Bizi Takip Edin

Diplomasi

AB-ABD tarife anlaşmasında işler karıştı

Yayınlanma

AB temsilcilerinin ABD ile vardıkları gümrük vergileri anlaşmasına Kıta’dan tepkiler yükselirken, Avrupa Komisyonu “anlaşma yasal olarak bağlayıcı değil” iddiasında bulundu.

Komisyonun salı günü yayınladığı açıklamaya göre, anlaşma “yasal olarak bağlayıcı olmayan” bir “siyasi mutabakat” niteliğinde.

Nitekim Washington ve Brüksel, gümrük vergisi anlaşmasının içeriğine ilişkin kendi versiyonlarını da yayınladı ve bu versiyonlar önemli konularda önemli farklılıklar içeriyor.

Öte yandan anlaşmanın, AB’den ABD’ye yapılan ihracatın çoğuna yüzde 15 gümrük vergisi uygulanmasını öngördüğü, ABD’nin ise AB pazarına gümrüksüz erişim hakkına sahip olacağı tartışmasız.

Pazartesi günü Fransız hükümeti yetkilileri, anlaşmanın AB’nin ABD’ye “boyun eğmesi” anlamına geldiğini açıklamıştı. Paris, AB’nin “iktisadi güç” iddiasını sürdürmek istiyorsa, anlaşmanın direnç gösterilmeden kabul edilmemesi gerektiğini savundu.

Anlaşma, Alman otomotiv endüstrisinin çıkarlarını göz önünde bulundurduğu için Alman hükümeti tarafından desteklendi. Endüstri derin bir krizde ve önemli ABD pazarında risk almaya gücü yok.

“Savunmacı” müzakere stratejisi, Alman hükümeti tarafından sistematik olarak desteklendi. Örneğin Fransa, başından beri daha çatışmacı bir yaklaşım izlenmesini savunmuş, karşı gümrük vergileri uygulanmasını talep etmiş ve ABD’nin Avrupa’daki teknoloji şirketlerine karşı sert önlemler alınacağı tehdidinde bulunmuştu.

Almanya ise gerilimin azaltılmasından yana tavır almıştı. Şansölye Friedrich Merz’in haziran ayı başında Alman iş dünyası temsilcileriyle yaptığı görüşmede, Beyaz Saray ziyaretinde “Trump’a ticaret akışlarını açıkladığını” söylediği belirtiliyor.

Merz, Alman otomobil üreticilerinin ABD’ye ihraç ettikleri araçların sayısının, Almanya’nın ABD’den ithal ettikleri araçların sayısıyla aynı olduğunu belirtmişti.

Öte yananda Merz, ancak geçen hafta ortasında Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ile yaptığı görüşmede biraz daha sert bir tavır almayı kabul etmişti; fakat o noktada “anlaşmanın içeriğini uzun süredir bildiği” söyleniyor.

Brüksel ve Washington’dan çelişkili açıklamalar

Dün (29 Temmuz Salı), anlaşmanın son anda gerçekten çökebileceği endişeleri ortaya çıkmaya başladı.

Washington, von der Leyen’in gıda standartları ve dijital konular gibi konularda çok önemli tavizler verdiğini iddia ederken, AB bunu kategorik olarak yalanladı.

Ayrıca Komisyon, “27 Temmuz 2025 tarihli siyasi anlaşmanın yasal olarak bağlayıcı olmadığını” ve yakın gelecekte yeni müzakerelerin yapılacağını açıkladı.

Örneğin Komisyon, Washington’un çelik ve alüminyum için “kota sistemi” kurmayı taahhüt ettiğini ve bu sistemde sınırlı miktarda metalin Donald Trump’ın yüzde 50’lik gümrük vergisinin altında kalacağını açıkladı.

Fakat Beyaz Saray’ın bilgi notunda bu iddia yalanlandı ve “Çelik, alüminyum ve bakır üzerindeki sektörel gümrük vergileri değişmeyecek… AB yüzde 50’yi ödemeye devam edecek ve taraflar bu ürünlerin tedarik zincirlerinin güvence altına alınmasını görüşecek,” denildi.

Bu çelişki üzerine baskı gören AB ticaret sözcüsü Olof Gill, gazetecileri Komisyonun basın açıklamasına yönlendirdi. Bu açıklamada ise tam tersi belirtiliyor ve “AB ve ABD, AB ihracatına yönelik gümrük vergisi oranlarını tarihi seviyelere indirerek, mevcut yüzde 50’lik gümrük vergilerini kaldıracak,” deniyor.

İlaçlar konusunda da karışıklık var. Gill, AB’nin ilaç ihracatının, ABD’nin önümüzdeki haftalarda 232. madde soruşturmasını tamamladıktan sonra sadece yüzde 15’lik bir vergiye tabi olacağını düşündüğünü söyledi. Fakat ABD’nin açıklamasında soruşturmayla ilgili herhangi bir gecikmeden bahsedilmedi.

Gill, tüm konuların ABD-AB ortak bildirisinde açıklığa kavuşacağını ve bloğun “bu bildirinin çok yakında yayınlanmasını umduğunu” söyledi.

Yine de Brüksel en kötüsüne hazırlanıyor gibi görünüyor. Komisyon, ortak bildiriye varılana kadar ABD mallarına yönelik 93 milyar avroluk misilleme paketini geri çekmeyeceğini açıkladı.

Uçak, otomobil ve gıda ürünlerini kapsayan önlemler 7 Ağustos’ta yürürlüğe girecek ve müzakerecilere çatışmayı önlemek için çok kısa bir süre tanınacak.

Almanya, otomotivde kriz nedeniyle ABD’ye boyun eğdi

German Foreign Policy’ye göre Almanya’nın tutumu, derin bir kriz içinde olan Alman otomotiv endüstrisinin çıkarlarına dayanıyordu. Bu krizin en önemli nedenlerinden biri, elektrikli arabalara geçişte geç kalınması ve bir zamanlar lider olduğu önemli Çin pazarındaki payını kaybetmesiydi.

Örneğin, ilkbaharda Mercedes ve BMW, satış ve kârlarında önemli düşüşler bildirdi; ilk çeyrekte satışlar sırasıyla yüzde 7 ve 7,8 azalırken, kârlar sırasıyla yüzde 43 ve 26,4 düştü.

Volkswagen ise geçen hafta, satışların nispeten istikrarlı olmasına rağmen, 2025’in ilk yarısında kârının yüzde 38’den fazla düştüğünü ve bu düşüşün üst üste üçüncü yarıyılda gerçekleştiğini açıkladı.

Uzun süredir kapsamlı işten çıkarmalar planlanıyor. Volkswagen Grubu’nun ana markası olan VW’de, 130.000 kişilik işgücünün neredeyse dörtte biri 2030 yılına kadar işten çıkarılacak.

Audi, 2029 sonuna kadar Almanya’daki işgücünü yaklaşık 7.500 kişi azaltmayı planlıyor. Haberlere göre Mercedes de 20.000 kişiye kadar işten çıkarmayı düşünüyor.

Otomotiv tedarikçisi ZF ise 2028 sonuna kadar 14.000 kişiye kadar işten çıkarmayı planlıyor.

Otomotiv sektörü ihracata bağımlı

Bu durumda Alman hükümeti, Alman otomotiv endüstrisini istikrara kavuşturmayı bir öncelik haline getirdi.

Sektör, ihracata büyük ölçüde bağımlı: Geçen yıl Almanya’da üretilen tüm binek araçların yüzde 78,2’si (3,18 milyondan fazla araç) yurt dışına satıldı.

Fakat Alman üreticiler son yıllarda bazı ciddi aksilikler yaşadı. Örneğin, bir zamanlar Alman araçlarının en büyük alıcısı olan Birleşik Krallık’a otomobil ihracatı, Brexit’in ardından AB’nin bu ülkeye misilleme önlemleri uygulaması nedeniyle azaldı.

Alman üreticiler 2019’da Birleşik Krallık’a 593.000 adet otomobil satarken, bu rakam 2024’te sadece 390.000 adede geriledi.

Çin’e yapılan ihracat geçen yıl yaklaşık yüzde 17 düştü; 2025’in ilk beş ayında Çin’e otomobil ve otomobil parçası ihracatı ise yaklaşık yüzde 36 azaldı.

Bunun nedeni, Çin’de yerli markaların elektrikli otomobillerinin giderek daha fazla satın alınmasıdır. Alman endüstrisi, 2024 yılında Almanya’dan 448.000 otomobil satılan en büyük satış pazarı olan ABD’de daha fazla düşüşü kaldıramayacak durumda.

2025 yılının ilk yarısında VW, ABD’deki müşterilerine yüzde 27,5’lik gümrük vergilerini yansıtmamak ve ABD’deki pazar payını kaybetmemek için 1,3 milyar avro kaybetti.

Alman otomotiv lobisi hâlâ endişeli

Buna göre, özellikle Alman otomotiv endüstrisi, ABD’ye karşı gümrük vergisi uygulamaması için baskı yapmıştı.

Bir yandan, Trump’ın hiçbir koşulda ABD gümrük vergilerini artırmaya teşvik edilmemesi gerektiği, çünkü bunun Alman endüstrisi için yıkıcı sonuçlar doğurabileceği savunuluyordu.

Öte yandan, Alman Otomotiv Endüstrisi Birliği (VDA) Başkanı Hildegard Müller, ABD’den yapılan ithalata karşı gümrük vergilerinin, Alman otomotiv şirketlerinin ABD’deki tesislerinde üretilen ve oradan AB’ye ihraç edilen otomobilleri de etkileyeceğini belirtti.

Bu rakamlar önemsiz değil: Müller, “ABD’den AB’ye yapılan otomobil ihracatının yaklaşık üçte ikisi Alman üreticilerden geliyor,” diyor.

Müller’e göre AB’nin ABD’den gelen otomotiv ürünlerine uygulayacağı herhangi bir karşı gümrük vergisi, Alman üreticilere her yüzde bir gümrük vergisi için yılda yaklaşık 100 milyon avroya mal olacaktı.

Berlin-Paris gerilimi su yüzüne çıktı

Merz bu baskıyı dikkate alınca Fransa ile ciddi anlaşmazlıklar başladı.

Fransa Başbakanı François Bayrou pazartesi günü, Avrupa Komisyonu tarafından da “başarısız bir şekilde” müzakere edilen anlaşmanın, AB’nin ABD’ye “boyun eğmesi” anlamına geldiğini söyledi.

Paris’te hükümet ve muhalefet mensuplarından da benzer açıklamalar geldi. Dış Ticaret Bakanı Laurent Saint-Martin pazartesi günü bir adım daha ileri giderek, müzakerelerin sonucunu olduğu gibi bırakmaya şiddetle karşı olduğunu, aksi takdirde AB’nin artık “iktisadi” olarak kabul edilemeyeceğini açıkladı ve “Son söz henüz söylenmedi,” dedi.

Alman sanayisinin ABD’ye taşınma eğilimi güçlenebilir

Pazar günü Berlin’in Alman otomotiv endüstrisini desteklemek için onayladığı gümrük vergisi anlaşmasının, otomobil fabrikalarının Almanya’dan ABD’ye taşınmasını teşvik edeceği iddiaları ise giderek daha yaygın hale geliyor.

Center Automotive Research’ten otomotiv uzmanı Ferdinand Dudenhöffer’e göre, anlaşma uygulanırsa, Mercedes’in E-Serisi veya BMW’nin 5 Serisi gibi büyük hacimli modellerin artık Almanya’da değil, ABD’de üretilmesi daha kârlı olabilir.

Çünkü von der Leyen ve Trump’ın kararlaştırdığı kurallara göre, ABD’den Avrupa’ya yapılan ihracatta gümrük vergisi ödenmeyecek.

Mercedes ve BMW bu modellerin üretimini ABD’de merkezileştirirse, tek bir yerden her iki tarafa da gümrüksüz olarak tedarik edebilirler ve bu, şirketler için mantıklı ve kârlı olacak.

Diplomasi

Almanya ile Avusturya arasında BMGK kavgası

Yayınlanma

Almanya ile Avusturya arasında, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’ne (BMGK) kimin üye olacağı konusunda sert bir tartışma yaşanıyor.

POLITICO’da yer alan habere göre BMGK üyeliği için girişilen rekabette Avusturyalı yetkililer, “alaycı bir diplomasi ve basit bir mesaja” başvuruyor.

Üst düzey bir Avusturyalı diplomatın ifadesiyle, Viyana “tam da Alman olmadığımız için” kendilerine oy verilmesini istiyor.

Habere göre bu alaycı esprinin ardında, normalde yakın müttefikler olarak görülen iki ülke arasında gerçek bir rekabet ve şiddetli bir çekişme yatıyor.

Almanya, Avusturya ve Portekiz olmak üzere üç AB ülkesi, bugün (3 Haziran) yapılacak Genel Kurul oylamasında BM’nin en güçlü organındaki iki geçici üye koltuğu için yarışıyor.

Portekiz, Portekizce ve İspanyolca konuşulan ülkelerle olan güçlü bağları sayesinde, 2027’de başlayacak iki yıllık dönem için genel olarak kesin aday olarak görülüyor.

Bu durumda, yakın tarihi ve kültürel bağlarla birbirine bağlı, ancak zaman zaman gerginlikler de yaşayan Almanya ve Avusturya, son koltuk için rekabet ediyor.

Almanya bu yarışta devasa bir güç olsa da, bu durum Almanya Dışişleri Bakanı Johann Wadephul’un Berlin’in adaylığını agresif bir şekilde savunmasını engellemedi.

Bu durum, Şansölye Friedrich Merz’in, Almanya’nın ihracat odaklı ekonomisini desteklemek ve küresel sahnedeki etkisini güçlendirmek için her türlü uluslararası etki kaynağını güvence altına alma kararlılığını yansıtıyor.

Wadephul, geçen hafta sonu Almanya’ya oy vermeleri için ülkelere lobi yapmak üzere New York’a uçtu.

Wadephul, varışının hemen ardından, “Küresel krizler söz konusu olduğunda Almanya, etkisini ortaya koymak istiyor. Bu, dünyanın üçüncü büyük ekonomisi için gayet uygun bir tutum,” dedi.

Buna karşılık Avusturyalı diplomatlar, nispeten küçük olmalarını bir erdem olarak sunuyorlar.

Bir Avusturyalı diplomat, “Bağlantısız ve askeri açıdan tarafsız küçük bir ülke olarak çok özel bir rol oynayabiliriz: Çünkü mesele siyasi ağır topların hakları değil, tüm devletler arasındaki hak dengesi,” dedi.

Öte yandan Alman ve Avusturyalı liderler, birbirlerini alt etmek için ne kadar çaba harcadıkları konusunda alışılmadık derecede açık sözlü davrandılar.

Merz salı günü Berlin’de, Almanya’nın adaylığını destekleyeceğini belirten Macaristan Başbakanı Péter Magyar’ın yanında yaptığı açıklamada, “Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’ndan geçici üye koltuğu için onay alabilmek amacıyla elimizden gelen her şeyi yaptık: federal dışişleri bakanı ve şahsım dahil olmak üzere kabinedeki birçok meslektaşımız da bu çabaya katıldı,” dedi.

Avusturyalı bir diplomata göre, Avusturya başbakanı ve dışişleri bakanı da yarışmayı kazanmak için “elinden geleni yaptı.”

Avusturya’nın BM Büyükelçisi Gregor Kössler, Avusturya haber kuruluşu Die Presse’ye verdiği röportajda, “perde arkasında sert müzakereler yapıldığını” söyledi:

“İnsanlar oyları kendi lehlerine çevirmeye ve destekçileri kendi saflarına çekmeye çalışıyor. Özellikle geride kaldığınızda, mevcut anlaşmaları bozmak için biraz daha fazla baskı yapmaya çalışabilirsiniz.”

Avusturyalı diplomatlar, tarafsızlıkları ve NATO üyeliği olmamalarının Afrika, Asya ve Latin Amerika ülkeleriyle ilişkilerinde kendilerine avantaj sağladığını söylüyor.

Avusturya tarafının bir başka açık avantajı da, Almanya’dan birkaç yıl önce 2027-2028 koltuğu için yarışa girmiş olması  ve kısmen bu nedenle, oylamada Almanya’yı yenme şanslarının gerçekçi olduğuna inanıyorlar.

Böyle bir sonuç Merz için bir “aşağılanma” olur. Berlin, on yıllardır her sekiz yılda bir Güvenlik Konseyi üyeliğini kazanmayı başardı.

Avusturya’ya karşı alınacak bir yenilgi, sadece acı verici bir diplomatik gerileme anlamına gelmekle kalmayacak, aynı zamanda Avrupa içinde Almanya’nın liderlik rolünü yeniden tesis etme vaadiyle seçimlere katılan Merz’e yönelik iç eleştirilerin daha da artmasına yol açacak.

Bu durum, Wadephul’un New York’ta neden yoğun bir kampanya yürüttüğünü açıklamaya yardımcı oluyor.

Wadephul’un çabalarına aşina olan temsilcilere göre, bakan cuma gününden bu yana BM’de yaklaşık 80 bakan veya büyükelçi ile yüz yüze görüştü. Hangi teşvikleri sunduğu ise belirsiz.

Bu tür durumlarda diplomatlar genellikle oy takası yaparlar; şimdiki desteği karşılığında gelecekte destek vaat ederler.

Geniş bir uluslararası etki alanına sahip önde gelen bir BM bağışçısı olan Almanya’nın, Avusturya’dan daha fazla etki gücü olabilir.

Wadephul ayrıca yumuşak güç yoluyla ikna etmeye çalıştı. Pazartesi gecesi, Alman dışişleri bakanı BM Meydanı’nda bir caz grubu, Alman sosisleri ve bir dondurma standının yer aldığı büyük bir resepsiyon düzenledi.

191 BM üye ülkesi arasında yapılacak oylama, iki ülke Güvenlik Konseyi üyeliği için gerekli olan üçte iki çoğunluğu elde edene kadar turlar halinde gerçekleştirilecek.

Oylama gizli şekilde yapılacak; bu durum, hem Berlin hem de Viyana’dan gelen diplomatların, kimsenin itibarını zedelemeden son dakikaya kadar ülkeleri ikna etme şansı gördükleri için rekabeti kızıştırıyor gibi görünüyor.

Oylamada belirleyici olabilecek faktörlerden biri, İran’daki savaşın başlangıcında Merz’in uluslararası hukuka yönelik aşağılayıcı sözleri.

Bir diğeri ise, birçok üye ülkenin, Almanya’nın, İsrail’in Gazze ve Lübnan’daki askeri operasyonları sırasında sivil kayıpları kınamakta isteksiz olduğunu düşünmesi.

Fakat Avusturya da geleneksel olarak İsrail’in Avrupa’daki en güçlü destekçilerinden biri.

Fakat Wadephul, son günlerde Lübnan’daki İsrail operasyonunu daha sert bir dille eleştirdi ve pazar günü yaptığı bir açıklamada, İsrail ordusunun ülkenin güneyine ilerlemesinden duyduğu “ciddi endişeyi” dile getirerek, İsrail liderlerine “sivilleri ve sivil altyapıyı korumaları” çağrısında bulundu.

Salı günü ise Almanya’nın “uluslararası hukukun savunucusu” olacağını söyledi.

Fakat nihayetinde çarşamba günkü yarışın sonucu, yarış öncesinde süren kıyasıya diplomasi mücadelesinde hangi tarafın daha iyi performans göstereceğine bağlı olarak belirlenebilir.

Salı günü New York’ta Wadephul, Avusturya’nın öfkesini kesin olarak uyandıracak bir argüman ortaya attı: “BMGk’da iki küçük AB ülkesinin (Portekiz ve Avusturya) yer almasını istemiyorsanız, bunun yerine bizi seçin.”

BM genel merkezinin önünde gazetecilere yaptığı açıklamada, “Birçok ülke için, Güvenlik Konseyi’nde daha küçük bir Avrupa ülkesinin ve Almanya’nın yer alması gibi karma bir yaklaşım doğru çözüm olabilir,” dedi.

Okumaya Devam Et

Diplomasi

ABD, Somaliland’in bağımsızlığını tanımayacak

Yayınlanma

ABD Dışişleri Bakanlığı tarafından Kongre’ye sunulan raporda, tek taraflı bağımsızlık ilan eden Somaliland’in net bir şekilde Somali Federal Cumhuriyeti’nin bir parçası olduğu vurgulandı. Kongre kaynakları, Donald Trump yönetiminin Somaliland’ı bağımsız bir devlet olarak tanıma niyetinde olmadığını belirtti.

Washington yönetimi, Somali’nin egemenliğine ve toprak bütünlüğüne destek verdiğini ilan etti. Bu hamle, tek taraflı bağımsızlık ilan eden Somaliland ile geçen yıl bu bölgeyi resmi olarak tanıyan ilk devlet olan İsrail’e yönelik büyük bir darbe olarak değerlendiriliyor.

ABD Dışişleri Bakanlığı tarafından hazırlanan ve “Somaliland ile Geliştirilmiş ABD İlişkileri İçin Potansiyel Alanlar” başlığını taşıyan rapor, 1 Haziran’da Kongre’ye sunuldu ve 2 Haziran’da basına sızdı.

Bakanlık raporda, Somaliland’in net bir şekilde Somali Federal Cumhuriyeti’nin bir parçası olduğunu vurguladı.

Raporda ilişkilerin çerçevesine dair şu ifadelere yer verildi:

“Bu yasal çerçeve dahilinde ABD, Somaliland ile olumlu ve yapıcı ilişkilerini sürdürmekte ve Somaliland makamlarıyla işbirliği için ek fırsatları araştırmaya devam etmektedir. Ancak bölgedeki güvenlik kaygıları ve Somaliland’in statüsüne ilişkin anlaşmazlıklar ile yerel yönetimin ulusal makamlarla işbirliği yapmayı reddetmesi; yatırım, bankacılık ve ticaret alanlarında ciddi zorluklar teşkil etmektedir.”

Trump yönetimi tanımaya sıcak bakmıyor

ABD Kongresi’nden bir kaynak, salı günü Middle East Eye (MEE) haber sitesine yaptığı açıklamada, ABD Başkanı Donald Trump yönetiminin Somaliland’ı bağımsız bir devlet olarak tanıma niyetinde olmadığını belirtti.

Söz konusu kaynak, “Eski Trump dönemi yetkilileri Tibor Nagy ve Peter Pham’ın da aralarında bulunduğu bazı lobiciler, Somaliland tarafında ABD’nin kendilerini tanıyacağına dair umutları artırmış olsa da Başkan Trump’ın bu yönde bir adım atacağına dair hiçbir zaman somut bir işaret yoktu” dedi.

Konuyla ilgili değerlendirmede bulunan ve ismini açıklamak istemeyen bir Somali politika danışmanı ise, Kongre’ye sunulan bu yeni raporun Washington tarafından tanınma beklentilerine ağır bir darbe indirdiğini söyledi.

Danışman, bu gelişmeyi “Somaliland’in ABD tarafından tanınmasına yönelik süregelen tüm umutları tamamen boşa çıkarabilecek, son derece kritik ve bağlayıcı bir ilan” olarak nitelendirdi.

İsrail ile Somaliland arasındaki güvenlik ortaklığı

Somaliland, 1991 yılında tek taraflı bağımsızlık ilan etmesinden bu yana, hiçbir Birleşmiş Milletler (BM) üyesi devlet tarafından tanınmasına ve Somali hükümetinin sürekli muhalefetine rağmen, kendi yönetim kurumları ve güvenlik yapılarıyla de facto (fiili) bir devlet olarak faaliyet ediyordu.

Ancak geçen yılın sonlarında İsrail, Somaliland’i bağımsız bir devlet olarak resmi olarak tanıyan ilk ülke oldu. Somali hükümetinin yanı sıra Türkiye dahil bölgedeki birçok ülke İsrail’in bu hamlesini kınadı.

Nisan ayında Somali, İsrail’in Somaliland’e bir büyükelçi atamasını da kınayarak karşılık verdi. Aynı ay içinde Mogadişu yönetimi, İsrail bandıralı veya İsrail bağlantılı gemilerin Babülmendep Boğazı’ndan geçişini yasakladığını duyurdu.

Yemen’deki Ensarullah hareketi liderliğindeki silahlı kuvvetler de Somali’deki her türlü İsrail varlığını hedef alma sözü verdi.

İsrail’in Kanal 12 televizyonu, haftalar önce yayımladığı bir haberde, Somaliland’in Yemen’den gelen bu tehditlere karşı Tel Aviv ile bir güvenlik ortaklığı arayışında olduğunu aktardı. Bu çerçevede, İsrailli yetkililerin son aylarda Somaliland’e ziyaretler gerçekleştirdiği bildiriliyor.

Okumaya Devam Et

Diplomasi

AB, Trump’ın yeni tarife tehditlerine tepki gösterdi

Yayınlanma

Avrupa Komisyonu, Trump yönetiminin, Brüksel’in zorla çalıştırma yoluyla üretilen malların ithalatını yasaklamadığını tespit etmesinin ardından, AB’ye yüzde 10’luk yeni bir gümrük vergisi uygulama planlarını eleştirdi.

Komisyonun Baş Sözcüsü Yardımcısı Olof Gill yaptığı açıklamada, “Komisyon, soruşturmanın ön bulgularını dikkatle inceleyecek ve ABD yönetimi ile diyaloğunu sürdürecektir. Bununla birlikte, AB bu gerekçelerle uygulanan gümrük vergilerini haksız bulmaktadır,” dedi.

ABD Ticaret Temsilciliği Ofisi, salı günü geç saatlerde yayınlanan bir raporda, Avrupa Birliği, Kanada ve Meksika dahil olmak üzere başlıca ticaret ortaklarına yüzde 10’luk gümrük vergisini yeniden uygulamak istediğini belirtti.

Ofis, bu ülkelerin zorla çalıştırma yoluyla üretilen malları yasaklayan yasaları uygulamadıklarını tespit etmişti.

Bu, ABD Başkanı Donald Trump’ın şubat ayında ABD Yüksek Mahkemesi tarafından iptal edilen küresel gümrük vergilerini yeniden yürürlüğe koymak amacıyla, yönetimin bu bahar 1974 Ticaret Yasası’nın 301. maddesi kapsamında başlattığı iki geniş kapsamlı ticaret soruşturmasından biri.

Şu anda yürürlükte olan yüzde 10’luk geçici gümrük vergisi temmuz ayında uygulanacak ve ardından 301. maddeye dayalı gümrük vergisi devreye girecek.

Avrupa Parlamentosu Ticaret Komitesi Başkanı Bernd Lange, Yüksek Mahkemedeki yenilginin ardından Washington’un “gümrük vergisi politikasını sürdürmek için yeni yasal dayanaklar arayışında olduğunu” savundu.

Lange, X’te yayınladığı bir yazıda şunları söyledi:

“AB’yi zorla çalıştırmaya karşı yeterince önlem almamakla suçlamak saçma. AB, zorla çalıştırılarak üretilen ürünlere karşı dünyanın en katı kurallarını benimsemiştir. Bu, daha önce karara bağlanmış olan gümrük vergileri için gerçekleri yasal bir gerekçeye uydurmaya çalışmak gibi görünüyor.”

Gill, AB’nin 2024 yılında zorla çalıştırma ile üretilen ürünleri yasaklayan bir yönetmelik kabul ettiğini ve “tedarik zincirlerinde zorla çalıştırmanın ortadan kaldırılması” şeklindeki bu ortak hedefin, Turnberry anlaşmasını detaylandıran geçen ağustos tarihli AB-ABD ortak bildirisinde de yer aldığını vurguladı.

Fakat AB’nin zorla çalıştırma yönetmeliği, ancak Aralık 2027’den itibaren geçerli olacak. ABD Ticaret Temsilciliği, bloktan gelen mallara yüzde 10 gümrük vergisi uygulamak için bu gerekçeyi öne sürüyor.

Raporda, “Avrupa Birliği zorla çalıştırma içeren ürünlerin ithalatını yasaklamış olsa da, bu yasak 14 Aralık 2027’ye kadar yürürlüğe girmeyecek. Yukarıdakiler ışığında, USTR, Avrupa Birliği’nin zorla çalıştırma içeren ürünlerin ithalatını yasaklayan düzenlemesini etkili bir şekilde uygulamadığını tespit etmiştir,” deniyor.

Geçen temmuz ayında İskoçya’da varılan anlaşma uyarınca, AB, ABD’den gelen sanayi ürünlerine yönelik ithalatı kaldırmayı kabul ederken, çoğu Avrupa ürününe yüzde 15’lik bir gümrük vergisi tavanı uygulanacaktı.

Avrupa Parlamentosu, 16 Haziran’da Turnberry anlaşmasını yürürlüğe koyacak yasa tasarısı üzerinde nihai oylamayı gerçekleştirecek ve Trump’ın son gümrük vergisi hamlesi, Avrupa Parlamentosu üyelerinin anlaşmaya karşı muhalefetini sertleştirebilir.

Washington’dan gelen son açıklama, AB Ticaret Bakanı Maroš Šefčovič’in Paris’teki OECD bakanlar toplantısı sırasında ABD Ticaret Temsilcisi Jamieson Greer ile görüşmesinden birkaç saat önce geldi.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English