Avrupa
AB, iktisadi korumacılığa hazırlanıyor

AB yetkilileri, ABD ve Çin’den gelen rekabetle baş edebilmek için görülmedik dış iktisadi koruma duvarları oluşturmaya hazırlanıyor.
Brüksel, ABD pazarının giderek izole olması ve Çin’den gelen ucuz ithalat dalgasına korumacı piyasa müdahaleleriyle yanıt veriyor.
Handelsblatt’a bilgi veren AB yetkililerine göre önümüzdeki haftalarda, Avrupa Komisyonu çelik ve çelik ürünlerine yüzde 25 ila 50 arasında geniş kapsamlı koruyucu gümrük vergileri uygulamayı planlıyor.
Aynı zamanda, AB kamu ihalelerinin “Avrupa’dan satın al” kurallarına bağlanmasını planlıyor: metrolar, köprüler ve demiryolları gelecekte Avrupa’dan gelen yeşil çelikle inşa edilecek.
Ayrıca büyük şirketler ve araç kiralama şirketleri, kotalar aracılığıyla filoları için Avrupa menşeli elektrikli otomobiller satın almaya teşvik edilecek.
Sanayi Komiseri Stéphane Séjourné, Handelsblatt’a verdiği demeçte, “Avrupa’nın yeni bir denge bulmaktan başka seçeneği yok,” dedi ve bunun için “daha az iç ticaret engeli ve gerçekten işleyen tek bir pazar”ın gerekli olduğunu, fakat “artık kurallara uymayan ortaklarla dengeyi yeniden sağlamak için koruyucu önlemlere” de gerek duyduklarını ekledi.
Brüksel, Alman hükümetinden de temkinli bir destek alıyor. SPD’li Federal Maliye Bakanı Lars Klingbeil çarşamba günü Berlin’de “Avrupa malı satın almak ileriye giden bir yol olabilir,” dedi. Bu konuda Fransız mevkidaşı Éric Lombard ile de görüşüyor.
Avusturya ise Komisyonu açıkça destekliyor. Ekonomi Bakanı Wolfgang Hattmannsdorfer, Avrupa sanayisi için bir “koruyucu kalkan” oluşturulmasını istiyor.
Bakan Handelsblatt’a, “Daha korumacı ve vatansever bir Avrupa tutumu sergilemeliyiz. Ben serbest ticaretin dostuyum, ama güzellik uğruna ölmemeliyiz. İstihdamı kurtarmak için elimizden gelen her şeyi yapmalıyız,” dedi.
Avrupa artık “naif” olmak istemiyor
Avusturya, Belçika, Bulgaristan, Fransa, Yunanistan, İtalya, Lüksemburg, Polonya, Romanya, Slovakya ve İspanya hükümetleri Komisyondan sanayiyi daha iyi koruması çağrısında bulundu.
Handelsblatt’a sunulan bir görüş belgesinde, hükümetler çelik ve çelikten üretilen ürünlere yüzde 50’lik bir koruyucu gümrük vergisi uygulanmasını öneriyor.
Bu, Avrupa’da ticaret politikasında bir U dönüşü anlamına geliyor. On yıllardır AB, uluslararası alanda açık pazarların savunucusu olarak kendini göstermişti, fakat şimdi odak noktası ithalata karşı savunmaya kayıyor.
Şansölye Yardımcısı Klingbeil, kendisinin de aslında serbest ticaretten yana ve korumacılıktan yana olduğunu söyledi ama Çin ve ABD’nin sanayi politikaları göz önüne alındığında “naif” olmamak gerektiğini de ekledi.
Her iki ülke de kendi sanayilerini korumak için stratejik önlemler alıyor. Klingbeil, “Bu nedenle Avrupa’nın stratejik bir sanayi politikasına ihtiyacı var,” dedi. Klingbeil’e göre bunu yaparken, “Avrupa’dan satın al” yaklaşımının “en azından incelenmesi” gerekiyor.
Avrupa ağır sanayisinin bakış açısından da devletin müdahale etmesinin zamanı geldi. Alman Çelik Birliği CEO’su Kerstin-Maria Rippel, “Şu anda en çok ihtiyaç duyulan şey, devasa miktarlarda dampingli ithalata karşı gerçekten etkili ve güvenilir bir dış ticaret koruması,” dedi.
Ekonomistler tartışıyor: Draghi, liberallere karşı
Ekonomistler bu stratejinin işe yarayıp yaramayacağını tartışıyor. Eski merkez bankası başkanı Mario Draghi, geçtiğimiz günlerde AB’nin iç pazarını Çin’den gelen ithalat selinden çok daha güçlü bir şekilde koruması gerektiği konusunda uyarıda bulundu.
Draghi, Avrupa’nın serbest ticarete olan “körü körüne inancı”nın bir “tuzak” olduğunu, çünkü “diğerlerinin piyasaları bozduğunu ve eşit olmayan rekabet koşulları yarattığını” söyledi.
Daha liberal ekonomistler ise bu konuda şüpheci. Kiel Dünya Ekonomisi Enstitüsünden Stefan Kooths, “Kendimizi dış dünyaya kapatmak hiçbir şey kazandırmayacak. Çünkü tüm değer zincirlerini Avrupa sınırları içine geri getirmekte başarılı olamayacağız,” dedi.
Ona göre bu stratejinin tek sonucu fiyatların artması olacak.
Öte yandan siyasette ve ekonomide yeni öncelikler ortaya çıktı: Ukrayna savaşı ve ekonomik ve güvenlik çıkarlarının giderek daha fazla iç içe geçmesi, Avrupa’nın kendi sanayi tabanını terk edemeyeceğini fark etmesini sağladı.
Donald Trump’ın gümrük vergileri, Avrupa sanayisine ek baskı uyguluyor. En azından Avrupa ürünleri, ABD pazarında korkulduğu kadar pahalı olmayacak.
ABD hükümeti çarşamba akşamı yaptığı açıklamada, 1 Ağustos itibarıyla Avrupa Birliği’nden gelen otomobil ithalatına uygulanan gümrük vergilerini geriye dönük olarak yüzde 15’e indirdiğini duyurdu.
Bu, Trump ve Komisyon Başkanı Ursula von der Leyen tarafından Temmuz ayında imzalanan ticaret anlaşmasını yürürlüğe sokuyor.
ABD anlaşması çok az rahatlama sağlıyor
Ne var ki anlaşmayla Avrupa’da her şeyin yoluna girdiğinden söz edilemez. Bir yandan, ABD’nin Avrupa çeliği, alüminyumu ve bu malzemelerden üretilen parça ve makinelere uyguladığı gümrük vergileri yüzde 50 olarak değişmeden kalıyor.
Öte yandan Trump, elektrikli otomobillerin yanı sıra çelik ve alüminyum gibi birçok Çin malına ABD pazarını neredeyse tamamen kapatıyor. Ticaret akışı şimdi Avrupa ve üçüncü pazarlara yönlendiriliyor ve bu da Avrupa endüstrisi üzerindeki baskıyı artırıyor.
Saar Çelik Birliği Genel Müdürü Antje Otto, “Etkili dış ticaret koruması çok önemli: Üretim hacmi menşe pazarındaki talebi aşan ve fazlalık olarak AB’ye damping fiyatlarıyla ihraç edilen, yüksek oranda sübvanse edilen ucuz çeliğe karşı, özellikle uluslararası gümrük politikası ışığında, etkili araçlar kullanılmalıdır,” dedi.
AB artık iç pazarını daha iyi korumak istiyor ama Trump gibi genel gümrük vergileri yerine, hedefli müdahalelere odaklanıyor. Önümüzdeki haftalarda, çelik ve alüminyum ürünlerine yüksek koruyucu gümrük vergileri uygulamayı planlıyor. Mevcut ithalat kotası da azaltılacak.
“Önce Avrupa”: Trump iktisadı AB’ye geliyor
Modern, iklim nötr çelik fabrikalarına yatırım için bir teşvik yaratmak amacıyla Komisyon, kamu ihalelerinin verilmesi için kriterleri ayarlamak istiyor.
Gelecekte, devlet altyapı projeleri için yeşil çelik kotalarını belirlemek istiyor. Avrupa Komisyonu Genel Müdürü Kerstin Jorna, yetkililerin konseptini 25 Kasım’da sunacağını söyledi.
Federal Maliye Bakanı Klingbeil, Alman altyapısına yapılacak büyük hükümet yatırımlarıyla olan etkileşime dikkat çekiyor. Maliye bakanı, “Şu anda başlattığımız yollar, köprüler ve demiryollarına yapılan birçok yatırımda, Avrupa’da üretilen çeliğin kullanılmasını istiyorum,” dedi.
Toplu İş Sözleşmesi Kanununun bu konuda yardımcı olabileceğine dikkat çeken bakan, “Çünkü Çinli çelik fabrikaları toplu iş sözleşmelerine göre ödeme yapmıyor,” dedi.
Fakat Komisyonun planları ağır sanayinin ötesine geçiyor. Başkan von der Leyen, yıl sonuna kadar “temiz kurumsal filolar” için bir yasa sunmak istiyor.
AB’nin üst düzey yetkililerine göre, araba kiralama şirketleri ve büyük şirketler, 2030’dan itibaren filolarını iklim açısından nötr araçlarla donatmak zorunda olacak. Almanya bu konuda şüpheci.
Draghi ise yarı iletkenler ve yapay zeka için de “Avrupa’dan satın al” maddeleri öneriyor. Kamu sözleşmeleri, Avrupa gayri safi yurtiçi hasılasının yüzde 14’ünü oluşturuyor.
Draghi, “Bunun küçük bir kısmını bile Avrupa şirketlerine tahsis etmek, inovasyonu finanse etmek ve stratejik sektörleri güçlendirmek için istikrarlı bir talep yaratacaktır,” diyor.
İklim korumasından kaynaklanan ek baskı
Avrupa endüstrisinin derin bir krizde olduğu büyük ölçüde tartışmasız bir gerçek. ABD ve Çin’in kontrollü ticaret politikaları nedeniyle uyum sağlama baskısı, Avrupa’nın iklim koruma hedefleri nedeniyle daha da artmaktadır.
Avrupa’da, özellikle Almanya’da gaz ve elektrik fiyatları dünyanın diğer bölgelerine göre önemli ölçüde daha yüksekken, aynı zamanda şirketler Avrupa emisyon ticaret sistemi nedeniyle yüksek maliyetlerle karşı karşıya kalıyor.
Tüm bunlar, mevcut tesislerin işletilmesini daha pahalı hale getiriyor. İklim nötrlüğüne geçişi yönetmek için, örneğin iklim nötr hidrojen kullanımına dayalı tamamen yeni üretim kapasiteleri de inşa etmeleri gerekiyor.
Şirketlerin bakış açısından, yeşil çelik, yeşil çimento veya yeşil amonyak için “Avrupa’dan satın al” maddeleri bu nedenle çok önemli. Alman Çelik Birliği’nden Rippel, “Bu, dayanıklılığımızı ve aynı zamanda iklim nötrlüğüne geçişimizi teşvik edecektir,” dedi. Saar Çelik Birliğinden Otto, “Avrupa’nın düşük karbonlu hammaddeler için öncü pazarlar yaratmasının zamanının geldiğini” yineledi.
“Yeşil öncü pazarlar” aracılığıyla Avrupa’dan iklim dostu ürünlere talep yaratma fikri, yeşil çelik, yeşil çimento veya yeşil amonyağın şu anda geleneksel olarak üretilen ürünlerle rekabet etme şansı olmadığı gerçeğine dayanıyor.
Bu ürünler, örneğin yeşil hidrojen kullanımına dayandıkları veya yalnızca karmaşık CO₂ yakalama ve depolama tesisleriyle birlikte düşünülebilecekleri için önemli ölçüde daha pahalı.
Almanların rol modeli Fransa
Bu nedenle Fransa, demiryolu rayları ihalelerinde yeşil çeliği özel olarak talep etmeye başladı bile. Demiryolu ağı işletmecisi SNCF, raylarını Saarstahl’ın iklim dostu çeliği ile yenilemek istiyor.
Hamburg da yeni U5 metro hattı için yeşil çeliğe güveniyor. Fakat Almanya’da genellikle en ucuz teklif ihaleyi kazanıyor. Bu, “karbon ayak izi” yüksek, geleneksel, genellikle Avrupa dışı çelik.
Kamu sektörünün ihalelerde yeşil ürünleri şart koşmasına olanak tanıyacak olan Almanya’daki kamu ihale kanununun reformu, geçen yasama döneminin sonuna doğru başarısız oldu. CDU, CSU ve SPD’den oluşan mevcut koalisyon bu konuyu gündeme almak istiyor.
Avrupa
Polonya kendi uydu ağını kurarak Musk’a bağımlılığı bitirmeyi hedefliyor

Polonya Başbakanı Donald Tusk, ülkesinin Starlink benzeri yerli bir uydu iletişim ağı kuracağını açıkladı. 34. Uluslararası Savunma Sanayii Fuarı (MSPO) kapsamında konuşan Tusk, Polonya ve Avrupa’nın güvenliğinin “tek bir kişinin hevesine bağlı kalamayacağını” vurguladı.
Tusk, Polonya haber platformu Wiadomosci’nin aktardığı konuşmasında projenin ciddiyetine dikkat çekti: “Evet, bu bir meydan okuma, bir hayal; ancak kesinlikle boş bir heves değil. Bugün başlattığımız bu sürecin nihai hedefinin Polonya’nın kendi Starlink sistemi olabileceğini ve olacağını ifade ettik.”
Polonya’nın uzay alanında sahiden kayda değer bir ortak olduğunu belirten Tusk, bu girişimin yalnızca milli bir tatmin meselesi taşımadığını dile getirdi. Başbakan konuşmasını şöyle sürdürdü: “Açık konuşayım: Polonya’nın ve Avrupa’nın güvenliği tek bir kişinin hevesine bırakılamaz. Kendi uydu iletişim sistemimiz olmadan tam bir güvenlikten söz edemeyiz.”
Donald Tusk, yıl sonuna kadar Polonya’nın uzaydan birkaç dakika içinde görüntü aktarabilen dokuz uyduya sahip olacağını kaydetti.
Tusk, savunma fuarında uydu projesinin yanı sıra yeni ağır piyade muharebe aracının adını da duyurdu. “Ayı” (Niedźwiedź) ismi verilen araç, mevcut Borsuk modelinden 12 ton daha ağır bir yapıyla üretildi. Aracın yüksek hareket kabiliyetini koruduğu ve mürettebat korumasını önceliklendirdiği bildirildi.
Polonya basınından Rzeczpospolita gazetesi, ağustos ayında Elon Musk’ın sahibi olduğu SpaceX şirketinin uydu interneti hizmet koşullarını değiştirdiğini yazmıştı.
Yeni kuralların Polonya’yı Avrupa mobil kapsama bölgesinden çıkarması, Polonyalı kullanıcılar açısından maliyet artışı riskini beraberinde getirdi.
Gelişmeler üzerine Polonya Dışişleri Bakanı Radosław Sikorski, sosyal medya üzerinden SpaceX’in sahibi Elon Musk’a yönelik bir uyarıda bulundu. Sikorski mesajında şu ifadelere yer verdi: “Bak Elon Musk, Polonyalı Starlink kullanıcılarına yönelik ayrımcılığı durdur; aksi takdirde hizmetlerin karşılığında sana ödediğimiz yıllık 50 milyon doları yeniden değerlendirebiliriz.”
Ukrayna ordusu, Şubat 2022’de çatışmaların başlamasından bu yana cephede Starlink uydu terminallerini yoğun biçimde kullanıyor. Ukrayna Silahlı Kuvvetleri için sağlanan Starlink hizmetinin faturasını Polonya Dijitalleşme Bakanlığı karşılıyor.
Geçen yılın mart ayında Musk, Starlink erişiminin kesilmesi halinde Ukrayna’nın cephe hattının çökeceğini ileri sürmüştü. Musk yaptığı paylaşımda, “Benim Starlink sistemim Ukrayna ordusunun omurgasını oluşturuyor. Sistemi kapatırsam tüm cephe hatları çöker” demişti.
Polonya Dışişleri Bakanı Sikorski ise Musk’ın bu sözlerine karşılık, Ukrayna’daki Starlink bağlantısının masraflarını karşıladıklarını, böyle bir senaryoda yıllık 50 milyon dolar harcayan Polonya’nın farklı hizmet sağlayıcılarına yönelmek zorunda kalacağını belirtmişti.
Avrupa
Leipzig’deki İHA olayında tanık ifadeleri resmi iddialarla çelişiyor

Leipzig/Halle Havalimanı’nda geçen ay düşürülen insansız hava aracına ilişkin çalışan ifadeleri, Almanya’nın Rusya’yı suçlayan resmi anlatımıyla ve basına yansıyan patlayıcı görüntüleriyle uyuşmuyor. Görgü tanığı personel, kargo alanına inen sıradan bir tüketici cihazının elle yakalandığını, patlayıcı taşımadığını ve hemen peşinden özel ekiplerin olağandışı bir hızla sahaya ulaştığını savunuyor.
Almanya basını ile NATO müttefiklerinin yayın organlarında yer alan ve Leipzig Havalimanı sahasına geçen ay Rus ajanları tarafından yerleştirildiği iddia edilen patlayıcı düzeneğe ait fotoğrafların gerçek olmadığına dair ikna edici kanıtlar ortaya çıktı.
Ukraynalı araştırmacı gazeteci Anatoliy Şariy, havalimanı çalışanlarının tanıklıklarına dayandırdığı anlatımında, yayımlanan görsellerin olay yerindeki ilk manzarayla örtüşmediğini, söz konusu hava aracının ise fotoğraf ve video çekimi amacıyla üretilmiş, piyasada kolayca erişilebilen küçük ve ucuz bir tüketici cihazı olduğunu kaydetti.
Şariy’nin 6 Eylül tarihinde X platformunda paylaştığı ayrıntılı aktarım, insansız hava aracının ele geçirilişine ve sonrasındaki resmi müdahaleye bizzat tanıklık eden havalimanı personeline dayanıyor.
The source also draws attention to the situation around the airport following the incident. According to him, police officers are now stationed around the clock near the emergency gate by the S8a, where spotters previously gathered at night and from where drones had periodically…
— Anatolij Sharij (@anatoliisharii) September 6, 2026
Anlatılanlara göre çalışanlardan biri, böylesi bir cihazın kayda değer ilave bir yük taşıyabileceğinden dahi şüphe duyuyor.
Berlin yönetimi ise Leipzig’deki hadiseden doğrudan Moskova’yı sorumlu tutuyor. Almanya Dışişleri Bakanı Johann Wadephul, 1 Eylül günü yaptığı açıklamada Rusya’yı işaret ederek şunları söyledi:
“Leipzig’deki saldırı girişimiyle Rus yönetimi, zaten ağır baskı altındaki ikili ilişkilerimize bilinçli şekilde daha büyük zararlar verme kararı almıştır. Federal İçişleri Bakanı’nın az önce dile getirdiği hükümet çizgisi geçerlidir. Almanya güvenliğini koruyor; güvensizlik yaymak isteyen karşı güçlere karşı kendini savunuyor. Federal Hükümet bu nedenle Leipzig’deki hibrit saldırının faili olarak Rusya’ya karşı gerekli adımları atıyor.”
Wadephul, Rusya’nın sergilediği tutumu Avrupa genelindeki eylemlerin bir halkası olarak niteledi:
“Rusya Federasyonu’nun az önce tarif edilen tehlikeli adımları; Avrupa’ya dönük istikrarsızlaştırma, dezenformasyon yayma, tehdit, sabotaj ve saldırganlık girişimlerinin uzun bir zincirini oluşturuyor. Ne yazık ki Almanya da bunun dışında kalmadı. Rus liderliği ülkemize açık bir husumetle yaklaşıyor.”
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ise aynı gün Rus basınına verdiği demeçte suçlamaları reddederek hadisenin bir kurgu olduğunu savundu. Putin, meselenin iç siyasetle ilişkili olduğunu öne sürdü:
“Bunun büyük ölçüde iç siyasi durumla ilgili olduğuna inanıyorum. Şansölye’nin siyasi pozisyonu karmaşık. Vatandaşları kendisine güvenmiyor. Bunun sebebi de açık; ulusal çıkarları savunmak yerine bunları heba ediyor. Belirgin ekonomik hatalar ortada: İşletmeler kapanıyor, insanlar işlerini kaybediyor, hayat standartları hızla geriliyor. Bu adımı neden attıkları meçhul. Sadece tek bir açıklamaları var: ‘Saldırgan Rusya’ya’ karşı durmak zorundalar. Kanıt mı istiyorsunuz? İşte oraya kendileri yerleştirdi.”
Kuzey Akım boru hattına yönelik sabotaja da değinen Putin, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Birkaç ay ya da bir yıl önce Alman makamlarının Kuzey Akım boru hattını patlatmakla Rusya’yı suçladığını herkese hatırlatmak isterim. Böylesine tuhaf bir fikir ortaya atmalarına gerçekten şaşırmıştım; zira biz Avrupa’ya gaz satmak istiyorduk. Bugün de gaz sağlamaya hazırız. Yapmaları gereken tek şey düğmeye basmak, bu kararı almak. Ancak ABD yaptırımları ve diğer her şey yüzünden buna cesaret edemiyorlar. Güzel, ama şimdi attıkları adımların ardındaki sebepleri açıklamak zorundalar. Düşen oy oranları ve Saksonya dahil yaklaşan seçimler göz önüne alındığında, Alman iktidar çevrelerinin siyasi geleceği tartışmalı hale geliyor. Bence açıklama tam olarak budur. Bunun yeni bir hata olduğunu ve Alman halkının menfaatleriyle çeliştiğini düşünüyorum.”
Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov da 6 Eylül’de yaptığı değerlendirmede, Berlin yönetiminin suçlamalarını fiili bir savaş ilanı olarak gördüklerini dile getirdi. Vesti internet sitesinin aktardığına göre Lavrov şu ifadeleri kullandı:
“Leipzig, havalimanı. Orada bir insansız hava aracı buldular. Rus yapımı olduğunu söylediler, kimse araştırmaya dahi gerek duymadı. Bu durum, özünde gerçek bir savaşın başlangıcıdır. Başkonsolosluğu Bonn’dan çıkardılar, anlaşmayı feshettiklerini ilan ettiler. Berlin’deki Rus Evi kapatılıyor. İkinci Dünya Savaşı’nın, daha doğrusu Büyük Vatanseverlik Savaşı’nın başlamasından önce de Almanların diplomatik temsilciliklerini kapattığını hatırlıyorum. Merz’in Almanya’yı yeniden Avrupa’nın lider askeri gücü yapma yönündeki tüm açıklamaları hayata geçiriliyor. Aslında bize savaş açıyor. Tarihin dersleri hiç alınmamış. Nazizmin metastazlarının yeniden yüzeye çıktığı görülüyor. Bu tehlikeli bir gelişme. Rus liderliğinin gereken sonuçları çıkaracağına inanıyorum.”
Moskova’dan yazan deneyimli gazeteci John Helmer’ın aktardığı kulis bilgilerine göre bazı Alman kaynaklar, Alman polis ve istihbaratınca izlenen, içine sızılmış yerel muhalif grupların ve aşırı sol yapıların bu olayda kullanılmış olabileceğine işaret ediyor.
Güvenlik birimlerinin hadiseden önceden haberdar olabileceğini öne süren kaynaklar, Kızıl Ordu Fraksiyonu çizgisindeki aşırı sol unsurların askeri üretime müdahale tatbikatları yaptığını savunuyor.
Aynı kaynaklar, Ukrayna tarafının sahip olduğu insansız hava aracı tecrübesiyle Rus parçalarından cihazlar üretip sahte bayrak operasyonu yürütebilecek yetenekte olduğunu ve Kuzey Akım soruşturmasında Almanya’da tutuklanan dalgıçların intikamını alma saikine sahip olabileceğini iddia ediyor.
Hadiseye ilişkin yeni tanıklıkları kamuoyuna taşıyan Ukraynalı gazeteci Anatoliy Şariy, 2012 yılından bu yana sürgünde yaşıyor ve uzun yıllardır çeşitli fiziki saldırıların hedefi durumunda.
Şariy’nin İngilizce kaleme aldığı ve havalimanı tanıklıklarına dayanan haberi şu detayları aktarıyor:
Leipzig/Halle Havalimanı sahası daha önce güvenlik ihlallerine sahne olmuştu. 1 Ağustos 2024 tarihinde “Letzte Generation” (Son Nesil) adlı çevre hareketine mensup yedi eylemci, dış güvenlik çitlerini üç ayrı noktadan keserek havalimanının kısıtlı bölgesine girmişti. Eylemcilerden beşi kendilerini taksi yollarına yapıştırmış, diğer iki kişi ise eylemi gerçekleştiremeden yakalanmıştı. Yaşanan bu olay, yabancı kişilerin gece vakti güvenlik çemberini aşarak uçuş operasyon sahasına erişebildiğini belgelemişti.
Şariy’ye konuşan çalışan, insansız hava aracı hadisesinin kamuoyuna yansıtılandan çok farklı bir seyir izlediğini aktarıyor. Olay, gece saatlerinde DHL uçaklarının bakımının yapıldığı ve Antonov uçaklarının konuşlandığı “Vorfeld 2” bölgesinde, bir kargo uçağının yükleme aşamasında meydana geldi. Havalimanı personeli daha önce de tesis çevresinde uçan cihazlara rastlıyordu. Havalimanı sınırından geçen S8a karayolunun yakınında bir acil çıkış kapısı ile pisti rahat gören bir nokta bulunuyor. Gece saatlerinde havacılık meraklıları iniş ve kalkış yapan uçakları fotoğraflamak için bu alanda toplanıyor. Kaynak, geçmişte bu bölgede çok sayıda insansız hava aracının görüldüğünü, ancak bu araçların insanlara veya uçaklara bu denli yaklaşmadığını dile getiriyor.
Olay gecesi ise yükleme sürerken küçük bir hava aracı kargo uçağının etrafında dönmeye başladı ve bir personelin hemen yanında havada asılı kaldı. Görgü tanığı çalışanlar aygıtın nereden havalandığını göremedi. Cihaz yeterince alçaldığında personel müdahale ederek aracı eliyle yere bastırdı ve pervanelerine hasar vererek etkisiz hale getirdi. Ardından telsizle cihazın zaptedildiğini bildirdi.
Tanık çalışanın asıl dikkat çektiği nokta bundan sonraki süreç oldu. Telsiz anonsunun hemen ardından, yalnızca birkaç dakika içinde polis ekipleri, bomba imha uzmanları, itfaiye personeli, özel bomba imha robotu dahil ağır ekipmanlar ve televizyon ekipleri aprona ulaştı. Havalimanının Leipzig kent merkezine yaklaşık 20 kilometre mesafede yer alması, personelin zihninde soru işaretleri doğurdu. Zira dışarıdan gelen kişilerin doğrudan piste girmesi mümkün değil; güvenlik kontrolünden geçip “Tagesausweis” (günlük giriş kartı) almaları gerekiyor. Kaynak, yalnızca bu onay prosedürünün bile ciddi vakit aldığını, dolayısıyla tam teçhizatlı özel ekiplerin ve kameramanların anonsun hemen peşinden alana ulaşmasının olağandışı bir hız taşıdığını belirtiyor.
Tanık, cihazda patlayıcı veya fünye bulunduğu yönündeki haberleri kesin bir dille reddediyor. Aracı eliyle düşüren personelin hiçbir patlayıcı madde ya da fünye görmediğini aktaran kaynak, basında Çek yapımı Semtex patlayıcı ile servis edilen fotoğrafların sahadaki ilk durumla uyuşmadığını ifade ediyor. İlgili çalışan, haberleri izledikten sonra olayın kamuoyuna sunuluş biçimine tepki gösterse de işini kaybetme endişesiyle sessiz kalıyor.
Olayın ardından havalimanı çevresinde güvenlik önlemleri artırıldı. Daha önce uçak gözlemcilerinin beklediği S8a yolu üzerindeki acil çıkış kapısı çevresinde artık polis ekipleri 24 saat nöbet tutuyor.
Mevcut tablo, hadiseye dair birbiriyle taban tabana zıt iki anlatı ortaya koyuyor: Resmi makamların sunduğu, tehlikeli bir insansız hava aracının tespit edilip acil durum protokollerinin işletildiği anlatım ile sıradan bir sivil cihazın personelce düşürüldüğü ve hemen ardından önceden hazırlanmış izlenimi veren geniş çaplı bir güvenlik ve medya operasyonunun başlatıldığını savunan çalışan anlatımı.
Havalimanı personelinin ifadeleri olayın kesin olarak provokasyon olduğunu tek başına kanıtlamasa da yanıtlanması gereken somut sorular barındırıyor: Telsiz anonsu tam olarak saat kaçta yapıldı; polis, uzmanlar ve gazeteciler hangi saatte arandı; ekipler kısıtlı alana ne zaman ayak bastı; patlayıcıyı ilk kim, hangi aşamada tespit etti; patlayıcı madde düşürüldüğü an cihaza monteli halde miydi; aygıtı ilk hangi görevli inceledi; bomba uzmanları gelmeden önce çekilmiş fotoğraflar mevcut mu ve medya çalışanları aprona nasıl giriş sağladı?
Avrupa
Almanya’da Rus gazı kesintisinin bütçeye faturası 50 milyar euroyu aştı

Rusya’nın sevkiyatı kesmesinin ardından enerji piyasasını dengelemeye çalışan Almanya federal bütçesinden 50,4 milyar euro harcandı. Maliye Bakanlığı verilerine göre kişi başına 600 euroya ulaşan bu fatura, tavan fiyat uygulamasını ve acil yardım paketlerini kapsıyor.
Rusya’nın doğalgaz sevkiyatını kesmesi, Almanya federal bütçesine 50 milyar euroyu aşkın mali yük getirdi.
Alman Bild gazetesinin haberine göre Maliye Bakanlığı, Yeşiller Partisi Federal Meclis Milletvekili Robin Wagener’in soru önergesine verdiği yanıtta krizin faturasını paylaştı.
Resmi belgedeki verilere göre krizin etkilerini sınırlamak için bütçeden 50,4 milyar euro harcandı. Enerji krizine karşı atılan acil yardım ve istikrar adımlarını kapsayan bu bütçe, gaz ve elektrik fiyatlarına tavan getirilmesini, Aralık ayı acil destek paketini ve diğer yardım ödemelerini finanse etti.
Gazete, söz konusu maliyetin kişi başına 600 euroya karşılık geldiğini aktardı.
Alman Ekonomik Araştırmalar Enstitüsü (DIW Berlin) enerji uzmanı Claudia Kemfert, harcamaların büyüklüğünü Almanya’nın Rus gazına duyduğu bağımlılıkla açıkladı.
Kemfert, “Almanya kendisini yaklaşık yüzde 55 oranında Rus gazına dayanan tehlikeli, tek taraflı bir bağımlılığa sürükledi. Rusya sevkiyatı durdurduğunda, bu fiyat şoku ülkeyi bilhassa sert vurdu” değerlendirmesinde bulundu.
Alman Ekonomi Uzmanları Konseyi Üyesi Veronika Grimm, 50 milyar euroluk rakamı “gerçekçi” olarak nitelendirdi ancak krizin fiili sonuçlarının çok daha ağır olduğunu vurguladı.
Grimm, devlet müdahalelerinin iflas dalgasını önlemek ve haneleri aşırı mali yükten korumak adına zorunlu olduğunu belirtti.
Bonn Üniversitesi uzmanı Frank Umbach da yeni sıvılaştırılmış doğalgaz (LNG) terminalleri harcamaları ve yüksek enerji fiyatlarının getirdiği ek yükler hesaba katılmadığı için bütçeye yansıyan gerçek zararın çok daha yüksek olduğunu kaydetti.
Almanya için Alternatif (AfD) partisinin lideri Alice Weidel, 9 Eylül’de yaptığı açıklamada Kuzey Akım boru hatlarının onarılmasını ve Rus gazına geri dönülmesini talep etti.
Aynı gün Rusya Devlet Başkanı’nın yabancı ülkelerle yatırım ve ekonomik işbirliği özel temsilcisi Kirill Dmitriyev, “Rus gazı olmadan Alman sanayisi var olamaz” dedi.
2022 öncesinde Rusya, Almanya’nın ithal ettiği ham petrolün üçte birinden fazlasını ve tüketilen doğalgazın yarısından fazlasını sağlıyordu. Reuters ajansı, Almanya’nın Kuzey Akım boru hattının devre dışı kalmasının ardından toparlanmakta güçlük çektiğini yazdı.
İktidar koalisyonundaki Sosyal Demokrat Parti’nin (SPD) eş genel başkanı Lars Klingbeil ise geçen yıl Mart ayında yaptığı açıklamada, ülkenin Rus gazı olmadan yaşamaya alıştığını ve geçmişe dönmeyi düşünmediğini ifade etti.
Klingbeil, Ukrayna’daki çatışmalar sona erse dahi Berlin’in Rusya’dan enerji ithalatına bağımlı kalmaktan kaçınması gerektiğini söyledi.
Avrupa Birliği Konseyi açıklamasına göre AB, Rusya’dan boru hattı yoluyla gaz ithalatını 30 Eylül 2027, sıvılaştırılmış doğalgaz (LNG) ithalatını ise Ocak 2027 itibarıyla tamamen yasaklayacak; mevcut sözleşmeler için tanınan geçiş süreci de bu tarihlerde sona erecek.
Yasağa karşı çıkan Macaristan ve Slovakya, Rus yakıtını ithal etmeyi sürdürüyor ve her iki ülke kısıtlamaları iptal ettirmek üzere Avrupa Adalet Divanı’nda dava açtı.
Avrupa5 gün önceAvrupa savunma sanayii Ukrayna’ya yetişemiyor
Avrupa4 gün önceKoçbaşı olarak AfD
Görüş2 hafta önceBişkek’te “Yeni Düzen” gerçeğe dönüşüp dönüşemeyeceğini görmek için toplanıyor
Dünya Basını2 hafta önce“Yapay zeka devasa bir aldatmaca”
Avrupa5 gün önceCDU, AfD’yi durdurmak için yeni göç planı hazırlıyor
Asya2 hafta önceHindistan’ın 2047 gelişmiş ekonomi hedefi zora girdi
Asya2 hafta önceABD’nin baskısıyla karşı karşıya kalan Japonya Merkez Bankası kritik bir karar aşamasında
Asya3 gün önceÇin’in HQ-17AE kısa menzilli hava savunma sistemi Pakistan’ın İHA savunmasını güçlendirecek










