Bizi Takip Edin

Diplomasi

Schiller Enstitüsü’nden küresel nükleer savaş uyarısı ve yeni güvenlik mimarisi çağrısı

Yayınlanma

Dün, Executive Intelligence Review (EIR) ve Schiller Enstitüsü, “Epstein ve elitlerin dipsiz ahlaki çöküşü: Kültürel bir rönesansa acil ihtiyaç” başlıklı acil bir uluslararası çevrim içi forum düzenledi. Uluslararası akademisyenler, eski yasa koyucular ve analistlerden oluşan çeşitli bir heyeti bir araya getiren etkinlik, konuşmacıların Batılı siyasi elitlerin ahlaki ve kurumsal iflası olarak nitelediği durumun tetiklediği, termonükleer çatışmanın eşiğindeki küresel düzenin vahim bir portresini çizdi.

EIR temsilcilerinin moderatörlüğünde gerçekleşen forum, mevcut küresel krizin gelip geçici “gündem maddeleri” yerine uzun vadeli tarihsel süreçler merceğinden anlaşılması gerektiğine dair acil bir değerlendirmeyle başladı. Tartışmanın merkezinde, katılımcıların üçüncü dünya savaşının potansiyel bir tetikleyicisi olarak tanımladığı, ABD, İsrail ve İran’ı içeren son askeri gerilim yer aldı.

“Tarih yazmanın, tarihte bir dönüm noktası oluşturmanın zamanı geldi”

Forum, yaklaşık yirmi yıl önce oluşturulan jeopolitik stratejilere dair bir retrospektifle açıldı. Organizatörler, 11 Eylül 2001 terör saldırılarının hemen ardından ABD ordusunun “beş yıl içinde yedi ülkeyi saf dışı bırakma” hedefini benimsediğini öne süren Amerikalı General Wesley Clark’ın 2007’deki ifşaatını hatırlattı; bu listede Irak, Lübnan, Somali, Sudan, Libya, Suriye ve İran yer alıyordu.

Katılımcılara, merhum ekonomist ve devlet adamı Lyndon LaRouche’un 2007’deki bir konuşması dinletildi. LaRouche o dönemde şu uyarıda bulunmuştu: “Tarih yazmanın, tarihte bir dönüm noktası oluşturmanın zamanı geldi çünkü başka bir alternatif yok.” LaRouche, dünya parasal finansal sisteminin dağılma sürecinde olduğu ve İran ile savaşın “İkinci Dünya Savaşı’nın farklı bir biçimini” temsil edeceği konusunda uyarıda bulunmuş, mevcut ABD siyasi kurumlarının yaşanan çöküşü yönetmekten aciz olduğunu savunmuştu.

Uluslararası Schiller Enstitüsü’nün kurucusu ve başkanı ve Executive Intelligence Review’un genel yayın yönetmeni Helga Zepp-LaRouche, paneli açarken “Üçüncü Dünya Savaşı’nın başlamış olması ihtimalden öte” uyarısında bulundu.

Zepp-LaRouche, “Amerika Birleşik Devletleri’nin İran İslam Cumhuriyeti’ne yönelik kışkırtılmamış saldırısıyla, kısa sürede küresel bir nükleer savaşa dönüşebilecek bir tırmanış sarmalına girdik” ifadesini kullandı. Pentagon’un saldırı öncesinde ABD Kongresi’ni, İran’ın ABD’ye ilk saldırma niyetinde olduğuna dair hiçbir kanıt bulunmadığı konusunda bilgilendirdiğine dair haberlere atıfta bulundu.

Zepp-LaRouche, son düşmanlıkların İran’ın nükleer kapasitesine dair uydurma istihbarata dayandığını savunarak, 2003 Irak işgaliyle paralellikler kurdu. “ABD’nin İran’a saldırısı, 2003’te Irak’a yönelik ABD saldırısının bir tekrarı. O dönemde, sürecin aktif katılımcılarının ifadeleriyle yüzde yüz belgelendiği üzere, ABD’li tüm yetkililer, Saddam Hüseyin’in kitle imha silahlarına sahip olmadığını ve Irak’tan diğer ülkelere yönelik bir tehdit olmadığını önceden biliyordu” diye konuştu.

Kurumsal çürüme, “orman kanunları”, ahlaki yozlaşma

Şanghay Fudan Üniversitesi Çin Enstitüsü Direktörü Profesör Zhang Weiwei, Ortadoğu’daki çatışmalardan Epstein dosyalarına ve iç toplumsal bölünmelere kadar mevcut küresel krizlerin temelde birbiriyle bağlantılı olduğunu savundu.

Zhang, “Bana göre bunlar aslında derinden bağlantılı. İnsan vicdanının sınırlarına, barış ve adaletin temellerine, uluslararası hukuka ve temel insan haklarına meydan okudular” dedi.

Zhang, bu krizlerin gücün halktan kopmasının, “orman kanunu” uygulamasının ve Batılı elitler arasındaki yaygın ahlaki yozlaşmanın “kaçınılmaz sonucu” olduğunu öne sürdü. “ABD’de ve diğer birçok ülkede uygulanan Batılı demokratik model derin bir yapısal krizin içinde; kötü liderlik, yönetim beceriksizliği ve ahlaki çöküşle damgalanmış bir kurumsal dejenerasyon ve yönetişim başarısızlığı krizi” ifadelerini kullandı.

Bölgesel perspektifler: Brezilya, Hindistan ve Küresel Güney

Federal Rio de Janeiro Üniversitesi’nden Profesör Beatrice Bisio, durumun Latin Amerika ve BRICS ülkeleri için taşıdığı ciddiyete vurgu yaptı. İran’a yönelik saldırganlığı tüm BRICS bloğuna yönelik bir saldırı olarak tanımladı.

Bisio, “Meselenin gerçeği şudur ki, İran’a yönelik saldırganlık -bunu anlamamız gerekiyor- BRICS ulusuna karşı yapılmış bir saldırıdır” dedi. Bu bölgesel istikrarsızlığın ağır sonuçlarına dikkat çekerek, “Monroe Doktrini’nin güncel versiyonu… burada, bizim bölgemizde yankı buluyor” savunmasını yaptı. Sivil toplumun diplomasiye dönüş talep etmesi için kitlesel bir seferberlik çağrısında bulundu.

Yeni Delhi JNU Çin ve Güneydoğu Asya Çalışmaları Merkezi eski Direktörü Profesör B.R. Deepak, “medeniyetler diyaloğu” gerekliliğine odaklandı. Samuel Huntington tarafından ortaya atılan “medeniyetler çatışması” tezini reddederek, tarihin medeniyetlerin izolasyonla değil, karşılıklı öğrenmeyle kalkındığını kanıtladığını belirtti.

Deepak, “Jeopolitik gerilimin uluslararası istikrarı tehdit ettiği bir dönemde, geçmişteki medeniyetler diyaloğu örneği, kültürler arası işbirliğinin sadece mümkün değil, aynı zamanda zorunlu olduğunu bize hatırlatıyor” diye vurguladı.

ABD’deki yasama ve ekonomik kriz

1997-2013 yılları arasında görev yapan eski ABD Kongre Üyesi Dennis Kucinich, Amerikan dış politikasına yönelik sert bir eleştiride bulunarak, çatışmayı “isteğe bağlı bir savaş” olarak tanımladı.

Kucinich, “Bu, uzun süredir devam eden kolonyal zihniyetin bir başka ifadesi ve şu anda ABD’deki bazı liderlerimizi meşgul eden bir tür megalomaniye bağlı” dedi. ABD Kongresi’ni Savaş Yetkileri Yasası’nı kullanmaya veya yürütme organının denetimsiz askeri eylemlerini durdurmak için görevden alma sürecini başlatmaya çağırdı. “ABD Kongresi sadece Savaş Yetkileri Yasası ile ilerlemekle kalmamalı, bu kesinlikle görevden alma için bir nedendir” diye ekledi.

Pekin Renmin Üniversitesi Küresel Yönetişim ve Kalkınma Enstitüsü’nden Profesör Ding Yifan, odağı mevcut ABD politikasının ekonomik yansımalarına çevirdi. Ding, ABD’nin 2008 mali krizine benzer veya ondan daha kötü bir ekonomik çöküş riskiyle karşı karşıya olduğunu savundu.

Ding, “ABD ekonomisi bir krizin eşiğinde… çünkü New York borsası bu yapay zeka şirketlerine büyük ölçüde güveniyordu” açıklamasını yaptı. Fonların askeri eylemlere kaydırılmasının “balonu patlatacağını” ve ekonomik daralmaya zorlayacağını konusunda uyardı. Ayrıca, Trump yönetimi tarafından uygulanan korumacı gümrük vergilerinin yerli üretimi korumakta başarısız olduğunu, bunun yerine küresel tedarik zincirleri boyunca maliyetleri artırarak küçük ve orta ölçekli işletmeler arasında yaygın iflaslara yol açtığını kaydetti.

Batı’nın çöküşü

Hintli yazar ve güvenlik analisti Namit Verma, panelin başlığında yer alan Epstein skandalını ele alarak, bunu sadece bir ceza davası olarak değil, elit şantajı ve uluslararası yönetişimin altını oyma mekanizması olarak çerçeveledi.

Verma, “Epstein skandalı… Amerikan yönetişiminin çöküşünün bir temsilidir” iddiasında bulundu. Skandalın, Birleşmiş Milletler’in manipülasyonu ve diplomatik bağımsızlığın erozyonu ile ayrılmaz bir şekilde bağlantılı olduğunu öne sürdü. Verma, “Katılımcı ülkelerin tüm tam yetkili temsilcilerinin ve diğer önemli temsilcilerinin bireysel yolsuzluğu, bugün CIA’in ustası olduğu bir araçtır” dedi.

Forumda ayrıca Afrika’dan gençlik ve güvenlik temsilcileri de söz aldı. Uganda’dan 25 yaşındaki Timothy Nimsilma, oligarşik kontrolün tehlikelerinden bahsetti. “Güç bir avuç insanın elinde aşırı yoğunlaşırsa, sistem sonunda çürür” dedi. Güney Afrika’dan güvenlik uzmanı Kwame Amua, “liderliğin düşüşüne” ve küresel yönetişimdeki ahlaki pusula eksikliğine vurgu yaptı.

Yeni bir paradigma çağrısı

Forum, küresel paradigmada acil bir değişim çağrısıyla sona erdi. Minnesota’da yaşayan 96 yaşındaki Katolik rahip ve savaş karşıtı aktivist Peder Harry Bury, “aktif şiddet karşıtlığı” ve kalkınma odaklı barış inşası için tutkulu bir argüman sundu.

Bury, “Barışı sağlamanın yolu, tüm ulusların ihtiyaç duyduklarını eşit şekilde alabilmeleridir” diyerek, Ortadoğu’da altyapı ve kaynakların karşılıklı gelişimi yoluyla barışı teşvik etmeyi amaçlayan “Vaha Planı”nı anımsattı: “Bunu hemen uygulamaya koymamız gerekiyor. Mesele, farklı düşünmekte yatıyor.”

Helga Zepp-LaRouche, kapanış konuşmasında, insanlığın çıkarlarını dar jeopolitik veya milliyetçi hırsların üzerinde tutan bir “uluslararası yurttaş hareketi” oluşturulması çağrısında bulunarak son bir eylem çağrısı yaptı.

Zepp-LaRouche, “Eğer hükümetler başarısız olursa, eğer kurumlar insanlığın bir bütün olarak acil öz çıkarını ele alamayacak kadar yozlaşmış çıkarsa, o zaman cevabımız uluslararası bir yurttaş hareketine ihtiyacımız olduğudur” ifadesini kullandı. Kendisinin ve diğer panelistlerin medeniyeti yok oluşun eşiğine getirdiğini savunduğu “güçlü olan haklıdır” doktrininden uzaklaşılmasını isteyerek, “yeni bir güvenlik ve kalkınma mimarisi” uygulanmasını vurguladı.

Diplomasi

Ermenistan’da balık üreticileri ihracat krizi nedeniyle ayakta

Yayınlanma

Ermenistan’daki balık üreticileri, Rusya pazarının kapanması ve AB pazarına ihracatın henüz fiilen mümkün olmaması nedeniyle hükümet binası önünde protesto düzenledi. Ellerinde kalan 15 bin ton canlı balık ve Rusya sınırından dönen ürünler için vize başvurusunda bulunan üreticiler, acil destek talep ediyor.

Ermenistan’da faaliyet gösteren balık üreticileri, Rusya pazarının tamamen kapanması ve yeni açıldığı duyurulan Avrupa Birliği (AB) pazarına fiilen ihracat yapılamaması gerekçesiyle başkent Erivan’daki hükümet binası önünde protesto gösterisi başlattı.

Taleplerini iletmek üzere başbakan yardımcılarından biriyle görüşmek isteyen üreticiler, sektörün büyük bir çıkmaza girdiğini belirtiyor.

Ermenistan Balıkçılık Birliği Başkanı Gor Grigoryan, konuya ilişkin yaptığı açıklamada, AB pazarının kendileri için şu aşamada ulaşılamaz olduğunu kaydetti.

Grigoryan, “Elimizde şu anda 15 bin ton canlı balık stoğu var ve bu hacmin Avrupa pazarında eritilmesi gerçekçi değil. Ayrıca Rusya sınırından geri çevrilen ve soğuk hava depolarında bekletilen ürünlerimiz bulunuyor” dedi.

Yeni pazarlara açılma adımlarını olumlu bulduklarını ancak bu pazarlarda kalıcı olana kadar ayakta kalabilmek için devlet desteğine ihtiyaç duyduklarını belirten Grigoryan, Avrupa’daki tüketicilerin Ermenistan balığını hazırda beklemediğini ve bunun için titiz bir çalışma yürütülmesi gerektiğini vurguladı.

Grigoryan, bazı balıkçılık işletmelerinin 2025 yılında AB pazarına ihracat yapabilmek amacıyla başvuru gerçekleştirdiğini, fakat şu ana kadar herhangi bir tescil veya onay işleminin yapılmadığını aktardı.

Ermeni ihracatçıların uzun yıllar boyunca yaptıkları pazar analizleri sonucunda Rusya yönüne odaklandıklarını belirten birlik başkanı, bu ana rotanın artık tamamen kapalı olduğunu hatırlattı.

Rusya Federal Veterinerlik ve Bitki Sağlığı Gözetim Servisi (Rosselhoznadzor), haziran ayı başında Ermenistan’dan yapılan balık ve balık ürünleri ithalatına yönelik sertifikasyon işlemlerini geçici olarak askıya almış, 26 Haziran itibarıyla da kısıtlamaları sektörün tamamını kapsayacak şekilde genişletmişti.

Rusya Tüm Balıkçılık İşletmeleri, Girişimcileri ve İhracatçıları Birliği Başkanı German Zverev, Ermenistan’ın Rusya için önemli bir alabalık tedarikçisi olduğunu ancak bu kısıtlamaların Rusya içinde bir arz sıkıntısı yaratmayacağını belirtmişti. Zverev, Erivan için ise Rusya pazarının hayati önem taşıdığına dikkat çekmişti.

Buna karşın Ermenistan Ekonomi Bakanı Gevorg Papoyan, sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada, AB pazarının Ermeni balıklarına açıldığını ve Ermeni şirketlerin tarihte ilk kez AB ülkelerine balık ile balık ürünleri gönderme hakkı elde ettiğini duyurmuştu.

Ermenistan, son yıllarda AB ile yakınlaşma politikasını sürdürüyor. Ülke parlamentosu 2025 yılında Avrupa entegrasyon sürecini başlatan yasayı kabul etmiş olsa da hükümet yetkilileri, üyeliğin ülke ekonomisi için taşıdığı önem nedeniyle Avrasya Ekonomik Birliği’nden (AEB) şu aşamada çıkmayı planlamadıklarını defalarca yineledi. Başbakan Nikol Paşinyan ise AB üyeliğini stratejik bir hedef olarak tanımlamaya devam ediyor.

Ermenistan’ın Batı ile entegrasyon adımlarının hız kazanması, Moskova ile ilişkilerde soru işaretlerini beraberinde getirdi.

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Ermenistan tarafının AB ile AEB arasında bir an önce net bir seçim yapması gerektiğini belirterek, bu durumda “yumuşak ve medeni bir ayrılığın” mümkün olabileceğini ifade etmişti.

Mayıs ayında ise AEB üyesi Rusya, Belarus, Kazakistan ve Kırgızistan liderleri, Ermenistan’a AB ile birlik arasında seçim yapacağı bir referandumu gecikmeden düzenlemesi çağrısında bulunmuştu.

Rusya, son aylarda balık ürünlerinin yanı sıra Ermenistan’dan ithal edilen taze sebze, meyve, çiçek ve alkollü içecekler gibi diğer ürün gruplarına da çeşitli kısıtlamalar getirdi.

Rosselhoznadzor Başkanı Sergey Dankvert, bu kararların arkasında siyasi nedenler bulunmadığını, sorunun Ermenistan’daki üretim süreçlerindeki yapısal aksaklıklardan kaynaklandığını savundu.

Dankvert, ülkede çok sayıda küçük üretici bulunmasına rağmen etkin bir kooperatifleşme ve iç denetim mekanizmasının bulunmadığını işaret etti.

Avrupa Komisyonu ise Rusya’nın attığı bu adımları “ekonomik baskı” olarak nitelendirerek, Ermenistan için bir destek paketi hazırladıklarını ve Ermeni ürünlerinin Avrupa pazarına erişimini kolaylaştıracak önlemler üzerinde çalıştıklarını açıkladı.

Reuters’ın aktardığı resmi istatistiklere göre, 2025 yılında Ermenistan’ın dış ticaretinin yaklaşık yüzde 35’i Rusya ile gerçekleştirilirken, Avrupa Birliği’nin payı yüzde 11 civarında kaldı.

Okumaya Devam Et

Diplomasi

Panama ile Çin denizcilik anlaşmasını yeniliyor

Yayınlanma

Panama, Çin limanlarında kendi bandırasını taşıyan gemilere gümrük tarifelerinde öncelik ve bürokratik kolaylık sağlayan deniz taşımacılığı anlaşmasını yenilemek üzere Pekin yönetimiyle uzlaştı. Panama Dışişleri Bakanlığının resmi açıklamasıyla duyurulan gelişme, Panama Kanalı’ndaki iki limanın işletme hakkına sahip Hong Kong merkezli bir şirketin imtiyaz sözleşmesinin iptal edilmesinin ardından yaşanan gerilimi takip ediyor.

Panama hükümeti, Çin limanlarında Panama bandıralı gemilere çeşitli avantajlar sunan deniz taşımacılığı anlaşmasının yenilenmesi konusunda Çin yönetimiyle mutabakata varıldığını açıkladı.

Söz konusu uzlaşı, Panama Kanalı bünyesindeki iki limanın işletme imtiyazına sahip olan Hong Kong merkezli bir şirketin sözleşmesinin iptal edilmesini takiben, Panama bandıralı gemilerin Çin limanlarında daha sıkı denetimlerle karşı karşıya kaldığı yönündeki şikayetlerin ardından geldi.

Panama Dışişleri Bakanlığı tarafından yapılan yazılı açıklamada, geçen hafta Pekin’de gerçekleştirilen müzakerelerin ardından iki ülkenin “uzlaşıya vardığı” ve anlaşmanın “yenilenme prosedürlerinin başlatılacağı” ifade edildi.

Bu yıl süresi dolacak olan mevcut anlaşma, Çin limanlarında Panama bayrağı taşıyan gemilere yönelik gümrük tarifelerinde tercihli kolaylıklar ve daha sade bürokratik kurallar sunuyor.

Yerel basında çıkan haberlere göre, 2026 yılında yaklaşık 500 Panama gemisi Çin limanlarında denetlenmek üzere alıkonulmuştu.

Ancak Dışişleri Bakan Vekili Carlos Hoyos pazartesi günü yaptığı açıklamada, bu denetim sayılarının artık “tarihi seviyelere” geri döndüğünü belirtti.

Çin’in Panama gemilerine yönelik denetimleri sıkılaştırması, Orta Amerika ülkesindeki bir mahkemenin, kanal bünyesindeki iki terminali işleten Hong Kong merkezli CK Hutchison şirketinin iştiraki Panama Ports Company’nin sözleşmesini iptal etme kararının ardından yoğunlaşmıştı.

Öte yandan, ABD Başkanı Donald Trump, Panama Kanalı’nın Çin tarafından yönetildiği argümanıyla bu kritik su yolu üzerinde kontrol sağlama girişimlerinde bulunmuştu.

Buna karşın Panama Kanalı, Panama hükümetinden özerk olan bağımsız bir devlet kurumu tarafından idare ediliyor.

Okumaya Devam Et

Diplomasi

Ukrayna askeri komutasında idari kriz

Yayınlanma

Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy, eski Savunma Bakanı Mihaylo Fedorov’un hükümete dönmeyi reddetmesi üzerine askeri komuta kademesinde derinleşen bir krizle karşı karşıya kaldı. Financial Times’ın batılı yetkililere dayandırdığı habere göre, Kiev’e destek veren ülkeler orduda acilen istikrar sağlanmasını ve güvenilir isimlerin göreve getirilmesini talep ediyor.

Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy, eski Savunma Bakanı Mihaylo Fedorov’un hükümete geri dönmeyi kabul etmemesiyle birlikte askeri komuta kademesinde derinleşen bir krizle karşı karşıya.

Financial Times (FT) gazetesinin konuya vakıf kaynaklara dayandırdığı haberine göre, bu durum Zelenskiy’nin Genelkurmay Başkanı Oleksandr Sırskiy’nin geleceğine yönelik karar alma sürecini daha da zorlaştırıyor.

Ukrayna’ya destek veren batılı ortaklar, Zelenskiy yönetimine silahlı kuvvetlerle ilgili sorunları bir an önce çözüme kavuşturma çağrısı yaptı. Gazeteye konuşan batılı bir yetkili, “Biz sizin ana finansörünüzüz ve bize istikrar gerekiyor. Tanıdığımız, güvendiğimiz ve birlikte çalışabileceğimiz insanlara ihtiyacımız var” ifadesini kullandı.

Protestolar 16 şehre yayıldı

Fedorov’a destek amacıyla 16 Temmuz Perşembe günü Kiev’de başlayan protestolar en az 16 şehre yayıldı. Yaşanan bu süreç, Zelenskiy’nin Genelkurmay Başkanı Sırskiy ile ilgili kararsızlığını derinleştirdi.

FT, bu düzeyde bir askeri yöneticinin görevden alınmasının devletin savunma kabiliyetine zarar verme riski taşıdığını, ancak değişim taleplerinin yanıtsız bırakılmasının da Zelenskiy’nin halk desteğini daha fazla düşürebileceğini belirtiyor.

Ayrıca, Rusya ile yaşanan silahlı çatışma döneminde kariyer basamaklarını tırmanan genç subayların üst kademelerde görev alma talebi her geçen gün artıyor.

Gazeteye konuşan kaynaklar, bu yeni nesil komutanların muharebe sahasının değişen gerçeklerini ve yeni teknolojileri daha iyi kavradığını aktarıyor.

Zelenskiy’nin Fedorov’a geniş yetkiler sunmak istediği, ancak eski bakanın sadece Savunma Bakanlığı görevine dönmeye sıcak baktığı ifade ediliyor.

Ukrayna lideri, Fedorov’a doğrudan devlet başkanına bağlı çalışabileceği, savunmada inovasyon ve askeri reform süreçlerini denetleyebileceği Ulusal Güvenlik ve Savunma Konseyi (SNHB) bünyesinde bir pozisyon önerdi.

Bu formüle göre Fedorov, Savunma Bakanlığı ve ordunun idari yapısı dışında kalarak savunma teknolojileri programlarını yönetebilecek, uzun menzilli silah üretimini artırma çabalarını koordine edebilecek ve askeri sanayiye yabancı yatırım çekme görevini üstlenebilecekti.

Kaynaklar, Zelenskiy’nin Fedorov ile hafta sonu görüştüğünü ve istifasından bu yana kendisiyle neredeyse her gün temas halinde olduğunu belirtiyor. Devlet başkanının sunduğu diğer alternatif görevlerin tamamı da Fedorov tarafından geri çevrildi.

Kiev’deki bakan değişimi Berlin ve Brüksel’i sarstı

Sırskiy ve Fedorov arasındaki doktrin ayrılığı

Eski Savunma Bakanı Fedorov geçen hafta görevinden ayrılmış, yerine bu yılın başından beri Ukrayna Güvenlik Servisini (SBU) yöneten Yevgeniy Hmara atanmıştı.

İstifasının ardından Fedorov, Genelkurmay Başkanı Sırskiy’i yolsuzluk ve “stratejik öngörüsüzlükle” suçlayarak görevden alınması çağrısı yapmıştı. Fedorov ayrıca, genelkurmay başkanının Zelenskiy’e bir “ültimatom” vererek kendisinin görevden alınmasını talep ettiğini öne sürmüştü.

FT’nin analizine göre iki isim arasında ciddi bir askeri doktrin ayrılığı bulunuyor. Sırskiy ordunun “mümkün olduğunca uzun süre mevzilerini koruması ve daha fazla insanı seferber etmesi” gerektiği yönündeki yaklaşıma dayanırken, Fedorov askeri yapıda teknolojik inovasyonların uygulanmasını, robotik sistemlerin ve insansız hava araçlarının kullanımına öncelik verilmesini ve ordunun genel bir reform sürecinden geçirilmesini savunuyordu.

Ukrayna merkezli Insider.ua internet sitesi ve gazeteci Vitaliy Glagola, 20 Temmuz’da devlet başkanlığı ofisi ile savunma bakanlığındaki kaynaklarına dayanarak Sırskiy’nin o gün görevden alınacağını iddia etmişti.

Ukrayna Silahlı Kuvvetleri Genelkurmay Başkanlığı ise daha sonra yaptığı açıklamada generalin görevden alındığı yönündeki iddiaların gerçeği yansıtmadığını ve Sırskiy’nin görevine devam ettiğini duyurmuştu.

Ukrayna’da kabine revizyonu: Savunma Bakanı Fedorov görevden alındı

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English