Diplomasi
ABD, NATO’nun doğuya doğru genişlemesinin durdurulmasını yasal olarak garanti edebilir mi?

ABD Başkanı Donald Trump’ın özel temsilcisi Keith Kellogg, Washington’un Rusya’nın NATO’nun doğuya doğru genişlemesine ilişkin endişelerini haklı bulduğunu ve Ukrayna’nın ittifaka katılımının söz konusu olmadığını belirtti. Kremlin bu açıklamayı olumlu karşılarken, uzmanlar böyle bir güvencenin hayata geçirilmesinin önünde ciddi uluslararası hukuk ve siyasi engeller bulunduğuna dikkat çekiyor.
ABD Başkanı Donald Trump’ın özel temsilcisi Keith Kellogg, 30 Mayıs gecesi ABC News‘e verdiği mülakatta, Washington’un Rusya’nın NATO’nun Sovyet sonrası ülkeler, özellikle de Ukrayna üzerinden doğuya doğru genişlemesine ilişkin endişelerini haklı bulduğunu ifade etti.
Kellogg, “Bu meşru bir endişe. Ukrayna’nın NATO’ya katılımı konusunun tartışılmadığını defalarca söyledik,” diyerek, en az dört NATO üyesi ülkenin daha Kiev’in ittifaka üyeliği konusunda benzer bir tutum sergilediğini belirtti.
Bu, Kellogg’un konuyla ilgili ilk açıklaması değil. Nisan ayı ortasında da Kiev’in Kuzey Atlantik İttifakı’na üyeliğini “tartışma dışı” olarak nitelendirmiş ve bunun 2008’den beri vurgulandığını ifade etmişti. ABD Başkanı Donald Trump da şubat ayından itibaren benzer yönde açıklamalarda bulunmuştu.
Kremlin ise Kellogg’un açıklamasına yanıt olarak, “Başkan’ın açıklamalarının Washington dahil olmak üzere anlayışla karşılanmasından memnunuz,” ifadelerini kullandı.
Kremlin Sözcüsü Dmitriy Peskov, “Ve elbette bu, Washington’un sürdürdüğü arabuluculuk rolü açısından bize oldukça cazip geliyor,” dedi.
Ancak, Washington’un Moskova’nın Ukrayna’daki silahlı çatışmanın “temel nedenleri” olarak adlandırdığı durumu ortadan kaldırmaya yönelik imaları ve hatta isteği ile bu iradenin hayata geçirilmesi arasında önemli bir mesafe bulunuyor.
Uzmanlara göre, Batılı ülkeler arasındaki ilişkilerin kendine özgü yapısı nedeniyle bu yolda iç içe geçmiş uluslararası hukuk ve siyasi engeller yatıyor ve Washington’un Rus tarafının endişelerini anlaması yeterli olmayabilir; standart dışı çözümler gerekebilir.
Kellogg: ABD, NATO’nun Rusya sınırlarına doğru genişlemesini durdurmaya hazır
NATO’daki oybirliği sorunu
NATO’nun işleyiş ilkelerini belirleyen temel belge, 1949 tarihli Washington Antlaşması. Bu antlaşma, tüzükteki herhangi bir değişikliğin yalnızca kolektif düzeyde ve oybirliğiyle onaylanmasını öngörüyor.
Moskova Devlet Üniversitesi Hukuk Fakültesi Uluslararası Hukuk Kürsüsü’nden Profesör Dr. Petr Kremnev’in belirttiği üzere, bu durum yeni üyelerin kabulü meselesi için de geçerli: Antlaşmanın 10. maddesine göre, üyeler, “herhangi bir Avrupa devletine”, antlaşmanın koşullarını yerine getirebilecek ve ilkelerini geliştirebilecek durumda olmaları halinde, “tüm üyelerin ortak rızasıyla” ittifaka katılmayı teklif edebilirler.
Vedomosti‘ye konuşan uzmanlar, ABD’nin askeri bloktaki temel mali ve teknik rolüne rağmen, Ukrayna’nın üyeliğini dışlayan değişikliklerin NATO’nun doktrinsel belgelerine dahil edilmesinin pek olası olmadığı konusunda hemfikir.
ABD ve Avrupa’nın NATO harcamaları
NATO’nun Nisan 2025 verilerine göre, ABD’nin ittifakın organizasyon yapısı (sivil, askeri ve yatırım fonları) kapsamındaki 4 milyar avroluk ortak harcamalara katkısı yüzde 15’in üzerinde olup en büyük paya sahip.
Diğer yandan, NATO üyesi ülkelerin ulusal bütçelerindeki askeri tahsisatların toplamı, GSYİH’nin yüzde 2’si olarak belirlenen normda.
2024 yılında ittifakın 32 ülkesinden 23’ü bu eşiğe ulaşmış veya bu eşiği aştı. Birleşik Krallık, Fransa ve Almanya, “Amerikalı olmayan” üyelerin yüzde 50’sinden fazlasını oluşturuyor. En büyük askeri yük Doğu Avrupa’da.
Rekor ise Ukrayna’daki çatışma bölgesiyle sınırı olan ve savunmaya GSYİH’nin yüzde 4,1’ini ayıran Polonya’da.
Avrupa ve Kanada’nın 2024 yılı için toplam askeri harcamaları 430 milyar dolar olup, bu rakam ittifak verilerine göre tüm üyelerin harcamalarının yüzde 17’sini teşkil ediyor.
ABD ise 2024’te savunmaya 755 milyar dolar harcadı; bu da tüm NATO ülkelerinin askeri harcamalarının yarısından fazlası.
Genişlemeden dolaylı vazgeçme senaryoları
İttifak düzeyinde genişlemeden dolaylı olarak vazgeçilmesi bir seçenek olabilir. Profesör Kremnev’e göre, Ukrayna’da bir ateşkes anlaşması yapılması ve bu anlaşmada tarafsızlık statüsüne atıfta bulunulması durumunda, ateşkes sonrası düzenlenecek hipotetik bir NATO liderleri veya dışişleri bakanları zirvesinin bildirisinde Kiev’in “tercihine saygı” duyulduğuna dair ifadelere yer verilebilir.
Ulusal Araştırma Üniversitesi Yüksek Ekonomi Okulu (NIU VŞE) Dünya Askeri Ekonomi Araştırmaları Merkezi Direktörü Prohor Tebin, NATO’nun genişlemesi veya “Ukrayna’nın ittifaka katılma girişimlerine geri dönmesi” kararının alınmasının, Rusya için savaş sebebi (casus belli) sayılarak çatışmaların yeniden başlaması için bir koşul olarak tanımlanabileceğini belirtiyor. Ek olarak, bu konuda Rusya-NATO hattında bir anlaşma imzalanabilir.
Rusya Bilimler Akademisi ABD ve Kanada Çalışmaları Enstitüsü kıdemli araştırmacısı Pavel Koşkin, Trump’ın Avrupa’yı Ukrayna’nın NATO üyeliğinden vazgeçmeye zorlamak için mali şantaja başvurarak finansmanı kısma söylemini yeniden gündeme getirebileceğini, ancak bunun durumu kökten değiştirmesinin pek olası olmadığını ekliyor: “Bu, Avrupa’yı kendisine karşı kışkırtacak ve Trump’ın muhaliflerine onu Putin’e sempati duymakla suçlama fırsatı verecektir.”
Koşkin, söz konusu olanın devlet tahsisatlarının ayrılması veya azaltılması olduğundan, ABD Başkanı’nın bu noktada iç siyasi engellerle karşılaşabileceğine dikkat çekiyor; Kongre’nin müdahale etmesi gerekecek.
Bütçe ve ilgili konular, 1921 tarihli Bütçe ve Muhasebe Yasası (Budget and Accounting Act) ile 1974 tarihli Kongre Bütçe ve El Koyma Kontrol Yasası (Congressional Budget and Impoundment Control Act) uyarınca yasama organının yetkisinde ve Kongre’ye denetim hakkı tanıyor.
Ukrayna’nın NATO’dan dışlanması Rusya’nın ana talebi
İttifakın Doğu Avrupa, Orta Asya ve Güney Kafkasya’daki Sovyet sonrası ülkeler pahasına genişletilmesinden vazgeçilmesi talebi, Rusya’nın Aralık 2021’de NATO’ya verdiği ültimatomda yer alıyordu.
Ukrayna’da çatışmaların başlamasının ardından, Mart 2022’de İstanbul’da yapılan müzakereler sırasında paraflanan belgelerde Kiev’e verilecek güvenlik garantilerinin koşullarından biri olarak ülkenin tarafsız ve blok dışı statüsü belirtilmişti.
Geçen yılın haziran ayında Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, ateşkes koşullarından biri olarak Ukrayna’nın NATO üyeliğinden vazgeçmesinin güvence altına alınmasını göstermişti.
Geçen ayın ortasında İstanbul’da müzakerelerin yeniden başlamasının ardından Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, Moskova’nın Kiev’in blok dışı statüsünde ısrarcı olduğunu teyit etti.
Koşkin, Trump’ın Rusya’ya taviz verme yönündeki her türlü girişiminin, Avrupa’yı yeniden ve daha ciddi bir şekilde kendine yeterliliği artırma ve NATO bütçesine katkıda bulunma konuları üzerinde düşünmeye sevk edeceğini belirtiyor.
Bu durum 2022’den beri zaten yaşanıyor. 2023’ten itibaren ise AB’nin askeri sanayisinin modernizasyonu ve bunun için finansman bulunmasına yönelik çeşitli programlar geliştiriyor.
Bu süreçler 2024’ten itibaren yoğunlaşmış ve Mayıs 2025’te AB temelinde yeniden silahlanma için 150 milyar avroluk (önümüzdeki yıllarda 800 milyar avroya kadar harcama planlarıyla birlikte) bir fon oluşturulmasının onaylanmasıyla sonuçlanmıştı.
Ancak Tebin, Trump’ın Avrupa’daki askeri birliklerini ve kıtanın güvenliğini sağlama konusundaki mali yükümlülüklerini en azından azaltma konusunda ısrar etmeye devam etmesiyle, NATO’nun “Avrupalılaşması” ve AB’nin “ABD’siz NATO”ya dönüşmesinin kaçınılmaz olduğunu düşünüyor.
ABD ve Rusya için belirsiz yasal boşluklar
Rusya Bilimler Akademisi Dünya Ekonomisi ve Uluslararası İlişkiler Enstitüsü Uluslararası Güvenlik Merkezi araştırmacısı Dmitriy Stefanoviç’e göre, NATO’da oybirliği gerekliliği bu bağlamda bir sorun değil, bir avantaj haline gelebilir: ABD’nin Ukrayna’nın üyeliğine veya genel olarak daha fazla genişlemeye karşı olduğunu teyit etmesi yeterli olacak ve konu fiilen kapanacak.
Uzman, pratikte NATO üyelerinin ABD’nin belirli kararlarına yönelik olumsuz tutumlarının bile sonuçta ABD tarafından kabul ettirildiğini gösterdiğini söylüyor.
Stefanoviç, “Örneğin, Avrupalı NATO müttefikleri arasında ABD’nin Orta ve Daha Kısa Menzilli Füzeler Anlaşması’ndan (INF Anlaşması) çekilmesine karşı çıkan çok sayıda ülke vardı, ancak sonunda herkes durumu kabullendi,” diye hatırlatıyor.
Bunun yanı sıra Profesör Kremnev, Amerikalıların en üst düzeyde veya dışişleri bakanı düzeyinde Rusya ile Ukrayna, Gürcistan ve Moldova’nın NATO’ya katılımına onay vermeyeceklerine dair bir anlaşma imzalamaları durumunda, bunun yazılı bir taahhüt olacağını düşünüyor: “Ukrayna’nın ittifaka resmi entegrasyonu konusunun NATO düzeyinde ele alınması sırasında Amerikalılar aleyhte oy kullanmakla yükümlü olacaklardır.”
Tebin ise ABD ile NATO’nun genişlemesini engelleme konusunda ikili bir anlaşma yapmanın pek mümkün olmadığı görüşünde: Kongre’nin bunu onaylaması pek olası değil, Trump’a muhalif Demokratlar ve Ukrayna’yı destekleyen Cumhuriyetçiler arasında bir mücadele başlayacak.
Koşkin de buna katılarak, alternatifin Trump’ın ABD adına Kiev’in ittifaka katılmasına karşı çıkacağı bir deklarasyon veya bildiri olabileceğini belirtiyor: “Ancak bu tür belgeler kesinlikle Kremlin’in talep ettiği yasal garantileri sağlamayacaktır.”
Tebin’e göre, ABD’yi bağlayıcı bir anlaşmanın “peşinden koşmak anlamsız” ve liderler düzeyinde bir deklarasyonla yetinmek gerekecek.
Fakat dikkate alınması gereken en önemli hususun, Amerikalıların “kurucu babalar” döneminden Trump’a kadar uluslararası siyasette anlaşmalarla “ellerini bağlamaktan” sürekli olarak kaçındıkları ve kendi açılarından cazibesini ve faydasını yitirmiş anlaşmalardan kolayca çıktıkları olduğunu sözlerine ekliyor.
Diplomasi
NATO ajansı ölçek ekonomisiyle Ukrayna’nın giderlerini azaltacak

Financial Times’ın haberine göre NATO, Ukrayna’nın silah ve mühimmat tedarikini bünyesindeki Destek ve Tedarik Ajansı üzerinden yürütmesine onay vererek teslimatları hızlandırmayı ve maliyetleri düşürmeyi amaçlıyor. Avrupa Birliği’nin sağladığı 90 milyar avroluk kredinin 60 milyar avrosu savunmaya ayrıldı.
NATO, Ukrayna’nın silah, mühimmat ve askeri teçhizat alımlarını kendi bünyesindeki Destek ve Tedarik Ajansı (NSPA) üzerinden yapmasına olanak tanıdı.
Financial Times gazetesine konuşan ajansın Operasyon Destek Direktörü Jacqueline Borsboom, bu adımın teslimatları hızlandıracağını ve maliyetleri düşüreceğini kaydetti.
Borsboom, mekanizmanın Ukrayna’ya tedarik tecrübesi, destek hizmetleri ve mevcut sanayi altyapısına doğrudan erişim sağlayacağını belirtti.
Yetkili, “Ölçek ekonomisi sayesinde maliyet avantajı ortaya çıkacak” dedi.
Yeni uygulamayla Kiev yönetimi, ihtiyaç duyduğu askeri malzemelerin teminini doğrudan ajansa devredebilecek.
Borsboom, Ukrayna’nın örneğin 30 bin takım askeri üniformaya ihtiyaç duyduğunda satın alma sürecini ajansa devredebileceğini anlattı.
Anlaşma, ittifakın nisan ayında Ukraynalı savunma şirketlerinin NSPA ihalelerine katılmasına izin veren kararının devamı niteliğini taşıyor.
Ajans geçen hafta Kiev’de yaklaşık 150 Ukraynalı şirketle bir araya gelerek tedarikçi kaydı ve sözleşme süreçlerini paylaştı.
Ukrayna silah alımlarını ABD ve Avrupa Birliği kaynaklarıyla finanse ediyor
Ukrayna 2025 yılından bu yana Amerikan silahlarını, NATO ülkelerinin Kiev için ABD’den silah ve mühimmat temin ettiği PURL mekanizması üzerinden ediniyor.
The Economist dergisi, Ukrayna’nın Patriot sistemleri için önleme füzelerinin yüzde 95’ini ve F-16 savaş uçakları füzelerinin büyük kısmını bu mekanizmayla temin ettiğini yazdı.
Uzmanlar, mevcut koşullarda Amerikan sevkiyatlarına denk bir alternatif olmadığını değerlendiriyor.
Financial Times, ABD Başkanı Donald Trump yönetiminin, Ukrayna’nın Rus petrol rafinerilerine düzenlediği saldırıları durdurmak amacıyla bu program kapsamındaki sevkiyatları ve istihbarat paylaşımını kesme tehdidinde gittiğini aktarmıştı.
Kiev yönetimi Amerikan silahlarının yanı sıra askeri alımlarını Avrupa Birliği kredisiyle de finanse edebilecek.
AB, Aralık 2025’te Ukrayna’ya ortak bütçeden 2026-2027 dönemi için dondurulan Rus varlıklarına dokunmadan 90 milyar avroluk kredi sağlama kararı aldı.
Macaristan, Çekya ve Slovakya’nın dışında kaldığı kredi paketi Nisan 2026’da onaylanırken bu kaynağın 60 milyar avroluk bölümü savunma harcamalarına ayrıldı.
Avrupa Komisyonu, finansman çerçevesinde hava ve füze savunma sistemleri, füzeler, mühimmat ile radarları içeren 6,1 milyar avroluk yeni silah alımını onayladı.
Bu alımların ağırlıklı olarak Avrupalı savunma sanayisi şirketlerinden yapılması hedefleniyor.
Diplomasi
Mekke Savunma Paktı Meclis’te: Bir ülkeye saldırı hepsine sayılacak

Türk hükümeti, Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan’ın ağustos ayında imzaladığı Mekke Savunma Paktı’nın metnini salı günü Meclis’e sundu. Middle East Eye sitesinin ulaştığı 16 maddelik süresiz anlaşma, bir ülkeye yönelik dış saldırıyı tüm müttefiklere yapılmış sayıyor ve yürürlüğe girdikten sonraki ilk 10 yıl çekilmeyi yasaklıyor.
Türk hükümeti, Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan’ın ağustos ayında imzaladığı Mekke Savunma Paktı’nın metnini salı günü Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne sundu. Kuzey Atlantik Antlaşması’nın 5. maddesine benzer şekilde imzacı devletleri birbirini savunmakla yükümlü kılan bu anlaşma, yeni bir uluslararası savunma ittifakı kuruyor.
Middle East Eye portalının özel olarak ulaştığı ve resmi olmayan çevirisini yayımladığı 16 maddelik anlaşma metni, belirli bir ülkeyi veya bölgeyi tehdit olarak tanımlamıyor. Metin bunun yerine katılımcı ülkelerin bağımsızlıklarına, egemenliklerine veya toprak bütünlüklerine yönelik silahlı bir saldırı halinde birbirlerini desteklemek için gerekli önlemleri alacağını vurguluyor.
Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti, Pakistan İslam Cumhuriyeti Hükümeti ve Suudi Arabistan Krallığı Hükümeti metinde “Taraf”, “Taraflar” veya “Asli Taraflar” olarak adlandırılıyor. Üç hükümet, anlaşmanın giriş bölümünde egemenliğe karşılıklı saygıyı, Birleşmiş Milletler (BM) Şartı’nın ilkelerini, uluslararası hukuku ve iç hukukun ilgili ilkelerini dikkate alarak mevcut savunma ortaklığına ilişkin işbirliği, eşgüdüm ve entegrasyon mekanizmalarını ortak bir savunma anlaşmasında birleştirmeyi kabul ediyor.
Giriş bölümünde ayrıca silahlı kuvvetlerin birlikte çalışabilirliğini, hazırlık durumunu ve etkinliğini kapsayan işbirliği, eşgüdüm ve entegrasyon temelinde, ortak çıkarlar doğrultusunda ilişkileri daha da geliştirme iradesi teyit ediliyor ve böylece taraflar ile halkları arasındaki mevcut dostluk ve kardeşlik bağlarının güçlendirileceği belirtiliyor. Ülkeler birbirlerinin iç işlerine karışmama, egemen eşitlik, toprak bütünlüğü ve uluslararası alanda tanınan sınırların dokunulmazlığı ilkelerinin önemini yinelerken, bağımsızlık, egemenlik ve toprak bütünlüklerine yönelik silahlı bir saldırı durumunda karşılıklı destek için gerekli önlemleri uygulamanın şart olduğunu ilan ediyor.
Küresel ve bölgesel barış, istikrar ve güvenliği sağlamak amacıyla uluslararası hukuk ve BM Şartı doğrultusunda ortak çaba ve eşgüdümün önemini ifade eden taraflar, terörle mücadelede yetkili makamlar arasındaki mevcut işbirliğini derinleştirme arzularını dile getiriyor. Uluslararası meselelerde ortak bir tutum benimsemek üzere bölgesel ve uluslararası kuruluşlardaki mevcut işbirliğini güçlendirmenin önemine dikkat çekilirken, savunma ve savunma sanayii işbirliğini daha da geliştirme ihtiyacı kaydediliyor.
Saldırı tüm müttefiklere yapılmış sayılacak
Anlaşmanın 1. maddesine göre taraflar birbirlerinin bağımsızlığını, egemenliğini, toprak bütünlüğünü ve uluslararası alanda tanınan sınırlarının dokunulmazlığını sağlamak ve korumak için işbirliği yapacak. İlk madde, “Taraflardan herhangi birinin toprak bütünlüğü, egemenliği veya uluslararası alanda tanınan sınırları tehdit edilir ya da tehlikeye girerse, Taraflar bu tür tehdit veya tehlikeleri ortadan kaldırmak için gerekli tüm araçları kullanacaktır” hükmünü taşıyor.
Anlaşmanın 2. maddesi ise “Taraflardan herhangi birine yönelik dış kaynaklı silahlı bir saldırı, tüm Taraflara yönelik bir saldırı olarak kabul edilecektir” ifadesiyle ortak savunma taahhüdünü düzenliyor. Aynı maddede, “Taraflardan biri başka bir ülke veya ülke grubu tarafından silahlı saldırıya ya da askeri saldırganlığa maruz kalırsa, Taraflar birbirlerine sağlayabilecekleri tüm karşılıklı yardım araçlarını tam olarak kullanarak saldırıya uğrayan Tarafa derhal yardım edecektir” deniyor.
BM Şartı’nın 51. maddesiyle tanınan meşru müdafaa hakkının kullanılmasını sağlamak amacıyla konulan bu hüküm uyarınca ülkeler, gereken yardımın nesnel bir değerlendirmesinin ardından sağlanacak desteğin kapsamını ve niteliğini belirleyecek. İmzacılar, “askeri araç ve kabiliyetler dahil olmak üzere” mevcut kaynaklarının sınırları dahilinde işbirliği yapacak.
Anlaşmanın 3. maddesi, 2. madde uyarınca tarafların savunma, savunma sanayii ve güvenlik alanlarında yakın işbirliği yapmasını, silahlı kuvvetleri arasındaki ilişkileri geliştirmesini ve savunma işbirliğini güçlendirmeye yönelik kararlaştırılan faaliyetleri yürütmesini öngörüyor. 4. maddeye göre ülkeler uluslararası güvenlik konularında düzenli istişarelerde bulunacak; hayati çıkarlarını ve ulusal güvenliklerini korumak, ulusal güvenliklerine yönelik tehdit ve tehlikeleri ortadan kaldırmak amacıyla ortak değerlendirmelere dayalı bireysel ve ortak önlemler geliştirmede birbirlerine sürekli ve etkin biçimde yardım ederek işbirliği yapacak.
Terörle mücadele başlığını düzenleyen 5. madde kapsamında imzacılar, bölgesel ve uluslararası istikrar ile güvenliği olumsuz etkileyen tüm biçim ve tezahürleriyle terörizmle mücadelede operasyonel düzey de dahil olmak üzere mevcut işbirliğini ve ortak çabaları güçlendirecek.
Savunma sanayii, istihbarat ve lojistik desteği genişliyor
Anlaşma; savunma sanayiilerinin geliştirilmesi, silahlı kuvvetlerin eğitimi ve ülkelerin birbirlerine ekipman, yakıt ve diğer savunma malzemelerini tedarik etmesi konularında işbirliği öngörürken istihbarat paylaşımı için de bir çerçeve kuruyor. 6. maddeye göre taraflar, savunma kabiliyetlerini geliştirmek amacıyla savaş ve barış zamanında savunma kurumları arasında karşılıklı personel değişimini, ortak eğitim programlarını ve tatbikatları, ayrıca silahlı kuvvetlerinin birlikte çalışabilirliğini artırmaya yönelik konuşlandırma ve faaliyetleri teşvik edecek.
Savunma kabiliyetlerini güçlendirmek için karşılıklı mutabakat temelinde savunma sanayii kurumları arasında teknoloji paylaşımını, ortak teknoloji geliştirmeyi, ortak üretimi ve savunma sanayii kuruluşları arasındaki işbirliğini desteklemeyi öngören 7. madde, beş işbirliği alanı sıralıyor. Bu alanlar; savunma alanında ortak üretimin teşvik edilmesi, özel uzmanlık gerektiren teknolojilerde ortak araştırma ve geliştirme projeleri yoluyla savunma inovasyonunun hayata geçirilmesi, herhangi bir tarafın uzmanları aracılığıyla tarafların topraklarında personelin eğitilmesi ve askeri sanayinin desteklenmesi, savunma sanayii ile savunma araştırma, geliştirme ve inovasyon alanlarında uzmanlık ve çıkarılan derslerin paylaşılması ve taraflarca karşılıklı olarak kararlaştırılan diğer işbirliği alanları olarak belirleniyor.
İstihbarat işbirliğini derinleştirmek ve bu konuda gerekli eşgüdümü sağlamak amacıyla 9. madde, bilgi güvenliği, veri koruma ve gizlilik kurallarına riayet edilerek karşılıklı kararlaştırılan güvenli kanallar üzerinden istihbarat paylaşılmasını düzenliyor. 10. madde ise lojistik destek hizmetlerinin mevcudiyeti ve uyumluluğuna bağlı olarak tarafların barış zamanında, savaş zamanında ve diğer acil durumlarda silah, mühimmat, yakıt, yedek parça ve diğer ekipmanlar dahil birbirlerine lojistik destek sağlamasını hükme bağlıyor.
Suudi Arabistan’da sekreterya kurulacak, ilk genel sekreter Pakistanlı olacak
Anlaşmanın 8. maddesi, ortak savunmaya stratejik yön vermek, savunma ve güvenlik işbirliğini geliştirmek ve anlaşmanın uygulanması sırasında ortaya çıkabilecek engelleri ele almak üzere “Asli Taraflar”ın bir “Stratejik Siyasi ve Savunma Komitesi” kurmasını kararlaştırıyor. Dışişleri bakanları, savunma bakanları ve genelkurmay başkanlarından oluşacak komite, ev sahipliği taraflar arasında dönüşümlü olmak üzere yılda iki kez toplanacak; ülke liderleri ise gerekli görülmesi halinde yılda bir kez bir araya gelebilecek.
Stratejik Siyasi ve Savunma Komitesi gerekli görürse alt komiteler kurabilecek ve anlaşmada öngörülen işbirliği alanlarının uygulanması için gerektiğinde taraflar arasında anlaşmalar veya protokoller müzakere edilecek. Ayrıca bu komite, “Asli Taraflar”ın oybirliğiyle diğer tarafların anlaşmaya katılımına ilişkin usul ve esasları belirlemeye ve onaylamaya yetkili olacak.
Komiteye hizmet vermek üzere merkezi Suudi Arabistan Krallığı’nda yer alan bir Sekreterya kurulacak ve bu yapı Suudi Arabistan Krallığı ile bir merkez anlaşması akdedecek. Sekreteryanın işleyişi, teşkilat yapısı ve kuruluşuna ilişkin usul ve esaslar daha sonra “Asli Taraflar”ın oybirliğiyle belirlenecek.
Sekreteryaya, “Asli Taraflar” arasında dönüşümlü olarak üç yıllık bir görev süresi için atanan bir Genel Sekreter başkanlık edecek ve ilk Genel Sekreter, Pakistan İslam Cumhuriyeti vatandaşı olacak. Bu maddenin hükümleri, taraflar arasındaki mevcut askeri işbirliği komitelerinin çalışmalarına halel getirmeyecek.
Anlaşmadan ilk 10 yıl çıkılamayacak
Hukuki çerçeveyi çizen 11. maddeye göre imzacılar, uluslararası hukuka ve ilgili iç hukuklarına halel getirmeksizin bu anlaşmayı hükümlerinin uygulanması için yasal dayanak olarak kabul edecek ve gerektiğinde ek yasal önlemler önerecek. 12. madde, anlaşmanın tarafların daha önce akdettikleri uluslararası anlaşmalardan doğan hak ve yükümlülüklerine zarar vermeyeceğini kayıt altına alıyor.
Gizlilik kurallarını düzenleyen 13. madde uyarınca ülkeler, anlaşma kapsamında elde edilen gizli bilgi ve belgelerin gizliliğine ve ulusal mevzuata saygı gösterecek. Gizli bilgi ve belgeler taraflar dışındaki hiçbir devlet, şirket veya kişiyle paylaşılmayacak; bu bilgi ve belgelere erişim “bilmesi gereken” prensibi temelinde ve yalnızca uygun düzeyde güvenlik belgesine sahip kişilere sağlanacak.
Anlaşmanın yorumlanması veya uygulanmasından doğan her türlü uyuşmazlık, 14. maddeye göre taraflar arasındaki istişare ve görüşmeler yoluyla dostane biçimde çözülecek. 15. madde ise anlaşmanın “Asli Taraflar” arasındaki istişareler ve oybirliğiyle değiştirilebileceğini belirtiyor.
Son madde olan 16. maddeye göre anlaşma, her bir taraf için geçerli usullere göre onaylanacak ve son onay belgesinin Stratejik Siyasi ve Savunma Komitesi Sekreteryası’na tevdi edildiği tarihte yürürlüğe girecek. Süresiz olarak yürürlükte kalacak anlaşmanın bir bitiş tarihi yok.
İmzacı devletler, yürürlüğe giriş tarihinden itibaren ancak 10 yıl geçtikten sonra ve çekilme niyetlerini diplomatik kanallar üzerinden en az üç ay önceden diğer taraflara yazılı olarak bildirmeleri şartıyla anlaşmadan çekilebilecek. Anlaşmanın sona ermesi veya anlaşmadan çekilme, bu tarihten önce taraflarca kararlaştırılan devam eden faaliyetleri ya da projeleri etkilemeyecek; gizli bilgi ve belgelerin korunması ve ifşasının önlenmesine ilişkin sorumluluklar da anlaşma sona erdikten veya anlaşmadan çekildikten sonra devam edecek.
7 Ağustos 2026 Cuma günü (Hicri 24/2/1448) Mekke’de imzalanan anlaşma; Türkçe, Arapça ve İngilizce dillerinde, her bir metin eşit derecede geçerli olmak üzere üç orijinal nüsha halinde düzenlendi. Metinler arasında yorum farkı çıkması halinde İngilizce metin esas alınacak.
Diplomasi
Ukrayna Merkez Bankası Başkanı Pışnıy’ın ofisinde arama yapıldı

Ukrayna Ulusal Yolsuzlukla Mücadele Bürosu ve Özel Yolsuzlukla Mücadele Savcılığı, Ukrayna Merkez Bankası Başkanı Andriy Pışnıy’ın makamında ve bağlantılı adreslerde arama gerçekleştirdi. Güvenlik birimleri operasyon kapsamında hiçbir gözaltı işlemi yapılmadığını ve kimseye suçlama yöneltilmediğini duyurdu.
Ukrayna Ulusal Yolsuzlukla Mücadele Bürosu (NABU) ve Özel Yolsuzlukla Mücadele Savcılığı (SAP), Ukrayna Merkez Bankası Başkanı Andriy Pışnıy’ın makamında ve bağlantılı adreslerde arama yaptı.
Gelişmeyi Ukrayna basını ve Ukrayna Parlamentosu Milletvekili Oleksiy Honçarenko duyurdu.
Honçarenko, güvenlik güçlerinin adli işlemleri doğrudan Pışnıy’ın çalışma ofisinde ve kendisiyle ilişkili diğer adreslerde yürüttüğünü aktardı.
NABU’dan yapılan açıklamada, aramaların Ukrayna Ulusal Bankası binasında ve bir personelin ikametgahında icra edildiği kaydedildi.
Kurum, soruşturmanın gizliliğini korumak amacıyla ayrıntıların paylaşılmadığını vurgularken, “Hiç kimse gözaltına alınmadı, kimseye suçlama yöneltilmedi” bilgisini verdi.
Bloomberg, ağustos ayında yayımladığı haberde Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy’nin Pışnıy’ın faaliyetlerinden giderek daha fazla rahatsızlık duyduğunu yazmıştı.
Habere göre Zelenskiy, Pışnıy’ın Uluslararası Para Fonu (IMF) ile gereğinden fazla yakın bağ kurduğunu ve ülke ekonomisini destekleme konusunda yetersiz kaldığını değerlendiriyordu.
Kaynaklar, Zelenskiy’nin o aşamada Pışnıy’ı görevden alma niyetinde olmadığını aktarmıştı.
Aynı kaynaklar, Zelenskiy’nin merkez bankası başkanından çok bir siyasetçiyi andıran geniş çaplı kamusal görünürlükten rahatsızlık duyduğunu belirtmişti.
Pışnıy’ın üst düzey yetkililerle temaslarını sosyal medyada öne çıkarma alışkanlığı ve bankanın yürüttüğü çeşitli tanıtım hamleleri devlet başkanında şüphe uyandırıyordu.
Milletvekili Oleksandr Dubinskiy de Pışnıy’ın, Devlet Başkanlığı Ofisi eski Başkanı Andriy Yermak’ın yakın dostu olduğunu öne sürmüştü.
Yermak’ın adreslerinde, Energoatom şirketindeki yolsuzluk şemasına ilişkin yürütülen “Midas” davası kapsamında Kasım 2025’te arama yapılmış ve ardından görevine son verilmişti.
NABU, mayıs ayında Yermak’ı Kiev yakınlarındaki lüks konut inşaatları üzerinden 460 milyon grivnalık (10,4 milyon dolardan fazla) kaynağı akladığı iddia edilen bir grubun üyesi olarak nitelemişti.
Dosyada basının Yermak ile ilişkilendirdiği “Ali Baba” takma adı geçmişti.
Mahkeme 14 Mayıs’ta Yermak hakkında 140 milyon grivna kefalet imkanıyla 60 günlük tutuklama kararı vermişti.
Birkaç gün sonra eski ofis başkanı adına kefalet tutarının tamamının yatırılması üzerine Yermak cezaevinden tahliye edilmiş, kendisi ise masum olduğunu savunmuştu.
NABU Başkanı Serhiy Krivonos, eylül ayında yaptığı açıklamada büronun ve savcılığın, Yermak dahil bazı ceza davalarının şüphelileri adına yatırılan kefalet kaynaklarının menşeini inceleyeceğini duyurmuştu.
Pışnıy, Ukrayna Merkez Bankası başkanlığı görevini Ekim 2022’de devraldı. Kurumu 2020’den bu yana yöneten önceki başkan Kirilo Şevçenko ise sağlık gerekçeleriyle istifa ettiğini açıklamıştı.
Özel Yolsuzlukla Mücadele Savcılığı daha sonra Şevçenko’ya, merkez bankasına geçmeden önce çalıştığı Ukrgasbank’taki kaynakların zimmete geçirilmesi gerekçesiyle suçlama yöneltti.
Savcılık, Şevçenko’ya yöneltilen suçlamaların merkez bankasını yönettiği dönemi kapsamadığını netleştirdi.
Dünya Basını2 hafta önceEski CIA analisti Johnson: Trump İran’a girerse Çanakkale’deki Churchill gibi yenilir
Asya2 hafta önceGüney Kore, Kiev Büyükelçisini geri çağırdı
Amerika2 hafta önceBrezilya’da ikinci tur süreci nasıl işleyecek?
Asya2 hafta önceEndonezya’nın yeni iş yasası işçileri memnun etti, iş dünyasını endişelendirdi
Amerika3 gün önceSenatör Sanders: Silikon Vadisi zenginleri “korkunç bir plan” üzerinde çalışıyor
Dünya Basını2 hafta önceNükleer bilimci Hughes: Bölgesel nükleer savaş bile dünya genelinde üç milyar insanı aç bırakır
Dünya Basını1 hafta önceİngiliz diplomat Crooke: Suudi Arabistan’da asıl çöküş içeriden gelecek
Dünya Basını2 hafta önceBrezilya’da Bolsonaro rüzgarı ve Lulismonun sınırları








