Bizi Takip Edin

Diplomasi

Schiller Enstitüsü’nden küresel nükleer savaş uyarısı ve yeni güvenlik mimarisi çağrısı

Yayınlanma

Dün, Executive Intelligence Review (EIR) ve Schiller Enstitüsü, “Epstein ve elitlerin dipsiz ahlaki çöküşü: Kültürel bir rönesansa acil ihtiyaç” başlıklı acil bir uluslararası çevrim içi forum düzenledi. Uluslararası akademisyenler, eski yasa koyucular ve analistlerden oluşan çeşitli bir heyeti bir araya getiren etkinlik, konuşmacıların Batılı siyasi elitlerin ahlaki ve kurumsal iflası olarak nitelediği durumun tetiklediği, termonükleer çatışmanın eşiğindeki küresel düzenin vahim bir portresini çizdi.

EIR temsilcilerinin moderatörlüğünde gerçekleşen forum, mevcut küresel krizin gelip geçici “gündem maddeleri” yerine uzun vadeli tarihsel süreçler merceğinden anlaşılması gerektiğine dair acil bir değerlendirmeyle başladı. Tartışmanın merkezinde, katılımcıların üçüncü dünya savaşının potansiyel bir tetikleyicisi olarak tanımladığı, ABD, İsrail ve İran’ı içeren son askeri gerilim yer aldı.

“Tarih yazmanın, tarihte bir dönüm noktası oluşturmanın zamanı geldi”

Forum, yaklaşık yirmi yıl önce oluşturulan jeopolitik stratejilere dair bir retrospektifle açıldı. Organizatörler, 11 Eylül 2001 terör saldırılarının hemen ardından ABD ordusunun “beş yıl içinde yedi ülkeyi saf dışı bırakma” hedefini benimsediğini öne süren Amerikalı General Wesley Clark’ın 2007’deki ifşaatını hatırlattı; bu listede Irak, Lübnan, Somali, Sudan, Libya, Suriye ve İran yer alıyordu.

Katılımcılara, merhum ekonomist ve devlet adamı Lyndon LaRouche’un 2007’deki bir konuşması dinletildi. LaRouche o dönemde şu uyarıda bulunmuştu: “Tarih yazmanın, tarihte bir dönüm noktası oluşturmanın zamanı geldi çünkü başka bir alternatif yok.” LaRouche, dünya parasal finansal sisteminin dağılma sürecinde olduğu ve İran ile savaşın “İkinci Dünya Savaşı’nın farklı bir biçimini” temsil edeceği konusunda uyarıda bulunmuş, mevcut ABD siyasi kurumlarının yaşanan çöküşü yönetmekten aciz olduğunu savunmuştu.

Uluslararası Schiller Enstitüsü’nün kurucusu ve başkanı ve Executive Intelligence Review’un genel yayın yönetmeni Helga Zepp-LaRouche, paneli açarken “Üçüncü Dünya Savaşı’nın başlamış olması ihtimalden öte” uyarısında bulundu.

Zepp-LaRouche, “Amerika Birleşik Devletleri’nin İran İslam Cumhuriyeti’ne yönelik kışkırtılmamış saldırısıyla, kısa sürede küresel bir nükleer savaşa dönüşebilecek bir tırmanış sarmalına girdik” ifadesini kullandı. Pentagon’un saldırı öncesinde ABD Kongresi’ni, İran’ın ABD’ye ilk saldırma niyetinde olduğuna dair hiçbir kanıt bulunmadığı konusunda bilgilendirdiğine dair haberlere atıfta bulundu.

Zepp-LaRouche, son düşmanlıkların İran’ın nükleer kapasitesine dair uydurma istihbarata dayandığını savunarak, 2003 Irak işgaliyle paralellikler kurdu. “ABD’nin İran’a saldırısı, 2003’te Irak’a yönelik ABD saldırısının bir tekrarı. O dönemde, sürecin aktif katılımcılarının ifadeleriyle yüzde yüz belgelendiği üzere, ABD’li tüm yetkililer, Saddam Hüseyin’in kitle imha silahlarına sahip olmadığını ve Irak’tan diğer ülkelere yönelik bir tehdit olmadığını önceden biliyordu” diye konuştu.

Kurumsal çürüme, “orman kanunları”, ahlaki yozlaşma

Şanghay Fudan Üniversitesi Çin Enstitüsü Direktörü Profesör Zhang Weiwei, Ortadoğu’daki çatışmalardan Epstein dosyalarına ve iç toplumsal bölünmelere kadar mevcut küresel krizlerin temelde birbiriyle bağlantılı olduğunu savundu.

Zhang, “Bana göre bunlar aslında derinden bağlantılı. İnsan vicdanının sınırlarına, barış ve adaletin temellerine, uluslararası hukuka ve temel insan haklarına meydan okudular” dedi.

Zhang, bu krizlerin gücün halktan kopmasının, “orman kanunu” uygulamasının ve Batılı elitler arasındaki yaygın ahlaki yozlaşmanın “kaçınılmaz sonucu” olduğunu öne sürdü. “ABD’de ve diğer birçok ülkede uygulanan Batılı demokratik model derin bir yapısal krizin içinde; kötü liderlik, yönetim beceriksizliği ve ahlaki çöküşle damgalanmış bir kurumsal dejenerasyon ve yönetişim başarısızlığı krizi” ifadelerini kullandı.

Bölgesel perspektifler: Brezilya, Hindistan ve Küresel Güney

Federal Rio de Janeiro Üniversitesi’nden Profesör Beatrice Bisio, durumun Latin Amerika ve BRICS ülkeleri için taşıdığı ciddiyete vurgu yaptı. İran’a yönelik saldırganlığı tüm BRICS bloğuna yönelik bir saldırı olarak tanımladı.

Bisio, “Meselenin gerçeği şudur ki, İran’a yönelik saldırganlık -bunu anlamamız gerekiyor- BRICS ulusuna karşı yapılmış bir saldırıdır” dedi. Bu bölgesel istikrarsızlığın ağır sonuçlarına dikkat çekerek, “Monroe Doktrini’nin güncel versiyonu… burada, bizim bölgemizde yankı buluyor” savunmasını yaptı. Sivil toplumun diplomasiye dönüş talep etmesi için kitlesel bir seferberlik çağrısında bulundu.

Yeni Delhi JNU Çin ve Güneydoğu Asya Çalışmaları Merkezi eski Direktörü Profesör B.R. Deepak, “medeniyetler diyaloğu” gerekliliğine odaklandı. Samuel Huntington tarafından ortaya atılan “medeniyetler çatışması” tezini reddederek, tarihin medeniyetlerin izolasyonla değil, karşılıklı öğrenmeyle kalkındığını kanıtladığını belirtti.

Deepak, “Jeopolitik gerilimin uluslararası istikrarı tehdit ettiği bir dönemde, geçmişteki medeniyetler diyaloğu örneği, kültürler arası işbirliğinin sadece mümkün değil, aynı zamanda zorunlu olduğunu bize hatırlatıyor” diye vurguladı.

ABD’deki yasama ve ekonomik kriz

1997-2013 yılları arasında görev yapan eski ABD Kongre Üyesi Dennis Kucinich, Amerikan dış politikasına yönelik sert bir eleştiride bulunarak, çatışmayı “isteğe bağlı bir savaş” olarak tanımladı.

Kucinich, “Bu, uzun süredir devam eden kolonyal zihniyetin bir başka ifadesi ve şu anda ABD’deki bazı liderlerimizi meşgul eden bir tür megalomaniye bağlı” dedi. ABD Kongresi’ni Savaş Yetkileri Yasası’nı kullanmaya veya yürütme organının denetimsiz askeri eylemlerini durdurmak için görevden alma sürecini başlatmaya çağırdı. “ABD Kongresi sadece Savaş Yetkileri Yasası ile ilerlemekle kalmamalı, bu kesinlikle görevden alma için bir nedendir” diye ekledi.

Pekin Renmin Üniversitesi Küresel Yönetişim ve Kalkınma Enstitüsü’nden Profesör Ding Yifan, odağı mevcut ABD politikasının ekonomik yansımalarına çevirdi. Ding, ABD’nin 2008 mali krizine benzer veya ondan daha kötü bir ekonomik çöküş riskiyle karşı karşıya olduğunu savundu.

Ding, “ABD ekonomisi bir krizin eşiğinde… çünkü New York borsası bu yapay zeka şirketlerine büyük ölçüde güveniyordu” açıklamasını yaptı. Fonların askeri eylemlere kaydırılmasının “balonu patlatacağını” ve ekonomik daralmaya zorlayacağını konusunda uyardı. Ayrıca, Trump yönetimi tarafından uygulanan korumacı gümrük vergilerinin yerli üretimi korumakta başarısız olduğunu, bunun yerine küresel tedarik zincirleri boyunca maliyetleri artırarak küçük ve orta ölçekli işletmeler arasında yaygın iflaslara yol açtığını kaydetti.

Batı’nın çöküşü

Hintli yazar ve güvenlik analisti Namit Verma, panelin başlığında yer alan Epstein skandalını ele alarak, bunu sadece bir ceza davası olarak değil, elit şantajı ve uluslararası yönetişimin altını oyma mekanizması olarak çerçeveledi.

Verma, “Epstein skandalı… Amerikan yönetişiminin çöküşünün bir temsilidir” iddiasında bulundu. Skandalın, Birleşmiş Milletler’in manipülasyonu ve diplomatik bağımsızlığın erozyonu ile ayrılmaz bir şekilde bağlantılı olduğunu öne sürdü. Verma, “Katılımcı ülkelerin tüm tam yetkili temsilcilerinin ve diğer önemli temsilcilerinin bireysel yolsuzluğu, bugün CIA’in ustası olduğu bir araçtır” dedi.

Forumda ayrıca Afrika’dan gençlik ve güvenlik temsilcileri de söz aldı. Uganda’dan 25 yaşındaki Timothy Nimsilma, oligarşik kontrolün tehlikelerinden bahsetti. “Güç bir avuç insanın elinde aşırı yoğunlaşırsa, sistem sonunda çürür” dedi. Güney Afrika’dan güvenlik uzmanı Kwame Amua, “liderliğin düşüşüne” ve küresel yönetişimdeki ahlaki pusula eksikliğine vurgu yaptı.

Yeni bir paradigma çağrısı

Forum, küresel paradigmada acil bir değişim çağrısıyla sona erdi. Minnesota’da yaşayan 96 yaşındaki Katolik rahip ve savaş karşıtı aktivist Peder Harry Bury, “aktif şiddet karşıtlığı” ve kalkınma odaklı barış inşası için tutkulu bir argüman sundu.

Bury, “Barışı sağlamanın yolu, tüm ulusların ihtiyaç duyduklarını eşit şekilde alabilmeleridir” diyerek, Ortadoğu’da altyapı ve kaynakların karşılıklı gelişimi yoluyla barışı teşvik etmeyi amaçlayan “Vaha Planı”nı anımsattı: “Bunu hemen uygulamaya koymamız gerekiyor. Mesele, farklı düşünmekte yatıyor.”

Helga Zepp-LaRouche, kapanış konuşmasında, insanlığın çıkarlarını dar jeopolitik veya milliyetçi hırsların üzerinde tutan bir “uluslararası yurttaş hareketi” oluşturulması çağrısında bulunarak son bir eylem çağrısı yaptı.

Zepp-LaRouche, “Eğer hükümetler başarısız olursa, eğer kurumlar insanlığın bir bütün olarak acil öz çıkarını ele alamayacak kadar yozlaşmış çıkarsa, o zaman cevabımız uluslararası bir yurttaş hareketine ihtiyacımız olduğudur” ifadesini kullandı. Kendisinin ve diğer panelistlerin medeniyeti yok oluşun eşiğine getirdiğini savunduğu “güçlü olan haklıdır” doktrininden uzaklaşılmasını isteyerek, “yeni bir güvenlik ve kalkınma mimarisi” uygulanmasını vurguladı.

Diplomasi

Ukrayna’dan ABD’ye Patriot karşılığında İHA ordusu teklifi

Yayınlanma

Eski Ukrayna Savunma Bakanı Mihaylo Fedorov, yaklaşan kış öncesinde Patriot hava savunma füzeleri temin etmek amacıyla ABD’ye İHA ordusu kurma konusunda yardım teklif etti. Rusya’nın yoğunlaşan saldırılarının kritik riskler yarattığını belirten Fedorov, Ukrayna’daki savaşın birkaç yıl daha uzayabileceğini dile getirdi.

Eski Ukrayna Savunma Bakanı Mihaylo Fedorov, Financial Times gazetesine verdiği mülakatta, Patriot hava savunma füzesi tedariki karşılığında ABD’ye bir insansız hava aracı (İHA) ordusu kurması için yardım teklifinde bulunduğunu açıkladı.

Fedorov, Ukrayna’nın yaklaşan kışı atlatabilmesi için hava savunma füzelerine ihtiyaç duyduğunu belirterek “Özellikle Patriot füzeleri karşılığında Amerika’nın bir İHA ordusu kurmasına yardım etmekten büyük memnuniyet duyarım. Böyle bir takasa hazırım” ifadelerini kullandı.

Ukrayna’daki savaşın birkaç yıl daha uzayabileceğini kaydeden Fedorov, Rusya’nın artan saldırılarının Kiev için kritik sınamalar oluşturduğuna dikkat çekerek “Şu anda bu sorunlara yanıt vermezsek bizi ezecekler” değerlendirmesinde bulundu.

Patriot füzeleri ve Washington’ın tutumu

ABD Başkanı Donald Trump temmuz ayında Ukrayna’ya Patriot füzelerinin üretimi için lisans verme sözü vermiş, ancak daha sonra bu füzelerin bizzat ABD’ye gerekli olduğunu belirterek kararından geri adım atmıştı.

Beyaz Saray’dan daha sonra yapılan açıklamada ise Washington’ın başka ülkelere mühimmat göndermekten ziyade kendi stoklarını ikmal etmeye odaklandığı ifade edilmişti.

Ukrayna lideri de kışı atlatabilmek için ABD’nin Patriot füzesi rezervlerinin yüzde 5’inin Kiev’e yeteceğini, ancak şu anda ellerinde sadece yüzde 1 oranında füze bulunduğunu kaydetmişti.

Moskova’dan tepki

Kremlin Sözcüsü Dmitriy Peskov, Trump’ın Patriot lisansına dair açıklamaları da dahil olmak üzere süreci değerlendirirken, Washington’ın “askeri baskı ve gerilimi tırmandırma yoluyla barışçıl çözüme katkı sağlanabileceği” yönündeki anlayışını bir yanılgı olarak nitelendirdi.

Batı’nın Ukrayna’ya yönelik askeri yardımlarına karşı çıkan Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ise Batılı ülkelerin silah sevkiyatlarıyla çatışmaları yalnızca uzattığını yineledi.

Putin, haziran ayında yaptığı bir açıklamada “tüm Batı’nın” Ukrayna’ya yardım ettiğini belirterek, “Kendi topraklarından bir şeyler fırlatma noktasına henüz gelmediler. Karşılık verileceğini anlıyorlar. Herkes bunu anlıyor veya anlamalı” demişti.

Rusya lideri daha sonra Rus topraklarına yönelik saldırılara katbekat daha güçlü ve simetrik karşılıklar verileceği uyarısında bulunmuştu.

Kremlin, Ukrayna’nın sürekli olarak savunma ve saldırı amaçlı yeni silahlar talep ettiğini, ancak bunun hedeflere ulaşılana kadar askeri operasyonun sürdürülmesine engel olamayacağını bildirdi.

Okumaya Devam Et

Diplomasi

Güney Koreli milletvekili: Kuzey Kore ile ABD diyaloğu yeniden başlatma sinyalleri veriyor

Yayınlanma

Kuzey Kore ile ABD, diyaloğu yeniden başlatabileceklerine dair işaretler veriyor. Güney Koreli bir milletvekili, Seul’ün istihbarat teşkilatından aldığı bilgilendirmenin ardından salı günü bu değerlendirmeyi paylaştı.

Ancak milletvekili, televizyonda yayımlanan basın toplantısında Pyongyang ile Washington arasında somut temasların gerçekleştiğine dair henüz herhangi bir teyit bulunmadığını söyledi.

Milletvekili Youn Kun-young gazetecilere, “Kuzey Kore-ABD zirvesi konusunda, görüşmelerin her an mümkün olabileceği yönünde bir değerlendirme yapıldı” dedi.

ABD Başkanı Donald Trump geçen ay, ABD ile Güney Kore arasındaki yıllık askeri tatbikatların önemli ölçüde azaltılması talimatını verdikten sonra Kuzey Kore lideri Kim Jong Un ile bu yılın ilerleyen dönemlerinde görüşmeyi planladığını söylemişti. Trump ile Kim, 2018 ve 2019 yıllarında üç kez bir araya gelmişti.

Youn ayrıca gazetecilere, Güney Kore Ulusal İstihbarat Servisi’nin (NIS), Kuzey Kore’nin Kim Jong Un’un Ju Ae olarak bilinen kızını halefi olarak konumlandırmaya yönelik adımlar atmayı sürdürdüğüne inandığını söyledi.

Milletvekili, “Devlet medyasında sık sık görünmesinin nedeni, halef olarak atanma sürecinde olduğunun değerlendirilmesi” dedi.

Youn’a göre NIS, Pyongyang’ın şu aşamada Ukrayna’ya ilave asker göndermesi ihtimalinin “çok düşük” olduğunu değerlendiriyor.

Kuzey Kore lideri Kim Jong Un’un kız kardeşi Kim Yo Jong ise Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy’nin, Pyongyang’ın müttefiki Rusya adına savaşmak üzere 50 bine kadar ek asker göndermeyi planladığı yönündeki iddiasını reddetti.

NIS’in ayrıca bir Kuzey Kore füzesine ait teknik çizimi ve Pyongyang’daki iktidar partisine ilişkin bir iç belgeyi ele geçirdiği belirtildi.

NIS tarafından bilgilendirilen bir diğer milletvekili Yoo Yeong-ha, gazetecilere yaptığı açıklamada bu bilgiyi paylaştı ancak ayrıntı vermedi.

Okumaya Devam Et

Diplomasi

Çin lideri Xi Jinping 10 yıl aradan sonra Mısır’ı ziyaret ediyor

Yayınlanma

Çin lideri Xi Jinping’in Mısır ziyareti, Süveyş’te büyüyen yatırımlar ve ortak hava kuvvetleri tatbikatlarının sürdüğü bir dönemde gerçekleşiyor.

Çin Devlet Başkanı Xi Jinping, Pekin’in Kahire ile ekonomik, askeri ve diplomatik bağlarını derinleştirdiği ve Orta Doğu ile Afrika’daki krizlerde Mısır’la daha yakın çalışmayı amaçladığı bir dönemde, on yıl aradan sonra Mısır’a dönüyor.

Xi, salı günü sona erecek Şanghay İşbirliği Örgütü zirvesi için Kırgızistan’a yaptığı ziyaretin ardından bu hafta Mısır’ı ziyaret edecek.

Çin Dışişleri Bakanlığı geçen hafta Mısır’la ilişkileri “tarihin en iyi seviyesinde” olarak nitelendirdi ve Xi’nin ziyaretinin geçmişteki işbirliğinin üzerine inşa edilirken gelecekteki ilişkilerin yönünü de belirleyeceğini söyledi. Ziyaret, iki ülke arasındaki diplomatik ilişkilerin kurulmasının 70. yıldönümüne denk geliyor.

Bu, Xi’nin Ocak 2016’dan bu yana Mısır’a yapacağı ilk ziyaret olacak. Xi o tarihte Kahire’de Arap Birliği’ne hitap etmiş ve altyapı, enerji, finans ve sanayi kalkınmasını kapsayan anlaşmaların imzalanmasına tanıklık etmişti.

Buna karşılık Mısır Cumhurbaşkanı Abdülfettah es-Sisi, 2014’te göreve gelmesinden bu yana Çin’i sekiz kez ziyaret etti. Son ziyareti Mayıs 2024’te gerçekleşti.

Washington merkezli Middle East Institute’ta yerleşik olmayan kıdemli araştırmacı John Calabrese, Xi’nin ziyaretinin her iki tarafa da siyasi fayda sağladığını söyledi.

South China Morning Post’a konuşan Calabrese, “Ziyaret, Pekin’e büyük bir Arap, Afrika ve Küresel Güney ülkesiyle kalıcı ve Batı dışı bir ortaklığı sergileme fırsatı sunuyor” dedi. Mısır açısından ise bu ziyaret, ülkenin “ABD’nin ya da daha genel olarak Batı’nın bir aracı olmadığını” gösterme imkânı sağlıyor.

Calabrese, iki hükümetin kapsamlı stratejik ortaklıklarını yeniden teyit etmelerini ve ticaret, yatırım, Kuşak ve Yol işbirliği ile ikili işlemlerde yuan kullanımına ilişkin anlaşmalar açıklayabileceklerini öngörüyor.

Mısır, 2023 yılında Çin’in iç borç piyasasında 3,5 milyar yuan, yani 520 milyon dolar toplayarak panda tahvili ihraç eden ilk Afrika ülkesi oldu. Pekin ve Kahire haziran ayında ikili para takası anlaşmalarını yenileyerek tutarı 18 milyar yuandan 30 milyar yuana çıkardı ve anlaşmayı üç yıl daha uzattı.

Mısır Ticaret Servisi’nin verilerine göre Çin’in Mısır’la ekonomik bağları hızla genişledi. İkili ticaret, 2024’te 17,38 milyar dolar iken 2025’te yaklaşık 20,8 milyar dolara ulaştı.

Çin’in sanayi yatırımlarının önemli bir bölümü, Asya’yı Kızıldeniz ve Akdeniz üzerinden Avrupa’ya bağlayan stratejik deniz yolu Süveyş Kanalı çevresinde yoğunlaşıyor.

2025 sonu itibarıyla Ayn Sokhna’daki Çin-Mısır TEDA Süveyş Ekonomik ve Ticari İşbirliği Bölgesi yaklaşık 200 şirkete ev sahipliği yapıyordu. Bölgede bildirilen toplam yatırım miktarı 3,8 milyar doları aşarken yaklaşık 10 bin kişilik istihdam yaratıldı. Bölgenin en büyük üreticilerinden China Jushi, Avrupa, Orta Doğu ve diğer ihracat pazarlarına hizmet veren büyük bir fiberglas üretim üssü kurdu.

Calabrese, “İlişki giderek yalnızca ticaretten değil, sanayi yatırımlarından ibaret hale geliyor” dedi.

Calabrese’ye göre Mısır, Avrupa ve Afrika pazarlarına erişmek isteyen Çinli şirketler için kendisini bir üretim üssü olarak konumlandırıyor. Ancak döviz sıkıntısı, borç baskısı ve bürokrasi hâlâ engel teşkil ederken Kahire’nin Körfez ve Batı finansmanına bağımlılığı da Pekin’e doğru ne ölçüde kayabileceğini sınırlıyor.

Kahire Amerikan Üniversitesi’nde siyaset bilimi doçenti olan Amr Adly, Çin yatırımlarının son on yılda hızla arttığını, ancak İngiltere, ABD ve Körfez ülkelerinden yatırımcıların toplam doğrudan yabancı yatırım stokunun hâlâ daha büyük olduğunu söyledi.

Adly’ye göre daha fazla büyüme, Mısırlı şirketlerin Avrupa, Afrika ve Körfez pazarlarına hizmet veren Çin öncülüğündeki tedarik zincirlerine entegre edilmesiyle sağlanabilir.

Askeri işbirliği de genişliyor. Mısır ve Çin, Xi’nin ziyaretinden birkaç gün önce, 22 Ağustos’ta ikinci “Medeniyet Kartalları” ortak hava tatbikatına başladı. Çin, J-16 savaş uçaklarını 6 bin kilometreden fazla mesafe kat ederek Mısır’a konuşlandırdı. Uçaklara YY-20A tanker uçağından havada yakıt ikmali desteği sağlandı. Bu da Çin hava kuvvetlerinin ülke sınırlarından çok uzakta operasyon yürütme kapasitesinin arttığını ortaya koydu.

Mısır onlarca yıldır ABD’nin askeri yardımına dayanırken Çin’le genişleyen tatbikatlar, Kahire’nin savunma ilişkilerini çeşitlendirme çabasına işaret ediyor.

Adly, “Mısır, Çin’le işbirliğini derinleştirerek ABD’yle ilişkilerini dengelemekle ilgileniyor” dedi.

Calabrese, “Gazze konusunda geniş bir görüş birliği var” dedi. “Hem Pekin hem de Kahire ateşkesi, Filistin devletini ve Mısır’ın arabuluculuk ve yeniden inşa sürecindeki rolünü destekliyor” diye ekledi.

İran konusunda ise Calabrese, “Yalnızca kısmi bir uyum görüyorum” dedi, “Her iki taraf da gerilimin düşürülmesini destekliyor ve hiçbiri Süveyş ile Kızıldeniz’deki deniz taşımacılığını aksatacak daha geniş çaplı bir çatışma istemiyor” diye belirtti.

Ancak Calabrese, Pekin’in Tahran’la daha derin ilişkilerinin ve Washington’ın İran’a yönelik baskısına karşı çıkmasının, Kahire ile koordinasyonun muhtemelen itidal çağrılarıyla sınırlı kalacağı anlamına geldiğini söyledi.

Adly, Kızıldeniz ve Basra Körfezi’nin Çin’in çıkarları açısından önemli olduğunu belirtti.

Çin 2023 yılında Suudi Arabistan ile İran arasındaki diplomatik ilişkilerin yeniden kurulması için arabuluculuk yapmış olsa da, Adly’ye göre “Çinliler devam eden çatışmaya müdahil olmak konusunda aynı ölçüde istekli olmadı”.

Şanghay Uluslararası Çalışmalar Üniversitesi Orta Doğu Araştırmaları Enstitüsü’nde doçent ve Afrika Arap Ülkeleri Araştırma Projesi Direktörü Zhao Jun, Çin’in Arap dünyasını, Afrika’yı, Akdeniz’i ve Kızıldeniz’i birbirine bağlayan bölgesel bir “eksen” olarak Mısır’a ihtiyaç duyduğunu söyledi. Zhao’ya göre Mısır ise sanayileşmesini ilerletmek ve diplomatik manevra alanını genişletmek için Çin’in yatırımlarından, teknolojisinden ve pazar erişiminden yararlanmayı umuyor.

Zhao, ekonomik işbirliğinin bir sonraki aşamasında elektrikli araçlar, güneş enerjisi ve enerji depolama, yeşil hidrojen, tuzdan arındırma, yapay zekâ ve liman lojistiği alanlarına odaklanılabileceğini söyledi.

Zhao, “Finansman da giderek daha fazla yuan cinsinden ödemelere, panda tahvillerine, öz sermaye yatırımlarına, sanayi fonlarına ve kamu-özel sektör ortaklıklarına dayanacak ve devlet kredilerine bağımlılığı azaltacak” dedi.

“Sonuçta ziyaretin başarısının temel ölçütü kaç anlaşmanın imzalandığı değil, siyasi güvenin finansmanı sağlanabilir, faaliyete geçirilebilir ve ihracata yönelik, yüksek ölçüde yerelleştirilmiş sanayi projelerine dönüştürülüp dönüştürülemeyeceğidir” diye ekledi.

Zhao, “Ziyaretin, Mısır’ın sahadaki arabuluculuk avantajlarından yararlandığı, Çin’in ise uluslararası siyasi ve kalkınma kaynakları sağladığı bir işbölümünü şekillendirmesi bekleniyor” değerlendirmesini yaptı.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English