Bizi Takip Edin

Diplomasi

AB-ABD tarife anlaşmasında işler karıştı

Yayınlanma

AB temsilcilerinin ABD ile vardıkları gümrük vergileri anlaşmasına Kıta’dan tepkiler yükselirken, Avrupa Komisyonu “anlaşma yasal olarak bağlayıcı değil” iddiasında bulundu.

Komisyonun salı günü yayınladığı açıklamaya göre, anlaşma “yasal olarak bağlayıcı olmayan” bir “siyasi mutabakat” niteliğinde.

Nitekim Washington ve Brüksel, gümrük vergisi anlaşmasının içeriğine ilişkin kendi versiyonlarını da yayınladı ve bu versiyonlar önemli konularda önemli farklılıklar içeriyor.

Öte yandan anlaşmanın, AB’den ABD’ye yapılan ihracatın çoğuna yüzde 15 gümrük vergisi uygulanmasını öngördüğü, ABD’nin ise AB pazarına gümrüksüz erişim hakkına sahip olacağı tartışmasız.

Pazartesi günü Fransız hükümeti yetkilileri, anlaşmanın AB’nin ABD’ye “boyun eğmesi” anlamına geldiğini açıklamıştı. Paris, AB’nin “iktisadi güç” iddiasını sürdürmek istiyorsa, anlaşmanın direnç gösterilmeden kabul edilmemesi gerektiğini savundu.

Anlaşma, Alman otomotiv endüstrisinin çıkarlarını göz önünde bulundurduğu için Alman hükümeti tarafından desteklendi. Endüstri derin bir krizde ve önemli ABD pazarında risk almaya gücü yok.

“Savunmacı” müzakere stratejisi, Alman hükümeti tarafından sistematik olarak desteklendi. Örneğin Fransa, başından beri daha çatışmacı bir yaklaşım izlenmesini savunmuş, karşı gümrük vergileri uygulanmasını talep etmiş ve ABD’nin Avrupa’daki teknoloji şirketlerine karşı sert önlemler alınacağı tehdidinde bulunmuştu.

Almanya ise gerilimin azaltılmasından yana tavır almıştı. Şansölye Friedrich Merz’in haziran ayı başında Alman iş dünyası temsilcileriyle yaptığı görüşmede, Beyaz Saray ziyaretinde “Trump’a ticaret akışlarını açıkladığını” söylediği belirtiliyor.

Merz, Alman otomobil üreticilerinin ABD’ye ihraç ettikleri araçların sayısının, Almanya’nın ABD’den ithal ettikleri araçların sayısıyla aynı olduğunu belirtmişti.

Öte yananda Merz, ancak geçen hafta ortasında Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ile yaptığı görüşmede biraz daha sert bir tavır almayı kabul etmişti; fakat o noktada “anlaşmanın içeriğini uzun süredir bildiği” söyleniyor.

Brüksel ve Washington’dan çelişkili açıklamalar

Dün (29 Temmuz Salı), anlaşmanın son anda gerçekten çökebileceği endişeleri ortaya çıkmaya başladı.

Washington, von der Leyen’in gıda standartları ve dijital konular gibi konularda çok önemli tavizler verdiğini iddia ederken, AB bunu kategorik olarak yalanladı.

Ayrıca Komisyon, “27 Temmuz 2025 tarihli siyasi anlaşmanın yasal olarak bağlayıcı olmadığını” ve yakın gelecekte yeni müzakerelerin yapılacağını açıkladı.

Örneğin Komisyon, Washington’un çelik ve alüminyum için “kota sistemi” kurmayı taahhüt ettiğini ve bu sistemde sınırlı miktarda metalin Donald Trump’ın yüzde 50’lik gümrük vergisinin altında kalacağını açıkladı.

Fakat Beyaz Saray’ın bilgi notunda bu iddia yalanlandı ve “Çelik, alüminyum ve bakır üzerindeki sektörel gümrük vergileri değişmeyecek… AB yüzde 50’yi ödemeye devam edecek ve taraflar bu ürünlerin tedarik zincirlerinin güvence altına alınmasını görüşecek,” denildi.

Bu çelişki üzerine baskı gören AB ticaret sözcüsü Olof Gill, gazetecileri Komisyonun basın açıklamasına yönlendirdi. Bu açıklamada ise tam tersi belirtiliyor ve “AB ve ABD, AB ihracatına yönelik gümrük vergisi oranlarını tarihi seviyelere indirerek, mevcut yüzde 50’lik gümrük vergilerini kaldıracak,” deniyor.

İlaçlar konusunda da karışıklık var. Gill, AB’nin ilaç ihracatının, ABD’nin önümüzdeki haftalarda 232. madde soruşturmasını tamamladıktan sonra sadece yüzde 15’lik bir vergiye tabi olacağını düşündüğünü söyledi. Fakat ABD’nin açıklamasında soruşturmayla ilgili herhangi bir gecikmeden bahsedilmedi.

Gill, tüm konuların ABD-AB ortak bildirisinde açıklığa kavuşacağını ve bloğun “bu bildirinin çok yakında yayınlanmasını umduğunu” söyledi.

Yine de Brüksel en kötüsüne hazırlanıyor gibi görünüyor. Komisyon, ortak bildiriye varılana kadar ABD mallarına yönelik 93 milyar avroluk misilleme paketini geri çekmeyeceğini açıkladı.

Uçak, otomobil ve gıda ürünlerini kapsayan önlemler 7 Ağustos’ta yürürlüğe girecek ve müzakerecilere çatışmayı önlemek için çok kısa bir süre tanınacak.

Almanya, otomotivde kriz nedeniyle ABD’ye boyun eğdi

German Foreign Policy’ye göre Almanya’nın tutumu, derin bir kriz içinde olan Alman otomotiv endüstrisinin çıkarlarına dayanıyordu. Bu krizin en önemli nedenlerinden biri, elektrikli arabalara geçişte geç kalınması ve bir zamanlar lider olduğu önemli Çin pazarındaki payını kaybetmesiydi.

Örneğin, ilkbaharda Mercedes ve BMW, satış ve kârlarında önemli düşüşler bildirdi; ilk çeyrekte satışlar sırasıyla yüzde 7 ve 7,8 azalırken, kârlar sırasıyla yüzde 43 ve 26,4 düştü.

Volkswagen ise geçen hafta, satışların nispeten istikrarlı olmasına rağmen, 2025’in ilk yarısında kârının yüzde 38’den fazla düştüğünü ve bu düşüşün üst üste üçüncü yarıyılda gerçekleştiğini açıkladı.

Uzun süredir kapsamlı işten çıkarmalar planlanıyor. Volkswagen Grubu’nun ana markası olan VW’de, 130.000 kişilik işgücünün neredeyse dörtte biri 2030 yılına kadar işten çıkarılacak.

Audi, 2029 sonuna kadar Almanya’daki işgücünü yaklaşık 7.500 kişi azaltmayı planlıyor. Haberlere göre Mercedes de 20.000 kişiye kadar işten çıkarmayı düşünüyor.

Otomotiv tedarikçisi ZF ise 2028 sonuna kadar 14.000 kişiye kadar işten çıkarmayı planlıyor.

Otomotiv sektörü ihracata bağımlı

Bu durumda Alman hükümeti, Alman otomotiv endüstrisini istikrara kavuşturmayı bir öncelik haline getirdi.

Sektör, ihracata büyük ölçüde bağımlı: Geçen yıl Almanya’da üretilen tüm binek araçların yüzde 78,2’si (3,18 milyondan fazla araç) yurt dışına satıldı.

Fakat Alman üreticiler son yıllarda bazı ciddi aksilikler yaşadı. Örneğin, bir zamanlar Alman araçlarının en büyük alıcısı olan Birleşik Krallık’a otomobil ihracatı, Brexit’in ardından AB’nin bu ülkeye misilleme önlemleri uygulaması nedeniyle azaldı.

Alman üreticiler 2019’da Birleşik Krallık’a 593.000 adet otomobil satarken, bu rakam 2024’te sadece 390.000 adede geriledi.

Çin’e yapılan ihracat geçen yıl yaklaşık yüzde 17 düştü; 2025’in ilk beş ayında Çin’e otomobil ve otomobil parçası ihracatı ise yaklaşık yüzde 36 azaldı.

Bunun nedeni, Çin’de yerli markaların elektrikli otomobillerinin giderek daha fazla satın alınmasıdır. Alman endüstrisi, 2024 yılında Almanya’dan 448.000 otomobil satılan en büyük satış pazarı olan ABD’de daha fazla düşüşü kaldıramayacak durumda.

2025 yılının ilk yarısında VW, ABD’deki müşterilerine yüzde 27,5’lik gümrük vergilerini yansıtmamak ve ABD’deki pazar payını kaybetmemek için 1,3 milyar avro kaybetti.

Alman otomotiv lobisi hâlâ endişeli

Buna göre, özellikle Alman otomotiv endüstrisi, ABD’ye karşı gümrük vergisi uygulamaması için baskı yapmıştı.

Bir yandan, Trump’ın hiçbir koşulda ABD gümrük vergilerini artırmaya teşvik edilmemesi gerektiği, çünkü bunun Alman endüstrisi için yıkıcı sonuçlar doğurabileceği savunuluyordu.

Öte yandan, Alman Otomotiv Endüstrisi Birliği (VDA) Başkanı Hildegard Müller, ABD’den yapılan ithalata karşı gümrük vergilerinin, Alman otomotiv şirketlerinin ABD’deki tesislerinde üretilen ve oradan AB’ye ihraç edilen otomobilleri de etkileyeceğini belirtti.

Bu rakamlar önemsiz değil: Müller, “ABD’den AB’ye yapılan otomobil ihracatının yaklaşık üçte ikisi Alman üreticilerden geliyor,” diyor.

Müller’e göre AB’nin ABD’den gelen otomotiv ürünlerine uygulayacağı herhangi bir karşı gümrük vergisi, Alman üreticilere her yüzde bir gümrük vergisi için yılda yaklaşık 100 milyon avroya mal olacaktı.

Berlin-Paris gerilimi su yüzüne çıktı

Merz bu baskıyı dikkate alınca Fransa ile ciddi anlaşmazlıklar başladı.

Fransa Başbakanı François Bayrou pazartesi günü, Avrupa Komisyonu tarafından da “başarısız bir şekilde” müzakere edilen anlaşmanın, AB’nin ABD’ye “boyun eğmesi” anlamına geldiğini söyledi.

Paris’te hükümet ve muhalefet mensuplarından da benzer açıklamalar geldi. Dış Ticaret Bakanı Laurent Saint-Martin pazartesi günü bir adım daha ileri giderek, müzakerelerin sonucunu olduğu gibi bırakmaya şiddetle karşı olduğunu, aksi takdirde AB’nin artık “iktisadi” olarak kabul edilemeyeceğini açıkladı ve “Son söz henüz söylenmedi,” dedi.

Alman sanayisinin ABD’ye taşınma eğilimi güçlenebilir

Pazar günü Berlin’in Alman otomotiv endüstrisini desteklemek için onayladığı gümrük vergisi anlaşmasının, otomobil fabrikalarının Almanya’dan ABD’ye taşınmasını teşvik edeceği iddiaları ise giderek daha yaygın hale geliyor.

Center Automotive Research’ten otomotiv uzmanı Ferdinand Dudenhöffer’e göre, anlaşma uygulanırsa, Mercedes’in E-Serisi veya BMW’nin 5 Serisi gibi büyük hacimli modellerin artık Almanya’da değil, ABD’de üretilmesi daha kârlı olabilir.

Çünkü von der Leyen ve Trump’ın kararlaştırdığı kurallara göre, ABD’den Avrupa’ya yapılan ihracatta gümrük vergisi ödenmeyecek.

Mercedes ve BMW bu modellerin üretimini ABD’de merkezileştirirse, tek bir yerden her iki tarafa da gümrüksüz olarak tedarik edebilirler ve bu, şirketler için mantıklı ve kârlı olacak.

Diplomasi

Avrupa ve ABD arasında Ukrayna’ya destek çatlakları büyüyor

Yayınlanma

Ukrayna’ya güvenlik garantileri sağlamak ve ateşkes sonrası çok uluslu güç konuşlandırmak amacıyla kurulan “gönüllüler koalisyonu”, askeri eğitimlerin ortak planlanması ve Avrupa’nın sanayi potansiyelinin kullanılmasını görüşmek üzere Paris’te toplanıyor. Avrupa ülkeleri arasında Rusya ile doğrudan diyalog, yaptırımlar ve Ukrayna’ya bütçeden askeri yardım sağlanması konularında ciddi görüş ayrılıkları yaşanırken, bazı Doğu Avrupa ülkeleri misyona katılmayı reddediyor.

Ukrayna’ya destek veren ve ağırlıklı olarak Avrupa ülkelerinden oluşan “gönüllüler koalisyonu”, Rusya ile yaşanan çatışmada Kiev’e yönelik güvenlik garantilerini ve ortak askeri eğitim planlarını ele almak üzere 13 Temmuz’da Paris’te bir araya geliyor.

Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, toplantıda Avrupa’nın sanayi potansiyelinin bu amaçla kullanılmasına yönelik planların yanı sıra askeri tatbikatların ortaklaşa planlanmasının da tartışılacağını açıkladı.

Zirvenin ertesi günü tüm katılımcıların, “Avrupa’nın Stratejik Uyanışı” sloganıyla Şanzelize Caddesi’nde düzenlenecek geleneksel Bastille Günü askeri geçit törenine katılması öngörülüyor.

Gönüllüler koalisyonu, olası bir ateşkes durumunda Ukrayna için güvenlik garantileri geliştiren, çoğunluğu Avrupa ülkelerinden oluşan 30’dan fazla devletin birleşiminden oluşuyor. Girişimi 2024 yılının sonlarında Fransa ve İngiltere başlattı. Aynı ülkeler, ateşkes rejimini denetlemek üzere Ukrayna’ya Avrupa askeri birliği gönderilmesi fikrini de ilk ortaya atanlar oldu.

Macron, geçen yılın eylül ayında yaptığı açıklamada, 26 ülkenin Ukrayna’ya asker göndermeye veya bu misyonu desteklemek için fon ayırmaya hazır olduğunu teyit ettiğini bildirdi. Rusya bu girişime kesin bir dille karşı çıkıyor. ABD ise bugüne kadar böyle bir misyon için gerekli olan teknik ve lojistik desteği sunmayı kabul ettiğini beyan etmedi.

Avrupa müttefikleri arasında uzlaşı aranıyor

Paris’te düzenlenen ocak ayı toplantısının ardından katılımcı ülkeler, çatışma sonrasında Ukrayna’da çok uluslu güçlerin konuşlandırılmasına yönelik bir niyet deklarasyonu imzaladı.

Belgede, yabancı güçlerin ülkede yer almasının parametreleri belirlendi. Bu kapsamda askeri üslerin kurulması, hava ve deniz sahasının korunması ile çok uluslu gücün Ukrayna Silahlı Kuvvetleriyle etkileşim sistemi ele alındı.

Avrupa diplomatik kaynakları, tüm bu adımlardan önce bir ateşkes rejiminin kurulması gerektiğini belirtti.

Rus basınına konuşan konuya aşina kaynak, “Avrupa’nın yaklaşımına göre öncelikle bu noktaya ulaşılmalı, ardından başta Ukrayna olmak üzere tüm taraflar için güvenlik garantileri detaylıca tartışılmalıdır. O zamana kadar asker gönderilmesi konusu gündemde yer almıyor” dedi.

Fransa, Almanya ve İngiltere liderleri 7 Haziran’da yaptıkları ortak açıklamada, Ukrayna krizinin çözümü için müzakerelerin yeniden başlamasını ve Rusya ile doğrudan diyaloğun yeniden kurulmasını destekledi. Liderler, “adil ve kalıcı bir barış” için beş şart öne sürdü. Bu şartlar arasında çatışmaların durdurulması ve mevcut cephe hattının herhangi bir anlaşma için başlangıç noktası olarak kabul edilmesi yer alıyor.

Ancak diplomatik kaynak, Ukrayna konusundaki diplomatik sürecin şu an fiilen dondurulduğunu belirtti. Kaynak, “ABD’nin odağını İran’a çevirmesi nedeniyle süreç durma noktasına geldi. ABD ve Rusya devlet başkanları arasında telefon görüşmeleri artık nadiren gerçekleşiyor. ABD’li müzakerecilerin yeniden Moskova’ya gelebileceğini öngörüyorum ancak bu durum gerçek müzakerelere yol açmaktan ziyade fikir alışverişiyle sınırlı kalacaktır. Üstelik şu anda askeri tansiyonun yükseldiği bir aşamadayız” değerlendirmesinde bulundu.

Avrupa Birliği (AB) içinde Rusya ile doğrudan diyaloğun yeniden başlatılmasına yönelik tartışmalar mayıs başında hareketlendi. Batı medyasında Moskova ile temasları yürütecek özel temsilci adayları arasında Almanya eski şansölyeleri Gerhard Schröder ve Angela Merkel ile Finlandiya Cumhurbaşkanı Alexander Stubb’ın isimleri geçti. Konuyla ilgili 28 Mayıs’ta Kıbrıs’ta AB Dışişleri Bakanları toplantısı düzenlense de resmi bir açıklama yapılmadı.

Haziran ortasında Fransa, İngiltere ve Almanya’nın Moskova büyükelçileri Nicolas de Rivière, Nigel Casey ve Alexander Lambsdorff, Rusya Dışişleri Bakan Yardımcısı Mikhail Galuzin ile görüştü. Rusya Dışişleri Bakanlığı, görüşmeye ilişkin açıklamasında, büyükelçilere ülkelerinin Ukrayna krizine yönelik yıkıcı politikalarına dair değerlendirmelerin iletildiğini, bu politikaların Kiev yönetimini Batı’nın “gönüllüler koalisyonu” adına savaşı sürdürmeye teşvik ettiğini savundu.

Görüşme öncesinde Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, Avrupa ülkelerinin çözüm sürecini etkileme fırsatını kaçırdığını ve yapıcı olmayan bir tutum takındığını ifade etti.

Brüksel’de 18 Haziran’da düzenlenen AB zirvesi öncesinde, Avrupa Konseyi Başkanı António Costa’nın gelecekteki müzakerelere zemin hazırlamak amacıyla üst düzey bir Rus yetkiliyle iki kez telefon görüşmesi gerçekleştirdiği basına yansıdı. Ancak Avrupa’da Rusya ile müzakerelerin formatı konusunda henüz ortak bir duruş yok.

NATO’nun 7-8 Temmuz tarihlerinde Ankara’da gerçekleştirdiği zirve kapsamında, AB Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Kaja Kallas, Delfi portalına verdiği mülakatta, AB’nin Moskova’yı müzakerelere zorlamayı hedeflediğini belirtti.

Kallas, Avrupa’nın her zaman Ukrayna’nın yanında yer alması sebebiyle arabulucu rolü üstlenemeyeceğini kaydetti.

Rusya’ya yönelik 21’inci yaptırım paketinin hazırlıklarına da değinen Kallas, AB’nin Kiev’in olası müzakerelerdeki konumunu güçlendirmesi gerektiğini vurguladı.

Financial Times gazetesinin haberine göre, Avrupalı liderler Ankara’daki zirveyi başarılı olarak değerlendirdi. Zirvede ABD Başkanı Donald Trump, Ukrayna lideri Volodimir Zelenskiy ile de görüştü.

NATO ülkeleri, yayımladıkları sonuç bildirisinde Ukrayna’ya 2026 yılı için askeri teçhizat, yardım ve eğitim amaçlı 70 milyar avro tahsis etme taahhüdünde bulundu ve 2027’de de bu destek seviyesini korumaya hazır olduklarını teyit etti.

Yeni yaptırımların ele alınacağı AB Dışişleri Bakanları toplantısı ise Brüksel’de pazartesi günü başlıyor. Euractiv’in haberine göre, ekonomileri büyük ölçüde turizme dayalı olan Fransa, İtalya ve Yunanistan; Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen’in gündeme getirdiği, 2022’den bu yana Rus ordusunda görev yapmış kişilerin AB’ye girişinin yasaklanması önerisine karşı çıkıyor.

Yunanistan ayrıca Rus petrolüne varil başına 44 dolar tavan fiyat uygulanması teklifine de direnç gösteriyor. Bulgaristan ise Moskova ve Tüm Rusya Patriği Kirill’in yaptırım listesine alınmasını engelledi.

Askeri yardımlar konusunda da bazı AB üyeleri ulusal bütçelerinden kaynak ayırmaya yanaşmıyor. Çekya, Ankara’da onaylanan NATO taahhütlerine katılmayı reddetti. Çekya Başbakanı Andrej Babiš, Avrupa için önceliğin kendi füze savunma sistemini güçlendirmek olması gerektiğini savundu.

Macaristan Başbakanı Péter Magyar, yardım paketine katılımın gönüllülük esasına dayandığını hatırlattı. Slovakya ve Bulgaristan da bu girişime katılmazken, Bulgaristan Başbakanı Rumen Radev, ülkelerinin Ukrayna’ya yalnızca askeri teçhizat onarımı konusunda destek vereceğini açıkladı.

Bahsi geçen Doğu Avrupa ülkeleri, Ukrayna’ya asker gönderme olasılığını da kesin bir dille dışlıyor. Benzer bir tutum sergileyen Hırvatistan Cumhurbaşkanı Zoran Milanović, “gönüllüler koalisyonu” ile ilişkilendirilmemek adına Hırvat askerlerinin Paris’teki Bastille Günü geçit törenine katılmasına izin vermedi.

ABD yönetimi Patriot üretimi ve hava sahası seçeneğini değerlendiriyor

Ankara’daki zirvede Donald Trump, ABD’nin Ukrayna’ya Patriot hava savunma sistemleri için füze üretimi lisansı verebileceğini dile getirdi. Zelenskiy ile gerçekleştirdiği görüşmede Trump, “Sonradan size bunları eksik verdiğimizi söyleyemezsiniz. Benim fikrim, bunları kendiniz üretmenizdir” dedi.

Trump, konuyu henüz sistemlerin üreticileri olan Lockheed Martin ve RTX firmalarıyla görüşmediğini belirtti. Ukrayna’nın yakın zamanda ABD’den ek önleme füzesi alamayacağını da ekleyen Trump, “Elimizde Patriot var ama sayıları az. Onlara kendimizin ihtiyacı var” diye konuştu.

CNN, üretimin başlamasının aylar alabileceğini aktarırken; The New York Times, alt yükleniciler tarafından sağlanan parça tedarikinin temel sorunu oluşturduğunu yazdı.

Aynı görüşmede Trump, güvenlik garantilerinin bir parçası olarak ABD’nin Ukrayna üzerinde hava sahasını kapatabileceğini ilk kez kamuoyu önünde dile getirdi.

Washington’ın Ukrayna hava sahasını kapatmaya hazır olup olmadığı yönündeki soruya Trump, “Gerekirse evet” yanıtını verdi ancak bir barış anlaşmasına varılması durumunda bu tür önlemlere gerek kalmayabileceğini sözlerine ekledi.

Trump ve Dışişleri Bakanı Marco Rubio, Ukrayna’nın Rus petrol rafinerilerine düzenlediği saldırıları da değerlendirdi. Trump, “Bu bir tırmanma, ancak savaşın sona ermesine yardımcı olabilecek bir tırmanmadır” ifadesini kullandı.

Rubio ise Ukrayna ordusunun Rusya’nın iç kesimlerini vurma kabiliyetinin, çatışmanın sonlandırılması için yürütülecek müzakerelerde alan yaratmasını umduklarını açıkladı.

Trump, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile telefonda görüşmeyi planladığını belirtse de bu görüşme henüz gerçekleşmedi. Trump’ın özel temsilcisi Steve Witkoff ve damadı Jared Kushner üzerinden yürütülen Moskova temasları da duraklamış durumda. Putin ile en az yedi kez bir araya gelen Witkoff’a, aralık ve ocak aylarındaki son iki ziyaretinde Kushner eşlik etti.

Şubat ayı sonunda ABD ile İran arasında başlayan gerilimle birlikte her iki isim de Ortadoğu hattına odaklanarak ateşkes mutabakatının hazırlanması sürecinde yer aldı.

Ancak The New York Times’a konuşan ve isminin açıklanmasını istemeyen bir kaynak, Witkoff ve Kushner’ın Ukraynalı ve Rus yetkililerle neredeyse her gün iletişimde olduğunu ve daha önce kamuoyuna yansımayan yüz yüze görüşmeler gerçekleştirdiklerini iddia etti.

Kaynağa göre her iki müzakereci de tartışılacak yeni bir somut gelişme olması durumunda Moskova ve Kiev’i ziyaret etmeye hazır, ancak yalnızca fotoğraf karesi vermek için gitmek istemiyorlar.

Rusya müzakere için taleplerinin karşılanmasını şart koşuyor

Moskova yönetimi ise pozisyonunu koruyor. Kremlin Sözcüsü Dmitry Peskov, 7 Temmuz’da yaptığı açıklamada, “Zelenskiy, birliklerini şu anda Rusya toprağı olan Donbass ve diğer bölgelerden çekerek çok sorumlu bir karar alıp savaşı hala durdurabilir. Durumu fiilen kabul ederse ertesi gün çatışmalar sona erer” dedi.

Peskov, bu gerçekleşene kadar Rusya’nın askeri harekâtı sürdüreceğini ve bir tampon bölge oluşturmaya devam edeceğini sözlerine ekledi.

Rusya Dışişleri Bakanlığı, 10 Temmuz’da yayımladığı bildiride Kiev’i “Rusya’nın sivil nüfusuna ve sivil altyapısına yönelik terörü artırmaya çalışmakla” suçladı.

Bakanlık Sözcüsü Maria Zaharova, Minsk-Anapa seferini yapan turist otobüsüne yönelik saldırıdan sınır bölgelerindeki can kayıplarına kadar bir dizi gelişmeyi sıralayarak, “Tüm bu olgular, Ukrayna’nın askersizleştirilmesi ve naziden arındırılması ile bu topraklardan kaynaklanan tehditlerin ortadan kaldırılmasına yönelik görevlerin güncelliğini teyit ediyor. Bu hedeflere mutlaka ulaşılacaktır” dedi.

Moskova, Kiev ile 2025 yılının ilkbahar ve yaz aylarında İstanbul’da yürütülen doğrudan müzakereleri yeniden başlatmaya hazır olduğunu belirtiyor.

Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, 23 Haziran’da katıldığı büyükelçiler yuvarlak masa toplantısında, “2025 sonbaharında radardan çıktılar ve müzakereleri durdurduklarını açıkladılar. Biz bunları kaldığı yerden her an yeniden başlatmaya hazırız. Muhtemelen geçen yıl Ukraynalılara birileri diyalog kurmamalarını ve savaşmaya devam etmelerini söyledi” dedi.

Temmuz ayında Mozambik’e gerçekleştirdiği ziyarette Lavrov, Batı’yı Rusya’yı müzakereye çağırırken varılan anlaşmaları baltalamakla suçladı. Lavrov, 9 Temmuz’da yaptığı açıklamada, “Batı’nın müzakereli bir çözüm istediğine artık inanmayacağız. Bu iyi niyet ve umut stoğu tamamen tükenmiştir” ifadelerini kullandı.

Avrupa ülkelerinin Rusya’yı stratejik olarak yenilgiye uğratmak istediğini belirten Peskov, bunun “tarihin en büyük hatası” olduğunu savundu.

ABD’nin tutumunda ise bir ikili durum gözlemlediklerini ifade eden Peskov, Washington’ın bir yandan Kiev’e silah sevkiyatını sürdürürken, diğer yandan Avrupalıların aksine barış sürecine katkıda bulunma isteğini koruduğunu söyledi.

Peskov, “Bazen yanılsalar da bu isteğin samimi olduğunu düşünüyor ve bunu memnuniyetle karşılıyoruz” değerlendirmesini yaptı.

Ukrayna ise Rus petrol rafinerilerine yönelik saldırılarını sürdürürken, bu eylemlerin kapsamını genişletme tehdidini yineliyor.

The New York Post gazetesinin haberine göre Kiev, çatışmaları sona erdirmek için Moskova üzerindeki baskı dengesinin değiştirilmesi gerektiğine inanıyor.

Zelenskiy, 4 Temmuz’da yaptığı açıklamada, “Rusya’nın sesini duyacağı taraflar kesinlikle ABD, diğer G7 ve G20 ülkeleri ile Avrupa’dır” ifadesini kullandı.

Okumaya Devam Et

Diplomasi

Bloomberg: Graham’in ölümü Ukrayna yardımını zorlaştıracak

Yayınlanma

ABD’li Senatör Lindsey Graham’in 71 yaşında hayatını kaybetmesi, Ukrayna ve diğer müttefiklerin Washington’daki en etkili destekçilerinden birini yitirmesine yol açtı. Bloomberg’in analizinde, Graham’in ölümünün ardından Kiev ve Avrupalı ortakların Beyaz Saray ile iletişim kurmak için yeni kanallar aramak zorunda kalacağı belirtildi.

ABD’li Cumhuriyetçi Senatör Lindsey Graham’in vefatı, Ukrayna’nın Beyaz Saray ile en etkili iletişim kanallarından birini kaybetmesine neden oldu.

Bloomberg’in haberine göre, Graham’in yokluğu Ukrayna ve diğer ABD müttefikleri için Washington’da büyük bir boşluk yaratacak.

Graham, ABD Başkanı Donald Trump ile Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy arasındaki gergin ilişkilere rağmen, Trump’ın ikinci başkanlık döneminin önemli bir kısmında Kiev’e askeri destek sağlanması için çaba harcıyordu.

Bloomberg, Graham’in vefatıyla birlikte Ukrayna ve diğer ABD müttefiklerinin, Trump’ın yakın çevresinde yeni güvenilir isimler bulmak zorunda kalacağına dikkat çekti.

Haberde, Graham’in Trump ile yakın ilişkilerini, Senato’daki Demokratlarla çalışma becerisini ve yabancı liderlerle kurduğu güçlü bağları birleştiren benzersiz bir yetenek setine sahip olduğu, bu nedenle yeni bir kanal bulmanın kolay olmayacağı ifade edildi.

“Kiev için büyük bir kayıp”

Bloomberg’e konuşan bir kaynak, Kiev yönetiminin Graham’in ölümünü, “Ukrayna’yı samimi şekilde destekleyen ve yardım etmek için elinden gelen her şeyi yapan nadir bir Cumhuriyetçinin kaybı” olarak değerlendirdiğini aktardı.

Ukraynalı siyaset bilimci Volodimir Fesenko da Kiev’in Graham’in ölümünün ardından ciddi bir sorunla karşı karşıya olduğunu belirtti.

Fesenko, “Bizim için şimdi temel soru şu: Senato’da güçlü bir konuma sahip olan ve Trump’a doğrudan erişebilen Graham gibi başka aktörler var mı?” değerlendirmesini yaptı.

İsmi açıklanmayan bir Avrupalı diplomat ise Avrupa’da Graham’in sadece Ukrayna’yı destekleyen değil, aynı zamanda Rusya üzerinde baskı kurabilen, Beyaz Saray bünyesinde nüfuz sahibi bir figür olarak görüldüğünü dile getirdi.

Senatör Lindsey Graham, vefatından sadece birkaç saat önce Rusya’ya yönelik yeni kısıtlamaları içeren yasa tasarısının tamamlanması gerektiğini söylemişti.

Graham, esprili bir dille yaptığı açıklamada, “Şu anda ölemem. Rusya’ya yaptırım uygulamam, İran ile durumu çözmem ve İsrail ile Suudi Arabistan ilişkilerini normalleştirmem gerekiyor” ifadelerini kullanmıştı.

Aort yırtılması ve aterosklerotik kalp damar hastalığı nedeniyle 71 yaşında hayatını kaybeden senatörün ardından ABD Başkanı Donald Trump taziye mesajı yayımladı.

Trump, federal binalardaki bayrakların yarıya indirilmesi talimatını verirken, sosyal medya platformu Truth Social üzerinden yaptığı paylaşımda Graham için, “Tanıdığım en büyük insanlardan ve senatörlerden biriydi. Her zaman çalıştı ve gerçek bir Amerikan vatanseveriydi. Lindsey çok aranacak” yazdı.

Rusya’nın yaptırım listesindeydi

Rusya yönetimine yönelik istikrarlı eleştirileriyle bilinen Graham, 2018 yılında Rusya’ya karşı hazırlanan ve “cehennem yaptırımları” olarak adlandırılan yasa tasarısının mimarlarından biriydi. Bu tasarıyla Rusya’nın devlet borcuna yönelik yaptırım kavramını ortaya atmış ve siber sektöre kısıtlamalar getirilmesini savunmuştu.

Rusya İçişleri Bakanlığı, Mayıs 2023’te Zelenskiy ile görüşmesinin ardından Graham hakkında arama kararı çıkarmıştı. Rusya Federal Mali İzleme Servisi (Rosfinmonitoring) ise Şubat 2024’te ABD’li senatörü terör ve ekstremizm destekçileri listesine dahil etmişti.

Lindsey Graham’a muhtaç olan sistem

Okumaya Devam Et

Diplomasi

AB askerlik çağındaki Ukraynalıların girişini kısıtlayacak

Yayınlanma

Avrupa Birliği, temmuz ayında kabul edeceği yeni direktifle askerlik çağındaki Ukrayna vatandaşlarının birliğe girişine kısıtlama getirmeyi ve koruma statüsü vermeyi reddetmeyi planlıyor. Polonya İçişleri Bakan Yardımcısı Maciej Duszczyk, hazırlıklarında son aşamaya gelinen ve Varşova yönetiminin de desteklediği düzenlemenin Mart 2027 tarihinde yürürlüğe gireceğini duyurdu.

Avrupa Birliği (AB), askerlik yükümlülüğü bulunan Ukrayna vatandaşlarının birliğe girişini kısıtlamaya ve bu kişilere koruma statüsü verilmesini reddetmeye hazırlanıyor.

Polonya gazetesi Rzeczpospolita’nın Polonya İçişleri Bakanlığının göç politikasından sorumlu Bakan Yardımcısı Maciej Duszczyk’e dayandırdığı habere göre, konuya ilişkin AB direktifi temmuz ayında kabul edilecek ancak Mart 2027 tarihinde yürürlüğe girecek.

Polonya İçişleri Bakan Yardımcısı Duszczyk, düzenlemeye ilişkin yaptığı açıklamada, “Değişiklikler üzerindeki çalışmalar tamamlanmak üzere. Polonya bu adımları destekliyor” ifadesini kullandı.

Yeni düzenleme kapsamında AB genelindeki geçici koruma statüsü, yalnızca Ukrayna resmi makamları tarafından verilmiş seferberlik tecil veya muafiyet belgesine sahip Ukrayna vatandaşları için geçerli olacak.

Kiev değişiklik talep etti

Ukraynalı mültecilere yönelik geçici koruma direktifindeki bu değişikliklerin doğrudan Kiev yönetiminin talebi doğrultusunda hazırlandığı belirtildi. Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy, yaklaşık bir yıl önce 18-22 yaş aralığındaki Ukraynalı erkeklerin yurtdışında eğitim görmeleri ve çalışmaları için uygulanan çıkış yasağını kaldırmıştı.

Bu kararın ardından üç ay içinde 121 binden fazla Ukraynalı erkek Polonya’ya giriş yaparken, bu kişilerin büyük kısmının daha sonra Almanya’ya geçtiği kaydedildi.

Rzeczpospolita’nın paylaştığı verilere göre, güncel olarak Polonya’da 218 binden fazla askerlik çağında Ukraynalı erkek yaşıyor.

Avrupa İstatistik Ofisi (Eurostat) verileri ise AB topraklarında geçici koruma statüsünden yararlanan toplam Ukraynalı sayısının 4,3 milyon olduğunu gösteriyor. Bu kişilerin 1,2 milyonu Almanya’da, 960 bini ise Polonya’da ikamet ediyor.

Avrupa Komisyonu, haziran ayı sonunda askerlik çağındaki Ukraynalı erkeklere mülteci statüsü verilmemesini önermişti. Komisyon bu öneriyi, koruma ihtiyaçları ile Ukrayna’nın genel savunma kapasitesi arasındaki dengenin sağlanması gerekliliğiyle gerekçelendirmişti.

Ukrayna’nın demografi sorunu

Ukrayna Parlamentosu İnsan Hakları Yetkilisi Dmitro Lubinets, 20 Haziran tarihinde yaptığı açıklamada, Rusya ile yaşanan savaşın ardından 5,7 milyondan fazla Ukrayna vatandaşının ülkeyi terk ettiğini bildirmişti.

Ukrayna Dışişleri Bakanı Andriy Sibiga ise yurtdışında zorunlu olarak bulunan Ukraynalı sayısının 8 milyonu aştığını kaydetmişti.

Ukrayna Sosyal Politika, Aile ve Birlik Bakanı Denis Ulyutin, mayıs ayı itibarıyla ülke nüfusunun yaklaşık 22-25 milyon seviyesine gerilediğini açıklamıştı.

Ülkenin 2001 yılında yapılan son resmi nüfus sayımında Ukrayna nüfusu yaklaşık 48 milyon olarak kayıtlara geçmişti.

Ukrayna Devlet Başkanı Zelenskiy, ilkbahar aylarında yaptığı açıklamada, yurtdışına giden askerlik çağındaki erkeklere cephedeki askerlerin rotasyonunun sağlanabilmesi için ülkeye geri dönme çağrısı yapmıştı. Ukrayna’da mevcut yasalara göre seferberlik yaşı 25 ile 60 yaş arasında uygulanıyor.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English