Bizi Takip Edin

Diplomasi

Schiller Enstitüsü’nden küresel nükleer savaş uyarısı ve yeni güvenlik mimarisi çağrısı

Yayınlanma

Dün, Executive Intelligence Review (EIR) ve Schiller Enstitüsü, “Epstein ve elitlerin dipsiz ahlaki çöküşü: Kültürel bir rönesansa acil ihtiyaç” başlıklı acil bir uluslararası çevrim içi forum düzenledi. Uluslararası akademisyenler, eski yasa koyucular ve analistlerden oluşan çeşitli bir heyeti bir araya getiren etkinlik, konuşmacıların Batılı siyasi elitlerin ahlaki ve kurumsal iflası olarak nitelediği durumun tetiklediği, termonükleer çatışmanın eşiğindeki küresel düzenin vahim bir portresini çizdi.

EIR temsilcilerinin moderatörlüğünde gerçekleşen forum, mevcut küresel krizin gelip geçici “gündem maddeleri” yerine uzun vadeli tarihsel süreçler merceğinden anlaşılması gerektiğine dair acil bir değerlendirmeyle başladı. Tartışmanın merkezinde, katılımcıların üçüncü dünya savaşının potansiyel bir tetikleyicisi olarak tanımladığı, ABD, İsrail ve İran’ı içeren son askeri gerilim yer aldı.

“Tarih yazmanın, tarihte bir dönüm noktası oluşturmanın zamanı geldi”

Forum, yaklaşık yirmi yıl önce oluşturulan jeopolitik stratejilere dair bir retrospektifle açıldı. Organizatörler, 11 Eylül 2001 terör saldırılarının hemen ardından ABD ordusunun “beş yıl içinde yedi ülkeyi saf dışı bırakma” hedefini benimsediğini öne süren Amerikalı General Wesley Clark’ın 2007’deki ifşaatını hatırlattı; bu listede Irak, Lübnan, Somali, Sudan, Libya, Suriye ve İran yer alıyordu.

Katılımcılara, merhum ekonomist ve devlet adamı Lyndon LaRouche’un 2007’deki bir konuşması dinletildi. LaRouche o dönemde şu uyarıda bulunmuştu: “Tarih yazmanın, tarihte bir dönüm noktası oluşturmanın zamanı geldi çünkü başka bir alternatif yok.” LaRouche, dünya parasal finansal sisteminin dağılma sürecinde olduğu ve İran ile savaşın “İkinci Dünya Savaşı’nın farklı bir biçimini” temsil edeceği konusunda uyarıda bulunmuş, mevcut ABD siyasi kurumlarının yaşanan çöküşü yönetmekten aciz olduğunu savunmuştu.

Uluslararası Schiller Enstitüsü’nün kurucusu ve başkanı ve Executive Intelligence Review’un genel yayın yönetmeni Helga Zepp-LaRouche, paneli açarken “Üçüncü Dünya Savaşı’nın başlamış olması ihtimalden öte” uyarısında bulundu.

Zepp-LaRouche, “Amerika Birleşik Devletleri’nin İran İslam Cumhuriyeti’ne yönelik kışkırtılmamış saldırısıyla, kısa sürede küresel bir nükleer savaşa dönüşebilecek bir tırmanış sarmalına girdik” ifadesini kullandı. Pentagon’un saldırı öncesinde ABD Kongresi’ni, İran’ın ABD’ye ilk saldırma niyetinde olduğuna dair hiçbir kanıt bulunmadığı konusunda bilgilendirdiğine dair haberlere atıfta bulundu.

Zepp-LaRouche, son düşmanlıkların İran’ın nükleer kapasitesine dair uydurma istihbarata dayandığını savunarak, 2003 Irak işgaliyle paralellikler kurdu. “ABD’nin İran’a saldırısı, 2003’te Irak’a yönelik ABD saldırısının bir tekrarı. O dönemde, sürecin aktif katılımcılarının ifadeleriyle yüzde yüz belgelendiği üzere, ABD’li tüm yetkililer, Saddam Hüseyin’in kitle imha silahlarına sahip olmadığını ve Irak’tan diğer ülkelere yönelik bir tehdit olmadığını önceden biliyordu” diye konuştu.

Kurumsal çürüme, “orman kanunları”, ahlaki yozlaşma

Şanghay Fudan Üniversitesi Çin Enstitüsü Direktörü Profesör Zhang Weiwei, Ortadoğu’daki çatışmalardan Epstein dosyalarına ve iç toplumsal bölünmelere kadar mevcut küresel krizlerin temelde birbiriyle bağlantılı olduğunu savundu.

Zhang, “Bana göre bunlar aslında derinden bağlantılı. İnsan vicdanının sınırlarına, barış ve adaletin temellerine, uluslararası hukuka ve temel insan haklarına meydan okudular” dedi.

Zhang, bu krizlerin gücün halktan kopmasının, “orman kanunu” uygulamasının ve Batılı elitler arasındaki yaygın ahlaki yozlaşmanın “kaçınılmaz sonucu” olduğunu öne sürdü. “ABD’de ve diğer birçok ülkede uygulanan Batılı demokratik model derin bir yapısal krizin içinde; kötü liderlik, yönetim beceriksizliği ve ahlaki çöküşle damgalanmış bir kurumsal dejenerasyon ve yönetişim başarısızlığı krizi” ifadelerini kullandı.

Bölgesel perspektifler: Brezilya, Hindistan ve Küresel Güney

Federal Rio de Janeiro Üniversitesi’nden Profesör Beatrice Bisio, durumun Latin Amerika ve BRICS ülkeleri için taşıdığı ciddiyete vurgu yaptı. İran’a yönelik saldırganlığı tüm BRICS bloğuna yönelik bir saldırı olarak tanımladı.

Bisio, “Meselenin gerçeği şudur ki, İran’a yönelik saldırganlık -bunu anlamamız gerekiyor- BRICS ulusuna karşı yapılmış bir saldırıdır” dedi. Bu bölgesel istikrarsızlığın ağır sonuçlarına dikkat çekerek, “Monroe Doktrini’nin güncel versiyonu… burada, bizim bölgemizde yankı buluyor” savunmasını yaptı. Sivil toplumun diplomasiye dönüş talep etmesi için kitlesel bir seferberlik çağrısında bulundu.

Yeni Delhi JNU Çin ve Güneydoğu Asya Çalışmaları Merkezi eski Direktörü Profesör B.R. Deepak, “medeniyetler diyaloğu” gerekliliğine odaklandı. Samuel Huntington tarafından ortaya atılan “medeniyetler çatışması” tezini reddederek, tarihin medeniyetlerin izolasyonla değil, karşılıklı öğrenmeyle kalkındığını kanıtladığını belirtti.

Deepak, “Jeopolitik gerilimin uluslararası istikrarı tehdit ettiği bir dönemde, geçmişteki medeniyetler diyaloğu örneği, kültürler arası işbirliğinin sadece mümkün değil, aynı zamanda zorunlu olduğunu bize hatırlatıyor” diye vurguladı.

ABD’deki yasama ve ekonomik kriz

1997-2013 yılları arasında görev yapan eski ABD Kongre Üyesi Dennis Kucinich, Amerikan dış politikasına yönelik sert bir eleştiride bulunarak, çatışmayı “isteğe bağlı bir savaş” olarak tanımladı.

Kucinich, “Bu, uzun süredir devam eden kolonyal zihniyetin bir başka ifadesi ve şu anda ABD’deki bazı liderlerimizi meşgul eden bir tür megalomaniye bağlı” dedi. ABD Kongresi’ni Savaş Yetkileri Yasası’nı kullanmaya veya yürütme organının denetimsiz askeri eylemlerini durdurmak için görevden alma sürecini başlatmaya çağırdı. “ABD Kongresi sadece Savaş Yetkileri Yasası ile ilerlemekle kalmamalı, bu kesinlikle görevden alma için bir nedendir” diye ekledi.

Pekin Renmin Üniversitesi Küresel Yönetişim ve Kalkınma Enstitüsü’nden Profesör Ding Yifan, odağı mevcut ABD politikasının ekonomik yansımalarına çevirdi. Ding, ABD’nin 2008 mali krizine benzer veya ondan daha kötü bir ekonomik çöküş riskiyle karşı karşıya olduğunu savundu.

Ding, “ABD ekonomisi bir krizin eşiğinde… çünkü New York borsası bu yapay zeka şirketlerine büyük ölçüde güveniyordu” açıklamasını yaptı. Fonların askeri eylemlere kaydırılmasının “balonu patlatacağını” ve ekonomik daralmaya zorlayacağını konusunda uyardı. Ayrıca, Trump yönetimi tarafından uygulanan korumacı gümrük vergilerinin yerli üretimi korumakta başarısız olduğunu, bunun yerine küresel tedarik zincirleri boyunca maliyetleri artırarak küçük ve orta ölçekli işletmeler arasında yaygın iflaslara yol açtığını kaydetti.

Batı’nın çöküşü

Hintli yazar ve güvenlik analisti Namit Verma, panelin başlığında yer alan Epstein skandalını ele alarak, bunu sadece bir ceza davası olarak değil, elit şantajı ve uluslararası yönetişimin altını oyma mekanizması olarak çerçeveledi.

Verma, “Epstein skandalı… Amerikan yönetişiminin çöküşünün bir temsilidir” iddiasında bulundu. Skandalın, Birleşmiş Milletler’in manipülasyonu ve diplomatik bağımsızlığın erozyonu ile ayrılmaz bir şekilde bağlantılı olduğunu öne sürdü. Verma, “Katılımcı ülkelerin tüm tam yetkili temsilcilerinin ve diğer önemli temsilcilerinin bireysel yolsuzluğu, bugün CIA’in ustası olduğu bir araçtır” dedi.

Forumda ayrıca Afrika’dan gençlik ve güvenlik temsilcileri de söz aldı. Uganda’dan 25 yaşındaki Timothy Nimsilma, oligarşik kontrolün tehlikelerinden bahsetti. “Güç bir avuç insanın elinde aşırı yoğunlaşırsa, sistem sonunda çürür” dedi. Güney Afrika’dan güvenlik uzmanı Kwame Amua, “liderliğin düşüşüne” ve küresel yönetişimdeki ahlaki pusula eksikliğine vurgu yaptı.

Yeni bir paradigma çağrısı

Forum, küresel paradigmada acil bir değişim çağrısıyla sona erdi. Minnesota’da yaşayan 96 yaşındaki Katolik rahip ve savaş karşıtı aktivist Peder Harry Bury, “aktif şiddet karşıtlığı” ve kalkınma odaklı barış inşası için tutkulu bir argüman sundu.

Bury, “Barışı sağlamanın yolu, tüm ulusların ihtiyaç duyduklarını eşit şekilde alabilmeleridir” diyerek, Ortadoğu’da altyapı ve kaynakların karşılıklı gelişimi yoluyla barışı teşvik etmeyi amaçlayan “Vaha Planı”nı anımsattı: “Bunu hemen uygulamaya koymamız gerekiyor. Mesele, farklı düşünmekte yatıyor.”

Helga Zepp-LaRouche, kapanış konuşmasında, insanlığın çıkarlarını dar jeopolitik veya milliyetçi hırsların üzerinde tutan bir “uluslararası yurttaş hareketi” oluşturulması çağrısında bulunarak son bir eylem çağrısı yaptı.

Zepp-LaRouche, “Eğer hükümetler başarısız olursa, eğer kurumlar insanlığın bir bütün olarak acil öz çıkarını ele alamayacak kadar yozlaşmış çıkarsa, o zaman cevabımız uluslararası bir yurttaş hareketine ihtiyacımız olduğudur” ifadesini kullandı. Kendisinin ve diğer panelistlerin medeniyeti yok oluşun eşiğine getirdiğini savunduğu “güçlü olan haklıdır” doktrininden uzaklaşılmasını isteyerek, “yeni bir güvenlik ve kalkınma mimarisi” uygulanmasını vurguladı.

Diplomasi

Yaşar Güler: NATO, Avro-Atlantik güvenliği için eşsiz ve temel bir platform

Yayınlanma

Milli Savunma Bakanı Yaşar Güler, NATO’nun değişen güvenlik ortamına uyum sağladığını ve ABD’nin ittifaktan ayrılmayı düşünmediğini savundu.

Önümüzdeki hafta Ankara’da düzenlenecek NATO zirvesi öncesinde Reuters’a yaptığı açıklamada Güler, zirvenin ittifakın birliği, müttefiklerin artan savunma harcamalarının değerlendirilmesi, savunma sanayii işbirliğinin güçlendirilmesi ve Ukrayna’ya verilen desteğin artırılmasına odaklanacağını belirtti.

Bakan, Ankara’nın Avrupa savunma girişimlerine dahil edilmesi gerektiğini de sözlerine ekledi.

Türkiye, 7-8 Temmuz tarihlerinde 32 NATO liderini ve Körfez ile Asya-Pasifik bölgesinden yetkilileri ağırlayacak.

Bu toplantı, ittifak içinde yük paylaşımı, savunma harcamaları ve müttefiklerin Hürmüz Boğazı’nın yeniden açılmasına yeterince katkıda bulunmadıklarına dair ABD’nin şikayetleri nedeniyle yaşanan gerginliklerin ortasında gerçekleşecek.

Güler, “NATO, Avrupa-Atlantik güvenliği ve savunması için eşsiz ve temel bir platform olmaya devam ediyor. Yaşadığımız dönemi bir kriz olarak değil, değişen güvenlik ortamına uyum sağlama süreci olarak değerlendiriyoruz,” dedi.

ABD’nin NATO’dan çekilme niyetinde olmadığını fakat Avrupa müttefiklerinin ve Kanada’nın Avrupa’nın güvenliği konusunda daha fazla sorumluluk üstlenmesini istediğini belirten Güler, bu sorumlulukların Ankara’yı da savunma planları ve girişimlerine dahil etmesini gerektirdiğini vurguladı.

Okumaya Devam Et

Diplomasi

“F-35 anlaşması kesin değil, KAAN motoru anlaşması muhtemelen olacak”

Yayınlanma

Donald Trump’ın yaptığı Türkiye’ye F-35 satışı hamlesi henüz sonuçlanmasa da “KAAN motorları” meselesinde ilerleme kaydedilmiş olabilir.

Euractiv’e konuşan konuyla ilgili bilgi sahibi bölgesel bir istihbarat yetkilisi, Türkiye’ye F-35 satışı ile ilgili kesinleşmiş bir anlaşma olmadığını söyledi.

Ankara, Rus yapımı S-400 hava savunma sistemini satın almasının ardından 2019 yılında F-35 programından çıkarıldı.

Washington, bu sistemin F-35’e ait radar verilerini toplayarak uçağın hassas teknolojisine tehdit oluşturduğunu öne sürmüştü.

Trump, 7–8 Temmuz tarihlerinde Ankara’da yapılacak NATO zirvesine ilişkin planları sorulduğunda geçen hafta, “Muhtemelen onları (Türkiye’yi) çok mutlu edecek bir şey yapacağım,” demişti.

İstihbarat yetkilisine göre, KAAN motorlarının satışı büyük olasılıkla devam edecek.

Trump yönetimi, şu anda geliştirme aşamasında olan Türkiye’nin beşinci nesil avcı uçağı KAAN için 613 milyon avro değerindeki ABD menşeli General Electric motorlarının satışını onaylama niyetini Kongre’ye bildirmişti.

Öte yandan F-35 konusunda herhangi bir ilerleme, Türkiye’nin S-400 sistemini Rusya’ya iade etmek yerine üçüncü bir ülkeye satmasını öngören bir anlaşmaya bağlı olabilir. Olası alıcılar arasında Güney Kore’nin adı geçiyor.

İsrail ve Yunanistan, Türkiye’nin ABD yapımı bu uçakları satın almasına, bunun kendi teknolojik üstünlüklerini zedeleyeceği ve bölgesel askeri dengeyi değiştireceği gerekçesiyle karşı çıkıyor.

Yunanistan F-35 siparişi verirken, İsrail ise bu uçağın kendi tarafından geliştirilmiş bir versiyonunu kullanıyor.

Okumaya Devam Et

Diplomasi

İngiltere yaptırım ihlali yapan şirketin adını ilk kez açıkladı

Yayınlanma

İngiltere merkezli petrol ve doğalgaz saha hizmetleri şirketi Petrofac Facilities Management Ltd, Rusya’dan çekilme sürecinde uygulanan yaptırımları ihlal ettiği gerekçesiyle hazineye 569 bin sterlin para cezası ödedi. İngiliz hükümeti, yaptırım rejimini ihlal ettiği için Gelir ve Gümrük İdaresi tarafından ismi kamuoyuna açıklanan ilk şirketin Petrofac olduğunu duyurdu.

Birleşik Krallık merkezli uluslararası petrol ve doğalgaz saha hizmetleri şirketi Petrofac Facilities Management Ltd (PFML), Rusya’daki faaliyetlerini sonlandırma sürecinde uygulanan yaptırımları ihlal ettiği gerekçesiyle 569 bin sterlin para cezası ödedi. Karar, İngiltere Finansal Yaptırımlar Uygulama Ofisi (OFSI) tarafından açıklandı.

İngiltere hükümetinin resmi internet sitesinde yayımlanan açıklamada, ihlallerin 2022 ve 2023 yıllarında, şirketin Rusya’daki operasyonlarını tasfiye ettiği dönemde gerçekleştiği belirtildi.

Açıklamada, “PFML, Rusya ile bağlantılı kişi ve kurumlara yaptırım kapsamındaki sanayi ürünlerini tedarik etmiş ve bu ürünlerle ilgili teknik yardım sağlamıştır” ifadelerine yer verildi.

Hükümet kaynakları, Petrofac firmasının ihlalleri Birleşik Krallık Gelir ve Gümrük İdaresine (HMRC) kendisinin bildirdiğini ve yürütülen soruşturmada yetkililerle işbirliği yaptığını açıkladı.

Açıklamada ayrıca PFML’nin, yaptırım rejimini ihlal ettiği için HMRC tarafından ismi kamuoyuna açıkça ifşa edilen ilk şirket olduğu kaydedildi.

HMRC Dolandırıcılık Soruşturmaları Müdür Yardımcısı Edwige Hill, yaptırımların uygulanması konusundaki kararlılığı şu sözlerle aktardı:

“Rusya’ya yönelik yaptırımlara uyulmaması ciddi bir suç teşkil ediyor. Birleşik Krallık hükümeti, uluslararası ortaklarıyla birlikte bugüne kadar büyük bir ekonomiye uygulanan en katı yaptırım paketini hayata geçirdi. İhlalde bulunanların isimlerinin kamuoyuyla paylaşılması, bizi diğer kolluk kuvvetleriyle aynı çizgiye getirmekte ve yaptırım kurallarını çiğnemenin sonuçlarına dair net bir mesaj vermektedir.”

Rusya’daki 15 yıllık faaliyetin sonu

Petrofac Facilities Management Ltd, petrol, doğalgaz ve enerji sektörlerindeki tesislerin tasarımı, inşası, yönetimi ve bakımı alanlarında uzmanlaşmış Birleşik Krallık merkezli çok uluslu bir servis şirketi olarak faaliyet gösteriyor.

Şirketin resmi verilerine göre dünya genelinde gaz, petrol, hidrojen ve rüzgar enerjisi alanlarında 200’den fazla büyük ölçekli proje yürütüldü.

Rusya pazarında toplamda 15 yıldan fazla süre faaliyet gösteren şirket, 2006 yılında Sahalin’de petrol ve doğalgaz projelerinde çalışacak operatörlerin eğitimi için Sahalin Teknik Eğitim Merkezini açmıştı.

Moskova’da da ofisi bulunan şirket, Rusya’nın Ukrayna’ya yönelik askeri müdahalesinin ardından ülkeden çekilme kararı almış ve tasfiye süreci 2022 ile 2023 yılları arasında tamamlanmıştı.

Birleşik Krallık makamları, Rusya’ya yönelik yaptırım listelerini düzenli olarak genişletiyor. Londra’nın yürürlüğe koyduğu kısıtlamalar arasında Rus gemilerinin limanlara giriş yasağı, gölge filoya yönelik tedbirler, varlıkların dondurulması, bankaların SWIFT sisteminden çıkarılması, kripto platformlarının engellenmesi yer alıyor.

Ayrıca petrol, altın, kömür ve sıvılaştırılmış doğalgaz (LNG) ithalat ambargoları ile teknoloji ürünleri, havacılık parçaları ve lüks tüketim mallarının ihracat yasağı da bu tedbirler arasında bulunuyor.

Londra yönetimi son olarak 16 Haziran’da Yandex Bank, WB Bank, Eurofinance, Mosnarbank ile çok sayıda şirket ve kişiyi yaptırım listesine eklemişti.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English