti.
Almanya Başbakanı Friedrich Merz de bu tarihin imkansız olduğunu belirterek “Bu süreçler genellikle birkaç yıl sürer” değerlendirmesinde bulunmuştu.
Mevcut prosedürler nedeniyle Ukrayna’nın 1 Ocak 2027’de katılımını olanaksız gören Kos ise AB’ye giriş sürecinde değişikliğe gidilmesi çağrısı yaptı.
Kos, haziran ayında yaptığı açıklamada AB’nin Ukrayna’nın üyeliği konusunda iki senaryo üzerinde durduğunu aktarmıştı. İlk senaryonun tam üyelik gerçekleştikten sonra ülkelerin entegre olduğu standart model olduğunu belirten Kos, ikinci seçeneğin ise adayın gerekli şartları karşıladıkça belirli alanlarda AB politikalarına dahil olduğu sektörel entegrasyonu kapsadığını kaydetmişti. Kos, o dönemde birlik yetkilileri ile Ukrayna’nın bu ikinci seçenek üzerinde çalıştığını ifade etmişti.
Ukrayna, 2022 yılında resmi olarak AB’ye aday ülke statüsü aldı; katılım müzakerelerinin ilk bölümü ise Haziran 2026’da başladı.
Asya2 hafta önceJaponya Merkez Bankası faizleri 1995’ten bu yana en yüksek seviyeye çıkardı, yen değer kaybetti
Asya2 hafta önceGüney Kore lideri Lee, ABD baskısına rağmen Ortadoğu’da savaşa dahil olmayacaklarını söyledi
Diplomasi5 gün önceEast-West Forum İstanbul’da toplandı: Çok kutupluluk geri döndürülemez
Ortadoğu2 hafta önceEnsarullah lideri: Suudi Arabistan’ın Mekke iddiası ‘asrın yalanı’
Asya2 hafta öncePakistan’a Katar’dan ikinci LNG sevkiyatı yapılacak
Diplomasi1 hafta öncePalantir nasıl Ukraynalıları kobay faresine dönüştürdü?
Diplomasi1 hafta önceEast-West Forum İstanbul’da kapılarını açıyor
Asya2 hafta önceSoftBank, OpenAI yatırımı için 11 milyar dolar borçlanacak








