Bizi Takip Edin

Diplomasi

İran’daki savaş Trump-Xi buluşmasını ve ABD-Çin rekabetini nasıl etkiler?

Yayınlanma

ABD ve İsrail’in İran’a yönelik hava saldırıları, Amerika ve Çin liderlerinin Pekin’de bir araya gelmesinden yalnızca dört hafta önce küresel jeopolitik dengeleri yeniden sarstı; analistler savaş sonrası kimin elinin daha güçlü olduğunu ve zirvenin gerçekleşip gerçekleşmeyeceğini tartışıyor.

Saldırılarda İran’ın dini lideri Ayetullah Ali Hamaney’in öldürülmesine Çin’den tepki geldi. Dışişleri Bakanlığı, Hamaney’in öldürülmesini “İran’ın egemenliğinin ve güvenliğinin ağır bir ihlali” olarak nitelendirdi.

Devlet haber ajansı Xinhua tarafından yayımlanan bir yorum yazısı, saldırıdan hemen önce İranlılarla ABD’nin müzakere yürüttüğünü vurgulayarak, ABD diplomasinin güvenilirliğinin zedelendiğine dikkat çekti. Yazıda, Washington açısından “görüşmelerin, anlaşmazlıkların barışçıl çözümüne yönelik gerçek bir yol olmaktan ziyade, askeri saldırıların yeniden başlamasından önceki taktiksel bir duraklama işlevi gördüğü” belirtili.

Bu gelişmelerin, ABD Başkanı Donald Trump ile Çin Devlet Başkanı Xi Jinping arasında yapılacak herhangi bir görüşmenin üzerinde gölge oluşturması bekleniyor.

Kaliforniya’daki Claremont McKenna College’da profesör olan Minxin Pei, Nikkei Asia’ya yaptığı açıklamada “ABD’ye güvenilemeyeceğine dair Çin elitleri ve kamuoyu arasında giderek yaygınlaşan bir görüş olduğunu” söyledi. Pei, Trump-Xi zirvesinin tamamen iptal edileceğini düşünmediğini, ancak ertelemenin “muhtemel bir senaryo” olduğunu ifade etti.

Asia Society Policy Institute’ta kıdemli araştırmacı olan Danny Russel ise Çin liderliğinin zirveyi muhtemelen “Trump yönetimiyle ilişkiyi yönetmek” ve geçen ekim ayında Güney Kore’de varılan ve karşılıklı misilleme adımlarını büyük ölçüde bir yıl süreyle rafa kaldırmayı öngören Busan “ateşkesini” sürdürmek amacıyla istediğini belirtti. “Ancak önümüzdeki günlerde daha geniş çaplı bir tırmanış yaşanırsa Xi erteleme yolunu seçebilir,” dedi.

Trump’ın söz konusu buluşmadan bu yana hedef aldığı yalnızca Çin’in en önemli petrol tedarikçilerinden olan İran değil. Bu yılın başında ABD, Çin’le yakın ilişkileri bulunan bir başka petrol sağlayıcısı olan Venezuela Devlet Başkanı Nicolas Maduro’yu kaçırarak Venezuela’da dengeleri değiştirdi. Panama’da ise Hong Kong merkezli CK Hutchison adlı şirketin Panama Kanalı’ndaki liman işletme imtiyazı iptal edildi; Trump daha önce bu kanalı Çin etkisinden “geri alacağı” sözünü vermişti.

Eski bir ABD diplomatı olan Russel, “Donald Trump askeri güç göstererek Pekin’i sindirdiğini düşünüyor olabilir. Ancak Venezuela ve İran’daki hamleleri, Pekin’in ABD’ye karşı direnme kapasitesini sertleştirme ve Rusya ile hizalanmasını sıkılaştırma kararlılığını artırmaya daha yatkın,” dedi. “Netice itibarıyla bu saldırı, ABD-Çin ilişkilerinde istikrar ya da ilerleme sağlama ihtimalini zayıflatıyor” diye ekledi.

Buna karşılık bazı analistler, Trump’ın İran hamlesinin, ABD Yüksek Mahkemesi’nin Çin ve diğer ticaret ortaklarına yönelik “karşılıklı” tarifelerini iptal etmesinin ardından Trump’ın Pekin’e zayıflamış biçimde gideceği yönündeki algıyı tersine çevirdiğini savunuyor. Geçen hafta New York Times, Xi’ye saygı göstergesi olarak Tayvan’a 13 milyar dolarlık ABD silah paketinin ertelendiğini bildirmişti.

Hudson Enstitüsü Orta Doğu Barış ve Güvenlik Merkezi’nde araştırmacı olan Zineb Riboua ise, “Washington’ın Tahran’ı yönetmekle geçireceği her yıl, Pekin’in Pasifik’te alan kazanacağı bir yıldır,” diye yazdı.

Riboua, “Orta Doğu’nun yönelimi, ABD’nin bu yüzyılın belirleyici karşılaşmasında — Çin’in Tayvan’a yönelik olası hamlesinde — üstün gelip gelemeyeceğini belirleyecek” değerlendirmesini yaptı.

Riboua ayrıca Tayvan silah paketindeki ertelemeyle ilgili bunun bir ‘taviz’ değil, “Trump’ın vermeyi seçtiği bir hediye” olarak çerçevelenebileceğini söyledi: “Trump esasen Pekin’e gidip şunu söyleyebilir: ‘Ortağınızın hava savunmasını yerle bir ettim ve hâlâ Tayvan konusunda geri duruyorum. Bu itidalin sizin için ne ifade ettiğini konuşalım.’”

Rhodium Group’ta ortak ve Çin uzmanı olan Agatha Kratz, Çin’in zirveyi iptal etmesi halinde ABD’nin silah anlaşmasını ertelemesi için “daha az teşviki” olacağını söyledi. Bununla birlikte Washington’ın “silahlı kuvvetleri Orta Doğu’da angaje durumdayken bir kriz tetiklemekten kaçınma konusunda dikkatli olacağını” da vurguladı.

Kratz, ABD’nin hedeflerinin belirsizliğini koruduğunu ancak bu adımların “Çin’in ortaklık ağını kesme etkisi yarattığını; şu anda Çin’in yakın hizalanmış ortakları arasında yalnızca Rusya ve Kuzey Kore’nin kaldığını” belirtti.

Çin ve Rusya dışişleri bakanları pazar günü telefonda görüştü; her iki taraf da saldırılara karşı olduklarını yineledi. Pekin, “egemen bir devlet liderinin açıkça öldürülmesine ve rejim değişikliği kışkırtılmasına” karşı çıktıklarını dile getirdi.

Çin, İran petrolünün en büyük ithalatçısı konumunda; İran’ın deniz yoluyla yaptığı ihracatın büyük bölümünü indirimli fiyatlarla satın alıyor. İki ülke 2021’de 25 yıllık bir işbirliği anlaşması imzaladı ve Çin 400 milyar dolara kadar yatırım yapmayı taahhüt etti.

Bazı analistler, Çin’in deniz yoluyla yaptığı ithalatın yaklaşık yüzde 14’ünü oluşturduğu tahmin edilen İran petrolünün tamamen ikame edilemez olmadığını, ancak maliyet artışlarının yük haline gelebileceğini belirtiyor. Asia Society’den Russel, “Çin için temel risk İran varillerini kaybetmek değil; zaten baskı altında olan iç ekonomisini ve ihracat motorunu vuracak bir fiyat sıçramasıdır,” dedi.

Petrol fiyatları pazartesi günü yükseldi; Brent petrol yüzde 13’ün üzerinde artış gösterdi. Bu artış, Pekin’de bu hafta düzenlenecek meşhur iki toplantı öncesinde baskıyı artırıyor; birçok gözlemci, düşen emlak değerleri ve zayıf tüketici güveni nedeniyle daha düşük bir büyüme hedefinin açıklanmasını zaten bekliyordu.

Daha genel çerçevede ise bu çatışma, Çin’in gücü nasıl kullandığına ve askeri saldırıya uğrayan ortaklarının yardımına koşup koşmadığına dair dikkatleri üzerine çekti.

Pekin’deki Uluslararası İşletme ve Ekonomi Üniversitesi’nde profesör olan John Gong, bu temkinli yaklaşımın Çin’in “sınırlı manevra alanını” yansıttığını söyledi.

Gong, “Hürmüz Boğazı’nın kapanması Çin üzerinde kuşkusuz büyük bir etki yaratır; ancak Rusya’dan yapılan önemli petrol ithalatı bir miktar tampon sağlar,” dedi.

Chatham House’un Orta Doğu ve Kuzey Afrika Programı’nda araştırmacı olan Ahmed Aboudouh ise Çin’in İran’da “uzun vadeli bir oyun” oynadığını ve Pekin’in çıkarlarına yönelik hızlı ABD darbeleri aldığı yönündeki anlatının “temkinle değerlendirilmesi gerektiğini” söyledi.

Aboudouh, Nikkei Asia’ya yaptığı açıklamada, “Çin’in hareketsizliği Küresel Güney’de Pekin’in güvenilirliği konusunda birçok soru işareti doğuracak olsa da bu ülkeler Pekin’i ABD’ye alternatif olarak görmüyor. Yanılgı içinde değiller. Çin’in ABD’ye askeri olarak karşı koymasını beklemiyorlar,” dedi ve Trump yönetiminin “güç kullanımını ve uluslararası hukuku göz ardı etmeyi uluslararası siyasetin yeni normali haline getirerek büyük zarar görebileceğini” belirtti.

Aboudouh, savaşın ve dini liderin öldürülmesinin İran’ı ABD ve İsrail’e karşı kuşaklar boyu daha sert bir çizgiye itebileceğini ve “İran’ın Çin’e bağımlılığını artırma yönündeki Pekin’in işini çok daha kolaylaştırabileceğini” ileri sürdü.

Riboua’ya göre ise, Pekin için asıl tehlike “Amerikan askeri etkisiyle şekillenen, Körfez sermayesiyle finanse edilen ve Batı altyapı standartları üzerine inşa edilen bir geçiş süreci.” İran’da böyle bir süreç, Çin’le “bir bedel karşılığında dahi ortaklık kurmak istemeyen bir hükümet ortaya çıkarabilir.”

Diplomasi

Zelenskiy ile gerilim yaşayan Kliçko görevden alma ihtimaline rest çekti

Yayınlanma

Kiev Belediye Başkanı Vitaliy Kliçko, Ukrayna yönetiminin kendisini görevden alma girişimlerine karşı mücadele edeceğini belirterek çatışma sürecinde yaklaşık 300 belediye başkanının uzaklaştırıldığını hatırlattı.

Kiev Belediye Başkanı Vitaliy Kliçko, Ukrayna yönetiminin kendisini herhangi bir şekilde görevden alma girişimine boyun eğmeyeceğini ve böyle bir durumda mücadele edeceğini söyledi.

BBC’ye mülakat veren Kliçko, “Beni görevden alırlarsa mücadele ederim” ifadesini kullandı.

Kiev yönetiminin Ukrayna yasalarına bağlı kaldığını belirten Kliçko, yerel topluluğun temsilcisi sıfatıyla başkent sakinlerinin çıkarlarını savunacağını dile getirdi.

Gelecekteki seçimlere işaret eden Kliçko, “Gelecek seçimler yapılır, başka insanlar gelir, buyursunlar. Buna topluluğun kendisi karar verir. Her kent sakininin, kendi çıkarlarını kimin savunacağını kendisinin belirlemek istediğine inanıyorum; yukarıdan birilerinin topluluğu yönetmesi için paraşütle birini atamasını değil. Demokrasi tam da budur” dedi.

Kliçko’nun bu çıkışının öncesinde, 17 Ekim günü yüzlerce Kievli belediye başkanının istifasını talep eden bir gösteri düzenledi.

Kamu yayıncısı Suspilne Kiev tarafından paylaşılan görüntülerde, belediye binası önünde toplanan protestocuların iki saat boyunca istifa sloganları attığı görüldü.

Eylemi “kurgulanmış” ve “sipariş üzerine yapılmış” olarak nitelendiren Kliçko, çatışma süreci boyunca görevden alınan yaklaşık 300 diğer belediye başkanı gibi kendisinin de bu yolla makamından uzaklaştırılmak istendiğini savundu.

Kliçko, Haziran 2014’ten bu yana Kiev Belediye Başkanlığı görevini yürütüyor; 2015 ve 2020 yıllarındaki seçimlerde de yeniden bu göreve seçildi.

Zelenskiy ile enerji altyapısı üzerinden başlayan gerginlik sürüyor

Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy ile Kliçko arasındaki anlaşmazlık son günlerde kamuoyu önünde karşılıklı suçlamalarla görünür hale geldi.

Fransız Le Monde gazetesinin 14 Ekim tarihli haberine göre iki lider, başkentin enerji altyapısının kış mevsimine hazırlanması konusunda açıkça karşı karşıya geldi.

Zelenskiy, enerji tesislerinin korunmasına dönük adımların hayata geçirilmesinde geç kalındığı gerekçesiyle Kiev yönetimini eleştirdi.

Ukrayna Devlet Başkanı, başkentin kışa hazırlık seviyesinin sınır ve cephe hattındaki bölgelerden bile daha kötü durumda olduğunu savundu.

Bu eleştirileri “temelsiz” olarak tanımlayan Kliçko ise Devlet Başkanlığı Ofisi’nin yerel özyönetimi ortadan kaldırmayı ve kendisini şehir yönetiminden uzaklaştırmayı amaçladığını öne sürdü.

Ekim ayı başında kış mevsimi öncesinde Kiev’in hayatta kalma moduna geçtiğini duyuran Kliçko, kentin su şebekesindeki olası bir aksamanın son derece büyük ölçekli bir krize yol açabileceği uyarısını yapmıştı.

Kliçko, kışa hazırlık kapsamında başkentte yedek ısıtma sistemlerinin kurulduğunu; yakıt, gıda ve içme suyu stoklarının oluşturulduğunu aktardı.

Okumaya Devam Et

Diplomasi

Trump, Musk’tan Ukrayna için Starshield sınırlamasını kaldırmasını istedi

Yayınlanma

Wall Street Journal’ın haberine göre ABD Başkanı Trump’ın SpaceX yöneticisi Elon Musk’ı arayarak askeri Starshield sistemindeki yavaşlatmayı kaldırmasını istemesinin ardından, Ukrayna ordusunun uydu iletişiminde toparlanma görüldü. Terminallerin saatte 60 kilometre hıza ulaştığında dahi kesilmesiyle insansız hava aracı operasyonlarında aksamalar yaşandı.

ABD Başkanı Donald Trump, SpaceX’in kurucusu Elon Musk ile bir telefon görüşmesi yaparak uydu internet ağı Starlink’in askeri sürümü Starshield üzerindeki kısıtlamaların Ukrayna için kaldırılmasını istedi.

The Wall Street Journal’ın (WSJ) haberine göre ABD’li ve Ukraynalı yetkililer, telefon görüşmesinden kısa bir süre sonra, 22 Ekim’de sistemin daha kararlı çalışmaya başladığını aktardı.

Ukraynalı bazı temsilciler altyapının henüz tam kapasiteye ulaşmadığını, ancak bağlantının terminallerin daha yüksek hareket hızlarında kısıtlama dönemine kıyasla daha verimli çalıştığını kaydetti.

Yetkililerin paylaştığı bilgilere göre Trump, görüşmede hız sınırının sürmesinden duyduğu rahatsızlığı Musk’a iletti.

Gazete, söz konusu yavaşlatma yüzünden Ukrayna ordusuna ait bazı insansız hava araçlarının görevlerini eksiksiz yerine getiremediğini yazdı.

ABD’li yetkililer ayrıca Trump’ın bir hafta boyunca yardımcılarına ve müttefiklerine Starlink’teki hız kesintisini sonlandırmak istediğini söylediğini aktardı.

Terminal hızı sınırlandırılınca cephedeki İHA operasyonları aksadı

İletişim kısıtlamalarına dair ilk haberler 14 Ekim gecesi gündeme geldi. Ukrayna Savunma Bakanının eski danışmanı Serhiy Sternenko, terminaller saatte 160 kilometreden daha hızlı hareket ettiğinde bağlantının koptuğunu açıkladı.

Sternenko daha sonra kısıtlamaların sertleştiğini duyurarak ordudan gelen verilere göre bağlantının artık saatte 60 ila 70 kilometre hızda dahi kesildiğini belirtti.

Financial Times’ın Ukraynalı yetkililer ve askerlere dayandırdığı haberine göre yaşanan aksaklıklar; insansız hava araçlarının yönetimini, cephedeki birliklerin ikmalini ve geri hatlardaki hedeflere yönelik saldırıları zorlaştırdı.

Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy, 16 Ekim’de Starlink altyapısının kısmen toparlandığını duyurdu.

Brüksel’deki basın toplantısında konuşan Zelenskiy, eski hız parametrelerine kademeli olarak dönüldüğünü fakat Ukrayna ordusuna yönelik sınırlandırmaların henüz tamamen kalkmadığını ifade etti.

Gelişmeler üzerine Rusya cephesinden de açıklama geldi. Kremlin Sözcüsü Dmitriy Peskov, 14 Ekim’de yaptığı açıklamada, “Starlink gibi parlak teknolojilerin askeri amaçlarla hiç kullanılmaması daha iyi olurdu” diyerek sistemin ordunun hizmetine sunulmasına karşı olduklarını bildirdi.

Kısıtlama talimatının kaynağına dair çelişkili açıklamalar yapıldı

Musk, Starshield üzerindeki kısıtlamalara ilişkin sorumluluğu reddetti. Sistemin mülkiyetinin ve yönetiminin ABD hükümetine ait olduğunu belirten Musk, kullanım koşullarını da Washington’ın belirlediğini dile getirdi.

Ticari Starlink ağını SpaceX’in işlettiğini hatırlatan girişimci, bu hizmetin taarruz amaçlı askeri operasyonlar için tasarlanmadığını savundu.

Reuters’a konuşan iki ABD’li yetkili, Pentagon’a Starlink ile ilgili talimatın Beyaz Saray’dan gittiğini ileri sürdü.

Öte yandan üst düzey bir Amerikalı yetkili, Trump’ın şahsen böyle bir emir vermediğini savundu. The Telegraph gazetesi ise kısıtlamaları başlatan kişinin Musk olduğunu öne sürdü; kaynaklardan biri Trump’ın bu öneriyi kabul etmesiyle kısıtlamanın Pentagon tarafından devreye sokulduğunu aktardı.

20 Ekim’de WSJ, kaynaklarına dayanarak Musk’ın Ukrayna’daki Starshield faaliyetini durdurma yönünde bizzat emir verdiğini, ardından Musk ile Trump’ın kararı telefonda ele aldığını yazdı.

Trump, 16 Ekim’de yaptığı açıklamada kendisinin veya Musk’ın kısıtlamalarla bağı bulunduğu iddialarını reddetti. Trump, “Kimin yaptığını bilmiyorum, en azından ben değilim. Elon’ın da olduğunu pek sanmıyorum” dedi.

ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio ise 18 Ekim’de ABD’nin Starlink’i yavaşlatma yönünde bir talimat vermediğini ve hızın yeniden sağlandığını savundu.

Rubio ayrıca Ukrayna’nın Starshield sistemine erişimi olmadığını, sistemin Kiev tarafından kullanımı konusunun halen müzakere edildiğini öne sürdü.

Karar ABD Kongresinde de yankı buldu. Cumhuriyetçi Temsilciler Meclisi Üyesi Brian Fitzpatrick, Washington yönetiminin parmağı olduğunun kanıtlanması halinde ilgili kurumların bütçesini durdurmaya çalışacağını belirtti.

Okumaya Devam Et

Diplomasi

Barrack: Şara, İsrail ile normalleşmek istiyor

Yayınlanma

ABD’nin Türkiye Büyükelçisi ve Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack, Suriye’nin geçici Cumhurbaşkanı Ahmed Şara’nın İsrail ile ilişkileri normalleştirmek istediğini belirtti.

Aynı zamanda İsrail’in Suriye’deki askeri operasyonlarına son verilmesi çağrısında bulunarak, Washington’un bu operasyonları durdurmak için müdahale edip etmemesi gerektiğini sorguladı.

Katar’ın Doha kentinde düzenlenen Küresel Güvenlik Forumu’nda konuşan Barrack, Şara’nın zorlu koşulları iyi idare ettiğini ve hükümetinin bir tehdit oluşturmadığını İsrail’e temin etmeye çalıştığını söyledi.

“Bence Cumhurbaşkanı Şara, çok zor koşullar altında çok iyi bir iş çıkardı,” diyen Barrack, Suriye liderinin İsrail’e ilettiğini düşündüğü mesajı şöyle aktardı: “Ben saldırgan değilim, İsrail ile bir sorunum yok, İsrail ile ilişkilerin normalleşmesini istiyorum.”

Barrack ayrıca İsrail’i Suriye’deki operasyonlarını durdurmaya çağırırken, ABD’nin bu operasyonları sona erdirmek için müdahale edip etmemesi gerektiği konusunda belirsizliğini dile getirdi:

“Bunu [İsrail’in Suriye’deki eylemlerini] durdurmanın zamanı geldi. ABD’nin bunu durdurmak için müdahale etme zamanının gelip gelmediğini bilmiyorum.”

İsrail, 8 Aralık 2024’te Beşar Esad’ın devrilmesinin ardından Suriye’deki askeri operasyonlarını yoğunlaştırdı. İsrail güçleri, Golan Tepeleri boyunca uzanan askerden arındırılmış “tampon bölgeye” girdi ve Şeyh Dağı’nın (Hermon) Suriye tarafında mevzilenirken, İsrail bu konuşlandırmayı geçici bir güvenlik önlemi olarak nitelendirdi.

İsrail’in hava saldırıları ayrıca ülke genelindeki askeri tesisleri ve silah depolarını da hedef aldı.

Barrack, bir zamanlar düşman olarak görülen grupların yeni siyasi ve güvenlik yapılarına nasıl dahil edilebileceğinin bir örneği olarak Suriye’deki siyasi geçiş sürecini gösterdi.

ABD’li diplomat, “Bir zamanlar yabancı terör örgütü olarak nitelendirilen Nusra’yı ele alabilirsiniz; 8 Aralık’ta yaşanan dönüşümün ardından bugün pek çok kişi bu örneği ‘işte bir model’ diye değerlendiriyor,” dedi.

Nusra Cephesi, Suriye iç savaşı sırasında ortaya çıkan ve El Kaide’ye bağlılık yemini ettikten sonra bu ağdan ayrıldığını ilan eden bir cihatçı gruptu. Örgüt, başta ABD ve BM olmak üzere birçok ülke ve kurum tarafından “terörist” kabul ediliyordu.

Grubun lideri Ahmed Şara (Ebu Muhammed el-Colani), daha sonra Esad’ı deviren saldırıyı yöneten Heyet Tahrir eş-Şam’ın (HTŞ) başına geçti.

Barrack ayrıca, Suriye Demokratik Güçleri’nin (SDG) Suriye ulusal ordusuna entegrasyonunu, daha önce pek çok kişinin olası görmediği bir sonuç olarak gösterdi.

ABD’li, “Hiç kimse, bu Kürt oluşumu olan SDG’yi ulusal bir orduya yeniden entegre edebileceğinizi düşünmemişti, ama bu gerçekleşti,” dedi.

Şam ile Kürt liderliğindeki güçler, 10 Mart 2025 tarihinde SDG’nin askeri ve sivil kurumlarını Suriye devletine entegre etmek üzere bir anlaşma imzalamıştı.

Fakat entegrasyon şartları ve bölgedeki özyönetimin geleceği konusundaki anlaşmazlıklar nedeniyle anlaşmanın uygulanmasında gecikmeler yaşandı.

Bununla birlikte Barrack, Washington’un geniş bölgede gerçekleşen ve kendisinin “23 rejim değişikliği” olarak nitelendirdiği olaylara müdahalesine atıfta bulunarak, ABD’nin Orta Doğu’daki önceki müdahalelerinin etkinliği konusunda şüphelerini dile getirdi.

“Ne zaman müdahale etmeye, bir kişiyi ya da rejimi değiştirmeye çalışsak, bu bir hata olmuş gibi görünüyor,” diyen Barrack ayrıca Yemen’deki ABD müdahalesinin değerini de sorgulayarak, bunu görünüşe göre “anlamsız” olarak nitelendirdi.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English