Amerika
JPMorgan: Doların hâlâ rakibi yok

JPMorgan tarafından ABD’nin 250. kuruluş yıl dönümü vesilesiyle yayınlanan raporda, ülkenin küresel finansal piyasalarındaki egemenliğinin devam ettiği vurgulandı.
ABD’yi yarı kartal yarı ahtapot olarak bilinen efsanevi “Aquilaceph” yaratığına benzeten banka, artan federal borç ve siyasi istikrarsızlığa rağmen dolar ve yurt içi varlıkların dünya ekonomisi üzerindeki sağlam kontrolünü nasıl sürdürdüğünü inceliyor.
Analiz, “Sell America” hareketinin acil bir tehdit oluşturmadığını belirtirken, doların derin likiditesi ve yuanı gibi geçerli alternatiflerin bulunmaması nedeniyle rakipsiz rezerv para birimi olmaya devam ettiğine dikkat çekiyor.
Metin, yapay zekanın üretkenlik üzerindeki dönüştürücü potansiyelini vurgulamakla birlikte, hisse senedi piyasasındaki yoğunlaşma ve hukukun üstünlüğündeki olası bir gerilemeden kaynaklanan risklere karşı uyarıyor.
JPMorgan, iktisadi altyapısı ve kurumsal kârlılığının hâlâ dünyanın geri kalanından önde olması nedeniyle, ABD’nin yabancı sermayeyi büyük ölçüde çekmeye devam ettiği sonucuna varıyor.
JPMorgan Varlık ve Servet Yönetimi’nin Piyasa ve Yatırım Stratejisi Başkanı Michael Cembalest imzasıyla yayınlanan 44 sayfalık raporda, ABD’nin piyasa egemenliğinin nedenleri de sıralanıyor.
ABD’nin küresel piyasalardaki egemenliğinin kaynakları
Bunlar arasında doların rezerv para statüsünü koruması; Amerikan varlıklarına yatırılan yabancı sermaye akışları; hisse senetleri piyasasının üstün performansı; neredeyse tüm önemli sektörlerde Avrupa, Japonya ve Çin’e kıyasla tutarlı bir şekilde daha yüksek aktif kârlılığı ve özkaynak kârlılığı; AI alanındaki liderlik; enerjide kendine yeterlik ve aktif dayanıklılık yer alıyor.
JPMorgan, bu “hakimiyetin” potansiyel orta vadeli risklerle karşı karşıya olduğunu belirtiyor. Enflasyon ve federal borç bir yana, ABD varlıklarının hakimiyetine yönelik en büyük tehditler, hukukun üstünlüğü alanındaki artan öngörülemezlik ile federal hükümetin bilime yönelik fon kesintileri ve bilimsel uzmanlığın marjinalleştirilmesi.
Doların, küresel finansal etkisinin istikrarı, yapay zeka kaynaklı muazzam bir verimlilik patlaması beklentisi ve geçerli bir alternatifin bulunmaması nedeniyle, “karamsar öngörüleri büyük ölçüde göz ardı ederek” yüksek federal borca rağmen dayanıklılığını koruduğuna işaret eden banka, doların gücünü koruma nedenlerini de sıralıyor.
Küresel finansal göstergelerde istikrara dikkat çeken Cembalest, doların sınır ötesi kredilerdeki payının, uluslararası borçlanma senetlerinin, döviz hacimlerinin, ihracat faturalandırmasının, SWIFT ödemelerinin ve resmi döviz rezervlerinin istikrarlı bir eğilim sergilediğinin altını çiziyor.
Doların küresel döviz rezervlerindeki payı 2020’den bu yana %3 oranında düşmüş olsa da, bu sermaye büyük rakiplere değil, tamamen diğer para birimlerine (Singapur doları ve Kore wonu gibi) kaydı.
Üstelik aynı dönemde avro, yen, sterlin ve yuanın döviz rezervlerindeki payları da azaldı.
Yuan, dolara alternatif olamıyor
“Göreceli verimlilik şokları”nı doların telafi ettiğini vurgulayan yazar, bir başka önemli gerekçe olaraksa doların “net bir halefinin olmamasına” işaret ediyor.
Çin ekonomisi büyüklük açısından ABD’yi geride bırakmış olsa da rezerv para birimi statüsü sadece GSYİH büyüklüğünden çok daha fazlasını gerektirir. JPMorgan bu statünün büyük ölçüde piyasa derinliğine, likiditeye, temerrüt çözümlerinin netliğine ve mülkiyet haklarının tam olarak güvence altına alınabilmesine bağlı olduğuna vurgu yapıyor.
Tarihsel bir örnek olarak, doların nihayetinde sterlinin yerini alarak baskın küresel para birimi haline gelmesi için ABD ekonomisinin Birleşik Krallık ekonomisinin 3,5 ila 5 katı büyüklüğe ulaşması gerekmişti.
Yuanın dünya rezerv para birimi haline gelmesi fikri şu anda “saçma” olarak görülüyor. Çin, tarihin en büyük para genişlemelerinden biri yoluyla iktisadi büyümesini hızlandırdı; yurt içi bankacılık varlıkları ~60 trilyon dolara, yani küresel GSYİH’nin yaklaşık %50’sine ulaştı.
Fakat para yaratma süreci büyük ölçüde merkez bankasının kontrolü dışında olduğu için Çin, ödemeler dengesi krizini önlemek amacıyla kapalı ve sıkı bir şekilde düzenlenmiş bir sermaye hesabına güvenmek zorunda ve bu kapalı sermaye hesabı, rezerv para birimi statüsüyle tamamen bağdaşmıyor.
Çin bugün sermaye hesabını tamamen açarsa, ortaya çıkacak muazzam sermaye çıkışları yuanı çökertip emlak ve hisse senedi piyasalarında bir çöküşü tetikleyebilir.
AI çılgınlığında ABD başı çekiyor
Rapora göre yapay zeka, ABD’de hem şirket kârlılığının hem de piyasa yoğunlaşmasının en büyük itici gücü olarak işlev görüyor.
Bu durum, yazarın “yatırımcı coşkusu” olarak adlandırdığı bir atmosfer yaratıyor ve “tüm yapay zeka yumurtalarını tek bir sepete koymaya” neden oluyor.
2022’de ChatGPT’nin piyasaya sürülmesinden bu yana, yapay zeka sektörü S&P 500’ün getirilerinin, kârlarının ve sermaye harcamalarının %65 ila %80’inden sorumlu (JPMorgan, halka açık 42 yapay zeka ile ilgili şirketten oluşan ve izlenen bir sepeti temel alıyor).
Büyük teknoloji şirketlerinin son dönemdeki kârlılığının önemli bir kısmı, yapay zeka girişimlerinin artan değerlemeleriyle doğrudan bağlantılı.
2026’nın ilk çeyreğinde, OpenAI ve Anthropic gibi yapay zeka laboratuvarlarındaki değer kazanmış pozisyonları içeren “diğer gelirler”, Google’ın kârının %60’ını, Amazon’un kârının %51’ini ve NVIDIA’nın kârının %27’sini oluşturdu.
JPMorgan’a göre AI, mutlak kârları artırmış olsa da, AI altyapısını kurmak için gereken devasa sermaye harcamalarının kâr marjları üzerinde baskı yaratması bekleniyor.
Konsensüs tahminleri, “hiperskalerler” olarak bilinen büyük AI laboratuvarlarının sermaye harcamalarının artacağına ve serbest nakit akışı marjlarının düşeceğine işaret ediyor.
Bu da büyük teknoloji şirketlerinin harcamalarını finanse etmek için borç piyasalarına giderek daha fazla başvurmasına neden oluyor.
Öte yandan mega sermayeli teknoloji şirketleri ve yapay zekanın başarısı, hisse senedi piyasasının giderek daha yoğunlaşmasına yol açmış durumda.
Şu anda ABD’nin en büyük 10 hisse senedi, S&P 500’ün toplam piyasa değerinin yaklaşık %40’ını temsil ediyor ki 2015’te bu oran sadece %17 idi.
Genel hisse senedi yoğunlaşmasının ötesinde, yapay zeka patlaması birkaç belirli alanda son derece yoğun bağımlılıklar yarattı. Örneğin NVIDIA, yapay zeka hızlandırıcı pazarında son derece yoğun bir paya sahip fakat Google, Meta ve Amazon gibi bulut sağlayıcılarının kendi özel uygulama odaklı entegre devrelerini (ASIC’leri) giderek daha fazla geliştirmesiyle, bu payın 2023’teki %85 seviyesinden 2026’ya kadar kademeli olarak yaklaşık %75’e düşeceği tahmin ediliyor.
Teknoloji donanımı ve yazılımı, ABD’nin toplam GSYİH büyümesindeki payını giderek daha yoğun bir şekilde oluşturuyor.
Yapay zeka yatırımları ise ekonominin diğer alanlarındaki büyümeyi frenleyen etkileri dengelemeye yardımcı oluyor.
Ayrıca, büyük hiper ölçekli şirketler, gelecekteki tüm özel sermaye harcamaları tahminlerinin son derece yoğun bir kısmını temsil ediyor.
Pazarın ilk on şirketinde %40’luk bir yoğunlaşma oranı yüksek görünse de, yazar, küresel açıdan bakıldığında ABD’nin hâlâ dünyadaki en az yoğunlaşmış hisse senedi piyasalarından birine sahip olduğunu ve sadece Japonya ile Hindistan’ın daha düşük yoğunlaşma seviyeleri gösterdiğini ileri sürüyor.
Emek üretkenliğinde “G10” ülkelerini ABD sürüklüyor
JPMorgan’ın aktardığına göre ABD, hem işgücü verimliliği (çalışılan saat başına üretim ile ölçülür) hem de toplam faktör verimliliği açısından G10 ülkelerinin geri kalanının önünde yer alıyor.
Toplam faktör verimliliği, özellikle önemli bir gösterge; zira bu gösterge, iktisadi çıktının sadece işgücü veya sermaye gibi fiziksel girdilerin eklenmesiyle sağlanmayan kısmını temsil eder.
Bu terim, bir ekonominin kaynakları mal ve hizmetlere ne kadar verimli bir şekilde dönüştürdüğünü ölçer ve teknolojik ve operasyonel inovasyonun temel bir göstergesi olarak işlev görür.
Rapora göre kesin nedenleri tam olarak belirlemek zor olsa da, ABD’deki verimlilik, üretken yapay zekanın (özellikle 2022 sonlarında piyasaya sürülen ChatGPT) ortaya çıkmasından bu yana belirgin bir şekilde hızlandı.
Bu verimlilik artışları özellikle teknoloji odaklı alanlarda yoğunlaşmış durumda. Örneğin enformasyon sektöründe verimlilik artışı, COVID öncesi dönemde yıllık bazda %5,0 iken, GPT sonrası dönemde %8,7’ye sıçradı. BT veri işlemede verimlilik artışı neredeyse iki katına çıkarak, COVID öncesi %8,0’dan GPT sonrası etkileyici bir seviye olan %15,2’ye yükseldi.
Çin ve Hindistan gibi bazı gelişmekte olan piyasalar şu anda ABD’den daha yüksek mutlak verimlilik artış oranları sergilese de, yazar bunun temel nedeninin bu ülkelerin çok daha düşük bir iktisadi gelişmişlik seviyesinden yola çıkmaları olduğuna dikkat çekiyor.
Rapora göre ABD, aslında 1917 ile 1927 yılları arasında elektrik motorlarının ve içten yanmalı motorun piyasaya sürülmesi ile sermaye piyasalarının derinleşmesinin tetiklediği benzer bir hızlı gelişimsel verimlilik patlaması yaşamıştı.
Amerika
ABD’de Rus dizeli krizi: Demokratlar sevkiyatın yasa dışı olduğunu savunuyor

ABD’nin doğu kıyısındaki en büyük petrol ürünleri dağıtım merkezine ev sahipliği yapan New Jersey’nin Valisi Mikie Sherrill, Rusya’dan gelen dizel yakıtın limanlara girişini engelleme tehdidinde bulundu. ABD Hazine Bakanlığının verdiği geçici lisansla 140 bin tonluk ilk yakıt sevkiyatı yola çıkarken, üç tankerin ara seçimlerden sonra ülkeye ulaşması bekleniyor.
ABD’nin doğu kıyısındaki en büyük petrol ürünleri dağıtım ve ithalat merkezine ev sahipliği yapan New Jersey eyaletinin Valisi Mikie Sherrill, Rusya’dan yapılan dizel yakıt ithalatını engelleme tehdidinde bulundu.
Financial Times gazetesine konuşan Sherrill, Rusya ile varılan dizel anlaşmasını yasa dışı olarak nitelendirdi.
Sherrill, “ABD Başkanı Donald Trump benzin, dizel yakıt fiyatlarını veya maliyetleri düşürmek için hiçbir adım atmıyor. Şu anda dizelin New Jersey limanına ulaşmasını nasıl engelleyebileceğimize dair seçenekleri değerlendiriyorum” dedi.
New York ve New Jersey Limanı, ABD’nin doğu kıyısında petrol ürünlerinin ithalatı, depolanması ve dağıtımı açısından ana merkez konumunda.
Altyapının büyük kısmı ise New Jersey eyaleti sınırlarında yer alıyor. Boru hatları ve dağıtım ağının yanı sıra Bayonne ve Linden’deki büyük yakıt depolama terminalleri başlıca tesisleri oluşturuyor.
Gazetenin aktardığına göre dizel taşıyan tankerler yüklerini genellikle Bayonne, Linden, Carteret, Perth Amboy, Port Reading ve Sewaren’deki özel petrol terminallerine boşaltıyor.
Financial Times, üç tankerin ara seçimlerin ardından ABD’ye ulaşmasının beklendiğini yazdı. 140 bin tonluk bu yakıt sevkiyatı, ABD makamlarının anlaşma kapsamında izin verdiği ilk parti oldu.
Buna karşın Demokratlar ve bazı Cumhuriyetçiler, Trump’a anlaşmayı iptal etme çağrısı yaptı.
ABD Hazine Bakanlığı, Rus yakıtıyla işlem yapılmasına geçici izin veren genel bir lisans yayımlamıştı.
Demokratlar ise Kongre’nin 2022 yılında Rus petrolü ithalatını sonlandıran ve Rus enerji kaynaklarının ülkeye girişine tam yasak getiren yasayı kabul ettiğini hatırlatarak, bakanlığın verdiği belgenin hukuki geçerliliği olmadığını savunuyor.
Demokrat Temsilciler Meclisi üyesi Jamie Raskin, bu hafta petrol şirketlerini Rus dizel yakıtı ithal etmeleri halinde 1 milyon dolara varan para cezaları ve 20 yıla kadar hapis dahil çeşitli yaptırımlarla tehdit etti.
Rusya’ya yönelik ağır yaptırım tasarılarının ortak hazırlayıcılarından Demokrat Senatör Richard Blumenthal ise deniz taşımacılığı şirketlerinden Rus dizeli taşıyan tankerleri geri çağırmalarını talep etti.
Cumhuriyetçi Senatör Thom Tillis’in “Rusların Başkan Trump’ı istedikleri gibi yönlendirdiği” yönündeki sözlerine ise Başkan Yardımcısı JD Vance yanıt verdi.
Vance, “Sizi temin ederim ki hiç kimse ABD Başkanı’nı istediği gibi yönlendiremez. Kendisi durumu son derece gerçekçi biçimde değerlendiriyor” ifadelerini kullandı.
Kremlin geçen hafta Washington ile varılan mutabakat kapsamındaki sevkiyatların başladığını ve süreceğini duyurmuştu.
Rusya Başbakan Yardımcısı Aleksandr Novak da ülkesinin ihracata ayrılan dizel yakıttan ABD’ye istenilen her miktarda sevkiyat yapmaya hazır olduğunu belirtmişti.
Novak, 27 Ekim’de üç dizel tankerinin Rus limanlarından ayrıldığını, dördüncü tankerin ise 28 Ekim’de yola çıkmasının beklendiğini açıkladı.
Amerika
ABD ekonomisinde beklenmedik büyüme

Yatırımlardaki patlama ve dayanıklı tüketici harcamaları sayesinde ABD ekonomisi, üçüncü çeyrekte yıllık bazda %3,4 oranında büyüdü.
İktisadi büyüme, analistlerin beklentilerinin üzerinde gerçekleşti ve önceki iki çeyrekteki %2,5 ve %2,2’lik büyüme oranlarına kıyasla keskin bir ivme kazandı.
Tüketici harcamalarındaki yıllık büyüme, geçen çeyrekte %3,8’e ulaşarak 2024’ten bu yana en hızlı artışını kaydetti.
İşletme yatırımları %12,7 oranında sıçradı ve GSYİH artışının yarısından fazlasını oluşturdu.
Yapay zeka yatırımları, GSYİH’yi iten başlıca faktörlerden biri oldu: Ekipman alımları, yapay zeka alanında faaliyet gösteren hiper ölçekli şirketlerin veri merkezi teknolojisine yaptığı büyük harcamalar da dahil olmak üzere, %20,9 gibi muazzam bir oranda yükseldi.
Paradoksal olarak, yapay zeka altyapısının geliştirilmesi de bunlardan biriydi. Bunun nedeni, bilgisayar çipleri gibi birçok yapay zeka donanımı alımının yurtdışında gerçekleştirilmiş olmasıydı.
Bu durum, ABD’nin ticaret dengesini ithalata doğru kaydırarak (ithalat, GSYİH’dan düşülür) büyümeyi yavaşlattı.
Ayrıca, artan mortgage faiz oranları konut inşaatını da olumsuz etkiledi.
İşsizlik oranı düşük seviyelerde seyretse de, geçen ay enflasyon gelir artışlarını geride bıraktı.
Federal Rezerv’in tercih ettiği enflasyon göstergesine göre, Eylül ayında fiyat artışları hem aylık hem de yıllık bazda hızlandı.
Bu artış, merkez bankasının %2’lik yıllık enflasyon hedefinin oldukça üzerinde seyretti ve faiz oranlarının yükseltilmesi yönündeki görüşleri güçlendirdi.
Yüksek fiyatların Amerikan hane halkı bütçelerini zorlayabileceğine işaret eden bir gelişme olarak, vergi sonrası tasarruf oranı geçen ay %3,8’e geriledi. Bu, 2022’den bu yana kaydedilen en düşük seviye.
Ayrıca otomobil, mobilya ve elektronik eşya gibi ürünlerin satışlarında durgunluk yaşandı.
Birçok iktisatçı, hisse senedi portföylerindeki kazançlardan (ki bunlar büyük ölçüde yapay zeka patlamasına bağlı) cesaret alan daha varlıklı Amerikalıların tüketimi ayakta tuttuğunu düşünüyor.
Amerika
Venezuela’nın yeni Dışişleri Bakanı, eski muhalif Oliver Blanco oldu

Venezuela’nın geçici Devlet Başkanı Delcy Rodríguez, muhalefetin eski danışmanlarından Oliver Blanco’yu dışişleri bakanı olarak atadı.
Blanco, devlet başkanlığı uluslararası ilişkiler direktörlüğüne atanan Félix Plasencia’nın yerine geçecek. Görev süresi sona eren Plasencia, Birleşik Krallık’ta tutulan Venezuela’ya ait altınların geri alınması için yürütülecek görevi yönetecek.
Rodríguez, “Oliver Blanco’yu Bolivarcı Venezuela Cumhuriyeti Dışişleri Bakanı olarak atamaya karar verdim. Bu güçlendirilmiş ekibin, tüm ülkelerle işbirliği ve dostluk alanlarında Venezuela’nın değişim sürecinde ve jeopolitik toparlanmasında ilerlemeye devam etmesini umuyorum,” dedi.
Geçici Devlet Başkanı, Blanco’nun “Venezuela’ya hizmet etmek üzere bu önemli sorumluluğu üstlenebilecek hazırlığına, kararlılığına ve yeteneğine güvendiğini” söyledi.
Yeni Dışişleri Bakanı Blanco, Venezuela Merkez Üniversitesi’nden Uluslararası İlişkiler lisans derecesine ve Metropolitan Üniversitesi’nden Siyaset ve Kamu Yönetimi alanında yüksek lisans derecesine sahip.
Daha önceki görevinde Avrupa ve Kuzey Amerika’dan sorumluydu; bu görev alanı, Venezuela’nın son dönemdeki dış ilişkilerini şekillendiren yaptırımlar ve varlık anlaşmazlıklarında en aktif rol oynayan bazı hükümetleri de kapsamaktaydı.
Rodríguez, Dışişleri Bakanlığı ve Başsavcılıktan, İngiltere Merkez Bankası’nda tutulan Venezuela altınlarını geri almak için resmi prosedürleri başlatmalarını istedi.
Bu değerli metal, Venezuela’nın meşru hükümeti konusunda rakip iddiaların yer aldığı bir hukuki mücadelenin merkezinde yer alıyor.
Londra mahkemeleri, rezervleri hangi otoritenin kontrol ettiği konusunda karar vermeye çalışıyor.
Öte yandan kabinedeki değişiklikler bundan ibaret değil. Marynna Saatdjian, Blanco’nun bıraktığı görevi devralarak Avrupa ve Kuzey Amerika’dan Sorumlu Bakan Yardımcısı olarak atandı.
Şimdiye kadar Ekonomi ve Maliye Bakanlığı’nda Bakan Yardımcısı olarak görev yapan Saúl Ameliach ise Uluslararası Ticaret Bakan Yardımcısı olarak atandı.
Rodriguez, bu atamaları Venezuela’nın diplomatik kadrosunu güçlendirmeye yönelik daha geniş çaplı bir çabanın parçası olarak değerlendirdi.
Geçici Başkan, hükümetin ulusal egemenliği savunurken tüm ülkelerle işbirliği ve dostluğu sürdürmeye devam edeceğini vurguladı.
Altın anlaşmazlığı göz önüne alındığında, bu diplomatik değişiklik özel bir önem taşıyor. Venezuela, varlıkların Venezuela halkına ait olduğunu ve sosyal programlar ile ekonomik toparlanma için gerekli olduğunu savunarak, yıllardır Londra’da tutulan rezervlerinin serbest bırakılmasını talep ediyor.
Plasencia’yı doğrudan Birleşik Krallık’a göndererek hükümet, bu konuyu daha da yoğun bir şekilde gündeme getirme niyetinde olduğunu gösteriyor.
Şu anda yaklaşık 4 milyar ABD doları değerinde olan altın rezervlerine uygulanan dondurma kararı, Birleşik Krallık’ın Nicolás Maduro’nun 2018’deki yeniden seçilmesini tanımayı reddetmesine dayanıyor.
Bir yıl sonra, muhalefet lideri Juan Guaidó, İngiliz yetkililerden Venezuela hükümetinin bu altına erişmesini engellemelerini resmen talep etti.
Çarşamba günü yapılan kabine toplantısında Rodríguez, devam eden dondurma kararını “hırsızlık” olarak nitelendirdi:
“Bu bir alay konusu, ancak amacın Venezuela’nın altın rezervlerini gayrimeşru bir şekilde ele geçirmek olduğu ortada. Artık mazeret istemiyoruz. Muhalefet grupları tarafından açılan mantıksız dava bile, onu açanların kendisi tarafından geri çekildi.”
Rodríguez, bu talebinden “vazgeçmeyeceğini” ekledi ve altının iadesini sağlamak için “Venezuela’nın siyasi kesimleri arasında bir mutabakat olduğunu” hatırlattı.
Venezuela hükümeti ile feshedilmiş 2015 Ulusal Meclisi’ni temsil eden bir muhalefet kesimi, ABD destekli bir diyalog süreci yürütüyor.
21 Ekim’de heyetler, Londra ile görüşmek ve rezervlerin iadesini talep etmek üzere bir ortak komisyon kurulması konusunda anlaştı.
Taraflar, fonların deprem sonrası yeniden inşa çalışmalarına ayrılacağını duyurdu; ancak Rodríguez, bu fonları kamu hizmetlerini ve elektrik şebekesini güçlendirmek için de kullanacağına söz verdi.
Geçici lider, daha önce Kral III. Charles’a bir mektup yazarak altının serbest bırakılmasını talep etmişti. Eylül ayında Londra ve Karakas da benzer şekilde diplomatik bir yakınlaşma sürecine girmiş ve her iki tarafın da kendi misyonlarına büyükelçiler atama planlarını açıklamıştı.
Amerika2 hafta önceSenatör Sanders: Silikon Vadisi zenginleri “korkunç bir plan” üzerinde çalışıyor
Diplomasi6 gün önce“Küresel Britanya” ve Kürt Reçetesinin İzleri
Dünya Basını1 hafta önceProf. Wolff: Batı sömürgeciliğin sonuna geldiğini inkar ediyor
Söyleşi1 hafta önce“AfD, Alman büyük sermayesindeki iç çelişkinin bir ifadesi”
Görüş1 hafta önceFransa sokaklarında kaos ve hesaplaşma
Dünya Basını1 hafta önceAmerika inkâr girdabında: Üç düşünürden sistemin çöküşüne dair uyarılar
Dünya Basını2 hafta önce“Tescilli aşırı sağcı”: Alman parti sisteminin bumerangı
Amerika2 hafta önceMilenyum kuşağı tarihin en büyük nostalji dalgasını başlattı












