Bizi Takip Edin

Diplomasi

ABD, NATO’nun doğuya doğru genişlemesinin durdurulmasını yasal olarak garanti edebilir mi?

Yayınlanma

ABD Başkanı Donald Trump’ın özel temsilcisi Keith Kellogg, Washington’un Rusya’nın NATO’nun doğuya doğru genişlemesine ilişkin endişelerini haklı bulduğunu ve Ukrayna’nın ittifaka katılımının söz konusu olmadığını belirtti. Kremlin bu açıklamayı olumlu karşılarken, uzmanlar böyle bir güvencenin hayata geçirilmesinin önünde ciddi uluslararası hukuk ve siyasi engeller bulunduğuna dikkat çekiyor.

ABD Başkanı Donald Trump’ın özel temsilcisi Keith Kellogg, 30 Mayıs gecesi ABC News‘e verdiği mülakatta, Washington’un Rusya’nın NATO’nun Sovyet sonrası ülkeler, özellikle de Ukrayna üzerinden doğuya doğru genişlemesine ilişkin endişelerini haklı bulduğunu ifade etti.

Kellogg, “Bu meşru bir endişe. Ukrayna’nın NATO’ya katılımı konusunun tartışılmadığını defalarca söyledik,” diyerek, en az dört NATO üyesi ülkenin daha Kiev’in ittifaka üyeliği konusunda benzer bir tutum sergilediğini belirtti.

Bu, Kellogg’un konuyla ilgili ilk açıklaması değil. Nisan ayı ortasında da Kiev’in Kuzey Atlantik İttifakı’na üyeliğini “tartışma dışı” olarak nitelendirmiş ve bunun 2008’den beri vurgulandığını ifade etmişti. ABD Başkanı Donald Trump da şubat ayından itibaren benzer yönde açıklamalarda bulunmuştu.

Kremlin ise Kellogg’un açıklamasına yanıt olarak, “Başkan’ın açıklamalarının Washington dahil olmak üzere anlayışla karşılanmasından memnunuz,” ifadelerini kullandı.

Kremlin Sözcüsü Dmitriy Peskov, “Ve elbette bu, Washington’un sürdürdüğü arabuluculuk rolü açısından bize oldukça cazip geliyor,” dedi.

Ancak, Washington’un Moskova’nın Ukrayna’daki silahlı çatışmanın “temel nedenleri” olarak adlandırdığı durumu ortadan kaldırmaya yönelik imaları ve hatta isteği ile bu iradenin hayata geçirilmesi arasında önemli bir mesafe bulunuyor.

Uzmanlara göre, Batılı ülkeler arasındaki ilişkilerin kendine özgü yapısı nedeniyle bu yolda iç içe geçmiş uluslararası hukuk ve siyasi engeller yatıyor ve Washington’un Rus tarafının endişelerini anlaması yeterli olmayabilir; standart dışı çözümler gerekebilir.

Kellogg: ABD, NATO’nun Rusya sınırlarına doğru genişlemesini durdurmaya hazır

NATO’daki oybirliği sorunu

NATO’nun işleyiş ilkelerini belirleyen temel belge, 1949 tarihli Washington Antlaşması. Bu antlaşma, tüzükteki herhangi bir değişikliğin yalnızca kolektif düzeyde ve oybirliğiyle onaylanmasını öngörüyor.

Moskova Devlet Üniversitesi Hukuk Fakültesi Uluslararası Hukuk Kürsüsü’nden Profesör Dr. Petr Kremnev’in belirttiği üzere, bu durum yeni üyelerin kabulü meselesi için de geçerli: Antlaşmanın 10. maddesine göre, üyeler, “herhangi bir Avrupa devletine”, antlaşmanın koşullarını yerine getirebilecek ve ilkelerini geliştirebilecek durumda olmaları halinde, “tüm üyelerin ortak rızasıyla” ittifaka katılmayı teklif edebilirler.

Vedomosti‘ye konuşan uzmanlar, ABD’nin askeri bloktaki temel mali ve teknik rolüne rağmen, Ukrayna’nın üyeliğini dışlayan değişikliklerin NATO’nun doktrinsel belgelerine dahil edilmesinin pek olası olmadığı konusunda hemfikir.

ABD ve Avrupa’nın NATO harcamaları

NATO’nun Nisan 2025 verilerine göre, ABD’nin ittifakın organizasyon yapısı (sivil, askeri ve yatırım fonları) kapsamındaki 4 milyar avroluk ortak harcamalara katkısı yüzde 15’in üzerinde olup en büyük paya sahip.

Diğer yandan, NATO üyesi ülkelerin ulusal bütçelerindeki askeri tahsisatların toplamı, GSYİH’nin yüzde 2’si olarak belirlenen normda.

2024 yılında ittifakın 32 ülkesinden 23’ü bu eşiğe ulaşmış veya bu eşiği aştı. Birleşik Krallık, Fransa ve Almanya, “Amerikalı olmayan” üyelerin yüzde 50’sinden fazlasını oluşturuyor. En büyük askeri yük Doğu Avrupa’da.

Rekor ise Ukrayna’daki çatışma bölgesiyle sınırı olan ve savunmaya GSYİH’nin yüzde 4,1’ini ayıran Polonya’da.

Avrupa ve Kanada’nın 2024 yılı için toplam askeri harcamaları 430 milyar dolar olup, bu rakam ittifak verilerine göre tüm üyelerin harcamalarının yüzde 17’sini teşkil ediyor.

ABD ise 2024’te savunmaya 755 milyar dolar harcadı; bu da tüm NATO ülkelerinin askeri harcamalarının yarısından fazlası.

Genişlemeden dolaylı vazgeçme senaryoları

İttifak düzeyinde genişlemeden dolaylı olarak vazgeçilmesi bir seçenek olabilir. Profesör Kremnev’e göre, Ukrayna’da bir ateşkes anlaşması yapılması ve bu anlaşmada tarafsızlık statüsüne atıfta bulunulması durumunda, ateşkes sonrası düzenlenecek hipotetik bir NATO liderleri veya dışişleri bakanları zirvesinin bildirisinde Kiev’in “tercihine saygı” duyulduğuna dair ifadelere yer verilebilir.

Ulusal Araştırma Üniversitesi Yüksek Ekonomi Okulu (NIU VŞE) Dünya Askeri Ekonomi Araştırmaları Merkezi Direktörü Prohor Tebin, NATO’nun genişlemesi veya “Ukrayna’nın ittifaka katılma girişimlerine geri dönmesi” kararının alınmasının, Rusya için savaş sebebi (casus belli) sayılarak çatışmaların yeniden başlaması için bir koşul olarak tanımlanabileceğini belirtiyor. Ek olarak, bu konuda Rusya-NATO hattında bir anlaşma imzalanabilir.

Rusya Bilimler Akademisi ABD ve Kanada Çalışmaları Enstitüsü kıdemli araştırmacısı Pavel Koşkin, Trump’ın Avrupa’yı Ukrayna’nın NATO üyeliğinden vazgeçmeye zorlamak için mali şantaja başvurarak finansmanı kısma söylemini yeniden gündeme getirebileceğini, ancak bunun durumu kökten değiştirmesinin pek olası olmadığını ekliyor: “Bu, Avrupa’yı kendisine karşı kışkırtacak ve Trump’ın muhaliflerine onu Putin’e sempati duymakla suçlama fırsatı verecektir.”

Koşkin, söz konusu olanın devlet tahsisatlarının ayrılması veya azaltılması olduğundan, ABD Başkanı’nın bu noktada iç siyasi engellerle karşılaşabileceğine dikkat çekiyor; Kongre’nin müdahale etmesi gerekecek.

Bütçe ve ilgili konular, 1921 tarihli Bütçe ve Muhasebe Yasası (Budget and Accounting Act) ile 1974 tarihli Kongre Bütçe ve El Koyma Kontrol Yasası (Congressional Budget and Impoundment Control Act) uyarınca yasama organının yetkisinde ve Kongre’ye denetim hakkı tanıyor.

Ukrayna’nın NATO’dan dışlanması Rusya’nın ana talebi

İttifakın Doğu Avrupa, Orta Asya ve Güney Kafkasya’daki Sovyet sonrası ülkeler pahasına genişletilmesinden vazgeçilmesi talebi, Rusya’nın Aralık 2021’de NATO’ya verdiği ültimatomda yer alıyordu.

Ukrayna’da çatışmaların başlamasının ardından, Mart 2022’de İstanbul’da yapılan müzakereler sırasında paraflanan belgelerde Kiev’e verilecek güvenlik garantilerinin koşullarından biri olarak ülkenin tarafsız ve blok dışı statüsü belirtilmişti.

Geçen yılın haziran ayında Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, ateşkes koşullarından biri olarak Ukrayna’nın NATO üyeliğinden vazgeçmesinin güvence altına alınmasını göstermişti.

Geçen ayın ortasında İstanbul’da müzakerelerin yeniden başlamasının ardından Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, Moskova’nın Kiev’in blok dışı statüsünde ısrarcı olduğunu teyit etti.

Koşkin, Trump’ın Rusya’ya taviz verme yönündeki her türlü girişiminin, Avrupa’yı yeniden ve daha ciddi bir şekilde kendine yeterliliği artırma ve NATO bütçesine katkıda bulunma konuları üzerinde düşünmeye sevk edeceğini belirtiyor.

Bu durum 2022’den beri zaten yaşanıyor. 2023’ten itibaren ise AB’nin askeri sanayisinin modernizasyonu ve bunun için finansman bulunmasına yönelik çeşitli programlar geliştiriyor.

Bu süreçler 2024’ten itibaren yoğunlaşmış ve Mayıs 2025’te AB temelinde yeniden silahlanma için 150 milyar avroluk (önümüzdeki yıllarda 800 milyar avroya kadar harcama planlarıyla birlikte) bir fon oluşturulmasının onaylanmasıyla sonuçlanmıştı.

Ancak Tebin, Trump’ın Avrupa’daki askeri birliklerini ve kıtanın güvenliğini sağlama konusundaki mali yükümlülüklerini en azından azaltma konusunda ısrar etmeye devam etmesiyle, NATO’nun “Avrupalılaşması” ve AB’nin “ABD’siz NATO”ya dönüşmesinin kaçınılmaz olduğunu düşünüyor.

ABD ve Rusya için belirsiz yasal boşluklar

Rusya Bilimler Akademisi Dünya Ekonomisi ve Uluslararası İlişkiler Enstitüsü Uluslararası Güvenlik Merkezi araştırmacısı Dmitriy Stefanoviç’e göre, NATO’da oybirliği gerekliliği bu bağlamda bir sorun değil, bir avantaj haline gelebilir: ABD’nin Ukrayna’nın üyeliğine veya genel olarak daha fazla genişlemeye karşı olduğunu teyit etmesi yeterli olacak ve konu fiilen kapanacak.

Uzman, pratikte NATO üyelerinin ABD’nin belirli kararlarına yönelik olumsuz tutumlarının bile sonuçta ABD tarafından kabul ettirildiğini gösterdiğini söylüyor.

Stefanoviç, “Örneğin, Avrupalı NATO müttefikleri arasında ABD’nin Orta ve Daha Kısa Menzilli Füzeler Anlaşması’ndan (INF Anlaşması) çekilmesine karşı çıkan çok sayıda ülke vardı, ancak sonunda herkes durumu kabullendi,” diye hatırlatıyor.

Bunun yanı sıra Profesör Kremnev, Amerikalıların en üst düzeyde veya dışişleri bakanı düzeyinde Rusya ile Ukrayna, Gürcistan ve Moldova’nın NATO’ya katılımına onay vermeyeceklerine dair bir anlaşma imzalamaları durumunda, bunun yazılı bir taahhüt olacağını düşünüyor: “Ukrayna’nın ittifaka resmi entegrasyonu konusunun NATO düzeyinde ele alınması sırasında Amerikalılar aleyhte oy kullanmakla yükümlü olacaklardır.”

Tebin ise ABD ile NATO’nun genişlemesini engelleme konusunda ikili bir anlaşma yapmanın pek mümkün olmadığı görüşünde: Kongre’nin bunu onaylaması pek olası değil, Trump’a muhalif Demokratlar ve Ukrayna’yı destekleyen Cumhuriyetçiler arasında bir mücadele başlayacak.

Koşkin de buna katılarak, alternatifin Trump’ın ABD adına Kiev’in ittifaka katılmasına karşı çıkacağı bir deklarasyon veya bildiri olabileceğini belirtiyor: “Ancak bu tür belgeler kesinlikle Kremlin’in talep ettiği yasal garantileri sağlamayacaktır.”

Tebin’e göre, ABD’yi bağlayıcı bir anlaşmanın “peşinden koşmak anlamsız” ve liderler düzeyinde bir deklarasyonla yetinmek gerekecek.

Fakat dikkate alınması gereken en önemli hususun, Amerikalıların “kurucu babalar” döneminden Trump’a kadar uluslararası siyasette anlaşmalarla “ellerini bağlamaktan” sürekli olarak kaçındıkları ve kendi açılarından cazibesini ve faydasını yitirmiş anlaşmalardan kolayca çıktıkları olduğunu sözlerine ekliyor.

Diplomasi

Five Eyes, gelişmiş yapay zeka için acil önlem çağrısı yaptı

Yayınlanma

ABD, Birleşik Krallık, Kanada, Avustralya ve Yeni Zelanda’dan oluşan Five Eyes istihbarat ittifakı, hükümetlerin ve şirketlerin savunmalarını aşabilecek yapay zeka modellerinin yıllar değil, aylar içinde ortaya çıkabileceği uyarısında bulundu. İttifak, hükümetler ile şirket yöneticilerini “hemen harekete geçmeye” çağırdı.

ABD, Birleşik Krallık, Kanada, Avustralya ve Yeni Zelanda’nın oluşturduğu Five Eyes (FVEY) istihbarat ittifakı, geniş ölçekli siber saldırılar gerçekleştirebilen ve hükümetler ile şirketlerin savunmalarını aşabilen yapay zeka modellerinin yıllar içinde değil, birkaç ay içinde ortaya çıkmasının beklendiğini açıkladı.

İttifakın ortak açıklamasında, hükümetler ve şirket yöneticileri “hemen harekete geçmeye” çağrılırken, “Gelişmiş yapay zeka modellerinin mevcut sektör beklentilerini aşması bekleniyor. Bu sürecin zaman çizelgesi yıllar değil, aylardır” ifadelerine yer verildi.

ABD yönetimi haziran ayının başında, ulusal güvenliğe yönelik olası tehditler nedeniyle Anthropic tarafından geliştirilen Mythos modeline yabancı ülke vatandaşlarının erişiminin durdurulmasını istemişti.

ABD makamlarının talebinin ardından şirket, en güçlü yapay zeka modelleri olarak tanımlanan Mythos 5 ve Fable 5’i tüm kullanıcılar için devre dışı bıraktı.

The New York Post’un haberine göre Anthropic, ABD makamlarıyla işbirliği yapmayı kabul etti.

ABD Senatosu İstihbarat Komisyonu Başkan Yardımcısı Mark Warner da haziran ayında yaptığı açıklamada, Mythos’un ABD Ulusal Güvenlik Ajansının (NSA) gizli sistemlerinin neredeyse tamamını “haftalar içinde değil, saatler içinde” aştığını söyledi.

Daha önce Financial Times, kaynaklarına dayandırdığı haberinde NSA’nın siber operasyonlarda Claude Mythos’u kullanabileceğini yazmıştı.

Gazeteye konuşan kaynaklardan biri, bu teknolojinin Çin ve İran gibi ülkelerin ağlarına sızmak için kullanılabileceğini belirtmişti.

OpenAI ise mayıs ayında, yapay zekanın yönetimi ve düzenlenmesi için ABD liderliğinde, Çin’in de katılımıyla küresel bir yapı oluşturulmasını savundu.

Şirket, söz konusu yapının işleyiş ve amaç bakımından, nükleer silahların yayılmasını önlemek amacıyla küresel güvenlik standartları belirleyen Uluslararası Atom Enerjisi Ajansına (UAEA) benzer şekilde tasarlanabileceğini ifade etmişti.

Okumaya Devam Et

Diplomasi

NATO yeni bir ‘Baltık Muharebesi’ne hazırlanıyor

Yayınlanma

The Telegraph, ABD ve NATO ülkelerinin Baltık bölgesinde olası bir Rusya çatışmasına karşı lojistik hazırlıklarını yoğunlaştırdığını yazdı. Gazeteye göre BALTOPS tatbikatı kapsamında ABD birlikleri hızlı üs konuşlandırma ve ikmal altyapısı kurma kabiliyetlerini test etti.

The Telegraph gazetesi, ABD ve diğer NATO ülkelerinin Baltık bölgesinde olası bir çatışmaya yönelik lojistik hazırlıklar yürüttüğünü ve bölgenin Rusya ile yaşanabilecek yeni bir küresel karşılaşmanın merkezlerinden biri olarak değerlendirildiğini yazdı.

Gazetenin aktardığına göre, 4-19 Haziran tarihleri arasında düzenlenen BALTOPS tatbikatı kapsamında ABD Deniz Kuvvetleri’nin mühendis birlikleri Seabees, Baltık kıyısında tekne rampaları ve çeşitli yapılar inşa ederek üslerin hızlı şekilde konuşlandırılmasına yönelik çalışmalar gerçekleştirdi.

ABD’li Teğmen Cody Robertson, “Belirlenen bir bölgeye ulaşma, kamp kurma ve bu merkezi savaş gücümüzü yansıtabileceğimiz bir nokta olarak kullanma kabiliyetimizi test ediyoruz” dedi.

The Telegraph, 1942 yılında kurulan Seabees birliğinin, eski ABD Başkanı ve General Dwight Eisenhower’ın “Muharebeler, harekatlar ve hatta savaşlar öncelikle lojistik nedeniyle kazanıldı ya da kaybedildi” sözüyle özetlenen anlayış doğrultusunda faaliyet gösterdiğini belirtti.

Haberde, Baltık Denizi’nin sekiz NATO ülkesi ile Rusya tarafından çevrelendiği ve İsveç’e bağlı Gotland ile Danimarka’ya bağlı Bornholm gibi stratejik öneme sahip adalarla çevrili olduğu kaydedildi.

Gazeteye göre NATO, bu adaları olası bir saldırının püskürtülmesinde ve karşı harekatlar için ileri üs olarak kullanmayı planlıyor.

Baltık’ın doğu kıyısında ise Rusya Baltık Filosu’nun konuşlu bulunduğu Kaliningrad bölgesi yer alıyor.

The Telegraph, Finlandiya ve İsveç’in 2023 ve 2024 yıllarında NATO’ya katılmasının ardından bölgenin kolektif savunmasının daha da öncelikli hale geldiğini yazdı.

Robertson da gazeteye yaptığı açıklamada, “Finlandiya ve İsveç’in NATO’ya katılması, buradaki koşulları iyi tanımamızı daha da önemli hale getiriyor” ifadelerini kullandı.

Bununla birlikte gazetenin aktardığına göre, Letonya Güvenlik Kurumu’nun (SAB) eski başkanı Janis Kazocins, Rusya ile NATO arasında tam ölçekli bir çatışma yaşanma ihtimaline kuşkuyla yaklaştı.

Kazocins, Rusya’nın Ukrayna’daki savaşının henüz sona ermediğine işaret etti ancak Baltık ülkelerinin enerji altyapısına yönelik olası sabotajlara karşı kırılgan olmaya devam ettiği uyarısında bulundu.

Baltık Denizi’nde Kasım 2024 ile Şubat 2026 arasında bir dizi denizaltı kablosu arızası ve hasarı meydana geldi. Finlandiya ile Almanya arasındaki C-Lion1 kablosu Kasım 2024, Aralık 2024 ve Şubat 2026’da olmak üzere üç kez koptu. EstLink 2 enerji kablosu Ocak ve Aralık 2025’te devre dışı kaldı.

Litvanya ile İsveç arasındaki BCS East-West Interlink Kasım 2024’te, Letonya ile İsveç arasındaki fiber optik kablo Ocak 2025’te ve Rusya’ya ait Baltika kablosu ise Şubat 2026’da zarar gördü. Avrupa’daki bazı yetkililer bu olaylarda Rusya’dan şüphelendiklerini açıklamıştı.

Rus yetkililer ise kablo kopmaları ve NATO ülkelerindeki diğer sabotaj eylemleriyle bağlantılı oldukları yönündeki tüm suçlamaları reddediyor. Kremlin, Rusya’nın başka ülkelerin iç işlerine müdahale etmediğini belirtiyor.

Washington Post, 19 Ocak’ta yayımladığı haberinde ABD ve bazı Avrupa ülkelerinin istihbarat servislerinin, Moskova’nın söz konusu olaylarla bağlantılı olmadığı yönündeki değerlendirmeye eğilim gösterdiğini yazmıştı.

Letonya Dışişleri Bakanı Bayba Braze de gazeteye yaptığı açıklamada, Baltık’taki tatbikatların ABD’nin müttefiklerine bağlılığını ortaya koyduğunu belirterek, “BALTOPS-26’nın ölçeği her şeyi anlatıyor. Güçlü transatlantik işbirliği NATO’nun kolektif savunmasının temelini oluşturuyor ve mevcut güvenlik ortamında her zamankinden daha önemli” dedi.

Daha önce The Economist de Baltık Denizi’nin Rusya ile NATO arasında yaşanabilecek olası bir karşılaşmanın kilit alanlarından biri haline geldiğini yazmış, denizaltı altyapısının kırılganlığına ve bunun korunmasının ittifak açısından yarattığı zorluklara dikkat çekmişti.

Politico ise İsveç’in Gotland Adası’nı güçlendirerek adayı bir savunma merkezine dönüştürmeye çalıştığını aktarmıştı.

Rusya Devlet Başkanı Yardımcısı ve Denizcilik Kurulu Başkanı Nikolay Patruşev, Baltık bölgesinde çok uluslu NATO grubunun ortaya çıkmasının ardından bölgede “karmaşık bir durum” oluştuğunu söylemişti.

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ise birçok kez Rusya’nın NATO ile savaşmak için herhangi bir nedeni ya da çıkarı bulunmadığını ifade etti.

Putin, “Rusya’nın NATO’ya saldırmak istediğini uydurdular. Aklınızı mı kaçırdınız? Şu masa kadar bile akıllı değil misiniz?” sözlerini kullanmıştı.

Okumaya Devam Et

Diplomasi

Hindistan, Rusya’dan petrol alımında rekor kırdı

Yayınlanma

Kpler verilerine göre Hindistan’ın Rusya’dan petrol ve kömür ithalatı, Ortadoğu’daki savaş ve sevkiyat aksaklıkları nedeniyle haziran ayında rekor seviyelere ulaştı. Rusya’dan yapılan günlük petrol sevkiyatının haziranda 2,55 milyon varile çıkması beklenirken, Moskova Avustralya’yı geride bırakarak Hindistan’ın ikinci en büyük kömür tedarikçisi konumuna yükseliyor.

Hindistan, İran’da yaşanan gerilim nedeniyle tedarik zincirinde meydana gelen aksamalar ve yükselen fiyatlar karşısında Rusya’dan petrol ve kömür ithalatını artırıyor.

Reuters haber ajansının uluslararası analiz şirketi Kpler verilerine dayandırdığı habere göre, Rusya’dan Hindistan’a yapılan sevkiyatlar haziran ayında rekor düzeylere ulaştı.

Kpler tahminlerine göre, Rusya’nın Hindistan’a petrol sevkiyatı haziran ayında günlük 2,55 milyon varille rekor düzeye yükselecek.

Bu miktar, mayıs ayındaki günlük 2,13 milyon varillik sevkiyatı ve Mayıs 2023’teki günlük 2,16 milyon varillik düzeyi geride bırakıyor.

Rusya’nın Hindistan’ın haziran ayındaki toplam ithalatı içindeki payı ise yüzde 50’nin hemen altında gerçekleşecek. Bu oran, Ortadoğu’daki çatışmanın başladığı 28 Şubat öncesindeki üç aylık dönemde ortalama yüzde 23 seviyesindeydi.

Hindistan’ın Rus petrolüne yönelmesi, İran’ın Hürmüz Boğazı’nı fiilen kapatmasının ardından piyasadaki arzı artırmak amacıyla ABD Başkanı Donald Trump yönetiminin alımlara yönelik yaptırımları geçici olarak kaldırmasını izledi.

Ancak yaptırımlardan muafiyet süresi 17 Haziran’da sona erdi ve ABD Hazine Bakanlığı tarafından uzatılmadı.

Reuters, bu durumun Rus petrolü alımlarında azalmaya yol açabileceğini, ancak sürecin gidişatının Hindistan rafinerilerinin ve yetkililerinin Ortadoğu ülkelerinden sevkiyatlara dönme konusundaki istekliliğine bağlı olacağını belirtiyor.

Kpler öngörülerine göre, Suudi Arabistan’dan yapılan ithalatın haziran ayında günlük 349 bin varil seviyesinde kalması bekleniyor. Bu miktar, savaş öncesindeki üç aylık dönemde günlük ortalama 832 bin varil düzeyindeydi.

İthalat artışı Rus kömüründe de gözleniyor. Haziran ayında tüm kalitelerde Rus kömürü ithalatının, mayıs ayındaki 3,27 milyon tona kıyasla 3,16 milyon ton olarak gerçekleşmesi bekleniyor.

Her iki ay da geçen yılın mayıs ayında kaydedilen 3,76 milyon tonluk zirvenin ardından sırasıyla tarihin en yüksek ikinci ve üçüncü değerleri olarak kayda geçecek.

Rusya’nın haziran ayında Avustralya’yı geride bırakarak, Çin’den sonra dünyanın en büyük ikinci kömür ithalatçısı olan Hindistan’a en çok kömür sağlayan ikinci ülke konumuna geleceği tahmin ediliyor.

Ajansın değerlendirmesine göre Rusya, Hindistan’ın temel kömür tedarikçisi olma rolünü korumaya devam edecek; ancak Rus petrolünün gelecekteki alımları, ABD’nin Moskova’ya yönelik yaptırım politikasını olası sıkılaştırma adımlarına bağlı olacak.

Yeni Delhi petrol sevkiyatının yaptırımlardan etkilenmeyeceğini açıkladı

Hindistan Dışişleri Bakanı Subrahmanyam Jaishankar, haziran ayı ortasında yaptığı açıklamada, ülkesinin 2022 yılından bu yana küresel fiyatları dizginlemek amacıyla ABD’nin talebi doğrultusunda Rus petrolü alımlarını artırdığını belirtmişti.

Jaishankar, Rus hammaddesine yönelik Amerikan kısıtlamalarını eleştirerek, bu önlemlere büyük ilkeler süsü verilmemesi çağrısında bulunmuştu.

Hindistan Petrol ve Doğalgaz Bakanlığı Temsilcisi Sujata Sharma da mayıs ayında yaptığı açıklamada, Rusya’dan sevkiyatların devam ettiğini ve ABD’nin yaptırım muafiyetlerine ilişkin kararlarından bağımsız olarak süreceğini kaydetmişti.

Hindistan rafinerileri, 2025 yılında ABD baskısı ve Hindistan mallarına yönelik yüzde 25’lik gümrük tarifesi tehdidi nedeniyle Rusya’dan yaptıkları ithalatı azaltarak Suudi Arabistan ve Irak’a yönelmişti.

Ancak Reuters’ın verilerine göre, Ortadoğu’daki savaşın ve Hürmüz Boğazı’ndaki ablukanın ardından Hindistan firmaları mart ayı başında Rus petrolü alımlarını yeniden artırdı.

Rusya’nın Yeni Delhi Büyükelçisi Denis Alipov nisan ayı sonunda yaptığı açıklamada, Hindistan’ın kabul etmeye hazır olduğu miktarda hammaddeyi tedarik etmeye hazır olduklarını duyurmuştu.

Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov da daha sonra yaptığı açıklamada, Moskova’nın Hindistan’a enerji taşıyıcıları sevkiyatına ilişkin anlaşmalara bağlı kaldığını doğrulamıştı.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English