Amerika
ABD, Kanada ile ortak askeri kurulunu askıya aldı

Pentagon, Kanada ile kurulan ve İkinci Dünya Savaşı’ndan bu yana faaliyet gösteren Daimi Ortak Savunma Kurulu’nun faaliyetlerini askıya aldığını duyurdu. Karar, Başkan Trump ile Başbakan Mark Carney arasındaki diplomatik gerilimin askeri işbirliği alanına taşındığına yönelik işaret olarak değerlendiriliyor.
ABD Savaş Bakanlığı (Pentagon), bu hafta Kanada ile yürütülen ortak askeri kurul faaliyetlerinden çekilme kararı aldığını açıkladı.
Söz konusu karar, Başkan Trump ve Kanada Başbakanı Mark Carney arasında süregelen gerginliğin askeri boyuta taşınan yeni bir noktası olarak öne çıktı.
Başbakan Carney, karara ilişkin Salı günü yaptığı değerlendirmede gelişmeyi önemsiz gösterme eğilimi sergiledi. Ancak karar, Ottawa’da farklı çevrelerden tepki topladı.
Kanadalı yetkililer ve uzmanlar, bu hamleyi Kanada’nın askeri tedarik kaynaklarını çeşitlendirme ve ABD’ye olan askeri bağımlılığını azaltma yönündeki arayışlarına karşı bir uyarı olarak nitelendirdi.
Kanada Küresel İlişkiler Enstitüsü Başkanı David Perry, kararın Kanada açısından sembolik bir darbe olduğunu belirtti.
Perry, “Pentagon Müsteşarı Elbridge Colby tarafından bu tedbirin alınması Kanada açısından sembolik bir darbe. Ancak bu durum, işbirliğine yönelik bu özgün forumları tarihi eserler gibi görüp onlara nasıl davrandığımıza dair bir uyarı niteliğinde de olabilir; bu yapıları sadece tarihi eser olarak göremeyiz” ifadesini kullandı.
İkinci Dünya Savaşı döneminde oluşturulan Daimi Ortak Savunma Kurulu, karşılıklı önem arz eden konularda üst düzey istişare yürütmek amacıyla askeri ve sivil danışmanlardan teşekkül ediyor. Kurul, geleneksel olarak yılda bir kez toplanıyor.
Elbridge Colby, kurulun askıya alındığını duyurduğu açıklamasında, Kanada’yı askeri modernizasyona yeterli yatırım yapmamakla eleştirdi.
Colby, Başbakan Carney’nin Ocak ayında düzenlenen Dünya Ekonomik Forumu’nda “orta ölçekli güçlere” süper güçlere karşı birleşmeleri yönünde yaptığı çağrıya dikkat çekti.
Başbakan Carney, Salı günü karara ilişkin sorulan soruya verdiği yanıtta, Kanada’nın savunma harcamalarının gayrisafi yurt içi hasılasının yüzde 2’sine ulaştığını hatırlattı.
Carney, bu oranın 1989’da Berlin Duvarı’nın yıkılmasından bu yana ilk kez yakalandığını ve buna yabancı tehditlere karşı birincil erken uyarı mekanizması görevi gören Kuzey Amerika Havacılık Savunma Komutanlığı’na (NORAD) yapılan 40 milyar dolarlık yatırımın dahil olduğunu belirtti. Carney, “Uzun bir geçmişi var, ancak bu kurulun önemini olduğundan fazla göstermeyeceğim” değerlendirmesinde bulundu.
Kanadalı savunma uzmanları, kurulun askıya alınmasının sınır ötesi işbirliğini zayıflatmasının pek olası olmadığını, zira iki ülkenin iletişim için başka kanal ve forumlara sahip olduğunu belirtti.
Ancak uzmanlar, bu durumun ABD-Kanada ilişkilerindeki bozulmanın her iki taraf için de risk oluşturduğuna işaret ettiğini vurguladı.
Manitoba Üniversitesi Savunma ve Güvenlik Araştırmaları Merkezi Direktörü Andrea Charron, “Eğer bir mesaj göndermek ve tavsiye veren bir kurulu tatile çıkarmak istiyorsanız, bu doğru bir hamle çünkü gerçekten büyük sonuçları olmayacak” dedi.
Charron, “Buna neyin neden olduğu ise sadece tahmin edilebilir” diye ekledi.
Başkan Trump’ın Başbakan Carney’e yönelik memnuniyetsizliğinin temelinde çeşitli unsurlar yer alıyor. Eski bir bankacı olan Carney, seçim kampanyasında Trump’a karşı duruş sergilemiş ve geçen yıl göreve başlamasından bu yana kendine yetebilme ve çeşitli küresel ortaklıkların değerini savunmuştu.
İki ülke, Trump’ın ilk döneminde üzerinde uzlaşılan ticaret anlaşmasını yeniden müzakere ediyor. Kanada, geçen yıl Arktik menzilli radar sistemini kurmak için Avustralya ile bir anlaşma yapmıştı. Ayrıca Kanada, ABD yapımı F-35 savaş uçakları satın alma anlaşmasını gözden geçirirken, İsveç üretimi uçakları alma ihtimalini değerlendiriyor.
Andrea Charron, Pazartesi günü atılan adımın Trump’ın İran’daki savaşa ve müttefiklerinden gelen destek eksikliğine karşı artan hayal kırıklığıyla bağlantılı olabileceği yorumunu yaptı.
Charron, sebebi ne olursa olsun, ABD’nin, özellikle Trump’ın Grönland üzerindeki kontrolünü genişletme çabalarıyla vurguladığı Arktik bölgesindeki varlığını artırmaya çalıştığı bir dönemde Kanada’yı kendisinden uzaklaştırmayı göze alamayacağını savundu.
Charron, “Dünyanın en büyük ikinci ülkesiyiz ve radar ile uydu sistemlerimiz, Arktik bağlamında ABD’nin umutsuzca ihtiyaç duyduğu erken uyarıyı sağlıyor, çünkü bu en hızlı saldırı yolu” dedi.
“Defence Deconstructed” podcast programının sunucusu David Perry, Başbakan Carney’nin daha fazla özerklik projeksiyonuna rağmen ABD’nin Kanada için en önemli ilişki olmaya devam edeceğini belirtti.
Perry, Pentagon’un bu haftaki hamlesinin Kanada’daki bir rehaveti yansıttığını öne sürdü. Perry’ye göre Kanada, Daimi Ortak Savunma Kurulu gibi platformları ABD ile belirli öncelikler üzerinde işbirliğini proaktif olarak ilerletmek için kullanmadı.
Perry, “Bunun, sembolizm ve Kanada-ABD ilişkilerine dair genel kamuoyu tartışması ile anlatısına uyumu açısından harika olduğunu düşünmüyorum. Ancak aynı zamanda, Pentagon’dan birinin ‘Peki, bu bir sonraki toplantının gündeminde ne var?’ diye sorup cevabın beklentilerin altında olduğunu düşündüğü bir senaryo hayal edebiliyorum” dedi.
Diğer yandan Perry, Başbakan Carney’nin savunma harcamalarını artırmaya yüksek öncelik verdiğini ve Kanada’nın ilk kez 2014’te kararlaştırılan ancak Carney’nin selefi Justin Trudeau döneminde ulaşılamayan yüzde 2 hedefine ulaştığını kaydetti.
Carney, 2035 yılına kadar yüzde 3,5 hedefine ulaşma taahhüdünde bulundu; ancak bu iddialı hedef, Trump’ın NATO üyeleri için belirlediği yüzde 5 hedefinin gerisinde kalıyor.
Atlantic Council Scowcroft Strateji ve Güvenlik Merkezi, GeoStrategy Girişimi Direktör Yardımcısı Imran Bayoumi, bu hedefe ulaşmanın yüzde 2 sınırını aşmaktan çok daha zor olacağını ifade etti.
Bayoumi, yüzde 2’lik oranın Sahil Güvenlik’in Milli Savunma Bakanlığı’na devredilmesi ve maaş artışları gibi unsurları içerdiğini belirterek, “Bu, Kanada’nın dünyadaki konumuna yardımcı oluyor ancak net bir savunma harcaması artışı gibi değil” değerlendirmesinde bulundu.
“Kanada isterse yüzde 3,5 hedefini tutturabilir. Bu, kesinlikle daha geniş bir toplumsal zihniyet değişikliği gerektirecektir” diyen Bayoumi, Kanadalıların ulusal güvenlikleri için ABD’ye güvenmeye devam edemeyeceklerini bildiklerini ancak bu farkındalığın savunma harcamalarının artırılmasının gerektirdiği sosyal program kesintileri gibi ödünleri kabul etmeye dönüşüp dönüşmediğinden emin olmadığını belirtti.
Bayoumi, kısa vadede Carney yönetiminin çatlağı önemsiz göstermeye devam edeceğini ve tırmanma riski taşıyan kararlardan kaçınacağını öngördü.
Bayoumi, “Carney hükümetinin bir çeşit bölünmüşlük sergilediğini düşünüyorum. Bir yandan Kanada’yı ABD’den uzaklaştırma ihtiyacına oynamaya çok mutlu ve istekliler. Aynı zamanda, Kanada’nın ABD ile ilişkiler söz konusu olduğunda oldukça pragmatik davrandığını biliyorsunuz” dedi.
Andrea Charron, gerilimler kamuoyu önünde yaşandığı sürece her iki ülkenin de daha zayıf bir konumda olacağını ifade etti. Charron, “Tüm bu siyasi retorik, Çin ve Rusya’dan başka kimsenin amacına hizmet etmiyor. Bu nedenle tüm siyasi atışmaların durmasını isterim ve (Daimi Ortak Savunma Kurulu) tam da bu noktada gerçekten yararlıydı; çünkü gizli bir toplantıydı, dolayısıyla ‘Bakın, şundan ve bundan dolayı beni kızdırıyorsunuz’ diyebileceğiniz kapalı kapılar ardında bir formatta kalabiliyordu” dedi.
Amerika
Mahkemeden 110 milyar dolarlık Paramount ve Warner Bros. birleşmesine onay

ABD federal mahkemesi, Paramount’un Warner Bros.’u 110 milyar dolara devralmasına yönelik uzlaşmayı onaylayarak birleşmenin önünü açtı. Şirket, varılan mutabakat uyarınca beş yıl boyunca yılda en az 30 film vizyona sokacak ve yerli yapımlara yıllık 300 milyon dolar ek yatırım yapacak.
ABD’de federal mahkeme, medya şirketi Paramount’un Warner Bros. Discovery’yi 110 milyar dolara devralmasına onay verdi.
ABD Bölge Yargıcı Araceli Martinez-Olguin, tarihin en büyük medya birleşmelerinden birini engellemek amacıyla Kaliforniya öncülüğündeki 12 eyaletin açtığı davada tarafların 21 Eylül’de vardığı uzlaşmayı onayladı.
Eyaletler, birleşmenin sinema ve televizyon alanında nihai tüketiciler için fiyatları artırabilecek bir tekel yaratacağını savunuyordu.
Yargıç Martinez-Olguin ise uzlaşmayı “makul, fiili ve hukuki bir çözüm” olarak nitelendirdi.
Onaylanan uzlaşma şartlarına göre şirket, beş yıl boyunca ABD sinemalarında her yıl en az 30 film vizyona sokmak ve ülke içindeki yapımlara yılda 300 milyon dolar ek kaynak aktarmak zorunda kalacak.
Şartların yerine getirilmemesi durumunda Paramount, Miramax film stüdyosunu satma yaptırımıyla karşılaşabilecek.
Anlaşma ayrıca kablolu yayın müzakerelerinin iki şirketin kanalları için ayrı ayrı yürütülmesini ve Paramount bünyesindeki CBS News ile Warner Bros.’a ait CNN’i denetleyecek bağımsız bir gazeteciler kurulu oluşturulmasını zorunlu kılıyor.
Kaliforniya Adalet Bakanlığı temsilcisi, varılan uzlaşmanın rekabet konusundaki endişeleri giderdiğini, tüketici tercihlerini güvenceye aldığını ve Kaliforniyalı çalışanların geleceğini gözettiğini açıkladı.
Şirketler ayrıca Amerika Yazarlar Birliği (WGA) ile yürütülen antitröst davasında da anlaşmaya vardı.
Bu kapsamda sendikanın sağlık fonuna 17,5 milyon dolar ödenecek ve CBS News bünyesindeki WGA istihdam seviyesi beş yıl boyunca korunacak.
Paramount, birleşmenin tamamlanmasıyla birlikte oyuncak üreticisi Mattel’in CEO’su Ynon Kreiz’in şirkette Yönetim Kurulu Başkanı ve CEO David Ellison ile ortak CEO görevini üstleneceğini duyurdu. Satın alma sürecinin 6 Ekim Salı günü tamamlanması bekleniyor.
Yaklaşık 110 milyar dolarlık devralma işlemi, Paramount Pictures, CBS, Paramount+, HBO ve CNN gibi dev medya varlıklarını tek çatı altında toplayacak.
Süreç, Paramount’un Netflix ile girdiği rekabeti kazanmasının ardından şekillendi.
Warner Bros. daha önce stüdyo operasyonları, HBO ve HBO Max yayın platformu için Netflix ile 82,7 milyar dolarlık satış üzerinde anlaşmış, ancak Netflix’in teklif artırmaması üzerine Warner Bros. Discovery şubat ayında Paramount’un teklifini kabul etmişti.
Paramount ise süreçte rakibi Netflix’i “yakıp yıkma taktiği” izlemekle suçlamıştı.
Mahkemece onaylanan uzlaşmaya bazı eyalet başsavcıları tepki gösterdi. Süreçte özellikle Massachusetts, New York, Connecticut ve Minnesota eyaletlerinin savcıları uzlaşma şartlarına itiraz etti.
Connecticut Başsavcısı William Tong, ofisinin CNN ile CBS News birimlerinin tamamen elden çıkarılarak yapıdan ayrılmasını talep ettiğini, bağımsız bir denetim kurulu kurulmasının önemine rağmen tam ayrışmayı sağlayamadıklarını belirtti.
Söz konusu birleşme temmuz ayından bu yana federal mahkeme kararıyla askıya alınmış durumdaydı.
Paramount daha sonra yasal süreç tamamlanana veya birleşme anlaşmasının vadesi olan Haziran 2027’ye kadar devralmayı tamamlamamayı taahhüt etmişti.
Amerika
ABD’den gizlenen nükleer testleri yakalamak için yer altında deney

ABD Ulusal Nükleer Güvenlik İdaresi, yer altında gizlenen düşük kapasiteli nükleer patlamaları tespit etmek amacıyla Nevada sahasında kimyasal patlayıcılarla deney gerçekleştirdi. Ölçümlerde sismometreler, sesötesi sensörler ve radyoaktif izleyiciler kullanılırken kurum yönetimi nükleer tespit kapasitesinde geride kalmayacaklarını açıkladı.
ABD Ulusal Nükleer Güvenlik İdaresi (NNSA), düşük kapasiteli nükleer patlamaların tespit edilmesine yönelik bir deneme gerçekleştirdiğini duyurdu.
Kurumun basın servisinden yapılan açıklamaya göre çalışma, Nevada Ulusal Güvenlik Sahası’ndaki P Tüneli’nde kimyasal patlayıcılar ve radyoaktif izleyiciler kullanılarak yapıldı.
Denemeden elde edilen verilerin, ABD’nin nükleer patlamaları tespit etme kapasitesini güçlendirme çalışmaları kapsamında bilimsel modellerin sınanması ve algoritmaların hassaslaştırılması amacıyla kullanılacağı kaydedildi.
NNSA, deneyin özellikle sismik etkisi zayıflatılmış patlamaların tespit edilmesine odaklandığını bildirdi.
Klasik yer altı nükleer denemelerinde patlayıcı düzenek kayayla doğrudan temas edecek biçimde derin kuyulara yerleştiriliyor ve patlama dalgası çevreye tam olarak ulaşıyor.
Öte yandan sismik etkisi azaltılmış yöntemde düzenek geniş bir yer altı odasında patlatılıyor; bu uygulama patlamanın yarattığı sismik izi önemli ölçüde düşürüyor.
Deney sırasındaki ölçümler ivmeölçerler, sismometreler, elektromanyetik ve sesötesi sensörler, radyoaktif izleyici örnekleyicileri ile meteoroloji aygıtlarını kapsayan gelişmiş algılayıcı sistemleriyle yürütüldü.
NNSA Başkanı Brandon Williams, nükleer faaliyetlerin saptanmasının nükleer uzmanlık gerektirdiğini belirterek şu ifadeleri kullandı:
“Bu tür deneyler Amerika’nın tespit kabiliyetinde rakipsiz kalmasını sağlıyor. Başkan Donald Trump yönetimi, Birleşik Devletler’in güç konumundan hareket edeceğini açıkça ortaya koydu. Amerikan inovasyonundan kaçış yok. Bu deneyle net bir mesaj veriyoruz: Bu yönetim döneminde Amerika’nın geride kalmasına asla izin verilmeyecektir.”
Nevada’daki deneme planını mayıs ayı ortasında duyuran Williams, yabancı ülkelerdeki nükleer testleri tespit edecek sensörlerin bu sonbaharda test edileceğini belirtmişti.
Williams o dönemde, hasım ülkelerin Kapsamlı Nükleer Testlerin Yasaklanması Antlaşması’nı (CTBT) arkadan dolanarak yürüttüğü nükleer denemeleri saptamak ve sismik sensörlerin verimini artırmak amacıyla merkezi olmayan testler uyguladıklarını dile getirmişti.
ABD’de nükleer test tartışması, Donald Trump’ın geçen yıl nükleer silah denemelerine “eşit şartlarda” yeniden başlayacaklarını açıklamasının ardından hareketlendi.
ABD’nin deneme yapmayan tek ülke olarak kalmasını istemediğini savunan Trump, Rusya, Çin, Kuzey Kore ve Pakistan’ın nükleer testler gerçekleştirdiğini öne sürdü.
Washington yönetimi şubat ayında da Rusya ve Çin ile eşit şartlar temelinde nükleer denemelere dönmeye hazır olduğunu bildirdi.
Birleşmiş Milletler ise mayıs ayı başında yaptığı değerlendirmede, Rusya ve ABD’nin nükleer testlere yeniden başlamasının dünya genelindeki diğer ülkeleri de aynı yönde adım atmaya sevk edeceği uyarısında bulundu.
Amerika
Pentagon’dan Boeing’e 20 milyar dolarlık yeni nesil savaş uçağı sözleşmesi

ABD Donanması, uçak gemisi filosunun yeni nesil muharip uçağı F/A-XX için Boeing ile 20 milyar doları aşan bir geliştirme sözleşmesi imzaladı. 2030’lu yıllarda envantere girmesi hedeflenen sistem, Super Hornet uçaklarının yerini alacak ve insansız hava araçlarıyla koordineli görev yapacak.
ABD Donanması, uçak gemisi filosunda görev yapacak altıncı nesil F/A-XX savaş uçağının kapsamlı geliştirme süreci için havacılık şirketi Boeing ile 20 milyar doları aşan bir sözleşme imzaladı.
29 Eylül’de duyurulan anlaşma uyarınca üretici firma, donanmanın gelecek nesil hava muharebe filosunu şekillendirecek.
Pentagon yetkilileri, geliştirilecek uçağın çekişmeli hava sahalarında üstünlük sağlama ve uçak gemisi görev gruplarının operasyon menzilini artırma hedefi taşıdığını bildirdi.
Pentagon’un tedarik ve idame işlerinden sorumlu müsteşarı Michael P. Duffey, askeri personelin caydırıcılık, güç gösterisi ve hava hakimiyeti için yüksek ateş gücüne sahip ağ bağlantılı sistemlerle donatılacağını belirtti.
Duffey, programı ABD’nin ulusal güvenliği ve hava muharebe kabiliyeti açısından vazgeçilmez bir yatırım olarak tanımladı.
Donanma Bakan Vekili Hung Cao ise işbirliğinden duyulan memnuniyeti dile getirerek hedeflerinin hava sahasındaki hakimiyeti sürdürmek olduğunu kaydetti.
Yeni Nesil Hava Üstünlüğü programı çerçevesinde imzalanan sözleşme; yer testleri, uçuşa elverişlilik denetimleri ile silah ve sistem entegrasyonunda kullanılacak birden fazla test platformunu kapsıyor.
F/A-XX modelinin 2030’lu yıllardan başlayarak hizmetteki F/A-18E/F Super Hornet ve EA-18G Growler filolarını desteklemesi, sonraki aşamada ise bu uçakların yerini alması öngörülüyor.
Uçak, mevcut F-35C filolarıyla ortak görev icra edecek; insanlı ve insansız hava araçlarının birlikte kullanıldığı müşterek harekâtlarda görev üstlenecek.
Bu anlaşma, Boeing’in üstlendiği ikinci altıncı nesil muharip uçak projesi oldu. ABD Hava Kuvvetleri, 2025 yılındaki F-47 projesi için de aynı üreticiyi tercih etmişti.
Şirket, ulusal güvenlik ve ihracat mevzuatı gerekçesiyle F/A-XX’in teknik verilerinin gizli tutulduğunu açıkladı.
Gelişmenin ardından şirketin New York borsasındaki hisseleri yaklaşık yüzde 2 değer kazandı.
Boeing, aynı süreçte İsrail ordusunun hava unsurlarına yönelik tedarik faaliyetlerini de sürdürüyor.
İsrail Savunma Bakanlığı, 3 Mayıs’ta Boeing yapımı F-15IA modellerinden oluşan ikinci bir filonun yanı sıra Lockheed Martin üretimi F-35’lerden oluşan dördüncü filonun alımına onay verdi.
Toplam 119 milyar dolarlık savunma planı kapsamında konuşan İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, adımın hava sahasındaki operasyonel üstünlüğü pekiştireceğini ifade etti.
Ekim 2023’ten bu yana İsrail ordusu Gazze Şeridi, Lübnan, Suriye ve İran’da geniş kapsamlı hava saldırıları düzenliyor.
Gazze’de büyük bir yıkıma ve çoğunluğunu kadın ile çocukların oluşturduğu on binlerce sivilin ölümüne yol açan saldırılarda ABD menşeli savaş uçaklarının yanı sıra Boeing üretimi güdümlü mühimmatın okul binaları ve çadır kampları hedef alan operasyonlarda kullanıldığı kaydedildi.
Washington yönetimi, çatışma sürecinde İsrail’e aralarında F-15 uçakları ve hassas güdümlü bombaların da yer aldığı milyarlarca dolarlık askeri sevkiyat anlaşmalarını onaylamayı sürdürdü.
Diplomasi2 hafta önceKanada, Birleşik Krallık liderliğindeki askeri koalisyona katılmak istiyor
Asya2 hafta önceÇin yapay zekâ, çipler ve akıllı fabrikalara büyük yatırım yapıyor
Asya2 hafta önceHindistan ve Vietnam, ‘Çin artı bir’ rekabetini ticari kazanıma dönüştürmeyi hedefliyor
Asya2 hafta önceFed’in faiz artışının ardından Çin parasal gevşemeye devam edecek mi?
Asya2 hafta önceJaponya Merkez Bankası faizleri 1995’ten bu yana en yüksek seviyeye çıkardı, yen değer kaybetti
Asya2 hafta önceGüney Kore lideri Lee, ABD baskısına rağmen Ortadoğu’da savaşa dahil olmayacaklarını söyledi
Diplomasi4 gün önceEast-West Forum İstanbul’da toplandı: Çok kutupluluk geri döndürülemez
Ortadoğu2 hafta önceABD, Yemen ile görüştü iddiası











