Amerika
Seçimden önce ABD GSYİH verileri: Ekonomi ne kadar etkili olacak?

ABD’de seçimlerden hemen önce açıklanan Gayri Safi Yurt İçi Hasıla (GSYİH) verileri, Amerikan ekonomisinin karamsar görüşlere rağmen büyümeye devam ettiğini gösteriyor.
GSYİH, ikinci çeyrekteki %3’lük büyümenin ardından Temmuz-Eylül döneminde yıllık bazda %2,8 oranında arttı.
Ticaret ve stoklar gibi ekonominin sağlığı hakkında fazla sinyal vermeyen değişken kategorileri hariç tutan temel bir talep ölçüsü de güçlü geldi. Enflasyondan arındırılmış yurtiçi alıcılara nihai satışlar ikinci çeyrekteki %2,8’den %3,5’e yükseldi.
Tüketici harcamaları son çeyrekteki güçlü faaliyetin büyük kısmını açıklıyor. İkinci çeyrekte %2,8 olan kişisel tüketim harcamaları yıllık bazda %3,7 oranında arttı. Bu kategori genel büyümenin neredeyse %2,5’lik kısmından sorumlu.
“Sağlam” sayılan istihdam ve ücret artışı GSYİH’nin desteklenmesine yardımcı olmuş görünüyor.
GSYİH ayrıca ihracat ve federal savunma harcamalarından da destek aldı. Bu arada, işletmelerin ekipman harcamaları %11 gibi güçlü bir oranda arttı.
Beyaz Saray ekonomiden memnun
Diğer taraftan, inşaat faaliyetlerindeki yavaşlama nedeniyle konut sektöründeki kötüleşmenin devam etmesi ekonomiyi olumsuz etkiledi.
İthalatın da benzer bir negatif eğilim sergilemesi ise şaşırtıcı bulunuyor. Normalde, daha fazla ithalat tüketici talebine işaret eder, fakat GSYİH hesaplamalarında negatif etki yarattığı görülüyor.
Biden yönetimi, bunun bir sonraki yönetim göreve gelmeden önce açıklanacak olan son çeyrek GSYİH verisi olduğunu belirtti. 4. çeyrek verileri yemin töreninden sonra ocak ayının sonlarına kadar açıklanmayacak.
Beyaz Saray’ın üst düzey ekonomi danışmanı Lael Brainard gazetecilere verdiği demeçte, “İyi iş fırsatları, artan reel ücretler ve yenilenen iyimserlik sayesinde tüketici harcamaları ve tasarruflar da artıyor,” dedi.
GSYİH tek olumlu veri değil. Bordro işlemcisi ADP, özel sektör istihdam artışının ekim ayında beklenmedik bir şekilde ivmelendiğini söyledi. ADP, işverenlerin eylül ayında revize edilen 159.000’den ekim ayında 233.000 istihdam eklediğini söyledi.
Bu rakam son 15 ayın en güçlü istihdam artışı ve analistlerin bordro rakamlarını aşağı çekmesini bekledikleri Güneydoğudaki büyük kasırgalara rağmen gerçekleşti.
Benzer şekilde, ABD borsası da hızla yükseliyor ve dolar döviz piyasasında güçleniyor.
Resmi verilere rağmen Amerikan halkı ekonomiden memnun değil
Tüm bu pembe tabloya rağmen, Amerikalıların Biden-Harris yönetiminin “iyi giden ekonomi” söylemine inanmadığı görülüyor. Örneğin Wall Street Jorunal’ın (WSJ) son anketine katılanların %62’si, ekonomiyi “çok iyi değil” ya da “kötü” olarak değerlendiriyor.
Yakın zamanda yapılan başka bir ankete göre Amerikalıların %56’sı ABD’nin resesyonda olduğunu ve %72’si enflasyonun yükseldiğini düşünüyor.
Yeni bir YouGov anketine göre, Amerikalıların neredeyse yarısı önümüzdeki on yıl içinde Amerika Birleşik Devletleri’nde “tam bir iktisadi çöküş” yaşanacağını düşünüyor.
Bunun ne kadar olası olduğu sorulduğunda, katılımcıların %44’ü bunun olası olduğuna inandıklarını söylerken, %15’i “çok olası”, %29’u ise “biraz olası” yanıtını verdi.
Katılımcıların toplam %39’u bunun olası olmadığına inanırken, %15’i “hiç olası değil”, %25’i ise “pek olası değil” yanıtını verdi.
Gelir eşitsizliği tavan yaptı
Gerçekten, iktisatçı Michael Roberts’ın hesaplamalarına göre Biden’ın iktidara geldiği döneme kıyasla harcanabilir kişisel gelir azalmış durumda, enflasyon ise Ocak 2020 sıfır noktası olarak alınırsa %21 daha fazla.
Yine mortgage oranları son 20 yılın en yüksek seviyesine ulaşmış ve ev fiyatları rekor seviyelere yükselmiş durumda. Roberts, araç ve sağlık sigortası primlerinin de “roket gibi fırladığına” işaret ediyor.
ABD’deki gelir ve servet eşitsizliği, dünyadaki en yüksek eşitsizlikler arasında yer alıyor ve daha da kötüye gidiyor.
Amerikalıların en tepedeki %1’i tüm kişisel gelirlerin %21’ini alıyor; bu oran en alttaki %50’nin payının iki katından fazla. Amerikalıların en tepedeki %1’i tüm kişisel servetin %35’ine sahipken, Amerikalıların %10’u %71’ine sahip; fakat en alttaki %50 sadece %1’ine sahip.
2020’den itibaren üstteki %1’in kişisel geliri ile alttaki %50’nin kişisel geliri arasındaki açı dramatik bir şekilde arttı.
Yine Roberts, gerçek GSYİH rakamlarına daha yakından bakıldığında, çoğu Amerikalıya neden çok az fayda sağlandığının görülebileceğine işaret ediyor.
Manşet GSYİH oranı, daha iyi sağlık hizmetlerini değil, sağlık sigortasının artan maliyetini ölçen sağlık hizmetleri tarafından yönlendiriliyor ve bu maliyet son üç yılda hayli yükseldi.
İmalat sektörü alarm veriyor
Artan stoklar da satılmayan mal stokları, diğer bir deyişle satılmayan üretim anlamına geliyor. Satın alma yöneticileri anketine dayanarak ABD imalat sektöründeki iktisadi faaliyete bakan Roberts, endeksin ABD imalatının seçimlere kadarki (kasım) dört ay boyunca üst üste daraldığını gösterdiğini vurguluyor.
Beyaz Saray ve ana akım iktisatçıların düşük işsizlik oranlarına vurgu yaptığını hatırlatan Roberts, “Fakat istihdamdaki net artışın çoğu yarı zamanlı istihdamda ya da hem federal hem de eyalet düzeyinde devlet hizmetlerinde gerçekleşmiştir. Daha iyi ödeme yapan ve kariyer sunan önemli üretken sektörlerde tam zamanlı istihdam gerilemektedir. Eğer bir işçi yaşam standardını korumak için ikinci bir iş yapmak zorundaysa, ekonomi hakkında o kadar da umutlu olmayabilir. Gerçekten de ikinci işler önemli ölçüde artmıştır,” diye yazıyor.
Göç politikalarının ironisi
Başkanlık kampanyaları boyunca her iki adayın da ekonomi ile sıkı sıkıya bağladığı göç politikalarının olası sonuçları da dikkat çekici.
Roberts, ABD’nin iktisadi büyümedeki “üstün performansının” büyük bir kısmının net göçteki keskin artışın sonucu olduğuna işaret ediyor. Bu artış Avro bölgesindekinden iki kat, Japonya’dakinden ise üç kat daha hızlı.
Kongre Bütçe Ofisine göre, ABD işgücü (istihdam değil) 2033 yılına kadar büyük ölçüde net göç sayesinde 5,2 milyon kişi artmış olacak ve ekonominin önümüzdeki on yıl içinde yeni göçmen akını olmadan büyüyeceğinden 7 trilyon dolar daha fazla büyüyeceği tahmin ediliyor.
Dolayısıyla Roberts’a göre, Harris ile Trump’ın anketlerde kafa kafaya gitmesinin ikinci nedeninin göç meselesi olması “büyük bir ironi.”
Roberts, “Görünüşe göre pek çok Amerikalı göçü engellemeyi kilit bir siyasi mesele olarak görüyor; yani düşük reel gelir artışını ve düşük ücretli işleri çok fazla göçmene bağlıyorlar ama durum tam tersi. Gerçekten de, eğer göç artışı yavaşlarsa ya da yeni bir yönetim göçü ciddi şekilde sınırlar hatta yasaklarsa, ABD iktisadi büyümesi ve yaşam standartları zarar görecek,” iddiasında bulunuyor.
Amerika
Pentagon’da istifa krizi: Hegseth ordu üzerindeki kontrolünü artırıyor

ABD Kara Kuvvetleri Müsteşarı Dan Driscoll’ün istifası, Savaş Bakanı Pete Hegseth’in Pentagon’daki bürokratik yapıyı dönüştürme ve gücü kendi elinde toplama girişimlerini yeniden gündeme taşıdı. Bakanlık koltuğundaki yaklaşık 20 ay boyunca çok sayıda üst düzey komutanı görevden alan veya terfilerini durduran Hegseth, Kongre’nin her iki kanadından da tepki topluyor.
ABD Kara Kuvvetleri Müsteşarı Dan Driscoll’ün beklenenden erken gelen istifası, ABD Savaş Bakanı Pete Hegseth’in yaklaşık 20 aydır sürdürdüğü görevinde Pentagon üzerindeki ağırlığını ve kontrolünü giderek artırdığını ortaya koydu.
Driscoll’ün ayrılığı, Pentagon’un bürokratik yapısını yeniden şekillendirme girişimi kapsamında onlarca üst düzey askeri yetkiliyi görevden uzaklaştıran veya terfilerini engelleyen Hegseth ile aylardır süren gerilimin ardından gerçekleşti.
Eski bir Ulusal Muhafız subayı olan Hegseth’in göreve gelmesinden bu yana özellikle Kara Kuvvetleri’ne odaklandığı görülüyor.
Yaşanan son gelişmelerin ardından ABD Kara Kuvvetleri’nin operasyonel yapısında ne sivil ne de askeri kanatta Senato onayından geçmiş bir lider yok.
Eski Savaş Bakanlığı yetkilisi ve emekli Yarbay Kevin Carroll, konuya ilişkin değerlendirmesinde Hegseth’in yetkilerini pekiştirdiğini belirterek “Gücü kesinlikle kendi elinde topluyor ve Ordu Kurmay Başkan Vekilliği gibi makamlara General LaNeve gibi sadık isimleri yerleştiriyor” dedi.
Hegseth, eski askeri danışmanı Orgeneral Christopher LaNeve’i Kara Kuvvetleri Kurmay Başkan Vekili olarak görevlendirmişti.
Hegseth, nisan ayında Kara Kuvvetleri Kurmay Başkanı Orgeneral Randy George’u görevden alarak Kongre’deki bazı Cumhuriyetçilerin tepkisini çekmişti.
Demokrasileri Savunma Vakfı (FDD) Kıdemli Uzmanı ve emekli Tuğamiral Mark Montgomery, bu durumun Kara Kuvvetleri’ni “olağandışı bir duruma” sürüklediğini belirtti.
Montgomery, nisan başında George’un görevden alınması ve ABD Avrupa ve Afrika Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Chris Donahue’nun emekliye ayrılması süreçlerinde Hegseth ile görüş ayrılığı yaşayan Driscoll’ün istifasını “talihsiz ancak beklenen bir gelişme” olarak nitelendirdi.
Kara Kuvvetleri Kurmay Başkan Yardımcısı Orgeneral James Mingus da görevde iki yılı doldurmadan ekim ayında herhangi bir gerekçe açıklanmaksızın emekliye ayrılmıştı.
ABD Başkanı Donald Trump ve Hegseth, Mingus’un yerine LaNeve’i seçti. Pentagon, LaNeve’in Kara Kuvvetleri Kurmay Başkanı olarak Senato tarafından onaylanması için baskı yapsa da bu girişim her iki partiden senatörlerin itirazıyla karşılaşıyor.
“Ordunun harbe hazırlık seviyesi zayıfladı”
Montgomery, Hegseth’in orduyu zayıflatan benzeri görülmemiş personel değişikliklerine imza attığını savundu. Montgomery, Salı günü yaptığı açıklamada, “Hegseth’in ordunun savaşa hazırlık seviyesini bu ciddi açıkla başa çıkamayacak şekilde zayıflattığını düşünüyorum. Bu eksiklik, müşterek kuvvetlerin İran’a karşı büyük çaplı muharebe operasyonları yürütme kabiliyetini etkiledi; Rusya, Çin veya Kuzey Kore ile savaşmak zorunda kalmamız durumunda da benzer zorluklar yaratacaktır” değerlendirmesinde bulundu.
Hegseth’in, Driscoll’ün yerine kıdemli danışmanı ve Pentagon Başsözcüsü Sean Parnell’ı aday göstermeyi değerlendirdiği bildirildi.
The Hill gazetesine konuşan konuya yakın bir kaynak, Parnell’ın olası adaylığa ilişkin olarak son günlerde Beyaz Saray ile temas halinde olduğunu aktardı.
Carroll ise Parnell’ın Senato onayını almasının zor olabileceğini savundu.
Carroll, Parnell’ın 2021 yılında Pennsylvania’dan Senato üyeliği için yürüttüğü seçim kampanyasından, üç çocuğunun velayetiyle ilgili dava sürecini kaybetmesinin ardından çekilmek zorunda kaldığını hatırlattı.
Eski bir ordu mensubu ve girişim sermayedarı olan Driscoll; teçhizatın modernizasyonu, askerlerin yaşam koşullarının iyileştirilmesi ve ordunun Ukrayna kuvvetlerinden insansız hava aracı savaşı konusunda dersler çıkarması yönündeki girişimleriyle biliniyordu.
Bu çabalar, iki partinin de desteğini almıştı. Demokrat bir Kongre danışmanı nisan ayında yaptığı değerlendirmede, kuvvet müsteşarları arasında en iyi performansı Driscoll’ün sergilediğini söylemişti.
Kongre’den istifaya tepkiler
Driscoll’ün görevden ayrılması Salı günü hem Demokrat hem de Cumhuriyetçi milletvekillerinin tepkisine yol açtı.
Senato Silahlı Hizmetler Komisyonu üyesi Cumhuriyetçi Senatör Mike Rounds, Driscoll’ün ayrılığından duyduğu üzüntüyü dile getirdi. Rounds, “Herkesin duyduğu söylentileri ben de duyuyorum: Üst düzey generallerinden bazılarının görevden alınmasından rahatsızlık duyuyordu. Bunu ilk kez duymuyorum” ifadelerini kullandı.
Temsilciler Meclisi Silahlı Hizmetler Komisyonu üyesi ve emekli Tuğgeneral Cumhuriyetçi Don Bacon ise Anayasa’nın Hegseth’e üç ve dört yıldızlı generalleri görevden alma ve terfileri engelleme yetkisi verdiğini, ancak bunun “ahlaki açıdan doğru ve akıllıca” olduğu anlamına gelmediğini vurguladı.
Bacon, CNN’e yaptığı açıklamada, “Çoğu Amerikalının daha fazla nezaket ve saygı beklediğine inanıyorum. Birini görevden alacaksanız nedenini açıklamanız saygının gereğidir; oysa burada böyle bir durum yaşanmıyor” dedi.
Temsilciler Meclisi Dışişleri Komisyonu Kıdemli Üyesi Demokrat Gregory Meeks de Pentagon ve ordu geneline ilişkin endişelerini dile getirdi.
Meeks, “Görünen o ki tüm kariyeri boyunca ABD’yi korumaya ve savunmaya yemin etmiş isimler, eskiden Fox TV yorumcusu olan ve bu konuma getirilen bir adam tarafından tasfiye ediliyor. Oysa bu şahsın, görevden uzaklaştırdığı bir generalin sahip olduğu bilgi ve yeteneğin yanına bile yaklaşacak durumu yok. Asıl istifa etmesi gereken kişi Hegseth’tir” diye konuştu.
Driscoll’ün Kongre ile çalışma tarzını bilen çevreler, partiler üstü ilişkilerinin Hegseth ile girdiği nüfuz mücadelesinde kendisine fayda sağlamadığını kaydetti.
Konuya ilişkin konuşan eski bir Trump yönetimi yetkilisi, “Onay sürecinde avantaj sağlayan iki partili destek ve mevcut ilişkiler, uzun vadede onun aleyhine dönmüş olabilir” dedi.
Buna karşılık Temsilciler Meclisi Silahlı Hizmetler Komisyonu üyesi Cumhuriyetçi Rich McCormick, Driscoll’ün ayrılığına ilişkin endişeleri yersiz bulduğunu belirtti.
McCormick, “Taktik komutanlar, sıcak çatışma anı ve yabancı bir hasma karşı savaş yürütme kabiliyetimiz açısından çok daha kritik; bu nedenle iyi durumda olduğumuzu düşünüyorum. Ordu gayet iyi hazırlandı” ifadelerini kullandı.
Hegseth’in dört subayın tuğgeneralliğe terfisini engelleme kararını da değerlendiren McCormick, “Anladığım kadarıyla bu kişilerin siyasileştiğine dair endişeler vardı. Bizler başkanın takdiriyle görev yapıyoruz” dedi.
Hegseth’in terfisini durdurduğu söz konusu dört albaydan bazılarının George ve Donahue ile yakın bağları olduğu biliniyor.
Montgomery, konuya ilişkin olarak “Gelecek tuğgeneraller listesine yönelik bu müdahale tamamen uygunsuz ve muhtemelen yasa dışıdır. Driscoll’ün de bu sürecin bir parçası olmak istemediğini tahmin ediyorum” dedi.
Diğer Cumhuriyetçi milletvekilleri ise Driscoll’ün liderliğine teşekkür etti. Temsilciler Meclisi üyesi Steve Womack, Driscoll’ü “orduya sağduyu ve disiplin getiren dönüştürücü bir lider” olarak tanımladı.
Temsilciler Meclisi Silahlı Hizmetler Komisyonu üyesi Cumhuriyetçi Pat Harrigan da Driscoll’ün orduyu modernize etme yönündeki gayretlerini övdü.
Harrigan, “Dan, ‘Tamir Hakkı’ndan tedarik süreçlerinin modernizasyonuna ve askerlerin yetkilendirilmesine kadar kökleşmiş sistemleri dönüştürmeye ve uzun süredir sorgulanmayan kabullere meydan okumaya hazırdı” açıklamasını yaptı.
Amerika
Charlie Kirk cinayeti davasında sanık idam istemiyle yargılanacak

ABD’nin Utah eyaletinde bir mahkeme, muhafazakar aktivist Charlie Kirk’ün öldürülmesiyle suçlanan Tyler Robinson’ın idam cezası istemiyle yargılanmasına hükmetti. Yargıç Tony Graf, 23 yaşındaki zanlının üzerine atılı tüm suçlardan yargılanması için yeterli makul şüphe bulunduğuna karar verdi.
ABD’nin Utah eyaletinde bir mahkeme, muhafazakar aktivist Charlie Kirk’ün silahla öldürülmesi olayında şüpheli Tyler Robinson’ın idam cezası istemiyle yargılanabileceğine hükmetti.
ABC News kanalının haberine göre Utah’ın Provo kentindeki mahkemede salı günü tarafların son sözlü savunmalarını dinleyen Yargıç Tony Graf, 23 yaşındaki Robinson’ın yöneltilen tüm suçlamalardan yargılanması için yeterli makul şüphe bulunduğunu açıkladı.
Graf, iddia makamının sunduğu delillerin Robinson’ın Kirk’ü vuran kişi olduğuna dair makul kanaat oluşturduğunu ve saldırı anında çevredeki diğer kişilerin de ölüm riski altında olduğunu belirterek savcılığın idam cezası talep etmesinin önünü açtı.
Mahkeme kararının ardından sanık adına suçsuzluk beyanında bulunuldu.
Tyler Robinson, muhafazakar öğrenci örgütü Turning Point USA’in kurucularından Charlie Kirk’ü, 10 Eylül 2025 tarihinde Orem kentindeki Utah Valley Üniversitesi’nde düzenlenen bir açık hava mitinginde konuşma yaptığı sırada yaklaşık 126 metre mesafedeki bir binanın çatısından tüfekle vurarak öldürmekle suçlanıyor.
Hakkında idam cezası talep edilen 23 yaşındaki sanığa, başkalarının hayatını bilerek tehlikeye attığı gerekçesiyle “ağırlaştırılmış cinayet” suçlamasının yanı sıra ağır bedensel zarara yol açacak şekilde ateşli silah kullanmak, adaleti engellemek, tanığı etkilemeye çalışmak ve bir çocuğun huzurunda şiddet suçu işlemek suçlamaları yöneltildi.
Kararın ardından Kirk ailesi adına yapılan açıklamada, kararın adalet arayışında önemli bir adım olduğu belirtildi. Açıklamada, sürecin her aşamasında cinayetin aileden ve özellikle babasız büyüyecek olan çocuklardan kopardıklarının ağırlığının hissedildiği, bir yıldır süren keder boyunca dua eden ve destek veren herkese minnettar olunduğu ifade edildi.
Aile, şeffaf ve hızlı bir yargı süreci işletilmesi temennisinde bulundu.
Utah Bölge Savcısı Ryan McBride, salı günkü duruşmada Robinson’ın Kirk’ü görüşlerine katılmadığı için öldürdüğünü ve 3 binden fazla kişinin bulunduğu bir kalabalığa yüksek kalibreli tüfekle ateş açarak büyük bir ölüm riski yarattığını savundu.
Savcılık, şüpheliyi olay yerine bağlayan güvenlik kamerası görüntüleri, silah üzerindeki DNA izleri ve sanığın erkek arkadaşına yazdığı nottaki itirafı içeren “dağ gibi delil” bulunduğunu öne sürdü.
Temmuz ayında yapılan bir haftalık ön duruşmada savcılar, sanığın çatıda görüldüğü kamera kayıtlarını ve Robinson’ın cinayeti mektupla, mesajla ve yüz yüze itiraf ettiğini söyleyen ev arkadaşı ile romantik partneri Lance Twiggs’in video kaydını mahkemeye sunmuştu.
Savunma avukatı Staci Visser ise iddia makamının davada başka birinin öldürülmesine dair “büyük bir risk” bulunduğunu kanıtlayamadığını belirterek, davanın idam istemi kapsamından çıkarılmasını talep etti.
Avukat Richard Novak da sanığın Kirk hakkında daha önce konuştuğuna veya fikirlerini tartıştığına dair tanıklık bulunmadığını, siyasi saikle hareket ettiğine ilişkin zihinsel durumunun bilinemeyeceğini savundu.
Savunma tarafı ayrıca, ön duruşmada ifade vermeyen Twiggs’in görüntülü mülakatına dayanan aktarımların “kulaktan dolma delil” niteliğinde olduğunu, kalabalığın üzerinden tek bir el ateş edildiğini ve failin bu tek atışla başka birinin ölebileceğini bildiğine dair yeterli kanıt sunulmadığını öne sürdü.
Amerika
Devlet tahvillerinde küresel satış dalgası şiddetlendi

Salı günü devlet tahvillerinde küresel çapta yaşanan satış dalgası şiddetlendi ve borçlanma maliyetlerini son yılların en yüksek seviyesine çıkardı.
Yükselen petrol fiyatları enflasyon endişelerini daha da artırırken, tahvil getirileri yeni zirvelere ulaşarak devlet bütçelerini sıkıştırıyor ve çok çeşitli tüketici ve işletme kredilerinin faiz oranlarını yükseltiyor.
Belki de dünyanın en etkili faiz oranı olan 10 yıllık ABD Hazine tahvillerinin getirisi, Ocak 2025’ten bu yana en yüksek seviyesine ulaşırken, 30 yıllık tahvil getirisi ise son yirmi yılın en yüksek seviyesinde seyretmeye devam etti.
Diğer önemli tahvil piyasalarında ise, 10 yıllık Japon tahvillerinin getirisi 1996’dan bu yana ilk kez yüzde 3’ün üzerine çıktı.
10 yıllık İngiliz tahvillerinin getirisi 2007 ortasından bu yana en yüksek seviyesine ulaştı ve 10 yıllık Alman tahvillerinin getirisi en son 2011’de görülen seviyelere ulaştı.
Amerika’da artan borçlanma maliyetleri, Hazine Bakanı Scott Bessent ile tahvil yatırımcıları arasında bir çatışmaya yol açtı.
Fakat ABD’de getirileri yukarı çeken faktörler, diğer büyük piyasalarda da sorun teşkil ediyor.
Birçok gelişmiş ekonomide, genişleyen bütçe açıkları, yüksek borç seviyeleri ve enflasyon, hükümetlerin mali durumlarını iyileştirmek için adım atamayacak ya da atmak istemeyeceklerine inanan yatırımcıları tedirgin etti.
Yapay zeka yatırımlarını finanse etmek için teknoloji şirketlerinin gerçekleştirdiği yoğun borçlanma, getirilerin yükselmesindeki bir başka faktör.
Şirketler milyarlarca dolarlık tahvil ihraç ederek piyasaları doldurdu ve yatırımcıları devlet tahvillerinden uzaklaştırdı.
Yüksek getirilerin en acil ve öngörülemez etkenlerinden biri, İran’da süren uzun soluklu savaş.
ABD ve İran’ın son günlerde saldırılarını yenilemesi üzerine, petrol ve doğalgaz fiyatları yeniden yükselmeye başladı.
Uluslararası petrol referans fiyatı olan Brent ham petrolü, Salı günü tekrar yükselerek varil başına 90 doların üzerine çıktı; bu rakam, savaş öncesi seviyelere kıyasla yaklaşık yüzde 30 daha yüksek.
Enerji maliyetlerindeki artış enflasyonun hızlanacağına dair beklentileri artırdı. Bu durum, merkez bankalarını kontrol ettikleri kısa vadeli faiz oranlarını yükseltmeye sevk edebilir.
Yüksek yakıt fiyatları, aynı zamanda büyük enerji ithalatçısı olan Asya ve Avrupa’daki hükümetlere de muazzam maliyetler getiriyor.
Bazı durumlarda, kamu borç seviyeleri şimdiden devasa boyutlara ulaştı. Amerika’nın brüt ulusal borcu geçen ay ilk kez 40 trilyon doları aştı.
Bu rakam, ekonominin büyüklüğünün yüzde 120’sinden fazlasına denk geliyor.
Fransa’da kamu borcu, ülke ekonomisinin büyüklüğünün yüzde 117’sine denk gelen 3,5 trilyon avroyu (yaklaşık 4 trilyon dolar) aştı.
Japonya’da ise hükümet, kamu borcunun ülke ekonomisinin iki katından fazla olmasına rağmen büyük harcamalar yapmaya devam ediyor.
Yatırımcıların gözünde, pek çok siyasetçi bu borç seviyeleri konusunda yeterince endişeli görünmüyor.
Bunun yerine, yatırımcılar bütçe açıklarını azaltma olasılığı düşük olan hükümet planları görüyor.
Avrupa’da, Fransa, gelecek yıl yapılacak cumhurbaşkanlığı seçimleri öncesinde yatırımcıların şüpheciliğinin odağında yer alıyor.
Bu seçimlerde önde gelen adayların hiçbirinin, yatırımcıların gözünde şişen borç seviyelerini azaltmaya yönelik inandırıcı planlara sahip olduğu görülmüyor.
Avrupa’nın en güvenli finansal limanlarından biri olarak bilinen Fransa’nın itibarı zedelendi ve ülke, geçmişteki borç krizlerinin merkezinde yer alan İtalya ve Yunanistan gibi Güney Avrupa ekonomilerinden bile daha fazla, hızla bölgenin en endişe verici borç piyasası haline geliyor.
Bu yaz, Fransız devlet tahvillerinin getirisi İtalya’nınkini aştı.
Bu durumun yakın zamanda nasıl çözüleceği belli değil fakat tahvil piyasasından gelen baskı bazı değişikliklere yol açabilir.
Amerika2 hafta önceSteve Jobs’ı iflastan kurtaran gizli CIA anlaşması gün yüzüne çıktı
Dünya Basını2 hafta önceThe Economist, Daron Acemoğlu’nu yerden yere vurdu: “Sığ ve inandırıcılıktan uzak”
Dünya Basını1 hafta önceMilanovic uyardı: Dünya 1914 öncesine benzer bir uçurumun kenarında
Dünya Basını2 hafta önceAmerika’dan vazgeçmeyi göze alamayan müttefikler
Ortadoğu1 hafta önceMekke Anlaşması için İran iddiası: Tahran teklifi inceliyor
Amerika1 hafta önceKıyamete beş kala – 1: Thiel, Deccal’i arıyor
Rusya1 hafta önceTürkiye’den Rusya’ya ilk deniz yolu benzin sevkiyatı yola çıktı
Görüş2 hafta önceHindistan’ın uzay sektörü: Küresel ortaklıklar için bir fırlatma rampası











