Bizi Takip Edin

Amerika

Bolivyalı işçi ve köylüler başkent La Paz’ı kuşattı

Yayınlanma

Bolivya İşçi Merkezi (COB), köylü sendikaları ve madenciler tarafından öncülük edilen iki haftadır süren yol kapatmaları Bolivya Cumhurbaşkanı Rodrigo Paz’ın yönetimini krize sürükledi.

Paz, göreve gelmesinden altı aydan kısa bir süre sonra yaygın protestolar ve barikatlar nedeniyle siyasi başkent kuşatma altında kalırken, giderek derinleşen bir krizle karşı karşıya.

İşçi ve köylülerin eylemleri La Paz’daki pazarları boşalttı ve hastanelerin hayati önem taşıyan oksijen stoklarını tüketti.

Pazartesi günü, eski Bolivya Cumhurbaşkanı Evo Morales’in destekçileri, başkentte polisle çatıştı. 

Protestocular cumhurbaşkanının istifasını talep ediyor ve Paz’ın devletin neoliberal yeniden dönüşümüne öncülük eden “reformlarının” geri çekilmesini istiyor.

Paz cuma günü, barikatlar neredeyse tüm ülkeyi saracak şekilde genişlemesine rağmen, “Demokrasiyi yok etmeye çalışanlar hapse girecek,” diye uyardı.

COB, ücret artışları talep ederek protestolara başlarken, köylü sendikaları ise düzenli benzin tedariki talep ediyordu. Madenciler ise ek maden alanlarına erişim için ayrı müzakereler yürütüyor. Devlet okulu öğretmenleri de maaş iyileştirmeleri konusunda ayrı görüşmeler yapıyor.

Cumhurbaşkanlığı sözcüsü José Luis Gálvez, Evo Morales’e atıfta bulunarak, “Bu talepler büyük ölçüde mevcut gerçeklere uygun bir şekilde ele alındı; fakat demokrasimizi istikrarsızlaştırmaya çalışan karanlık güçler var,” dedi.

Göstericilerin ortak talebi Cumhurbaşkanı Paz’ın istifası

COB’un yanı sıra Tupac Catari Tek İşçi Federasyonu, ülke çapında barikatlar kurdu. Madenci kooperatifleri, 14 Mayıs’ta Plaza Murillo’ya girmeye çalışan dinamit taşıyan göstericiler gönderdi. 

Başlangıçta hükümetin baskı altında yürürlükten kaldırdığı bir tarım reformu önlemi olan 1720 sayılı yasaya karşı harekete geçen çiftçi örgütleri, bu tavizin öfkelerini dindirmek için yetersiz kalması üzerine Paz’ın istifasını talep ederek sokaklarda kalmaya devam etti.

Morales’in kendi destekçileri olan ve Chapare tropik bölgelerinde örgütlenen Evistalar, 18 Mayıs’ta mevcut protestolarla birleşmek üzere La Paz’a doğru altı günlük bir yürüyüş başlattı. 

Katolik piskoposlar konferansı, insani bir ara verilmesi ve diyalog çağrısında bulunarak, altmış yedi barikatın hastanelerde gıda, ilaç ve oksijen sıkıntısına yol açtığını ve üç kişinin ölümünün doğrudan barikatlara atfedilebileceğini belirtti.

Paz hükümeti bölünmüş durumda

Paz, “iflas etmiş bir devlet” devraldığını tekrarlıyor ama muhalifleri, geçen yıl yakıt kıtlığı ve %20 civarında seyreden enflasyon oranıyla karakterize edilen son 40 yılın en kötü krizine karşı gösterdiği yavaş tepki nedeniyle onu eleştiriyor.

Patron kuruluşlarına göre, devam eden protestolar ve yol kesintileri Bolivya ekonomisine günde 50 milyon dolardan fazla zarar veriyor ve yaklaşık 5.000 aracı otoyollarda mahsur bırakıyor.

Son yirmi yıldır Morales ve ardından Luis Arce liderliğinde Bolivya’yı yöneten Sosyalizme Doğru Hareket (MAS), iki eski lider arasındaki şiddetli çekişmenin ardından geçen yılki seçimlerde tarihi bir yenilgiye uğramıştı.

Morales, geçtiğimiz günlerde X platformunda yaptığı açıklamada şunları söyledi:

“Hükümet ve sağ, benim siyasi bir ceset olduğumu ve kimseyi harekete geçiremeyeceğimi iddia ediyor ama yine de beni suçlamaya devam ediyorlar. Yakıt, gıda ve enflasyon gibi yapısal talepler çözülmediği sürece ayaklanma bastırılamayacak.”

MAS döneminin bitişi, Bolivya’nın siyasi manzarasını derin bir bölünmeye sürükledi ve hiçbir parti tek başına baskın bir güç olarak ortaya çıkamadı.

Paz sürpriz bir seçim zaferi elde etti fakat iktidara gelmesini sağlayan Hıristiyan Demokrat Parti, meclis içinde kısa sürede bölündü. Bu arada cumhurbaşkanı, başkan yardımcısı ve eski polis memuru Edman Lara ile açık bir çekişme içinde olmaya devam ediyor.

Paz, uluslararası güçlerden çeşitli yatırım ve kredi taahhütlerini garantilese de, bu fonların çoğu henüz hayata geçirilemedi.

İlk adım olarak, yakıt sübvansiyonlarını kaldırdı; fakat bu, daha önceki kıtlıklardan bıkmış halk arasında protestolara yol açmadı. Bununla birlikte, hükümetin ithal ettiği düşük kaliteli benzin, araçlarına verilen zarardan dolayı ulaştırma işçileri arasında protestolara neden oldu.

“Kalitesiz benzin” skandalı, ulaştırma işçileri arasında bir dizi grev ve protesto dalgasına yol açarken, devlet petrol şirketinde iki üst düzey yetkilinin istifasına da neden oldu.

ABD’den Paz hükmetine destek

Bolivya’da devam eden protestolar ve barikatlar, tüm bölgeyi endişelendiriyor.

Şili’den Kosta Rika’ya kadar sekiz Latin Amerika hükümeti, kısa süre önce “demokratik düzeni sarsmayı amaçlayan her türlü eylemi” reddeden ortak bir bildiri yayınladı.

Komşu ülke Arjantin ise, ülkedeki kıtlığı gidermek amacıyla bir haftalık insani yardım hava köprüsü başlatacağını duyurdu.

Bolivya ile ilişkilerini yeniden kurmaya çalışan ABD, “Bolivya halkının barış, güvenlik ve istikrarı için düzeni yeniden tesis etme” yönündeki Paz’ın çabalarını desteklediğini açıkladı.

Salı günü, ABD Dışişleri Bakan Yardımcısı Christopher Landau, X’te yaptığı açıklamada, Bolivya’nın meşru hükümetine ABD’nin desteğini teyit etmek için Paz ile görüştüğünü söyledi.

Landau ayrıca, barikat ve ayaklanmaların organizatörlerini kınadı ve kanıt sunmadan, bunların organize suç ve uyuşturucu kaçakçılarının desteğini aldığını iddia etti.

Özellikle Brezilya ve Kolombiya’yı Rodrigo Paz’ı desteklemeye çağıran Landau, ABD Başkanı Donald Trump ve yönetiminin, “hükümet ve düzen karşıtı güçlerin” galip gelmemesini sağlamak için çalıştığını garanti etti.

Landau, “Bolivya’daki umut verici yeni başlangıcın başarısız olması durumunda bunu derinden üzülürüm. Amerika kıtasındaki tüm ülkeler için bu tür bir medeniyetsiz davranışa tanık olmak kötü olur,” dedi.

Marco Rubio’nun yardımcısı, özellikle Arjantin’in Paz yönetimine verdiği desteği övdü ve “tüm yükün” ABD’ye binmemesi gerektiğini belirtti.

Sağcı Paz hükümetinin Trump ile ittifakı gelişiyordu

Nisan ayında Bolivya ve Amerika Birleşik Devletleri, lityum da dahil olmak üzere kritik mineraller konusunda bir mutabakat zaptı imzalayarak bilgi paylaşımı için bir çerçeve oluşturdu ve işbirliği olanaklarını araştırmaya başladı.

Washington ise tedarik zincirlerini güvence altına alma konusundaki ilgisini kamuoyuna açıkladı. Anlaşma, Paz hükümeti tarafından, Bolivya’nın lityumunu nihayet uluslararası pazarlara ulaştıracak bir teknolojik ortaklığın ilk adımı olarak sunuldu.

Paz hükümeti ayrıca, Şubat 2026’da Bolivya’nın ABD Uyuşturucu ile Mücadele İdaresi’nin (DEA) La Paz’da kalıcı bir operasyonel varlık kurmasına izin vermeyi kabul ettiğini doğruladı.

Bu karar, Morales’in 2008 yılında bu kurumu ülkeden sınır dışı etme kararını tersine çevirdi.

Morales dönemindeki karar, DEA’nın faaliyetlerinin gerçek bir uyuşturucu ile mücadele çabası olmaktan ziyade MAS hükümetine yönelik siyasi gözetim ve müdahale niteliğinde olduğu yönündeki somut suçlamalara dayanıyordu. Bu olay, Bolivya’nın Washington’un güvenlik aygıtından egemen bağımsızlığını ilan etmesinin belirleyici sembollerinden biri haline gelmişti. 

Paz hükümeti, bu kararın geri alınmasını “profesyonel bir kolluk düzenlemesi” olarak sundu. Dışişleri Bakanı Aramayo, kurumun işbirliği alanlarının ve operasyonel sınırlarının kesinleştirilmesi için müzakerelerin halen sürdüğünü belirtti.

Kolombiya’dan Bolivya halkına karşı katliam uyarısı

Kolombiya Devlet Başkanı Gustavo Petro, göstericilerin tarafını tutarken, baskıların artması halinde “Bolivya halkının ezilmesi” ve bir “katliam” yaşanacağı uyarısında bulundu.

Arjantin hükümeti ise Bolivya’ya isyan bastırma malzemesi sevk ettiği şüphesiyle karşı karşıya. Buenos Aires’te muhalefet milletvekilleri, Bolivya’ya giden “Hercules C-130” tipi kargo uçakları hakkında açıklama talep ediyor.

Solcu Alianza Popular (AP) partisinden milletvekili Rolando Pacheco, uçakların Javier Milei hükümetinin iddia ettiği gibi insani yardım taşımadığını, aksine gösterileri bastırmak için polis ve askeri operasyonlara yönelik ekipman taşıdığını düşünüyor.

Arjantin’deki dijital platformlar üzerinden yerli halka karşı nefret kampanyaları körükleniyor. Aynı zamanda, Morales’e göre, Trump’ın müttefiki olan ABD’li paralı asker şirketi Academi’nin (eski adıyla Blackwater) kurucusu Erik Prince, “isyan halindeki halk hareketlerine” karşı bir müdahale çağrısında bulundu.

Yeni “Kondor Operasyonu” tehdidi

Öte yandan Bolivya hükümeti ve zenginlerinin, Latin Amerika’daki sağcı hükümetler ve ABD ile birlikte işçi-köylü isyanını zor yoluyla bastırmak için harekete geçeceği endişesi artıyor.

Morales, 1970’lerde Latin Amerika’daki devrimci gerilla hareketlerini kontrgerilla yöntemleri ile bastırmak için başlatılan “Kondor Operasyonu”nun yeni bir versiyonu olan “Kondor Planı 2026”tan söz ediyor.

Bu kod adı altında, faşist Güney Amerika diktatörlükleri, 1970’lerde ABD istihbarat kurumlarının rehberliğinde binlerce muhalif figürü öldürmüş, kaybetmiş veya onlara işkence etmişti.

Buna paralel olarak, Bolivya’nın iktisadi elitleri protestoculara karşı harekete geçiyor. Santa Cruz’da aşırı sağcı “Pro Santa Cruz Vatandaş Komitesi” perşembe günü (21 Mayıs) bir “Demokrasi Yürüyüşü” çağrısı yaptı.

Cochabamba ve La Paz’da ise “Pititas” olarak adlandırılan varlıklı mahallelerin sakinleri, barikatlara karşı gösteriler düzenledi ve protestoların başlıca organizatörü olarak Evo Morales’i sorumlu tuttu.

Morales ise Paz yönetiminin ABD ve bölgedeki sağcı hükümetlerle işbirliği içinde baskıyı yoğunlaştırabileceği konusunda uyarıyor. Bu durumdan en çok yerli halk ve sendikal hareketler etkilenecek.

Morales, 15 Mayıs’ta X platformunda yaptığı paylaşımda, ABD’nin Paz hükümetine, DEA ve ABD Güney Komutanlığı’nın desteğiyle kendisini gözaltına almak veya öldürmek amacıyla bir askeri operasyon düzenlemesini emrettiğini belirtti.

Morales, hükümetin operasyonun tamamlanmasının ardından general rütbesine terfi ettirip silahlı kuvvetler komutanı olarak atayacağına söz verdiği, Albay Franz Andrade Loza komutasındaki tropikal Chapare bölgesindeki Ordunun Dokuzuncu Tümeni de dahil olmak üzere belirli askeri birimlerin isimlerini verdi.

Ayrıca, Jeanine Áñez’in savunma bakanının eski yardımcısı Yarbay Carlos Giménez Ortuño komutasındaki bir F-10 biriminin de adını verdi.

Morales’in suçladığı sivil isimler arasında, güvenlik güçlerinin 60’tan fazla göstericiyi öldürdüğü 2003 Kara Ekim katliamının ardından Miami’ye kaçan Gonzalo Sánchez de Lozada’nın eski içişleri bakanı Carlos Sánchez Berzaín de vardı.

Morales ayrıca, Washington’da olduğu bildirilen Sosyal Savunma Bakan Yardımcısı Ernesto Justiniano’nun adını da verdi.

İddiaya göre belgeler, operasyona karşı çıkan polis memurları tarafından sızdırıldı.

Amerika

Dünya Kupası: Değer mi?

Yayınlanma

Kendisini dünyadaki en az milliyetçi insan olarak tanımladığı halde, beklenenin aksine büyük bir Real Madrid fanatiği olan İspanyol yazar Javier Marías, (meğer del Bosque solcuymuş) 1998 Dünya Kupası hakkında yazdığı yazılardan birinde, dönemin (artık) kötü şöhretli FIFA Başkanı Sepp Blatter için “ahmak bir demagog”, “bostan korkuluğu” gibi hakaretleri sıralıyor.

Şimdikine ne demeli? Donald Trump’ın “pis koktuklarını” söylediği Somali’den bir hakem, Omar Artan, ABD kapısından geri çevrilince kameraların karşısına geçip pişkin pişkin “Biraz relaks ya!” diyen bir adam var karşımızda.

Ama burada bitmiyor. Meksika’da hem öğretmenlerin (CNTE – Ulusal Eğitim İşçileri Koordinasyon Kurulu) grevi var, hem de yaklaşık 130.000 kişinin kayıp yakınları eylemde. Bu insanlar, Dünya Kupası’nın gürültüsünde seslerinin kaybolmaması için, “Top yuvarlanmayacak!” diye slogan atıyorlardı. Çoğunluğu Meksika öğretmenler sendikasının bir koluna bağlı olan binlerce hükümet karşıtı gösterici bu sloganı haykırdı. Öğretmenler, turnuvanın açılış maçını aksatma niyetindeydi.

Infantino, iki gün önceki basın toplantısına, “Birkaç saat sonra bu topun yuvarlanmaya başlayacağını görmekten mutluyum,” diyerek başladı.

Değer mi? FIFA, son birkaç yıldır gelir tahminlerini yukarı doğru revize ediyor. En son mali rapora göre, bu yazki turnuvayla sona erecek dört yıllık döngüden 13 milyar dolar gelir elde edecek. Ayda 450 ila 770 dolar maaş alan Meksikalı öğretmenlerin tekinin kılına değmez.

Nitekim 2 Haziran’da protestocuların bir kısmı Eğitim Bakanlığını basmaya çalışırken, diğerleri Mexico City’nin en simgesel kamusal alanlarından biri olan Paseo de la Reforma’da yürüyüş düzenlediler. 

Orada, Dünya Kupası için yapılmış devasa plastik futbolcu heykellerinden birkaçını yerinden söküp ateşe verdiler. İşte buna değdi.

***

Şampiyonlar Ligi’nde çeyrek final gören kulüp sayısı 2018’den bu yana dramatik bir şekilde düşüyor. Avrupa’nın zirvesinin Amerikanizasyonunu hedefleyen “Süper Lig” planı özellikle Almanların direnişi ile şimdilik püskürtüldü ama Dünya Kupası yolu açmış görünüyor. NBA ya da NFL usulü bıktıran molalar ve o molalara eşlik eden reklamlar; fahiş bilet fiyatları; etrafı çitlerle ve silahlı muhafızlarla çevrili “ulusal” sınırlar; ABD menşeli markaların her yerde gözümüze sokulması…

İktidar muhitlerinde 2026 yılında keşfedilen postkolonyal söylemin öfkeyle “ABD’ye Katar kadar ses çıkarmadınız!” demesi gibi. POLITICO, Dünya Kupası’na katılan ülkeleri kişi başına milli gelir, siyasi istikrar, yolsuzluk, yaşam beklentisi, mutluluk bakımından sıralamış. Katar, turnuvanın en zengin ülkesi, en yoksul ülkesi ise Demokratik Kongo Cumhuriyeti. Nasıl ama? Dünyanın en zengin Anglo-Amerikan protektorasının arkasından postkolonyal gözyaşları dökmek de “çok kutupluluğun” şanından.

***

(Eh, Türkiye’ye de bir parantez açmak gerek. Kapıdan kovulan Uber’in bacadan girmesi ve Gemini gibi yapay zeka gösterilerinin sponsor olarak hayatımıza girmesi yetmezmiş gibi, bir de bet sesli adamların söylediği tuhaf marşlarla baş etmeye çalışıyoruz. Tarkan gözetiminde uyduruk AB hedefli birlik söylemi, yerini tanklara, toplara bıraktı; ne tuhaf, o da Avrupa hedefli!)

***

FIFA, dünyanın dört bir yanından gelen taraftarların bu yılki maçları izlemek için ABD, Meksika ve Kanada’daki şehirlere akın ettiğini ve yerel barlarda harcamalar yaparak ekonomik büyümeyi canlandıracağını belirtiyor. Turnuvanın ABD ekonomisine 9,6 milyar dolara kadar katkı sağlayabileceği tahmin ediliyor.

Fakat şişede durmuyor. Dünya Kupası, yerel bütçeler üzerinde haksız bir yük oluşturduğunu söylüyor. Şehirler, güvenlik ve ulaşım masraflarını üstlenmeyi kabul ederken, maç günlerinde elde edilecek gelirlerden pay almamayı ve kurumsal sponsorluk gelirlerine ilişkin kısıtlamalara uymayı da kabul ettikleri bildiriliyor.

Örneğin Houston ve Dallas, bu yılın Haziran ve Temmuz aylarında FIFA Dünya Kupası’na ev sahipliği yaptığında, Teksaslı vergi mükellefleri muhtemelen yine faturayı ödemek zorunda kalacak.

Bu şehirler, futbol turnuvasının yüz milyonlarca dolarlık masraflarını üstlenmeyi kabul eden ABD’deki 11 şehirden ikisi. 

Bu küresel futbol şenliğine ev sahipliği yapmanın aslında yerel ekonomilere zarar verebileceğini gösteren bazı kanıtlar var. Sıkça atıfta bulunulan bir araştırmaya göre, ABD’deki ev sahibi şehirlerin 1994 Dünya Kupası’na ev sahipliği yapmaktan toplamda 9,3 milyar dolarlık bir zarara uğradığı tahmin ediliyor

Araştırmanın yazarları, Dünya Kupası’nın yol açtığı aksaklıkların konferanslar gibi futbolla ilgisi olmayan etkinlikleri kaçırabileceğini açıklıyor.

Maç günlerindeki kargaşadan kaçınmak için bazı yerli halk, maçların yapıldığı mahalleleri ziyaret etmekten kaçınabilir, bu da orada para harcamayacakları anlamına geliyor.

Öte yandan ABD bu maçlar için yeni stadyumlar inşa etmiyor ve federal hükümetin şehirlerin Dünya Kupası masraflarını karşılamak için harcadığı 625 milyon dolar, önceki ev sahibi ülkeler Katar ve Rusya’nın parlak yeni altyapıya aktardıkları milyarlarca dolara kıyasla sönük kalıyor.

Fakat artan harcamaların yükü altında kalan bazı yerel yönetimler, taraftarlardan toplu taşıma ile maçlara gitmeleri için 100 dolara varan ücretler talep ederek masrafları dengelemeye çalışıyor.

Örnek New York. New Jersey Transit bu ay, Dünya Kupası için MetLife Stadyumu’na giden tren biletlerinin normal fiyatın 10 katından fazla olan 150 dolar olacağını açıkladığında, taraftarlar öfkelendi.

Öte yandan politikacılar organizatörlerle tartışırken, internette alternatif bir fikir şekillenmeye başladı: Bazı Avrupalı futbol taraftarları, neden MetLife Stadyumu’na yürüyerek gidip gidemeyeceklerini merak ettiler.

Fakat o da ne? Amerikalılar MetLife’a yürüyerek gitmeme konusunda uyarıda bulunmakta gecikmediler. Evet, teknik olarak yürüme mesafesindeydi: Rotanıza bağlı olarak, New Jersey’deki Rutherford tren istasyonu ile MetLife arasında birkaç km ve spor meraklıları için Manhattan’dan MetLife’a yaklaşık 15 km mesafe vardı.

Fakat internetteki kullanıcılar, yaya rotasının en iyi ihtimalle ürkütücü, belki de imkansız olduğunu savundu.

Çevrimiçi tartışmalar kızışırken New York-New Jersey Ev Sahibi Komitesi devreye girmek zorunda kaldı ve geçen hafta, taraftarları yürüyerek gitmekten şiddetle caydıran bir açıklama yayınladı.

Açıklamada, “Bu yollar, yoğun trafiğin olduğu aktif koridorlardır ve bu yollarda yürümek hem yayalar hem de sürücüler için ciddi riskler yaratmaktadır,” denildi.

Pamuk eller cebe!

***

Küçükken dört yılda bir düzenlenen bu büyük turnuvanın gününü sayarak büyümeyi düşünürdüm. Aklımın erdiği onuncu Dünya Kupası bu. Şimdi o kadar heyecanlanmıyorum. Zaten 48 takımın katıldığı, grup maçlarında 0-0’a yatmanın en mantıklı tercih olduğu bir şampiyona nasıl heyecanlandırabilir?

Ama İran’ın ABD ile ikinci turda karşılaşma ihtimali aklımı çeliyor. Afrikalıların (Cherki’yi de sayın!), Latin Amerikalıların başarılarını istiyorum.

Yine de futbolun hevessiz bir sponsor gösterisi (Aramco, Qatar Airways) canımı sıkıyor. Eduardo Galeano gibi futbol dilencisi olmaktan başka bir çarem yok. Düğünden kaçıp Brezilya-Fransa finalini izleyen bir çocuk olarak “Değer mi?” sorusunu cevaplamak istemiyorum.

Okumaya Devam Et

Amerika

ABD’de sağlık harcamaları artarken Demokratlardan yeni reform önerileri

Yayınlanma

Ara seçimler yaklaşırken artan sağlık maliyetleri ve seçmenin erişilebilirlik konusundaki tepkisi, Demokrat Parti içinde yeni bir sağlık reformu arayışını hızlandırdı. Geliştirilmiş Affordable Care Act vergi indirimlerinin sona ermesinin ardından artan primler ve düşen katılım oranları, parti içinde farklı reform önerilerini gündeme getirdi.

Ara seçimler yaklaşırken, ABD’de sağlık maliyetlerinin karşılanamaz seviyelere ulaşması ve kamuoyunda erişilebilirlik konusundaki memnuniyetsizliğin sürmesi nedeniyle Demokrat Parti içinde “yeni bir ObamaCare” bulmaya yönelik eğilim güçleniyor.

Sağlık konusu, bu yılki ara seçimler öncesinde seçmenlerin en çok önem verdiği meseleler arasında yer almaya devam ediyor.

Emerson College tarafından haziran ayında yapılan anket, sağlık konusunun ekonomi, demokrasiye yönelik tehditler ve göçün ardından seçmenler için ilk beş gündem maddesi arasında yer aldığını ortaya koydu.

Kongre’deki Demokratlar için, geliştirilmiş Affordable Care Act (ACA) vergi indirimlerinin süresinin dolması önemli bir dönüm noktası oldu. Demokrat milletvekilleri, bu sübvansiyonların uzatılmasına yönelik bir oylama yapılabilmesi için tarihin en uzun hükümet kapanma sürecini göze almıştı.

Vergi indirimlerinin sona ermesinin ardından bu yıl primler yüzde 20’den fazla artış gösterirken, daha önce üst üste dört yıl boyunca rekor büyüme kaydeden ACA kapsamındaki sigorta kayıtlarında düşüş yaşandı.

Temsilciler Meclisi yılın başında sübvansiyonların üç yıl daha uzatılmasını öngören bir tasarıyı kabul etse de Senato’daki girişimlerden sonuç alınamadı. Bu durum, Demokrat koalisyonun farklı kanatlarının kendi halef önerilerini sunması için bir alan yarattı.

Farklı reform önerileri gündemde

Mart ayında Center for Health and Democracy (CHD), Demokratları arkasında birleştirmeyi hedeflediği “Medicare by Choice” (Tercihe Bağlı Medicare) adlı 2028 sağlık platformu önerisini açıkladı.

Eski Demokrat danışmanlar ile Medicare ve Medicaid Hizmetleri Merkezleri çalışanları tarafından hazırlanan bu teklif, yaş sınırı olmaksızın tüm Amerikalılara Medicare’e kaydolma seçeneği sunuyor ve işverenlerin de çalışanlarına iş yeri hakkı olarak bu seçeneği sunmasına imkan tanıyor.

Searchlight Institute ise geçen ay, temel sağlık hizmetlerinin tüm Amerikalılar için ücretsiz olmasını ve kâr amacı gütmeyen bir kamu seçeneği oluşturulmasını içeren kendi önerisini yayımladı.

Eski Başkan Barack Obama’nın ACA’yı daha uygun fiyatlı sağlık hizmetleri için bir “başlangıç evi” olarak nitelendirdiğini hatırlatan enstitü, önerisinde “şimdi sağlık hizmetlerini tüm Amerikalılar için daha iyi hale getirerek bu başlangıç evini büyütme zamanıdır” ifadesine yer verdi.

Demokrat gruplar ACA’nın ötesinde yeni bir dönem için baskı yaparken, sol eğilimli kuruluşlar tabanın bu fikirlere açık olduğunu belirtiyor.

Center for American Progress (CAP) Sağlık Politikası Direktörü Natasha Murphy, The Hill’e yaptığı açıklamada, “Benim ve CAP’in deneyimlerine göre Demokratlar, Amerikalıların karşılaştığı son sağlık sorunlarına yönelik yeni ve taze fikirlere kesinlikle açıklar” dedi.

Murphy, siyasi yelpazenin farklı noktalarındaki Demokratların sadece prim uygunluğunu değil, aynı zamanda cepten yapılan harcamaları da düşürmeyi hedefleyen fikirler konusunda istekli olduğunu kaydetti.

“Medicare for All” desteği yayılıyor

On yıl önce, Vermont Senatörü Bernie Sanders, tek ödemeli ulusal bir sağlık sistemi olan “Medicare for All” (Herkes İçin Medicare) sistemini Demokrat grupta tek başına savunan az sayıdaki sesten biriydi.

Başkan Yardımcısı Kamala Harris de bir dönem bu fikri desteklemiş, ancak 2024 başkanlık kampanyası sürecinde bu desteğini geri çekmişti.

Şu anda görevde olmayan çok sayıda Demokrat aday, bu seçim döneminde platformlarında büyük sağlık reformlarına yer veriyor.

Maine eyaletinde zorlu bir seçim sürecinden geçen Senato adayı Graham Platner, Illinois Vali Yardımcısı Juliana Stratton ve Michigan’dan Abdul El-Sayed, “Medicare for All” sistemini desteklediklerini açıkladı.

Stratton daha önce yaptığı bir açıklamada, “Herkes İçin Medicare tasarısını yasalaştırmamız gerektiğine inanıyorum. Doktora ihtiyacı olan herkesin erişim sağlayabilmesi gerektiğine inanıyorum. Örneğin, kırsal topluluklarımızda potansiyel olarak dokuz temel destek hastanesinin, yani kritik erişim hastanelerinin kapanabileceğini görüyoruz” ifadelerini kullanmıştı.

Pennsylvania 7. Kongre Bölgesi’nden Temsilciler Meclisi adayı Bob Brooks ve New Jersey 12. Kongre Bölgesi adayı, tıp doktoru Adam Hamawy de bu sistemi destekleyen isimler arasında yer alıyor.

Hamawy, bu konunun kendisi için “kişisel bir mesele” olduğunu belirtti.

Kamuoyu araştırmacıları da sağlık konusunun bu seçimde Demokrat Parti için belirleyici bir başlık olduğunu kaydediyor.

Demokrat araştırma şirketi Global Strategy Group’un ortağı ve Obama yönetimi döneminde sağlık alanında görev yapmış eski bir çalışan olan Marissa Padilla, “Seçmenler, sağlık sorunlarının çözümü konusunda Demokratlara Cumhuriyetçilerden daha fazla güveniyor. Ancak seçmen tabanında, özellikle de bağımsızlar arasında her iki partiye de güvenmeyen önemli bir kesim var. Adaylar için bu kararsız seçmenlere hitap etme fırsatı bulunuyor” değerlendirmesinde bulundu.

Bazı politika stratejistleri ise sağlık reformlarını desteklemekle birlikte, Demokratların Temsilciler Meclisi ve Senato’da kontrolü yeniden ele geçirmeye çalışırken erişilmesi güç hedefler koymaktan kaçınması gerektiğini savunuyor.

Merkez sol eğilimli düşünce kuruluşu Third Way’in sağlık ve maliye politikalarından sorumlu kıdemli uzmanı David Kendall, “Bence halkın aradığı şey seçenekler değil, garantilerdir. İnsanlar ulaşılabilir, anlaşılır ve maliyetler konusunda kendilerine acil rahatlama sağlayacak çözümler istiyor” dedi.

Third Way, bu yılın başında “Sağlık Hizmetleri Haklar Bildirgesi” adını verdiği bir sağlık muhtırası yayımlamıştı.

Öneride herkes için maliyetlerin sınırlandırılması, tıbbi borçların sonlandırılması, standart dışı sigortaların yasaklanması ve beklenmedik tıbbi faturaların engellenmesi gibi 10 temel ilke yer alıyordu.

Third Way de Searchlight gibi ACA’yı nihai bir standart değil, bir başlangıç noktası olarak tanımladı.

Kuruluşun muhtırasında şu ifadelere yer verildi:

“Affordable Care Act kalıcıdır. Bu imza niteliğindeki yasa, üzerine inşa edilecek güçlü bir temel sunuyor. Bu durum, Demokratlara halkın görmek istediği yönde birleşmeleri için olağanüstü bir fırsat sağlıyor ve bu öneri, tek ödemeli sistem gibi yüksek maliyetlerle dolu değil.”

Kendall, “Demokratların yapması gereken şeylerden biri, işçi sınıfı seçmenlerinin Cumhuriyetçi Parti tarafından nasıl göz ardı edildiğini konuşmaktır. Cumhuriyetçiler ilk kez ekonomik konularda zemin kaybediyor ve bu avantajı kullanmanız gerekiyor” diye konuştu.

Okumaya Devam Et

Amerika

Cumhuriyetçiler Trump’ın yeni bütçe uzlaştırma tasarısına sıcak bakmıyor

Yayınlanma

ABD’de Senato Cumhuriyetçileri, Başkan Donald Trump’ın Pentagon’a 350 milyar dolarlık ek kaynak sağlamak amacıyla bütçe uzlaştırma sürecinin üçüncü kez kullanılması yönündeki talebine karşı çıkıyor. Geçen hafta sınır güvenliği paketini geçirmek için yoğun bir oylama sürecini geride bırakan senatörler, yeni bir oylama maratonunun yaklaşan ara seçimler öncesinde Cumhuriyetçi adayları zor durumda bırakacağını belirtiyor.

ABD’de Senato bünyesindeki Cumhuriyetçiler, Başkan Donald Trump’ın Pentagon’a 350 milyar dolarlık ek kaynak aktarmak amacıyla Kongre’nin bütçe uzlaştırma sürecini üçüncü kez kullanması yönündeki talebine destek vermeyeceklerini ifade ediyor.

Göç operasyonlarını fonlayan 70 milyar dolarlık paketi geçirmek için geçen hafta 18 saatlik kesintisiz bir oylama sürecini geride bırakan Cumhuriyetçi senatörler, üçüncü bir uzlaştırma sürecinin hassas konumdaki Cumhuriyetçi çalışma arkadaşlarını siyasi açıdan zor bir durumda bırakacağını belirtiyor.

İran ile yaşanan savaşa yönelik güçlü toplumsal hoşnutsuzluk, artan federal borç ve bütçe açığı endişeleri nedeniyle, Senato Cumhuriyetçi grubunda bu tasarı için gerekli olan 50 oyun bulunup bulunamayacağı konusunda ciddi şüpheler taşınıyor.

Seçim bölgelerinde risk altında olan Cumhuriyetçi senatörlerin, sonbahardaki seçimlerde Demokratlar tarafından siyasi reklamlarda kullanılmak üzere tasarlanan zorlu değişiklik önergeleriyle yeniden karşı karşıya kalmaya sıcak bakmadığı aktarılıyor.

Cumhuriyetçilerin üçüncü bir uzlaştırma paketine yönelik isteksizliğini tartışmak üzere kimliğinin açıklanmaması koşuluyla konuşan bir Cumhuriyetçi senatör, “Yeni bir oylama maratonu istemiyoruz. Son oylama maratonu neredeyse belimizi büküyordu. Çok uzun sürdü, başladığımız yerde bitirdik ve bu durum üyelerimiz için sinir bozucu” dedi.

Senatör, son uzlaştırma paketi için sunulan değişiklik önergelerinden hiçbirinin kabul edilmediğini, bunun yerine yalnızca Beyaz Saray’daki 90 bin metrekarelik balo salonu ile Trump’ın 1,8 milyar dolarlık “mağdur fonu” konusunda Cumhuriyetçiler arasındaki bölünmeleri gün yüzüne çıkardığını kaydetti.

Teksas Senatörü Cumhuriyetçi John Cornyn, Savunma Bakanlığı için daha fazla harcama yapılmasını desteklediğini belirtmekle birlikte, mevcut ortamda bunu özellikle sadece Cumhuriyetçilerin oylarıyla başarmanın son derece zorlu bir iş olacağı uyarısında bulundu.

Seçim bölgelerinde durumu hassas olan Cumhuriyetçileri yeni bir bütçe uzlaştırma tartışmasına ve oylama maratonuna zorlamanın yeniden seçilme yarışlarını daha da zorlaştıracağını ifade eden Cornyn, Demokratların ara seçimlerde Senato çoğunluğunu ele geçirme şansının artmasına atıfta bulunarak, “Hedefte olmaması gereken pek çok yarış şu an hedefte” dedi.

Cornyn, savunmayı fonlamanın gerekliliğini anladığını ancak bütçe uzlaştırması üzerindeki yeni bir yıpratıcı mücadelenin seçimi kolaylaştırmayacağını ekledi.

Cornyn, Trump Kongre’ye üçüncü uzlaştırma paketini geçirme çağrısı yapmadan önce de bunun başarılı olma şansının bulunmadığına inandığını belirterek, “Hiçbir yolu olduğunu düşünmüyorum” ifadesini kullanmıştı.

Savunma bütçesinin uzlaştırma yöntemiyle 350 milyar dolar artırılmasının önündeki en büyük engellerden birini, Wisconsin Senatörü Ron Johnson gibi bütçe disiplini yanlısı muhafazakar Cumhuriyetçilerin, tasarının tüm maliyetinin diğer harcama kesintileriyle dengelenmesini istemesi oluşturuyor.

Alaska Senatörü Cumhuriyetçi Lisa Murkowski ise Demokrat muhalefeti aşmak için yeniden bütçe uzlaştırma yöntemine başvurulması çağrısının büyük engellerle karşı karşıya olduğunu belirterek, “Yeni bir uzlaştırma turunun çok ama çok zorlu geçeceğini düşünüyorum” dedi.

Murkowski, Senato’nun geçen hafta ABD Göçmenlik ve Gümrük Muhafaza Bürosu (ICE) ile Sınır Devriyesi’ni 2029 yılına kadar fonlamak için kabul ettiği uzlaştırma paketine “hayır” oyu veren tek Cumhuriyetçi senatör olmuştu.

Murkowski ayrıca, Senato Tahsisatlar Komisyonu Başkanı Cumhuriyetçi Susan Collins ile Senato Tahsisatlar Komisyonu Savunma Alt Komisyonu Başkanı Cumhuriyetçi Mitch McConnell’ın bu hafta başında yapılan bir oturumda, üçüncü bir uzlaştırma paketinin geçme şansının çok düşük olduğunu ifade ettiklerini aktardı.

Collins, perşembe günü gazetecilere yaptığı açıklamada, uzlaştırmanın en iyi yöntem olmadığına ve üçüncü bir uzlaştırma tasarısının onaylanmasının çok zor olacağına ikna olmayı sürdürdüğünü söyledi.

McConnell ise salı günü Hava Kuvvetleri Müsteşarı Troy E. Meink ile yapılan oturumda görüşünü dile getirerek, “Başka bir uzlaştırma tasarısı olmayacağı sonucuna varmak güvenlidir” dedi.

Trump, Senato Cumhuriyetçilerinin Demokratların engelleme girişimini aşması için bütçe uzlaştırma sürecini kullanmasını istiyor. Ancak Cumhuriyetçi liderlerin tasarıyı geçirebilmek için Senato’da yalnızca üç, daha az sandalye farkı bulunan Temsilciler Meclisi’nde ise sadece iki fire verme lüksü bulunuyor.

Bütçe uzlaştırma süreci, Cumhuriyetçi liderlerin önemli bir tasarıyı basit çoğunlukla geçirmesine olanak tanısa da Demokratlara sınırsız sayıda değişiklik önergesi sunma fırsatı veriyor.

Bu durum, Collins’in yanı sıra Ohio Senatörü Jon Husted ve Alaska Senatörü Dan Sullivan gibi Demokratların siyasi hedefindeki isimleri zorlu oylamalarla karşı karşıya bırakıyor.

Senato Çoğunluk Lideri Cumhuriyetçi John Thune ise bu hafta yaptığı açıklamada, üçüncü bir bütçe uzlaştırma paketi olasılığını dışlamadı ancak Cumhuriyetçilerin etrafında birleşebileceği bir zemin bulması gerektiğini ve her iki meclisteki Cumhuriyetçi grupları bir araya getirmenin bir zorluk olacağını ifade etti.

Thune, sürecin ilerlemesinin tamamen oylara bağlı olduğunu belirterek, kararın her iki mecliste de yeterli desteğin bulunmasına bağlı olduğunu açıkladı.

Ancak Thune, savunmaya yönelik 350 milyar dolarlık ek bütçeyi ilerletmek için bütçe uzlaştırma yönteminin düşünülme nedeninin, Cumhuriyetçi liderlerin normal bütçe süreciyle geçirmeye çalışacağı herhangi bir ek savunma finansmanı paketinin Demokratlar tarafından engellenmesi ihtimali olduğunu kabul etti.

Thune, “Savunma için daha fazlasını yapmamız gerektiğini biliyoruz. Soru şu: Demokratlar neyi destekleyecek? Bunu göreceğiz. Varsayımlardan biri, Demokratların ulusal güvenlik için ek fonları desteklemeye gönüllü olmayacağı yönünde” diye konuştu.

Normal harcama tasarılarının Senato’da ilerleyebilmesi için 60 oy gerekiyor.

Senato Silahlı Hizmetler Komisyonu Kıdemli Üyesi Demokrat Jack Reed, Kongre’nin İran ile yaşanan askeri çatışmayı onaylamaması durumunda Demokratların bir ek savunma bütçesi tasarısına destek vermeyeceğini belirtti.

Reed, perşembe günü The Hill’e yaptığı açıklamada, “Bu çatışmayı yetkilendirene kadar, onu finanse etmemiz gerektiğini düşünmüyorum” dedi.

Trump, bir sonraki bütçe uzlaştırma paketinin, seçmen kaydı sırasında vatandaşlık belgesi gösterilmesini ve sandıkta fotoğraflı kimlik ibraz edilmesini zorunlu kılan Amerikalı Seçmen Uygunluğunu Koruma (SAVE America) Yasası’nı da içermesini istiyor.

Trump, tasarının bu son versiyonunun, ağır hastalık, engellilik, askeri görev veya seyahat durumları hariç olmak üzere mektupla oy kullanılmasını yasaklamasını talep ediyor.

Trump ayrıca biyolojik erkeklerin kadın sporlarında yarışmasının ve çocuklara yönelik cinsiyet değiştirme ameliyatlarının yasaklanmasını istiyor.

Ancak bu teklif, geçen hafta Güney Carolina Senatörü Cumhuriyetçi Lindsey Graham tarafından İç Güvenlik odaklı bütçe uzlaştırma paketine bir değişiklik önergesi olarak sunulduğunda basit çoğunluğu elde edememişti.

Dört Cumhuriyetçi senatör olan Collins, Murkowski, McConnell ve Kuzey Carolina Senatörü Thom Tillis önergenin aleyhinde oy kullanmıştı.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English