Ortadoğu
İran 2025 terör raporu: Can kayıpları yarı yarıya azaldı

İran merkezli düşünce kuruluşu Habilian Topluluğu tarafından yayımlanan 2025 yılı terör raporu, ülkedeki terör saldırılarının yüzde 50, can kayıplarının ise yüzde 43 oranında azaldığını ortaya koydu. Kaydedilen 26 saldırının tamamının İran sınırları içinde gerçekleştiği belirtilen raporda, eylemlerin yüzde 84,6’sının ve can kayıplarının yüzde 86’sının Sistan-Belucistan vilayetinde yoğunlaştığı bildirildi.
İran merkezli sivil toplum ve düşünce kuruluşu Habilian Topluluğu (İran Terör Kurbanları Aileleri), ülkeye ve vatandaşlarına yönelik terör eylemlerini belgeleyen 2025 yılı yıllık terör raporunu kamuoyuna açıkladı.
Raporun bulguları, İran Dışişleri Bakanlığı Siyasi ve Uluslararası Çalışmalar Merkezinin ev sahipliğinde, Habilian Topluluğu ve Bakanlığın ortak organizasyonuyla düzenlenen Terör Kurbanlarını Anma ve Saygı Günü töreninde paylaşıldı.
Törene Dışişleri Bakan Yardımcısı Dr. Said Hatibzade, Yargı Erki Başkan Yardımcısı Dr. Sirac ve Habilian Genel Sekreteri Seyyid Muhammed Cevad Haşiminejad’ın yanı sıra terör saldırılarında hayatını kaybedenlerin aileleri katıldı.
İlk kez 2019 yılında yayımlanmaya başlanan ve bu yıl beşincisi hazırlanan rapor, İran’ın resmi Güneş Hicri takvimine göre 2025 yılını (21 Mart 2025 ile 20 Mart 2026 arası) kapsıyor. Farsça ve İngilizce olarak yayımlanan belgede, devlet dışı terör örgütlerinin ve devlet destekli aktörlerin faaliyetleri ayrıntılı verilerle inceleniyor.
“Saldırı sayısı yarı yarıya, can kayıpları yüzde 43 azaldı”
Raporda, İran genelinde terör göstergelerinin bir önceki yıla göre belirgin bir düşüş sergilediği vurgulandı. 2024 yılında 52 olarak kayıtlara geçen terör eylemi sayısının 2025 yılında yüzde 50 azalarak 26’ya gerilediği, can kaybı sayısının ise 100’den 57’ye inerek yüzde 43 oranında düştüğü aktarıldı.
Üç yıllık eğilimlerin karşılaştırıldığı raporda, 2024’te 2023 yılına kıyasla terör eylemlerinde yüzde 62,5 artış görüldüğü, ancak 2025 yılında 2023’e göre yüzde 18,7, 2024’e göre ise yüzde 50 oranında bir düşüş yaşandığı kaydedildi. Can kayıplarında da düzenli bir azalma eğilimi tespit edildi. Kirman Golzar kurbanlarının da dahil olduğu 2023 yılına kıyasla 2025’teki can kaybı sayısında yüzde 64,6’lık bir düşüş gerçekleştiği ifade edildi. Saldırı başına düşen ortalama can kaybı oranının ise 2024’teki 1,92 seviyesinden 2025’te 2,20’ye yükseldiği belirtildi.
Raporda, “İran’ın yaklaşık yarım yüzyıldır terör şiddetinin kurbanı olduğu, 23 bin insanın terör nedeniyle hayatını kaybettiği ve Tahran’a hasım ülkelerin terör örgütlerine sağladığı ofis, hareket serbestisi ve üst düzey temas imkanlarıyla açık bir çifte standart uyguladığı” ifadelerine yer verildi.
“Terör tehdidi neredeyse tamamen güneydoğuya sıkıştı”
2025 yılı raporunun öne çıkan en kritik bulgularından biri, terör eylemlerinin coğrafi dağılımındaki daralma oldu. 2024 yılında eylemler 6 vilayet ve 2 ülkeye yayılmışken, 2025 yılındaki 26 saldırının tamamı İran sınırları içinde gerçekleşti ve yalnızca 4 vilayette yoğunlaştı.
Sistan-Belucistan vilayeti, ülkedeki terör olaylarının ana merkezi olma konumunu korudu. Raporda, 2025 yılındaki terör saldırılarının yüzde 84,6’sının (22 operasyon) ve can kayıplarının yüzde 86’sının (49 kurban) bu vilayette kaydedildiği bildirildi. Bununla birlikte, Sistan-Belucistan’daki saldırı sayısı bir önceki yıla göre 36’dan 22’ye gerileyerek yüzde 39 düştü; ülke genelindeki toplam kurban sayısına oranı bazında da yüzde 17’lik bir iyileşme gösterdi. vilayet içinde en fazla saldırının İranşehr’de yaşandığı, bunu Zahidan’ın izlediği aktarıldı.
Ülkenin diğer bölgelerinde ise Kürdistan vilayetinde 2 saldırıda 3 kişi, Batı Azerbaycan vilayetinde 1 saldırıda 1 kişi ve Kirman vilayetinde 1 saldırıda 4 kişi hayatını kaybetti. Tahran, İsfahan, Fars ve Hürmüzgan gibi önceki yıllarda hedef alınan merkezi ve güney vilayetlerde 2025 yılında hiçbir terör eylemi kaydedilmedi.
“Hedeflerin yüzde 75’inden fazlasını güvenlik güçleri oluşturdu”
Raporda kurbanların mesleki ve demografik profili ayrıntılı biçimde analiz edildi. Hayatını kaybeden 57 kişiden 56’sının erkek, 1’inin kadın olduğu; 49’unun İran vatandaşı, 8’inin ise Pakistanlı işçilerden oluştuğu kaydedildi.
Kurbanların mesleki dağılımında kolluk kuvvetleri en büyük grubu oluşturdu. 2025 yılında terör kurbanlarının 19’unu polis memurları (yüzde 33), 11’ini Besic mensupları, 8’ini yabancı uyruklu Pakistanlı işçiler, 6’sını zorunlu askerlik yapan erler, 6’sını siviller, 3’ünü sınır muhafızları, 3’ünü güvenlik görevlileri ve 1’ini Devrim Muhafızları personeli oluşturdu. Raporda, “Güvenlik ve kolluk kuvvetlerinin toplam kurbanlar içindeki payının yüzde 75,4 olduğu, Pakistanlı işçiler hariç tutulduğunda bu oranın yüzde 88’e ulaştığı” ifade edildi.
Devrim Muhafızları mensubu can kayıplarının 2024’teki 27 seviyesinden 2025’te 1’e gerilemesi, İranlı askeri danışmanların Suriye ve Lübnan’dan çekilmesiyle açıklandı. Sivillerin doğrudan ve öncelikli hedef seçilmediği, ancak Zahidan adliye binası saldırısında hayatını kaybeden 7 aylık Nevid Beluc Şir Muhammedi ve 60 yaşındaki Beluc kadın ile Kirman Fehrec kontrol noktasında yaşamını yitiren 16 yaşındaki Mansur Lセイeccei gibi sivil kayıpların yaşandığı vurgulandı.
“Ceyşül Adl isim değiştirerek varlığını sürdürdü”
Örgüt bazlı incelemede, Ceyşül Adl örgütünün 2025 yılında da İran’daki en aktif ve en ölümcül grup olmayı sürdürdüğü saptandı. 2025 yılı sonlarında adını “Halkın Savaşçıları Cephesi” olarak duyuran grup, 14 saldırı düzenledi ve 28 kişinin ölümüne neden oldu. Bu veriler, ülkedeki eylemlerin yüzde 53,8’ine ve can kayıplarının yüzde 49,1’ine karşılık geldi. Örgütün eylem sayısı 2024’e göre yüzde 48 oranında azalsa da eylem başına ölümcüllük oranı yükseldi. Raporda, grubun isim değişikliğinin “hukuki kısıtlamalardan kaçınmak, terör listelerinden kurtulmak ve örgüte canlılık görüntüsü vermek amacıyla yapılmış biçimsel bir hamle olduğu” değerlendirmesi yapıldı.
Kürt ayrılıkçı örgüt PJAK, iki yıllık sessizliğin ardından Temmuz ve Ağustos 2025’te Kürdistan ve Batı Azerbaycan vilayetlerinde 3 saldırı düzenleyerek 4 kişinin ölümüne yol açtı. Raporda, örgütün daha önce İran-Irak güvenlik anlaşması, Irak Kürt Bölgesel Yönetimi alanındaki mevzilerine yönelik İran operasyonları ve sınırdan uzaklaştırılmaları sebebiyle eylem yapamadığı hatırlatıldı. Eylemlerin, İran’ın Penjwin’deki İHA saldırısına misilleme olabileceği veya Türkiye’de PKK’nın girdiği silahsızlanma sürecinde örgütün operasyonel bağımsızlığını gösterme çabasından kaynaklanabileceği ifade edildi.
Ensar el-Furkan örgütü 2 eylemde 5 can kaybına yol açarken, Belucistan Kurtuluş Ordusu (BNA) Mihristan’da 8 Pakistanlı işçinin öldürüldüğü 1 saldırı gerçekleştirdi. Huzistan’daki sayıları 15’i bulan Arap ayrılıkçı grupların ise 2025’te hiçbir silahlı terör eylemi gerçekleştiremediği, yalnızca medya propagandası yürüttüğü kaydedildi. Faili meçhul kalan 6 eylemde ise 12 kişi öldü; bu eylemlerin tamamının Sistan-Belucistan’da vuku bulduğu belirtildi.
İsrail ve ABD’nin 2024 raporunda yer alan doğrudan terör faili listesinden 2025 yılında çıkarılmasına ilişkin olarak raporda, askeri danışmanların Suriye ve Lübnan’dan çekilmesi, yaşanan iki savaş (“12 Gün Savaşı” ve “Ramazan Savaşı”) ile Ocak ayı olayları sırasında siyasi, bilimsel ve askeri şahsiyetlere düzenlenen suikastların konvansiyonel savaş çerçevesinde ele alınması gerekçe gösterildi.
“Suikastlar ve doğrudan silahlı saldırı taktiği öne çıktı”
Raporda terör örgütlerinin taktiksel dönüşümü de incelendi. 2025 yılında eylemlerin yüzde 69’undan fazlasının (18 vaka) ateşli silahlarla doğrudan saldırı şeklinde gerçekleştiği ve bu yöntemin kurbanların yüzde 87,7’sine karşılık geldiği aktarıldı. 2024’ün aksine 2025 yılında hiçbir intihar saldırısı veya “inghimasi” tipi baskın eylemi kaydedilmedi.
Buna karşılık yerel figürlere yönelik hedef gözetilerek yapılan suikastların yeniden arttığı vurgulandı. Zahidan’da Besic komutanı Cevad Kerimkoşte’nin cami önünde, Rask’ta yerel Devrim Muhafızları mensubu İrec Şems Eskani’nin berber dükkanında, İranşehr’de Şehr-i Deraz karakol komutanı Mahmud Hakikat’ın ve Eşkelabad’da kabile lideri Muhammedrıza Şahuzehi’nin konvoyunun hedef alınması, örgütlerin sınır bölgelerindeki yerel güvenlik unsurlarını ve kanaat önderlerini zayıflatma stratejisi olarak tanımlandı. “Güvenlik Şehitleri” tatbikatları ve Çabahar’da 25 kilogram patlayıcının ele geçirilmesi gibi istihbarat operasyonlarının birçok saldırı girişimini engellediği ifade edildi.
2025-2026 Terör Olayları Kronolojisi
Raporda yer alan aylık olay dökümü ve ayrıntılar şu şekilde sıralandı:
- 27 Mart 2025: İranşehr’de 12. Karakola ait polis devriye aracına düzenlenen saldırıda Başçavuş Hüseyin Teymurpur hayatını kaybetti, 2 polis yaralandı. Saldırıyı Ceyşül Adl üstlendi.
- 12 Nisan 2025: Sistan-Belucistan vilayetinin Mihristan ilçesine bağlı Hizabad-ı Pain köyündeki bir oto tamirhanesine düzenlenen baskında 8 Pakistanlı işçi el ve ayakları bağlanarak yakın mesafeden vurularak öldürüldü. Kurbanlardan beşinin kimliği Delşad, Naim, Cafer, Daniş ve Nasır olarak açıklandı. Saldırıyı Beluc Milliyetçi Ordusu (BNA) üstlendi.
- 18 Nisan 2025: Zahidan’ın Kurin bölgesinde düzenlenen “Güvenlik Şehitleri” operasyonunda Ceyşül Adl’ın tim lideri Veli Muhammed Şahbahş öldürüldü; operasyonda Kudüs Karargahına bağlı Besic mensubu İshak Muhtari hayatını kaybetti.
- 4 Mayıs 2025: İranşehr’de 11. Karakola ait devriye araçlarına ateş açıldı; 4 polis personeli yaralandı, 3 saldırgan yakalandı. Saldırıyı Ceyşül Adl üstlendi.
- 17 Mayıs 2025: Seravan’da polis devriye güzergahına yerleştirilen patlayıcı düzeneği imha edildi. Eylemi Ceyşül Adl üstlendi.
- 11 Temmuz 2025: Çabahar’da polis devriyesine yönelik saldırıda polis memurları Hüseyin Caferniya, Hamidrıza Mirşahi ve er Abbas Beyragifard hayatını kaybetti; 1 saldırgan öldürüldü. Eylemi Ceyşül Adl üstlendi.
- 21 Temmuz 2025: Kürdistan vilayetinin Bane sınır bölgesinde çıkan çatışmada Sınır Muhafızı Kıdemli Başçavuş Sina Settarvend hayatını kaybetti. Çatışmayı PJAK unsurlarının gerçekleştirdiği bildirildi.
- 22 Temmuz 2025: Seravan’da devriye aracına bir araçtan açılan ateş sonucu Kaptan Mahmud Mutahhari yaşamını yitirdi. Saldırıyı Ceyşül Adl üstlendi.
- 25 Temmuz 2025: Batı Azerbaycan vilayetine bağlı Serdeşt ilçesinin Aglan köyündeki askeri üsse PJAK mensuplarınca açılan ateşte Besic üyesi Meysam Kebiri hayatını kaybetti, 1 kişi yaralandı.
- 26 Temmuz 2025: Zahidan Adliyesi binasına girmeye çalışan silahlı unsurların el bombası ve silahlarla gerçekleştirdiği saldırıda 7 aylık bebek Nevid Beluc Şir Muhammedi, 60 yaşındaki Beluc bir kadın ile adliye koruma birliğinde görevli Teğmen Hüseyin Refiinasab, Teğmen Hüseyinali Nuri, er Nima Keremi ve er Ahmed Abdullahi olmak üzere 6 kişi öldü, 22 kişi yaralandı. Saldırıyı Ceyşül Adl üstlendi.
- 27 Temmuz 2025: Zahidan’ın Şirabad bölgesindeki bir cami girişinde güvenlik nöbeti tutan Besic komutanı Cevad Kerimkoşte uğradığı silahlı saldırıda hayatını kaybetti. Suikastı Ensar el-Furkan üstlendi.
- 15 Ağustos 2025: İranşehr’de devriye aracına düzenlenen saldırıda Çavuş Ramin Sadıki öldü, 1 güvenlik görevlisi yaralandı. Eylemi Ceyşül Adl üstlendi.
- 22 Ağustos 2025: İranşehr Haş yolunda Daman Karakoluna bağlı iki polis aracına açılan ateşte Başçavuş Muhammedrıza Rahimi, Başçavuş Muhammed Noruzi, Çavuş Hasan Tevelli, er Hadi Ruyayi ve Kaptan Golamrıza Vahdani olmak üzere 5 polis yaşamını yitirdi. Saldırıyı Ceyşül Adl üstlendi.
- 6 Eylül 2025: Rask ilçesine bağlı Pişin’de bir berber dükkanında bulunan yerel Devrim Muhafızları personeli İrec Şems Eskani silahla vurularak öldürüldü. Eylemi Ceyşül Adl üstlendi.
- 16 Eylül 2025: Sib ve Suran ilçesine bağlı polis aracına Haş-Zahidan yolunda düzenlenen saldırıda Yunus Sayyad Erbabi ve İbrahim Piri hayatını kaybetti; ağır yaralanan Sib ve Suran Emniyet Müdürü Albay İbrahim Fazileti 18 Eylül’de hayatını kaybetti. Saldırıyı Ceyşül Adl üstlendi.
- 18 Eylül 2025: İranşehr’de yerel Besic üyesi ve kanaat önderi Rıza Azerkiş (Şahlibor) silahla vurularak öldürüldü. Saldırıyı üstlenen olmadı.
- 2 Ekim 2025: Kasr-ı Kand ilçesinde motosikletli polis devriyesine açılan ateşte 1 polis yaralandı, olay yerinden geçen bir sivil hayatını kaybetti. Eylemin failleri belirlenemedi.
- 1 Kasım 2025: Haş-Zahidan yolu Eskelabad mevkiinde Şahuzehi kabilesi lideri Muhammedrıza Şahuzehi’nin aracına düzenlenen pusuda yerel Sünni Besic mensupları İsmail Şaverzi ve Muhtar Şahuzehi aynı gün, Yakub Ferd Salarzehi ise 12 Kasım’da hayatını kaybetti. Eylemi üstlenen olmadı.
- 1 Kasım 2025: İranşehr Bampur-Delkan yolunda güvenlik personeli Muhammed (Cevad) Siahani seyir halindeki plakasız bir araçtan açılan ateşle öldürüldü.
- 30 Kasım 2025: Zahidan’ın Lar sınır bölgesinde devriye görevi yapan Devrim Muhafızları Kudüs Karargahı aracına düzenlenen saldırıda Devrim Muhafızı Seccad Maraşi ile Besic mensupları Muhammed Bezi, Alireza Nesirabadi ve Alireza Piri yaşamını yitirdi. Saldırıyı Ceyşül Adl’ın yeni yapılanması “Halkın Savaşçıları Cephesi” üstlendi.
- 16 Aralık 2025: Kirman vilayetine bağlı Fehrec kontrol noktasına düzenlenen gece saldırısında polis memuru Said Purhadi, güvenlik personelleri Murad Salihi ve İsa Bersam ile 16 yaşındaki sivil hayatını kaybetti. Eylemi Ensar el-Furkan üstlendi.
- 16 Aralık 2025: İranşehr’de iki araçtan polise ateş açıldı; saldırganlar kaçarken güvenlik güçlerinde can kaybı yaşanmadı.
- 7 Ocak 2026: İranşehr’e bağlı Şehr-i Deraz karakol komutanı Mahmud Hakikat uğradığı silahlı saldırıda hayatını kaybetti. Suikastı Halkın Savaşçıları Cephesi (Ceyşül Adl) üstlendi.
- 9 Şubat 2026: Haş ilçesinde İmam Humeyni Caddesi üzerinde özel kuvvetler binası önünde bir araca düzenlenen silahlı saldırıda yaralanan 20 yaşındaki Besic üyesi İman Şahnevazi birkaç gün sonra yaşamını yitirdi. Eylemi Halkın Savaşçıları Cephesi üstlendi.
- 3 Mart 2026: Zahidan’da devriye aracına açılan ateşte er Emir Muhammed Kerimi hayatını kaybetti, 3 kişi yaralandı. Saldırıyı Halkın Savaşçıları Cephesi üstlendi.
- 16 Mart 2026: Taftan ilçesinde polis devriye aracına açılan ateş sonucu Seccad Batakva, Muhammed Cevad İnsaf, Hamidrıza Şehreki, Alireza Purbakır adlı polis memurları, er Alireza Sergezi ve kimliği açıklanmayan 1 sivil olmak üzere toplam 6 kişi hayatını kaybetti. Saldırıyı üstlenen bir grup olmadı.
Ortadoğu
Körfez ülkeleri daha sert İran misillemelerinden korkuyor

Körfez ülkeleri, İran’a yönelik yeni bir ABD-İsrail saldırısının bölgede çok daha yıkıcı bir savaşı tetikleyebileceğinden endişe duyuyor.
Bloomberg’in aktardığına göre, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) liderinin diplomatik danışmanı Enver Gergeş, pazar günü Bahreyn’de düzenlenen IISS Manama Diyaloğu’nda, “Diplomatik olarak önlemek için çok çaba sarf ettiğimiz bir krizin içine çekildiğimizi görüyoruz. Açıkça siyasi bir çıkış yolu arıyoruz,” dedi.
Başkan Donald Trump, ABD ve İsrail’in İran’da “işi bitireceğini” defalarca dile getirdi.
Trump, yarınki (3 Kasım) ABD ara seçimlerinden önce yeni saldırıların yapılmasını dışladı fakat barış görüşmeleri çıkmaza girmişken saldırıların yeniden başlaması olasılığını açık bıraktı.
Pazar günü Right Side Broadcasting Network’e konuşan Başkan, “Ya bir anlaşmaya varacaklar ya da biz bu işi bitireceğiz,” dedi.
Axios’un, Trump’ın İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’ya, İran’a yönelik saldırıları yeniden başlatmadan önce diplomasiye daha fazla zaman tanımak istediğini söylediğini bildirmesinin ardından, petrol fiyatları pazartesi günü erken saatlerde yaklaşık %3 düştü ve Brent ham petrolü varil başına 110 doların altına geriledi.
Küresel referans fiyat, bu yıl içinde hâlâ yaklaşık %80 artış kaydetmiş durumda.
Sekiz aydan fazla süren savaşın ardından yeni çatışmaların Körfez bölgesine daha fazla zarar vereceği düşünülürken, İran’ın Hürmüz Boğazı’ndaki gemilere yönelik saldırılarını yoğunlaştırması halinde enerji fiyatlarının daha da artacağı öngörülüyor.
Tahran, bu yıl Birleşik Arap Emirlikleri, Suudi Arabistan ve Katar gibi ülkelere binlerce füze ve insansız hava aracı fırlatarak petrol tesisleri, havaalanları ve elektrik santralleri gibi hedefleri vurdu.
Uluslararası Para Fonu (IMF), Irak dahil Körfez Arap devletlerinin bu yıl dünyanın en kötü performans gösteren ekonomileri arasında yer alacağını öngörüyor.
Fonun açıklamasına göre, Suudi Arabistan’ın gayri safi yurtiçi hasılası %3,3 oranında daralırken, Katar ve Kuveyt’te daha da keskin daralmalar bekleniyor.
Britanya merkezli düşünce kuruluşu Royal United Services Institute’ta araştırmacı olan Mohammed al-Basha, “Körfez’den hiçbir yetkili veya sivilin İran’a yönelik yeni ABD-İsrail saldırılarını desteklediğini duymadım ama çoğunluk yeni bir saldırı dalgasının yakında gerçekleşeceğini hissediyor. Bu sefer İran’ın daha agresif olacağını ve daha önce uyulan çatışma kurallarına uymayacağını hissediyorlar,” dedi.
Bölge genelinde yetkililer, 28 Şubat’ta başlayan ve Nisan başında ateşkes ilan edilene kadar süren çatışmalara benzer yeni bir çatışma dalgasının son derece yıkıcı sonuçlar doğurabileceğinden endişe duyuyor.
Mısır Dışişleri Bakanı Bedr Abdülati, Bahreyn’deki forumda yeni çatışmalar konusunda “son derece endişeli” olduğunu belirtti ve “İkinci dalga daha tehlikeli, daha yıkıcı olacak ve hiçbir sonuca varmayacaktır. Geçmişten ders çıkarmalıyız,” dedi.
İran, yıkıcı bir misilleme yapacağına dair yeni tehditlerle bu endişeleri daha da artırdı. Dini lider Mücteba Hamaney cumartesi günü komutanlara derhal karşı saldırılara hazırlanmalarını ve potansiyel ABD ve İsrail hedefleri listesini genişletmelerini emretti.
İran ordusu, bir başka ABD-İsrail saldırısının savaşı daha geniş bir alana yayacağı uyarısında bulundu.
Hamaney, Telegram’da yayınladığı bir açıklamada, “Düşmanlar askeri veya terörist saldırılara yeniden başlarsa, bunun sona erme zamanını ve koşullarını belirleyecek olan İslam Cumhuriyeti’nin silahlı kuvvetleri ve İran halkıdır,” dedi.
İran medyası pazar günü, Hamaney’in ordunun yeni saldırılara “coğrafi sınırlama olmaksızın” yanıt vermesi yönündeki emrini öne çıkardı.
ABD’nin yoğun hava saldırıları, İran’ın füze ve insansız hava aracı üretim kapasitesini ortadan kaldıramadı.
Batılı yetkililer Ekim ayında Bloomberg’e verdikleri demeçte, Tahran’ın silah cephaneliğini yenilemek için yeterli üretim kapasitesini koruduğunu belirtti.
Yetkililerden biri, İran’ın balistik füzeler ve bazı gemi savar silahları konusunda hâlâ iyi bir stokta olduğunu ve Rusya’nın da füze tedarik ettiğini söyledi.
Bloomberg Economics’e göre, 28 Şubat’ta savaşın başlamasından bu yana Ekim ayı başlarına kadar İran, 4.000’den fazla Şahid insansız hava aracı ve en az 2.000 balistik füze ateşlemişti.
Haziran ayında yapılan Batılı istihbarat değerlendirmeleri, Tahran’ın savaş öncesi mühimmatının yaklaşık dörtte üçüne hâlâ sahip olduğunu gösteriyordu ama mevcut stok miktarı belirsiz.
Öte yandan, cuma günü IISS tarafından yayınlanan bir rapora göre, Körfez ülkeleri, küresel kıtlığın yaşandığı ve ABD ile İsrail’in kendi tedariklerine öncelik verdiği bir dönemde hava savunma önleme füzelerinin stoklarını yenilemeyi hedefliyor.
Savaş, ucuz İran insansız hava araçlarını düşürmek için gelişmiş füzeler kullanmanın muazzam maliyetini de ortaya çıkardı.
Körfez güçleri bunun yerine giderek daha fazla saldırı helikopteri, avcı uçağı, uçaksavar silahları ve elektronik bozucu cihazlar kullanmaya başladı.
Saldırılar, başlatmadıkları bir çatışmanın bedelini ödeyen Körfez ülkeleri arasında da öfkeyi körükledi.
BAE ve Suudi Arabistan’ın da dahil olduğu altı ülkeden oluşan Körfez İşbirliği Konseyi’nin (KİK) genel sekreteri Casim el-Budaivi, cumartesi günü forumda yaptığı açıklamada, “KİK ülkeleri savaşın tarafı değildi ve savaşı istemedi,” dedi.
Manama’daki bölge yetkilileri, kamuoyu önünde ABD’yi büyük ölçüde övdü ama özel görüşmelerinde Washington’un askeri ve diplomatik tutumuna yönelik hayal kırıklıklarını dile getirdi.
Uluslararası Stratejik Araştırmalar Enstitüsü’nün (IISS) Orta Doğu politikası kıdemli araştırmacısı Hasan Alhasan, “Savaşın akılsızlığı, Washington’un askeri ve diplomatik tutumunun tutarsızlığı ve Körfez ortaklarının savunması yerine İsrail’in savunmasına öncelik verme kararı nedeniyle, bölge genelinde ABD’ye yönelik yaygın bir hayal kırıklığı var,” dedi ve şöyle devam etti:
“1991’de ABD’nin Kuveyt’i kurtarması, Amerika’nın bölgedeki rolünü pekiştiren bir an olmuştu; 2026 savaşı ise bu rolü ortadan kaldıran an olarak hatırlanabilir.”
Körfez ülkeleri, İran’a yönelik bir başka ABD-İsrail saldırısını önlemek için diplomatik çabalarını yoğunlaştırıyor.
Suudi Arabistan, Türkiye ve Pakistan’dan üst düzey yetkililer geçen hafta Tahran’a giderken, Katarlı arabulucular da Tahran ve Doha’da İranlı yetkililerle görüşmeler gerçekleştirdi.
Çatışan taraflar arasında hâlâ önemli görüş ayrılıkları bulunuyor. İran, Hürmüz Boğazı’nı yeniden açmadan önce ABD’nin deniz ablukasının kaldırılmasını, yaptırımların hafifletilmesini ve dondurulmuş varlıkların serbest bırakılmasını isterken, Washington ise nükleer alanda tavizler talep ediyor.
İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçı pazar günü yaptığı açıklamada, arabulucuların ABD’nin Tahran’ın koşullarını yerine getirmesi halinde iki gün içinde su yolunun yeniden açılmasına yönelik bir planı tartıştıklarını ama bir anlaşmanın “karşı tarafın sorularımıza vereceği yanıtlara bağlı” olduğunu belirtti.
BAE danışmanı Gergeş, diplomasinin başarısız olması halinde ortaya çıkacak sonuçlar konusunda uyarıda bulundu ve “Bu görüş ayrılıkları giderilemezse, en kötüsünden endişe etmemiz gerekecek,” dedi.
Ortadoğu
Eisenkot’tan koalisyon için üç şart

İsrail muhalefet lideri Gadi Eisenkot, İsrail’i “Yahudi devleti” olarak tanıma şartıyla koalisyon kapısını açarken Avigdor Liberman henüz başbakanlık desteği vermedi. Netanyahu cephesinin 53, muhalefetin 48 sandalye kazandığı 120 üyeli mecliste, 19 milletvekili çıkaran Arap partilerine yönelik vetolar hükümet kurma çoğunluğuna ulaşılmasını tıkıyor.
İsrail’de muhalefet blokunun lideri Gadi Eisenkot, belirlediği şartları kabul eden her parti veya seçilmiş temsilciyle meclis çoğunluğu oluşturmak amacıyla işbirliği yapabileceğini açıkladı.
Amacının geniş tabanlı, “Siyonist ve devlet sorumluluğuyla hareket eden bir hükümet” kurmak olduğunu belirten Eisenkot, bu ilkeleri benimseyen herkesin potansiyel ortak sayıldığını söyledi.
Eisenkot hükümet ortaklığı için İsrail’in “Yahudi ve demokratik devlet” olarak tanınması, zorunlu askerlik hizmetinin desteklenmesi ve Hamas’ın Gazze’deki altyapısının yok edilmesi gereken bir “terör örgütü” olarak kabul edilmesi şartlarını öne sürdü.
Muhalefet lideri, “Kuracağımız hükümetin kapısı, bu ilkeleri kabul eden her seçilmiş temsilciye açık.” dedi.
İsrail vatandaşı Filistinlileri temsil eden partiler ve 1948 topraklarında yaşayan çok sayıda Filistinli ise Yahudi devleti tanımına karşı çıkarak bütün yurttaşların eşit haklara sahip olduğu bir devlet düzeni talep ediyor.
Sandık sonuçlarının Başbakan Binyamin Netanyahu hükümetine karşı açık bir çoğunluğu kanıtladığını savunan Eisenkot, “Rakamlara nasıl bakarsanız bakın, İsrail vatandaşlarının çoğunluğu, yarım milyondan fazla oy farkıyla, 7 Ekim ve askerlikten kaçış hükümetine karşı, değişimden yana oy verdi.” ifadelerini kullandı.
Hükümetin meclis iradesine dayandığını hatırlatan Eisenkot, “Kimsenin sizi yanıltmasına izin vermeyin: İsrail’de hükümete güvenoyu veren meclistir, tersi değil.” değerlendirmesini yaptı.
Eisenkot, İran’a yönelik askeri saldırıları desteklediğini ancak bu hamlelerin yalnızca İsrail’e yönelik doğrudan, acil ve beklemeye tahammülü olmayan somut tehditler karşısında geçerlilik taşıyacağını kaydetti.
Liberman hükümet kurma görevi için Eisenkot’a garanti vermedi
İsrail devlet televizyonu KAN’ın aktardığına göre, yedi milletvekiline sahip İsrail Evimiz Partisinin lideri Avigdor Liberman, Eisenkot ile bir araya geldi.
Liberman’ın, Cumhurbaşkanı Isaac Herzog ile yapacağı istişarede başbakanlık görevi için Eisenkot’un ismini önereceğine dair herhangi bir taahhütte bulunmadığı bildirildi.
Aynı süreçte Birlikte Partisi lideri Yair Lapid ile de görüşen Liberman, partisinden Oded Forer’in meclis başkanlığı koltuğuna oturmasını şart koşuyor.
Arap partilerinin Forer’in meclis başkanlığına karşı çıkması öngörülürken muhalefet bloku, Liberman’ın başka bir adayın meclis başkanı seçilmesini de engelleyebileceği endişesini taşıyor.
Siyasi tutumunu netleştiren Liberman, bünyesinde Arap partilerinin yer aldığı bir koalisyona katılmayı da Netanyahu ile masaya oturup hükümet kurmayı da reddediyor.
Meclis başkanlığı pazarlıkları birlik hükümeti arayışını tıkıyor
Cumhurbaşkanı Herzog, hükümeti kurma görevi konusunda hangi ismi desteklediklerini belirlemek amacıyla çarşamba günü parti liderleriyle resmi görüşmelere başlayacak.
Herzog, muhalefet partilerinin Netanyahu ile bir araya gelerek ulusal birlik hükümeti kurması yönündeki desteğini daha önce kamuoyuna duyurmuştu.
İktidar kanadından Likud Milletvekili ve koalisyon grup yöneticisi Ofir Katz ise kurulabilecek ortak bir hükümette başbakanlık makamının dönüşümlü yürütülmesi seçeneğini peşinen geri çevirdi.
KAN’ın ulaştığı bilgilere göre Netanyahu cephesi, mevcut Meclis Başkanı Amir Ohana’nın değiştirilmesi veya görevden alınması yönünde adım atılması durumunda birlik hükümeti müzakerelerinin başlamadan biteceğini Eisenkot’a iletti.
Bu hamleyle muhalefetin meclis başkanını değiştirme planı, Netanyahu ile kurulması muhtemel hükümet pazarlıklarının ana düğüm noktası haline geldi.
Arap partileri dışlandığında koalisyon çoğunluğu sağlanamıyor
Ülkede 27 Ekim’de yapılan genel seçimlerde Netanyahu bloku 53 sandalye kazanırken Eisenkot liderliğindeki muhalefet bloku 48 sandalyede kaldı.
Her iki siyasi kanat da 120 sandalyeli İsrail meclisinde tek başına hükümet kurabilmek için zorunlu olan 61 sandalye eşiğine ulaşamadı.
Seçim yarışından 19 milletvekili çıkararak tarihi bir başarı elde eden İsrail vatandaşı Filistinlilerin partileri kilit konuma yerleşti.
Muhalefet bloku ile Arap partilerinin toplam sandalye sayısı 67’ye ulaşsa da Arap partileriyle ortaklık kurulmasına yönelik siyasi vetolar alternatif bir koalisyonun kurulmasını zorlaştırıyor.
Seçim komitesi iktidarın usulsüzlük suçlamalarını geri çevirdi
Netanyahu’nun partisi Likud, sandıktan güçlenerek çıkan Arap partilerinin başarısını Türkiye ve Katar’dan aktarılan mali kaynaklara ve seçimlerde hile yapıldığı iddiasına dayandırdı.
Katar yönetimi bu ithamı tehlikeli olarak nitelerken Filistinli siyasi partiler de usulsüzlük iddialarını kesin bir dille yalanladı.
İsrail Merkez Seçim Komitesi Genel Müdür Vekili Dean Livne, 29 Ekim Perşembe günü yaptığı resmi açıklamada hile iddialarını reddederek “Meclis seçimleri hukuka uygun biçimde gerçekleştirildi.” dedi.
Ortadoğu
ABD’den Lübnan’a İsrail ile normalleşme şartı

ABD Başkanı Donald Trump’ın, Lübnan’ın İbrahim Anlaşmaları’na katılması şartıyla İsrail’in Güney Lübnan’dan tamamen çekileceğine dair garantiler sunduğu iddia edildi.
Lübnan gazetesi El-Diyar’ın Körfez bölgesinden üst düzey bir diplomatik kaynağa atıfta bulunan haberinde, Washington’un taahhütlerinin, İsrail’in Güney Lübnan’dan tamamen çekilmesini, Lübnan’ın İsrail ile çeşitli Arap devletleri arasındaki ilişkileri normalleştirmek amacıyla başlatılan çerçeveye katılmasına bağladığı belirtildi.
Öte yandan haberde, söz konusu garantilerle ilgili belgelenmiş ayrıntılar ya da bunların nasıl uygulanacağına dair herhangi bir bilgi yer almadı.
Ayrıca, böyle bir mutabakata varılıp varılmadığı konusunda Washington veya Beyrut’tan resmi bir açıklama da yapılmadı.
Eğer doğruysa, bu haber İsrail’in Güney Lübnan’daki askeri varlığının sona ermesinin çok ötesine uzanan soruları gündeme getirecek.
Bu durum, herhangi bir çekilmenin şartlarını Lübnan’ın İsrail ile ilişkilerinin geleceği ve ülkenin değişen bölgesel düzendeki yeri ile bir araya getirecek.
Olası bir anlaşmanın şartlarına ilişkin belirsizlik
Arab Weekly’ye göre birkaç soru hâlâ cevapsız kalıyor: Lübnan’ın İbrahim Anlaşmaları’na resmi olarak katılması mı beklenecek, yoksa Washington yeni düzenlemelerin önünü açabilecek farklı bir siyasi veya güvenlik formülü mü arayacak? Anlaşma sağlandığında İsrail’in çekilmesi tam olarak gerçekleşecek mi, yoksa aşamalı olacak ve güneydeki güvenlik koşulları ile Hizbullah’ın silahlarının geleceğine bağlı mı olacak?
Mevcut bilgiler bu soruları çözmüyor. Fakat El-Diyar’a göre, Lübnan’da İsrail ile normalleşmenin hassasiyeti, Hizbullah’ın silah cephaneliği konusundaki iç bölünmeler ve İsrail’in güney köylerine yönelik devam eden saldırıları göz önüne alındığında, bu soruların önemi, herhangi bir ABD girişiminin karşı karşıya olduğu siyasi engelleri yansıtıyor.
Gazete ayrıca, bilgili kaynaklara atıfta bulunarak, Hizbullah silahlarını elinde tuttuğu sürece İsrail’in Güney Lübnan’dan çekilmeye istekli olmadığını belirtti.
Kaynaklar, sahadaki devam eden saldırı ve tehditlerin, İsrail’in askeri varlığını sona erdirmeden önce grubun askeri kapasitesini ortadan kaldırma kararlılığını yansıttığını belirtti.
Bu tutumlar, Lübnan ve İsrail’in öncelikleri arasındaki temel bir uçurumu ortaya koyuyor. Beyrut, İsrail’in varlığını sona erdirmek, saldırıları durdurmak ve sınır boyunca kalıcı bir istikrar sağlamak istiyor. Buna karşılık İsrail, Hizbullah’ın askeri kapasitesini güvenlik hesaplamalarının merkezine yerleştiriyor.
Arab Weekly’ye göre bu durum, olası ABD garantilerini kritik bir sınava tabi tutuyor: Washington, İsrail’in çekilmesine giden yolu net bir şekilde güvence altına alabilir mi, yoksa ilerlemeyi Hizbullah ve silahlarına ilişkin daha geniş kapsamlı mutabakatlara bağlı kılacak mı?
ABD’nin taahhüdünün varlığı, Washington’un tüm bu konuları kapsayan hazır bir çözüm planına sahip olduğu anlamına gelmiyor.
Herhangi bir garanti, açıkça tanımlanmış koşullara, uygulama takvimine, uyumun izlenmesine yönelik mekanizmalara ve ilgili tarafların yeni güvenlik ve siyasi düzenlemeleri kabul etme istekliliğine bağlı olacak.
Geri çekilmeyi normalleşmeyle ilişkilendirmek, ek bir iç engel yaratabilir. Bu, toprakların geri kazanılması ve İsrail saldırılarının sona erdirilmesinin, İsrail ile ilişkiler konusundaki siyasi taahhütlere göre öncelikli olup olmadığına dair anlaşmazlıkları körükleme riski taşıyor.
Bu nedenle herhangi bir girişim, dış güçler arasındaki bir mutabakattan daha fazlasını gerektirecek.
Ayrıca Lübnan’ı, müzakerelerin sınırları ve hangi tavizlerin –varsa– yeterli iç destek sağlayabileceği konusunda zorlu sorularla yüzleşmeye zorlayacak.
İran ve Hizbullah, hesaplamaların merkezinde yer almaya devam ediyor
El-Diyar, Lübnan’da kaydedilebilecek herhangi bir ilerlemeyi, Washington ile Tahran arasında daha geniş kapsamlı bir uzlaşma ya da stratejik mutabakata bağladı.
Bu durumun Lübnan’ın iç siyasi dengesi, özellikle de Hizbullah üzerinde sonuçları olabilir.
Bu değerlendirme, bölgesel meselelerin ne kadar iç içe geçtiğini yansıtıyor. ABD ile İran arasındaki çatışma, İsrail’in güvenlik endişeleriyle ve bölge genelinde Tahran ile bağlantılı grupların rolüyle kesişiyor.
Gazete, kaynaklarına atıfta bulunarak İran liderliğinin, Lübnan’da daha geniş çaplı bir tırmanma riskini önlemek amacıyla Hizbullah’tan bir başka “destek savaşına” girmemesini istediğini aktardı.
Eğer doğruysa, bildirilen bu talep Tahran’ın özellikle hassas bir bölgesel dönemde yeni bir cephenin açılmasını önlemek istediğini gösterebilir.
Fakat bu, Hizbullah’ın gelecekteki herhangi bir çatışmanın dışında kalmak için kamuya açık veya nihai bir karar aldığını kanıtlamıyor.
Arab Weekly, İran’ın tırmanışı sınırlama yönündeki olası tercihi ile Lübnan’ı açıkça kapsayan gerçek bir ABD-İran mutabakatı arasında da bir ayrım yapılması gerektiğini düşünüyor.
Washington ile Tahran arasında diplomatik ilerleme sağlanmış olsa bile, bu durum Hizbullah’ın silahlarının geleceğini, İsrail’in çekilme koşullarını veya Lübnan’daki siyasi güçlerin İbrahim Anlaşmaları konusundaki tutumunu otomatik olarak çözüme kavuşturmayacak.
Bu potansiyel bağlantı başka bir soruyu gündeme getiriyor: Washington, çekilmeyi normalleşme sürecinin bir parçası haline getirmeye çalışıyorsa, Tahran, Lübnanlı müttefikinin konumunu değiştirebilecek bir düzenlemeyi kabul eder mi, yoksa böyle bir hamleyi bölgesel güç dengesini yeniden şekillendirme girişimi olarak mı değerlendirir?
Cevap, nihai bir anlaşmanın içeriğine bağlı olacak. Şu an için, bu konular arasında bildirilen örtüşme, kapsamlı bir uzlaşmanın kanıtı olmaktan ziyade, diplomatik bir değerlendirme konusu olarak kalıyor.
Irak, bölgede daha geniş bir iktisadi rol arıyor
Bu gelişmelerin yanı sıra, El-Diyar’ın aktardığı diplomatik çevreler, Irak Başbakanı Ali el-Zaidi’nin Şam’a yaptığı ve Suriyeli yetkililerle ortak meseleleri görüştüğü ziyaretin ardından Beyrut’a da bir ziyaret gerçekleştirmesinin beklendiğini bildirdi.
Gazeteye göre, Bağdat ile Beyrut arasındaki çözülmemiş meselelerin, Irak’ın ABD desteği ile kurmaya çalıştığı bölgesel işbirliği girişimine Lübnan’ın olası katılımı öncesinde hızlı bir şekilde çözülmesi gerekiyor. Önerilen girişimin esas olarak iktisadi işbirliğine odaklandığı belirtiliyor.
Girişim hayata geçirilirse, Lübnan’a ciddi mali ve kurumsal zorluklarla karşı karşıya olduğu bir dönemde Arap ülkeleriyle iktisadi bağlarını güçlendirme ve ticaret ile yatırım bağlantılarını genişletme fırsatı sunabilir.
Fakat önerilen iktisadi işbirliği, İsrail’in geri çekilmesini normalleşmeyle ilişkilendiren denklemden doğası bakımından farklı.
Bu iki sürecin, güvenlik, siyasi ve iktisadi meseleleri kapsayan tek bir pazarlığın parçası olduğuna dair elimizde herhangi bir kanıt bulunmuyor.
Bununla birlikte, bu gelişmelerin zamanlaması, bölgesel ve uluslararası aktörlerin gerginlikleri kontrol altına almak için yeni düzenlemeler ararken Lübnan ile işbirliği kanallarını genişletme çabalarına işaret ediyor.
Irak girişiminin başarısı, açıkça tanımlanmış hedef ve projelere, güvenilir finansman kaynaklarına ve katılımcı ülkelerin siyasi ve idari engelleri aşma kabiliyetine bağlı olacak.
Lübnan’ın katılımı için ayrıca, iktisadi işbirliğinin ülkenin egemenlik ve güvenlik önceliklerinden kopmamasını sağlayacak güvenceler de gerekecek.
Garantiler henüz teyit edilmedi
Lübnan, birbiriyle bağlantılı birçok zorlukla karşı karşıya olsa da, İsrail’in geri çekilmesi ile İbrahim Anlaşmaları arasında olduğu bildirilen bağlantı özellikle hassas bir konu olmaya devam ediyor.
Bu durum, işgal altındaki toprakların geri kazanılmasının, Lübnan’ın bölgesel ilişkilerinde daha geniş çaplı bir yeniden düzenlemenin başlangıç noktası haline gelme olasılığını gündeme getiriyor.
Eğer haber doğrulanırsa, Washington, uygulanabilir garantiler sunma ve İsrail’in geri çekilmesinin ayrı bir taahhüt mü yoksa daha geniş kapsamlı bir siyasi uzlaşmanın parçası mı olacağını netleştirme becerisi açısından bir sınava tabi tutulacak.
Hizbullah ve İran’ın hesaplamaları ise, önerilen herhangi bir mutabakatın içeriğine bağlı olacak.
Lübnan devleti, İsrail’in askeri varlığını sona erdirme ihtiyacını, iç istikrarı koruma ve ulusal konsensüs bulunmayan siyasi taahhütlerden kaçınma zorunluluğu ile dengelemek zorunda kalacak.
Irak’ın girişimi, iktisadi işbirliği için paralel bir olası yol sunuyor; fakat bu girişim tek başına, birleşik bir bölgesel çözümün şekillenmekte olduğunu göstermiyor.
İddia edilen ABD garantileri ve bildirilen Irak ziyaretine ilişkin resmi bir açıklama yapılana kadar, önerilen bağlantı, teyit edilmiş bir anlaşmadan ziyade siyasi açıdan önemli bir olasılık olarak kalacak.
Gelecekteki gelişmeler, Washington’un gerçekten de İsrail’in geri çekilmesini normalleşmeyle ilişkilendirmeye çalışıp çalışmadığını ya da bu iddianın henüz resmi politika haline gelmemiş diplomatik değerlendirmeleri yansıtıp yansıtmadığını gösterecek.
Diplomasi1 hafta önce“Küresel Britanya” ve Kürt Reçetesinin İzleri
Amerika2 hafta önceSenatör Sanders: Silikon Vadisi zenginleri “korkunç bir plan” üzerinde çalışıyor
Dünya Basını2 hafta önceProf. Wolff: Batı sömürgeciliğin sonuna geldiğini inkar ediyor
Görüş2 hafta önceFransa sokaklarında kaos ve hesaplaşma
Söyleşi1 hafta önce“AfD, Alman büyük sermayesindeki iç çelişkinin bir ifadesi”
Dünya Basını2 hafta önceAmerika inkâr girdabında: Üç düşünürden sistemin çöküşüne dair uyarılar
Dünya Basını2 hafta önce“Tescilli aşırı sağcı”: Alman parti sisteminin bumerangı
Asya6 gün önceMao gafı krize yol açtı: Mbappe özür diledi, Çin’de boykot başladı










