Bizi Takip Edin

Diplomasi

ABD, Suriye saldırılarından sonra Netanyahu’dan yana endişeli

Yayınlanma

İsrail’in Suriye Savunma Bakanlığına yönelik saldırılarının ardından, ABD yönetiminin Başbakan Binyamin Netanyahu’dan duyduğu hayal kırıklığının arttığı iddia edildi.

Axios’a konuşan bir Beyaz Saray yetkilisi, “Bibi deli gibi davrandı. Her şeyi bombalıyor. Bu, Trump’ın yapmaya çalıştığı şeyi baltalayabilir,” dedi.

İkinci bir üst düzey ABD yetkilisi de, bu hafta Gazze’de bir kilisenin bombalanmasını işaret ederek, Trump’ın Netanyahu’yu arayarak açıklama talep ettiğini belirtti ve “Her gün yeni bir şey oluyor. Ne oluyor lan?” diye sordu.

Üçüncü bir ABD yetkilisi, Trump yönetimi içinde Netanyahu’ya karşı artan bir şüphe olduğunu, onun “tetik parmağının çok kaşındığını” ve çok yıkıcı olduğunu düşündüklerini söyledi ve “Netanyahu bazen uslu durmayan bir çocuk gibi,” diye konuştu.

Altı ABD’li yetkili Axios’a, cuma günü Suriye’de yaşanan gerginliği durduran ABD’nin arabuluculuğuyla sağlanan ateşkes anlaşmasına rağmen, bu haftanın “Beyaz Saray’ın Netanyahu ve onun bölge politikalarından çok daha fazla endişe duymasıyla” sona erdiğini söyledi.

Öte yandan Trump şu ana kadar kamuoyuna açık eleştiriden kaçındı ve danışmanlarının hayal kırıklığını paylaşıp paylaşmadığı belli değil. Trump’ın, danışmanlarının İsrail’in Suriye’deki eylemlerine ilişkin son endişelerini paylaşıp paylaşmadığı tam olarak belli değil.

Salı günü İsrail, Suveyda kentine giden Suriye ordusuna ait bir tank konvoyunu bombalamıştı.

İsrail, konvoyun Suriye’nin güneyinde silahsızlandırılmasını talep ettiği bölgeye girdiğini ve Suriye ordusunun Dürzi azınlığa yönelik saldırılara katıldığını iddia etti. Suriye ise bu iddiaları yalanladı.

ABD’li yetkiliye göre, Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack salı günü İsrailli meslektaşlarından diplomatik bir çözüm için geri çekilmesini istedi ve İsrail de bunu kabul etti.

Ne var ki bir süre sonra İsrail saldırılarını yoğunlaştırdı. Çarşamba günü İsrail, Suriye’nin askeri karargahına ve cumhurbaşkanlığı sarayının yakınına füze fırlattı.

Bir ABD’li yetkili, “Suriye’deki bombardıman, başkan ve Beyaz Saray’ı hazırlıksız yakaladı. Başkan, televizyonu açıp barış istediği ve yeniden inşasına yardımcı olmak için önemli bir açıklama yaptığı bir ülkeye bombaların atıldığını görmekten hoşlanmıyor,” dedi.

Dışişleri Bakanı Marco Rubio da çarşamba günü Netanyahu ve ekibine durmalarını söyledi. Netanyahu ise Suriye ordusunun Suveyda’dan çekilmesi karşılığında bunu kabul etti.

Fakat o zamana kadar Türkiye ve Suudi Arabistan da dahil olmak üzere birçok ülke, İsrail’in eylemleri hakkında Trump yönetimine öfkeli mesajlar iletmiş ve birkaç üst düzey ABD yetkilisi Netanyahu hakkında doğrudan Trump’a şikayette bulunmuştu.

Bu yetkililer arasında Barrack ve Beyaz Saray elçisi Steve Witkoff da vardı. ABD’li bir yetkiliye göre, ikisi de Trump’ın yakın arkadaşları.

Axios’a göre Beyaz Saray’da genel kanı, Netanyahu’nun İsrail’deki Dürzi azınlığın iç baskısı ve diğer siyasi nedenlerle Suriye’yi bombaladığı yönündeydi.

Bir ABD’li yetkili, “Bibi’nin siyasi gündemi onun mantığını esir almış durumda. Bu, uzun vadede onun için büyük bir hata olacak,” dedi

Başka bir ABD’li yetkili, İsraillilerin geçen hafta Beyaz Saray’daki itibarlarına verdikleri zararın onlara henüz ulaşmamış gibi göründüğünü söyledi ve “İsrailliler kafalarını kıçlarından çıkarmalı,” diye espri yaptı.

Suriye’deki gerginlik, Netanyahu’nun Washington’u ziyaretinden sadece birkaç gün sonra ortaya çıktı. Netanyahu, ziyaretinde Trump ile iki kez bir araya geldi ve iki lider, İran ile savaşın ardından her zamankinden daha yakın görünüyordu.

Suriye ve Gazze’deki kilise saldırısının yanı sıra, geçen hafta sonu Filistinli Amerikalı Saif Musallet’in İsrailli yerleşimciler tarafından öldürülmesi de Trump yönetiminin Netanyahu’nun yerleşimcileri şiddetle destekleyen hükümetine karşı tepkisini artırdı.

Birkaç gün önce Netanyahu’nun yargılandığı yolsuzluk davasını ziyaret ederek desteğini gösteren Büyükelçi Mike Huckabee, saldırıyı “terörizm” olarak nitelendiren ve cevap talep eden bir dizi açıklama yaptı. Cumartesi günü, yerleşimcilerin saldırılarına hedef olan Batı Şeria’daki bir Hıristiyan topluluğunu da ziyaret etti.

Uzun süredir İsrail’in coşkulu bir destekçisi olan Huckabee, bu hafta Amerikan evanjeliklerin seyahat vizesi almasını zorlaştırdığı için İsrail hükümetini de eleştirdi.

Öte yandan Axios’a göre İsrailliler, Suriye saldırıları konusunda ABD’nin tepkisine şaşırdı.

Üst düzey bir İsrailli yetkili, Trump’ın göreve başladıktan sonraki ilk haftalarda Netanyahu’yu Suriye’nin bazı bölgelerini işgal etmeye teşvik ettiğini ve daha önce İsrail’in Suriye’ye müdahalesi konusunda endişelerini dile getirmediğini söyledi.

Yetkili, İsrail’in ancak istihbaratının Suriye hükümetinin Dürzilere yönelik saldırılara karıştığını belirledikten sonra müdahale ettiğini vurguladı. Yetkili, iç siyasi hesapların söz konusu olduğu iddialarını da reddetti.

İsrailli, “ABD, yeni Suriye hükümetinin istikrarını korumak istiyor ve Dürzi topluluğuna yönelik saldırılar nedeniyle Suriye’ye neden saldırdığımızı anlamıyor. Biz onlara bunun İsrail’deki Dürzi topluluğuna olan bağlılığımız olduğunu açıklamaya çalıştık,” dedi.

Suriye’deki istikrarsızlık, yönetim için büyük bir endişe kaynağı. Cumartesi günü Rubio, X’te Şam yönetiminin barışı sağlamaya ve katliamları durdurmaya yardımcı olması gerektiğini yazdı.

Fakat üst düzey bir ABD yetkilisi, İsrail’in Suriye hükümetinin kendi vatandaşları ve toprakları üzerinde egemenlik hakkını kullanıp kullanamayacağına karar veremeyeceğini söyledi.

Yetkili, “İsrail’in mevcut politikası Suriye’nin istikrarsızlaşmasına yol açacaktır. Böyle bir senaryoda hem Dürzi toplumu hem de İsrail kaybedecektir,” dedi.

Sonuç olarak Axios’a konuşan ABD’li yetkililer, Netanyahu’nun şansının ve Trump’ın iyi niyetinin tükenebileceği konusunda uyarıda bulundu.

Diplomasi

Çin, AB’nin dış destek kurallarını sert bir şekilde eleştirdi

Yayınlanma

Çin, AB’nin yabancı sübvansiyon kurallarının Brüksel ile arasındaki daha geniş kapsamlı ticaret anlaşmazlığının parçası olduğu mesajını verdi.

Çin Adalet Bakanlığı, Çinli şirketlere, Yabancı Sübvansiyonlar Yönetmeliği (FSR) kapsamında yürütülen soruşturmalarda AB yetkililerine bilgi vermemeleri talimatını verdi.

Bu düzenleme, tek pazardaki aktörlerin yurt dışından haksız destek almamasını sağlamak için AB’nin kullandığı bir araç.

Bildirimde, Avrupa Komisyonu’nun, tüketici elektroniği perakendecisi MediaMarkt’ın ana şirketi olan Alman Ceconomy’yi 2 milyar avroluk bir anlaşma ile satın almaya çalışan Çinli e-ticaret devi JD.com’a yönelik derinlemesine soruşturmasından açıkça bahsedildi.

Bu hamle, AB ile Çin arasında yeniden başlayan ticaret diyaloğunun ortasında Brüksel’e baskı uygulamayı amaçlıyor gibi görünüyor.

Müzakereciler, AB’nin Çin ile olan günlük 1 milyar avroluk mal ticaret açığını nasıl azaltacakları konusunda yoğun kapalı kapı görüşmeleri yürütüyorlar.

Komisyon’un eylül ayında Çin Ticaret Bakanlığı ile bir video konferans düzenlemesi ve bu konferansın, Ticaret Sorumlusu Maroš Šefčovič’in ekim başında Pekin’e yapacağı ziyaretin önünü açması bekleniyor.

Komisyon, birkaç gün sonra düzenlenecek bir zirvede AB liderlerine durum değerlendirmesi sunacak.

Bu, blok için ticaret ilişkilerini yeniden dengelemek için yapıcı bir yaklaşımın yeterli olup olmadığına ya da Brüksel’in Avrupa’nın ticari çıkarlarını daha kararlı bir şekilde savunması gerekip gerekmediğine karar vermesi açısından bir dönüm noktası olabilir.

Çin Ticaret Bakanlığı sözcüsü perşembe günü gazetecilere yaptığı açıklamada, “Çin, AB’nin Çinli şirketleri baskı altına almak için Yabancı Sübvansiyonlar Yönetmeliği (FSR) gibi tek taraflı araçları kötüye kullanmasına sürekli olarak karşı çıkmıştır,” dedi.

Sözcü şöyle devam etti:

“Çin ve AB’nin bir Ticaret ve Yatırım Danışma (TIC) mekanizması kurduğunu ve farklılıkların diyalog ve danışma yoluyla yönetilmesi konusunda bir uzlaşmaya vardığını vurgulamak isterim. AB’nin, FSR soruşturmasındaki hatalı uygulamalarını derhal düzeltmek ve hükümetler arası diyalog yoluyla iletişimi güçlendirmek için Çin ile işbirliği yapmasını umuyoruz. Çin, AB’nin adımlarını yakından takip edecek ve ulusal güvenliği ile işletmelerin meşru hak ve çıkarlarını kararlılıkla korumak için gerekli önlemleri alacaktır.”

Komisyon, FSR’nin şirketlere merkezlerinin bulunduğu yere göre ayrımcılık yapmadığını savunuyor.

Sözcü Ricardo Cardoso perşembe günü Brüksel’de gazetecilere yaptığı açıklamada, “FSR, milliyetlerine bakılmaksızın tüm şirketlere uygulandığı için DTÖ kurallarına tamamen ve tam olarak uygundur; amacı, Çinli şirketler de dahil olmak üzere AB’de faaliyet gösteren tüm şirketlerin eşit muamele görmesini ve eşit şartlarda rekabet etmesini sağlamaktır,” dedi.

Pekin’e göre, AB, JD.com’un anlaşmasının Çin devlet desteği ile haksız bir şekilde desteklenip desteklenmediğini araştırırken çok fazla bilgi talep ediyor.

Ticaret Bakanlığı sözcüsü, “JD.com davasında AB, yine keyfi ve mantıksız bir şekilde, soruşturmayla ilgisi olmayan çok çeşitli bilgileri ilgili Çinli bankalardan talep etmiştir,” dedi.

Komisyon, JD.com’un Çin hükümeti tarafından sağlanan tercihli finansman, vergi teşvikleri ve hibeler şeklinde haksız avantajlardan yararlanıyor olabileceğinden endişe duyuyor.

Bu durum, işlem tamamlandığında şirkete AB pazarında rekabet avantajı sağlayabilir.

JD.com, bu hafta Komisyon’un endişelerini gidermek için düzeltici önlemler sundu. Bu durum genellikle görüşmelerin ileri bir aşamada olduğunun işareti olarak kabul edilir.

Konuyu yakından takip eden Hollandalı Avrupa Parlamentosu üyesi ve Avrupa Parlamentosu Uluslararası Ticaret Komitesi üyesi Dirk Gotink’e göre, Pekin’in müdahalesi satın almayı tehlikeye bile atabilir.

“Siyasi bir sürecin rehineleri haline geliyorlar,” diyen Gotink, Pekin’in hamlesini “tek taraflı bir tırmanış” olarak nitelendirdi.

Okumaya Devam Et

Diplomasi

ABD’nin yol açtığı istikrarsızlık ortamında Ürdün Kralı Abdullah, Çin’i ziyaret ediyor

Yayınlanma

İran savaşının sona ereceğine dair bir işaret bulunmaması ve İsrail’in bölge genelindeki politikasının denetimsiz biçimde sürmesi, Ürdün’ü gelecekteki belirsizliklere ve daha az öngörülebilir bir ABD politikasına karşı alternatiflerini artırmaya yöneltiyor. Ürdün Kralı bu atmosferde Çin’i ziyaret ediyor.

Orta Doğu, ABD-İsrail-İran savaşının devam eden sonuçlarıyla mücadele ederken, Çin’in cazibesi Washington’ın bölgedeki en yakın ortakları arasında bile giderek artıyor.

Bölge genelindeki hükümetler yatırım, teknoloji ve giderek daha fazla ölçüde güvenlik işbirliği için Pekin’e yöneliyor. Mısır, Çin ile savunma ilişkilerini genişletirken Körfez ülkeleri de Çin ile askeri ve ekonomik anlaşmalar peşinde.

Bu hafta Ürdün Kralı II. Abdullah da bu eğilime katılarak bir haftalık ziyaret için Çin’e gitti. Bu, Abdullah’ın on yıldan uzun bir süredir Çin’e gerçekleştirdiği ilk devlet ziyareti.

Ziyaret, Ürdün’ün ABD’den uzaklaşarak Çin’e yöneldiği anlamına gelmiyor. Daha ziyade bölge genelindeki daha kapsamlı bir yeniden dengeleme sürecini yansıtıyor. ABD’nin ortakları, giderek daha belirsiz hale gelen bölgesel ortamda daha fazla ekonomik seçenek ve daha geniş bir stratejik hareket alanı arıyor.

Çin’de bir hafta

Kral Abdullah’ın 18-24 Ağustos tarihleri arasındaki ziyareti Şanghay’da başladı ve Pekin ile Shenzhen’i de kapsıyor. Bu, 1999’da tahta çıkmasından bu yana Çin’e yaptığı dokuzuncu ziyaret ve Ürdün ile Çin’in stratejik ortaklık kurduğu 2015’ten bu yana gerçekleştirdiği ilk ziyaret.

Kraliyet Sarayı’nın açıklamasına göre Ürdün Kralı salı günü Şanghay’da ilaç, gıda, mühendislik, tarım ve havacılık sektörlerinde faaliyet gösteren Çinli şirketlerin yöneticileriyle bir araya geldi. Ayrıca Çin’in önde gelen robotik şirketlerinden AgiBot’u ziyaret etti ve burada imalat ve lojistikten konaklama ve güvenliğe kadar uzanan robotik uygulamalar hakkında bilgi aldı.

Xinhua’ya göre Ürdün Kralı Abdullah perşembe günü Pekin’e ulaştı. Burada Çin Devlet Başkanı Xi Jinping ve Başbakan Li Qiang ile görüşmesi bekleniyor. Ayrıca yasama organının başkanı Zhao Leji ile görüşme gerçekleştirdi. Ürdün’ün resmi haber ajansı Petra, iki tarafın çeşitli sektörlerde işbirliği anlaşmaları ve mutabakat zabıtları imzalamasının beklendiğini bildirdi. Çin’in teknoloji ve üretim merkezi Shenzhen’e gerçekleştireceği ziyaret ise gezinin ticari ağırlığını ortaya koyuyor.

İstihdam, enerji ve teknoloji

Amman’ın Çin’e yönelik en acil ilgisi ekonomik alanda. ABD-İsrail-İran savaşı Ürdün üzerindeki ekonomik baskıyı daha da artırarak yatırım çekme ve ekonomiyi çeşitlendirme ihtiyacını daha acil hale getirdi. GSYH’nin yüzde 10 ila 15’ini oluşturan turizm, bölgesel istikrarsızlıktan darbe alırken yükselen enerji maliyetleri ile ticaret ve hava ulaşımındaki aksamalar, ithalata büyük ölçüde bağımlı olan ekonomi üzerindeki baskıyı artırdı.

Kral Abdullah pazartesi günü Çin devlet haber ajansı Xinhua’ya verdiği röportajda ekonomik işbirliği fırsatlarını özellikle vurguladı. Abdullah, Ürdün’ün “bölgesel bir üretim ve ihracat merkezi olarak hizmet vermek için son derece elverişli bir konumda olduğunu” belirterek şöyle dedi:

“Çin’in imalat yatırımları, doğal kaynaklarımızdan, nitelikli iş gücümüzden, istikrarlı iş ortamımızdan, stratejik konumumuzdan ve geniş ticaret anlaşmaları ağımızdan yararlanarak bu konumu değerlendirebilir.”

Jordan Times’ın verilerine göre Ürdün ile Çin arasındaki ticaret 2025’te yaklaşık 6,7 milyar dolara ulaştı ancak ticaret ilişkisi büyük ölçüde Pekin’in lehine. Çin’in Ürdün’e ihracatı yaklaşık 6,29 milyar dolar olurken Ürdün’ün Çin’e ihracatı yalnızca 430 milyon dolar seviyesinde kaldı. Bu dengesizlik, Amman’ın yalnızca ticareti genişletmek yerine neden yatırım, teknoloji ve üretim kapasitesi çekmeye odaklandığını da açıklıyor.

Çin, Ürdün’ün uzun vadede büyümeyi hızlandırmayı ve 2033 yılına kadar en az 1 milyon yeni genç çalışanı iş gücü piyasasına dahil etmeyi amaçlayan Ekonomik Modernizasyon Vizyonu’nda daha büyük bir rol oynayabilir. Enerji, bu işbirliğinin halihazırda somutlaşmaya başladığı alanlardan biri.

Ürdün, Eylül 2025’te Çinli UEG Green Hydrogen Development Holding Limited şirketiyle 1,155 milyar dolarlık önerilen bir yeşil hidrojen projesini incelemek üzere anlaşma imzaladı. Projenin amacı, ihracat için yılda yaklaşık 200 bin ton yeşil amonyak üretmek.

Ancak Ürdün açısından Çin’in cazibesi yalnızca potansiyel yatırımlarla sınırlı değil. Üretim alanındaki uzmanlık, yenilenebilir enerji teknolojileri ve Çin tedarik zincirlerine erişim de Amman’ın yerli sanayi kapasitesini geliştirmesine ve özel sektörde istihdam yaratmasına yardımcı olabilir.

“Zamanlama her şeyi anlatıyor”

Uzun yıllardır Amman’da yaşayan gazeteci ve The Christian Science Monitor’ün kıdemli Orta Doğu muhabiri Taylor Luck, kralın ziyaretinin öneminin zamanlamasında yattığını söyledi.

Luck, Al-Monitor’a, “Kral Abdullah’ın Çin’e gitmesi tek başına haber değeri taşıyan bir gelişme değil ancak zamanlaması her şeyi anlatıyor” dedi.

Luck’a göre ziyaret, Amman’da tek bir ekonomik ve güvenlik ortağına aşırı bağımlı olmanın risk taşıdığı yönündeki farkındalığın giderek arttığını gösteriyor.

Luck, “Bu Washington’a yönelik bir tepki olmasa da derin bir bölgesel krizin yaşandığı bir dönemde Kral Abdullah’ın Çin’e bir haftalık ziyaret gerçekleştirmesi, Ürdün’de Amerika’ya aşırı bağımlılığın uzun vadede sürdürülebilir olmadığı ve giderek kısa vadede bile sürdürülemez hale geldiği yönündeki farkındalığa işaret ediyor” dedi.

Luck, Ürdün’deki Çin yatırımlarının yaklaşık 3,56 milyar dolar seviyesinde olduğunu tahmin ediyor. Bu önemli bir miktar olsa da Pekin’in Mısır ve Irak gibi bölgedeki daha büyük pazarlardaki ekonomik varlığının oldukça gerisinde kalıyor.

Uzman ayrıca Ürdün’ün daha geniş kapsamlı bir stratejik hesap yaptığını ve kendisini “krallığın ekonomik geleceğini mevcut savaştan doğabilecek tedarik zincirlerine ve Hürmüz’e alternatif koridorlara bağlayacak” şekilde konumlandırmaya çalıştığını düşünüyor. Yenilenebilir enerji bu konuda olası alanlardan biri.

Ürdün, güneş panellerinde kullanılan silikonun temel hammaddelerinden biri olan önemli silis yataklarına sahip. Çin, küresel güneş enerjisi üretim tedarik zincirinin büyük bölümüne hakim durumda ve sahip olduğu uzmanlık, Ürdün’ün bu sektörde daha büyük bir rol edinmesine potansiyel olarak yardımcı olabilir.

Çin, Suudi Arabistan-Türkiye-Pakistan paktından nasıl fayda sağlayabilir?

Okumaya Devam Et

Diplomasi

UEFA ve CONCACAF 96 takımlı ortak Uluslar Ligi için masaya oturdu

Yayınlanma

UEFA ve CONCACAF, 96 ülkenin mücadele edeceği ortak bir Uluslar Ligi turnuvası kurmak amacıyla resmi müzakereler yürütüyor. Yeni turnuvanın 2028 yılındaki bir sonraki Avrupa Şampiyonası’nın ardından başlaması ve iki yılda bir düzenlenmesi planlanıyor.

The Guardian gazetesinin haberine göre Avrupa Futbol Federasyonları Birliği (UEFA) ile Kuzey, Orta Amerika ve Karayipler Futbol Konfederasyonu (CONCACAF), bünyelerindeki 96 ülkenin katılımıyla ortak bir Uluslar Ligi turnuvası düzenlemek üzere müzakereler yürütüyor.

İngiliz gazetesinin ulaştığı bilgilere göre yeni turnuvanın, bir sonraki Avrupa Futbol Şampiyonası’nın hemen ardından, en erken 2028 yılında hayata geçirilmesi ve iki yılda bir organize edilmesi öngörülüyor.

Turnuvanın formatı, UEFA ve CONCACAF’ın halihazırda uyguladığı Uluslar Ligi modellerini temel alacak. Şampiyonun belirlenmesi için eleme turlarının ardından dört takımlı bir final aşaması oynanması planlanıyor.

En üst lig kategorisinde İspanya, Fransa, İngiltere ve Almanya gibi Avrupa’nın en güçlü milli takımları ile Meksika, ABD ve Kanada gibi CONCACAF bölgesinin önde gelen ekipleri mücadele edecek.

Kendi bünyesinde bir Uluslar Ligi turnuvası bulunmayan Asya Futbol Konfederasyonu (AFC) da gelecekte bu küresel organizasyona dahil olma yönündeki ilgisini iletti.

Karşılaşmaların daha önceden takvime bağlanmış mevcut uluslararası milli maç pencerelerinde oynanacak olması sebebiyle, yeni turnuvanın Uluslararası Futbol Federasyonları Birliğinin (FIFA) onayına ihtiyaç duyup duymayacağı belirsizliğini koruyor.

The Guardian, FIFA Başkanı Gianni Infantino ve Dünya Kupası’nın bir hissesini dış yatırımcılara satma planı nedeniyle kurumun derin bir kriz içinde olduğunu, bu durumun onay meselesini ikincil plana itebileceğini aktardı.

FIFA, “FIFA Forward Enterprise” (FFE) adıyla bir iştirak şirketi kurmayı ve bu şirketin dörtte birini 4,2 milyar dolar karşılığında dış yatırımcılara satmayı planlıyordu.

Söz konusu girişim üzerine UEFA ve bünyesindeki 55 üye ülke federasyonunun tamamı, FIFA çatısı altındaki organizasyonları boykot edeceklerini duyurmuştu.

Infantino’ya yönelik tutumda ortak hareket eden UEFA, CONCACAF ve AFC, yayımladıkları ortak bildiride FIFA Başkanı’nın eylemlerine yönelik bağımsız bir inceleme başlatılması çağrısında bulunarak hazırlanan planı FIFA kurumlarına karşı “güvenin temelden sarsılması” olarak nitelendirdi.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English