Bizi Takip Edin

Diplomasi

AB-ABD tarife anlaşmasında işler karıştı

Yayınlanma

AB temsilcilerinin ABD ile vardıkları gümrük vergileri anlaşmasına Kıta’dan tepkiler yükselirken, Avrupa Komisyonu “anlaşma yasal olarak bağlayıcı değil” iddiasında bulundu.

Komisyonun salı günü yayınladığı açıklamaya göre, anlaşma “yasal olarak bağlayıcı olmayan” bir “siyasi mutabakat” niteliğinde.

Nitekim Washington ve Brüksel, gümrük vergisi anlaşmasının içeriğine ilişkin kendi versiyonlarını da yayınladı ve bu versiyonlar önemli konularda önemli farklılıklar içeriyor.

Öte yandan anlaşmanın, AB’den ABD’ye yapılan ihracatın çoğuna yüzde 15 gümrük vergisi uygulanmasını öngördüğü, ABD’nin ise AB pazarına gümrüksüz erişim hakkına sahip olacağı tartışmasız.

Pazartesi günü Fransız hükümeti yetkilileri, anlaşmanın AB’nin ABD’ye “boyun eğmesi” anlamına geldiğini açıklamıştı. Paris, AB’nin “iktisadi güç” iddiasını sürdürmek istiyorsa, anlaşmanın direnç gösterilmeden kabul edilmemesi gerektiğini savundu.

Anlaşma, Alman otomotiv endüstrisinin çıkarlarını göz önünde bulundurduğu için Alman hükümeti tarafından desteklendi. Endüstri derin bir krizde ve önemli ABD pazarında risk almaya gücü yok.

“Savunmacı” müzakere stratejisi, Alman hükümeti tarafından sistematik olarak desteklendi. Örneğin Fransa, başından beri daha çatışmacı bir yaklaşım izlenmesini savunmuş, karşı gümrük vergileri uygulanmasını talep etmiş ve ABD’nin Avrupa’daki teknoloji şirketlerine karşı sert önlemler alınacağı tehdidinde bulunmuştu.

Almanya ise gerilimin azaltılmasından yana tavır almıştı. Şansölye Friedrich Merz’in haziran ayı başında Alman iş dünyası temsilcileriyle yaptığı görüşmede, Beyaz Saray ziyaretinde “Trump’a ticaret akışlarını açıkladığını” söylediği belirtiliyor.

Merz, Alman otomobil üreticilerinin ABD’ye ihraç ettikleri araçların sayısının, Almanya’nın ABD’den ithal ettikleri araçların sayısıyla aynı olduğunu belirtmişti.

Öte yananda Merz, ancak geçen hafta ortasında Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ile yaptığı görüşmede biraz daha sert bir tavır almayı kabul etmişti; fakat o noktada “anlaşmanın içeriğini uzun süredir bildiği” söyleniyor.

Brüksel ve Washington’dan çelişkili açıklamalar

Dün (29 Temmuz Salı), anlaşmanın son anda gerçekten çökebileceği endişeleri ortaya çıkmaya başladı.

Washington, von der Leyen’in gıda standartları ve dijital konular gibi konularda çok önemli tavizler verdiğini iddia ederken, AB bunu kategorik olarak yalanladı.

Ayrıca Komisyon, “27 Temmuz 2025 tarihli siyasi anlaşmanın yasal olarak bağlayıcı olmadığını” ve yakın gelecekte yeni müzakerelerin yapılacağını açıkladı.

Örneğin Komisyon, Washington’un çelik ve alüminyum için “kota sistemi” kurmayı taahhüt ettiğini ve bu sistemde sınırlı miktarda metalin Donald Trump’ın yüzde 50’lik gümrük vergisinin altında kalacağını açıkladı.

Fakat Beyaz Saray’ın bilgi notunda bu iddia yalanlandı ve “Çelik, alüminyum ve bakır üzerindeki sektörel gümrük vergileri değişmeyecek… AB yüzde 50’yi ödemeye devam edecek ve taraflar bu ürünlerin tedarik zincirlerinin güvence altına alınmasını görüşecek,” denildi.

Bu çelişki üzerine baskı gören AB ticaret sözcüsü Olof Gill, gazetecileri Komisyonun basın açıklamasına yönlendirdi. Bu açıklamada ise tam tersi belirtiliyor ve “AB ve ABD, AB ihracatına yönelik gümrük vergisi oranlarını tarihi seviyelere indirerek, mevcut yüzde 50’lik gümrük vergilerini kaldıracak,” deniyor.

İlaçlar konusunda da karışıklık var. Gill, AB’nin ilaç ihracatının, ABD’nin önümüzdeki haftalarda 232. madde soruşturmasını tamamladıktan sonra sadece yüzde 15’lik bir vergiye tabi olacağını düşündüğünü söyledi. Fakat ABD’nin açıklamasında soruşturmayla ilgili herhangi bir gecikmeden bahsedilmedi.

Gill, tüm konuların ABD-AB ortak bildirisinde açıklığa kavuşacağını ve bloğun “bu bildirinin çok yakında yayınlanmasını umduğunu” söyledi.

Yine de Brüksel en kötüsüne hazırlanıyor gibi görünüyor. Komisyon, ortak bildiriye varılana kadar ABD mallarına yönelik 93 milyar avroluk misilleme paketini geri çekmeyeceğini açıkladı.

Uçak, otomobil ve gıda ürünlerini kapsayan önlemler 7 Ağustos’ta yürürlüğe girecek ve müzakerecilere çatışmayı önlemek için çok kısa bir süre tanınacak.

Almanya, otomotivde kriz nedeniyle ABD’ye boyun eğdi

German Foreign Policy’ye göre Almanya’nın tutumu, derin bir kriz içinde olan Alman otomotiv endüstrisinin çıkarlarına dayanıyordu. Bu krizin en önemli nedenlerinden biri, elektrikli arabalara geçişte geç kalınması ve bir zamanlar lider olduğu önemli Çin pazarındaki payını kaybetmesiydi.

Örneğin, ilkbaharda Mercedes ve BMW, satış ve kârlarında önemli düşüşler bildirdi; ilk çeyrekte satışlar sırasıyla yüzde 7 ve 7,8 azalırken, kârlar sırasıyla yüzde 43 ve 26,4 düştü.

Volkswagen ise geçen hafta, satışların nispeten istikrarlı olmasına rağmen, 2025’in ilk yarısında kârının yüzde 38’den fazla düştüğünü ve bu düşüşün üst üste üçüncü yarıyılda gerçekleştiğini açıkladı.

Uzun süredir kapsamlı işten çıkarmalar planlanıyor. Volkswagen Grubu’nun ana markası olan VW’de, 130.000 kişilik işgücünün neredeyse dörtte biri 2030 yılına kadar işten çıkarılacak.

Audi, 2029 sonuna kadar Almanya’daki işgücünü yaklaşık 7.500 kişi azaltmayı planlıyor. Haberlere göre Mercedes de 20.000 kişiye kadar işten çıkarmayı düşünüyor.

Otomotiv tedarikçisi ZF ise 2028 sonuna kadar 14.000 kişiye kadar işten çıkarmayı planlıyor.

Otomotiv sektörü ihracata bağımlı

Bu durumda Alman hükümeti, Alman otomotiv endüstrisini istikrara kavuşturmayı bir öncelik haline getirdi.

Sektör, ihracata büyük ölçüde bağımlı: Geçen yıl Almanya’da üretilen tüm binek araçların yüzde 78,2’si (3,18 milyondan fazla araç) yurt dışına satıldı.

Fakat Alman üreticiler son yıllarda bazı ciddi aksilikler yaşadı. Örneğin, bir zamanlar Alman araçlarının en büyük alıcısı olan Birleşik Krallık’a otomobil ihracatı, Brexit’in ardından AB’nin bu ülkeye misilleme önlemleri uygulaması nedeniyle azaldı.

Alman üreticiler 2019’da Birleşik Krallık’a 593.000 adet otomobil satarken, bu rakam 2024’te sadece 390.000 adede geriledi.

Çin’e yapılan ihracat geçen yıl yaklaşık yüzde 17 düştü; 2025’in ilk beş ayında Çin’e otomobil ve otomobil parçası ihracatı ise yaklaşık yüzde 36 azaldı.

Bunun nedeni, Çin’de yerli markaların elektrikli otomobillerinin giderek daha fazla satın alınmasıdır. Alman endüstrisi, 2024 yılında Almanya’dan 448.000 otomobil satılan en büyük satış pazarı olan ABD’de daha fazla düşüşü kaldıramayacak durumda.

2025 yılının ilk yarısında VW, ABD’deki müşterilerine yüzde 27,5’lik gümrük vergilerini yansıtmamak ve ABD’deki pazar payını kaybetmemek için 1,3 milyar avro kaybetti.

Alman otomotiv lobisi hâlâ endişeli

Buna göre, özellikle Alman otomotiv endüstrisi, ABD’ye karşı gümrük vergisi uygulamaması için baskı yapmıştı.

Bir yandan, Trump’ın hiçbir koşulda ABD gümrük vergilerini artırmaya teşvik edilmemesi gerektiği, çünkü bunun Alman endüstrisi için yıkıcı sonuçlar doğurabileceği savunuluyordu.

Öte yandan, Alman Otomotiv Endüstrisi Birliği (VDA) Başkanı Hildegard Müller, ABD’den yapılan ithalata karşı gümrük vergilerinin, Alman otomotiv şirketlerinin ABD’deki tesislerinde üretilen ve oradan AB’ye ihraç edilen otomobilleri de etkileyeceğini belirtti.

Bu rakamlar önemsiz değil: Müller, “ABD’den AB’ye yapılan otomobil ihracatının yaklaşık üçte ikisi Alman üreticilerden geliyor,” diyor.

Müller’e göre AB’nin ABD’den gelen otomotiv ürünlerine uygulayacağı herhangi bir karşı gümrük vergisi, Alman üreticilere her yüzde bir gümrük vergisi için yılda yaklaşık 100 milyon avroya mal olacaktı.

Berlin-Paris gerilimi su yüzüne çıktı

Merz bu baskıyı dikkate alınca Fransa ile ciddi anlaşmazlıklar başladı.

Fransa Başbakanı François Bayrou pazartesi günü, Avrupa Komisyonu tarafından da “başarısız bir şekilde” müzakere edilen anlaşmanın, AB’nin ABD’ye “boyun eğmesi” anlamına geldiğini söyledi.

Paris’te hükümet ve muhalefet mensuplarından da benzer açıklamalar geldi. Dış Ticaret Bakanı Laurent Saint-Martin pazartesi günü bir adım daha ileri giderek, müzakerelerin sonucunu olduğu gibi bırakmaya şiddetle karşı olduğunu, aksi takdirde AB’nin artık “iktisadi” olarak kabul edilemeyeceğini açıkladı ve “Son söz henüz söylenmedi,” dedi.

Alman sanayisinin ABD’ye taşınma eğilimi güçlenebilir

Pazar günü Berlin’in Alman otomotiv endüstrisini desteklemek için onayladığı gümrük vergisi anlaşmasının, otomobil fabrikalarının Almanya’dan ABD’ye taşınmasını teşvik edeceği iddiaları ise giderek daha yaygın hale geliyor.

Center Automotive Research’ten otomotiv uzmanı Ferdinand Dudenhöffer’e göre, anlaşma uygulanırsa, Mercedes’in E-Serisi veya BMW’nin 5 Serisi gibi büyük hacimli modellerin artık Almanya’da değil, ABD’de üretilmesi daha kârlı olabilir.

Çünkü von der Leyen ve Trump’ın kararlaştırdığı kurallara göre, ABD’den Avrupa’ya yapılan ihracatta gümrük vergisi ödenmeyecek.

Mercedes ve BMW bu modellerin üretimini ABD’de merkezileştirirse, tek bir yerden her iki tarafa da gümrüksüz olarak tedarik edebilirler ve bu, şirketler için mantıklı ve kârlı olacak.

Diplomasi

Çin, AB’nin dış destek kurallarını sert bir şekilde eleştirdi

Yayınlanma

Çin, AB’nin yabancı sübvansiyon kurallarının Brüksel ile arasındaki daha geniş kapsamlı ticaret anlaşmazlığının parçası olduğu mesajını verdi.

Çin Adalet Bakanlığı, Çinli şirketlere, Yabancı Sübvansiyonlar Yönetmeliği (FSR) kapsamında yürütülen soruşturmalarda AB yetkililerine bilgi vermemeleri talimatını verdi.

Bu düzenleme, tek pazardaki aktörlerin yurt dışından haksız destek almamasını sağlamak için AB’nin kullandığı bir araç.

Bildirimde, Avrupa Komisyonu’nun, tüketici elektroniği perakendecisi MediaMarkt’ın ana şirketi olan Alman Ceconomy’yi 2 milyar avroluk bir anlaşma ile satın almaya çalışan Çinli e-ticaret devi JD.com’a yönelik derinlemesine soruşturmasından açıkça bahsedildi.

Bu hamle, AB ile Çin arasında yeniden başlayan ticaret diyaloğunun ortasında Brüksel’e baskı uygulamayı amaçlıyor gibi görünüyor.

Müzakereciler, AB’nin Çin ile olan günlük 1 milyar avroluk mal ticaret açığını nasıl azaltacakları konusunda yoğun kapalı kapı görüşmeleri yürütüyorlar.

Komisyon’un eylül ayında Çin Ticaret Bakanlığı ile bir video konferans düzenlemesi ve bu konferansın, Ticaret Sorumlusu Maroš Šefčovič’in ekim başında Pekin’e yapacağı ziyaretin önünü açması bekleniyor.

Komisyon, birkaç gün sonra düzenlenecek bir zirvede AB liderlerine durum değerlendirmesi sunacak.

Bu, blok için ticaret ilişkilerini yeniden dengelemek için yapıcı bir yaklaşımın yeterli olup olmadığına ya da Brüksel’in Avrupa’nın ticari çıkarlarını daha kararlı bir şekilde savunması gerekip gerekmediğine karar vermesi açısından bir dönüm noktası olabilir.

Çin Ticaret Bakanlığı sözcüsü perşembe günü gazetecilere yaptığı açıklamada, “Çin, AB’nin Çinli şirketleri baskı altına almak için Yabancı Sübvansiyonlar Yönetmeliği (FSR) gibi tek taraflı araçları kötüye kullanmasına sürekli olarak karşı çıkmıştır,” dedi.

Sözcü şöyle devam etti:

“Çin ve AB’nin bir Ticaret ve Yatırım Danışma (TIC) mekanizması kurduğunu ve farklılıkların diyalog ve danışma yoluyla yönetilmesi konusunda bir uzlaşmaya vardığını vurgulamak isterim. AB’nin, FSR soruşturmasındaki hatalı uygulamalarını derhal düzeltmek ve hükümetler arası diyalog yoluyla iletişimi güçlendirmek için Çin ile işbirliği yapmasını umuyoruz. Çin, AB’nin adımlarını yakından takip edecek ve ulusal güvenliği ile işletmelerin meşru hak ve çıkarlarını kararlılıkla korumak için gerekli önlemleri alacaktır.”

Komisyon, FSR’nin şirketlere merkezlerinin bulunduğu yere göre ayrımcılık yapmadığını savunuyor.

Sözcü Ricardo Cardoso perşembe günü Brüksel’de gazetecilere yaptığı açıklamada, “FSR, milliyetlerine bakılmaksızın tüm şirketlere uygulandığı için DTÖ kurallarına tamamen ve tam olarak uygundur; amacı, Çinli şirketler de dahil olmak üzere AB’de faaliyet gösteren tüm şirketlerin eşit muamele görmesini ve eşit şartlarda rekabet etmesini sağlamaktır,” dedi.

Pekin’e göre, AB, JD.com’un anlaşmasının Çin devlet desteği ile haksız bir şekilde desteklenip desteklenmediğini araştırırken çok fazla bilgi talep ediyor.

Ticaret Bakanlığı sözcüsü, “JD.com davasında AB, yine keyfi ve mantıksız bir şekilde, soruşturmayla ilgisi olmayan çok çeşitli bilgileri ilgili Çinli bankalardan talep etmiştir,” dedi.

Komisyon, JD.com’un Çin hükümeti tarafından sağlanan tercihli finansman, vergi teşvikleri ve hibeler şeklinde haksız avantajlardan yararlanıyor olabileceğinden endişe duyuyor.

Bu durum, işlem tamamlandığında şirkete AB pazarında rekabet avantajı sağlayabilir.

JD.com, bu hafta Komisyon’un endişelerini gidermek için düzeltici önlemler sundu. Bu durum genellikle görüşmelerin ileri bir aşamada olduğunun işareti olarak kabul edilir.

Konuyu yakından takip eden Hollandalı Avrupa Parlamentosu üyesi ve Avrupa Parlamentosu Uluslararası Ticaret Komitesi üyesi Dirk Gotink’e göre, Pekin’in müdahalesi satın almayı tehlikeye bile atabilir.

“Siyasi bir sürecin rehineleri haline geliyorlar,” diyen Gotink, Pekin’in hamlesini “tek taraflı bir tırmanış” olarak nitelendirdi.

Okumaya Devam Et

Diplomasi

ABD’nin yol açtığı istikrarsızlık ortamında Ürdün Kralı Abdullah, Çin’i ziyaret ediyor

Yayınlanma

İran savaşının sona ereceğine dair bir işaret bulunmaması ve İsrail’in bölge genelindeki politikasının denetimsiz biçimde sürmesi, Ürdün’ü gelecekteki belirsizliklere ve daha az öngörülebilir bir ABD politikasına karşı alternatiflerini artırmaya yöneltiyor. Ürdün Kralı bu atmosferde Çin’i ziyaret ediyor.

Orta Doğu, ABD-İsrail-İran savaşının devam eden sonuçlarıyla mücadele ederken, Çin’in cazibesi Washington’ın bölgedeki en yakın ortakları arasında bile giderek artıyor.

Bölge genelindeki hükümetler yatırım, teknoloji ve giderek daha fazla ölçüde güvenlik işbirliği için Pekin’e yöneliyor. Mısır, Çin ile savunma ilişkilerini genişletirken Körfez ülkeleri de Çin ile askeri ve ekonomik anlaşmalar peşinde.

Bu hafta Ürdün Kralı II. Abdullah da bu eğilime katılarak bir haftalık ziyaret için Çin’e gitti. Bu, Abdullah’ın on yıldan uzun bir süredir Çin’e gerçekleştirdiği ilk devlet ziyareti.

Ziyaret, Ürdün’ün ABD’den uzaklaşarak Çin’e yöneldiği anlamına gelmiyor. Daha ziyade bölge genelindeki daha kapsamlı bir yeniden dengeleme sürecini yansıtıyor. ABD’nin ortakları, giderek daha belirsiz hale gelen bölgesel ortamda daha fazla ekonomik seçenek ve daha geniş bir stratejik hareket alanı arıyor.

Çin’de bir hafta

Kral Abdullah’ın 18-24 Ağustos tarihleri arasındaki ziyareti Şanghay’da başladı ve Pekin ile Shenzhen’i de kapsıyor. Bu, 1999’da tahta çıkmasından bu yana Çin’e yaptığı dokuzuncu ziyaret ve Ürdün ile Çin’in stratejik ortaklık kurduğu 2015’ten bu yana gerçekleştirdiği ilk ziyaret.

Kraliyet Sarayı’nın açıklamasına göre Ürdün Kralı salı günü Şanghay’da ilaç, gıda, mühendislik, tarım ve havacılık sektörlerinde faaliyet gösteren Çinli şirketlerin yöneticileriyle bir araya geldi. Ayrıca Çin’in önde gelen robotik şirketlerinden AgiBot’u ziyaret etti ve burada imalat ve lojistikten konaklama ve güvenliğe kadar uzanan robotik uygulamalar hakkında bilgi aldı.

Xinhua’ya göre Ürdün Kralı Abdullah perşembe günü Pekin’e ulaştı. Burada Çin Devlet Başkanı Xi Jinping ve Başbakan Li Qiang ile görüşmesi bekleniyor. Ayrıca yasama organının başkanı Zhao Leji ile görüşme gerçekleştirdi. Ürdün’ün resmi haber ajansı Petra, iki tarafın çeşitli sektörlerde işbirliği anlaşmaları ve mutabakat zabıtları imzalamasının beklendiğini bildirdi. Çin’in teknoloji ve üretim merkezi Shenzhen’e gerçekleştireceği ziyaret ise gezinin ticari ağırlığını ortaya koyuyor.

İstihdam, enerji ve teknoloji

Amman’ın Çin’e yönelik en acil ilgisi ekonomik alanda. ABD-İsrail-İran savaşı Ürdün üzerindeki ekonomik baskıyı daha da artırarak yatırım çekme ve ekonomiyi çeşitlendirme ihtiyacını daha acil hale getirdi. GSYH’nin yüzde 10 ila 15’ini oluşturan turizm, bölgesel istikrarsızlıktan darbe alırken yükselen enerji maliyetleri ile ticaret ve hava ulaşımındaki aksamalar, ithalata büyük ölçüde bağımlı olan ekonomi üzerindeki baskıyı artırdı.

Kral Abdullah pazartesi günü Çin devlet haber ajansı Xinhua’ya verdiği röportajda ekonomik işbirliği fırsatlarını özellikle vurguladı. Abdullah, Ürdün’ün “bölgesel bir üretim ve ihracat merkezi olarak hizmet vermek için son derece elverişli bir konumda olduğunu” belirterek şöyle dedi:

“Çin’in imalat yatırımları, doğal kaynaklarımızdan, nitelikli iş gücümüzden, istikrarlı iş ortamımızdan, stratejik konumumuzdan ve geniş ticaret anlaşmaları ağımızdan yararlanarak bu konumu değerlendirebilir.”

Jordan Times’ın verilerine göre Ürdün ile Çin arasındaki ticaret 2025’te yaklaşık 6,7 milyar dolara ulaştı ancak ticaret ilişkisi büyük ölçüde Pekin’in lehine. Çin’in Ürdün’e ihracatı yaklaşık 6,29 milyar dolar olurken Ürdün’ün Çin’e ihracatı yalnızca 430 milyon dolar seviyesinde kaldı. Bu dengesizlik, Amman’ın yalnızca ticareti genişletmek yerine neden yatırım, teknoloji ve üretim kapasitesi çekmeye odaklandığını da açıklıyor.

Çin, Ürdün’ün uzun vadede büyümeyi hızlandırmayı ve 2033 yılına kadar en az 1 milyon yeni genç çalışanı iş gücü piyasasına dahil etmeyi amaçlayan Ekonomik Modernizasyon Vizyonu’nda daha büyük bir rol oynayabilir. Enerji, bu işbirliğinin halihazırda somutlaşmaya başladığı alanlardan biri.

Ürdün, Eylül 2025’te Çinli UEG Green Hydrogen Development Holding Limited şirketiyle 1,155 milyar dolarlık önerilen bir yeşil hidrojen projesini incelemek üzere anlaşma imzaladı. Projenin amacı, ihracat için yılda yaklaşık 200 bin ton yeşil amonyak üretmek.

Ancak Ürdün açısından Çin’in cazibesi yalnızca potansiyel yatırımlarla sınırlı değil. Üretim alanındaki uzmanlık, yenilenebilir enerji teknolojileri ve Çin tedarik zincirlerine erişim de Amman’ın yerli sanayi kapasitesini geliştirmesine ve özel sektörde istihdam yaratmasına yardımcı olabilir.

“Zamanlama her şeyi anlatıyor”

Uzun yıllardır Amman’da yaşayan gazeteci ve The Christian Science Monitor’ün kıdemli Orta Doğu muhabiri Taylor Luck, kralın ziyaretinin öneminin zamanlamasında yattığını söyledi.

Luck, Al-Monitor’a, “Kral Abdullah’ın Çin’e gitmesi tek başına haber değeri taşıyan bir gelişme değil ancak zamanlaması her şeyi anlatıyor” dedi.

Luck’a göre ziyaret, Amman’da tek bir ekonomik ve güvenlik ortağına aşırı bağımlı olmanın risk taşıdığı yönündeki farkındalığın giderek arttığını gösteriyor.

Luck, “Bu Washington’a yönelik bir tepki olmasa da derin bir bölgesel krizin yaşandığı bir dönemde Kral Abdullah’ın Çin’e bir haftalık ziyaret gerçekleştirmesi, Ürdün’de Amerika’ya aşırı bağımlılığın uzun vadede sürdürülebilir olmadığı ve giderek kısa vadede bile sürdürülemez hale geldiği yönündeki farkındalığa işaret ediyor” dedi.

Luck, Ürdün’deki Çin yatırımlarının yaklaşık 3,56 milyar dolar seviyesinde olduğunu tahmin ediyor. Bu önemli bir miktar olsa da Pekin’in Mısır ve Irak gibi bölgedeki daha büyük pazarlardaki ekonomik varlığının oldukça gerisinde kalıyor.

Uzman ayrıca Ürdün’ün daha geniş kapsamlı bir stratejik hesap yaptığını ve kendisini “krallığın ekonomik geleceğini mevcut savaştan doğabilecek tedarik zincirlerine ve Hürmüz’e alternatif koridorlara bağlayacak” şekilde konumlandırmaya çalıştığını düşünüyor. Yenilenebilir enerji bu konuda olası alanlardan biri.

Ürdün, güneş panellerinde kullanılan silikonun temel hammaddelerinden biri olan önemli silis yataklarına sahip. Çin, küresel güneş enerjisi üretim tedarik zincirinin büyük bölümüne hakim durumda ve sahip olduğu uzmanlık, Ürdün’ün bu sektörde daha büyük bir rol edinmesine potansiyel olarak yardımcı olabilir.

Çin, Suudi Arabistan-Türkiye-Pakistan paktından nasıl fayda sağlayabilir?

Okumaya Devam Et

Diplomasi

UEFA ve CONCACAF 96 takımlı ortak Uluslar Ligi için masaya oturdu

Yayınlanma

UEFA ve CONCACAF, 96 ülkenin mücadele edeceği ortak bir Uluslar Ligi turnuvası kurmak amacıyla resmi müzakereler yürütüyor. Yeni turnuvanın 2028 yılındaki bir sonraki Avrupa Şampiyonası’nın ardından başlaması ve iki yılda bir düzenlenmesi planlanıyor.

The Guardian gazetesinin haberine göre Avrupa Futbol Federasyonları Birliği (UEFA) ile Kuzey, Orta Amerika ve Karayipler Futbol Konfederasyonu (CONCACAF), bünyelerindeki 96 ülkenin katılımıyla ortak bir Uluslar Ligi turnuvası düzenlemek üzere müzakereler yürütüyor.

İngiliz gazetesinin ulaştığı bilgilere göre yeni turnuvanın, bir sonraki Avrupa Futbol Şampiyonası’nın hemen ardından, en erken 2028 yılında hayata geçirilmesi ve iki yılda bir organize edilmesi öngörülüyor.

Turnuvanın formatı, UEFA ve CONCACAF’ın halihazırda uyguladığı Uluslar Ligi modellerini temel alacak. Şampiyonun belirlenmesi için eleme turlarının ardından dört takımlı bir final aşaması oynanması planlanıyor.

En üst lig kategorisinde İspanya, Fransa, İngiltere ve Almanya gibi Avrupa’nın en güçlü milli takımları ile Meksika, ABD ve Kanada gibi CONCACAF bölgesinin önde gelen ekipleri mücadele edecek.

Kendi bünyesinde bir Uluslar Ligi turnuvası bulunmayan Asya Futbol Konfederasyonu (AFC) da gelecekte bu küresel organizasyona dahil olma yönündeki ilgisini iletti.

Karşılaşmaların daha önceden takvime bağlanmış mevcut uluslararası milli maç pencerelerinde oynanacak olması sebebiyle, yeni turnuvanın Uluslararası Futbol Federasyonları Birliğinin (FIFA) onayına ihtiyaç duyup duymayacağı belirsizliğini koruyor.

The Guardian, FIFA Başkanı Gianni Infantino ve Dünya Kupası’nın bir hissesini dış yatırımcılara satma planı nedeniyle kurumun derin bir kriz içinde olduğunu, bu durumun onay meselesini ikincil plana itebileceğini aktardı.

FIFA, “FIFA Forward Enterprise” (FFE) adıyla bir iştirak şirketi kurmayı ve bu şirketin dörtte birini 4,2 milyar dolar karşılığında dış yatırımcılara satmayı planlıyordu.

Söz konusu girişim üzerine UEFA ve bünyesindeki 55 üye ülke federasyonunun tamamı, FIFA çatısı altındaki organizasyonları boykot edeceklerini duyurmuştu.

Infantino’ya yönelik tutumda ortak hareket eden UEFA, CONCACAF ve AFC, yayımladıkları ortak bildiride FIFA Başkanı’nın eylemlerine yönelik bağımsız bir inceleme başlatılması çağrısında bulunarak hazırlanan planı FIFA kurumlarına karşı “güvenin temelden sarsılması” olarak nitelendirdi.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English