Amerika
ABD seçimlerine dair bilinmesi gerekenler: Başkan ve Kongre üyeleri nasıl seçiliyor?

5 Kasım’da, tüm dünyada büyük bir ilgiyle beklenen ABD başkanlık seçimleri yapılacak. Siyasetçiler ve uzmanlar, bugünün yalnızca Amerika’nın değil, tüm dünya düzeninin geleceğini etkileyeceğine inanıyor. Ancak seçim günü, bu uzun soluklu seçim sürecinin yalnızca bir aşaması; hatta sürecin sonu bile değil.
ABD’de başkanlık seçimleri, kasım ayının ilk salı günü yapılan ana oylamanın çok öncesinde başlıyor ve oylar sayıldıktan sonra bile aylarca sürebilen bir süreç.
ABD’de başkanlık seçimlerinin dolaylı bir seçim olduğu bilinir: 538 üyeden oluşan Seçiciler Kurulu’nda yüzde 50’den fazla oy alan, yani en az 270 oya ulaşan aday Beyaz Saray’ın başına geçer. Bu sistem, halk oyuyla kazananın başkan olmasını şart koşmaz.
“Dolaylı seçim” terimi kafa karışıklığına yol açabilir ve sanki ABD vatandaşları sürecin dışında bırakılmış gibi görünebilir. Fakat gerçekte, Amerikalılar bu sürecin doğrudan içinde. Başkanlık yarışı, Demokrat ve Cumhuriyetçi partilerin ön seçimleriyle ocak veya şubat ayı gibi erken bir tarihte başlar.
Bu dönemde, Oval Ofis’e talip politikacılar, partilerinin desteğini kazanmak için yarışır. Her eyalette yapılan bu ön seçimlerde Amerikalılar, ülkenin iki büyük partisinin başkan adaylarını doğrudan belirleme sürecine katılır.
Ancak bu sistem her zaman böyle değildi. 20. yüzyılın başlarına kadar, Demokrat ve Cumhuriyetçi partilerin başkan adaylarını belirleme kararı doğrudan parti liderliğine aitti.
Adayların resmen açıklandığı ulusal kongreler, parti içi büyük rekabetlerin yaşandığı siyasi savaşlara sahne olurdu. Yüzde 100 halk katılımıyla yapılan ön seçimlerin 1970’lerde neredeyse tüm eyaletlerde yaygınlaşmasıyla, bu sistem bugünkü şeklini aldı.
Ön seçimlerde en sert rekabet, görevdeki başkanın iki dönem görev yapmış ve yeniden aday olma hakkını kaybetmiş olduğu yıllarda yaşanır. Örneğin, 2016’da pek çok siyasetçi başkanlık hırsıyla ortaya çıkarak partilerinin desteğini almak için yoğun bir mücadele vermişti. Görevdeki başkanın yeniden aday olduğu yıllarda ise en çok ilgi, muhalefetin ön seçimlerine odaklanır. Bu durumda, muhalefetin adayları, seçmenlere kendilerinin başkanı devirebilecek kişi olduğuna ikna etmeye çalışır.
2024 yılı ön seçimleri, bu rekabetin farklı bir versiyonunu sundu. Demokrat Parti, Joe Biden’ı ikinci dönem aday gösterirken, Cumhuriyetçilerde ise eski Başkan Donald Trump öne çıktı. Trump, parti içindeki gücü sayesinde diğer adayları hızlıca saf dışı bıraktı.
Bu yılın ön seçimlerinde, temmuz sonunda Demokratlar sürpriz bir değişiklik yaparak, Başkan Yardımcısı Kamala Harris’i aday gösterdi. Joe Biden’ın sağlık durumu ve yaşı nedeniyle seçimi kazanamayacağı endişesiyle yapılan bu hamle, Demokrat seçmenlerin desteğini büyük ölçüde kazandı.
Sonuç olarak, görevdeki Başkan Yardımcısı Harris ve eski Başkan Trump, 5 Kasım’da kıyasıya bir final mücadelesine girişecek.
2024’te rekor erken katılım
2024 seçimlerinde dikkat çeken bir diğer nokta ise rekor düzeyde erken oylama katılımı oldu. Koronavirüs pandemisi sırasında, 2020’de yüzde 66’sı erken oy kullanarak bir rekora imza atmıştı. Bu yıl, daha fazla Amerikalı seçmenin sandık başına gitmesi bekleniyor.
1 Kasım itibariyle, 66 milyon kişi oyunu kullanmış durumda ve bunların yüzde 53‘ü şahsen, yüzde 47’si ise posta yoluyla oy kullandı. Bu rakam, 2020 seçimlerinde 154 milyon seçmenin katılım gösterdiği rekor oranının yüzde 40’ını temsil ediyor.
Erken oylamada, başkanlık yarışının sonucunu belirleyebilecek kritik eyaletlerdeki yüksek katılım da dikkat çekiyor. Bu eyaletlerdeki seçmenlerin yoğun katılımı, seçim sonuçları hakkında ipucu arayan stratejistlerin ve uzmanların ilgisini çekiyor.
Salıncak eyaletler
ABD’deki başkanlık seçimleri dolaylı bir seçim sistemine dayanır ve bunun en doğrudan sonucu “salıncak eyaletler” olgusu. ABD’nin kurucu babaları, ülkenin ilk federasyon yapısını oluştururken, her eyaletin yönetim belirleme sürecinde özel bir rol oynaması gerektiği konusunda hemfikirdi.
Böylelikle hem küçük eyaletlerin seçim sonucuna etki edebilmesi sağlanmış hem de büyük eyaletlerin baskın iradesinin diğer eyaletleri gölgede bırakmasının önüne geçildi.
Bu kapsamda Seçiciler Kurulu tasarlandı ve 538 üyeden oluşan bu organ, eyaletlerin ABD Kongresi’ndeki temsil oranına göre belirli sayıda seçmenden oluşuyor. Temsilciler Meclisi’ndeki sandalye sayısı eyalet nüfusuna göre dağıtılırken, Senato’da her eyalete iki sandalye verilerek bu oran dengelendi. Örneğin, Kaliforniya 54 seçmene sahipken, Alaska sadece 3 seçmenle temsil ediliyor. Columbia’da ise 3 seçmen hakkı tanınıyor.
Seçmenlerin, eyaletlerinde hangi adaya oy vereceği halk oylaması ile belirlenir. Çoğu eyalette “kazanan hepsini alır” ilkesi uygulanır; bu da bir adayın, eyalet halk oylamasını kazanması halinde tüm seçmen oylarını aldığı anlamına gelir.
Fakat Maine ve Nebraska gibi eyaletlerde daha orantılı bir sistem mevcut. Seçim sonuçlarının öngörülemez olduğu ve her iki adayın oy farkını kapatma mücadelesi verdiği bu kararsız eyaletlerde, başkanlık yarışının kaderi belirlenir. 2024 yılı itibariyle Wisconsin, Michigan, Pennsylvania, Georgia, Kuzey Carolina, Arizona ve Nevada gibi eyaletler bu kritik konumda yer alıyor.
ABD seçimlerinin karmaşıklığı yalnızca oy verme günü ile sınırlı değil. Oy sayımı tamamlandığında, hangi adayın önde olduğu genel hatlarıyla netleşse de Seçiciler Kurulu yaklaşık bir buçuk ay sonra, 17 Aralık’ta toplanarak oylama yapar. Bu süreçte, eyaletlerin seçmenleri yasal olarak halk oylamasını kazanan adaya oy vermeye zorlanmaz; yanlış oyu kullanan seçmenler ise en fazla 1000 dolar cezaya tabi tutulur.
Fakat bu tür durumlar çok nadir ve Seçiciler Kurulu halk iradesine saygı gösterir. Örneğin, 2016 seçimlerinde “yanlış” oy kullanan yalnızca on civarında seçmen vardı ve sonuç üzerinde bir etkisi olmadı.
Seçim süreci burada da sona ermez. 6 Ocak’ta Kongre’de, başkanlık yarışının resmi olarak onaylandığı bir oturum düzenlenir ve yeni başkan ile başkan yardımcısının görevi devralması 20 Ocak’ta yemin töreni ile gerçekleşir.
Seçim sonuçları çoğu kez çarşamba sabahı netleşir ve Seçiciler Kurulu oylaması ya da Kongre onayı formalite haline gelir. Ancak bazı yıllarda, yarışın son ana kadar devam ettiği ve seçim sonucunun belirsiz kaldığı dönemler yaşanmıştı.
Seçim dönemlerinde en büyük sorunlardan biri oy pusulalarının işlenmesi aşamasında yaşanır; özellikle kararsız eyaletlerdeki yarışlarda başkanlık sonucunu belirlemek için yalnızca birkaç yüz oy yeterli olabilir.
Demokrat Al Gore’un Cumhuriyetçi George W. Bush Jr. ile başkanlık yarışı verdiği 2000 seçimleri, ABD’nin seçim sisteminin karmaşıklığını gözler önüne seren tarihi bir örnek.
Ulusal düzeyde Gore, Bush’tan yarım milyon fazla oy alarak zafer ilan etmeye hazırlanırken, seçim sonucu nihai olarak Seçiciler Kurulu’na bağlı olduğu için Florida’daki oylar belirleyici oldu. Florida’da, yaklaşık 6 milyon oy kullanılmış, ancak bu oyların sadece 1784’ü rakipleri ayırmıştı.
Al Gore, sonucu kabul etmeyerek yasaların gerektirdiği şekilde yeniden sayım talep etti. İlk yeniden sayım sonucunda Bay Bush’un farkı 900 oy pusulasına düştü. Bu durum karşısında Demokratlar, Florida’da yoğun bir yeniden sayım ve mahkeme süreci başlattı.
Bir sonraki turda Cumhuriyetçilerin avantajı 327 oya kadar geriledi. Fakat 12 Aralık’ta ABD Yüksek Mahkemesi, beşe karşı dört oyla yeniden sayımın durdurulmasına ve Bay Bush’un zaferinin kesinleşmesine karar verdi. Bu kararla birlikte, 2000 başkanlık seçimlerinin kaderi yalnızca 537 Amerikalının oyu ile tayin edilmiş oldu.
Al Gore’un, direnmeye devam etmesi için pek çok gerekçesi olmasına rağmen, 13 Aralık’ta seçimi kaybettiğini kabul etti ve “Amerika’nın partiler üstü bir değer” olduğunu ifade etti. 6 Ocak 2001’de seçim sonuçları Kongre’de onaylanırken, Temsilciler Meclisi’nden yaklaşık yirmi üye Florida sonuçlarına itiraz etse de oturumu yöneten Al Gore, tüm itirazları geri çevirdi ve Bush’un zaferini resmen kabul etti.
Donald Trump ve 2020 seçimlerinin yansımaları
ABD seçimlerinin süreci yalnızca seçim gününde sonuçlanmayabiliyor. 2020 başkanlık seçimleri de buna örnek bir vaka olarak dikkat çekiyor. Koronavirüs salgını nedeniyle pek çok seçmen oylarını posta yoluyla kullandı; bu oyların sayım süreci uzun sürdüğü için, örneğin kararsız eyaletlerden Pennsylvania’da seçim sonucunu ilan etmek dört gün sürdü.
Sonunda zaferini ilan eden, dört yıl önce Beyaz Saray’a çıkan Demokrat Joe Biden oldu. Ancak Donald Trump, yenilgiyi kabul etmeyerek “çalınmış seçim” iddialarını gündeme getirdi ve hâlâ bu iddialarını sürdürüyor. Trump’ın 2020’deki tutumu, ABD başkanlık seçimlerinin seçim günü bitmeyebileceğinin en çarpıcı örneği olarak kayıtlara geçti.
Ancak yılın en büyük skandalı, Pennsylvania’da değil, Demokratların Cumhuriyetçilere 13.500 oy fark attığı Georgia‘da patlak verdi. Eyalet Dışişleri Bakanı Brad Raffensperger elle yeniden sayım yapılmasını emretti ve sonuç olarak Biden‘ın farkı 12 bin 200 oya düştü.
Mesele burada da kapanmadı; yeniden sayımlar devam etti ve Demokratların zaferi ancak 7 Aralık’ta 11 bin 779 oy farkla onaylandı. Buna rağmen, dönemin başkanı Donald Trump, ocak ayında Raffensperger’i arayarak kendi lehine “11 bin 780 oy bulmasını” istedi. Raffensperger bu talebi reddettiğinde, Trump onu yasal sonuçlarla tehdit etti. Bu tür girişimler sonunda Trump hakkında federal bir ceza davası açılmasına yol açtı ve dava hala devam ediyor.
2020 seçimlerinin doruk noktası ise 6 Ocak 2021’de, Trump’ın mitinginden çıkan öfkeli bir kalabalığın seçim sonuçlarının onaylandığı sırada Kongre Binası’nı basması oldu.
Trump’ın başkan yardımcısı Mike Pence‘ten seçim sonuçlarını onaylamamasını, böylece Joe Biden’ın zaferini engellemesini istediği biliniyor. Ancak Pence, bu sürecin törensel olduğunu ve sonuçları değiştirme yetkisinin olmadığını belirterek Trump’a karşı çıktı.
O zamandan beri eski dostlar düşman oldu; muhafazakâr görüşleriyle tanınan Pence, Amerika’nın bir daha asla Donald Trump tarafından yönetilmemesi gerektiğini defalarca vurguladı. Ancak Joe Biden veya Kamala Harris’e açık bir destek sunmaktan kaçındı.
Kadınlar sola, erkekler sağa
2020 kampanyasının yarattığı yoğun atmosfer, Amerikalıların gündeminde derin bir etki bıraktı. Scripps News/Ipsos tarafından kısa süre önce yapılan ankete göre, Amerikalıların yüzde 62’si seçim sonrasında ülkede bir şiddet dalgası yaşanabileceğini düşünüyor.
Demokratların yüzde 70’i ve Cumhuriyetçilerin yüzde 59’u bu kaygıyı paylaşırken, Amerikalıların yüzde 51’i seçim sonrası olası huzursuzlukları önlemek için ordunun kullanılmasını destekliyor.
Aynı ankete göre, Amerikalılar olası bir şiddet ortamından uzak durmak istiyor. ABD vatandaşlarının dörtte üçü, kendi adayları kaybetse dahi seçim sonuçlarını kabul etmeye hazır olduklarını belirtti. Bu oran Demokratlar arasında yüzde 85, Cumhuriyetçilerde ise yüzde 77 olarak kaydedildi.
Her iki partinin temsilcileri de Kongre’de huzursuzluk çıkmasından endişe ediyor. Demokratlar, yenilgi halinde Trump’ın seçimlerin çalındığını iddia ederek halkı tahrik edebileceğinden korkuyor. Cumhuriyetçiler ise Trump’ın kazanması durumunda, sol eğilimli seçmenlerin şiddet olaylarına başvurabileceğinden endişe duyuyor.
Trump’a yönelik iki suikast girişiminin gerçekleştiği ve bu saldırılardan birinin Trump’ı neredeyse ciddi şekilde yaralayacağı düşünüldüğünde, bu korkular yersiz görünmüyor.
ABD federal hükümeti, 6 Ocak’taki Kongre oturumu sırasında Washington’daki güvenlik seviyesini en üst düzeye çıkarmaya karar verdi. Bu tören, Amerikan futbolu şampiyonası Super Bowl finali ve BM Genel Kurulu haftası gibi en yüksek güvenlik önemleriyle aynı seviyeye taşındı. Kongre toplantısı, “özel bir ulusal güvenlik etkinliği” olarak sınıflandırılacak.
Şimdiden çeşitli kurumlar, ocak ayında yapılacak bu toplantıya yoğun hazırlıklar yapıyor. Kongre Polisi kısa süre önce, üç helikopterin bina dışına iniş yaptığı bir “yaralı tahliye tatbikatı” gerçekleştirdi. Kolluk kuvvetleri bu tür önlemler için her türlü haklı sebebe sahip.
Sorun sadece, geçmişte olduğu gibi Al Gore’un “partiden önce Amerika” anlayışını desteklemeyen Trump’ın yeniden aday olması değil. Aynı zamanda, Amerikan toplumunun 2024’e kadar benzeri görülmemiş bir kutuplaşma içinde olması da dikkat çekiyor.
Bir yandan, tarih boyunca geleneksel olarak iki siyasi gücün hâkim olduğu ve 19. yüzyılın ortalarındaki İç Savaş’tan sonra Demokrat ve Cumhuriyetçi partilere dönüşen ABD’deki bu ayrışma oldukça olağan sayılabilir.
Fakat, uzmanlar modern Amerika’nın temel sorununu toplumun bölünmesinden ziyade kutuplaşmanın derinleşmesi olarak görüyor. Son yıllarda, her iki partinin de aşırı uçları ciddi şekilde güçlenmiş ve bir zamanlar marjinal ve radikal olarak görülen fikirler artık siyasi yelpazenin her iki tarafında da ana akım hale geldi.
2024 kampanyasının bir başka önemli özelliği, seçmenler arasındaki cinsiyet farkının tarihsel olarak yüksek olması. USA TODAY ve Suffolk Üniversitesi tarafından seçimlerden kısa bir süre önce yapılan bir ankete göre, Kamala Harris, kadın desteğinde Donald Trump’a yüzde 53’e yüzde 36 gibi büyük bir üstünlük sağladı. Cumhuriyetçiler ise erkek seçmenler arasında yüzde 53’e karşı yüzde 37 oranında benzer bir avantaj elde etti. Bu farkın seçim gününe yansıması durumunda, bu tür verilerin tutulmaya başlandığı 1980 yılından bu yana bir rekor kırılması muhtemel olacak.
Örneğin, 2020’de Joe Biden, kadınların yüzde 57’sinin desteğini alırken, Trump kadın seçmenlerin yüzde 42’sini kazanmıştı. Ancak Cumhuriyetçiler, erkek seçmenler arasında Demokratları yüzde 53’e karşı yüzde 45 ile geride bırakmıştı.
Uzmanlara göre, 2024’te cinsiyetler arasındaki farkın artmasının birkaç nedeni var. İlk olarak, Amerika’nın ilk kadın başkanı olma ihtimali olan Kamala Harris’in rolü, Demokratlara desteği artırıyor. İkinci olarak, kürtaj meselesi de büyük bir etken.
Yüksek Mahkeme’nin 2022’de federal kürtaj hakkını iptal etmesi sonrası, bu konu Amerikan toplumunun en önemli meselelerinden biri haline geldi. Cumhuriyetçilerin yönettiği eyaletlerin yaklaşık yarısında kürtaj yasaklanırken, bu durum kadınları Kamala Harris’in kısıtlamaları kaldırma vaatlerine yönlendiriyor.
Tüm bu gelişmeler ışığında, Kamala Harris ile Donald Trump arasındaki yarış sadece çekişmeli değil, kamuoyu açısından da son derece gergin bir atmosfer yaratıyor. Bu nedenle, 6 Kasım sabahı başkanlık yarışının sonucu hala belirsiz olabilir.
Temsilciler Meclisi
Başkanlık seçimleriyle aynı gün, kongre seçimleri de gerçekleşecek. Üyeleri her iki yılda bir yenilenen Temsilciler Meclisi ve her iki yılda bir üçte biri yenilenen Senato için yapılan seçimlerin sonucu, Beyaz Saray’ın iç ve dış politikalar üzerindeki etkisini de belirliyor.
Özellikle ara dönem seçimlerine genellikle büyük ilgi gösterilse de başkanlık yarışı sırasında siyasilerin koltuk mücadeleleri gölgede kalıyor.
Ancak, başkan adayları için parti arkadaşlarının kongrede başarılı olması oldukça kritik. Beyaz Saray yarışının galibi açısından her iki meclisteki güç dengesi, önümüzdeki dönemde ne ölçüde etkili olacağını belirleyecek.
Eğer Oval Ofis’in yeni sahibi muhalefet ağırlıklı bir Kongre ile karşılaşırsa, başkanlığın ilk günlerinden itibaren ciddi zorluklar yaşaması kaçınılmaz olabilir. Bu yüzden başkan adayları, yalnızca kendi mitinglerine katılmakla kalmaz, aynı zamanda Kongre’de, özellikle de Senato’da koltuk için yarışan parti üyeleriyle de ortak etkinlikler düzenler.
Örneğin ağustos ayında, Joe Biden’ın yarıştan çekilmesi ve Kamala Harris’in kampanyaya başlamasıyla anketlerde düşüş yaşayan Trump, başkanlık seçimleri açısından güvenli bir Cumhuriyetçi eyalet olan Montana’ya gitti.
Burada Demokrat Senatör Jon Tester ve Cumhuriyetçi Tim Sheehy’nin 2024’teki koltuk yarışı önem taşıyor. Montana’daki seçim sonucu, Senato’da hangi partinin çoğunluğu sağlayacağını etkileyebileceği için Trump kendisi için değil, partisi adına kampanya yürüttü.
Ekim ortasında Kamala Harris, anketlerde ivme kaybettiği, salıncak eyaletlerde geride kalmaya başladığı bir dönemde, Cumhuriyetçilerin güçlü olduğu Teksas’a sürpriz bir ziyaret gerçekleştirdi. Burada, uzun zamandır Senatör Ted Cruz’a karşı meydan okuyan Demokrat aday Colin Allred’i destekledi.
Amerika’da aynı seçmenlerin bir partinin başkan adayını ve eyaletlerindeki diğer partinin Senato adayını desteklemesi oldukça yaygın bir durum. Ancak 2024 yılında Kongre için verilen mücadele Beyaz Saray yarışından geri kalmayacak gibi görünüyor.
Birçok medya kuruluşuna göre, Cumhuriyetçilerin Senato ve Temsilciler Meclisi’nde çoğunluk elde etme olasılığı yüksek. The Hill‘e göre, Cumhuriyetçi Parti’nin Senato seçimlerini kazanma ihtimali yüzde 71, Temsilciler Meclisi’nde ise yüzde 54.
Bu arada The Hill, Donald Trump’ın seçimleri kazanma olasılığını da yüzde 53 olarak öngörüyor. Bu durum, Cumhuriyetçilerin 2024’te zafer kazanma ihtimalinin yüksek olduğunu gösteriyor.
Amerika
Çin’e 300 milyon dolarlık Nvidia çipi kaçırmakla suçlanan iş insanı gözaltında

ABD’de federal savcılar, Çin’e 300 milyon dolar değerinde yapay zeka çipi içeren sunucu kaçırmakla suçlanan Amerikalı iş insanı Greg Louie’yi gözaltına aldı. Şüphelinin 2023 ve 2024 yıllarında gerekli hükümet lisansını almadan Malezya ile Singapur üzerinden transit sevkiyat yaptığı belirtiliyor.
ABD’de federal savcılar, California’da yaşayan iş insanı Greg Louie’yi Nvidia üretimi yapay zeka çiplerini barındıran 300 milyon dolarlık sunucuları Çin’e yasa dışı yollarla ihraç etmek suçlamasıyla gözaltına aldı.
Bloomberg’ün haberine göre, Earthmade Computer Inc. adlı özel şirketin sahibi olan Louie, iş yerine geldiği sırada yakalandı.
Amerikalı iş insanına İhracat Kontrolü Reform Yasası’nı ihlal etmek amacıyla komplo kurmak, kaçakçılık ve kara para aklamak amacıyla komplo kurmak suçlamaları yöneltildi.
Soruşturma dosyasında, Louie’nin 2023 ile 2024 yılları arasında kimliği henüz tespit edilemeyen kişilerle ortak hareket ederek ileri teknoloji Nvidia çipleriyle donatılmış sunucuları Çinli müşterilere sevk ettiği kaydedildi.
Söz konusu sevkiyatların gerçekleşmesi için ABD hükümetinden özel lisans alınması şartı aranıyordu, ancak şüphelinin resmi makamlara herhangi bir lisans başvurusu yapmadığı tespit edildi.
Donanımların Malezya ve Singapur üzerinden transit geçirildiği, bu ülkelerden de yasa dışı biçimde yeniden ihraç edilerek Çin’e ulaştırıldığı belirlendi.
Washington yönetimi son yıllarda Pekin’in gelişmiş yapay zeka donanımlarına erişimini engellemeye çalışırken, Çin kendi üretim kapasitesini artırma ve yaptırımları aşacak alternatif güzergahlar bulma arayışını sürdürüyor.
ABD hükümeti, 2022 yılında Nvidia ürünlerinin Çin ve Rusya’ya ihracatına lisans zorunluluğu getirmişti. Kısıtlamalar, özellikle yapay zeka operasyonlarında kullanılan A100 ve H100 serisi grafik işlem birimlerini (GPU) hedef alıyor.
Öte yandan Washington yönetimi ocak ayında Nvidia’ya, H200 dahil güçlü yapay zeka çiplerini Çin’e satabilmesi için izin verdi. Şirketin bu satışları gerçekleştirebilmesi için elinde yeterli miktarda ürün tedariki sağladığını belgelemesi gerekiyor.
The Information gazetesi daha önce Pekin yönetiminin, ByteDance ve Alibaba gibi ülkenin önde gelen teknoloji devlerinin belirli Nvidia GPU’larını satın almasına onay vermeyi değerlendirdiğini yazmıştı.
Eylül ayı başında The New York Times gazetesi de ABD’nin yaptırım listesinde yer alan Çin merkezli teknoloji şirketi Inspur’un kısıtlamalara rağmen Nvidia çipleri dahil ileri Amerikan teknolojilerini sattığını öne sürdü.
Gazetenin haberinde, söz konusu ağda Inspur’un ABD’deki iştiraki Aivres şirketinin kilit rol üstlendiği kaydedildi.
Amerika
Mahkemeden 110 milyar dolarlık Paramount ve Warner Bros. birleşmesine onay

ABD federal mahkemesi, Paramount’un Warner Bros.’u 110 milyar dolara devralmasına yönelik uzlaşmayı onaylayarak birleşmenin önünü açtı. Şirket, varılan mutabakat uyarınca beş yıl boyunca yılda en az 30 film vizyona sokacak ve yerli yapımlara yıllık 300 milyon dolar ek yatırım yapacak.
ABD’de federal mahkeme, medya şirketi Paramount’un Warner Bros. Discovery’yi 110 milyar dolara devralmasına onay verdi.
ABD Bölge Yargıcı Araceli Martinez-Olguin, tarihin en büyük medya birleşmelerinden birini engellemek amacıyla Kaliforniya öncülüğündeki 12 eyaletin açtığı davada tarafların 21 Eylül’de vardığı uzlaşmayı onayladı.
Eyaletler, birleşmenin sinema ve televizyon alanında nihai tüketiciler için fiyatları artırabilecek bir tekel yaratacağını savunuyordu.
Yargıç Martinez-Olguin ise uzlaşmayı “makul, fiili ve hukuki bir çözüm” olarak nitelendirdi.
Onaylanan uzlaşma şartlarına göre şirket, beş yıl boyunca ABD sinemalarında her yıl en az 30 film vizyona sokmak ve ülke içindeki yapımlara yılda 300 milyon dolar ek kaynak aktarmak zorunda kalacak.
Şartların yerine getirilmemesi durumunda Paramount, Miramax film stüdyosunu satma yaptırımıyla karşılaşabilecek.
Anlaşma ayrıca kablolu yayın müzakerelerinin iki şirketin kanalları için ayrı ayrı yürütülmesini ve Paramount bünyesindeki CBS News ile Warner Bros.’a ait CNN’i denetleyecek bağımsız bir gazeteciler kurulu oluşturulmasını zorunlu kılıyor.
Kaliforniya Adalet Bakanlığı temsilcisi, varılan uzlaşmanın rekabet konusundaki endişeleri giderdiğini, tüketici tercihlerini güvenceye aldığını ve Kaliforniyalı çalışanların geleceğini gözettiğini açıkladı.
Şirketler ayrıca Amerika Yazarlar Birliği (WGA) ile yürütülen antitröst davasında da anlaşmaya vardı.
Bu kapsamda sendikanın sağlık fonuna 17,5 milyon dolar ödenecek ve CBS News bünyesindeki WGA istihdam seviyesi beş yıl boyunca korunacak.
Paramount, birleşmenin tamamlanmasıyla birlikte oyuncak üreticisi Mattel’in CEO’su Ynon Kreiz’in şirkette Yönetim Kurulu Başkanı ve CEO David Ellison ile ortak CEO görevini üstleneceğini duyurdu. Satın alma sürecinin 6 Ekim Salı günü tamamlanması bekleniyor.
Yaklaşık 110 milyar dolarlık devralma işlemi, Paramount Pictures, CBS, Paramount+, HBO ve CNN gibi dev medya varlıklarını tek çatı altında toplayacak.
Süreç, Paramount’un Netflix ile girdiği rekabeti kazanmasının ardından şekillendi.
Warner Bros. daha önce stüdyo operasyonları, HBO ve HBO Max yayın platformu için Netflix ile 82,7 milyar dolarlık satış üzerinde anlaşmış, ancak Netflix’in teklif artırmaması üzerine Warner Bros. Discovery şubat ayında Paramount’un teklifini kabul etmişti.
Paramount ise süreçte rakibi Netflix’i “yakıp yıkma taktiği” izlemekle suçlamıştı.
Mahkemece onaylanan uzlaşmaya bazı eyalet başsavcıları tepki gösterdi. Süreçte özellikle Massachusetts, New York, Connecticut ve Minnesota eyaletlerinin savcıları uzlaşma şartlarına itiraz etti.
Connecticut Başsavcısı William Tong, ofisinin CNN ile CBS News birimlerinin tamamen elden çıkarılarak yapıdan ayrılmasını talep ettiğini, bağımsız bir denetim kurulu kurulmasının önemine rağmen tam ayrışmayı sağlayamadıklarını belirtti.
Söz konusu birleşme temmuz ayından bu yana federal mahkeme kararıyla askıya alınmış durumdaydı.
Paramount daha sonra yasal süreç tamamlanana veya birleşme anlaşmasının vadesi olan Haziran 2027’ye kadar devralmayı tamamlamamayı taahhüt etmişti.
Amerika
ABD’den gizlenen nükleer testleri yakalamak için yer altında deney

ABD Ulusal Nükleer Güvenlik İdaresi, yer altında gizlenen düşük kapasiteli nükleer patlamaları tespit etmek amacıyla Nevada sahasında kimyasal patlayıcılarla deney gerçekleştirdi. Ölçümlerde sismometreler, sesötesi sensörler ve radyoaktif izleyiciler kullanılırken kurum yönetimi nükleer tespit kapasitesinde geride kalmayacaklarını açıkladı.
ABD Ulusal Nükleer Güvenlik İdaresi (NNSA), düşük kapasiteli nükleer patlamaların tespit edilmesine yönelik bir deneme gerçekleştirdiğini duyurdu.
Kurumun basın servisinden yapılan açıklamaya göre çalışma, Nevada Ulusal Güvenlik Sahası’ndaki P Tüneli’nde kimyasal patlayıcılar ve radyoaktif izleyiciler kullanılarak yapıldı.
Denemeden elde edilen verilerin, ABD’nin nükleer patlamaları tespit etme kapasitesini güçlendirme çalışmaları kapsamında bilimsel modellerin sınanması ve algoritmaların hassaslaştırılması amacıyla kullanılacağı kaydedildi.
NNSA, deneyin özellikle sismik etkisi zayıflatılmış patlamaların tespit edilmesine odaklandığını bildirdi.
Klasik yer altı nükleer denemelerinde patlayıcı düzenek kayayla doğrudan temas edecek biçimde derin kuyulara yerleştiriliyor ve patlama dalgası çevreye tam olarak ulaşıyor.
Öte yandan sismik etkisi azaltılmış yöntemde düzenek geniş bir yer altı odasında patlatılıyor; bu uygulama patlamanın yarattığı sismik izi önemli ölçüde düşürüyor.
Deney sırasındaki ölçümler ivmeölçerler, sismometreler, elektromanyetik ve sesötesi sensörler, radyoaktif izleyici örnekleyicileri ile meteoroloji aygıtlarını kapsayan gelişmiş algılayıcı sistemleriyle yürütüldü.
NNSA Başkanı Brandon Williams, nükleer faaliyetlerin saptanmasının nükleer uzmanlık gerektirdiğini belirterek şu ifadeleri kullandı:
“Bu tür deneyler Amerika’nın tespit kabiliyetinde rakipsiz kalmasını sağlıyor. Başkan Donald Trump yönetimi, Birleşik Devletler’in güç konumundan hareket edeceğini açıkça ortaya koydu. Amerikan inovasyonundan kaçış yok. Bu deneyle net bir mesaj veriyoruz: Bu yönetim döneminde Amerika’nın geride kalmasına asla izin verilmeyecektir.”
Nevada’daki deneme planını mayıs ayı ortasında duyuran Williams, yabancı ülkelerdeki nükleer testleri tespit edecek sensörlerin bu sonbaharda test edileceğini belirtmişti.
Williams o dönemde, hasım ülkelerin Kapsamlı Nükleer Testlerin Yasaklanması Antlaşması’nı (CTBT) arkadan dolanarak yürüttüğü nükleer denemeleri saptamak ve sismik sensörlerin verimini artırmak amacıyla merkezi olmayan testler uyguladıklarını dile getirmişti.
ABD’de nükleer test tartışması, Donald Trump’ın geçen yıl nükleer silah denemelerine “eşit şartlarda” yeniden başlayacaklarını açıklamasının ardından hareketlendi.
ABD’nin deneme yapmayan tek ülke olarak kalmasını istemediğini savunan Trump, Rusya, Çin, Kuzey Kore ve Pakistan’ın nükleer testler gerçekleştirdiğini öne sürdü.
Washington yönetimi şubat ayında da Rusya ve Çin ile eşit şartlar temelinde nükleer denemelere dönmeye hazır olduğunu bildirdi.
Birleşmiş Milletler ise mayıs ayı başında yaptığı değerlendirmede, Rusya ve ABD’nin nükleer testlere yeniden başlamasının dünya genelindeki diğer ülkeleri de aynı yönde adım atmaya sevk edeceği uyarısında bulundu.
Diplomasi5 gün önceEast-West Forum İstanbul’da toplandı: Çok kutupluluk geri döndürülemez
Asya2 hafta öncePakistan’a Katar’dan ikinci LNG sevkiyatı yapılacak
Diplomasi1 hafta öncePalantir nasıl Ukraynalıları kobay faresine dönüştürdü?
Diplomasi1 hafta önceEast-West Forum İstanbul’da kapılarını açıyor
Asya2 hafta önceSoftBank, OpenAI yatırımı için 11 milyar dolar borçlanacak
Dünya Basını1 hafta önceTarihçi Emmanuel Todd: Avrupa Rusya konusunda tehlikeli bir fanteziye kapıldı
Ortadoğu2 hafta önceKörfez ülkeleri, İran ile ilişkilerin “resetlenmesini” istiyor
Rusya1 hafta önceRusya’dan notlar: Siperler, kuryeler ve 9. Duma seçimleri











