Diplomasi
AB-Batı Balkanlar Zirvesi: ‘Genişleme AB’nin en iyi jeostratejik yatırımıdır’

Ahmetcan Uzlaşık, Brüksel
2018’deki Sofya Zirvesi’nden bu yana düzenlenen yedinci Avrupa Birliği-Batı Balkanlar Zirvesi 18 Aralık’ta Brüksel’de gerçekleştirildi.
Etkinlik, 27 AB devlet ve hükümet başkanının yanı sıra altı Batı Balkan ülkesinin liderlerini bir araya getirdi.
Zirve, salı günü AB Konseyi tarafından genişleme sonuçlarının kabul edilmesinin ardından ve perşembe günkü üst düzey AB Konseyi toplantısından önce gerçekleşti.
Bunun yanı sıra zirve, ortak bir gelecek ve genişleme taahhüdünü yeniden teyit eden Brüksel deklarasyonuyla sona erdi.
AB-Batı Balkan Zirvesi, özellikle Donald Trump’ın göreve başlamasının arifesinde yaşanan Rusya-Ukrayna savaşı ve Orta Doğu’daki çatışmalar nedeniyle jeopolitik gerilimlerin arttığı bir ortamda gerçekleşti.
2013’te Hırvatistan’ın üyeliğiyle gerçekleşen son genişlemenin ardından yaşanan jeopolitik gelişmeler AB’nin genişleme çabalarını yoğunlaştırmasına neden oldu.
Bu doğrultuda Zirve sonrasında yayımlanan Brüksel Deklarasyonu’nda “Ortak bir geleceği paylaşıyoruz ve ancak birlikte üstesinden gelebileceğimiz acil güçlüklerle karşı karşıyayız. Ortak ilkeler, değerler ve ortak çıkarlar temelinde barış ve refah dolu bir gelecek inşa etmeyi vatandaşlarımıza borçluyuz,” denildi.
Zirve, yeni AB Konseyi Başkanı ve eski Portekiz Başbakanı Antonio Costa’nın da ifade ettiği üzere, barış ve güvenliğe stratejik bir yatırım olarak genişlemenin önemini vurguladı: “Genişleme, barış, güvenlik ve istikrarımız için hepimizin yapabileceği en iyi jeostratejik yatırımdır.”
Belçika Başbakanı Alexander De Croo da bu açıklamayı teyit ederek günümüzün jeopolitik ortamında AB’nin Batı Balkanların tek gerçek ortağı olduğunu ve Avrupa Birliği’ne katılma arzularının samimi olduğunu vurgulamanın elzem olduğunu belirtti.
Ancak De Croo, on ülkenin aynı anda Birliğe üye olduğu 2004 senaryosunun bir benzerinin yaşanmaması için reformlar konusunda somut adımlar atılması gerektiği uyarısında bulundu.
‘Karadağ ve Arnavutluk’ta önemli süreç’
Costa, özellikle Karadağ ve Arnavutluk tarafından geçtiğimiz yıl kaydedilen önemli ilerlemenin “yeni bir ivmenin” kanıtı olduğuna işaret etti.
Liderler arasında kolektif bir sorumluluk duygusu ve süreci hızlandırma yönünde yenilenmiş bir kararlılık olduğunu kaydeden Costa, “Bu ivmeyi sonuna kadar kullanmalı ve genişleme için gerekli tüm koşulları yaratmalıyız çünkü Batı Balkanların geleceğinin Birliğimizde olduğuna şüphe yok,” dedi.
Zirve öncesinde Yunanistan Başbakanı Kiryakos Miçotakis, Sırbistan’ın AB üyeliği yolunun hızlandırılmasının aciliyetini vurgulayarak bunu Batı Balkanlar’da istikrarın temel taşı olarak nitelendirdi.
“Sırbistan’a ve halkına net bir mesaj göndermenin zamanı geldi: Sırbistan’ın Avrupa ailesinin bir parçası olmasını istiyoruz,” diyerek Sırbistan’ın dış politika kararlarını AB’ninkilerle uyumlu hale getirmesi gerektiğini belirtti.
‘Yunanistan Arnavutluk’un Avrupa yörüngesinin koruyucusudur’
Arnavutluk konusunda ise Miçotakis, Yunanistan’ ı “Arnavutluk’un Avrupa yörüngesinin koruyucusu” olarak konumlandırdı ve mülkiyet hakları ve kendini tanımlama dahil olmak üzere Yunan azınlıkla ilgili konuların sadece ikili kaygılarla değil Arnavutluk’un AB üyeliğiyle de bağlantılı olduğunu vurguladı.
Miçotakis, Arnavutluk’un son dönemde kaydettiği ilerlemeden duyduğu memnuniyeti dile getirerek bunu ileriye doğru atılmış önemli bir adım olarak nitelendirdi.
Zirve ile aynı gün AB ile Arnavutluk, güvenlik tehditleriyle mücadelede işbirliğini genişleten güvenlik ve savunma alanında bir ortaklık anlaşması da imzaladı.
Komşuluk ikilemleri ve ikili anlaşmazlıklar engel teşkil ediyor
Costa, AB-Batı Balkanlar ilişkisinin karşı karşıya olduğu zorlukları kabul ederek, ikili anlaşmazlıkların ve komşuluk ikilemlerinin çözülmesi gerektiğini vurguladı.
Bir gazetecinin Batı Balkan ülkelerindeki olası üye ülke blokajlarına ilişkin sorusunu yanıtladı ve “Katılım liyakate dayalı olacaktır,” dedi.
Deklarasyonda ayrıca özellikle Priştine ile Belgrad arasında uzlaşma ve iyi komşuluk ilişkilerine duyulan kritik ihtiyaç vurgulandı. Liderler ilişkilerin normalleşmesinin her iki taraf için de hayati önem taşıdığını ve AB desteğinin devamı için bir ön koşul olduğunu belirtti.
AB, Prespa Anlaşması ve Belgrad-Priştine Diyaloğu gibi anlaşmaların uygulanması çağrısında bulunarak daha fazla mali desteğin somut ilerlemeye bağlı olduğu uyarısında bulundu.
AB ayrıca Yeşil Mutabakat konusundaki kararlılığını yineleyerek Batı Balkan ortaklarını iklim politikalarını AB standartlarıyla uyumlu hale getirmeye ve bölgenin karbondan arındırılması için çalışmaya çağırdı.
6 milyar avro değerinde ‘büyüme planı’
Batı Balkanların ekonomilerini ikiye katlama girişimi en iddialı projelerden biri.
AB, Batı Balkanların sosyo-ekonomik yakınlaşmasını hızlandırmak amacıyla 8 Kasım 2023 tarihinde bir büyüme planı başlattı. Plan, ekonomik yakınlaşmayı, bölgesel işbirliğini ve reformları ilerleterek bölgenin entegrasyonunu hızlandırmayı amaçlıyor.
Aynı zamanda Plan, Batı Balkan ortaklarını AB’nin tek pazarına entegre etmeyi, bölgesel ekonomik bağları güçlendirmeyi ve katılım öncesi fonların arttırılmasıyla sosyo-ekonomik reformları hızlandırmayı amaçlıyor.
AB Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen’in basın toplantısında da ifade ettiği üzere AB, Batı Balkan ülkelerini Birlik düzeyine yaklaştırmayı hedefliyor. Batı Balkan ülkelerinin ekonomileri şu anda AB’nin ekonomik seviyesinin yüzde 35’i düzeyinde.
Planın merkezinde, reformların uygulanmasına bağlı olarak hibe (2 milyar) ve imtiyazlı kredileri (4 milyar) bir araya getiren 2024-2027 dönemi için 6 milyar avroluk Reform ve Büyüme Aracı yer alıyor.
Zirve sırasında liderler, önümüzdeki on yıl içinde bölgedeki ekonomik büyümeyi iki katına çıkarmayı amaçlayan Büyüme Planının temelini oluşturacak Reform Gündemlerinin ortaklar tarafından hızla uygulanması çağrısında bulundu.
Batı Balkanları Rusya’ya karşı harekete geçirmek
Moskova’ya karşı şahin duruşuyla bilinen AB Dış İlişkiler Yüksek Temsilcisi Kaja Kallas, zirve öncesinde yaptığı açıklamada Rusya’nın “barış istemediğini” belirterek Avrupa’nın Ukrayna’ya tam destek vermesi gerektiğini kaydetti.
Kallas, bazıları hızlı çözümler ararken, gerçekte Rusya’nın tutumunun önemli bir zorluk yarattığını savundu: “Ukrayna’nın savaş alanında güçlendirilmesi müzakerelerdeki konumunu da güçlendirecek ve bu da Avrupa’nın yararına olacaktır.”
Kallas ayrıca beş yıllık görev süresi boyunca AB genişleme sürecinde önemli ilerlemeler kaydetmeyi hedeflediğini ifade etti.
Deklarasyon, Batı Balkan ortaklarını AB dış politikasıyla uyumlu olmaya davet ederek, yaptırımların uygulanması ve ihlallerle mücadeleye vurgu yaparak Rusya’ya karşı birliğin altını bir kez daha çizdi.
Deklarasyonda ayrıca “Batı Balkanlı ortakların Rus gazına olan bağımlılıklarını azaltmak amacıyla AB’nin ortak gaz ve LNG alım mekanizmasını kullanmaları gerektiği” vurgulandı.
Göç yönetimi ve bölgesel güvenlik de vize uyumunun güçlendirilmesi ve organize suç ve kaçakçılığın önlenmesi çağrılarıyla ön plana çıkıyor.
Ayrıca, AB’nin Ortak Güvenlik ve Savunma Politikası (CSDP) içerisinde yer alan hibrid tehditler ve dezenformasyonla mücadele de vurgulandı.
AB, Batı Balkanlar için başlıca yatırımcı ve ticaret ortağı olmaya devam ederken zirve, AB değerleri ve ilkeleriyle uyumun sürdürülmesine yönelik güçlü bir çağrıyla sona erdi.
Liderler, özellikle reform gündemlerinin uygulanmasında eylemlerin sözlerden daha yüksek sesle konuşması gerektiğini ifade etti.
Fakat somut sonuçların bir an evvel elde edilememesi halinde bu koşulluluklar hayal kırıklığına yol açabilir. Dahası, AB’nin kendi siyasi krizi, ekonomik istikrarsızlık, Avrupa Parlamentosu’nun yeni yapısı ve muhtemelen yenilenen transatlantik ilişkiler önümüzdeki yıllarda bu iddialı süreci etkileyebilir.
Sofya’dan Brüksel’e: AB-Batı Balkan zirvelerinin zaman çizelgesi
2018 Sofya: İlk AB-Batı Balkan zirvesi Sofya Deklarasyonu ile sona erdi. Deklarasyonda hukukun üstünlüğü, iyi yönetişim, güvenlik, göç, sosyo-ekonomik kalkınma ve bağlanabilirlik gibi alanlarda işbirliğinin arttırılması için yeni tedbirler belirlendi.
2020 Zagreb: Zagreb zirvesinde AB liderleri Zagreb Deklarasyonunu kabul ederek Batı Balkanların Avrupa perspektifine ve dönüşümüne verdikleri desteği bir kez daha teyit ettiler. Liderler ayrıca Kovid-19 ile mücadele, sağlık sektörüne destek ve ekonomik toparlanmaya dönük ortak çabaları da ele aldı. Pandemi nedeniyle zirve video konferans yoluyla gerçekleştirildi.
2021 Brdo: 6 Ekim’deki Brdo zirvesinde AB liderleri ve Batı Balkanlı ortaklar, bölgede bağlanabilirliği, yeşil ve dijital geçişleri ve siyasi ve güvenlik işbirliğini desteklemeye yönelik girişimlerin ana hatlarını belirleyen Brdo Deklarasyonu’nu kabul etti.
2022 Brüksel: AB ve Batı Balkan liderleri, 23 Haziran’da Brüksel’de bir araya gelerek AB entegrasyonundaki ilerlemeyi, Rusya’nın Ukrayna’daki savaşından kaynaklanan zorlukları, Batı Balkanlar’ın ekonomik ve yatırım planı kapsamındaki kilit yatırımları ve jeostratejik konuları görüştü.
2022 Tiran: 6 Aralık’ta bölgede ilk kez düzenlenen AB-Batı Balkanlar Zirvesi Tiran’da gerçekleştirildi. Zirvede AB ile Batı Balkanlar arasındaki stratejik ortaklığın güçlendirilmesi ve AB entegrasyonu üzerinde duruldu. Zirvede, Rusya-Ukrayna savaşının sonuçlarının ele alınması, siyasi angajmanın artırılması, güvenliğin güçlendirilmesi, terörizm ve organize suçlarla mücadele ve göç sorunlarının ele alınması gibi konular tartışıldı. Zirve, Tiran deklarasyonunun yayımlanmasıyla sona erdi.
2023 Brüksel: 13 Aralık’ta AB ve Batı Balkan liderleri, bölgenin AB üyelik perspektifini yeniden teyit etmek üzere Brüksel’de bir araya geldi. Kademeli entegrasyonun ilerletilmesi, yeni uygulamaya konulan Büyüme Planı ile gelecek için ekonomik bir temel oluşturulması, Rusya’nın Ukrayna’daki savaşının etkilerinin azaltılması ve güvenlik ve dayanıklılığın güçlendirilmesi konuları ele alındı. Zirve Brüksel Deklarasyonunun yayınlanmasıyla sona erdi.
Bu zirveler bugüne kadar 27 AB üye ülkesi ile Arnavutluk, Bosna Hersek, Sırbistan, Karadağ, Kuzey Makedonya ve Kosova olmak üzere altı Batı Balkan ülkesini bir araya getirdi.
Diplomasi
Eski BM diplomatı von der Schulenburg: Avrupa Birliği’nin barış projesi çöktü

Editörün notu: Avrupa Parlamentosu Üyesi ve eski Birleşmiş Milletler Genel Sekreter Yardımcısı Michael von der Schulenburg, 25-26 Eylül tarihlerinde İstanbul’da düzenlenen East-West Forum kapsamında yaptığı konuşmada Avrupa Birliği’nin mevcut gidişatına dair değerlendirmelerde bulundu. Schulenburg, İkinci Dünya Savaşı’nın ardından barışı tesis etmek amacıyla kurulan Birliğin artık bu misyonunu terk ederek tamamen savaş odaklı bir retoriğe teslim olduğunu belirtti. Avrupa’nın kıt kaynaklar, yüksek enerji maliyetleri, sanayisizleşme ve demografik kriz gibi yapısal sorunlarla boğuşurken etrafındaki aktif çatışma çemberiyle baş başa kaldığına dikkat çekti. Brüksel’in diplomasi ve arabuluculuk kabiliyetini yitirdiğini belirten kıdemli diplomat, 27 üye ülkenin Rusya ile müzakere masasına oturabilecek esneklikten ve ortak iradeden yoksun olduğunu dile getirdi.
Belirttiğiniz gibi, ben bir akademisyen değilim; savaşların ve barışın gerçek dünyasından geliyorum. Ömrümün neredeyse tamamını Avrupa’nın dışında geçirdim fakat son iki yılımı Avrupa Birliği’nde tamamladım ve karşılaştığım manzara beni derinden sarsıyor.
Bildiğiniz üzere Avrupa Birliği, İkinci Dünya Savaşı’nın ardından bir barış projesi olarak kuruldu. İkinci Dünya Savaşı’nın tekrarlanmaması, kıta ülkelerinin bir araya gelmesi ve dış dünyaya savaşlara mecbur kalınmayan barışçıl bir bütünleşme modeli sunulması amaçlanıyordu.
Gelgelelim bu durum bütünüyle değişti. Bugün gerek Parlamentoda gerekse resmi söylemlerde işittiğim kadarıyla, Avrupa Birliği’ndeki tartışmaların merkezine artık doğrudan savaş yerleşmiş durumda.
Bugün Avrupa Birliği’ni, gerçekleri bütünüyle inkâr eden, gerçekliği tamamen yadsıyan ve bu sebeple herhangi bir politika üretemez hale gelen bir teşekkül olarak tanımlıyorum.
Seminerimizin başlığı olan yeni dünya düzenine bir katkı sunulup sunulamayacağı meselesine gelirsek; bu katkının Avrupa Birliği’nden gelmeyeceği kesin.
Mesleki deneyimime daha yakın bir kıyaslama yapayım: Avrupa Birliği’ni Amerika Birleşik Devletleri, Çin ve Rusya ile karşılaştırdığınızda, Birliğin dünyadaki faal savaşların büyük kısmıyla kuşatıldığını görürsünüz. Bahsettiğim diğer ülkelerin hiçbirinin etrafında bu denli yoğun çatışma yok.
Dahası, ABD’nin İran ve benzeri savaşları başlatıp ardından Atlas Okyanusu’nun gerisine çekilmesi gibi bir sorunla karşı karşıyayız; oysa bu savaşların neticeleri doğrudan Avrupa Birliği’nin kapı eşiğinde kalıyor.
İran’ı düşünüyorum; İsrail’in Suriye’den Lübnan’a, Batı Şeria’dan Gazze’ye kadar yürüttüğü pek çok savaşı düşünüyorum.
Yemen ile Suudi Arabistan arasındaki çatışmayı, hemen ardından Afrika’daki Mali ve benzeri bölgeleri, elbette Sudan’ı aklıma getiriyorum. Şüphesiz bizim açımızdan en ağırı Ukrayna savaşı; zira doğrudan kendi kıtamızda cereyan ediyor.
Avrupa Birliği’ni diğer üç küresel güçle mukayese ettiğinizde, muhtemelen en kıt doğal kaynaklara sahip coğrafya olduğumuzu da fark edersiniz. Devasa bir demografik sorunumuz var; üstünü örtmeyi tercih ettiğimiz ama muazzam tesirler yaratacak bir nüfus dönüşümü yaşıyoruz. En pahalı enerjiyi biz tüketiyoruz. Karşılaştırmalı üstünlüğümüzü kaybettik; sanayisizleşmeyle yüz yüzeyiz. Ve elbette, dünyada Avrupa’yı ayrıcalıklı kılan yegâne unsuru, sosyal güvenlik ve refah sistemimizi de yitiriyoruz.
Böylesi bir tabloda, yalnızca kurumsal yapısıyla değil, ortak dış ve güvenlik politikası inşa ettiklerini öne süren üye devletleriyle birlikte Avrupa Birliği’nin son derece dirayetli durmasını, etrafında olup bitenlere etkin tepki vermesini beklersiniz.
Ha, bu arada Amerika Birleşik Devletleri’ni unuttum; Grönland’ı adeta kıskacına alıyorlar, zira imzaladıkları son anlaşmanın Grönland’ın tam denetimini ele geçirme yolunda ilk adım kanaatindeyim. Oysa orası bir Avrupa toprağı. Peki Avrupa Birliği ne yapıyor? Ortada ne bir dış politika var ne de güvenlik politikası; en azından benim görebildiğim kadarıyla yok. Bolca siyasi demeç veriyorlar.
Bu açıklamalar ekseriyetle Avrupa’nın yeniden silahlanması, nihayet askeri bir güce dönüşmemiz gerektiği iddialarıyla ve ahlaki nutuklarla dolu. Bilirsiniz, Birleşmiş Milletler’de hep şöyle deriz: Savaştan ve ahlaktan bahseden savaşı arzular; menfaatlerden söz eden ise çözüm arar.
Avrupa Birliği’nde menfaati diline dolayan kimseyi göremiyorum; durum son derece kaygı verici. Kendini ahlaken daima üstün gören birinin ikiyüzlülüğe sürüklenmesi an meselesidir. Açıkçası tüm bu hezeyanları dinlemek bazen ıstırap veriyor. Avrupa Birliği’nin geleceğini doğrudan tehdit eden bu çatışma çemberine karşı hiçbir siyasetimiz yok.
Kimseyle konuşamıyorsunuz. Müzakere masalarının hiçbirinde yer almıyoruz. Ne bir teklif sunuyoruz ne de arabuluculuk yapalım diyerek sürece müdahil olmaya çalışıyoruz; artık böyle bir irade kalmadı.
Üstelik üye devletlerin harcamalarını bir kenara bırakırsak, sırf Avrupa Birliği’nin diplomatik servisinin yıllık maliyeti 1 milyar dolar. 1 milyar dolar! Ne yaptıklarını anlamış değilim. Sahada kendileriyle bizzat karşılaştım; Avrupalı diplomatların tam olarak ne işle meşgul olduğuna dair en ufak bir fikrim yok.
Her neyse, şüphesiz en can alıcı mesele Ukrayna; ne de olsa kendi kıtamızda. İçinde bulunduğumuz kadar güvensiz bir ortamda, akla ilk gelmesi gereken şey Avrupa kıtasında barışı tesis etmektir. Ancak o zaman diğer sorunlarla ilgilenebiliriz.
Avrupa kıtasında barışın sağlanması, Rusya ile konuşmamızı, müzakere etmemizi ve bu çatışmaya bir şekilde çözüm bulmamızı gerektiriyor. Fakat bunu yapamıyoruz.
Kendi içimize öylesine kapandık ki, Rusya karşısında ortak bir müzakere tavrı belirlemekten aciziz; zira 27 üye ülke politika değişikliğinde uzlaşamıyor. Müzakereyi yürütecek temsilcinin atacağı adımlarda mutabık kalamıyorlar ve barış görüşmelerinin tabiatında bulunan esnekliği o kişiye tanımaya asla yanaşmıyorlar.
‘E3’ ülkelerinin (Almanya, Fransa, İngiltere) inisiyatif alacağını düşünseniz dahi, bu üçlünün çıkarları birbirinden o kadar kopuk ki, tabloyu daha da tehlikeli kılıyor. İngilizler doğuyla barış anlamına gelebilecek her şeyden nefret eder; zira gözlerini Atlantik’e dikmiş durumdalar ve sanırım 1850’lerden bu yana bunu büyük bir tehdit olarak görüyorlar. Böylesi bir barıştan en karlı çıkacak aktör Almanya olmasına karşın son derece akıl dışı davranıyor. Fransızlar da muhtemelen hoş karşılamayacaktır.
Neticede elimizde hiçbir şey yok. Sözlerimi bağlarken şunu vurgulamak isterim: Avrupa Birliği, önümüzdeki uzun dönem boyunca dünyada istikrarsızlık unsuru olmaya devam edecek.
Zaman ilerledikçe bu istikrarsızlığın kendi sınırlarının içine de sirayet edeceğini düşünüyorum. Bunu dile getirmek son derece acı: Avrupa Birliği’nin barış projesi çöktü. Barışın yitirilmesiyle birlikte geleceğimiz ve gelecek nesiller ağır bedeller ödeyecek. Çok teşekkür ederim.
East-West Forum İstanbul’da toplandı: Çok kutupluluk geri döndürülemez
Diplomasi
AB ve Kanada, kapsamlı yeni bir ortaklık anlaşmasını duyuracak

AB ve Kanada, dijital ticaret engellerinin kaldırılmasından Ukrayna’ya ortak destek verilmesine ve orman yangınlarıyla mücadelede yatırım yapılmasına kadar uzanan kapsamlı yeni bir ortaklığı duyuracak.
29 Ekim’de başlayacak olan zirveye hazırlık amacıyla AB büyükelçilerine dağıtılan ve POLITICO tarafından elde edilen, iki tarafça yayınlanacak ortak bildiri taslağında, “Dünya, benzeri görülmemiş jeopolitik zorlukların yanı sıra ticaret, enerji, teknoloji, iklim ve kaynaklar alanındaki zorluklarla birlikte hızla değişiyor,” ifadesi yer alıyor.
AB ve Kanada, ABD Başkanı Donald Trump’ın ticaret savaşının yarattığı etkilerle boğuşurken stratejik bağlarını güçlendirmeye çalışıyor.
Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen, bu ay Kanada’yı AB’ye ortak üye olarak davet etmeyi önerdi.
Bu öneri, Trump’ın derhal gümrük vergisi uygulama tehdidinde bulunmasına yol açtı.
Taslak belgede, “Kanada ve AB, benzersiz ticaret erişimimiz, ortak değerlerimiz ve birbirini tamamlayan iktisadi güçlerimiz sayesinde daha derin ve daha entegre bir ilişki kurabilir,” deniyor.
Taraflar, Montreal’de düzenlenecek zirvede, kritik maden projelerine yönelik yatırımları hızlandırmak, tedarik zincirlerini güçlendirmek ve “piyasa dalgalanmalarını ve jeopolitik etkileri” hafifletmek amacıyla kritik kaynakları stoklamak da dahil olmak üzere tedarik güvenliğini artırmak istediklerini açıklamayı planlıyor:
“Stratejilerimizi ve standartlarımızı uyumlu hale getirecek, endüstrilerimizi birbirine bağlayacak ve hedeflerimizi halklarımız için en yüksek getiriyi sağlayacak sektörlere odaklayacağız. Buna, sıvılaştırılmış doğal gazdan hidroelektrik, güneş, rüzgâr ve nükleer enerjiye kadar, dünyanın büyük bir kısmının ihtiyaç duyduğu düşük karbonlu, güvenilir enerjinin geliştirilmesi de dahil.”
Ottawa ve Brüksel ayrıca, 2030 yılında Kanada ve Avrupa’da orman yangınlarıyla mücadele için kullanıma hazır olacak 50 adet De Havilland su bombardıman uçağının ortak satın alımını da duyuracak.
Von der Leyen, 15 Eylül’deki Birliğin Durumu konuşmasında, “Gönüllü olarak güçlerimizi birleştiriyoruz… Bir teknoloji ittifakı kuracağız. Savunma sanayi üslerimizi entegre edeceğiz. Kuzey Kutbu’nu amiral gemisi niteliğinde bir ortak proje haline getireceğiz. Enerji, kritik mineraller ve piller üzerinde çalışacağız. Yapay zeka, kuantum, siber ve iktisadi güvenlik alanlarında da işbirliği yapacağız,” demişti.
Diplomasi
Avrupalı şirketlerden AB-ASEAN ticaret paktı çağrısı

Avrupalı şirketler, Avrupa Birliği’nin geçen hafta Filipinler ile yaptığı anlaşmada sağlanan ilerlemenin ardından ASEAN ile bölgeden bölgeye kapsamlı bir ticaret paktı yapılması çağrısında bulunuyor. Brüksel ise ticari ve siyasi ilişkilerini çeşitlendirmeye çalışıyor.
Avrupa Birliği’nin ayrıca Tayland ile yürüttüğü ticaret anlaşması müzakerelerini bu yılın sonuna kadar sonuçlandırması bekleniyor. Görüşmelerin 10. turu salı gününe kadar sürüyor. AB’nin bölgede halihazırda Singapur, Endonezya ve Vietnam ile ticaret anlaşmaları bulunuyor; Malezya ile de müzakereler devam ediyor.
Ancak şirketler, dünyanın en büyük iki ekonomisi olan Çin ve ABD ile rekabet ortamında AB’nin daha ileri giderek ASEAN’ın tamamıyla blok düzeyinde bir anlaşma yapmasını istiyor.
AB-ASEAN İş Konseyi İcra Direktörü Chris Humphrey, “Güneydoğu Asya, Avrupalı şirketleri güvenilir yatırımcılar olarak görüyor ancak bu şirketler Amerikan ve Çin hükümetlerinin tüm siyasi ve mali ağırlığıyla rekabet ediyor,” dedi.
Humphrey, Nikkei Asia’ya yaptığı açıklamada ikili anlaşmaların nihai hedef olmaması gerektiğini belirterek, Avrupalı şirketlerin özellikle enerji, sağlık, dijital hizmetler ve finansal hizmetler alanlarında uzun süredir bölgeden bölgeye bir ticaret anlaşması çağrısı yaptığını söyledi.
İş konseyinin eylül başında 150 Avrupalı iş dünyası yöneticisiyle gerçekleştirdiği ankette katılımcıların yalnızca yüzde 18’i AB’nin ASEAN ile yeterince angaje olduğunu düşündüğünü söyledi. Humphrey, Ticaret Komiseri Maros Sefcovic ile AB’nin en üst düzey diplomatı Kaja Kallas’ın ziyaretleri dışında üst düzey temasların hâlâ sınırlı kaldığını belirtti.
Sözde insan hakları ile çevre ve gıda güvenliği standartlarına ilişkin kaygılar, iki blok arasındaki müzakereleri uzun süredir zorlaştırıyor. Örneğin AB’nin Endonezya ile yürüttüğü görüşmelerde ormansızlaşma meselesi yıllarca önemli bir anlaşmazlık konusu oldu. Taraflar ancak geçen yıl kapsamlı bir ekonomik ortaklık anlaşması imzalayabildi.
Benzer şekilde AB ile Bangkok arasındaki ticaret müzakereleri, başladıktan bir yıl sonra, 2014’te Tayland ordusunun darbeyle iktidarı ele geçirmesi üzerine askıya alındı. Görüşmeler 2023’te resmen yeniden başlatıldı. Analistler yakın zamanda bir anlaşmaya varılmasının önünde büyük bir engel görmediklerini söylese de Tayland’ın ton balığı ve deniz ürünleri balıkçılığındaki çalışma standartları Avrupa sektöründe kaygı yaratıyor.
Bölgeden bölgeye düzeydeki müzakereler ise ilk kez 2007’de başlatılmış, Myanmar’daki askeri darbe nedeniyle 2009’da karşılıklı mutabakatla durdurulmuştu.
Brüksel Özgür Üniversitesi ve KU Leuven’de öğretim görevlisi Camille Nessel, “ASEAN, mevcut jeopolitik tartışmaların ima ettiğinden çok daha uzun süredir bir öncelik,” dedi.
Singapur’daki ISEAS-Yusof Ishak Enstitüsü kıdemli araştırmacısı Joanne Lin de tarafların beklentilerindeki uyumsuzluğun ilişkileri sınırladığını belirtti. Lin’e göre AB, ticaret yoluyla iş gücü, çevre, sürdürülebilirlik, insan hakları ve düzenlemeler alanlarında reformları teşvik etmeyi umuyor.
Lin, “Ancak ASEAN, AB’nin daha pratik bir ortak olmasını ister,” dedi. İşbirliği alanları arasında yeşil dönüşüm, enerji bağlantıları, dijital ticaret, dirençli tedarik zincirleri ve sürdürülebilir altyapıyı örnek gösterdi.
Ancak koşullar değişti. Son birkaç yılda jeopolitik rekabet ve gerilimler belirgin biçimde arttı. Büyük Avrupa ekonomilerinin büyümekte zorlandığı bir dönemde AB, Çin ve ABD arasında sıkışmış hissediyor. Analistlere göre bu ortamda Sefcovic daha pragmatik bir yaklaşım benimseyebilir ve coğrafi olarak daha uzak olsalar bile müttefiklerle işbirliği arayışına girebilir.
ASEAN ülkeleri açısından ise komşular arasındaki rekabet, tarafları uzlaşmaya yönelterek ticaret anlaşmalarının sonuçlandırılmasını hızlandırmış olabilir.
Nessel, “Vietnam AB ile bir anlaşma yaptıktan sonra bu durum Endonezya ve Filipinler açısından önem kazandı,” dedi. “Bu ülkeler birçok aynı sektörde rekabet ediyor ve tercihli erişim, rekabet dengesini değiştiriyor” diye ekledi.
AB-Filipinler anlaşması, tarım-gıda ürünleri, makineler ve beyaz eşya dahil olmak üzere ticarete konu malların yüzde 94’ündeki tarifeleri kaldıracak. Ayrıca Filipinler’in kamu ihaleleri pazarı ilk kez yabancı şirketlere açılacak.
Sefcovic, “Anlaşma her büyüklükteki işletme için gerçek fırsatlar sunuyor. Aynı zamanda dayanıklılığın stratejik bir öncelik haline geldiği bir dönemde daha güçlü ve çeşitlendirilmiş bir tedarik zinciri sağlıyor” dedi.
Resmi verilere göre AB, geçen yıl Filipinler’in dördüncü büyük ticaret ortağıydı ve ülkenin toplam mal ticaretinin yüzde 8,3’ünü oluşturdu. İki taraf arasındaki mal ticaretinin hacmi 17,6 milyar avro, yani yaklaşık 19,9 milyar dolar seviyesindeydi.
Bu tekil ticaret anlaşmaları, iki bloğu sonunda daha kapsamlı bir anlaşmaya doğru taşıyabilir.
Bir AB sözcüsü, “ASEAN’ın tek tek üyeleriyle oluşturulan bu ikili serbest ticaret anlaşmaları ağı, ortak uzun vadeli hedefimiz olmaya devam eden nihai bölgeden bölgeye serbest ticaret anlaşmasına giden yolda yapı taşları işlevi görebilir,” dedi.
Diplomasi2 hafta önceKanada, Birleşik Krallık liderliğindeki askeri koalisyona katılmak istiyor
Asya2 hafta önceÇin yapay zekâ, çipler ve akıllı fabrikalara büyük yatırım yapıyor
Asya2 hafta önceFed’in faiz artışının ardından Çin parasal gevşemeye devam edecek mi?
Asya2 hafta önceHindistan ve Vietnam, ‘Çin artı bir’ rekabetini ticari kazanıma dönüştürmeyi hedefliyor
Asya2 hafta önceJaponya Merkez Bankası faizleri 1995’ten bu yana en yüksek seviyeye çıkardı, yen değer kaybetti
Asya2 hafta önceGüney Kore lideri Lee, ABD baskısına rağmen Ortadoğu’da savaşa dahil olmayacaklarını söyledi
Diplomasi4 gün önceEast-West Forum İstanbul’da toplandı: Çok kutupluluk geri döndürülemez
Ortadoğu2 hafta önceABD, Yemen ile görüştü iddiası










