Bizi Takip Edin

Diplomasi

İran misillemesi Kıbrıs ile İngiltere’yi birbirine düşürdü

Yayınlanma

Güney Kıbrıs yönetimi, Birleşik Krallık hükümetinin yetersiz iletişiminin Akrotiri’deki (Ağrotur) İngiliz hava üssüne yapılan drone saldırısına yol açtığını öne sürdü ve üssün kullanımının yeniden müzakere edilmesi ihtimalini ortaya attı.

Lefkoşa hükümeti, Birleşik Krallık’ın Kıbrıs’taki sömürge kontrolünü terk etmesinden bu yana sürdürdüğü adadaki İngiliz üslerinin kullanımına ilişkin algılanan belirsizliğin, adayı Orta Doğu’da gelişen krize sürüklediğini savundu.

Hükümet sözcüsü Konstantinos Letymbiotis, gazetecilere verdiği brifingde, “Bu, memnuniyetsizlikle karşıladığımız bir durum,” dedi.

Sözcü, Kıbrıs hükümetine verilen güvencelere rağmen, Birleşik Krallık Başbakanı Keir Starmer’ın pazar günkü açıklamasında, Ada’daki İngiliz üslerinin “hiçbir koşulda insani nedenler dışında başka bir amaçla kullanılmayacağına dair net bir açıklama yapılmadığını” savundu.

Pazartesi günü gece yarısından hemen sonra, Şahid tipi bir insansız hava aracı, Akrotiri’deki İngiliz Kraliyet Hava Kuvvetleri (RAF) üssünü vurdu, fakat gün boyunca üssü hedef alan diğer insansız hava aracı saldırıları engellendi.

İran, Amerikan askeri varlıklarının Kıbrıs’a kaydırıldığını savunuyor

İHA saldırısının kaynağı henüz doğrulanmamış olsa da, yerel basında saldırının muhtemelen Lübnan’dan geldiği belirtilirken, İran Devrim Muhafızları’nın üst düzey bir komutanı, Ada’daki ABD askeri varlığının arttığını iddia ederek Kıbrıs’a yönelik füze saldırılarının yoğunlaştırılacağı uyarısında bulundu.

Başbakan Keir Starmer pazartesi günü yaptığı açıklamada şunları söylemişti:

“Kıbrıs’taki üslerimiz ABD bombardıman uçakları tarafından kullanılmıyor… Kıbrıs’taki dostlarımızın ve ortaklarımızın güvenliği kritik öneme sahip. Açıkça belirtmek isterim ki, Kıbrıs’taki Akrotiri’ye yapılan saldırı, bizim aldığımız herhangi bir karara yanıt olarak yapılmadı. Değerlendirmemize göre, insansız hava aracı bizim açıklamamızdan önce fırlatıldı.”

Akrotiri ve çevre köylerdeki yerel halk, gece sirenlerin çalmasıyla uyandı ve bölgeden kaçtı. Bazıları Limasol’a veya Kıbrıs ordusu kışlalarına sığındı.

Kıbrıs medyası, kendilerinin ve çocuklarının güvenliğinden endişe ederek kalmak mı gitmek mi karar verememenin yarattığı kargaşayı anlattı.

Bölge pazartesi günü tahliye edilmiş durumda kaldı ve bugün (3 Mart) durum yeniden değerlendirilecek.

Lefkoşa, İngiliz üslerini yeniden müzakere edebilir

Letymbiotis, “Bu mesajın iletilme şekli ve dün Akrotiri üslerinin yakınında yaşayan Kıbrıs vatandaşlarına zamanında uyarı yapılmaması konusunda memnuniyetsizliğimizi iletmek için gerekli tüm adımlar atılacak,” dedi ve Kıbrıs’ın diplomatik şikayette bulunacağını ekledi.

Şu anda AB Konseyi’nin dönüşümlü başkanlığını yürüten Kıbrıs’ın, üslerin statüsünü yeniden müzakere etmeye çalışıp çalışmayacağı sorulduğunda Letymbiotis, “Bu bağlamda hiçbir şeyi göz ardı etmiyoruz,” dedi.

Pazartesi ve salı günü Kıbrıs’ta yapılması planlanan AB bakanlar toplantısı, drone saldırısının ardından ertelendi.

1986’da Libyalı militanlar tarafından gerçekleştirilen roket saldırısından bu yana, Kıbrıs’taki İngiliz üslerinden biri ilk kez vuruldu. Üsler İngiliz egemenlik alanı olarak kabul ediliyor olsa da, Kıbrıs AB üyesi ve şu anda bloğun dönüşümlü başkanlığını yürütüyor.

Kıbrıs’ın güney ucundaki bir yarımadada, Limassol sahil kentinin güneybatısında bulunan Akrotiri, İngiltere’nin 1960’da bağımsızlığını kazandığından beri eski sömürgesinde kullanmaya devam ettiği iki üsten biri. Geçmişte bu üs Irak, Suriye ve Yemen’deki askeri operasyonlarda kullanılmıştı.

Yunanistan, bölgeye savaş gemilerini gönderiyor

Öte yandan Yunanistan, Güney Kıbrıs’a yapılan insansız hava aracı saldırıları sonrasında bölgeye askeri güç gönderilmesini emretti.

Bu saldırılar, ilk kez bir AB üye ülkesini ABD ve İsrail’in İran’a karşı üç gündür sürdürdüğü kampanyaya dahil etti.

Yunanistan Savunma Bakanı Nikos Dendias pazartesi günü yaptığı açıklamada, iki fırkateyn ve iki adet F-16 savaş uçağının derhal konuşlandırılacağını söyledi.

Dendias şöyle konuştu:

“Kıbrıs topraklarına yönelik sebepsiz saldırıların ardından Yunanistan, Kıbrıs Cumhuriyeti’nin topraklarında meydana gelen tehdit ve yasadışı eylemlere karşı savunmasına her türlü katkıyı sağlayacaktır.”

Yunanistan, Belharra sınıfı fırkateyn Kimon ve Kentauros anti-drone sistemi ile donatılmış ikinci bir fırkateyni Kıbrıs’a gönderdiğini açıkladı. İki adet F-16 savaş uçağı da görevlendirilecek.

Dendias, Yunanistan silahlı kuvvetleri komutanı General Dimitrios Çupis ile birlikte bugün Ada’da olacak ve iki ülkenin tutumunu daha iyi koordine edecek.

Hristodulidis: Ülkemiz herhangi bir askeri operasyona katılmak niyetinde değil

Drone saldırısını doğruladıktan sonra, Kıbrıs Cumhurbaşkanı Nikos Hristodulidis televizyonda yayınlanan bir konuşma yaptı.

Kıbrıslı lider, “Açıkça belirtmek isterim: Ülkemiz hiçbir şekilde bu saldırıya katılmamıştır ve herhangi bir askeri operasyona katılma niyetinde değildir,” dedi.

Hristodulidis, Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen’e de saldırı hakkında bilgi verdi.

Von der Leyen daha sonra Kıbrıs’ın ve dolayısıyla AB’nin drone saldırısının hedefi olmadığını vurguladı.

Von der Leyen, X’te yaptığı bir paylaşımda şunları söyledi:

“Kıbrıs Cumhuriyeti hedef değildi, fakat şunu açıkça belirtmek isterim: Herhangi bir tehdit karşısında üye devletlerimizin yanında toplu, kararlı ve kesin bir şekilde duruyoruz.”

Ada’nın güneyinde panik var

Ayrıca, günün erken saatlerinde, Paphos havaalanındaki yolcu terminali, radarda şüpheli bir nesne tespit edildikten sonra geçici olarak tahliye edildi.

Yakındaki Timi, Anarita ve Mandria köylerinin sakinlerine “gereksiz hareketlerden kaçınmaları” talimatı verildi.

Paphos, Akrotiri üssünden yaklaşık 56 kilometre uzaklıkta, Kıbrıs’ın güneybatısındaki bir sahil kenti.

Kıbrıs medyası, adanın güneydoğu kıyısında bulunan diğer İngiliz hava üssü Dikelya yakınlarında da duman yükseldiğini bildirdi.

Diplomasi

İran: ABD ile geçici barış anlaşmasının yeniden canlandırılmasında ilerleme yok

Yayınlanma

Üst düzey bir İranlı kaynağa göre İran ile ABD, Körfez’deki savaşa kalıcı bir son verme çabalarında karşı karşıya gelmeye devam ediyor.

Reuters’a konuşan kaynak, haziran ayında varılan geçici anlaşmanın yeniden yürürlüğe konulması ve uygulanması için bir takvim belirlenmesine yönelik görüşmelerde hiçbir ilerleme sağlanmadığını söyledi.

Açıklamalar, ABD Başkanı Donald Trump’ın salı günü bölgede deniz taşımacılığına yönelik yeni saldırıların ardından İran liderlerine karşı bir kez daha sert ifadeler kullanmasıyla geldi. Bu durum, krizin çözüme kavuşturulmasına yönelik umutlara bir darbe daha vurdu.

Haziran ayında varılan anlaşmada, “tüm cephelerde askeri operasyonların derhal ve kalıcı olarak sona erdirildiği” ilan edilmişti. Ancak anlaşma kısa sürede çöktü. Trump, 7 Temmuz’da anlaşmanın “sona erdiğini” söylerken, İran Dışişleri Bakanlığı bir hafta sonra anlaşmanın “askıya alındığını” açıkladı.

ABD, İran’ı anlaşma kapsamında hayati önemdeki Hürmüz Boğazı deniz ulaşımını yeniden açma taahhüdünü yerine getirmemekle suçluyor. Tahran ise Washington’ın İran limanlarına uygulanan ablukanın kaldırılması ve dondurulmuş İran varlıklarının serbest bırakılması da dahil olmak üzere kendi taahhütlerinden geri adım attığını söylüyor.

İranlı kaynak, “Arabulucular üzerinden görüşülen konulardan biri, ABD’nin geçici anlaşmaya geri dönmesi ve taahhütlerin uygulanması için bir takvim belirlenmesi. Bu konuda kesinlikle hiçbir ilerleme sağlanmadı,” dedi.

Trump çarşamba günü ABD’nin Hürmüz Boğazı üzerinde “tam kontrole” sahip olduğunu iddia etti.

Ancak İran’ın su yolunu yönetmek üzere kurduğu Basra Körfezi Boğaz İdaresi, boğazın kapalı kalmaya devam ettiğini ve İran’ın koşulları kabul edilene kadar yeniden açılmayacağını açıkladı.

Trump, Truth Social platformunda, “İran sadece konuşuyor, icraat yok; artık Ortadoğu’nun Zorbası Değil,” ifadelerini kullandı.

Trump, çatışma boyunca bir yandan gerilimi tırmandırma tehditlerinde bulunurken diğer yandan bir barış anlaşmasının yakın olduğunu öne süren açıklamalar yaptı.

‘Uzatma söz konusu değil’

ABD ve İsrail’in 28 Şubat’ta İran’a yönelik saldırıları başlatmasından bu yana, çoğu İran ve Lübnan’da olmak üzere binlerce kişi çatışmalarda hayatını kaybetti.

İran ise Umman, Ürdün, Kuveyt, İsrail, Birleşik Arap Emirlikleri ve Suudi Arabistan dahil çeşitli ülkelerdeki ABD varlıklarını ve altyapısını hedef aldı.

Hazirandaki geçici ateşkes anlaşması, tarafların karşılıklı mutabakatıyla uzatılabilecek 60 günlük bir süre öngörüyordu. Bu süre içinde İran ile ABD’nin, Tahran’ın nükleer programını sınırlandıracak ve ABD yaptırımlarının kaldırılmasını sağlayacak nihai bir anlaşmaya ulaşması bekleniyordu.

İranlı kaynak, çarşamba günü Anadolu Ajansı’nın Pakistan hükümet kaynaklarına dayandırdığı ve tarafların söz konusu 60 günlük süreyi uzatma konusunda anlaştığını belirten haberi reddetti.

Kaynak Reuters’a, “Bir uzatma söz konusu değil çünkü İran’ın bakış açısına göre başlamış bir süre yok ve dolayısıyla uzatılacak bir şey de yok. ABD, geçici anlaşmayı varılmasından 48 saat sonra ihlal etti ve birkaç gün sonra anlaşmadan çekildi,” dedi.

Deniz taşımacılığına saldırılar

İran ile Umman arasında yer alan ve Körfez’in girişini oluşturan dar Hürmüz Boğazı, savaştan önce küresel petrol ve sıvılaştırılmış doğal gaz akışının beşte birine ev sahipliği yapıyordu.

Gösterge niteliğindeki Brent petrol vadeli işlemleri, savaşın şubat ayında başlamasından bu yana sert yükseliş kaydetti ve varil başına 126 dolarla savaş öncesi seviyelerin yaklaşık yüzde 75 üzerine çıktı. Dalgalı işlemler, Körfez’den petrol arzında yaşanabilecek kesintilere ilişkin endişeleri ve barış görüşmelerinden gelen değişken sinyalleri yansıttı.

Salı günü iki ayrı olayda, Babülmendep Boğazı’nda küçük bir yük gemisine yönelik Husiler tarafından gerçekleştirildiğinden şüphelenilen saldırıda dört mürettebat hayatını kaybetti. ABD ordusuna göre ayrıca bir ABD Donanması MH-60 helikopteri, Panama bayraklı bir yük gemisinin dümen tertibatını devre dışı bırakmak için iki Hellfire füzesi ateşledi.

Petrol fiyatları yükseldi ancak tahmin kuruluşlarının 2026 yılı petrol talebi beklentilerini aşağı çekmesinin ardından çarşamba günü dalgalı işlemlerde yataylaştı. Brent petrol vadeli işlemleri varil başına yaklaşık 88 dolardan, ABD Batı Teksas tipi ham petrolü (WTI) ise yaklaşık 83 dolardan işlem görüyordu.

Okumaya Devam Et

Diplomasi

Putin, Britanya ve Fransa’yı “korsanlık” konusunda uyardı

Yayınlanma

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Britanya ve AB’nin Rusya’nın “gölge filosu” olarak adlandırılan petrol tankerlerine yönelik baskılarına yanıt olarak İngiliz gemilerini ele geçirme uyarısında bulundu.

Pasifik Filosu tatbikatı sırasında bir savaş gemisinde açıklama yapan Rusya lideri, beş Rus ticari gemisine yönelik Batı operasyonlarını “korsanlık” ve “soygun” olarak nitelendirdi.

Hem Britanya hem de Fransa, “gölge filosu” gemilerine çıkarma yapıp bunları alıkoyma operasyonlarına katılmıştı.

Geçen ay kabul edilen yaptırımlar, AB üye devletlerine durdurulan Rus gemilerinden el konulan petrol ve yükü satma izni vererek gerginliği daha da tırmandırdı.

Putin şöyle konuştu:

“Bazı ülkelerin yetkililerinin, uluslararası deniz hukukunu ihlal ederek, iktisadi operatörlerimize ait gemilerin hareketini kısıtlamaya çalıştıklarını ve son zamanlarda gemilerimize el koyma ve bizden yağmaladıkları malları satma olasılığını bile değerlendirmeye kadar vardıklarını görüyoruz.

Elbette bu, korsanlık ve soygunun ta kendisidir. Ve eğer bu uygulamaya geçilirse, biz de aynı şekilde karşılık vermek zorunda kalacağız. Üstelik bu, gemilerimize ve teknelere baskınların planlandığı sularda olmak zorunda değil; bizim gerekli ve uygun gördüğümüz her yerde olabilir.”

AB, alıkoyduğu “gölge filo” tankerlerinin petrolüne de el koyacak

Bu açıklamalar, Britanya ve AB’nin, Moskova’nın yaptırımları atlatmaya yönelik tanker operasyonlarına karşı yoğunlaştırılan yaptırımlar kapsamında beş Rus ticari gemisini el koymasının ardından geldi.

Rusya’nın Pasifik Filosu Komutanı Amiral Viktor Liina, füze kruvazörü Varyag’da Putin’e verdiği brifing sırasında, misilleme amaçlı deniz harekatı için potansiyel hedefler olarak Britanya ve Fransa’yı işaret etti.

Amiral, kuvvetlerinin Asya-Pasifik bölgesindeki deniz ticaret rotaları hakkında istihbarat topladığını, kargo gemilerini takip ettiğini ve bu gemilerin sahiplik yapılarını haritalandırdığını bildirdi.

Liina’ya göre, Güney Kuril Adaları yakınlarında Rusya’nın hak iddia ettiği sulardan yaklaşık 1.001 gemi geçti.

Bunların 379’u Moskova’nın “düşman” olarak nitelendirdiği ülkelere kayıtlıydı; 26’sı İngiliz bayrağı, 9’u ise Fransız bayrağı taşıyordu.

Amiral, “Düşman devletlere ve onların gölge filosuna ait gemileri denetleme ve alıkoyma yeteneğine sahibiz; kurumlar arası koordinasyon sağlanmış durumda ve bu görevleri yerine getirmeye hazırız,” dedi.

Hem Moskova’da hem de Kiev’de görev yapmış eski bir İngiliz savunma ataşesi olan John Foreman, Batı donanmalarının “gölge filo” tankerlerini durdurmaya başladığından beri Rusya’nın misilleme yapma tehlikesinin var olduğunu söyledi.

Foreman, Savunma Bakanlığı ve Kraliyet Donanması’nın bu tehdidin farkında olduğunu ve gemi sahipleriyle koruma önlemleri konusunda koordinasyon içinde olduklarını belirtti.

Foreman, Rusya’nın açık denizde gemileri durdurmak için hangi hukuki gerekçeye dayanabileceğini de sorguladı:

“Putin’in uluslararası sularda gemilere çıkmak için hangi hukuki dayanağı kullanabileceği net değil ama uluslararası hukuk daha önce de Rusya’yı durdurmamıştı.”

Batı ülkeleri, operasyonlarını Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesi’nin 110. maddesi kapsamında meşrulaştırıyor.

Bu madde, savaş gemilerinin sahte bayrak altında seyrettiğinden şüphelenilen gemilere çıkmasına izin veriyor. Bu, gölge filo tankerleri arasında yaygın bir uygulama.

Foreman, Rusya’da önümüzdeki ay yapılacak parlamento seçimleri göz önüne alındığında, Rusya Devlet Başkanı’nın bu “savaş çığırtkanlığının” temel nedeninin iç politika olduğunu öne sürdü:

“Bence Putin’in bu havalı sözleri büyük ölçüde seçimlere odaklanmış durumda; kendisini, kötü niyetli Batı’ya karşı koymaya hazır, sert bir lider olarak göstermeye çalışıyor.”

Okumaya Devam Et

Diplomasi

Polonya-Musk gerilimi yeniden alevlendi

Yayınlanma

Polonya Dışişleri Bakanı Radosław Sikorski, Varşova’nın Elon Musk’ın Starlink ağına yaptığı yıllık 50 milyon dolarlık harcamayı yeniden gözden geçirme tehdidinde bulundu.

Sikorski, X’te, “Hey, @elonmusk, koca adam, Starlink’in Polonyalı kullanıcılarına ayrımcılık yapmayı bırak, yoksa hizmetlerin için sana yıllık 50 milyon dolar ödemeyi yeniden gözden geçirebiliriz,” diye yazdı.

Dışişleri bakanının öfkesi, Starlink’in Polonya’yı Almanya, Çekya, Slovakya ve Litvanya dahil 30’dan fazla ülkeyi kapsayan ortak Avrupa dolaşım bölgesinden dışarıda bırakma kararının ardından geldi.

Bu bölge içindeki müşteriler, uluslararası kullanım kısıtlamalarını tetiklemeden terminallerini sınır ötesine götürebiliyor. 

Fakat Polonyalı kullanıcılar artık seyahat ederken ek şartlarla karşı karşıya kalacak.

“Not: Polonya, yukarıdaki Avrupa bölgesine dahil değildir. Polonya’da kayıtlı hesaplar, yalnızca Polonya’da kullanım amaçlı olarak değerlendirilir,” ifadesi Starlink’in güncel kılavuzunda yer alıyor.

Polonya Dijital İşler Bakanı Krzysztof Gawkowski de Musk’a yüklendi. Starlink’in ana şirketi SpaceX’i Polonyalıları ikinci sınıf müşteriler olarak muamele etmekle suçladı ve bu değişikliğin yasal dayanağını açıkça belirtmesini istedi.

Gawkowski, X platformunda, “Polonya ikinci sınıf bir pazar değildir. Polonyalı müşteriler de ikinci sınıf müşteriler değildir” diye yazdı.

SpaceX’in “yerel düzenleyici gereklilikleri” gerekçe göstermesi halinde, Varşova’nın şirketten “genel açıklamalar” sunmak yerine spesifik kurallara işaret etmesini beklediğini de ekledi.

Yeni kurallar, 14 Temmuz 2026 tarihinden itibaren Starlink’e kaydolan yeni müşteriler için geçerli ve 17 Ağustos’ta mevcut Polonyalı kullanıcılara da uygulanacak.

Şirket, Polonya’nın sistemden hariç tutulmasına ilişkin herhangi bir açıklama yapmadı.

Bazı haberlerde, bunun nedeninin Polonya’da kayıtlı terminallerin Ukrayna’da kullanılması olduğu öne sürüldü. Fakat Ukrayna, Starlink’in Avrupa “Roam” bölgesine dahil değil.

Sikorski ve Musk’ın Starlink konusunda çatışması bu ilk kez olmuyor.

Geçen yıl, Sikorski, Varşova’nın Ukrayna için finanse ettiği uydu hizmeti için alternatif sağlayıcılar arayabileceği konusunda uyarıda bulunduktan sonra, Musk Polonyalı bakana “sus, küçük adam” demişti.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English