Avrupa
‘AB üyeliği uzak olduğundan Rusya ve Çin’i ihmal etmemeye çalışıyoruz’

Ankara ziyaretinde bulunan Sırbistan Savunma Bakan Yardımcısı Nemanja Starović Harici’ye konuştu. Esra Karahindiba’nın sorularını yanıtlayan Starović, NATO Genel Sekreteri Stoltenberg’in Sırbistan ziyaretini, ülkesinin NATO ve AB ile görüşmelerini, Kosova krizini ve Türkiye ile ilişkileri değerlendirdi.
Batı Balkan turuna çıkan NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg, Bosna Hersek ve Kosova’nın ardından Sırbistan’a geçti. Belgrad’da Cumhurbaşkanı Aleksandar Vucic ile ortak basın toplantısı düzenleyen Stoltenberg görüşmede, Sırbistan ile Kosova arasında devam eden gerginliği ele aldıklarını ifade ederek barış ve güvenliğin korunmasında Kosova’daki Barış Gücü’nün (KFOR) önemine işaret etti.
Kosova’nın kuzeyinde Sırplarla NATO gücü ve Kosova polisi arasında yaşanan son gerilimin ardından, NATO KFOR güçleri artırma kararı almıştı.
Stoltenberg, “KFOR, tüm toplulukların güvenliğinin garantisi. Sırbistan’ın da NATO ile koordinasyonu bizi son derece memnun ediyor. İki tarafa da gerginliği tırmandırmama çağrısında bulundum. Sırp Belediyeler Birliğinin kurulmasını da destekliyoruz” dedi.
Vucic ise, “Gelecek dönemde NATO ile daha iyi bir iletişim kurmaya çalışacağız. Ancak Sırbistan, kendi ordusunu nereye ve ne zaman konuşlandıracağına karar verir” ifadelerini kullandı.
NATO ile ilişkilerinden memnun olduğunu aktaran Vucic, ülkesinin askeri tarafsızlık tutumunu ise devam ettireceğini vurguladı.
Sırbistan ve Kosova, sık sık karşı karşıya gelirken Avrupa Birliği’ne üyelik yolunda bekleyen Belgrad’a, AB’ye katılmak için Kosova ile ilişkilerini normalleştirme şartı konulmuştu.
Öte yandan Sırbistan, Batı’nın baskısına rağmen Rusya’ya yaptırım uygulamayı reddederken, Avrupa’dan da kopmamaya çalışıyor.
Sırbistan Savunma Bakan Yardımcısı Nemanja Starović ile NATO ve AB ile ilişkilerini, Kosova gerginliğini ve Türkiye ziyaretini konuştuk.
‘AB üyeliği sürecinde bazen hareketli bir hedefi kovalıyormuş gibi hissediyoruz’
*Kosovalı Arnavut yöneticiler batılıları Sırbistan’ı ‘pasifleştirmekle’ suçluyor. Kosova ise Sırp Belediyeler Birliği yasasını geçirmeye direniyor. Mevcut gerginlikler göz önüne alındığında Sırbistan’ın Kosova ile ilişkileri ve olası AB üyeliği ne durumda?
Uluslararası kamu hukuku göz önüne alındığında, Kosova ve Metohija’nın güneyindeki eyaletimizin geçici rejimi, BM Güvenlik Konseyi’nin 1999 yılı 1244 sayılı kararıyla tanımlanmış olup, nihai çözüm beklenmektedir. Böyle bir çözümün ancak diyalog yoluyla bulunabileceğine ve tek taraflı dayatılmaması gerektiğine inancımız tamdır. 2013’ten bu yana Belgrad ile Priştine arasında AB’nin arabuluculuğuyla ilişkileri normalleştirmeyi amaçlayan birçok anlaşma yapıldı. Ancak diğer taraf, 10 yıldan fazla bir süre önce imzalanan Birinci Brüksel Anlaşması’nın uygulanmasını ve Sırp Belediyeler Topluluğu’nun kurulmasını hâlâ reddediyor. Ayrıca, Albin Kurti’nin Priştine’de geçici Başbakan olmasından bu yana geçen son iki yılda, 400’den fazla saldırı ve diğer olaylarla birlikte eyalette yaşayan Sırplara yönelik etnik amaçlı şiddette keskin bir artışa tanık olduk. Kosova ve Metohija’da yaşayan Sırplar, çağdaş Avrupa’da haklarından en çok mahrum bırakılmış etnik gruptur. Şiddet kullanımını kesinlikle reddediyoruz, ancak günümüzde asıl sorun, tek etnik gruptan oluşan Arnavut özel polisi tarafından yerel Sırplara karşı uygulanan kurumsallaşmış şiddettir. Tam da bu nedenle, diyalog sürecinde herhangi bir ilerlemenin sağduyulu bir önkoşulu olduğundan, mümkün olan en kısa sürede gerilimi düşürmeye ihtiyacımız var.
AB üyeliğine gelince, üyeliğin halkımıza getireceği tüm faydaların bilincinde olarak bu stratejik hedefe bağlı kalıyoruz. Ancak bu, AB’nin kendisinin “hazmetme kapasitesi” eksikliğiyle mücadele ettiğini ve herhangi bir yeni genişlemenin Brüksel’deki gerekli kurumsal reformlara bağlı olduğunu görmediğimiz anlamına gelmiyor. Bazen hareketli bir hedefi kovalıyormuş gibi hissetsek de gelecekteki AB üyeliğine yönelik kendi kapasitemizi geliştirmek için elimizden gelen her şeyi yapıyoruz. Bu hedef hâlâ oldukça uzak olduğundan, Rusya ve Çin gibi geleneksel uluslararası ortaklarımızı da ihmal etmemeye, Güneydoğu Asya ülkeleri veya Arap dünyası ile işbirliği gibi yeni ufuklar keşfetmeye çalışıyoruz.
‘Halkta bir katılım yorgunluğu oldu’
*Kamuoyu yoklamalarına göre Sırbistan’da AB üyeliğine destek şu anda yüzde 50’nin altında. Ancak Belgrad’a yönelik ültimatomlar durmadı. Brüksel’den gelen tehditleri nasıl değerlendiriyorsunuz?
Bunları tam olarak tehdit olarak adlandıramam ama Brüksel’den sürekli bir şartlanma geliyor, bazen çok da yapıcı olmayan bir şekilde ve bu yüzden nüfusumuzun bir kısmı “katılım yorgunluğu” yaşıyor veya tıpkı AB ülkeleri gibi bir nevi “genişleme yorgunluğu” yaşıyor.
27 AB üye ülkesinden 22’sinin Kosova’nın tek taraflı bağımsızlık ilanını tanıdığı bir sır değil ve bizden de aynısını yapmamızı beklemeleri mantıklı. Ancak bunu resmi bir talep olarak tanımlamak çeşitli nedenlerden dolayı pek kolay değil. AB içinde tanınmayan 5 üye devletin bulunmasının yanı sıra, Kıbrıs’ın kendi toprak sorunlarını tam olarak çözmeden AB’ye kabul edilmesi her zaman bir emsal olmuştur ve günümüzde Ukrayna, Moldova ve Gürcistan’ın AB’ye geçiş süreci hızlandırılmıştır. Bunların her biri benzer sorunlara sahip ülkeler. Son olarak, AB üyeliğinin önkoşulu olarak bizden talep edilse bile, Kosova’nın tek taraflı olarak ilan edilen bağımsızlığını asla tanımayacağımız devlet liderliğimiz tarafından o kadar çok kez tekrar edildi ki.
‘Kosova BM üyesi olursa, Kosova’nın Büyük Arnavutluk’a birleşmesini engelleyebilecek hiç kimse olmayacaktır’
*Büyük Bulgaristan, Büyük Sırbistan, Büyük Yunanistan, Büyük Hırvatistan ve hatta Büyük Makedonya’nın savunucuları, komşularından toprak alma hırsında birleşiyor. Ancak Arnavutların hırsı retorik düzeyinde değil; pratikte çok şey yapıyorlar. Kosova iyi bir örnektir. Brüksel’in bu hedefe nasıl baktığını düşünüyorsunuz?
Dürüst olmak gerekirse, zaman zaman Büyük Arnavutluk ideolojisinin tezahürlerinin sözlü olarak kınandığını görüyoruz. Bununla birlikte, büyük AB başkentlerinde çok az insan, Kosova’nın tek taraflı olarak ilan edilen bağımsızlığına verdikleri desteğin, sözde Büyük Arnavutluk’u arzulayan Arnavut aşırıcıların hedeflerine kusursuz bir şekilde hizmet ettiğini kabul etmeye istekli. Basitleştirmek gerekirse, eğer Kosova’nın BM üyesi olacağı güne tanık olursak, Tanrı esirgesin, uluslararası toplumda Arnavutluk ve Kosova’nın Büyük Arnavutluk’a birleşmesini engelleyebilecek hiç kimse olmayacaktır.
‘AB yaptırım rejimine katılmak Sırbistan’a Rusya’dan çok daha fazla zarar verecektir’
*Belgrad NATO üyeliğini ‘stratejik bir hedef’ olarak görmüyor. NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg de Batı Balkanlar turu sırasında ülkenizi ziyaret etti. Rusya-Sırp ilişkileri masada mı? Sırbistan Rusya karşıtı yaptırımlara katılmayı reddetmeye devam edecek mi?
Dış politikamızın temel ilkeleri siyasi bağımsızlık ve askeri tarafsızlıktır ve biz her ikisini de sakınarak koruyoruz. Bu her zaman kolay bir iş olmayabilir ancak uzun vadede karşılığını almanın tek doğru yolunun bu olduğuna inanıyoruz. Bunu söyledikten sonra, Barış için Ortaklık programı çerçevesinde birçok ortak faaliyet yürüttüğümüz için NATO’yu düşman olarak değil, ortak olarak algıladığımızı da belirtmeliyim. Komşularımızın birçoğunun NATO üyesi olması nedeniyle diğer türlü herhangi bir yaklaşım sorumsuzluk olacaktır.
Aynı zamanda Rusya ile halklarımız arasında uzun yıllarca dostluğa dayanan yapıcı bir çalışma ilişkimiz var. Son iki yılda böyle bir ilişkiyi sürdürmenin oldukça zor olduğu bir sır değil, zira neredeyse tüm Avrupa ülkeleri Rusya’ya karşı yaptırım rejimine katılmış durumda. Biz böyle bir yaklaşıma inanmıyoruz ve genellikle ekonomik yaptırımları bir dış politika aracı olarak kullanmaktan kaçınıyoruz. Çünkü ekonomik yaptırımların her zaman sıradan insanlara zarar verdiğini kendi tarihi deneyimimizden biliyoruz. Üstelik AB yaptırım rejimine katılmak Sırbistan’a Rusya’dan çok daha fazla zarar verecektir ve AB üye ülkelerinin aksine Brüksel tarafından sağlanan AB güvenlik ağlarından yoksunuz.
‘Stoltenberg’in çoçukluğu Belgrad’da geçti’
*Stoltenberg’in Sırbistan ziyaretinden beklentiler nelerdi ve sonucu ne olacaktı? Stoltenberg’in diğer Balkan ülkelerine yaptığı ziyareti nasıl değerlendiriyorsunuz?
Stoltenberg’in Belgrad ziyareti her zaman ilgi çekicidir, çünkü çocukluğunun bir kısmını başkentimizde geçirmiştir. Daha objektif bir açıdan bakarsak, askeri tarafsızlığımıza tam saygısını yinelemesi ve Sırbistan ile NATO arasındaki ortaklığa verdiği değeri vurgulaması nedeniyle bu çok önemliydi. Stoltenberg’in hem Priştine hem de Belgrad’daki mesajları tutarlıydı. Kendisi, sözde Kosova Güvenlik Güçlerinin Sırpların yaşadığı kuzey bölgesine giremeyeceği yönünde bilinen gerçeği tekrarladı. Üstelik Stoltenberg, Sırp Belediyeler Topluluğu’nun kurulmasını kesin ve şüphesiz bir şekilde destekledi ve bunu çok takdir ediyoruz.
‘Türkiye’nin rolünü takdir ediyoruz’
*Türkiye geçen ay NATO’nun Kosova Barış Gücü’nün (KFOR) komutasını devraldı. Türkiye’nin KFOR’daki rolünü nasıl değerlendiriyorsunuz?
KFOR’un rolünün, tıpkı BM Güvenlik Konseyi’nin 1244 sayılı kararıyla KFOR’a verilen yetkide olduğu gibi, güney ilimizde yaşayan tüm insanlara güvenli ve emniyetli bir ortam sağlama konusunda hayati önem taşıdığına inanıyoruz. Bunu aklımızda tutarak, çeşitli ülkeler tarafından KFOR’a verilen tüm katkıların ve Türkiye’nin son dönemde üstlendiği rolün arttığının bilincindeyiz ve takdir ediyoruz. Türkiye’den gelen yeni KFOR Komutanı tarafından, yerel Sırp nüfusuna yönelik gelecekteki tutum ve KFOR ile Sırp Ordusu arasında devam eden işbirliği konusunda bize belirli güvenceler verildi ve bunun yerine getirileceğine inanmayı diliyoruz.
‘Balkanlar’ın istikrarı ve refahı açısından Sırp-Türk işbirliğinin önemi açık’
*Şu anda Ankara’da, Türkiye’de olduğunuzu biliyoruz. Türkiye Milli Savunma Bakanlığı ile gündeminiz ve görüşmeleriniz neler? Ankara’ya yönelik girişimleriniz ve aldığınız yanıtlar hakkında bilgi verir misiniz?
Ankara ziyaretim, Türk Savunma Bakanı Sayın Yaşar Güler’in Belgrad’a yaptığı başarılı ziyaretten hemen birkaç hafta sonra gerçekleşti. Ziyaretim, Güneydoğu Avrupa Savunma Bakanlıkları işbirliği kapsamındadır, ancak aynı zamanda son zamanlarda Belgrad’da tartışılan bazı konuları takip etmek için de harika bir fırsattı. Bölgenin ekonomik ve askeri süper gücü olan Türkiye’nin Balkanlar’da oynadığı doğal ve önemli rol hakkında derin bir anlayışına sahibiz. Sırbistan ise yarımadanın merkezi konumunda olup 8 farklı ülkeye sınırı bulunmaktadır. Bu iki gerçek, Balkanlar’ın istikrarı ve refahı açısından Sırp-Türk işbirliğinin önemini açıkça ortaya koyuyor. Bu, farklılıklarımızın olmadığı anlamına gelmiyor ancak bunları her zaman açık, samimi ve yapıcı bir şekilde tartışabildiğimiz için gerçekten çok mutluyum. Bunun ötesinde bizi bir araya getiren daha büyük bir amaç olduğuna inanıyorum; bu da Balkanlar’da barış ve istikrarın korunmasına yönelik ortak kararlılığımızdır. Özellikle mutluyum çünkü iki büyük lider olan Kemal Paşa Atatürk ve Yugoslavya Kralı I. Aleksandar’ın bir asır önce bize verdiği misale dayanarak Ankara’da kaldığım süre boyunca Anıtkabir’de Atatürk’e saygılarımı sunabileceğim. Dostlukları ve karşılıklı anlayışları, kendi örnekleriyle ülkelerimizin işbirliğinin gidişatını belirleyen iki cumhurbaşkanımız olan Recep Tayyip Erdoğan ve Aleksandar Vučić arasındaki güçlü bağlara da yansıyor.
Avrupa
Fransa’da liseli eylemleri sürüyor: Yüzlerce okul kapandı

Fransa’da lise protestoları sürerken 560’tan fazla okulda eğitim aksadı; eylemlerin başından bu yana 2 bin öğrenci gözaltına alındı.
Le Figaro’nun öğlen saatlerindeki verilerden aktardığına göre, lise protestoları devam ederken sürmekte olan kargaşadan dolayı 564 okul ve eğitim kurumunda eğitim aksadı ve bugün şu ana kadar yaklaşık 600 kişi gözaltına alındı.
The Guardian muhabirine konuşan 17 yaşındaki Sophia, Paris’teki Voltaire Lisesi’nin önünde kurulan barikatın en ön saflarında yer alıyordu.
Gerçek adının yayınlanmasını istemeyen öğrenci, “Bunun devasa bir gençlik protesto hareketine dönüşmesini umuyoruz,” dedi.
Yüzlerce kişiyle birlikte okul girişini kapatmanın ikinci gününde olan Sophia, tüm derslerin iptal edilmesini sağlamış.
Fransız öğrenci, “Sadece hükümetin bizi dinlemesini istiyoruz. Kötü koşullarda ders çalışmak zorunda kalmaktansa burada durup bunu yapmayı tercih ederiz. Sesimizi duyurmanın tek yolu bu,” dedi.
“Okul bir haktır, ayrıcalık değil,” yazan bir karton pankartın önünde Sophia, Fransa genelindeki gençlerin şikayetlerini sıraladı: Eğitime yönelik devlet yatırımlarının yetersizliği, yıkılmak üzere olan binalarda 40 çocuğa kadar çıkan aşırı kalabalık sınıflar, öğretmenlerin düşük maaşları, personel devamsızlıkları ve başarıyı sosyal kökenin belirlediği eşitsiz bir sistem.
Protestonun diğer nedenleri arasında, üniversite başvuruları için kullanılan şeffaf olmayan ve kullanımı zor çevrimiçi sistemin yanı sıra, Mayıs ve Haziran aylarındaki sıcak dalgaları sırasında sınıflarda yaşanan dayanılmaz sıcaklıklar da yer alıyordu.
Sanat eğitimi almak ve animasyon alanında çalışmak isteyen Sophia, “Eğitim bütçesi paramparça edilirken, orduya çok fazla ek fon aktarılıyor,” dedi.
Öğrenci, gösterilerin ve barikatların önümüzdeki haftaya da devam etmesini umduğunu belirtti. Birkaç öğretmen de destek vermek amacıyla barikatların yanında durdu.
Gazetecilere “Jean” takma adıyla tanıtan bir öğrenci ise Paris’te lisenin son sınıfında okuyor.
17 yaşındaki öğrenci, kendisinin ve sınıf arkadaşlarının okulların yakılmasını istemediklerini, sadece eğitimin “daha iyi” olmasını istediklerini söylüyor.
BBC’ye konuşan genç, “Bence Fransa, eğitim konusunda Avrupa’nın en kötü ülkelerinden biri. Artık yeter diye karar verdik,” diyor.
Hasar verenlerin “kendileri ile hiçbir ilgisi olmadığını” ve öğrencilerin talep ettiği değişimin gerçekleşmesine “katkıda bulunmadıklarını” belirtiyor.
Öğrenci, “Buraya nazik davranmak için gelmedik ama kaos da istemiyoruz. Sadece sesimizin hükümet tarafından duyulmasını istiyoruz,” dedi.
Öte yandan ülke genelinde eylemlere yönelik polis şiddeti haberleri de gelmeye devam ediyor.
Fransız yetkililer, olaylar sırasında en az 65 personelin ve 305 polis memurunun yaralandığını, yaklaşık 2.000 kişinin ise gözaltına alındığını bildirdi.
Eğitim Bakanı Édouard Geffray, öğrencilere önerilen bir danışma platformunun ayrıntılarını açıkladı.
Cuma sabahı öğretmen sendikalarıyla yapılan bir toplantıda Geffray, danışma platformunun önümüzdeki pazartesi günü faaliyete geçeceğini belirtti.
Bu kapsamda iki soru sorulacak:
- Hangi zorluklarla karşılaşıyorsunuz?
- Beklentileriniz nelerdir?
Öğrencilerin, Azizler Günü tatili sonrasında başlayacak analiz ve tartışma aşamasına kadar yanıt vermek için üç haftaları olacak.
Bu geri bildirim aşaması, Ulusal Meclis’teki bütçe tartışmalarıyla eş zamanlı olarak gerçekleşecek.
Avrupa
Jaecoo 7 Britanya’da en çok satan araç oldu

Çinli markaların Avrupalı rakiplerini geride bırakmasıyla, Jaecoo 7 Eylül ayında Birleşik Krallık’ta en çok satan yeni otomobil oldu.
Bazı internet kullanıcılarının “Temu’dan aldığım Range Rover” dedikleri bu SUV, daha önce Mart ayında da sıralamanın zirvesinde yer almıştı; bu da, yeni otomobil pazarı için yılın en önemli iki ayında ülkenin en popüler modeli olduğu anlamına geliyor.
Mart ve Eylül, tarihsel olarak satışların en yüksek olduğu aylar çünkü bu aylarda plakalardaki yıl kodları değişir ve bu da alıcıları, plakalarından anlaşıldığı üzere yollardaki en yeni otomobilleri tercih etmeye teşvik eder.
Sektör kuruluşu Motor Üreticileri ve Tüccarları Derneği (SMMT) tarafından açıklanan ön verilere göre, geçen ay 7 modelinden 10.813 adet tescil edildi.
Tesla Model 3, 9.929 tescil ile ikinci sırada yer alırken, onu Ford Puma (6.958) izledi.
İlk 10’da yer alan tek diğer Çinli otomobil, sekizinci sırada yer alan MG HS oldu (5.444).
Yüksek satış rakamlarına sahip tek tek model sayısı az olmasına rağmen, Çinli üreticiler geçen ay Birleşik Krallık pazarının %23’ünü oluşturdu.
BYD, 20.140 kayıtla en çok satan ikinci marka oldu ve 18.399 kayıt kaydeden Kia’nın önüne geçti.
Volkswagen ise 25.972 kayıtla birinci sırada yer aldı.
Öte yandan, Eylül ayında köklü birkaç marka önemli düşüşler yaşadı. Hyundai’nin 10.002 kayıt rakamı, bir önceki yıla göre %31,9’luk bir düşüşe karşılık gelirken, Renault’nun 6.721 araçlık sonucu %29,7 oranında geriledi.
Omoda-Jaecoo genel müdürü Victor Zhang, ikiz markaların Birleşik Krallık’taki benzeri görülmemiş yükselişinin ardından “burada kalıcı olduklarını” söyledi.
Zhang, artık hedeflerinin “en hızlı büyüyen markadan, sağlam bir konuma sahip bir markaya” dönüşmek olduğunu da sözlerine ekledi.
Omoda-Jaecoo’nun ana şirketi Chery, araçlarını Birleşik Krallık pazarına daha iyi uyarlayabilmek amacıyla, sürücü destek sistemleri ve şasinin ayarlanmasına odaklanarak, Bedfordshire’daki UTAC Millbrook test pistinde kısa süre önce bir Ar-Ge merkezi açtı.
Chery ayrıca, Japon firmanın Sunderland’daki fabrikasında araçlarını üretme olasılığı konusunda Nissan ile bir mutabakat zaptı imzaladı; bu araçlar arasında Jaecoo 7 de yer alabilir.
Eylül ayı, genel olarak yeni otomobil pazarı için güçlü bir ay oldu. Toplam kayıt sayısı, bir önceki yıla göre %12,7 artışla 350.518’e ulaştı.
Avrupa
AB Komiseri Kos: Ukrayna’nın 2027’de üyeliği imkansız

AB Genişleme Komiseri Marta Kos, Ukrayna’nın 1 Ocak 2027’de birliğe üye olmasının imkansız olduğunu ve sürecin liyakat esasına dayandığını açıkladı. Adaylara ayrıcalık tanınamayacağını vurgulayan Kos, mevcut prosedürlerin değiştirilmesi çağrısında bulundu.
Avrupa Birliği’nin (AB) genişlemeden sorumlu komiseri Marta Kos, İtalyan gazetesi Corriere della Sera’ya verdiği mülakatta, Ukrayna’nın 2027 yılının başında birliğe katılımının mümkün olmadığını söyledi.
Sürecin liyakat esasına dayandığını vurgulayan Kos, “1 Ocak 2027 tarihi Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy tarafından dile getirilmişti. Katılım liyakat esasına dayanıyor; bu tarihin imkansız olduğu açıktır” ifadesini kullandı.
Jeopolitik koşulların değişmesiyle birlikte AB üyeliğinin yalnızca Ukrayna için değil birçok ülke açısından öncelik haline geldiğini belirten Kos, üyelik sürecinde hiçbir adayın ayrıcalığı olmadığını kaydetti.
Fakat Ukrayna’nın içinde olduğu şartların gözetilmesi gerektiğini ifade eden Kos, “Tam da bu nedenle ona yardım etmekle yükümlüyüz” dedi. Genişleme Komiseri, bu yılın sonuna kadar Ukrayna ile katılım müzakerelerinde mümkün olduğunca fazla fasıl kümesinin açılmasını umduğunu dile getirdi.
Ukrayna Devlet Başkanı Zelenskiy, yılın başında yaptığı açıklamada AB üyeliğinin hem ülkesi hem de Avrupa için temel güvenlik garantilerinden biri olduğunu savunmuş ve katılım tarihi olarak 2027’yi işaret etmişti.
Almanya Başbakanı Friedrich Merz de bu tarihin imkansız olduğunu belirterek “Bu süreçler genellikle birkaç yıl sürer” değerlendirmesinde bulunmuştu.
Mevcut prosedürler nedeniyle Ukrayna’nın 1 Ocak 2027’de katılımını olanaksız gören Kos ise AB’ye giriş sürecinde değişikliğe gidilmesi çağrısı yaptı.
Kos, haziran ayında yaptığı açıklamada AB’nin Ukrayna’nın üyeliği konusunda iki senaryo üzerinde durduğunu aktarmıştı. İlk senaryonun tam üyelik gerçekleştikten sonra ülkelerin entegre olduğu standart model olduğunu belirten Kos, ikinci seçeneğin ise adayın gerekli şartları karşıladıkça belirli alanlarda AB politikalarına dahil olduğu sektörel entegrasyonu kapsadığını kaydetmişti. Kos, o dönemde birlik yetkilileri ile Ukrayna’nın bu ikinci seçenek üzerinde çalıştığını ifade etmişti.
Ukrayna, 2022 yılında resmi olarak AB’ye aday ülke statüsü aldı; katılım müzakerelerinin ilk bölümü ise Haziran 2026’da başladı.
Diplomasi5 gün önceEast-West Forum İstanbul’da toplandı: Çok kutupluluk geri döndürülemez
Asya2 hafta öncePakistan’a Katar’dan ikinci LNG sevkiyatı yapılacak
Diplomasi1 hafta öncePalantir nasıl Ukraynalıları kobay faresine dönüştürdü?
Diplomasi1 hafta önceEast-West Forum İstanbul’da kapılarını açıyor
Asya2 hafta önceSoftBank, OpenAI yatırımı için 11 milyar dolar borçlanacak
Dünya Basını1 hafta önceTarihçi Emmanuel Todd: Avrupa Rusya konusunda tehlikeli bir fanteziye kapıldı
Ortadoğu2 hafta önceKörfez ülkeleri, İran ile ilişkilerin “resetlenmesini” istiyor
Rusya1 hafta önceRusya’dan notlar: Siperler, kuryeler ve 9. Duma seçimleri












