Bizi Takip Edin

Ortadoğu

Kongre raporu: ABD’nin önleme füzesi stokları İran savaşıyla azalıyor

Yayınlanma

ABD Kongresi’ne sunulan çalışma, THAAD önleme füzesi stoklarının İran’a karşı yürütülen operasyon sırasında belirgin biçimde azaldığını ortaya koydu. Mevcut üretim temposu dikkate alındığında stokların yeniden doldurulmasının üç ila sekiz yıl sürebileceği belirtiliyor.

ABD Kongresi için hazırlanan ve geçen hafta yayımlanan çalışma, THAAD balistik füze önleme sistemine ilişkin stok seviyelerine dair kaygıları ortaya koydu. Belgede, “Destansı Öfke Harekatı sırasında THAAD önleyicilerinin kullanım hızının, zaten sınırlı olan stokları daha da azalttığına dair endişe var” ifadesine yer verildi.

Jerusalem Post gazetesinin aktardığına göre çalışma, sistemin son yıllarda Orta Doğu’daki konuşlandırmalar nedeniyle tartışmalı bir sicil edindiğini not ederken, Kongre değerlendirmesi THAAD’ın İran’a ait balistik füzeler ve insansız hava araçlarına karşı yaklaşık yüzde 90 oranında önleme sağladığını aktardı.

Bu oran, İsrail ile ABD’nin ortak geliştirdiği ve yalnızca İsrail ordusu tarafından kullanılan Arrow 3 sistemiyle benzerlik gösteriyor.

İsrail hava sahasının savunmasında THAAD öne çıkıyor

Çalışmaya göre, Haziran ayında İran’a karşı yürütülen operasyon sırasında İsrail hava sahasının savunmasında gerçekleştirilen önlemelerin yarısı THAAD sistemiyle yapıldı. Toplam 92 önleme, yaklaşık 632 füzeden oluşan tahmini stoktan kullanıldı.

Belgede, mevcut üretim temposuyla THAAD stoklarının tamamen yenilenmesinin uzun yıllar alacağı kaydedildi. Bir THAAD füzesinin maliyeti yaklaşık 12,7 milyon dolar olarak verildi.

Dış Politika Araştırma Enstitüsü’nün sağladığı veriler, operasyonun ilk günlerinde kullanılan mühimmat yoğunluğunun ABD askeri tarihindeki diğer hava harekatlarının başlangıçlarını geride bıraktığını ortaya koydu.

İlk dört günde 35 farklı türde 5 bin 197 mühimmat kullanıldı; yalnızca mühimmatın yenilenme maliyeti 10 ila 16 milyar dolar aralığında hesaplandı.

Mühimmat bolluğu görünür, kritik sınırlamalar gizli alanlarda

Dış Politika Araştırma Enstitüsü, koalisyonun saldırılarını sürdürebildiğini ancak stratejik sınırlamanın görünmeyen unsurlarda ortaya çıktığını belirtti.

Enstitü, “Koalisyon saldırılarını sürdürebilir çünkü bomba stoğu var. Ancak stratejik sınır, üsleri koruyan önleyicilerde, düşman fırlatıcılarını hedefte tutan uzun menzilli sistemlerde ve füze savunmasını işlevsel kılan sensör mimarisinde” değerlendirmesinde bulundu.

Aynı analiz, İran’daki savaşın sürekli bir bombardıman görüntüsü yarattığını, ancak kullanılan her mühimmatın daha geniş ölçekli bir kriz karşısında hazırlığı azalttığını kaydetti.

Patriot üretimi 18 aylık kapasiteyi dört günde tüketti

Çalışma, savaşın ilk dört gününde ABD Patriot bataryalarının Körfez ülkelerini savunmak için 943 önleyici füze kullandığını ortaya koydu.

Bu miktar, Lockheed Martin ve Boeing tesislerinde 18 ayda üretilen toplam önleyici sayısına karşılık geliyor. İki şirketin yıllık üretimi yaklaşık 620 adet olarak verilirken, Polonya’daki tesis Patriot sistemine ait fırlatıcıları üretiyor.

Payne Enstitüsü, savaşın THAAD stoklarının yaklaşık üçte birini tükettiğini tahmin etti. Yıllık üretim kapasitesinin 100 füze civarında kaldığı ifade edildi.

Analizde, mühimmatın büyük bölümünü Körfez ülkelerinin kullandığı, ancak önceliğin ABD ordusuna verilmesi nedeniyle bu ülkelerin yeniden tedarikte son sırada yer aldığı belirtildi.

İran’ın füze kapasitesi ve operasyonun ilerleyişi

Tel Aviv Üniversitesi Ulusal Güvenlik Çalışmaları Enstitüsü verilerine göre, pazar günü itibarıyla İran’dan İsrail’e yaklaşık 380 balistik füze ulaştı. İran’ın operasyon öncesinde 2 bin ila 2 bin 500 balistik füzeye sahip olduğu, bunların 1000 ila 1500’ünün İsrail’i hedef alabilecek menzilde bulunduğu aktarıldı.

ABD ve İsrail’in şimdiye kadar yaklaşık 200 fırlatıcıyı imha ettiği, 135’inin arızalandığı ve İran’ın yaklaşık 120 çalışır fırlatıcıya sahip olduğu belirtildi.

Bu veriler, İran’ın füze kapasitesinin ve fırlatıcı altyapısının yarısının etkisiz hale getirildiğini gösteriyor. Çatışma temposundaki yavaşlamaya rağmen hedeflerin tamamının ortadan kaldırılmasının haftalar sürebileceği ifade ediliyor.

İsrail’in Arrow 3 stoklarına ilişkin belirsizlik sürüyor

İsrail’in Arrow 3 füzelerinde benzer bir stok sorunu yaşayıp yaşamadığına ilişkin sorulara İsrail Savunma Bakanlığı’ndan henüz açıklama gelmedi.

Fakat ABD Savunma İstihbarat Teşkilatı’nda görev yapmış eski bir yetkili ise İran’ın üretim kapasitesinin sıfıra gerilediğini, ABD ve İsrail’in üretim imkanlarının geniş olduğunu belirterek, İran’ın uzun vadede rekabet edemeyeceğini ifade etti.

Davud’un Sapanı sisteminin daha düşük irtifada önleme yaptığı, ancak başarı oranlarının her zaman aynı düzeyde olmadığı kaydedildi.

Cumartesi günü Dimona ve Arad bölgelerinde gerçekleştirilen önleme girişimlerinin Davud’un Sapanı ile yapıldığı, bazı haberlerde yer alan THAAD kullanımının hatalı olduğu belirtildi.

Ortadoğu

ABD, Orta Doğu’ya üçüncü uçak gemisini gönderiyor

Yayınlanma

ABD ordusu, Başkan Donald Trump’ın İran’a yönelik yeni saldırıların ufukta olabileceği uyarısında bulunmasının ardından, Orta Doğu’ya üçüncü bir uçak gemisi saldırı grubunu sevk ediyor.

Özel bir amfibi saldırı grubunu da içeren bu sevkiyat, ABD’deki ara seçimlerin yaklaşmasıyla birlikte İran’a karşı Trump’ın savaşının hızla değişen dinamiklerini vurguluyor.

Trump, savaşın birkaç hafta süreceği yönündeki ilk vaatlerine rağmen, ara seçimlerden sonra gerginliğin tırmanmasının hâlâ geçerli bir seçenek olduğunu belirtti.

Şu anda Orta Doğu’ya doğru yol alan gemi grubu, toplamda 7.000’den fazla denizci ve 2.000 Deniz Piyadesi’ni taşıyor.

Bu gruba, USS Theodore Roosevelt uçak gemisi saldırı grubu ve iki amfibi çıkarma gemisinden oluşan USS Makin Island amfibi hazırlık grubu da dahil.

Hassas askeri operasyonlar hakkında konuşmak üzere isminin açıklanmaması koşuluyla konuşan bir ABD’li yetkiliye göre, bu durum Ekim ayı sonuna kadar bölgede üç uçak gemisinin bulunacağı anlamına gelebilir.

Orta Doğu’da halihazırda bulunan personel de hesaba katıldığında, bu hamle ABD’nin deniz kuvvetleri varlığını 20.000’den fazla denizci ve deniz piyadesi ile yüzlerce uçağa ulaşacak şekilde alışılmadık derecede yüksek bir seviyeye çıkaracak.

Donanma, Nisan ayında 2003 yılından bu yana ilk kez Orta Doğu’da üç uçak gemisi saldırı grubu bulundurmuştu.

USS George HW Bush ve USS George Washington uçak gemileri, USS Boxer amfibi hazırlık grubu ile birlikte şu anda bölgede bulunuyor.

USS George Washington genellikle Pasifik Okyanusu’nda görevlendirilir fakat zorlu görev süresi boyunca mürettebatın 260 günden fazla süreyle aralıksız denizde kalmasına neden olan USS Abraham Lincoln’ün yerini almak üzere Orta Doğu’ya sevk edildi.

Theodore Roosevelt uçak gemisi saldırı grubu bölgeye ulaştığında, Washington’un Japonya açıklarına kaydırılması muhtemel.

Perşembe günü Time dergisinde yayınlanan bir röportajda Trump, yeni saldırı olasılıklarına değindi ve 3 Kasım ara seçimlerinden sonra İran’a yönelik bombardımanı yoğunlaştırmasının “mümkün” olduğunu söyledi.

Israrla sorulunca Trump, stratejisi hakkında daha fazla ayrıntıya giremeyeceğini söyledi.

Trump, “Bunu size söyleyemem çünkü bakın, siz ‘nereyi bombalayacaksınız?’ diye soruyorsunuz,” dedi.

Pazartesi günü yapılan röportajda, İran’dan gelen son ateşkes teklifini reddettiğini belirterek, “bir yıl önce onaylamayacağı şeyleri bugün de onaylamayacağını” söyledi.

Trump, örnek olarak İran’ın önemli bir enerji nakil koridoru olan Hürmüz Boğazı’nı “açma” teklifini gösterdi ama teklifin genel olarak “yeterince iyi olmadığını” belirtti.

Giderek daha fazla tepki çeken bu savaşın Kasım ayında Cumhuriyetçilerin şansını zora sokup sokmayacağu sorulduğunda Trump, ilk başta “Mümkün” diye yanıt verdi. Fakat ardından, “İran’ın nükleer silahı olmayacağı için bu durum yardımcı olmalı,” diye ekledi.

Başkan, “dünya çapında da dahil olmak üzere” “halkın %100’ünün” İran’ın nükleer saldırı kapasitesine sahip olmasına karşı olduğunu söyledi ve “Yani, bu şekilde ifade ederseniz, faydası olur. Bunu söylemezseniz, zararı olabilir,” diye konuştu.

Okumaya Devam Et

Ortadoğu

Şam’dan yalanlama: Hizbullah ile Türkiye’de görüşmedik

Yayınlanma

Suriye Enformasyon Bakanlığı, Şam ile Hizbullah heyetlerinin gerilimi düşürmek için Türkiye’de gizlice görüştüğü yönündeki Reuters haberini yalanladı. Haberde yer alan iddiaya göre heyetler Türk istihbaratının davetiyle eylülde en az bir kez bir araya geldi ve Şam yönetimi örgüte Lübnan’a askeri müdahalede bulunmama güvencesi sundu.

Suriye Enformasyon Bakanlığı, Şam’daki yeni hükümet yetkilileri ile Lübnan merkezli Hizbullah temsilcilerinin Türkiye’de bir araya geldiği yönündeki iddiaları yalanladı.

Bakanlığa bağlı Dış Medya Dairesi, 1 Ekim’de yaptığı açıklamada, söz konusu haberlerin gerçek dışı ve dayanaksız olduğunu belirterek herhangi bir temasın gerçekleşmediğini duyurdu.

Reuters haber ajansı aynı gün yayımladığı haberde, iki tarafın aralarındaki gerilimi düşürmek amacıyla eylül ayında Türkiye’de en az bir kez gizli toplantı yaptığını aktarmıştı.

Ajans, haberini ikisi Suriyeli, biri ABD’li yetkili ve biri Hizbullah’a yakın üst düzey Lübnanlı güvenlik kaynağı olmak üzere altı kişiye dayandırdı.

Habere göre buluşma, Türk güvenlik ve istihbarat kurumlarının davetiyle düzenlendi. Toplantıda Hizbullah temsilcilerinin yanı sıra Suriye istihbaratından ve Dışişleri Bakanlığından yetkililer yer aldı.

Ajansa konuşan ABD’li kaynak, görüşmenin anlaşmazlıkları gidermeye odaklandığını ve iyi geçtiğini söyledi.

Görüşmeye katıldığı öne sürülen Suriyeli bir yetkili, tarafların birbirlerine karşı düşmanlık beslemedikleri hususunda uzlaştığını aktardı. Buna göre Şam yönetimi, Hizbullah’ı silahsızlandırma gerekçesiyle Lübnan topraklarına askeri müdahalede bulunmayacağına dair örgüte güvence verdi.

Washington ise Suriye’nin Hizbullah’a karşı harekete geçmesini istiyor. ABD Başkanı Donald Trump, Şam yönetiminin örgüte askeri saldırı düzenlemesi gerektiği yönündeki talebini kamuoyu önünde birden fazla kez paylaştı.

Haberde aktarılan uzlaşma arayışına karşın Suriyeli heyet, Hizbullah’ın sınır ötesi silah kaçakçılığını durdurmasını ve özellikle Suriye’nin güneyindeki uyuyan hücrelerini lağvetmesini talep etti.

Hizbullah ise eski Suriye Cumhurbaşkanı Beşar Esad yönetiminin Aralık 2024’te devrilmesinden bu yana ülke topraklarında hücreleri olduğu iddiasını reddediyor.

Şam yönetimi hafta başında roket saldırısı hazırlığı içindeki bir Hizbullah hücresinin yakalandığını ileri sürmüştü. Hizbullah bu iddia karşısında, “Suriye topraklarında hiçbir şekilde varlığımız yok ve orada herhangi bir güvenlik veya askeri faaliyette yer almıyoruz” açıklamasını yaptı.

Toplantı iddiasına ilişkin sorular karşısında Türkiye Dışişleri Bakanlığı, Milli Savunma Bakanlığı, Suriye Dışişleri Bakanlığı ve ABD Dışişleri Bakanlığı sessizliğini korurken Hizbullah’ın basın bürosu yorum yapmaktan kaçındı.

Suriye’deki yeni iktidar yapısı ile Hizbullah arasındaki temas iddiaları, tarafların geçmişteki yoğun çatışma geçmişine dayanıyor.

Hizbullah iç savaş boyunca Esad ordusu saflarında savaştı; Heyet Tahrir eş-Şam’ın (HTŞ) çekirdeğini oluşturan Nusra Cephesi ve Ahrar eş-Şam gibi gruplarla doğrudan karşı karşıya geldi.

Esad iktidarını Aralık 2024’te deviren HTŞ, mevcut Suriye Savunma Bakanlığında belirleyici konum taşıyor.

Nusra Cephesi, iç savaşın ilk evrelerinde Lübnan’ın kuzey ve doğu sınırlarını ele geçirmiş, ardından Lübnan ordusu ve Hizbullah birliklerince bu hatlardan püskürtülmüştü. Grup aynı dönemde Beyrut dahil Lübnan genelinde bombalı saldırılar ve suikastlar düzenledi.

Esad yönetiminin çöküşüyle Hizbullah’ın Suriye’deki etkinliği sona ererken, yeni Şam güçlerinin Lübnan sınırına askeri tahkimat yaptığı kaydediliyor.

Sınıra sevk edilen askeri birlikler arasında, geçmiş çatışma döneminde ülkeye giren yabancı savaşçıların da yer aldığı belirtiliyor.

Okumaya Devam Et

Ortadoğu

Trump’ın damadının şirketi İsrail ordusunun tedarikçisine ortak çıktı

Yayınlanma

CNN’in haberine göre Jared Kushner’ın yatırım şirketi Affinity Partners, İsrail ordusuna silah ve teçhizat sağlayan firmalarda pay sahibi olan Phoenix Financial grubunun en büyük hissedarı kalmayı sürdürdü. Kushner’ın Gazze müzakerelerinde resmi kadro almadan gönüllü diplomat olarak yer alması, şirketteki 1 milyar doları aşan hisse değeri nedeniyle tartışma yarattı.

ABD Başkanı Donald Trump’ın damadı Jared Kushner, Gazze’deki savaşın sona erdirilmesine yönelik müzakerelerde rol üstlenirken yatırım şirketi Affinity Partners üzerinden İsrailli finans grubu Phoenix Financial ile ticari bağlarını korudu.

CNN tarafından İsrail’deki mali kayıtlar incelenerek yapılan araştırma, Phoenix’in İsrail ordusuna silah, insansız hava aracı, savaş gemisi ve yıkım ekipmanı tedarik eden en az dokuz şirkette pay sahibi olduğunu ortaya koydu.

Bu şirketlerin tamamının hisse değeri geçen yıl artış kaydetti. Kuruluşların birçoğu, Gazze’deki çatışmaların ürünlerine yönelik talebi yükselttiğini açıkladı.

Affinity Partners, Trump’ın Ocak 2025’te başkanlık görevine başlamasından hemen önce Phoenix’teki payını neredeyse iki katına taşıdı.

Şirket, Temmuz 2026’da bu hisselerin dörtte birini 340 milyon doları aşkın bir bedelle elden çıkardı. Bu işlemden elde edilen gelir, satılan paylar için başlangıçta ödenen tutarın beş katını aştı.

Satışın ardından Phoenix’in en büyük hissedarı kalmayı sürdüren Affinity’nin elindeki yüzde 7,4’lük payın piyasa değeri temmuz ayı itibarıyla 1 milyar doların üzerine çıktı. Kushner, Phoenix’i daha önce şirketinin “en iyi yatırımı” olarak nitelendirmişti.

İncelenen belgelere göre Phoenix, İsrail’in en büyük savunma sanayisi şirketi Elbit Systems’e en az 265 milyon dolarlık yatırım yaptı. Elbit, İsrail ordusuna mühimmat, tank sistemleri ve askeri teçhizat temin ediyor.

İsrailli finans grubunun portföyünde İHA kameraları üreten NextVision, topçu mühimmatı tapası imal eden Reshef Technologies ve tank parçaları geliştiren Ashot Ashkelon da yer alıyor.

Phoenix ayrıca savaş gemisi üreticisi Israel Shipyards ile birlikte Boeing ve Caterpillar’da da hisse sahibi. İsrail ordusu operasyonlarda Boeing’in ürettiği uçak ve mühimmatları, Gazze’deki yıkımlarda ise Caterpillar üretimi iş makinelerini kullanıyor.

Kushner’ın şirketi Affinity doğrudan bu savunma kuruluşlarına ortak olmasa da Phoenix’in ana hissedarı sıfatıyla grubun mali kazancından pay alma imkanını koruyor.

Kushner, Trump yönetiminde resmi bir kadro almadan, gönüllü temsilci sıfatıyla diplomatik görüşmelere katılıyor. Bu konum, resmi bir kamu görevinde zorunlu tutulan mali bildirim ve çıkar çatışması yükümlülüklerine tabi olmamasını sağlıyor.

CNN, Kushner’ın yürüttüğü diplomatik temasların söz konusu yatırımları doğrudan etkilediğine dair somut bir veriye ulaşmadığını duyurdu.

Fakat Gazze müzakerelerinde görev üstlenen bir ismin, İsrail ordusunun tedarikçilerine sermaye aktaran bir grupta ana hissedar olması çıkar çatışması tartışmalarına yol açtı.

Kushner’ın avukatı, müvekkilinin Phoenix’in yönetim kurulunda yer almadığını, yatırım kararlarına müdahale etmediğini ve ticari girişimleriyle diplomatik temasları arasında bağ olmadığını savundu.

CNN ise Kushner’ın Eylül 2025’te Forbes dergisine verdiği mülakatta Phoenix yönetimiyle “çok aktif bir diyalog” sürdürdüğünü ve şirket yöneticileriyle birkaç haftada bir temas kurduğunu söylediğini aktardı.

Avukatı bu temasların tek tek yatırımlarla değil, genel piyasa eğilimleriyle sınırlı olduğunu öne sürerken diplomatik mesainin artmasıyla birlikte şirket yönetimiyle görüşmelerin seyreldiğini kaydetti.

Beyaz Saray Sözcüsü Anna Kelly, Kushner’ın şahsi ticari işlerinin gönüllü diplomatik vazifeleriyle bağlantısı bulunmadığını dile getirdi.

Phoenix ise hissedarlarına sunduğu değerin temel faaliyet performansından beslendiğini belirterek haberdeki ayrıntılı bulgular hakkında değerlendirme yapmadı.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English