Bizi Takip Edin

Ortadoğu

‘ABD, İsrail’in savaşı bölgeye yaymasından korkuyor’

Yayınlanma

Aşağıda çevirisini okuyacağınız makalede, İsrail buna zorlamadığı sürece topyekûn bir savaş istemeyen Hizbullah’ın, savaşın bölgeye yayılmasını istemeyen ABD ile bu konuda ortaklaştığı yorumu yapılıyor. Ancak yazara göre İsrail, ABD’nin Gazze’de kendisine verdiği topyekun desteği Hizbullah’la yüzleşmek için kullanabilir.

***

Gazze savaşı sırasında ABD ve Hizbullah’ın çıkarları nasıl örtüşüyor?

Her ikisi de daha geniş bir bölgesel çatışmanın içine sürüklenmekten endişe ediyor.

Ali Rizk

Lübnan-İsrail cephesindeki durum, Hizbullah ve İsrail ordusunun sınır ötesi operasyonlarını yoğunlaştırmasıyla tırmanmaya devam ediyor. Tırmanışa rağmen Lübnanlı Şii hareketin stratejisi değişmemiş görünüyor: Yahudi devletiyle tam bir savaşa girmeden İsrail’i Gazze’de Hamas’a karşı yürüttüğü saldırılardan önemli miktarda askeri gücü (Lübnan sınırına) kaydırmaya zorlamak. Bu çerçevede, Hizbullah’ın tutumu ironik bir şekilde Biden yönetiminin İsrail Gazze’deki Filistin hareketine karşı saldırıları sürdürürken daha geniş bir çatışmayı önleme hedefiyle uyumlu görünüyor.

Lübnan-İsrail cephesinde yeni bir tırmanma aşaması

İsrail’in Lübnan’ın güneyinde sivil bir aracı hedef alan hava saldırısının ardından Hizbullah ile İsrail arasındaki gerilim zirveye çıktı. İnsan Hakları İzleme Örgütü’nün “açık bir savaş suçu” olarak kınadığı 5 Kasım saldırısında bir kadın ve üç torunu ölmüş, Hizbullah da misilleme olarak kuzeydeki Kiryat Shmona kasabası yakınlarında bir İsrailli sivilin ölümüne yol açmıştı. Bu olay, Lübnan hareketinin sınır ötesi çatışmaların bu son turunda kasıtlı olarak İsrailli sivilleri hedef aldığı ilk olay oldu.

O günden bu yana durum hızla tırmanırken İsrail, Lübnan’ın güneyindeki Meiss Ej Jabal kasabasında bir hastaneyi bombaladı ve bir kişi yaralandı. Bu arada Hizbullah da aralarında en az yedi İsrail askerinin de bulunduğu 20’den fazla kişinin yaralanmasına neden olan bir füze saldırısı gerçekleştirdi.

Bu arada Lübnanlı Şii hareketin lideri Hasan Nasrallah Hizbullah’ın sınır ötesi operasyonlarının temposunu ve taktiklerini artırdığını açıkladı. Gazze’deki savaşın başlamasından bu yana yaptığı ikinci konuşmada Nasrallah, geçen cumartesi günü Şii hareketin askeri eylemlerinin seviyesini “operasyon sayısı, hedefler ve silahların türü açısından” yükselttiğini duyurdu. Nasrallah bu kapsamda ilk kez daha yüksek patlayıcı etkiye sahip “Burkan” füzelerinin ve kamikaze dronlarının kullanıldığını açıkladı.

Nasrallah savaş ilan etmekten kaçınıyor

Daha da önemlisi, Hizbullah lideri taktik ve tempo düzeyindeki tırmanışı duyururken, Gazze’deki çatışmanın başlangıcından bu yana hareketin genel stratejisinde bir değişiklik olduğunu ilan etmedi. Nasrallah’ın bir önceki konuşmasında açıkladığı gibi bu strateji, İsrail ordusunu askeri kaynaklarını Lübnan cephesine yönlendirmeye zorlayarak İsrail’in Hamas’ı yok etmek için tüm askeri gücünü kullanmasını engellemeyi amaçlıyor. Lübnan-İsrail cephesindeki genel durumu değerlendirirken “bu cephenin aktif kalacağını” belirtti.

Nasrallah’ın İsrail’le yeni ve büyük bir cephe açma konusundaki belirgin isteksizliği, çatışmayı başlatmama yönündeki genel stratejisiyle tutarlı. Temmuz 2006’daki savaşın ardından, çatışmayı başlatan iki İsrail askerinin yakalanmasına, bunun Lübnan’da savaşa yol açacağını bilseydi izin vermeyeceğini söylemişti.

Lübnan hareketine yakın kaynaklar, İsrail’in Lübnan’a yeni bir savaş açmasını önlemenin Gazze’deki mevcut çatışmaya yaklaşımlarında önemli bir etken olduğunu vurguluyor.

Adının açıklanmaması kaydıyla konuşan Hizbullah’a yakın bir kaynak “İsrail böyle bir savaşı dayatmadığı sürece Hizbullah Lübnan’ı yıkıcı bir savaşa sürüklemeyecek” dedi.

Yine Hizbullah liderliğiyle yakın ilişkileri olan ikinci bir kaynağa göre hareketin tutumu, önceliği Lübnan’ın ulusal çıkarlarına verdiğini kanıtlıyor: “Hizbullah, Lübnan’ın ulusal çıkarlarına büyük önem veren Lübnanlı rasyonel bir aktör gibi davranıyor” diyor.

Bu argüman, Hizbullah’ın İran’ın vekili olduğu imajına karşı koymaya hizmet ediyor. Hem Lübnanlı hem de yabancı muhalifler hareketi bu şekilde tasvir ediyor ancak hareketin kendisi bu nitelendirmeyi reddediyor ve Tahran’ın sadece destekleyici bir rol oynadığında ısrar ediyor.

Hizbullah daha önce Hamas’ın yenilgisinin İsrail’e karşı daha saldırgan bir yaklaşımı tetikleyecek bir kırmızı çizgi olacağını ima etmiş olsa da Nasrallah böyle bir senaryoyu önlemek için umutlarını artan uluslararası baskılara bağlamış görünüyor. “Washington, New York, Londra ve Paris’te binlerce insanın İsrail’i protesto ettiğini görüyoruz” diyen Nasrallah, Batılı hükümetlerin İsrail’in Gazze’de devam eden savaşına verdiği desteğin azaldığını da sözlerine ekledi.

Lübnanlı Şii hareket, İsrail’in ABD’yi daha geniş bir bölgesel çatışmaya sürükleme tehlikesinin de farkında görünüyor. İlk kaynağa göre Hizbullah, mevcut durumda, İsrail’in uzun süredir hayalini kurduğu ABD’yi, İsrail’in bölgesel düşmanlarına karşı daha büyük bir savaşa zorlamasına izin verecek, bir savaş ilanı anlamına herhangi bir eylemde bulunmayacak. “Bölgede konuşlandırılmış Amerikan askeri varlıkları ve uçak gemileri var” diyerek bu durumun “İsrail’in ABD’yi bölgesel bir savaşa sürükleme tehlikesini artırdığı” uyarısında bulundu.

İsrail Lübnan’a yönelik tehditlerini artırıyor

Bu arada üst düzey İsrailli yetkililer, Lübnan’ı Gazze benzeri bir senaryoyla tehdit etti. Nasrallah’ın son konuşmasının ardından İsrail Savunma Bakanı Yoav Gallant, Hizbullah’ın yıkıcı bir yanıt alabileceği tehlikeli bir oyun oynadığı uyarısında bulundu. İsrail’in kuzey cephesinde yaptığı bir ziyaret sırasında “Gazze’de yapabildiğimizi Beyrut’ta da yapabiliriz” dedi.

İsrail’in Lübnan cephesindeki askerî harekâtına ek bu tür açıklamalar Washington’da yeni korkulara yol açmış görünüyor. Gallant’ın açıklamalarının hemen ardından basında çıkan haberlere göre ABD Savunma Bakanı Lloyd Austin, İsrailli mevkidaşıyla yaptığı telefon görüşmesinde İsrail’in Lübnan’a yönelik gerginliği artırmasına ilişkin endişelerini dile getirdi.

Daha geniş çaplı gerginliğe ilişkin endişeler, Biden yönetiminin Gazze’deki çatışmanın Lübnan’a ve diğer bölgelere yayılmasını önleme politikasını yansıtıyor. Biden’ın enerji ve altyapıdan sorumlu kıdemli danışmanı Amos Hochstein kısa süre önce Beyrut’u ziyaret ederek üst düzey yetkililerle çatışmanın Lübnan’a sıçramasını önlemeye odaklanan görüşmeler yaptı.

Austin, Lübnan-İsrail cephesinde tam ölçekli bir savaşın potansiyel yıkıcı etkilerini mevcut Amerikan yönetimindeki pek çok kişiden daha iyi anlıyor. Hem Irak’taki ABD güçlerinin hem de daha geniş anlamda bölgedeki ABD Merkez Komutanlığı’nın başında görev yapmış olan Pentagon şefi, Hizbullah’ın Yemen’deki Husiler ve Irak’taki Şii silahlı gruplar gibi bölgesel aktörler üzerindeki önemli nüfuzunu şüphesiz çok iyi biliyor.

Nasrallah, Washington’un İsrail’e Gazze’deki saldırısını durdurması için baskı yapması halinde Irak ve Yemen’de başlatılan ABD askeri varlıklarını ve personelini hedef alan operasyonların duracağını söyleyerek bunu ima etti. “Eğer siz Amerikalılar bu operasyonları durdurmak istiyorsanız, Gazze’deki savaşı durdurmalısınız” dedi.

Bu çerçeveden bakıldığında, Hizbullah lideri Washington’a etkili bir mesaj göndererek, Biden yönetiminin İsrailli müttefikine aynısını yapması halinde Yemen ve Irak’taki müttefiklerini dizginlemeyi teklif ediyordu.

ABD yönetimi ayrıca İsrail tarafından daha geniş bölgesel bir savaşa sürüklenmekten de korkuyor gibi görünüyor. Oklahoma Üniversitesi Orta Doğu Çalışmaları Bölüm Başkanı ve Quincy Enstitüsü’nde misafir araştırmacı Joshua Landis’e göre, Lübnan cephesinde gerilimin tırmanmasına ilişkin endişeler, ateşkes için uluslararası baskılar artarken İsrail’in oradaki durumu ateşlemeye çalışabileceği korkusundan kaynaklanıyor.

RS’ye verdiği mülakatta “Biden, İsrail’in hedeflerine verdiği açık destekle, ABD’nin pozisyonunu tehlikeye attı” diyen Landis, “Austin ve diğer üst düzey yetkililer, İsrail’in bunu ABD askerlerini tehlikeye atacak şekilde çatışmayı genişletmek için bir yeşil ışık olarak göreceğinden endişe ediyor olabilirler” diye ekledi. Suriye ve Irak’taki bazı ABD üsleri, İsrail’in Gazze’de ve bölgenin başka yerlerinde saldırıya geçmesinden bu yana İran yanlısı Şii milislerin roket ve füze ateşine maruz kaldı.

Ortadoğu

ABD, Orta Doğu’ya üçüncü uçak gemisini gönderiyor

Yayınlanma

ABD ordusu, Başkan Donald Trump’ın İran’a yönelik yeni saldırıların ufukta olabileceği uyarısında bulunmasının ardından, Orta Doğu’ya üçüncü bir uçak gemisi saldırı grubunu sevk ediyor.

Özel bir amfibi saldırı grubunu da içeren bu sevkiyat, ABD’deki ara seçimlerin yaklaşmasıyla birlikte İran’a karşı Trump’ın savaşının hızla değişen dinamiklerini vurguluyor.

Trump, savaşın birkaç hafta süreceği yönündeki ilk vaatlerine rağmen, ara seçimlerden sonra gerginliğin tırmanmasının hâlâ geçerli bir seçenek olduğunu belirtti.

Şu anda Orta Doğu’ya doğru yol alan gemi grubu, toplamda 7.000’den fazla denizci ve 2.000 Deniz Piyadesi’ni taşıyor.

Bu gruba, USS Theodore Roosevelt uçak gemisi saldırı grubu ve iki amfibi çıkarma gemisinden oluşan USS Makin Island amfibi hazırlık grubu da dahil.

Hassas askeri operasyonlar hakkında konuşmak üzere isminin açıklanmaması koşuluyla konuşan bir ABD’li yetkiliye göre, bu durum Ekim ayı sonuna kadar bölgede üç uçak gemisinin bulunacağı anlamına gelebilir.

Orta Doğu’da halihazırda bulunan personel de hesaba katıldığında, bu hamle ABD’nin deniz kuvvetleri varlığını 20.000’den fazla denizci ve deniz piyadesi ile yüzlerce uçağa ulaşacak şekilde alışılmadık derecede yüksek bir seviyeye çıkaracak.

Donanma, Nisan ayında 2003 yılından bu yana ilk kez Orta Doğu’da üç uçak gemisi saldırı grubu bulundurmuştu.

USS George HW Bush ve USS George Washington uçak gemileri, USS Boxer amfibi hazırlık grubu ile birlikte şu anda bölgede bulunuyor.

USS George Washington genellikle Pasifik Okyanusu’nda görevlendirilir fakat zorlu görev süresi boyunca mürettebatın 260 günden fazla süreyle aralıksız denizde kalmasına neden olan USS Abraham Lincoln’ün yerini almak üzere Orta Doğu’ya sevk edildi.

Theodore Roosevelt uçak gemisi saldırı grubu bölgeye ulaştığında, Washington’un Japonya açıklarına kaydırılması muhtemel.

Perşembe günü Time dergisinde yayınlanan bir röportajda Trump, yeni saldırı olasılıklarına değindi ve 3 Kasım ara seçimlerinden sonra İran’a yönelik bombardımanı yoğunlaştırmasının “mümkün” olduğunu söyledi.

Israrla sorulunca Trump, stratejisi hakkında daha fazla ayrıntıya giremeyeceğini söyledi.

Trump, “Bunu size söyleyemem çünkü bakın, siz ‘nereyi bombalayacaksınız?’ diye soruyorsunuz,” dedi.

Pazartesi günü yapılan röportajda, İran’dan gelen son ateşkes teklifini reddettiğini belirterek, “bir yıl önce onaylamayacağı şeyleri bugün de onaylamayacağını” söyledi.

Trump, örnek olarak İran’ın önemli bir enerji nakil koridoru olan Hürmüz Boğazı’nı “açma” teklifini gösterdi ama teklifin genel olarak “yeterince iyi olmadığını” belirtti.

Giderek daha fazla tepki çeken bu savaşın Kasım ayında Cumhuriyetçilerin şansını zora sokup sokmayacağu sorulduğunda Trump, ilk başta “Mümkün” diye yanıt verdi. Fakat ardından, “İran’ın nükleer silahı olmayacağı için bu durum yardımcı olmalı,” diye ekledi.

Başkan, “dünya çapında da dahil olmak üzere” “halkın %100’ünün” İran’ın nükleer saldırı kapasitesine sahip olmasına karşı olduğunu söyledi ve “Yani, bu şekilde ifade ederseniz, faydası olur. Bunu söylemezseniz, zararı olabilir,” diye konuştu.

Okumaya Devam Et

Ortadoğu

Şam’dan yalanlama: Hizbullah ile Türkiye’de görüşmedik

Yayınlanma

Suriye Enformasyon Bakanlığı, Şam ile Hizbullah heyetlerinin gerilimi düşürmek için Türkiye’de gizlice görüştüğü yönündeki Reuters haberini yalanladı. Haberde yer alan iddiaya göre heyetler Türk istihbaratının davetiyle eylülde en az bir kez bir araya geldi ve Şam yönetimi örgüte Lübnan’a askeri müdahalede bulunmama güvencesi sundu.

Suriye Enformasyon Bakanlığı, Şam’daki yeni hükümet yetkilileri ile Lübnan merkezli Hizbullah temsilcilerinin Türkiye’de bir araya geldiği yönündeki iddiaları yalanladı.

Bakanlığa bağlı Dış Medya Dairesi, 1 Ekim’de yaptığı açıklamada, söz konusu haberlerin gerçek dışı ve dayanaksız olduğunu belirterek herhangi bir temasın gerçekleşmediğini duyurdu.

Reuters haber ajansı aynı gün yayımladığı haberde, iki tarafın aralarındaki gerilimi düşürmek amacıyla eylül ayında Türkiye’de en az bir kez gizli toplantı yaptığını aktarmıştı.

Ajans, haberini ikisi Suriyeli, biri ABD’li yetkili ve biri Hizbullah’a yakın üst düzey Lübnanlı güvenlik kaynağı olmak üzere altı kişiye dayandırdı.

Habere göre buluşma, Türk güvenlik ve istihbarat kurumlarının davetiyle düzenlendi. Toplantıda Hizbullah temsilcilerinin yanı sıra Suriye istihbaratından ve Dışişleri Bakanlığından yetkililer yer aldı.

Ajansa konuşan ABD’li kaynak, görüşmenin anlaşmazlıkları gidermeye odaklandığını ve iyi geçtiğini söyledi.

Görüşmeye katıldığı öne sürülen Suriyeli bir yetkili, tarafların birbirlerine karşı düşmanlık beslemedikleri hususunda uzlaştığını aktardı. Buna göre Şam yönetimi, Hizbullah’ı silahsızlandırma gerekçesiyle Lübnan topraklarına askeri müdahalede bulunmayacağına dair örgüte güvence verdi.

Washington ise Suriye’nin Hizbullah’a karşı harekete geçmesini istiyor. ABD Başkanı Donald Trump, Şam yönetiminin örgüte askeri saldırı düzenlemesi gerektiği yönündeki talebini kamuoyu önünde birden fazla kez paylaştı.

Haberde aktarılan uzlaşma arayışına karşın Suriyeli heyet, Hizbullah’ın sınır ötesi silah kaçakçılığını durdurmasını ve özellikle Suriye’nin güneyindeki uyuyan hücrelerini lağvetmesini talep etti.

Hizbullah ise eski Suriye Cumhurbaşkanı Beşar Esad yönetiminin Aralık 2024’te devrilmesinden bu yana ülke topraklarında hücreleri olduğu iddiasını reddediyor.

Şam yönetimi hafta başında roket saldırısı hazırlığı içindeki bir Hizbullah hücresinin yakalandığını ileri sürmüştü. Hizbullah bu iddia karşısında, “Suriye topraklarında hiçbir şekilde varlığımız yok ve orada herhangi bir güvenlik veya askeri faaliyette yer almıyoruz” açıklamasını yaptı.

Toplantı iddiasına ilişkin sorular karşısında Türkiye Dışişleri Bakanlığı, Milli Savunma Bakanlığı, Suriye Dışişleri Bakanlığı ve ABD Dışişleri Bakanlığı sessizliğini korurken Hizbullah’ın basın bürosu yorum yapmaktan kaçındı.

Suriye’deki yeni iktidar yapısı ile Hizbullah arasındaki temas iddiaları, tarafların geçmişteki yoğun çatışma geçmişine dayanıyor.

Hizbullah iç savaş boyunca Esad ordusu saflarında savaştı; Heyet Tahrir eş-Şam’ın (HTŞ) çekirdeğini oluşturan Nusra Cephesi ve Ahrar eş-Şam gibi gruplarla doğrudan karşı karşıya geldi.

Esad iktidarını Aralık 2024’te deviren HTŞ, mevcut Suriye Savunma Bakanlığında belirleyici konum taşıyor.

Nusra Cephesi, iç savaşın ilk evrelerinde Lübnan’ın kuzey ve doğu sınırlarını ele geçirmiş, ardından Lübnan ordusu ve Hizbullah birliklerince bu hatlardan püskürtülmüştü. Grup aynı dönemde Beyrut dahil Lübnan genelinde bombalı saldırılar ve suikastlar düzenledi.

Esad yönetiminin çöküşüyle Hizbullah’ın Suriye’deki etkinliği sona ererken, yeni Şam güçlerinin Lübnan sınırına askeri tahkimat yaptığı kaydediliyor.

Sınıra sevk edilen askeri birlikler arasında, geçmiş çatışma döneminde ülkeye giren yabancı savaşçıların da yer aldığı belirtiliyor.

Okumaya Devam Et

Ortadoğu

Trump’ın damadının şirketi İsrail ordusunun tedarikçisine ortak çıktı

Yayınlanma

CNN’in haberine göre Jared Kushner’ın yatırım şirketi Affinity Partners, İsrail ordusuna silah ve teçhizat sağlayan firmalarda pay sahibi olan Phoenix Financial grubunun en büyük hissedarı kalmayı sürdürdü. Kushner’ın Gazze müzakerelerinde resmi kadro almadan gönüllü diplomat olarak yer alması, şirketteki 1 milyar doları aşan hisse değeri nedeniyle tartışma yarattı.

ABD Başkanı Donald Trump’ın damadı Jared Kushner, Gazze’deki savaşın sona erdirilmesine yönelik müzakerelerde rol üstlenirken yatırım şirketi Affinity Partners üzerinden İsrailli finans grubu Phoenix Financial ile ticari bağlarını korudu.

CNN tarafından İsrail’deki mali kayıtlar incelenerek yapılan araştırma, Phoenix’in İsrail ordusuna silah, insansız hava aracı, savaş gemisi ve yıkım ekipmanı tedarik eden en az dokuz şirkette pay sahibi olduğunu ortaya koydu.

Bu şirketlerin tamamının hisse değeri geçen yıl artış kaydetti. Kuruluşların birçoğu, Gazze’deki çatışmaların ürünlerine yönelik talebi yükselttiğini açıkladı.

Affinity Partners, Trump’ın Ocak 2025’te başkanlık görevine başlamasından hemen önce Phoenix’teki payını neredeyse iki katına taşıdı.

Şirket, Temmuz 2026’da bu hisselerin dörtte birini 340 milyon doları aşkın bir bedelle elden çıkardı. Bu işlemden elde edilen gelir, satılan paylar için başlangıçta ödenen tutarın beş katını aştı.

Satışın ardından Phoenix’in en büyük hissedarı kalmayı sürdüren Affinity’nin elindeki yüzde 7,4’lük payın piyasa değeri temmuz ayı itibarıyla 1 milyar doların üzerine çıktı. Kushner, Phoenix’i daha önce şirketinin “en iyi yatırımı” olarak nitelendirmişti.

İncelenen belgelere göre Phoenix, İsrail’in en büyük savunma sanayisi şirketi Elbit Systems’e en az 265 milyon dolarlık yatırım yaptı. Elbit, İsrail ordusuna mühimmat, tank sistemleri ve askeri teçhizat temin ediyor.

İsrailli finans grubunun portföyünde İHA kameraları üreten NextVision, topçu mühimmatı tapası imal eden Reshef Technologies ve tank parçaları geliştiren Ashot Ashkelon da yer alıyor.

Phoenix ayrıca savaş gemisi üreticisi Israel Shipyards ile birlikte Boeing ve Caterpillar’da da hisse sahibi. İsrail ordusu operasyonlarda Boeing’in ürettiği uçak ve mühimmatları, Gazze’deki yıkımlarda ise Caterpillar üretimi iş makinelerini kullanıyor.

Kushner’ın şirketi Affinity doğrudan bu savunma kuruluşlarına ortak olmasa da Phoenix’in ana hissedarı sıfatıyla grubun mali kazancından pay alma imkanını koruyor.

Kushner, Trump yönetiminde resmi bir kadro almadan, gönüllü temsilci sıfatıyla diplomatik görüşmelere katılıyor. Bu konum, resmi bir kamu görevinde zorunlu tutulan mali bildirim ve çıkar çatışması yükümlülüklerine tabi olmamasını sağlıyor.

CNN, Kushner’ın yürüttüğü diplomatik temasların söz konusu yatırımları doğrudan etkilediğine dair somut bir veriye ulaşmadığını duyurdu.

Fakat Gazze müzakerelerinde görev üstlenen bir ismin, İsrail ordusunun tedarikçilerine sermaye aktaran bir grupta ana hissedar olması çıkar çatışması tartışmalarına yol açtı.

Kushner’ın avukatı, müvekkilinin Phoenix’in yönetim kurulunda yer almadığını, yatırım kararlarına müdahale etmediğini ve ticari girişimleriyle diplomatik temasları arasında bağ olmadığını savundu.

CNN ise Kushner’ın Eylül 2025’te Forbes dergisine verdiği mülakatta Phoenix yönetimiyle “çok aktif bir diyalog” sürdürdüğünü ve şirket yöneticileriyle birkaç haftada bir temas kurduğunu söylediğini aktardı.

Avukatı bu temasların tek tek yatırımlarla değil, genel piyasa eğilimleriyle sınırlı olduğunu öne sürerken diplomatik mesainin artmasıyla birlikte şirket yönetimiyle görüşmelerin seyreldiğini kaydetti.

Beyaz Saray Sözcüsü Anna Kelly, Kushner’ın şahsi ticari işlerinin gönüllü diplomatik vazifeleriyle bağlantısı bulunmadığını dile getirdi.

Phoenix ise hissedarlarına sunduğu değerin temel faaliyet performansından beslendiğini belirterek haberdeki ayrıntılı bulgular hakkında değerlendirme yapmadı.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English