Ortadoğu
İsrail, Katolik ruhbanın Kutsal Kabir Kilisesine girişini engelledi

İsrail polisi, Katolik liderlerin yüzyıllardır ilk kez, Hristiyan bayramı Palmiye Pazarı’nda özel bir ayin düzenlemek üzere Kutsal Kabir Kilisesi’ne girmesini engelledi.
İsrail, Kudüs’ün “İran füzelerinin sık sık hedefi olduğu için”, söz konusu kilise de dahil olmak üzere kentin başlıca kutsal mekanlarının kapalı olduğunu öne sürüyor.
Kudüs’teki Latin Patrikhanesi, polisin kararını “açıkça mantıksız ve aşırı orantısız bir önlem” olarak nitelendirdi. Bu karar, Latin Patriği Kardinal Pierbattista Pizzaballa ve Kutsal Topraklar’ın Muhafız’ı (Custos) da dahil olmak üzere kilisenin en üst düzey iki dini liderinin, Hıristiyanların İsa’nın çarmıha gerildiğine inandıkları yerde Palmiye Pazarı’nı kutlamasını engelledi.
Palmiye Pazarı, İsa’nın Kudüs’e zaferle girişini anar ve Paskalya ile doruğa ulaşan Hıristiyanlar için Kutsal Hafta anma törenlerini başlatır.
İsrail polisi, güvenlik gerekçeleri, Eski Şehir’in dar sokaklarında acil durum araçlarının erişememesi ve yeterli barınak bulunmaması nedeniyle Palmiye Pazarı’nda ayin yapılamayacağını cumartesi günü kilise yetkililerine bildirdiklerini söyledi.
İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, “kötü niyet” olmadığını ve kardinalin güvenlik endişeleri nedeniyle kiliseye girmesinin engellendiğini, fakat İsrail’in önümüzdeki günlerde Kutsal Kabir Kilisesini kısmen açmaya çalışacağını söyledi.
Netanyahu, X’te “Dünyadaki Hıristiyanlar için Paskalya’ya giden haftanın kutsallığı göz önüne alındığında, İsrail’in güvenlik güçleri önümüzdeki günlerde kilise liderlerinin kutsal mekanda ibadet etmelerini sağlayacak bir plan hazırlıyor,” diye yazdı.
Yahudilerin dua edebileceği en kutsal yer olan Ağlama Duvarı da güvenlik sorunları nedeniyle çoğunlukla kapalı ama yetkililer, meydanın bitişiğindeki kapalı bir alanda bir seferde en fazla 50 kişinin dua etmesine izin vermektedir.
Kudüs’ün Eski Şehir’indeki daha küçük kiliseler, sinagoglar ve camiler, İsrail ordusu tarafından kabul edilebilir görülen bir sığınakla belirli bir mesafe içinde bulunmaları ve toplanmaların 50 kişiden az olması koşuluyla açık.
Fakat Latin Patrikhanesi, Kutsal Kabir Kilisesinin 28 Şubat’ta İran savaşı başladığından beri halka açık olmayan ayinlere ev sahipliği yaptığını ve pazar günkü ayinin ve iki rahibin girişinin neden farklı olduğunun belirsiz olduğunu söyledi.
Kudüs Latin Patrikhanesi sözcüsü Farid Jubran, “Bu, Hıristiyanlar için çok, çok kutsal bir gün ve bizim görüşümüze göre böyle bir kararın veya eylemin hiçbir gerekçesi yoktu,” dedi.
Jubran, kilisenin polisten birkaç dini liderin pazar günü halka açık olmayan özel bir tören için kiliseye girmesine izin verilmesini talep ettiğini söyledi. Patriklik, bu kararın Kudüs’teki ibadet özgürlüğünü ve statükoyu engellediğini belirtti.
Geleneksel Palmiye Pazarı alayı sırasında normalde dünyanın dört bir yanından gelen on binlerce Hıristiyan, Zeytin Dağı’ndan Eski Şehir’e doğru dar ve engebeli sokaklarda yürür, palmiye dallarını sallayarak şarkı söyler.
Patrikhanesi, güvenlik endişeleri nedeniyle geçen hafta geleneksel alayı iptal etti ve İsrail ordusunun sivillere yönelik yönergelerine uygun olarak 50 kişiden az katılımcıyla sınırlı ayinler düzenledi.
Pizzaballa bunun yerine, İsrail ordusunun güvenli sığınak alanı olarak değerlendirdiği bir yeraltı müzik okulunun yanında bulunan, yüksek mermer bir kilise olan yakındaki Aziz Kurtarıcı Manastırı’nda ayin düzenledi.
Pazar günü ilerleyen saatlerde Pizzaballa, Zeytin Dağı’ndaki Dominus Flevit Tapınağı’nda barış için dua etti, fakat vaazı İsa’ya odaklandı ve sabahki olaydan bahsetmedi.
Papa XIV. Leo, Aziz Petrus Meydanı’nda düzenlenen Palmiye Pazarı ayininin sonunda, “korkunç” bir çatışmanın ortasında yaşadığını söylediği Orta Doğu’daki tüm Hıristiyanlar için dua etti. Ayrıntılara girmeden, “çoğu durumda, bu kutsal günlerin ayinlerini tam olarak yaşayamıyorlar” dedi.
Kapanma, İsrail’in en büyük müttefiki olan ABD de dahil olmak üzere, İsrail makamlarının ibadeti kısıtlamada çok ileri gittiğine dair bir eleştiri dalgasına yol açtı.
Dindar bir evanjelik Hıristiyan olan ABD Büyükelçisi Mike Huckabee, olayın “talihsiz bir aşırılık” olduğunu söyledi.
Yaptığı açıklamada, Pizzaballa ve diğerleriyle yapılması planlanan duanın, toplantılar için belirlenen 50 kişilik sınırın çok altında olduğunu belirtti.
Büyükelçi, “Palm Pazarında özel bir tören için Patrik’in kiliseye girişinin engellenmesi anlaşılması veya haklı gösterilmesi zor bir durum,” diye yazdı.
Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, olayın “Kudüs’teki Kutsal Mekanların statüsüne yönelik ihlallerdeki endişe verici artışa” katkıda bulunduğunu belirterek olayı kınadı.
X’te yaptığı bir paylaşımda Macron, “Kudüs’te tüm dinler için ibadetin serbestçe icra edilmesi garanti altına alınmalıdır,” diye yazdı.
Siyasi yelpazenin her kesiminden İtalyan yetkililer, 2025 konklavında papalık için önde gelen adaylardan biri olarak görülen İtalyan kardinal Pizzaballa’nın kiliseye girişinin kısıtlanmasını kınadı.
İtalyan hükümeti, olayı İsrail makamlarına resmi olarak protesto etti ve açıklama için İsrail’in Roma Büyükelçisini çağırdı.
Başbakan Giorgia Meloni, polisin bu eyleminin “sadece inananlara değil, din özgürlüğünü tanıyan her topluma karşı bir suç teşkil ettiğini” söyledi.
Meloni’nin muhafazakâr hükümeti, Gazze’deki savaş sırasında İsrail’e karşı dengeli bir tutum sergilemeye çalıştı; İsrail’in savunma hakkını desteklerken, Filistinlilerin ödediği bedeli kınadı. İtalyan lider ayrıca, İtalya’nın İran savaşına katılmayacağını belirtirken, İslam Cumhuriyeti’nin nükleer silahlara sahip olmasına izin verilemeyeceğini de vurguladı.
İtalyan Katolik yayıncı TG2000 ile yaptığı röportajda Pizzaballa, kiliseye erişim konusunda İsrail yetkilileriyle görüş ayrılığı olduğunu, fakat anlaşmazlığın nazik bir şekilde sürdüğünü söyledi.
Pizzaballa, “Bu durumu, önümüzdeki günlerde ne yapılacağını daha iyi açıklığa kavuşturmak için kullanmak istiyoruz; elbette herkesin güvenliğini gözetirken, aynı zamanda dua etme hakkına da saygı göstererek,” dedi.
Ortadoğu
ABD, Orta Doğu’ya üçüncü uçak gemisini gönderiyor

ABD ordusu, Başkan Donald Trump’ın İran’a yönelik yeni saldırıların ufukta olabileceği uyarısında bulunmasının ardından, Orta Doğu’ya üçüncü bir uçak gemisi saldırı grubunu sevk ediyor.
Özel bir amfibi saldırı grubunu da içeren bu sevkiyat, ABD’deki ara seçimlerin yaklaşmasıyla birlikte İran’a karşı Trump’ın savaşının hızla değişen dinamiklerini vurguluyor.
Trump, savaşın birkaç hafta süreceği yönündeki ilk vaatlerine rağmen, ara seçimlerden sonra gerginliğin tırmanmasının hâlâ geçerli bir seçenek olduğunu belirtti.
Şu anda Orta Doğu’ya doğru yol alan gemi grubu, toplamda 7.000’den fazla denizci ve 2.000 Deniz Piyadesi’ni taşıyor.
Bu gruba, USS Theodore Roosevelt uçak gemisi saldırı grubu ve iki amfibi çıkarma gemisinden oluşan USS Makin Island amfibi hazırlık grubu da dahil.
Hassas askeri operasyonlar hakkında konuşmak üzere isminin açıklanmaması koşuluyla konuşan bir ABD’li yetkiliye göre, bu durum Ekim ayı sonuna kadar bölgede üç uçak gemisinin bulunacağı anlamına gelebilir.
Orta Doğu’da halihazırda bulunan personel de hesaba katıldığında, bu hamle ABD’nin deniz kuvvetleri varlığını 20.000’den fazla denizci ve deniz piyadesi ile yüzlerce uçağa ulaşacak şekilde alışılmadık derecede yüksek bir seviyeye çıkaracak.
Donanma, Nisan ayında 2003 yılından bu yana ilk kez Orta Doğu’da üç uçak gemisi saldırı grubu bulundurmuştu.
USS George HW Bush ve USS George Washington uçak gemileri, USS Boxer amfibi hazırlık grubu ile birlikte şu anda bölgede bulunuyor.
USS George Washington genellikle Pasifik Okyanusu’nda görevlendirilir fakat zorlu görev süresi boyunca mürettebatın 260 günden fazla süreyle aralıksız denizde kalmasına neden olan USS Abraham Lincoln’ün yerini almak üzere Orta Doğu’ya sevk edildi.
Theodore Roosevelt uçak gemisi saldırı grubu bölgeye ulaştığında, Washington’un Japonya açıklarına kaydırılması muhtemel.
Perşembe günü Time dergisinde yayınlanan bir röportajda Trump, yeni saldırı olasılıklarına değindi ve 3 Kasım ara seçimlerinden sonra İran’a yönelik bombardımanı yoğunlaştırmasının “mümkün” olduğunu söyledi.
Israrla sorulunca Trump, stratejisi hakkında daha fazla ayrıntıya giremeyeceğini söyledi.
Trump, “Bunu size söyleyemem çünkü bakın, siz ‘nereyi bombalayacaksınız?’ diye soruyorsunuz,” dedi.
Pazartesi günü yapılan röportajda, İran’dan gelen son ateşkes teklifini reddettiğini belirterek, “bir yıl önce onaylamayacağı şeyleri bugün de onaylamayacağını” söyledi.
Trump, örnek olarak İran’ın önemli bir enerji nakil koridoru olan Hürmüz Boğazı’nı “açma” teklifini gösterdi ama teklifin genel olarak “yeterince iyi olmadığını” belirtti.
Giderek daha fazla tepki çeken bu savaşın Kasım ayında Cumhuriyetçilerin şansını zora sokup sokmayacağu sorulduğunda Trump, ilk başta “Mümkün” diye yanıt verdi. Fakat ardından, “İran’ın nükleer silahı olmayacağı için bu durum yardımcı olmalı,” diye ekledi.
Başkan, “dünya çapında da dahil olmak üzere” “halkın %100’ünün” İran’ın nükleer saldırı kapasitesine sahip olmasına karşı olduğunu söyledi ve “Yani, bu şekilde ifade ederseniz, faydası olur. Bunu söylemezseniz, zararı olabilir,” diye konuştu.
Ortadoğu
Şam’dan yalanlama: Hizbullah ile Türkiye’de görüşmedik

Suriye Enformasyon Bakanlığı, Şam ile Hizbullah heyetlerinin gerilimi düşürmek için Türkiye’de gizlice görüştüğü yönündeki Reuters haberini yalanladı. Haberde yer alan iddiaya göre heyetler Türk istihbaratının davetiyle eylülde en az bir kez bir araya geldi ve Şam yönetimi örgüte Lübnan’a askeri müdahalede bulunmama güvencesi sundu.
Suriye Enformasyon Bakanlığı, Şam’daki yeni hükümet yetkilileri ile Lübnan merkezli Hizbullah temsilcilerinin Türkiye’de bir araya geldiği yönündeki iddiaları yalanladı.
Bakanlığa bağlı Dış Medya Dairesi, 1 Ekim’de yaptığı açıklamada, söz konusu haberlerin gerçek dışı ve dayanaksız olduğunu belirterek herhangi bir temasın gerçekleşmediğini duyurdu.
Reuters haber ajansı aynı gün yayımladığı haberde, iki tarafın aralarındaki gerilimi düşürmek amacıyla eylül ayında Türkiye’de en az bir kez gizli toplantı yaptığını aktarmıştı.
Ajans, haberini ikisi Suriyeli, biri ABD’li yetkili ve biri Hizbullah’a yakın üst düzey Lübnanlı güvenlik kaynağı olmak üzere altı kişiye dayandırdı.
Habere göre buluşma, Türk güvenlik ve istihbarat kurumlarının davetiyle düzenlendi. Toplantıda Hizbullah temsilcilerinin yanı sıra Suriye istihbaratından ve Dışişleri Bakanlığından yetkililer yer aldı.
Ajansa konuşan ABD’li kaynak, görüşmenin anlaşmazlıkları gidermeye odaklandığını ve iyi geçtiğini söyledi.
Görüşmeye katıldığı öne sürülen Suriyeli bir yetkili, tarafların birbirlerine karşı düşmanlık beslemedikleri hususunda uzlaştığını aktardı. Buna göre Şam yönetimi, Hizbullah’ı silahsızlandırma gerekçesiyle Lübnan topraklarına askeri müdahalede bulunmayacağına dair örgüte güvence verdi.
Washington ise Suriye’nin Hizbullah’a karşı harekete geçmesini istiyor. ABD Başkanı Donald Trump, Şam yönetiminin örgüte askeri saldırı düzenlemesi gerektiği yönündeki talebini kamuoyu önünde birden fazla kez paylaştı.
Haberde aktarılan uzlaşma arayışına karşın Suriyeli heyet, Hizbullah’ın sınır ötesi silah kaçakçılığını durdurmasını ve özellikle Suriye’nin güneyindeki uyuyan hücrelerini lağvetmesini talep etti.
Hizbullah ise eski Suriye Cumhurbaşkanı Beşar Esad yönetiminin Aralık 2024’te devrilmesinden bu yana ülke topraklarında hücreleri olduğu iddiasını reddediyor.
Şam yönetimi hafta başında roket saldırısı hazırlığı içindeki bir Hizbullah hücresinin yakalandığını ileri sürmüştü. Hizbullah bu iddia karşısında, “Suriye topraklarında hiçbir şekilde varlığımız yok ve orada herhangi bir güvenlik veya askeri faaliyette yer almıyoruz” açıklamasını yaptı.
Toplantı iddiasına ilişkin sorular karşısında Türkiye Dışişleri Bakanlığı, Milli Savunma Bakanlığı, Suriye Dışişleri Bakanlığı ve ABD Dışişleri Bakanlığı sessizliğini korurken Hizbullah’ın basın bürosu yorum yapmaktan kaçındı.
Suriye’deki yeni iktidar yapısı ile Hizbullah arasındaki temas iddiaları, tarafların geçmişteki yoğun çatışma geçmişine dayanıyor.
Hizbullah iç savaş boyunca Esad ordusu saflarında savaştı; Heyet Tahrir eş-Şam’ın (HTŞ) çekirdeğini oluşturan Nusra Cephesi ve Ahrar eş-Şam gibi gruplarla doğrudan karşı karşıya geldi.
Esad iktidarını Aralık 2024’te deviren HTŞ, mevcut Suriye Savunma Bakanlığında belirleyici konum taşıyor.
Nusra Cephesi, iç savaşın ilk evrelerinde Lübnan’ın kuzey ve doğu sınırlarını ele geçirmiş, ardından Lübnan ordusu ve Hizbullah birliklerince bu hatlardan püskürtülmüştü. Grup aynı dönemde Beyrut dahil Lübnan genelinde bombalı saldırılar ve suikastlar düzenledi.
Esad yönetiminin çöküşüyle Hizbullah’ın Suriye’deki etkinliği sona ererken, yeni Şam güçlerinin Lübnan sınırına askeri tahkimat yaptığı kaydediliyor.
Sınıra sevk edilen askeri birlikler arasında, geçmiş çatışma döneminde ülkeye giren yabancı savaşçıların da yer aldığı belirtiliyor.
Ortadoğu
Trump’ın damadının şirketi İsrail ordusunun tedarikçisine ortak çıktı

CNN’in haberine göre Jared Kushner’ın yatırım şirketi Affinity Partners, İsrail ordusuna silah ve teçhizat sağlayan firmalarda pay sahibi olan Phoenix Financial grubunun en büyük hissedarı kalmayı sürdürdü. Kushner’ın Gazze müzakerelerinde resmi kadro almadan gönüllü diplomat olarak yer alması, şirketteki 1 milyar doları aşan hisse değeri nedeniyle tartışma yarattı.
ABD Başkanı Donald Trump’ın damadı Jared Kushner, Gazze’deki savaşın sona erdirilmesine yönelik müzakerelerde rol üstlenirken yatırım şirketi Affinity Partners üzerinden İsrailli finans grubu Phoenix Financial ile ticari bağlarını korudu.
CNN tarafından İsrail’deki mali kayıtlar incelenerek yapılan araştırma, Phoenix’in İsrail ordusuna silah, insansız hava aracı, savaş gemisi ve yıkım ekipmanı tedarik eden en az dokuz şirkette pay sahibi olduğunu ortaya koydu.
Bu şirketlerin tamamının hisse değeri geçen yıl artış kaydetti. Kuruluşların birçoğu, Gazze’deki çatışmaların ürünlerine yönelik talebi yükselttiğini açıkladı.
Affinity Partners, Trump’ın Ocak 2025’te başkanlık görevine başlamasından hemen önce Phoenix’teki payını neredeyse iki katına taşıdı.
Şirket, Temmuz 2026’da bu hisselerin dörtte birini 340 milyon doları aşkın bir bedelle elden çıkardı. Bu işlemden elde edilen gelir, satılan paylar için başlangıçta ödenen tutarın beş katını aştı.
Satışın ardından Phoenix’in en büyük hissedarı kalmayı sürdüren Affinity’nin elindeki yüzde 7,4’lük payın piyasa değeri temmuz ayı itibarıyla 1 milyar doların üzerine çıktı. Kushner, Phoenix’i daha önce şirketinin “en iyi yatırımı” olarak nitelendirmişti.
İncelenen belgelere göre Phoenix, İsrail’in en büyük savunma sanayisi şirketi Elbit Systems’e en az 265 milyon dolarlık yatırım yaptı. Elbit, İsrail ordusuna mühimmat, tank sistemleri ve askeri teçhizat temin ediyor.
İsrailli finans grubunun portföyünde İHA kameraları üreten NextVision, topçu mühimmatı tapası imal eden Reshef Technologies ve tank parçaları geliştiren Ashot Ashkelon da yer alıyor.
Phoenix ayrıca savaş gemisi üreticisi Israel Shipyards ile birlikte Boeing ve Caterpillar’da da hisse sahibi. İsrail ordusu operasyonlarda Boeing’in ürettiği uçak ve mühimmatları, Gazze’deki yıkımlarda ise Caterpillar üretimi iş makinelerini kullanıyor.
Kushner’ın şirketi Affinity doğrudan bu savunma kuruluşlarına ortak olmasa da Phoenix’in ana hissedarı sıfatıyla grubun mali kazancından pay alma imkanını koruyor.
Kushner, Trump yönetiminde resmi bir kadro almadan, gönüllü temsilci sıfatıyla diplomatik görüşmelere katılıyor. Bu konum, resmi bir kamu görevinde zorunlu tutulan mali bildirim ve çıkar çatışması yükümlülüklerine tabi olmamasını sağlıyor.
CNN, Kushner’ın yürüttüğü diplomatik temasların söz konusu yatırımları doğrudan etkilediğine dair somut bir veriye ulaşmadığını duyurdu.
Fakat Gazze müzakerelerinde görev üstlenen bir ismin, İsrail ordusunun tedarikçilerine sermaye aktaran bir grupta ana hissedar olması çıkar çatışması tartışmalarına yol açtı.
Kushner’ın avukatı, müvekkilinin Phoenix’in yönetim kurulunda yer almadığını, yatırım kararlarına müdahale etmediğini ve ticari girişimleriyle diplomatik temasları arasında bağ olmadığını savundu.
CNN ise Kushner’ın Eylül 2025’te Forbes dergisine verdiği mülakatta Phoenix yönetimiyle “çok aktif bir diyalog” sürdürdüğünü ve şirket yöneticileriyle birkaç haftada bir temas kurduğunu söylediğini aktardı.
Avukatı bu temasların tek tek yatırımlarla değil, genel piyasa eğilimleriyle sınırlı olduğunu öne sürerken diplomatik mesainin artmasıyla birlikte şirket yönetimiyle görüşmelerin seyreldiğini kaydetti.
Beyaz Saray Sözcüsü Anna Kelly, Kushner’ın şahsi ticari işlerinin gönüllü diplomatik vazifeleriyle bağlantısı bulunmadığını dile getirdi.
Phoenix ise hissedarlarına sunduğu değerin temel faaliyet performansından beslendiğini belirterek haberdeki ayrıntılı bulgular hakkında değerlendirme yapmadı.
Asya2 hafta önceJaponya Merkez Bankası faizleri 1995’ten bu yana en yüksek seviyeye çıkardı, yen değer kaybetti
Asya2 hafta önceGüney Kore lideri Lee, ABD baskısına rağmen Ortadoğu’da savaşa dahil olmayacaklarını söyledi
Diplomasi5 gün önceEast-West Forum İstanbul’da toplandı: Çok kutupluluk geri döndürülemez
Ortadoğu2 hafta önceEnsarullah lideri: Suudi Arabistan’ın Mekke iddiası ‘asrın yalanı’
Asya2 hafta öncePakistan’a Katar’dan ikinci LNG sevkiyatı yapılacak
Diplomasi1 hafta öncePalantir nasıl Ukraynalıları kobay faresine dönüştürdü?
Diplomasi1 hafta önceEast-West Forum İstanbul’da kapılarını açıyor
Asya2 hafta önceSoftBank, OpenAI yatırımı için 11 milyar dolar borçlanacak












