Bizi Takip Edin

Ortadoğu

‘Gazze Yönetimi Ulusal Komitesi’nin ilk yurtdışı ziyaretini Ankara’ya yapması anlamlı’

Yayınlanma

Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın, geçen hafta Gazze Yönetimi Ulusal Komitesi Başkanı Ali Şaas’ı kabul ettiği basına yansıdı. Bu ziyareti değerlendiren Filistin Diyalog Grubu Başkanı Sadeq Abu Amer’e göre, söz konusu katılım, “şekli düzeyde dahi olsa, Türkiye’nin Filistin meşruiyetini pekiştirme ve koruma konusundaki ilgisinin düzeyini yansıtmaktadır”.

Filistin Diyalog Grubu Başkanı Sadeq Abu Amer, Ankara’da Dışişleri Bakanı Hakan Fidan ile Gazze Şeridi’nin yönetimi için kurulan Ulusal Komite heyeti arasında gerçekleştirilen görüşmeye ilişkin değerlendirmelerde bulundu.

Görüşmenin ayrıntılarının henüz kamuoyuna yansımamış olmasının dikkat çekici olduğunu belirten Abu Amer, “Filistin Büyükelçisi’nin toplantıya katılımı, şekli düzeyde dahi olsa, Türkiye’nin Filistin meşruiyetini pekiştirme ve koruma konusundaki ilgisinin düzeyini açıkça yansıtmaktadır” dedi. Bu meşruiyetin kim tarafından temsil edildiğinden bağımsız olarak korunmasının Türkiye açısından öncelikli olduğuna işaret eden Abu Amer, bunun siyasi açıdan önemli bir mesaj taşıdığını ifade etti.

Ulusal Komite’nin Kahire’deki geçici merkezinden çalışmalarına başlamasının ardından ilk yurtdışı ziyaretini Ankara’ya gerçekleştirmesinin de güçlü siyasi anlamlar içerdiğini vurgulayan Abu Amer, “Bu tercih, komitenin Türkiye’nin tutumunun ağırlığının farkında olduğunu göstermektedir. Türkiye’nin rolü, özellikle Kahire ve Riyad’ın başını çektiği Arap rolüyle tamamlayıcı bir nitelik taşımaktadır” diye konuştu.

Abu Amer, son günlerde gerçekleştirilen temasların bu çerçevede değerlendirilmesi gerektiğini belirterek şöyle devam etti: “Yürütme Konseyi Başkanı Miladinov ile ve Gazze’deki Hamas liderliğiyle yapılan görüşmelerin yanı sıra Türkiye’nin Ramallah’taki Büyükelçisi’nin Başkan Yardımcısı Hüseyin eş-Şeyh’e gerçekleştirdiği ziyaret de aynı stratejik çerçevede ele alınmalıdır.”

Türkiye’nin komitenin çalışmalarının başarıya ulaşmasının önemini kavradığını ifade eden Abu Amer, “Türkiye, komitenin Trump Planı ve Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin 2803 sayılı kararı doğrultusunda tam yetkilerini kullanabilmesinin kritik olduğunu görmektedir” dedi. Bu yaklaşımın İsrail’in Gazze Şeridi’nden çekilme sürecinin hızlanmasına, yeniden imarın başlamasına ve en önemlisi savaşın yeniden patlak vermesinin önlenmesine katkı sağlayacağını kaydetti.

Mevcut durumun sürmesinin Gazze’deki Filistinliler açısından ciddi riskler barındırdığına dikkat çeken Abu Amer, “Bu durum, Filistinlilerin direnme kapasitesini doğrudan tehdit etmekte ve daha fazla Gazzelinin göç etmeyi düşünmesine yol açmaktadır” ifadelerini kullandı. Komitenin çalışmalarının engellenmesi ihtimaline de değinen Abu Amer, bu senaryonun İsrail Başbakanı Benjamin Netanyahu tarafından tercih edildiğinin ifade edildiğini belirterek, bunun Gazze halkı üzerindeki insani baskıyı sürdüreceğini ve İsrail’in geçiş sürecini asgari yükümlülüklerle uzatmasına imkân tanıyacağını söyledi.

Gazze’deki mevcut tabloya da işaret eden Abu Amer, “İsrail’in Gazze Şeridi’nin yaklaşık yüzde 64’ü üzerinde kontrol sağladığı ve Hamas’ın yaklaşık iki milyon Filistinlinin idaresi yükünü üstlendiği bir dönemden geçiyoruz. Bu tablo, İsrail sağının savaşın güvenlik hedeflerinin büyük ölçüde gerçekleştirildiğini iddia ederek siyasi sahneye geri dönmesi için elverişli bir zemin oluşturmaktadır” dedi.

Abu Amer, Gazze’deki durumun sürmesinin komitenin görev süresinin uzatılması ve uluslararası kararların uygulanamamasının sorumluluğunun Filistin tarafına yüklenmesi riskini de beraberinde getirdiğini belirtti. “Böyle bir senaryo, engellemenin Filistinlilerin kendi aralarında uzlaşı sağlayamamasından kaynaklandığı yönünde bir söylemin yayılmasına ve özellikle Netanyahu’ya geniş bir inkâr alanı açılmasına neden olabilir” diyen Abu Amer, bunun Gazze ile Batı Şeria arasındaki ayrışmayı daha da derinleştireceğini ifade etti.

Filistin tarafında iç engellerin aşılması için organize bir çabanın zorunlu olduğunu vurgulayan Abu Amer, Türkiye, Suudi Arabistan ve Mısır başta olmak üzere etkili bölgesel aktörlerle yakın koordinasyonun önemine dikkat çekti. “Komitenin görevlerini tam olarak üstlenebilmesi ve çalışmalarına eksiksiz biçimde başlayabilmesi için bu ülkelerin etkin desteği hayati önemdedir” diye konuştu. Arabulucular ve garantörler aracılığıyla uluslararası baskının sürdürülmesinin, İsrail’in Gazze Şeridi’nden tamamen çekilmesini sağlamak açısından kritik olduğunu da sözlerine ekledi.

ABD’nin etkisine de değinen Abu Amer, “Bu süreçte komiteye gerekli ulusal Filistin örtüsü sağlanmalı ve özellikle özünde İsrail çıkarlarına meyilli olan ABD vesayetinin etkileri azaltılmalıdır” dedi.

Savaşın etkilerinin tamamen ortadan kalkmasının beklenmeden Filistin kurumlarının güçlendirilmesi gerektiğini vurgulayan Abu Amer, ulusal uzlaşı ve seçimlerin bu sürecin temel unsurları olduğunu belirtti. “Kurum inşası toparlanmanın temel dayanaklarından biridir. Seçimler, Filistin liderliğinin belirlenmesi ve ortak bir ulusal program üzerinde uzlaşılması için tek ve kapsayıcı seçenektir” ifadelerini kullandı.

Abu Amer, bu sürecin mevcut kurumların korunmasına ve meşruiyetlerinin onarılmasına katkı sağlayacağını belirterek sözlerini şöyle tamamladı: “Filistin devletinin inşası için gerekli kalan unsurların, örneğin bir Filistin Anayasası’nın kabulünün tamamlanması mümkün olacaktır. Böylece artan uluslararası tanınma daha etkin değerlendirilecek, Filistin devletinin kurulması hızlanacak ve uluslararası kararlar doğrultusunda tüm Filistin topraklarında işgalin sona erdirilmesi temelinde tam egemenliğin elde edilmesinin önü açılacaktır.”

Ortadoğu

ABD, Orta Doğu’ya üçüncü uçak gemisini gönderiyor

Yayınlanma

ABD ordusu, Başkan Donald Trump’ın İran’a yönelik yeni saldırıların ufukta olabileceği uyarısında bulunmasının ardından, Orta Doğu’ya üçüncü bir uçak gemisi saldırı grubunu sevk ediyor.

Özel bir amfibi saldırı grubunu da içeren bu sevkiyat, ABD’deki ara seçimlerin yaklaşmasıyla birlikte İran’a karşı Trump’ın savaşının hızla değişen dinamiklerini vurguluyor.

Trump, savaşın birkaç hafta süreceği yönündeki ilk vaatlerine rağmen, ara seçimlerden sonra gerginliğin tırmanmasının hâlâ geçerli bir seçenek olduğunu belirtti.

Şu anda Orta Doğu’ya doğru yol alan gemi grubu, toplamda 7.000’den fazla denizci ve 2.000 Deniz Piyadesi’ni taşıyor.

Bu gruba, USS Theodore Roosevelt uçak gemisi saldırı grubu ve iki amfibi çıkarma gemisinden oluşan USS Makin Island amfibi hazırlık grubu da dahil.

Hassas askeri operasyonlar hakkında konuşmak üzere isminin açıklanmaması koşuluyla konuşan bir ABD’li yetkiliye göre, bu durum Ekim ayı sonuna kadar bölgede üç uçak gemisinin bulunacağı anlamına gelebilir.

Orta Doğu’da halihazırda bulunan personel de hesaba katıldığında, bu hamle ABD’nin deniz kuvvetleri varlığını 20.000’den fazla denizci ve deniz piyadesi ile yüzlerce uçağa ulaşacak şekilde alışılmadık derecede yüksek bir seviyeye çıkaracak.

Donanma, Nisan ayında 2003 yılından bu yana ilk kez Orta Doğu’da üç uçak gemisi saldırı grubu bulundurmuştu.

USS George HW Bush ve USS George Washington uçak gemileri, USS Boxer amfibi hazırlık grubu ile birlikte şu anda bölgede bulunuyor.

USS George Washington genellikle Pasifik Okyanusu’nda görevlendirilir fakat zorlu görev süresi boyunca mürettebatın 260 günden fazla süreyle aralıksız denizde kalmasına neden olan USS Abraham Lincoln’ün yerini almak üzere Orta Doğu’ya sevk edildi.

Theodore Roosevelt uçak gemisi saldırı grubu bölgeye ulaştığında, Washington’un Japonya açıklarına kaydırılması muhtemel.

Perşembe günü Time dergisinde yayınlanan bir röportajda Trump, yeni saldırı olasılıklarına değindi ve 3 Kasım ara seçimlerinden sonra İran’a yönelik bombardımanı yoğunlaştırmasının “mümkün” olduğunu söyledi.

Israrla sorulunca Trump, stratejisi hakkında daha fazla ayrıntıya giremeyeceğini söyledi.

Trump, “Bunu size söyleyemem çünkü bakın, siz ‘nereyi bombalayacaksınız?’ diye soruyorsunuz,” dedi.

Pazartesi günü yapılan röportajda, İran’dan gelen son ateşkes teklifini reddettiğini belirterek, “bir yıl önce onaylamayacağı şeyleri bugün de onaylamayacağını” söyledi.

Trump, örnek olarak İran’ın önemli bir enerji nakil koridoru olan Hürmüz Boğazı’nı “açma” teklifini gösterdi ama teklifin genel olarak “yeterince iyi olmadığını” belirtti.

Giderek daha fazla tepki çeken bu savaşın Kasım ayında Cumhuriyetçilerin şansını zora sokup sokmayacağu sorulduğunda Trump, ilk başta “Mümkün” diye yanıt verdi. Fakat ardından, “İran’ın nükleer silahı olmayacağı için bu durum yardımcı olmalı,” diye ekledi.

Başkan, “dünya çapında da dahil olmak üzere” “halkın %100’ünün” İran’ın nükleer saldırı kapasitesine sahip olmasına karşı olduğunu söyledi ve “Yani, bu şekilde ifade ederseniz, faydası olur. Bunu söylemezseniz, zararı olabilir,” diye konuştu.

Okumaya Devam Et

Ortadoğu

Şam’dan yalanlama: Hizbullah ile Türkiye’de görüşmedik

Yayınlanma

Suriye Enformasyon Bakanlığı, Şam ile Hizbullah heyetlerinin gerilimi düşürmek için Türkiye’de gizlice görüştüğü yönündeki Reuters haberini yalanladı. Haberde yer alan iddiaya göre heyetler Türk istihbaratının davetiyle eylülde en az bir kez bir araya geldi ve Şam yönetimi örgüte Lübnan’a askeri müdahalede bulunmama güvencesi sundu.

Suriye Enformasyon Bakanlığı, Şam’daki yeni hükümet yetkilileri ile Lübnan merkezli Hizbullah temsilcilerinin Türkiye’de bir araya geldiği yönündeki iddiaları yalanladı.

Bakanlığa bağlı Dış Medya Dairesi, 1 Ekim’de yaptığı açıklamada, söz konusu haberlerin gerçek dışı ve dayanaksız olduğunu belirterek herhangi bir temasın gerçekleşmediğini duyurdu.

Reuters haber ajansı aynı gün yayımladığı haberde, iki tarafın aralarındaki gerilimi düşürmek amacıyla eylül ayında Türkiye’de en az bir kez gizli toplantı yaptığını aktarmıştı.

Ajans, haberini ikisi Suriyeli, biri ABD’li yetkili ve biri Hizbullah’a yakın üst düzey Lübnanlı güvenlik kaynağı olmak üzere altı kişiye dayandırdı.

Habere göre buluşma, Türk güvenlik ve istihbarat kurumlarının davetiyle düzenlendi. Toplantıda Hizbullah temsilcilerinin yanı sıra Suriye istihbaratından ve Dışişleri Bakanlığından yetkililer yer aldı.

Ajansa konuşan ABD’li kaynak, görüşmenin anlaşmazlıkları gidermeye odaklandığını ve iyi geçtiğini söyledi.

Görüşmeye katıldığı öne sürülen Suriyeli bir yetkili, tarafların birbirlerine karşı düşmanlık beslemedikleri hususunda uzlaştığını aktardı. Buna göre Şam yönetimi, Hizbullah’ı silahsızlandırma gerekçesiyle Lübnan topraklarına askeri müdahalede bulunmayacağına dair örgüte güvence verdi.

Washington ise Suriye’nin Hizbullah’a karşı harekete geçmesini istiyor. ABD Başkanı Donald Trump, Şam yönetiminin örgüte askeri saldırı düzenlemesi gerektiği yönündeki talebini kamuoyu önünde birden fazla kez paylaştı.

Haberde aktarılan uzlaşma arayışına karşın Suriyeli heyet, Hizbullah’ın sınır ötesi silah kaçakçılığını durdurmasını ve özellikle Suriye’nin güneyindeki uyuyan hücrelerini lağvetmesini talep etti.

Hizbullah ise eski Suriye Cumhurbaşkanı Beşar Esad yönetiminin Aralık 2024’te devrilmesinden bu yana ülke topraklarında hücreleri olduğu iddiasını reddediyor.

Şam yönetimi hafta başında roket saldırısı hazırlığı içindeki bir Hizbullah hücresinin yakalandığını ileri sürmüştü. Hizbullah bu iddia karşısında, “Suriye topraklarında hiçbir şekilde varlığımız yok ve orada herhangi bir güvenlik veya askeri faaliyette yer almıyoruz” açıklamasını yaptı.

Toplantı iddiasına ilişkin sorular karşısında Türkiye Dışişleri Bakanlığı, Milli Savunma Bakanlığı, Suriye Dışişleri Bakanlığı ve ABD Dışişleri Bakanlığı sessizliğini korurken Hizbullah’ın basın bürosu yorum yapmaktan kaçındı.

Suriye’deki yeni iktidar yapısı ile Hizbullah arasındaki temas iddiaları, tarafların geçmişteki yoğun çatışma geçmişine dayanıyor.

Hizbullah iç savaş boyunca Esad ordusu saflarında savaştı; Heyet Tahrir eş-Şam’ın (HTŞ) çekirdeğini oluşturan Nusra Cephesi ve Ahrar eş-Şam gibi gruplarla doğrudan karşı karşıya geldi.

Esad iktidarını Aralık 2024’te deviren HTŞ, mevcut Suriye Savunma Bakanlığında belirleyici konum taşıyor.

Nusra Cephesi, iç savaşın ilk evrelerinde Lübnan’ın kuzey ve doğu sınırlarını ele geçirmiş, ardından Lübnan ordusu ve Hizbullah birliklerince bu hatlardan püskürtülmüştü. Grup aynı dönemde Beyrut dahil Lübnan genelinde bombalı saldırılar ve suikastlar düzenledi.

Esad yönetiminin çöküşüyle Hizbullah’ın Suriye’deki etkinliği sona ererken, yeni Şam güçlerinin Lübnan sınırına askeri tahkimat yaptığı kaydediliyor.

Sınıra sevk edilen askeri birlikler arasında, geçmiş çatışma döneminde ülkeye giren yabancı savaşçıların da yer aldığı belirtiliyor.

Okumaya Devam Et

Ortadoğu

Trump’ın damadının şirketi İsrail ordusunun tedarikçisine ortak çıktı

Yayınlanma

CNN’in haberine göre Jared Kushner’ın yatırım şirketi Affinity Partners, İsrail ordusuna silah ve teçhizat sağlayan firmalarda pay sahibi olan Phoenix Financial grubunun en büyük hissedarı kalmayı sürdürdü. Kushner’ın Gazze müzakerelerinde resmi kadro almadan gönüllü diplomat olarak yer alması, şirketteki 1 milyar doları aşan hisse değeri nedeniyle tartışma yarattı.

ABD Başkanı Donald Trump’ın damadı Jared Kushner, Gazze’deki savaşın sona erdirilmesine yönelik müzakerelerde rol üstlenirken yatırım şirketi Affinity Partners üzerinden İsrailli finans grubu Phoenix Financial ile ticari bağlarını korudu.

CNN tarafından İsrail’deki mali kayıtlar incelenerek yapılan araştırma, Phoenix’in İsrail ordusuna silah, insansız hava aracı, savaş gemisi ve yıkım ekipmanı tedarik eden en az dokuz şirkette pay sahibi olduğunu ortaya koydu.

Bu şirketlerin tamamının hisse değeri geçen yıl artış kaydetti. Kuruluşların birçoğu, Gazze’deki çatışmaların ürünlerine yönelik talebi yükselttiğini açıkladı.

Affinity Partners, Trump’ın Ocak 2025’te başkanlık görevine başlamasından hemen önce Phoenix’teki payını neredeyse iki katına taşıdı.

Şirket, Temmuz 2026’da bu hisselerin dörtte birini 340 milyon doları aşkın bir bedelle elden çıkardı. Bu işlemden elde edilen gelir, satılan paylar için başlangıçta ödenen tutarın beş katını aştı.

Satışın ardından Phoenix’in en büyük hissedarı kalmayı sürdüren Affinity’nin elindeki yüzde 7,4’lük payın piyasa değeri temmuz ayı itibarıyla 1 milyar doların üzerine çıktı. Kushner, Phoenix’i daha önce şirketinin “en iyi yatırımı” olarak nitelendirmişti.

İncelenen belgelere göre Phoenix, İsrail’in en büyük savunma sanayisi şirketi Elbit Systems’e en az 265 milyon dolarlık yatırım yaptı. Elbit, İsrail ordusuna mühimmat, tank sistemleri ve askeri teçhizat temin ediyor.

İsrailli finans grubunun portföyünde İHA kameraları üreten NextVision, topçu mühimmatı tapası imal eden Reshef Technologies ve tank parçaları geliştiren Ashot Ashkelon da yer alıyor.

Phoenix ayrıca savaş gemisi üreticisi Israel Shipyards ile birlikte Boeing ve Caterpillar’da da hisse sahibi. İsrail ordusu operasyonlarda Boeing’in ürettiği uçak ve mühimmatları, Gazze’deki yıkımlarda ise Caterpillar üretimi iş makinelerini kullanıyor.

Kushner’ın şirketi Affinity doğrudan bu savunma kuruluşlarına ortak olmasa da Phoenix’in ana hissedarı sıfatıyla grubun mali kazancından pay alma imkanını koruyor.

Kushner, Trump yönetiminde resmi bir kadro almadan, gönüllü temsilci sıfatıyla diplomatik görüşmelere katılıyor. Bu konum, resmi bir kamu görevinde zorunlu tutulan mali bildirim ve çıkar çatışması yükümlülüklerine tabi olmamasını sağlıyor.

CNN, Kushner’ın yürüttüğü diplomatik temasların söz konusu yatırımları doğrudan etkilediğine dair somut bir veriye ulaşmadığını duyurdu.

Fakat Gazze müzakerelerinde görev üstlenen bir ismin, İsrail ordusunun tedarikçilerine sermaye aktaran bir grupta ana hissedar olması çıkar çatışması tartışmalarına yol açtı.

Kushner’ın avukatı, müvekkilinin Phoenix’in yönetim kurulunda yer almadığını, yatırım kararlarına müdahale etmediğini ve ticari girişimleriyle diplomatik temasları arasında bağ olmadığını savundu.

CNN ise Kushner’ın Eylül 2025’te Forbes dergisine verdiği mülakatta Phoenix yönetimiyle “çok aktif bir diyalog” sürdürdüğünü ve şirket yöneticileriyle birkaç haftada bir temas kurduğunu söylediğini aktardı.

Avukatı bu temasların tek tek yatırımlarla değil, genel piyasa eğilimleriyle sınırlı olduğunu öne sürerken diplomatik mesainin artmasıyla birlikte şirket yönetimiyle görüşmelerin seyreldiğini kaydetti.

Beyaz Saray Sözcüsü Anna Kelly, Kushner’ın şahsi ticari işlerinin gönüllü diplomatik vazifeleriyle bağlantısı bulunmadığını dile getirdi.

Phoenix ise hissedarlarına sunduğu değerin temel faaliyet performansından beslendiğini belirterek haberdeki ayrıntılı bulgular hakkında değerlendirme yapmadı.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English