Diplomasi
Schiller Enstitüsü’nden küresel nükleer savaş uyarısı ve yeni güvenlik mimarisi çağrısı

Dün, Executive Intelligence Review (EIR) ve Schiller Enstitüsü, “Epstein ve elitlerin dipsiz ahlaki çöküşü: Kültürel bir rönesansa acil ihtiyaç” başlıklı acil bir uluslararası çevrim içi forum düzenledi. Uluslararası akademisyenler, eski yasa koyucular ve analistlerden oluşan çeşitli bir heyeti bir araya getiren etkinlik, konuşmacıların Batılı siyasi elitlerin ahlaki ve kurumsal iflası olarak nitelediği durumun tetiklediği, termonükleer çatışmanın eşiğindeki küresel düzenin vahim bir portresini çizdi.
EIR temsilcilerinin moderatörlüğünde gerçekleşen forum, mevcut küresel krizin gelip geçici “gündem maddeleri” yerine uzun vadeli tarihsel süreçler merceğinden anlaşılması gerektiğine dair acil bir değerlendirmeyle başladı. Tartışmanın merkezinde, katılımcıların üçüncü dünya savaşının potansiyel bir tetikleyicisi olarak tanımladığı, ABD, İsrail ve İran’ı içeren son askeri gerilim yer aldı.
“Tarih yazmanın, tarihte bir dönüm noktası oluşturmanın zamanı geldi”
Forum, yaklaşık yirmi yıl önce oluşturulan jeopolitik stratejilere dair bir retrospektifle açıldı. Organizatörler, 11 Eylül 2001 terör saldırılarının hemen ardından ABD ordusunun “beş yıl içinde yedi ülkeyi saf dışı bırakma” hedefini benimsediğini öne süren Amerikalı General Wesley Clark’ın 2007’deki ifşaatını hatırlattı; bu listede Irak, Lübnan, Somali, Sudan, Libya, Suriye ve İran yer alıyordu.
Katılımcılara, merhum ekonomist ve devlet adamı Lyndon LaRouche’un 2007’deki bir konuşması dinletildi. LaRouche o dönemde şu uyarıda bulunmuştu: “Tarih yazmanın, tarihte bir dönüm noktası oluşturmanın zamanı geldi çünkü başka bir alternatif yok.” LaRouche, dünya parasal finansal sisteminin dağılma sürecinde olduğu ve İran ile savaşın “İkinci Dünya Savaşı’nın farklı bir biçimini” temsil edeceği konusunda uyarıda bulunmuş, mevcut ABD siyasi kurumlarının yaşanan çöküşü yönetmekten aciz olduğunu savunmuştu.
Uluslararası Schiller Enstitüsü’nün kurucusu ve başkanı ve Executive Intelligence Review’un genel yayın yönetmeni Helga Zepp-LaRouche, paneli açarken “Üçüncü Dünya Savaşı’nın başlamış olması ihtimalden öte” uyarısında bulundu.
Zepp-LaRouche, “Amerika Birleşik Devletleri’nin İran İslam Cumhuriyeti’ne yönelik kışkırtılmamış saldırısıyla, kısa sürede küresel bir nükleer savaşa dönüşebilecek bir tırmanış sarmalına girdik” ifadesini kullandı. Pentagon’un saldırı öncesinde ABD Kongresi’ni, İran’ın ABD’ye ilk saldırma niyetinde olduğuna dair hiçbir kanıt bulunmadığı konusunda bilgilendirdiğine dair haberlere atıfta bulundu.
Zepp-LaRouche, son düşmanlıkların İran’ın nükleer kapasitesine dair uydurma istihbarata dayandığını savunarak, 2003 Irak işgaliyle paralellikler kurdu. “ABD’nin İran’a saldırısı, 2003’te Irak’a yönelik ABD saldırısının bir tekrarı. O dönemde, sürecin aktif katılımcılarının ifadeleriyle yüzde yüz belgelendiği üzere, ABD’li tüm yetkililer, Saddam Hüseyin’in kitle imha silahlarına sahip olmadığını ve Irak’tan diğer ülkelere yönelik bir tehdit olmadığını önceden biliyordu” diye konuştu.
Kurumsal çürüme, “orman kanunları”, ahlaki yozlaşma
Şanghay Fudan Üniversitesi Çin Enstitüsü Direktörü Profesör Zhang Weiwei, Ortadoğu’daki çatışmalardan Epstein dosyalarına ve iç toplumsal bölünmelere kadar mevcut küresel krizlerin temelde birbiriyle bağlantılı olduğunu savundu.
Zhang, “Bana göre bunlar aslında derinden bağlantılı. İnsan vicdanının sınırlarına, barış ve adaletin temellerine, uluslararası hukuka ve temel insan haklarına meydan okudular” dedi.
Zhang, bu krizlerin gücün halktan kopmasının, “orman kanunu” uygulamasının ve Batılı elitler arasındaki yaygın ahlaki yozlaşmanın “kaçınılmaz sonucu” olduğunu öne sürdü. “ABD’de ve diğer birçok ülkede uygulanan Batılı demokratik model derin bir yapısal krizin içinde; kötü liderlik, yönetim beceriksizliği ve ahlaki çöküşle damgalanmış bir kurumsal dejenerasyon ve yönetişim başarısızlığı krizi” ifadelerini kullandı.
Bölgesel perspektifler: Brezilya, Hindistan ve Küresel Güney
Federal Rio de Janeiro Üniversitesi’nden Profesör Beatrice Bisio, durumun Latin Amerika ve BRICS ülkeleri için taşıdığı ciddiyete vurgu yaptı. İran’a yönelik saldırganlığı tüm BRICS bloğuna yönelik bir saldırı olarak tanımladı.
Bisio, “Meselenin gerçeği şudur ki, İran’a yönelik saldırganlık -bunu anlamamız gerekiyor- BRICS ulusuna karşı yapılmış bir saldırıdır” dedi. Bu bölgesel istikrarsızlığın ağır sonuçlarına dikkat çekerek, “Monroe Doktrini’nin güncel versiyonu… burada, bizim bölgemizde yankı buluyor” savunmasını yaptı. Sivil toplumun diplomasiye dönüş talep etmesi için kitlesel bir seferberlik çağrısında bulundu.
Yeni Delhi JNU Çin ve Güneydoğu Asya Çalışmaları Merkezi eski Direktörü Profesör B.R. Deepak, “medeniyetler diyaloğu” gerekliliğine odaklandı. Samuel Huntington tarafından ortaya atılan “medeniyetler çatışması” tezini reddederek, tarihin medeniyetlerin izolasyonla değil, karşılıklı öğrenmeyle kalkındığını kanıtladığını belirtti.
Deepak, “Jeopolitik gerilimin uluslararası istikrarı tehdit ettiği bir dönemde, geçmişteki medeniyetler diyaloğu örneği, kültürler arası işbirliğinin sadece mümkün değil, aynı zamanda zorunlu olduğunu bize hatırlatıyor” diye vurguladı.
ABD’deki yasama ve ekonomik kriz
1997-2013 yılları arasında görev yapan eski ABD Kongre Üyesi Dennis Kucinich, Amerikan dış politikasına yönelik sert bir eleştiride bulunarak, çatışmayı “isteğe bağlı bir savaş” olarak tanımladı.
Kucinich, “Bu, uzun süredir devam eden kolonyal zihniyetin bir başka ifadesi ve şu anda ABD’deki bazı liderlerimizi meşgul eden bir tür megalomaniye bağlı” dedi. ABD Kongresi’ni Savaş Yetkileri Yasası’nı kullanmaya veya yürütme organının denetimsiz askeri eylemlerini durdurmak için görevden alma sürecini başlatmaya çağırdı. “ABD Kongresi sadece Savaş Yetkileri Yasası ile ilerlemekle kalmamalı, bu kesinlikle görevden alma için bir nedendir” diye ekledi.
Pekin Renmin Üniversitesi Küresel Yönetişim ve Kalkınma Enstitüsü’nden Profesör Ding Yifan, odağı mevcut ABD politikasının ekonomik yansımalarına çevirdi. Ding, ABD’nin 2008 mali krizine benzer veya ondan daha kötü bir ekonomik çöküş riskiyle karşı karşıya olduğunu savundu.
Ding, “ABD ekonomisi bir krizin eşiğinde… çünkü New York borsası bu yapay zeka şirketlerine büyük ölçüde güveniyordu” açıklamasını yaptı. Fonların askeri eylemlere kaydırılmasının “balonu patlatacağını” ve ekonomik daralmaya zorlayacağını konusunda uyardı. Ayrıca, Trump yönetimi tarafından uygulanan korumacı gümrük vergilerinin yerli üretimi korumakta başarısız olduğunu, bunun yerine küresel tedarik zincirleri boyunca maliyetleri artırarak küçük ve orta ölçekli işletmeler arasında yaygın iflaslara yol açtığını kaydetti.
Batı’nın çöküşü
Hintli yazar ve güvenlik analisti Namit Verma, panelin başlığında yer alan Epstein skandalını ele alarak, bunu sadece bir ceza davası olarak değil, elit şantajı ve uluslararası yönetişimin altını oyma mekanizması olarak çerçeveledi.
Verma, “Epstein skandalı… Amerikan yönetişiminin çöküşünün bir temsilidir” iddiasında bulundu. Skandalın, Birleşmiş Milletler’in manipülasyonu ve diplomatik bağımsızlığın erozyonu ile ayrılmaz bir şekilde bağlantılı olduğunu öne sürdü. Verma, “Katılımcı ülkelerin tüm tam yetkili temsilcilerinin ve diğer önemli temsilcilerinin bireysel yolsuzluğu, bugün CIA’in ustası olduğu bir araçtır” dedi.
Forumda ayrıca Afrika’dan gençlik ve güvenlik temsilcileri de söz aldı. Uganda’dan 25 yaşındaki Timothy Nimsilma, oligarşik kontrolün tehlikelerinden bahsetti. “Güç bir avuç insanın elinde aşırı yoğunlaşırsa, sistem sonunda çürür” dedi. Güney Afrika’dan güvenlik uzmanı Kwame Amua, “liderliğin düşüşüne” ve küresel yönetişimdeki ahlaki pusula eksikliğine vurgu yaptı.
Yeni bir paradigma çağrısı
Forum, küresel paradigmada acil bir değişim çağrısıyla sona erdi. Minnesota’da yaşayan 96 yaşındaki Katolik rahip ve savaş karşıtı aktivist Peder Harry Bury, “aktif şiddet karşıtlığı” ve kalkınma odaklı barış inşası için tutkulu bir argüman sundu.
Bury, “Barışı sağlamanın yolu, tüm ulusların ihtiyaç duyduklarını eşit şekilde alabilmeleridir” diyerek, Ortadoğu’da altyapı ve kaynakların karşılıklı gelişimi yoluyla barışı teşvik etmeyi amaçlayan “Vaha Planı”nı anımsattı: “Bunu hemen uygulamaya koymamız gerekiyor. Mesele, farklı düşünmekte yatıyor.”
Helga Zepp-LaRouche, kapanış konuşmasında, insanlığın çıkarlarını dar jeopolitik veya milliyetçi hırsların üzerinde tutan bir “uluslararası yurttaş hareketi” oluşturulması çağrısında bulunarak son bir eylem çağrısı yaptı.
Zepp-LaRouche, “Eğer hükümetler başarısız olursa, eğer kurumlar insanlığın bir bütün olarak acil öz çıkarını ele alamayacak kadar yozlaşmış çıkarsa, o zaman cevabımız uluslararası bir yurttaş hareketine ihtiyacımız olduğudur” ifadesini kullandı. Kendisinin ve diğer panelistlerin medeniyeti yok oluşun eşiğine getirdiğini savunduğu “güçlü olan haklıdır” doktrininden uzaklaşılmasını isteyerek, “yeni bir güvenlik ve kalkınma mimarisi” uygulanmasını vurguladı.
Diplomasi
Xi, Trump ve Putin için APEC’te üçlü zirve girişimi

ABD, Rusya ve Çin, 18-19 Kasım tarihlerindeki APEC Zirvesi marjında Xi Jinping, Donald Trump ve Vladimir Putin arasında ilk kez üçlü bir liderler görüşmesi gerçekleştirmeyi müzakere ediyor. Washington ve Moskova temas konusunda ısrarcı davranırken, Ukrayna ve nükleer denetim başlıklarındaki görüş ayrılıkları nedeniyle Pekin henüz nihai kararını vermedi.
ABD, Rusya ve Çin’den üst düzey yetkililer, 18-19 Kasım tarihlerinde Çin’in Shenzhen kentinde düzenlenecek Asya-Pasifik Ekonomik İşbirliği (APEC) Zirvesi marjında Xi Jinping, Donald Trump ve Vladimir Putin arasında üçlü bir liderler zirvesi olasılığını ele alıyor.
Financial Times’a (FT) konuşan ve üç başkentteki temaslara vakıf kaynaklar, son iki haftadır devlet başkanları düzeyindeki ilk üçlü buluşmanın organizasyonuna dair ciddi görüşmeler yürütüldüğünü kaydetti.
APEC Zirvesi’ne katılması ve Çin Devlet Başkanı Xi ile bir araya gelmesi planlanan Trump, bir süre önce Putin’in de bu temasa dahil edilmesi fikrini gündeme getirmişti.
Ancak FT’nin kaynakları, ev sahibi Pekin’in zirvenin yapılıp yapılmayacağına ilişkin henüz kesin bir karar vermediğini aktardı.
Almanya Cumhurbaşkanı Frank-Walter Steinmeier de pazar günü yaptığı açıklamada, geçen haftaki görüşmelerinde olası üçlü zirveyi sorduğunda Xi’nin şaşkınlık yaşadığı izlenimi edindiğini bildirdi. Steinmeier, Çin liderinin bu söylentilerin nereden çıktığını sorduğunu aktardı.
Diplomatik temasların doğrudan üçlü formatta mı yürütüldüğü, yoksa ev sahibi Pekin’in Moskova ve Washington ile ayrı ayrı mı istişarelerde bulunduğu netlik kazanmadı.
Müzakerelerin seyrine yakın bir kaynak, ABD ve Rusya’nın Çin’in görüşmeyi kabul etmesi yönünde ısrarcı olduğunu ifade etti.
Zirvenin gerçekleşmesinin önündeki temel engellerden birini ortak bir gündem belirlenememesi oluşturuyor. Steinmeier’in aktardığına göre Şi, Ukrayna’daki savaşı ele almak üzere üçlü bir toplantı planı olmadığını belirtti.
Xi, söz konusu çatışmanın bir Avrupa meselesi niteliği taşıması nedeniyle Avrupalı tarafların müzakere masasında yer alması gerektiğini dile getirdi.
Moskova ise Avrupalı temsilcilerin bu tür görüşmelere katılmasına karşı çıkıyor. Rusya Devlet Başkanı Yardımcısı Yuriy Uşakov, ekim ayı sonunda yaptığı açıklamada, kasım ayında Birleşik Arap Emirlikleri’nde Ukrayna konusunda yapılması planlanan müzakerelerde Avrupalıların yer almayacağını belirterek “Kimse onları müzakere masasına davet etme niyetinde değil.” demişti.
Moskova’nın tutumunu bilen bir kaynak ise FT’ye, Shenzhen’de bir araya gelinmesi durumunda dahi Rusya’nın Ukrayna başlığında somut bir ilerleme beklemediğini savundu. Kaynak, Rusya’nın Çin’i krizin çözümünde öncü rol üstlenmek istememekle, çözüme yaklaşıldığı anda ise barış yapıcısı rolünü sahiplenmeyi hedeflemekle değerlendirdiğini ileri sürdü.
Diğer taraftan Trump, Pekin’in nükleer cephaneliğini hızla büyüttüğü gerekçesiyle nükleer silahların denetimi konusunu ele almak istediğini aktardı.
ABD ile Rusya arasındaki nükleer silah sınırlandırma anlaşmalarının süreleri de dolmuş durumda.
George W. Bush yönetiminde Asya konularında başdanışmanlık yapan Dennis Wilder, Çin yönetiminin on yıllardır bu konuyu müzakere etmeyi reddettiğine işaret ederek şöyle konuştu:
“Xi, üçlü bir toplantının gerçekleşmesini uluslararası arenadaki liderlik rolünü gösteren şahsi bir başarı olarak değerlendirebilir. APEC Zirvesi’nin kendi hedefleri oldukça mütevazı ve zirveden büyük sonuçlar beklemek pek olası değil.”
Pekin’in Ortadoğu diplomasisi hız kazandı
FT, olası zirvede İran dosyasının gündeme gelip gelmeyeceğinin henüz netleşmediğini bildirdi.
The Washington Post’un aktardığına göre ise Pekin, Ortadoğu’daki gerilimin düşürülmesi için diplomatik temaslarını yoğunlaştırdı.
Pazartesi günü Xi, ABD ile İran arasındaki müzakerelerde arabuluculuk yürüten Umman Sultanı’nı ağırladı.
Temas, iki ülke arasındaki 48 yıllık diplomatik ilişkilerde bir Umman devlet başkanının Pekin’e gerçekleştirdiği ilk ziyaret oldu.
Çin Dışişleri Bakanı Wang Yi de İran ve Suudi Arabistan temsilcileriyle görüşmeler yaptı. Çin Dışişleri Bakanlığı, bölgedeki yedi ülkeye üç üst düzey temsilcinin gönderileceği bir diplomatik hamle başlatıldığını duyurdu.
Görüşmelerin ardından yapılan resmi açıklamalarda Pekin’in Ortadoğu’da acil bir gerilimi düşürme sürecini ve bölgesel güvenlikte daha etkin rol almayı hedeflediği vurgulandı.
Demokrasileri Savunma Vakfı’nın Çin programı direktörü Craig Singleton, Pekin’in zamanlamasına ilişkin olarak, “Trump yeniden İran’ı tehdit ediyor, Körfez ülkeleri yeni bir gerilimden endişe duyuyor ve Riyad, Tahran’ı frenlemesi için Çin’den ilişkilerini devreye sokmasını talep etti.” değerlendirmesini yaptı.
Üçlü zirve ihtimaline ilişkin Çin Dışişleri Bakanlığı, FT’ye yaptığı açıklamada Pekin’in “Çin ve Rusya devlet başkanları arasındaki görüşmeye dair ilgili taraflarla temas halinde olduğunu” bildirdi ancak Trump’a değinmedi. Beyaz Saray konuya dair henüz bir yorum yapmadı.
Kremlin Sözcüsü Dmitriy Peskov ise FT’ye yaptığı açıklamada, “Böyle bir görüşmenin organize edilmesine yönelik çalışmalar yürütülüyor.” dedi.
Diplomasi
Kiev’de gizli gözaltı merkezi: İşkence gören askerler hastaneye kaldırıldı

Kiev yakınlarında seferberlik personelinin alıkonulduğu ve işkenceye maruz kaldığı belirtilen bir binaya baskın düzenlendi. Olay yerinde dört yaralı asker hastaneye sevk edilirken, Cumhurbaşkanlığı Ofis Başkanı Kirill Budanov benzer tesislerin varlığını teyit etti ve resmi soruşturma başlatıldı.
Ukrayna’nın başkenti Kiev yakınlarındaki Petropavlovskaya Borşçagovka banliyösünde, seferberlik kapsamında askere alınanlar ile firar şüphelilerinin tutulduğu iddia edilen bir binaya protestocular baskın girişiminde bulundu.
Askerlere işkence yapıldığı ve tıbbi yardımın engellendiği iddialarıyla başlayan olaylar arbedeye dönüştü.
Yaşanan gelişmeler üzerine Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy’nin Ofis Başkanı Kirill Budanov dahil olmak üzere üst düzey yetkililer olay yerine gitti.
Sosyal medyada yayılan ve Ukrayna basınında yer alan görüntülerde, göstericilerin müstakil bir evin kapılarını zorladığı, kimliği belirsiz kişilerle arbede yaşandığı ve sağlık görevlilerinin içeri girmesinin ardından yaralı askerlerin binadan çıkarıldığı görüldü.
Olaylar, binanın bodrum katında silahlı kişilerin yaklaşık 40 kişiyi alıkoyduğu, bu kişileri darbettiği ve yakınlarıyla iletişim kurmalarını engellediği yönündeki iddiaların yayılmasıyla başladı.
İlk haberlerde içeride en az bir kişinin öldüğü ileri sürülse de polis daha sonra can kaybı yaşandığını yalanladı.
Tutulan kişilerin yakınlarının da aralarında yer aldığı onlarca kişi bina önünde toplanarak görüş izni karşılığında rüşvet istendiğini öne sürdü.
Özel bir ambulansın tıbbi müdahale için adrese gelmesi ancak sağlık personeline başlangıçta izin verilmemesi gerginliği tırmandırdı; polis de personelin ilk anda içeri alınmadığını kabul etti.
Görgü tanıklarının aktardığına göre göstericilerin kapıları zorlaması üzerine içerideki kişiler kalabalığa gaz sıktı. Bir polis memuru eşliğinde içeri giren kadın sağlık görevlisi, binada 25 ila 30 kişinin bulunduğunu, durumu ağır dört askerin hastaneye kaldırılması gerektiğini açıkladı.
Vücutlarında darp ve yara izleri görülen bu dört kişi tedaviye götürüldü. Yaralılardan birinin omurgasında ciddi bir rahatsızlık olduğu bildirilirken, yaralanmaların nedeni ve boyutu netlik kazanmadı.
Olay yerindeki videolara göre binadan çıkarılanlar arasında 14 yaşında bir çocuğun da yer aldığı iddia edildi, ancak çocuğun durumu ve gözaltında olup olmadığı teyit edilemedi.
“Biz işkence yapmıyoruz, birlik kuruyoruz”
Kiev bölge polisi, yasa dışı gözaltı ve ölüm iddialarının gerçeği yansıtmadığını belirterek kamuoyuna resmi açıklamaları takip etme çağrısında bulundu.
Olay yerine gelen Ukrayna Ulusal Muhafız Komutanı Aleksandr Pivnenko ise kalabalığa hitap ederek binanın eğitim merkezlerine sevk edilmeyi bekleyen seferberlik personeli için geçici bir barınma ve kabul noktası olduğunu savundu.
Pivnenko, UNIAN haber ajansına yaptığı açıklamada, “Biz işkence yapmıyoruz, birlik kuruyoruz.” dedi.
Pivnenko, hastaneye sevk edilen dört kişinin birliklerinden firar ettikten sonra yakalandığını kaydetti.
Ulusal Muhafızlar bünyesindeki neo-Nazi Azov Taburu tesisin kendi unsurlarından birine ait olduğunu doğruladı.
Dört askerin yaralandığını kabul eden Azov yetkilileri, sistematik kötü muamele iddialarını reddetti ve yasa dışı bir şiddetin tespiti halinde gereken adımların atılacağını duyurdu.
Benzer tesislerin varlığı kabul edildi
Zelenskiy’nin Ofis Başkanı ve eski Askeri İstihbarat Başkanı Kirill Budanov da bölgeye gelerek incelemelerde bulundu.
Bazı hasta yakınlarının içeri girmesine ve içeridekilerle görüşmesine izin verildiğini belirten Budanov, müfettişlerin koşulları incelediğini bildirdi.
Budanov, Ukrayna’da “benzer birçok tesisin” yer aldığını kabul ederek bunların işleyişine ilişkin soruşturma başlatılacağını açıkladı.
Budanov’un müdahalesine rağmen gerginlik sona ermedi. Sivil giyimli kimliği belirsiz kişilerin göstericilere saldırmasıyla çatışmalar çıktı.
UNIAN muhabirinin karnına tekme atıldığı bildirilirken, başından yaralanan bir kişinin Budanov’a başvurduğu görüntülere yansıdı; Budanov yaralıya polise başvurmasını söyledi. Çatışmalar sırasında bina çevresinde silah sesleri duyulduğu öne sürüldü.
Hromadske muhabirleri ise askerleri tahliye etmek için getirilen bir otobüsün çevresinde kavgalar çıktığını aktardı.
Yetkililer kalan askerleri nakletmek isterken arbede yeniden şiddetlendi. Budanov, 14 askerin hastaneye sevk edilmesi gerektiğini belirterek göstericileri otobüsü engelleyip devirmeye çalışmakla suçladı.
Gösteriyi yasa dışı bir sokak eylemi olarak nitelendiren Budanov, kalabalığa dağılma çağrısında bulundu.
Ukrayna İçişleri Bakanlığı olayla ilgili resmi soruşturma başlatıldığını, Devlet Soruşturma Bürosu ile Askeri Ombudsmanlığın sürece dahil olduğunu bildirdi.
Askeri Ombudsman Olga Reşetilova, Ulusal Muhafız Komutanlığı ile ortak inceleme yürüttüklerini ve askerlerin tıbbi yardım aldığını duyurdu.
Uluslararası insan hakları örgütleri, 2014 yılındaki Meydan olayları ve Donbass’taki çatışmaların başlangıcından bu yana Ukrayna’daki gizli gözaltı merkezlerini belgelemişti.
Uluslararası Af Örgütü ve İnsan Hakları İzleme Örgütü’nün 2016 tarihli ortak raporunda, Ukrayna Güvenlik Servisi (SBU) ile milliyetçi gönüllü birliklerin işlettiği gizli merkezlerde yargısız alıkoyma ve işkence vakalarına dikkat çekilmişti. Yetkililer ise izinsiz merkezlerin varlığını reddetmişti.
Son olaylar, zorunlu asker alım uygulamaları ve cepheden kaçış tartışmalarının yoğunlaştığı bir dönemde gerçekleşti.
Ukraynalı milletvekili Aleksandr Fediyenko, ekim ayında yaptığı açıklamada birliklerini terk eden asker sayısının kesin olarak bilinmemekle birlikte 500 bine kadar ulaşabileceğini tahmin etmişti.
Diplomasi
ABD, Ukrayna garantileri için Avrupa ve NATO ile masaya oturuyor

ABD yönetimi, Ukrayna’ya verilecek güvenlik garantileri ve savaş sonrası planları görüşmek üzere Brüksel’de Avrupalı müttefikleriyle bir araya geleceğini duyururken üçlü müzakerelerin 10-11 Kasım’da Abu Dabi’de yapılacağını açıkladı. Washington diğer taraftan NATO müttefiklerinden PURL silah tedarik mekanizmasına sağladıkları mali katkıyı artırmalarını talep etmeye hazırlanıyor.
ABD Başkanı’nın Özel Temsilcisi Steve Witkoff, Ukrayna’ya yönelik güvenlik garantilerini ve ülkenin yeniden inşasını ele almak üzere Brüksel’de Avrupalı müttefikler, Avrupa Birliği ve NATO temsilcileriyle bir araya geleceklerini duyurdu.
Witkoff, X sosyal medya platformundan yaptığı açıklamada, ABD’li müzakerecilerin bu hafta Brüksel’de Fransa, Almanya, İngiltere, AB ve NATO yetkilileriyle görüşeceğini kaydetti.
Özel Temsilci, tarafların Ukrayna için güvenlik garantilerini, “Avrupa’da savaş sonrası güvenlik mimarisini” ve ülkenin yeniden inşasını destekleyecek ekonomik imkanları müzakere edeceğini belirtti.
Witkoff, Brüksel’deki görüşmelerin net takvimine ilişkin ayrıntı vermedi.
ABD Temsilcisi, öte yandan ABD, Rusya ve Ukrayna arasındaki üçlü müzakerelerin 10-11 Kasım tarihlerinde Abu Dabi’de yapılacağını açıkladı.
Daha önce söz konusu zirvenin tarihi kamuoyuyla paylaşılmamıştı.
Öte yandan ABD’li yetkili Marco Rubio, Washington’ın Ukrayna konusunda müzakereler yoluyla hızlı bir çözüme ulaşılmasını beklemediğini dile getirdi.
Olası bir barış mutabakatı kapsamında her iki ülke için güvenlik garantileri daha önce de tartışma konusu olmuştu.
Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy, şubat ayında yaptığı değerlendirmede, Kiev için sağlanacak güvenilir garantileri barışa ulaşmanın “tek gerçek temeli” olarak nitelendirmişti.
Rusya Dışişleri Bakan Yardımcısı Aleksandr Gruşko ise Moskova’nın güvenlik çıkarları gözetilmeden bir anlaşmaya varılmasının imkansız olduğunu savunmuştu.
Gruşko, bu garantilerin şartları arasında Ukrayna’nın NATO’ya katılmaktan vazgeçmesinin, ülke topraklarında yabancı birliklerin konuşlandırılmamasının ve Kiev’in Rusya’ya tehdit oluşturmama taahhüdünün yer alması gerektiğini belirtti.
Rus diplomat, Moskova’nın Avrupalı ülkelerle karşılıklı güvenlik garantilerini hukuki olarak kayıt altına almaya hazır olduğunu da sözlerine ekledi.
Bu konudaki temaslar, Rusya ve Ukrayna’nın ABD yönetimiyle yürüttüğü görüşmeler ve yeni tur üçlü müzakere hazırlıkları kapsamında ekim ayının ikinci yarısında yeniden hareketlendi.
Zelenskiy, Ukrayna, Avrupa ülkeleri ve ABD temsilcilerinin Oslo’da gerçekleştirdiği toplantıda güvenlik garantileri konusunun gündeme geldiğini duyurmuştu.
Ukrayna lideri, toplantıda NATO’nun kolektif savunmaya dair 5. maddesine benzer mekanizmaların değerlendirildiğini aktarmıştı.
Financial Times gazetesi de daha sonra yayımladığı haberde, Ukraynalı liderin gelecekteki bir anlaşma kapsamında Rusya’nın güvenlik garantilerine yönelik taleplerinin müzakere edilmesine ilk kez yeşil ışık yaktığını yazmıştı.
ABD müttefiklerden PURL katkısını artırmasını istiyor
Diplomatik temasların yanı sıra ABD, Ukrayna’ya silah alımını sağlayan PURL programına NATO müttefiklerinin sağladığı katkıyı artırmayı planlıyor.
Bloomberg’in konuya yakın kaynaklara dayandırdığı haberine göre Washington, müttefiklere ek kaynak talebini kasım ayı içinde iletebilir.
Açılımı “Ukrayna’nın Öncelikli İhtiyaçları Listesi” olan PURL mekanizması, ABD ve NATO tarafından Temmuz 2025’te devreye sokuldu.
Bu sistemde NATO müttefikleri ile ortakları ABD’den temin edilecek silah ve mühimmatın finansmanını karşılıyor; NATO ise Ukrayna’nın önceliklerine göre yardım paketlerini koordine ederek sevkiyatı yönetiyor.
Business Insider, Ukrayna’nın hava savunma sistemleri için kullanılan Patriot füzeleri de dahil olmak üzere önleme mühimmatının büyük bölümünün bu mekanizma üzerinden sevk edildiğine dikkat çekiyor.
NATO, ekim ayında müttefiklerin Destek ve Tedarik Ajansı (NSPA) üzerinden Ukrayna’nın silah, mühimmat ve askeri teçhizat alım imkanlarını genişletmişti.
NSPA Operasyon Destek Direktörü Jacqueline Borsboom, bu yeni mekanizmanın teslimatları hızlandıracağını ve maliyetleri düşüreceğini kaydetti.
Düzenleme sayesinde Kiev, belirli parti silah ve diğer tedarik kalemleri için doğrudan NSPA’yı yetkilendirebilecek.
Buna karşın ABD silahlarının sevkiyatında yaşanan gecikmeler, mevcut yardım mekanizmalarının işleyişine dair soru işaretlerini beraberinde getirdi.
Zelenskiy, Patriot ve NASAMS hava savunma sistemlerine ait füzelerin onaylanması için Kiev’in yaklaşık bir aydır beklediğini ifade etti.
Pentagon ise yanıt olarak ABD politikasının değişmediğini, PURL programının “herhangi bir değişiklik olmaksızın uygulanmaya devam ettiğini” bildirdi.
Bunun yanı sıra Avrupalı müttefikler, ABD’deki ara seçimlerin ardından Washington’ın Ukrayna’ya sağladığı desteğin riske girmesinden endişe duyuyor.
Politico’nun 2 Kasım’da NATO diplomatlarına dayandırdığı haberine göre, Cumhuriyetçilerin yenilgisi halinde Donald Trump’ın ittifak üzerindeki baskıyı artırabileceği kaydediliyor.
Haberde Trump’ın Avrupa’daki Amerikan askeri varlığını azaltabileceği, ABD’nin NATO bütçesine katkısını düşürebileceği ve PURL programını sınırlayabileceği aktarılıyor.
Avrupa ülkelerinin ise hava savunma sistemleri ve istihbarat desteği de dahil olmak üzere Amerikan askeri kaynaklarının olası kesintisini telafi etmekte zorlanacağı vurgulanıyor.
Diplomasi1 hafta önce“Küresel Britanya” ve Kürt Reçetesinin İzleri
Dünya Basını2 hafta önceProf. Wolff: Batı sömürgeciliğin sonuna geldiğini inkar ediyor
Görüş2 hafta önceFransa sokaklarında kaos ve hesaplaşma
Söyleşi2 hafta önce“AfD, Alman büyük sermayesindeki iç çelişkinin bir ifadesi”
Dünya Basını2 hafta önceAmerika inkâr girdabında: Üç düşünürden sistemin çöküşüne dair uyarılar
Dünya Basını2 hafta önce“Tescilli aşırı sağcı”: Alman parti sisteminin bumerangı
Asya1 hafta önceMao gafı krize yol açtı: Mbappe özür diledi, Çin’de boykot başladı
Asya2 hafta önceÇinli matematikçi Sun çözülmemiş bin hipotez için ödül koydu







