Bizi Takip Edin

Diplomasi

AB, Çin’e karşı gümrük vergileri koymaktan vazgeçti

Yayınlanma

AB, Çin’den yapılan ithalata karşı cezai gümrük vergileri ve diğer önlemleri uygulamaktan geçici olarak kaçındı.

Brüksel, Asya devi ile artan ticaret açığına ilişkin anlaşmazlık konusunda ekim ayına kadar Pekin ile bir çözüme ulaşmayı hedefliyor.

AB Ticaret Komiseri Maroš Šefčovič, Brüksel’de Çin Ticaret Bakanı Wang Wentao ile yaptığı yoğun görüşmelerin ardından pazartesi günü bu tutumu doğruladı.

Anlaşmazlık, Çin’in AB’ye yönelik ihracatını önemli ölçüde artırırken, aynı zamanda Almanya’nın ve AB’nin ihracat rekabet gücünün azalmasından kaynaklanıyor.

Kiel Dünya Ekonomisi Enstitüsü’nün (IfW) yaptığı bir araştırmaya göre, bunun başlıca nedeni Almanya’da inovasyona yapılan yatırımların yetersizliği.

Öte yandan Berlin, Alman ekonomisinin Çin’in verdiği sübvansiyonların ve aşırı derecede düşük değer biçilmiş Çin para biriminin kurbanı olduğunu iddia ediyor.

Almanya Şansölyesi Friedrich Merz kısa süre önce Pekin’e karşı sert önlemler alma tehdidinde bulunsa da, uzmanlar AB’nin Çin’e karşı bir ekonomik savaşı muhtemelen kaybedeceği konusunda uyarıyor.

Brüksel savunma pozisyonuna geçti

German Foreign Policy’nin aktardığına göre AB üye devletlerinin Çin ile artan ticaret açığı, uzun süredir AB için bir endişe kaynağı.

Geçen yıl bu açık 360 milyar avroya ulaştı; bu, günde yaklaşık bir milyar avro demek. Bunun nedeni, Çin Halk Cumhuriyeti’nin yüksek teknolojili ürünleri giderek daha uygun maliyetle üretebilmesi.

Bu durumun başlıca nedenleri arasında iktisadi planlama ve Çin gibi devasa bir iç pazar için üretimden kaynaklanan ölçek ekonomisi yer alıyor.

Çin malları, Avrupa mallarıyla giderek daha fazla rekabet ediyor ve bu rekabette giderek daha başarılı oluyor.

Bu durum, özellikle güneş panelleri, rüzgâr türbinleri ve elektrikli otomobiller gibi ürünler için geçerli

AB, endüstrisinin küresel pazarda lider konumunu güvence altına almak amacıyla Yeşil Mutabakat aracılığıyla bu ürünleri özellikle teşvik etmeye çalışmıştı.

Brüksel ve AB üye ülkeleri, artık AB içinde bile yerli şirketleri savunma pozisyonuna sokmaya başlayan artan Çin rekabetine karşı savunma önlemleriyle yanıt veriyor.

Örneğin, AB, Ekim 2024’te Çin menşeli elektrikli otomobil ithalatına yüzde 17 ile 35,3 arasında değişen gümrük vergileri uygulamaya başladı.

Güvenlik riski oluşturduğu iddia edilen Çin Halk Cumhuriyeti’nden gelen telekomünikasyon teknolojisine yönelik kısıtlamalar gibi başka önlemler de hazırlık aşamasında.

Çin’in ticaret fazlası üzerine tartışmalar

Bu önlemler çeşitli nedenlerle tartışmalı. İlk olarak, Çin’in ticaret fazlası hiçbir şekilde benzersiz bir durum değil.

Mevcut tahminlere göre, bu fazlalık Çin’in iktisadi üretiminin yüzde 4’ünün biraz altında. Bu rakam, geçen yıl AB’nin iktisadi üretiminin yüzde 1,9’u olan ortalama ticaret fazlasından daha yüksek olmakla birlikte, Federal Maliye Bakanlığı istatistiklerine göre 2025 yılında Almanya’nın gayri safi yurtiçi hasılasının yüzde 4,6’sına ulaşan Almanya’nın ticaret fazlasından önemli ölçüde daha düşük. 2024 yılında bu oran %5,8’e bile ulaşmıştı.

Dolayısıyla Almanya’nın Çin’in ihracat fazlasına yönelik eleştirisi, bir kez daha çifte standartlara dayanıyor gibi görünüyor.

Dahası, yakın zamanda yapılan bir analiz, özellikle Alman sanayisindeki mevcut zayıflığın öncelikle Çin ihracatının mevcut gücüne atfedilebileceği görüşüne ciddi şüpheler düşürüyor.

Kiel Dünya Ekonomisi Enstitüsü (IfW) tarafından yürütülen araştırmaya göre, Almanya’nın üçüncü ülkelerdeki pazar payındaki düşüşün yalnızca yaklaşık üçte biri Çin’in genişlemesine atfedilebilir.

Bu durum, IfW’ye göre, bazı zorlukların iç kaynaklı olduğunu ve yalnızca Çin’in yükselişiyle açıklanamayacağını gösteriyor.

Enstitü kalıcı çözümün, “inovasyon ve yeni teknolojilere yapılan yatırımlarda” yattığını da söylüyor.

Çin’e karşı iktisadi yaptırım çağrılarının başını Fransa çekiyor

Bununla birlikte, AB içinde Çin’den yapılan ithalata yeni kısıtlamalar getirilmesi yönündeki çağrılar artıyor. Hem yüksek gümrük vergileri hem de ithalat kotaları tartışılıyor.

Şu ana kadar özellikle Fransa sert önlemler alınmasını talep ederken, özellikle İspanya son zamanlarda bu konuda fren yapıyor.

Madrid, oldukça uzun bir süredir Trump yönetimi ile çatışma rotasında ve dengeyi sağlamak için Pekin ile ilişkilerini iyileştirmeye çalışıyor.

Almanya, özellikle otomotiv ve kimya sektörlerinde çok sayıda Alman şirketinin Çin’de yaptığı önemli yatırımlar nedeniyle uzun süre temkinli bir tutum sergiledi.

Fakat 18–19 Haziran tarihlerinde Brüksel’de düzenlenen AB zirvesinde Şansölye Friedrich Merz de daha sert bir üslup kullandı.

Özellikle, Alman sanayisinin dezavantajlı durumda olmasının başlıca nedeninin Çin para biriminin yüzde 30 oranında düşük değerlenmiş olması olduğunu ileri sürdü.

Bu durumun, Çinli şirketlerin AB pazarlarını bile “istila etmesine” yol açtığını ve bunun “kabul edilemez” olduğunu söyledi.

Merz daha önce, G7 zirvesi sırasında ABD Başkanı Donald Trump ile de bu konuyu görüştüğünü ve Trump’ın “aynı görüşte olduğunu” bildirmişti.

Yuanın değerinin düşük olduğu görüşü pek çok kişi tarafından paylaşılıyor. Fakat Merz’in bahsettiği “yüzde 30” rakamı bir savaş ilanı olarak görülebilir: Uluslararası Para Fonu (IMF), devalüasyon oranını en fazla yüzde 15 olarak tahmin ediyor.

Çin, yeni bir “Plaza Anlaşması”nı kabul etmeyecek

AB’nin Çin’i para birimini devalüe etmeye zorlamayı başarabileceği düşüncesi son derece olasılık dışı; özellikle de Merz’in yeni bir “Plaza Anlaşması”ndan söz ettiği göz önüne alındığında.

22 Eylül 1985 tarihli Plaza Anlaşması’nda ABD, Birleşik Krallık, Fransa, Almanya ve Japonya, ABD dolarının Alman markı ve yen karşısında hedefli bir şekilde devalüe edilmesini kararlaştırmıştı. Bunun amacı, ABD’nin ticaret açığını azaltmaktı.

Plaza Anlaşması yalnızca kısmen başarılı oldu: ABD’nin Batı Almanya ile olan ticaret açığı azaldı fakat Japonya ile olan ticaret açığı azalmadı.

Bunun yerine, anlaşma Japonya’da bir resesyona yol açtı ve bu da ülke ekonomisine uzun vadede ciddi zararlar verdi.

Çin’in, kendi sanayisi için potansiyel olarak benzer sonuçlar doğurabilecek benzer bir önlemi kabul edeceği düşünülmüyor.

Pekin’deki yetkililer, yeni bir Plaza Anlaşması çağrısının yalnızca siyasi baskıyı artırmayı amaçladığını belirtiyorlar.

Ticaret savaşı simülasyonu: AB, Çin’i yenemiyor

Bu durum, ticaret engellerinin getirilmesi kadar riskli olarak değerlendirilebilir.

Haziran ortasında Financial Times, düşünce kuruluşları ve akademiden uzmanların yürüttüğü, AB ile Çin arasındaki bir ticaret savaşına ilişkin masaüstü simülasyonunu haber yaptı. 

Senaryolarında, AB’nin tartışmasız en keskin silahı sayılabilecek bir önlem bile yer alıyordu: çip üretim makineleri üreten Hollandalı ASML şirketinin ürünlerine ambargo uygulanması. Çin, günümüzde hâlâ bu ürünlere bağımlı durumda. 

Fakat simülasyonda Çin, nadir toprak elementlerinin yanı sıra Avrupa’nın ilaç endüstrisi için hayati önem taşıyan hammaddelere de ambargo uygulama tehdidiyle karşılık verdi.

ASML ambargosunun aksine, bu iki önlem de nispeten hızlı bir şekilde yürürlüğe girecek ve AB sanayisine ciddi zarar verebilecekti.

Financial Times’ın da belirttiği gibi, AB simülasyonda Çin tarafına gerçek anlamda baskı uygulamayı başaramadı.

Sonuçta, kaybedeceği topyekûn bir iktisadi savaşı önlemek için Pekin’den sadece sembolik tavizlerle yetinmek zorunda kaldı.

AB, nadir toprak elementlerine kendi erişimini güvence altına almaya karar verdi, ama bu, on yıllar sürmese bile yıllar alacak.

Çözüm için hedef ekim ayı

Pazar günü Almanya Ekonomi Bakanı Katherina Reiche ile yapılan görüşmelerin ardından, Çin Ticaret Bakanı Wang Wentao Pazartesi günü AB Ticaret Komiseri Maroš Šefčovič ile bir araya gelerek yoğun görüşmeler gerçekleştirdi.

Šefčovič daha sonra “yapıcı” müzakerelerin yapıldığını ve hedefin ortak bir çözüme ulaşmak olduğunu belirtti.

Bunun Ekim ayına kadar gerçekleştirilmesi bekleniyor. Reiche daha önce de benzer açıklamalarda bulunmuştu.

Bu durum, Berlin ve Brüksel’in bir ticaret savaşını kaybedebileceklerini fark ederek şimdilik çatışmayı tırmandırmaktan kaçındıklarını gösteriyor.

Diplomasi

İddia: Norveç Başbakanı Støre eski Rus yetkiliyle Oslo’da görüştü

Yayınlanma

Bloomberg, Norveç Başbakanı Jonas Gahr Støre’nin geçtiğimiz yaz aylarında Oslo’da üst düzey eski bir Rus yetkiliyle bir araya geldiğini yazdı. Habere göre bu görüşme, Støre ve Finlandiya Cumhurbaşkanı Alexander Stubb’ın büyük Avrupa güçlerini Ukrayna müzakerelerine dahil etmek için yürüttüğü diplomatik hazırlıklar dahilinde yapıldı.

Bloomberg’ün kaynaklara dayandırdığı haberine göre, Norveç Başbakanı Jonas Gahr Støre, geçtiğimiz yaz aylarında başkent Oslo’da üst düzey eski bir Rus yetkiliyle bir araya geldi.

Ajansa konuşan kaynak, eski Rus yetkilinin bu görüşmede Støre’ye Avrupa’nın Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’e ültimatom vermek yerine onunla diyalog kurması gerektiğini söylediğini aktardı.

Söz konusu temas, Støre ile Finlandiya Cumhurbaşkanı Alexander Stubb’ın, Ukrayna’daki çözüm müzakerelerine büyük Avrupa güçlerinin katılmasına zemin hazırlamak amacıyla yürüttüğü “mutfak diplomasisinin” parçasını oluşturuyor.

Norveç ve Finlandiya liderlerinin uzun bir ortak çalışma geçmişine sahip olduğuna dikkat çeken Bloomberg, ikilinin yirmi yıllık dostlukları sayesinde uluslararası siyasette sonuç aldığını yazdı.

Liderler daha önce, ABD Başkanı Donald Trump’ın Grönland’ı ele geçirme tehditleri üzerine kendisiyle müzakere girişimlerine öncülük etmiş, ayrıca yaklaşık 30 lideri gelişmiş yapay zeka modellerinin denetlenmesine yönelik anlaşmayı imzalamaya ikna etmişti.

Ajansa konuşan kaynak, iki liderin uyumunu şu sözlerle anlattı: “Birlikte harika çalışıyorlar. Stubb, Avrupa çapında ve küresel ölçekte büyük düşünmek istiyor; bu yaklaşım Støre’de de karşılık görüyor.”

Bloomberg’e bilgi veren iki ayrı kaynak ise liderlerin benimsediği ekip çalışması stratejisinin, zorlu müzakereler sırasında Stubb ve Støre’ye “birbirini kollama” ve üzerlerindeki baskıyı hafifletme imkanı tanıdığını savundu.

İlk kez 2008 yılında dışişleri bakanlığı yaptıkları dönemde tanışan Stubb ve Støre, spora duydukları ortak ilgiyle yakınlaştı.

Fransa’da eğitim görmüş olmaları ve Fransızca bilmeleri de iki siyasetçiyi birleştiren diğer unsurlar arasında yer alıyor. Stubb, kaleme aldığı Alex adlı kitabında Støre’yi “iyi dostu” olarak tanımlamıştı.

Bloomberg’in haberinde, Stubb ve Støre’nin bu hafta Ukrayna’nın talebi üzerine Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile telefon görüşmesi yapmasının birçok müttefiki şaşırttığı vurgulandı.

Öte yandan ajans, söz konusu girişimin Avrupa’ya müzakere masasında yer alma konusunda yeni bir şans sunduğunun altını çizdi.

Ancak telefon trafiği bazı Avrupa ülkelerinin eleştirilerine yol açtı. Danimarka Başbakanı Mette Frederiksen, Finlandiya ve Norveç’in bu görüşmeyle ne elde etmeyi umduğunu anlamadığını belirterek Avrupa ülkelerinin ortak hareket etmesinin önemini vurguladı.

İsveç Başbakanı Ulf Kristersson da görüşme hakkında kendisine önceden bilgi verilmemesinden duyduğu memnuniyetsizliği dile getirdi.

Almanya Savunma Bakanı Boris Pistorius ise Moskova ile daha önce yürütülen müzakere girişimlerinin sonuçsuz kaldığına işaret etti.

İngiliz The Guardian gazetesi, telefon görüşmesinin doğurduğu gerilimin, Avrupa’nın Moskova ile kendi iletişim kanalını kurma çabalarını zorlaştırma tehdidi taşıyan görüş ayrılıklarını gözler önüne serdiğini yazdı.

Gazete bu durumu, hükümetlerin yalnızca Rus liderle temas kurma gerekliliği konusunda değil, aynı zamanda kendi adlarına kimin konuşacağı üzerinde de uzlaşmaya çalışmasına bağladı.

Financial Times (FT) gazetesi ise ülkelerin, Ukrayna müzakerelerinde kendi çıkarlarını Moskova ve Washington’a iletmek adına Putin ile nasıl temas kurulacağı konusundaki anlaşmazlıklar yüzünden “ikilemle” karşı karşıya kaldığını bildirdi.

Gazetenin verilerine göre ABD ve Ukrayna; İngiltere, Fransa ve Almanya’dan oluşan E3 grubunu müzakerelerde Avrupa’nın en olası temsilcileri olarak görüyor.

Ancak küçük devletler kendi çıkarlarının göz ardı edileceğinden endişe duyduğu için bu seçenek Avrupa içinde görüş ayrılıkları yaratıyor.

Diğer yandan Rusya Devlet Başkanı Yardımcısı Yuriy Uşakov, Putin’in Stubb ve Støre ile yaptığı telefon görüşmesine Avrupa Birliği (AB) liderlerinden olumsuz tepki gelmesini Moskova’nın beklemediğini açıkladı.

Avrupa’da Rusya Devlet Başkanı ile görüşmeler konusunda ortak tutum oluşmadığını belirten Uşakov, “orada çok seslilik ve kargaşa hakim olduğunu” ifade etti.

Okumaya Devam Et

Diplomasi

Politico: ABD, Belarus gübresi için Litvanya’ya liman baskısı yapıyor

Yayınlanma

Politico’nun haberine göre ABD yönetimi, Belarus potasyumunun sevkiyatı için Klaipeda Limanı’nın açılması konusunda Litvanya’ya çağrıda bulunuyor. Kanada ile yaşanan tarife krizinin ardından alternatif gübre arayışına giren Washington, Avrupa Birliği yaptırımlarını aşmayı hedefliyor.

ABD yönetimi, Avrupa Birliği yaptırımlarını aşarak Belarus potasyumunun ihracatı için Klaipeda Limanı’nı açması yönünde Litvanya’ya baskı uyguluyor.

Politico’nun dört Avrupalı yetkiliye dayandırdığı haberde, ABD’nin Belarus Özel Temsilcisi John Cole’un Litvanyalı diplomatlarla Belarus mallarına yönelik ablukanın hafifletilmesi konusunu ele aldığı aktarıldı.

Gübre üretiminde temel bir bileşen niteliği taşıyan potasyumun küresel pazarının yaklaşık yüzde 20’sini Belarus kontrol ediyor.

Kullandığı potasyumun neredeyse tamamını ithal eden ABD, sevkiyatın yaklaşık yüzde 80’ini Kanada’dan karşılıyor.

Ağustos ayında Ottawa yönetimi ile yürütülen ticaret müzakerelerinin kesilmesi ve karşılıklı gümrük tarifelerinin yeniden devreye girmesi üzerine Washington, hammadde temininde alternatif kaynak arayışına girdi.

ABD Başkanı Donald Trump, geçen ay yaptığı açıklamada Minsk yönetimiyle “kapsamlı bir anlaşma” üzerinde çalıştıklarını duyurmuştu.

Trump, Amerikalı çiftçilerin şu anda Kanadalı şirketlere ödediğinden “çok daha düşük bir fiyata” potasyum satın almayı hedeflediklerini dile getirdi.

Hazırlanan planın hayata geçmesi ise gübrelerin Klaipeda Limanı ya da bölgedeki diğer limanlar üzerinden gemilere yüklenmesine bağlı kalıyor.

Avrupa Birliği’nin yürürlükteki yaptırımları, üye ülkelerin limanlarından Belarus menşeli malların sevk edilmesini yasaklıyor. Kısıtlamaların uzatılmasına dair bir sonraki kararın şubat ayında alınması bekleniyor.

2027 yılının ilk yarısında AB dönem başkanlığını üstlenecek Litvanya’nın ise bu yaptırımları veto etme yetkisi mevcut.

ABD, Belarus’un potasyum sektörüne yönelik ilk yaptırımları 2021 yılında devreye sokmuştu.

Washington yönetimi birkaç yıl sonra, Aralık 2025’te Belarus potasyum endüstrisine uyguladığı kısıtlamaları hafifletme sürecine girdi.

Financial Times’ın aktardığına göre, Amerikan kısıtlamalarının yumuşatılmasının ardından Belarus potasyumunun ilk partisi 22 Ekim’de ABD’ye sevk edildi. Bu sevkiyat, iki ülke arasında 2021 yılından bu yana gerçekleşen ilk teslimat oldu.

Öte yandan Belarus Cumhurbaşkanı Aleksandr Lukaşenko, üretilen tüm miktarın bu yıl için önceden sözleşmeye bağlandığını gerekçe göstererek Belarus’un Batı pazarlarına potasyum gübresi gönderemeyeceğini ifade etti.

Okumaya Devam Et

Diplomasi

Trump baskı yaptı, Kiev Rus petrol rafinerilerini vurmayı durdurdu

Yayınlanma

Trump’ın küresel akaryakıt fiyatlarını artırdığı gerekçesiyle yürüttüğü baskı sonuç verdi ve Ukrayna, Rus petrol rafinerilerine yönelik saldırılarına gayriresmi olarak ara verdi. Wall Street Journal’ın haberine göre 3 Kasım’daki ABD Kongresi ara seçimlerine kadar sürmesi beklenen duraklama öncesinde Washington, Kiev’den saldırıları 30 günlüğüne kesmesini istedi.

The Wall Street Journal (WSJ) gazetesinin haberine göre ABD, Rusya’daki petrol rafinerilerine düzenlenen Ukrayna saldırılarının durdurulması için ABD Başkanı Donald Trump’ın haftalarca sürdürdüğü baskı sonucunda amacına ulaştı.

Gazeteye konuşan kaynakların belirttiğine göre saldırılardaki “gayriresmi ara” en azından 3 Kasım’da yapılacak ABD Kongresi ara seçimlerinin sonuna kadar sürecek, hatta bu süreyi de aşabilecek.

Kiev yönetimi ise saldırıların durdurulduğuna dair resmi bir açıklama yapmadı.

Son haftalarda Kiev’den Rus petrol rafinerilerini vurmayı bırakmasını talep eden Trump, küresel akaryakıt fiyatlarındaki artıştan Ukrayna’yı sorumlu tutuyordu.

Gazetenin görüşlerine başvurduğu enerji uzmanları ise fiyat artışını ağırlıklı olarak ABD’nin İran’a karşı yürüttüğü savaşa bağlıyor.

WSJ’nin iki Amerikalı yetkiliye dayandırdığı haberine göre ABD Özel Temsilcisi Jared Kushner, 20 Ekim’de Oslo’da Ukrayna lideri Vladimir Zelenskiy ile yapılan görüşmede Trump’ın talebini yineledi.

WSJ’ye konuşan kaynaklardan biri bu görüşmeyi “çok sert” diye nitelendirdi.

Amerikalı yetkililerden birinin aktardığına göre toplantıya uzaktan katılan Kushner, Washington’a duyulan minnettarlığın bir göstergesi olarak Ukrayna’ya petrol rafinerisi saldırılarını 30 günlüğüne durdurmayı önerdi.

WSJ’nin belirttiğine göre uydu internet sistemi Starlink’in çalışmasındaki kısıtlamalar da Kiev’in tutumunu etkiledi.

14 Ekim’de başlayan bu kısıtlamalar Ukrayna’nın insansız hava araçlarını kullanmasını zorlaştırdı.

Hizmetin tam kapasiteyle çalışmasına ancak on gün sonra, Trump’ın SpaceX CEO’su Elon Musk’a başvurmasıyla geri dönülebildi.

Gazetenin haberine göre Ukrayna’nın Avrupalı müttefikleri de ABD’deki oylama tamamlanana kadar rafineri saldırılarına ara verilmesini tavsiye etti.

Gazete, Starlink’teki kesintinin ve ABD’nin Kiev’e desteği kesme tehditlerinin sonucunda Ukrayna’nın Beyaz Saray’a duyduğu güvenin daha da sarsıldığı değerlendirmesini yaptı.

Enerji ateşkesi tartışmaları Rus motorini anlaşmasının gölgesinde yürüdü

Trump, 11 Ekim’de Rusya ve Ukrayna’nın enerji tesislerine yönelik saldırıları durdurma konusunda anlaştığını duyurmuştu.

Ukrayna lideri Vladimir Zelenskiy ise Amerikalı mevkidaşının sözlerini ilk kez duyduğunu söylemiş, ancak Rusya’nın da kabul etmesi şartıyla ateşkese hazır olduğunu dile getirmişti.

Rusya Devlet Başkanı Sözcüsü Dmitriy Peskov da 13 Ekim’de enerji ateşkesine ilişkin temasların sürdüğünü doğrulamıştı.

Buna rağmen ertesi gün Rusya Başbakan Yardımcısı Aleksandr Novak, Ryazan ve Saratov bölgelerindeki petrol rafinerilerine saldırılar düzenlendiğini açıkladı.

Ryazan Bölgesi Valisi Pavel Malkov ise 15 Ekim sabahı insansız hava aracı saldırısının ardından yerel petrol rafinerisi arazisinde yangın çıktığını duyurdu.

Devlet Başkanı Vladimir Putin de enerji altyapısına yönelik saldırıların sorun yarattığını ancak cephedeki durumu etkilemediğini söylüyordu.

Putin 1 Ekim’de yaptığı açıklamada “Bizim petrol rafinerilerimizde de tablo aynı. Petrol rafinerilerini vurmaya başladılar ve amaçlarını doğrudan ekonomimize zarar vermek olarak açıkladılar. Amaçlarına ulaştılar mı? Kısmen, çünkü tahminlerimize göre gayrisafi yurt içi hasılanın yaklaşık yüzde 1’ini kaybettik. Üstelik bunu bilinçli yaptılar, bunlar sivil hedefler, sivil hedefleri vurdular. Peki ne oldu? Birebir karşılığını aldılar” dedi.

Enerji ateşkesi görüşmeleri, Moskova ile Washington arasında 9 Ekim’de varılan Rus motorini tedariki anlaşmasının gölgesinde yürütüldü.

Zelenskiy bu anlaşmayı ABD’nin ihaneti olarak nitelendirmişti.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English