Diplomasi
AB ve ABD, Ukrayna’nın yer altı kaynakları için rekabet ediyor

ABD ile Ukrayna arasındaki hammadde anlaşması, Almanya ve diğer AB ülkelerinin çıkarlarını etkiliyor ve transatlantik rekabeti şiddetlendiriyor.
Savaşın başlamasından önce Ukrayna’nın hammadde ihracatının yaklaşık yüzde 40’ı AB’ye giderken, şimdi ABD bu ihracatın daha büyük bir payını talep ediyor.
Küresel yeraltı kaynaklarının yaklaşık yüzde 5’ine sahip olan Ukrayna, uzmanlara göre özellikle titanyum gibi stratejik öneme sahip hammaddelerde öne çıkıyor. Bu metal, hafif ve çok sert olması nedeniyle, tanklardan uzun menzilli füzelere kadar savunma sanayinde vazgeçilmez bir malzeme.
AB, şu ana kadar bu hammaddeyi Rusya’dan ithal etmek zorunda kalıyordu fakat Ukrayna’nın kaynaklarına erişim, bu durumu değiştirebilir.
Ocak ayında Ukrayna ile bir hammadde işbirliği anlaşması imzalayan Birleşik Krallık’ta, özellikle muhafazakâr çevrelerde ABD’nin “neokolonyal sömürü” yaptığı yönünde iddialar dile getiriliyor. Almanya’da ise, bundan bağımsız olarak, Ukrayna’da yabancı yönetim altında “vesayet bölgeleri” kurulacağı yönünde spekülasyonlar yapılıyor.
AB’nin hammadde deposu olarak Ukrayna
German Foreign Policy’nin Oslo Üniversitesi Doğa Tarihi Müzesi mineraloji ve hammadde jeolojisi profesörü Axel Müller’in 2023 yılında yaptığı kapsamlı analizden aktardığına göre, Ukrayna hammadde üretimi ve işleme alanında dünyanın önde gelen ülkelerinden biri.
Buna göre, Ukrayna “dünya yeraltı kaynaklarının yaklaşık yüzde 5’ine sahip ve bir dizi önemli kaynakta dünyanın en büyük on üreticisi arasında yer alıyor.
Müller, 2021 yılında Ukrayna’nın dünyanın altıncı büyük demir cevheri üreticisi olduğunu ve Avrupa’nın en büyük mangan cevheri rezervlerine sahip olduğunu, bu rezervlerin aynı zamanda dünyanın en büyük rezervleri arasında yer aldığını belirtiyor. Son olarak eski Sovyet ülkesi, Avrupa’nın birkaç grafit üreticisinden biri.
2021 yılında AB, Ukrayna’nın toplam hammadde ihracatının yaklaşık yüzde 40’ının ana destinasyonu idi. Bunların başında demir cevheri, dövme demir ve çelik geliyordu; demir cevheri ithalatının ise yaklaşık yüzde 15’ini Ukrayna’dan yapıyordu.
Toprak kaynaklarının stratejik önemi, Kiev Doğal Kaynaklar Bakanlığının Temmuz 2021’de AB üye ülkelerine stratejik hammadde tedarikini desteklemek amacıyla kurulan Avrupa Hammadde İttifakına (ERMA) kabul edilmesinden de anlaşılıyor. ERMA’nın merkezi Berlin’de.
Savunma sanayii için titanyumun önemi
Müller, Ukrayna’nın zengin maden yatakları arasında titanyuma özel bir önem atfediyor. Mineraloji uzmanı, hafif ve sert bir metal olan titanyumun havacılık ve uzay sanayinde, ama aynı zamanda askeri uygulamalarda da kullanıldığını belirtiyor.
Örneğin, savaş uçakları, savaş gemileri, tanklar ve uzun menzilli füzelerin yapımında bu metal kullanılıyor.
Ukrayna sadece Avrupa’nın en büyük titanyum rezervlerine sahip olmakla kalmıyor, aynı zamanda dünyadaki nispeten az sayıda ülkeden biri olarak titanyum endüstrisinde kapalı bir üretim döngüsüne sahip.
Müller, 2023 yılında yayınlanan analizinde, Batı’nın Rus titanyumuna bağımlılığının çok güçlü olduğunu ve bu nedenle şimdiye kadar Rusya’ya uygulanan yaptırımlardan etkilenmediğini de belirtiyor. Nitekim AB, 24 Şubat 2025 tarihli 16. yaptırım paketinde titanyum ithalatına istisnalar getirdi.
Buna karşılık, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin Eylül 2024’te titanyum ihracatına ambargo getirmeyi düşündüğünü söylemişti.
2022’de ABD Dışişleri Bakanlığı, Çin ve Rusya kaynaklarına alternatif olabilecek Ukrayna titanyumuna daha yoğun bir şekilde başvurma olanaklarını araştırma misyonu başlatmıştı.
ABD-Ukrayna anlaşması AB’ye çelme
ABD Hazine Bakanı Scott Bessent ve Ukrayna Ekonomi Bakanı Yuliya Sviridenko’nun geçen çarşamba günü Washington’da imzaladıkları hammadde anlaşmasıyla, ABD Ukrayna’nın kaynaklarına ayrıcalıklı erişim hakkı elde etti.
Buna göre, ortak hammadde üretimi için bir yatırım fonu kurulacak. Fonun yarısı Kiev, diğer yarısı Washington tarafından sağlanacak. On yıl boyunca fonun tüm gelirleri Ukrayna’nın hammadde sektörüne yeniden yatırılmak zorunda fakat bu sürenin sonunda gelirler çekilebilecek.
Resmi olarak fon her iki tarafça ortaklaşa yönetilecek; ne var ki, ABD’nin bu konuda siyasi olarak daha avantajlı konumda olduğu aşikar. Olası yatırımcılar olarak, ABD, AB ve “Rusya’nın Ukrayna’ya yönelik kapsamlı işgaline karşı savunmayı” destekleyen diğer ülkelerden şirketler tercih ediliyor.
Böylece anlaşma, transatlantik ittifak ülkelerinin ve müttefiklerinin şirketlerine Ukrayna’nın yeraltı kaynaklarına erişimde avantaj sağlıyor.
Birleşik Krallık’tan ABD’ye ‘neokolonyalizm’ suçlaması
İngiltere’de de hoşnutsuzluk sesleri yükseliyor. Başbakan Keir Starmer ve Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy, 16 Ocak 2025’te Kiev’de Birleşik Krallık ve Ukrayna arasında “yüz yıllık ortaklık” anlaşması imzalamıştı.
Bu ortaklık, öncelikle askeri işbirliğinin genişletilmesini öngörüyor. Buna, örneğin iki ülkenin deniz kuvvetlerinin Karadeniz’de daha yoğun işbirliği ve silahlanma endüstrisinde yakın işbirliği de dahil.
Bununla birlikte, özellikle “Ukrayna’nın kritik mineraller için bir strateji geliştirilmesi” açısından çeşitli iktisadi işbirliği biçimleri de söz konusu. Bu konuda ortak bir çalışma grubu kurulması öngörülüyor.
Yeni Ukrayna-ABD hammadde anlaşması ise İngiltere’yi ikinci plana itiyor. Muhafazakâr Spectator dergisi geçen perşembe günü, anlaşmanın Ukrayna’nın hammaddeleri üzerindeki tek hak ve yetkisini elinden aldığını ve ülkeye “neokolonyal sömürü” getirdiğini yazdı.
Almanya da doğunun yeraltı zenginliklerine göz dikti
Berlin’den gelen tepkiler şu ana kadar ihtiyatlı. Geçen yıl, Bertelsmann Vakfı’ndan bir uzman, Almanya’nın da Ukrayna’nın zengin maden kaynaklarına ilgi duyduğunu söylemişti.
Bertelsmann Vakfı’nın Doğu Avrupa uzmanı Miriam Kosmehl, ZDF’ye verdiği demeçte, “Ülke, bizim için gerçekten hayati öneme sahip hammadde yatakları ve nadir mineraller sunuyor,” demişti.
Kosmehl, Ukrayna’nın temel olarak, kaynak zenginliği ile “elektrikli mobilite ve çevre teknolojileri gibi gelecek vaat eden sektörlere” katkıda bulunabileceğine işaret ediyor.
Fakat Kosmehl, Almanya ve AB için bir fırsat penceresi açıldığı fikrinin bir sorunu olduğunu savunuyor. Ona göre, maden yataklarının büyük bir kısmı “işgal altında olan veya çatışmalardan etkilenen ya da hâlâ çatışmaların sürdüğü” bölgelerde bulunuyor ve bu durum da madencilik maliyetlerini artırıyor.
ZDF’ye göre ise, Ukrayna’nın savaşta Rusya’ya karşı zafer kazanması halinde, ülke Almanya ve AB’nin gelecek teknolojileri ve endüstrilerin ‘yeşil’ dönüşümü için kilit bir ortak haline gelebilir.
Almanya’dan Ukrayna’nın yağması için ‘uluslararası vesayet’ sesleri
Alman yönetici kesimlerinde ise, en azından Ukrayna’nın bazı bölgeleri için, ülkenin kaynaklarının “neokolonyal sömürüsünün” ötesine geçen öneriler tartışılıyor.
Örneğin, Frankfurt am Main’daki Leibniz Barış ve Çatışma Araştırmaları Enstitüsü Başkanı Nicole Deitelhoff, Rusya’nın ele geçirdiği toprakların en azından bir kısmının “uluslararası vesayet altındaki bölgeler” olarak düzenlenebileceğini ve bunun “BM yönetimi veya hükümet işlerini devralacak birkaç devletten oluşan bir mütevelli grubu” tarafından gerçekleştirilebileceğini öne sürdü.
Bunun, “10 veya 15 yıllık bir süre için” yapılabileceğini savunan Deitelhoff, bundan sonra toprak sorunlarının kalıcı çözümünün yeniden müzakere edilebileceğini söyledi.
Deitelhoff’un bahsetmediği gibi, Rusya’nın işgal ettiği topraklarda, Federal Almanya Cumhuriyeti ve AB için özel öneme sahip olanlar da dahil olmak üzere önemli hammadde yatakları bulunmaktadır.
Diplomasi
G20 ticaret bakanları açıklamasına tek itiraz Çin’den geldi

G20 ticaret yetkilileri bu hafta Milwaukee’de bir araya geldi ve küresel çelik arz fazlasıyla mücadeleye yönelik yeni bir anlaşma duyurdu.
“Milwaukee Çerçevesi”, ülkeleri piyasayı bozan sübvansiyonları kısıtlamaya ve çelik ithalatı ile ticaretin kuralları dışına çıkarılmasının izlenmesini artırmaya çağırıyor.
Ayrıca, olası gümrük vergileri de dahil olmak üzere, kapasite fazlasına karşı “kanıta dayalı önlemleri” destekliyor.
Bu anlaşma, Eylül ayında Kuzey Carolina’nın Asheville kentinde düzenlenen G20 maliye bakanları toplantısında varılan daha geniş kapsamlı bir mutabakatın ardından geldi.
Toplantıda ABD ve diğer neredeyse tüm G20 ekonomileri, büyük ve kalıcı ticaret dengesizliklerinin diğer ülkelere zarar verebileceği konusunda mutabık kaldı.
Büyük ticaret fazlası olan ülkelerden, büyüme için ihracata aşırı bağımlı hale getiren politikalarını gözden geçirmelerini isteyen bir bildirgeyi imzaladılar.
Çin, bu bildirgeye itiraz eden tek G20 üyesi oldu.
Axios’a göre giderek daha fazla ülke, Donald Trump’ın küresel ticaretteki sorunlara ilişkin argümanının temel bir unsurunu benimsiyor. Üstelik bu durum, Trump’ın uyguladığı gümrük vergilerinin dünya ekonomisini sarsmasına rağmen gerçekleşiyor.
On yıllardır hükümetler, aşırı çelik üretimi de dahil olmak üzere küresel ticaretteki dengesizlikler konusunda uyarıda bulunuyorlar.
Değişen şey ise, yerli sanayilere verilen zararı kabul etme ve onları koruma konusundaki istek.
ABD Ticaret Temsilcisi Jamieson Greer, konferansın aralarında gazetecilere yaptığı açıklamada, “Çoğu ülke bu küresel sorunlara katılıyor, insanlar teşhise katılıyor fakat harekete geçmekten çekiniyorlar,” dedi.
Greer’e göre Milwaukee anlaşmasının “2015 yılında gerçekleşmesi” mümkün değildi.
Greer şöyle konuştu:
“Diğer tüm ülkeler, ABD pazarına erişimlerini sürdürmek istiyorlarsa uluslararası sistemi yeniden düzenlememiz gerektiğini biliyorlar. Yaratıcı fikirler, yeni yapılar ve tutarlı planlar ortaya koydukça, onlar da bu sürece katılıyorlar.”
AB Ticaret Komiseri Maroš Šefčovič, salı günü Rockwell Automation’ın Milwaukee’deki genel merkezinde Greer ve imalat sektöründen CEO’larla düzenlenen yuvarlak masa toplantısında, yönetimin kapasite fazlası konusuna odaklanmasını olumlu karşıladı.
Greer, “Ticaret komiseri ve diğerleri de dahil olmak üzere Avrupa’daki pek çok kişinin bu konu hakkında oldukça net bir görüşe sahip olduğunu düşünüyorum… Onlar, bizim 10 yıl önce atmaya başladığımız bazı adımları atmaya başlıyorlar,” dedi ve Avrupa’nın kendisinin de küresel kapasite fazlasına katkıda bulunduğuna inandığını ekledi.
ABD’nin ticaret ortakları, Washington ile birlikte çözmeye çalıştıkları bazı sorunları hedef alan gümrük vergileriyle ya da bu vergilerin uygulanma olasılığıyla karşı karşıya kalıyor.
Kanada’nın ABD’ye yaptığı çelik ihracatının çoğu %50’lik bir gümrük vergisiyle karşı karşıya.
Ülkenin ticaret yetkililerinden biri Milwaukee’ye vardığında, belirli Kanadalı ürünlere yönelik bir ithalat yasağı yürürlüğe girdi.
Greer ayrıca 16 ekonomideki kapasite fazlası ve üretimi de soruşturuyor ve bu soruşturmalar nihayetinde yeni gümrük vergilerinin önünü açabilir.
Greer, yuvarlak masa toplantısındaki gerginliği kabul ederek, ABD ile ticaret ortakları arasında anlaşmazlıklar olabileceğini ama yine de başka yerlerdeki üretim fazlası konusunda ortak endişeleri paylaştıklarını belirtti.
Dış ticaret bakanları dün öğleden sonra, Rockwell Automation’ın Milwaukee’deki genel merkezine 1,5 mil (yaklaşık 2,4 km) uzunluğundaki bir yolculuk için otobüslere bindi ve burada fabrika tesisini gezdi.
Bu “saha gezisi”, Trump yönetiminin teşvik etmek istediği türden ileri düzey yerli üretimi sergilemeyi amaçlıyordu.
Rockwell, bakanlara gezi için çelik burunlu spor ayakkabılar hediye etti (bu ayakkabılar Vietnam’da üretilmişti).
Fabrikalarda kullanılan otomasyon teknolojisi üreten Rockwell, ABD’deki tesislerine, insan kaynağına ve teknolojiye 2 milyar dolarlık yatırım yapıyor.
Fakat gümrük vergileri de bu üreticinin maliyetlerini artırıyor. Rockwell, yaz aylarında yatırımcılara bazı müşterilerinin projelerini ertelediğini bildirdi.
CEO Blake Moret, şirketin kazanç açıklamasında, “Gümrük vergileri ve enflasyon açısından bu kadar dalgalı bir ortamda, müşteriler iş planlarının maliyet tarafının sağlam olduğundan emin olmak istiyorlar,” dedi.
Diplomasi
Tayvan, Xi-Trump zirvesinin ardından gelen F-16V teslimatını memnuniyetle karşıladı

Tayvan, ayrı bir milyarlarca dolarlık silah paketine ilişkin ABD başkanlığı tarafından getirilen askıya alma kararına rağmen, uzun süredir ertelenen iki adet F-16V savaş uçağının teslimatını, ABD’nin askeri desteğinin devam ettiğinin bir göstergesi olarak değerlendirdi.
Cuma günü doğudaki Taitung ilçesindeki Chihhang Hava Üssü’ne ulaşan iki tek kişilik uçak, 1997 yılında orijinal F-16A/B filosunun teslimatlarının başlamasından bu yana adanın aldığı ilk yeni F-16’lar.
Önceki versiyonlarla karşılaştırıldığında, F-16V konfigürasyonu Northrop Grumman APG-83 aktif elektronik taramalı dizi radarını, güncellenmiş aviyonik sistemleri ve geliştirilmiş hedef tespit ve izleme yeteneklerini içermektedir.
Bu iki uçak, ABD Başkanı Donald Trump’ın ilk görev dönemi sırasında, Ağustos 2019’da Washington tarafından onaylanan 247,2 milyar NT$ (7,76 milyar ABD doları) tutarındaki 66 adet F-16V satışının bir parçası.
İki uçağın, geçen hafta Çin Devlet Başkanı Xi Jinping’in ABD’ye yaptığı devlet ziyaretinden yaklaşık bir ay önce, ağustos ayı sonunda Tayvan’a ulaşması bekleniyordu. Ne Taipei ne de Washington, gecikmeyle ilgili kamuoyuna bir açıklama yapmadı.
Kongre’nin gayri resmi incelemesinden geçen, Taipei’ye yönelik yaklaşık 14 milyar ABD doları değerindeki ayrı bir silah paketi ise başkanın onayı beklenirken askıda kalmaya devam ediyor.
Trump’ın Xi’yi sıcak bir şekilde karşılamasının adada bir miktar belirsizliğe yol açmasının ardından, cuma günkü teslimat Tayvan’ın iktidar partisi Demokratik İlerleme Partisi (DPP) tarafından memnuniyetle karşılandı.
Tayvanlı lider William Lai Ching-te, Tayvan’ın kendini savunmasına yönelik “uzun vadeli desteği” ve iki taraf arasındaki güvenlik işbirliğini derinleştirmeye devam ettiği için Washington’a teşekkür etti. Ayrıca, bu teslimatı bölgesel istikrarla ilişkilendirerek, bunun ABD’nin “güvenliği ilerletmek için Tayvan dahil Hint-Pasifik ortaklarıyla birlikte çalışma” taahhüdünü gösterdiğini belirtti.
Demokrasi İlerleme Partisi (DPP) milletvekili Chen Kuan-ting de, bu teslimatın zirveden bu yana ABD’nin silah satışlarında “yapısal bir değişiklik” olmadığını gösterdiğini belirtti.
Buna karşılık, muhalefetteki Kuomintang milletvekili Ma Wen-chun, uçakların gelmesinin programdaki gecikmelerden dikkatleri başka yöne çekmemesi gerektiğini belirterek, savunma bakanlığını kalan uçaklar için net bir takvim sunmaya çağırdı. “İkisi geldi; kalan 64’ü de zamanında gelmelidir” dedi.
Tayvan Savunma Bakanlığı başlangıçta 66 savaş uçağının tamamını yıl sonuna kadar teslim almayı umuyordu, ancak program planlanan takvimin çok gerisinde kaldı. Tayvanlı yetkililer, takvimi etkileyen başlıca faktörler arasında üretim hattının yer değiştirmesini ve tedarik zincirindeki aksaklıkları gösterdi.
Savunma Bakanı Wellington Koo Li-hsiung cuma günü, yıl sonuna kadar daha fazla F-16V’nin teslim edileceğini söyledi, ancak kesin bir sayı vermedi.
İlk iki savaş uçağının teslim süreci de beklenmedik bir şekilde uzamıştı.
17 Ağustos’ta ABD anakarasından ayrılan uçaklar, Pasifik’i aşan yolculuklarında havada yakıt ikmali yaparak 21 Ağustos’ta Hawaii’deki Pearl Harbour-Hickam Ortak Üssü’ne ulaştı. Uçakların birkaç gün içinde Tayvan’a doğru yola devam etmeleri bekleniyordu, ancak bunun yerine üssünde neredeyse altı hafta kaldılar.
Tayvanlı medya ve askeri gözlemciler, teknik sorunlar, elverişsiz hava koşulları ve yakıt ikmal uçağının bulunmaması gibi çeşitli olası açıklamalar öne sürdü.
Nedeni açıklanamayan bu gecikme, Tayvan’da Washington’un, Xi’nin ABD’ye yapacağı devlet ziyaretinden kısa bir süre önce siyasi açıdan hassas bir teslimatı önlemek istemiş olabileceğine dair spekülasyonlara yol açtı.
Tayvan’ın United Daily News gazetesi, isimsiz bir kaynağa atıfta bulunarak, bu hafta bir ekipman sorununun uçağın Hawaii’de gecikmesine neden olmasının ardından Washington’un, teslimatın Xi’nin ziyareti etrafında daha fazla karmaşıklığa yol açmasını istemediğini bildirdi.
Ne ABD ne de Tayvanlı yetkililer, teslimatın zamanlamasını Xi’nin Washington ziyaretiyle ilişkilendirdi.
South China Morning Post, Xi’nin Washington ziyaretinden önce, yönetimin Tayvan’a yönelik büyük çaplı yeni silah satışlarını ertelemeyi değerlendirdiğini bildirmiş; kaynaklar, Pekin’in Xi’nin gezisi sırasında yeni anlaşmaların onaylanmamasını sağlamak için Washington’a gizlice baskı uyguladığını belirtmişti.
14 milyar ABD doları tutarındaki silah paketi, bu yılın başlarında zaten askıya alınmıştı. ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, Washington’un silah satışlarını değerlendirirken kendi askeri ihtiyaçlarını, üretim kapasitesini ve silah stoklarını yenileme gerekliliğini de göz önünde bulundurması gerektiğini vurgulamıştı.
Geçen hafta Trump ile yapılan zirve sırasında Xi, ABD’nin “Tayvan bağımsızlığına” karşı çıkacağını ve Tayvan meselesini ihtiyatla ele alacağını umduğunu yineledi.
ABD Dışişleri Bakanlığı, zirvenin ardından Tayvan’a yönelik genel ABD politikasının değişmediğini vurgulamaya çalıştı.
Diplomasi
NATO’nun Kafkasya’daki genişlemesine Fransız-Türk anlaşmazlığı engel oluyor

NATO’nun Ermenistan ve Azerbaycan ile işbirliğini güçlendirme çabası, Fransa ile Türkiye arasındaki gerginlik nedeniyle tıkanma noktasına geldi.
POLITICO’ya konuşan üç NATO diplomatına göre, Fransa, bir Fransız vatandaşının tutuklanmasını temel gerekçe göstererek Bakü ile yeni bir ortaklık planını onaylamayı reddetti.
Buna karşılık Türkiye de, yakın müttefiki Azerbaycan’a dayanışma göstermek amacıyla Ermenistan’ın planının yenilenmesini engelledi.
Beş NATO diplomatı, iki Kafkas ülkesinin tatbikatlar, askeri eğitim ve diğer alanlarda NATO ile daha derin bir işbirliği arayışında olduğunu belirtti.
Sonuç olarak, her iki plan da bir yılı aşkın süredir belirsizlik içinde kaldı.
Aylar süren NATO anlaşmazlığı, geçen hafta Fransa’nın Rusya’ya yönelik AB yaptırımlarının yenilenmesini engellemesinin ardından yeni bir aciliyet kazandı.
Paris, Brüksel’in Rus-Özbek milyarder Alişer Usmanov’a yönelik kısıtlamaları kaldırmasının ardından itirazını geri çekti.
Bu da Azerbaycan’ı, bir Fransız vatandaşı da dahil olmak üzere birkaç tutukluyu serbest bırakmaya sevk etti.
Geçen çarşamba günü Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev’in tutukluları serbest bırakmasının ardından Fransa, NATO ile Bakü arasındaki bağların güçlendirilmesine yönelik vetosunu kaldırması yönünde baskı altında bulunuyor.
NATO diplomatlarından biri, “Eğer veto hakkını kaldırmazlarsa, bu ne sağlam bir siyasi hamle olur ne de ittifakın çıkarları doğrultusunda hareket eden bir müttefik olarak kendilerini göstermiş olurlar. Ermenistan için bu çok tehlikeli; onların yakınımızda olmasının iyi olduğunu düşünüyoruz,” dedi.
İkinci bir NATO diplomatı ise şöyle konuştu: “Bir hayal kırıklığı var: İkili meseleler için NATO’yu kullanmayı bırakın.”
Hem Ermenistan hem de Azerbaycan, son yıllarda Rusya ile ilişkilerini soğutmuş durumda ve Avrupa ile bağlarını derinleştirmeye çalışıyor.
Erivan, Moskova liderliğindeki Kolektif Güvenlik Anlaşması Örgütü (CSTO) savunma ittifakındaki üyeliğini askıya aldı, AB üyeliği lehine bir yasa kabul etti ve buna karşılık Moskova’dan ticaret kısıtlamaları ve sert eleştirilerle karşı karşıya kaldı.
Fransa uzun süredir Ermenistan ile yakın ilişkiler sürdürürken, Bakü ise bölgedeki Rus etkisini dengelemek için Türkiye ile olan yakın ittifakına güveniyor.
Bir Türk yetkili, “Mesele kesinlikle bir Türkiye-Fransa ya da Türkiye-Ermenistan kavgası değil,” diyerek şunları ekledi:
“Her ikisinin de erken onaylanmasını sağlamak amacıyla, Ermenistan ve Azerbaycan’ın ITPP [Bireysel Olarak Uyarlanmış Ortaklık Programları] belgelerini birlikte onaylamaya oldukça uzun bir süredir hazırız.”
NATO’nun ITTP ortaklıkları, ittifakın NATO üyesi olmayan ülkelerle siyasi diyalog ve askeri işbirliği için kullandığı başlıca araç.
Bu programlar dört yılda bir yenilenir ve hedeflerinin düzeyi, yararlanıcı ülkelerin ittifakla entegre olma isteğine bağlı.
Üç diplomat, yeni planlara ilişkin müzakerelerin neredeyse sonuçlandırılmak üzere olmasına rağmen, yaşanan gecikme nedeniyle NATO’nun Ermenistan ve Azerbaycan’ın güncelliğini yitirmiş ortaklıklarını geçici olarak uzatmak zorunda kaldığını belirtti.
Yeni planlar, bu ülkelerin ortak askeri tatbikatlara katılımına olanak tanıyacak, ordular arası eğitimi artıracak ve yerel İngilizce derslerinin düzenlenmesine kadar uzanan kültürel işbirliğini yoğunlaştıracak.
Bazıları, Erivan’ın dış politikasını Rusya’dan uzaklaştırmak için aldığı riskler göz önüne alındığında, bu gecikmenin Ermenistan’ın Batı ile yeniden yakınlaşma çabasını da engelleyebileceğinden endişe duyuyor.
“Bu bir endişe kaynağı… Bazı ülkelerde beklentiler yaratıyoruz, sonra da bunları karşılayamıyoruz — bu da daha sonra kızgınlığa yol açabilir,” diyen üçüncü NATO diplomatı, Bakü ve Erivan’ı ittifaka yaklaştırmanın her iki ülke arasındaki kırılgan barışı pekiştirmeye yardımcı olabileceğini de sözlerine ekledi.
Diplomat, “Artık iki ülke arasında barış olduğu için, bu NATO’nun onları daha fazla kendi tarafımıza çekmesi için iyi bir fırsat,” diye ekledi.
Asya2 hafta önceJaponya Merkez Bankası faizleri 1995’ten bu yana en yüksek seviyeye çıkardı, yen değer kaybetti
Asya2 hafta önceGüney Kore lideri Lee, ABD baskısına rağmen Ortadoğu’da savaşa dahil olmayacaklarını söyledi
Diplomasi4 gün önceEast-West Forum İstanbul’da toplandı: Çok kutupluluk geri döndürülemez
Ortadoğu2 hafta önceEnsarullah lideri: Suudi Arabistan’ın Mekke iddiası ‘asrın yalanı’
Asya1 hafta öncePakistan’a Katar’dan ikinci LNG sevkiyatı yapılacak
Diplomasi1 hafta öncePalantir nasıl Ukraynalıları kobay faresine dönüştürdü?
Diplomasi1 hafta önceEast-West Forum İstanbul’da kapılarını açıyor
Asya1 hafta önceSoftBank, OpenAI yatırımı için 11 milyar dolar borçlanacak









