Avrupa
AB, iktisadi korumacılığa hazırlanıyor

AB yetkilileri, ABD ve Çin’den gelen rekabetle baş edebilmek için görülmedik dış iktisadi koruma duvarları oluşturmaya hazırlanıyor.
Brüksel, ABD pazarının giderek izole olması ve Çin’den gelen ucuz ithalat dalgasına korumacı piyasa müdahaleleriyle yanıt veriyor.
Handelsblatt’a bilgi veren AB yetkililerine göre önümüzdeki haftalarda, Avrupa Komisyonu çelik ve çelik ürünlerine yüzde 25 ila 50 arasında geniş kapsamlı koruyucu gümrük vergileri uygulamayı planlıyor.
Aynı zamanda, AB kamu ihalelerinin “Avrupa’dan satın al” kurallarına bağlanmasını planlıyor: metrolar, köprüler ve demiryolları gelecekte Avrupa’dan gelen yeşil çelikle inşa edilecek.
Ayrıca büyük şirketler ve araç kiralama şirketleri, kotalar aracılığıyla filoları için Avrupa menşeli elektrikli otomobiller satın almaya teşvik edilecek.
Sanayi Komiseri Stéphane Séjourné, Handelsblatt’a verdiği demeçte, “Avrupa’nın yeni bir denge bulmaktan başka seçeneği yok,” dedi ve bunun için “daha az iç ticaret engeli ve gerçekten işleyen tek bir pazar”ın gerekli olduğunu, fakat “artık kurallara uymayan ortaklarla dengeyi yeniden sağlamak için koruyucu önlemlere” de gerek duyduklarını ekledi.
Brüksel, Alman hükümetinden de temkinli bir destek alıyor. SPD’li Federal Maliye Bakanı Lars Klingbeil çarşamba günü Berlin’de “Avrupa malı satın almak ileriye giden bir yol olabilir,” dedi. Bu konuda Fransız mevkidaşı Éric Lombard ile de görüşüyor.
Avusturya ise Komisyonu açıkça destekliyor. Ekonomi Bakanı Wolfgang Hattmannsdorfer, Avrupa sanayisi için bir “koruyucu kalkan” oluşturulmasını istiyor.
Bakan Handelsblatt’a, “Daha korumacı ve vatansever bir Avrupa tutumu sergilemeliyiz. Ben serbest ticaretin dostuyum, ama güzellik uğruna ölmemeliyiz. İstihdamı kurtarmak için elimizden gelen her şeyi yapmalıyız,” dedi.
Avrupa artık “naif” olmak istemiyor
Avusturya, Belçika, Bulgaristan, Fransa, Yunanistan, İtalya, Lüksemburg, Polonya, Romanya, Slovakya ve İspanya hükümetleri Komisyondan sanayiyi daha iyi koruması çağrısında bulundu.
Handelsblatt’a sunulan bir görüş belgesinde, hükümetler çelik ve çelikten üretilen ürünlere yüzde 50’lik bir koruyucu gümrük vergisi uygulanmasını öneriyor.
Bu, Avrupa’da ticaret politikasında bir U dönüşü anlamına geliyor. On yıllardır AB, uluslararası alanda açık pazarların savunucusu olarak kendini göstermişti, fakat şimdi odak noktası ithalata karşı savunmaya kayıyor.
Şansölye Yardımcısı Klingbeil, kendisinin de aslında serbest ticaretten yana ve korumacılıktan yana olduğunu söyledi ama Çin ve ABD’nin sanayi politikaları göz önüne alındığında “naif” olmamak gerektiğini de ekledi.
Her iki ülke de kendi sanayilerini korumak için stratejik önlemler alıyor. Klingbeil, “Bu nedenle Avrupa’nın stratejik bir sanayi politikasına ihtiyacı var,” dedi. Klingbeil’e göre bunu yaparken, “Avrupa’dan satın al” yaklaşımının “en azından incelenmesi” gerekiyor.
Avrupa ağır sanayisinin bakış açısından da devletin müdahale etmesinin zamanı geldi. Alman Çelik Birliği CEO’su Kerstin-Maria Rippel, “Şu anda en çok ihtiyaç duyulan şey, devasa miktarlarda dampingli ithalata karşı gerçekten etkili ve güvenilir bir dış ticaret koruması,” dedi.
Ekonomistler tartışıyor: Draghi, liberallere karşı
Ekonomistler bu stratejinin işe yarayıp yaramayacağını tartışıyor. Eski merkez bankası başkanı Mario Draghi, geçtiğimiz günlerde AB’nin iç pazarını Çin’den gelen ithalat selinden çok daha güçlü bir şekilde koruması gerektiği konusunda uyarıda bulundu.
Draghi, Avrupa’nın serbest ticarete olan “körü körüne inancı”nın bir “tuzak” olduğunu, çünkü “diğerlerinin piyasaları bozduğunu ve eşit olmayan rekabet koşulları yarattığını” söyledi.
Daha liberal ekonomistler ise bu konuda şüpheci. Kiel Dünya Ekonomisi Enstitüsünden Stefan Kooths, “Kendimizi dış dünyaya kapatmak hiçbir şey kazandırmayacak. Çünkü tüm değer zincirlerini Avrupa sınırları içine geri getirmekte başarılı olamayacağız,” dedi.
Ona göre bu stratejinin tek sonucu fiyatların artması olacak.
Öte yandan siyasette ve ekonomide yeni öncelikler ortaya çıktı: Ukrayna savaşı ve ekonomik ve güvenlik çıkarlarının giderek daha fazla iç içe geçmesi, Avrupa’nın kendi sanayi tabanını terk edemeyeceğini fark etmesini sağladı.
Donald Trump’ın gümrük vergileri, Avrupa sanayisine ek baskı uyguluyor. En azından Avrupa ürünleri, ABD pazarında korkulduğu kadar pahalı olmayacak.
ABD hükümeti çarşamba akşamı yaptığı açıklamada, 1 Ağustos itibarıyla Avrupa Birliği’nden gelen otomobil ithalatına uygulanan gümrük vergilerini geriye dönük olarak yüzde 15’e indirdiğini duyurdu.
Bu, Trump ve Komisyon Başkanı Ursula von der Leyen tarafından Temmuz ayında imzalanan ticaret anlaşmasını yürürlüğe sokuyor.
ABD anlaşması çok az rahatlama sağlıyor
Ne var ki anlaşmayla Avrupa’da her şeyin yoluna girdiğinden söz edilemez. Bir yandan, ABD’nin Avrupa çeliği, alüminyumu ve bu malzemelerden üretilen parça ve makinelere uyguladığı gümrük vergileri yüzde 50 olarak değişmeden kalıyor.
Öte yandan Trump, elektrikli otomobillerin yanı sıra çelik ve alüminyum gibi birçok Çin malına ABD pazarını neredeyse tamamen kapatıyor. Ticaret akışı şimdi Avrupa ve üçüncü pazarlara yönlendiriliyor ve bu da Avrupa endüstrisi üzerindeki baskıyı artırıyor.
Saar Çelik Birliği Genel Müdürü Antje Otto, “Etkili dış ticaret koruması çok önemli: Üretim hacmi menşe pazarındaki talebi aşan ve fazlalık olarak AB’ye damping fiyatlarıyla ihraç edilen, yüksek oranda sübvanse edilen ucuz çeliğe karşı, özellikle uluslararası gümrük politikası ışığında, etkili araçlar kullanılmalıdır,” dedi.
AB artık iç pazarını daha iyi korumak istiyor ama Trump gibi genel gümrük vergileri yerine, hedefli müdahalelere odaklanıyor. Önümüzdeki haftalarda, çelik ve alüminyum ürünlerine yüksek koruyucu gümrük vergileri uygulamayı planlıyor. Mevcut ithalat kotası da azaltılacak.
“Önce Avrupa”: Trump iktisadı AB’ye geliyor
Modern, iklim nötr çelik fabrikalarına yatırım için bir teşvik yaratmak amacıyla Komisyon, kamu ihalelerinin verilmesi için kriterleri ayarlamak istiyor.
Gelecekte, devlet altyapı projeleri için yeşil çelik kotalarını belirlemek istiyor. Avrupa Komisyonu Genel Müdürü Kerstin Jorna, yetkililerin konseptini 25 Kasım’da sunacağını söyledi.
Federal Maliye Bakanı Klingbeil, Alman altyapısına yapılacak büyük hükümet yatırımlarıyla olan etkileşime dikkat çekiyor. Maliye bakanı, “Şu anda başlattığımız yollar, köprüler ve demiryollarına yapılan birçok yatırımda, Avrupa’da üretilen çeliğin kullanılmasını istiyorum,” dedi.
Toplu İş Sözleşmesi Kanununun bu konuda yardımcı olabileceğine dikkat çeken bakan, “Çünkü Çinli çelik fabrikaları toplu iş sözleşmelerine göre ödeme yapmıyor,” dedi.
Fakat Komisyonun planları ağır sanayinin ötesine geçiyor. Başkan von der Leyen, yıl sonuna kadar “temiz kurumsal filolar” için bir yasa sunmak istiyor.
AB’nin üst düzey yetkililerine göre, araba kiralama şirketleri ve büyük şirketler, 2030’dan itibaren filolarını iklim açısından nötr araçlarla donatmak zorunda olacak. Almanya bu konuda şüpheci.
Draghi ise yarı iletkenler ve yapay zeka için de “Avrupa’dan satın al” maddeleri öneriyor. Kamu sözleşmeleri, Avrupa gayri safi yurtiçi hasılasının yüzde 14’ünü oluşturuyor.
Draghi, “Bunun küçük bir kısmını bile Avrupa şirketlerine tahsis etmek, inovasyonu finanse etmek ve stratejik sektörleri güçlendirmek için istikrarlı bir talep yaratacaktır,” diyor.
İklim korumasından kaynaklanan ek baskı
Avrupa endüstrisinin derin bir krizde olduğu büyük ölçüde tartışmasız bir gerçek. ABD ve Çin’in kontrollü ticaret politikaları nedeniyle uyum sağlama baskısı, Avrupa’nın iklim koruma hedefleri nedeniyle daha da artmaktadır.
Avrupa’da, özellikle Almanya’da gaz ve elektrik fiyatları dünyanın diğer bölgelerine göre önemli ölçüde daha yüksekken, aynı zamanda şirketler Avrupa emisyon ticaret sistemi nedeniyle yüksek maliyetlerle karşı karşıya kalıyor.
Tüm bunlar, mevcut tesislerin işletilmesini daha pahalı hale getiriyor. İklim nötrlüğüne geçişi yönetmek için, örneğin iklim nötr hidrojen kullanımına dayalı tamamen yeni üretim kapasiteleri de inşa etmeleri gerekiyor.
Şirketlerin bakış açısından, yeşil çelik, yeşil çimento veya yeşil amonyak için “Avrupa’dan satın al” maddeleri bu nedenle çok önemli. Alman Çelik Birliği’nden Rippel, “Bu, dayanıklılığımızı ve aynı zamanda iklim nötrlüğüne geçişimizi teşvik edecektir,” dedi. Saar Çelik Birliğinden Otto, “Avrupa’nın düşük karbonlu hammaddeler için öncü pazarlar yaratmasının zamanının geldiğini” yineledi.
“Yeşil öncü pazarlar” aracılığıyla Avrupa’dan iklim dostu ürünlere talep yaratma fikri, yeşil çelik, yeşil çimento veya yeşil amonyağın şu anda geleneksel olarak üretilen ürünlerle rekabet etme şansı olmadığı gerçeğine dayanıyor.
Bu ürünler, örneğin yeşil hidrojen kullanımına dayandıkları veya yalnızca karmaşık CO₂ yakalama ve depolama tesisleriyle birlikte düşünülebilecekleri için önemli ölçüde daha pahalı.
Almanların rol modeli Fransa
Bu nedenle Fransa, demiryolu rayları ihalelerinde yeşil çeliği özel olarak talep etmeye başladı bile. Demiryolu ağı işletmecisi SNCF, raylarını Saarstahl’ın iklim dostu çeliği ile yenilemek istiyor.
Hamburg da yeni U5 metro hattı için yeşil çeliğe güveniyor. Fakat Almanya’da genellikle en ucuz teklif ihaleyi kazanıyor. Bu, “karbon ayak izi” yüksek, geleneksel, genellikle Avrupa dışı çelik.
Kamu sektörünün ihalelerde yeşil ürünleri şart koşmasına olanak tanıyacak olan Almanya’daki kamu ihale kanununun reformu, geçen yasama döneminin sonuna doğru başarısız oldu. CDU, CSU ve SPD’den oluşan mevcut koalisyon bu konuyu gündeme almak istiyor.
Avrupa
Varşova-Kiev gerilimi iş anlaşmalarını zorlaştırabilir

Bloomberg’e göre, Polonya ile Ukrayna arasında Ukrayna Silahlı Kuvvetleri’ndeki bir birliğe Nazi işbirlikçisi Ukrayna İsyan Ordusu’nun (UPA) adının verilmesi nedeniyle yaşanan anlaşmazlık, Gdansk’ta düzenlenecek Ukrayna konferansını ve iki ülke arasındaki işbirliğini olumsuz etkileyebilir. Tartışma, özellikle Ukrayna’nın savaş sonrası yeniden inşası kapsamında planlanan ticari anlaşmalar açısından belirsizlik yaratıyor.
Bloomberg’in haberine göre, Ukrayna yönetiminin Ukrayna Silahlı Kuvvetleri’ndeki bir birliğe Ukrayna İsyan Ordusu’nun (UPA) adını vermesi nedeniyle Varşova ile Kiev arasında yaşanan anlaşmazlık, Polonya’nın Gdansk kentinde düzenlenecek Ukrayna konferansını ve iki ülke arasındaki ticari işbirliğini olumsuz etkileyebilir.
25 Haziran Perşembe günü başlaması planlanan iki günlük konferans, başlangıçta Polonyalı şirketlerin Rusya ile savaşın ardından Ukrayna’nın yeniden inşasına yönelik sözleşmeler elde etmesine yardımcı olmayı amaçlıyordu.
Ancak Polonya Cumhurbaşkanı Karol Nawrocki’nin, Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenski’yi ülkenin en yüksek devlet nişanı olan Beyaz Kartal Nişanı’ndan mahrum bırakma kararının ardından Zelenski’nin konferansa katılımı belirsizliğini koruyor.
Daha önce İsviçre, Birleşik Krallık, Almanya ve İtalya’nın ev sahipliği yaptığı konferansın, siyasi anlaşmazlıklara rağmen liderlerin işbirliğini sürdürme kapasitesi açısından bir sınav niteliği taşıdığı belirtildi.
Polonya Doğu Araştırmaları Merkezi’nin verilerine göre Polonya, Ukrayna’daki en büyük onuncu yabancı yatırımcı konumunda bulunuyor.
Ukrayna ile İşbirliği Konseyi Başkanı Pawel Kowal, anlaşmazlık büyümeden önce yaptığı açıklamada, konferans sırasında enerjiden savunmaya kadar çeşitli sektörlerde onlarca sözleşmenin imzalanabileceğini söylemişti.
Bloomberg, Polonya inşaat sektörünün özellikle Ukrayna’daki altyapı projelerine yönelik sözleşmeler beklediğini aktardı. İnşaat şirketleri Budimex, Polimex-Mostostal ve AMW Sinevia işbirliği anlaşmaları yaparken, LPP, Pepco, Allegro ve PZU da Ukrayna’daki faaliyetlerini genişletiyor.
Bununla birlikte siyasi atmosferin iki ülke arasındaki ticari ilişkileri zorlaştırabileceği değerlendiriliyor. Polonya İnşaat İşverenleri Federasyonu Başkan Yardımcısı Damian Kazmierczak, “Her iki tarafta da artan siyasi ihtiyat, anlaşmaların sonuçlandırılmasını daha da zorlaştıracak. Ukraynalılar bizi açık kollarla karşılamıyor” dedi.
Nawrocki geçen hafta, Ukrayna Silahlı Kuvvetleri’ndeki bir birliğe “UPA Kahramanları” unvanı verilmesi nedeniyle Zelenski’nin nişanını geri aldı.
Polonya Savunma Bakanı Wladyslaw Kosiniak-Kamysz, “Aşılmaması gereken sınırlar vardır” açıklamasını yaptı. Polonya Dışişleri Bakanlığı da Ukrayna’nın Varşova Büyükelçisi Vasıl Bodnar’ı bakanlığa çağırdı.
Zelenski ise nişanı posta yoluyla Polonya’ya geri göndererek Ukrayna’nın Polonya halkına destek ve işbirliği için minnettar olduğunu söyledi.
Buna karşılık Polonya Cumhurbaşkanlığı Ofisi Bakanı Agnieszka Endziak, “UPA Kahramanları adının Ukrayna askeri birliğine verilmesiyle bağlantılı hakarete, ödülü kurye ile geri göndererek bir yenisini ekliyor” ifadelerini kullandı.
UPA, Rusya’da aşırılık yanlısı olarak tanınan ve yasaklanan Ukrayna Milliyetçileri Örgütü’nün (OUN) silahlı kanadı olarak faaliyet gösterdi.
İkinci Dünya Savaşı yıllarında Alman ordusuyla işbirliği yapan örgüt, ağırlıklı olarak Batı Ukrayna’da Sovyet yönetimine karşı mücadele yürüttü.
1942 ve 1943 yıllarında OUN-UPA birlikleri Volın bölgesindeki etnik Polonyalılara yönelik kitlesel katliamlar gerçekleştirdi. Polonyalı tarihçiler, Volın Katliamı’nda hayatını kaybedenlerin sayısını 50 bin ila 100 bin arasında tahmin ediyor.
Polonya Parlamentosu 2016 yılında bu olayları soykırım olarak tanıdı ve 11 Temmuz’u kurbanları anma günü ilan etti.
Avrupa
Avrupa sağı Trump’tan uzaklaşıyor

İtalya, Fransa ve Polonya’da da dahil olmak üzere 2027’de yaklaşan önemli seçimler nedeniyle, Avrupa sağı Donald Trump ile ilişkilerini yeniden değerlendiriyor.
Cluster17 tarafından ocak ayında yedi AB ülkesinde gerçekleştirilen bir anket, sağcı seçmenlerin genel nüfusa kıyasla Trump’a daha olumlu baktıklarını fakat bunların sadece azınlığının onu “Avrupa’nın dostu” olarak gördüğünü ortaya koydu.
Oranlar; Fransa’daki Ulusal Birlik (RN) seçmenleri arasında yüzde 18, İtalya’daki İtalya’nın Kardeşleri (FdI) seçmenleri arasında yüzde 23 ve Almanya için Alternatif (AfD) partisinin destekçileri arasında yüzde 25.
Public First tarafından haziran ayında yapılan bir POLITICO anketinde ise, AfD seçmenlerinin yalnızca yüzde 31’i ve Ulusal Birlik seçmenlerinin yüzde 36’sı ABD’nin “güvenilir bir müttefik” olduğu görüşüne katıldığını belirtti.
Birleşik Krallık’ta Trump, Nigel Farage’ın Reform UK partisi için, özellikle kararsız seçmenler arasında bir yük haline geldi.
Bu durum Fransa için de geçerli: Bu ülkede ABD Başkanı, RN’nin kazanmaya çalıştığı merkez sağ seçmenler arasında popüler değil.
POLITICO’ya göre bu tepkiyi Washington için özellikle utanç verici kılan şey, Trump’tan uzaklaşan politikacıların tam da onun yönetiminin kazanmaya çalıştığı kişiler olması.
Geçen yıl yayınlanan Ulusal Güvenlik Stratejisi’nde Beyaz Saray, “vatansever Avrupa partilerinin artan etkisini” takdir etmişti.
Takip eden aylarda yönetim, bu söylemi, şu anda Trump’ın kendilerine oy kaybettirebileceğini düşünen hareketlere yönelik yüksek profilli kamuoyu destekleri ve perde arkası temaslar ile pekiştirdi.
En dikkat çeken örneklerden birinde, ABD Başkan Yardımcısı JD Vance, eski Başbakan Viktor Orbán’ın yeniden seçilme çabasını desteklemek üzere Macaristan’a gitti ve bunun “yapılması gereken doğru şey” olduğunu söyledi.
Fakat Macar liderin 16 yıllık iktidarı ezici bir yenilgiyle sona erdikten sonra, gelecek yılki en önemli siyasi görevleri hedefleyen çoğu aşırı sağcı lider, Trump’a yönelik tutumlarını ya yeniden gözden geçiriyor ya da tamamen tersine çeviriyor.
Bu değişim, aşırı sağın tarihsel olarak ABD başkanına karşı her zaman çok sıcak davrandığı İtalya ve Almanya’da özellikle dikkat çekici.
Başbakan Meloni, Trump’ı 2024’teki yeniden seçilmesinden dolayı tebrik eden ilk Avrupalı liderlerden biriydi.
Trump, transatlantik bir ticaret savaşını başlattığında ise Meloni kendisini, Avrupa ile Başkan arasında potansiyel bir köprü olarak konumlandırmıştı.
İkili arasındaki ilişki başlangıçta oldukça canlıydı. Geçen nisan ayında Beyaz Saray’da düzenlenen bir toplantıda Trump, Meloni’yi “çok özel bir kişi” olarak nitelendirmiş ve Roma’ya yönelik daveti kabul etmişti.
Günümüze geldiğimizde ise, Meloni’nin İran savaşına katılan ABD savaş uçaklarının İtalya’daki askeri üslerini kullanmasına izin vermemesi üzerine ikili artık kamuoyu önünde birbirlerine sert sözler sarf ediyor.
Bu arada Almanya’da İran savaşı, çatışma öncesinde zaten tırmanmakta olan Trump ile aşırı sağ arasındaki güven krizini daha da şiddetlendirdi.
Bu bahar, AfD liderleri, önemli bölgesel seçimler öncesinde parti yetkililerine ABD’ye yapılacak gezileri azaltmaları çağrısında bulundu.
Yine de Avrupa’daki tüm sağcı liderler bu ilişkiyi kamuoyu önünde yeniden değerlendiriyor değil. Örneğin Polonya’nın milli-muhafazakâr Hukuk ve Adalet (PiS) partisi, Trump ile ilişkilerini hâlâ geliştiriyor.
Gelecek yıl parlamento seçimlerine gidecek olan Varşova, ABD’nin yakın bir siyasi ve askeri müttefiki ve hızla büyüyen silahlı kuvvetleri için Avrupa’nın en büyük Amerikan silah alıcılarından biri.
PiS’in desteklediği Cumhurbaşkanı Karol Nawrocki, ülkenin en güçlü makamını elinde bulunduran Başbakan Donald Tusk ile mücadele ederken Trump ile olan bağlantılarını kullanmaya çalışıyor.
Cuma günü Varşova’da düzenlenen bir basın toplantısında, PiS lideri Jarosław Kaczyński, Nawrocki’nin “ABD başkanıyla olan mükemmel ilişkilerini” övdü ve Polonya’nın kalıcı bir ABD askeri üssü kurma girişiminin iddia edilen “başarısını” takdir etti.
Szacki, “Polonyalıların çoğunluğu hâlâ, bizi güvende tutan şeyin Polonya’daki Amerikan askerlerinin varlığı olduğunu düşünüyor,” dedi.
Cluster17 anketinde, Polonyalı katılımcıların yüzde 17’si Trump’ın “Avrupa’nın dostu” olduğunu belirtti ki bu, ankete katılan yedi AB ülkesi arasında en yüksek oran.
Avrupa
Deutsche Bank, altın fiyatı tahminlerini yüzde 22’ye varan oranlarda indirdi

Deutsche Bank, ABD Merkez Bankasının para politikasına yönelik endişeler ve azalan yatırımcı talebi nedeniyle altın fiyatı tahminlerini üçüncü çeyrek için yüzde 22, dördüncü çeyrek için yüzde 17 düşürdü. Bankanın analisti Michael Hsueh, faiz artışlarının sürmesi halinde altının ons fiyatının 3 bin 800 dolara kadar gerileyebileceğini öngördü.
Deutsche Bank, altın fiyatlarına yönelik üçüncü ve dördüncü çeyrek tahminlerini sırasıyla yüzde 22 ve yüzde 17 oranında düşürdü. Yapılan bu revizyona gerekçe olarak, ABD para politikasına ilişkin endişeler ve daralan yatırım talebi gösterildi.
Bloomberg’in aktardığına göre, Deutsche Bank Analisti Michael Hsueh, üçüncü çeyrek için altın fiyatı tahminini önceki öngörüsünün yüzde 22 altında bir seviye olan ons başına 4 bin 300 dolara çekti.
Analist, dördüncü çeyrek tahminini ise önceki beklentisinin yüzde 17 altında kalan 4 bin 800 dolar seviyesine indirdi.
Revize edilen her iki hedef seviye de altının mevcut fiyatı olan yaklaşık 4 bin 110 dolara kıyasla bir artışa işaret etse de önceki tahminlere göre çok daha az iyimser bir tablo ortaya koydu.
Deutsche Bank’ın daha ihtiyatlı bir yaklaşıma geçmesi, geçen hafta yıllık tahminini ons başına 500 dolar düşürerek 4 bin 900 dolara çeken Goldman Sachs’ın adımını izledi.
Goldman Sachs da revizyon kararına gerekçe olarak ABD Merkez Bankasının (Fed) bu yıl faiz indirimine gitmesini beklememesini göstermişti.
Altın fiyatları içinde bulunulan çeyrekte yaklaşık yüzde 12 oranında değer kaybetti. Orta Doğu’daki çatışmalar başlangıçta enerji fiyatlarının yükselmesine yol açarken, bu durum para politikasının daha da sıkılaştırılacağı beklentilerini artırdı.
Analist Hsueh, “Fed politikasının yeniden değerlendirilmesi ve ABD’deki güçlü makroekonomik veriler, altın fiyatlarındaki düşüşte temel rolü oynadı” değerlendirmesinde bulundu.
Fed, son toplantısında faiz oranını değiştirmeyerek sabit tutmuş ancak faiz artırımına yönelik desteğin arttığı yönünde işaretler vermişti. Kurumun yeni başkanı Kevin Warsh da fiyat istikrarını yeniden sağlama sözü vermişti.
Deutsche Bank’ın dördüncü çeyreğe ilişkin baz senaryo tahmini, Fed’in faiz oranlarını değiştirmeyeceği varsayımına dayanıyor.
Ancak Hsueh, regülatörün üç ila dört kez faiz artırımına gitmesi durumunda, bir ons altının fiyatının yaklaşık 3 bin 800 dolara kadar gerileyebileceği uyarısında bulundu.
Hsueh, altınla desteklenen borsa yatırım fonlarından (ETF) devam eden çıkışların, değerli metal için alışılagelmiş desteğin şu anda mevcut olmadığını gösterdiğini yazdı.
Analist ayrıca, Çin’deki fiziki altın fiyatlarının Comex fiyatlarına göre iskontolu seyretmesinin, bu ülkeden yapılacak ithalatın da piyasayı desteklemeyeceğine işaret ettiğini belirtti.
Diğer taraftan analist, “Tek güçlü destek noktası merkez bankalarının talebi olmaya devam ediyor ve bu durumun bir süre daha böyle sürmesini bekliyoruz” değerlendirmesini ekledi.
Amerika6 gün öncePeter Thiel’in gizli cemiyeti: “Dialog”
Görüş2 hafta önceYeni Delhi’den Yükselen Ses: BRICS’in Yeni Dünya Düzeni Manifestosu
Asya7 gün önceÇKP, ‘Xi Jinping’in Parti İnşası Üzerine Düşüncesi’ni resmi doktrin ilan etti
Görüş1 hafta önceSavaşın kısa tarihi ve senaryolar – 5
Dünya Basını2 hafta önceİran’ın Yeni Büyük Stratejisi
Ortadoğu1 hafta önceİran, ABD ile varılan anlaşmanın detaylarını açıkladı
Asya2 hafta önceGüney Kore’de askeri istihbarat teşkilatına tarihi darbe
Görüş2 hafta önceSavaşın kısa tarihi ve senaryolar – 4









