Bizi Takip Edin

Amerika

ABD’de Demokrat Parti içinde strateji tartışması

Yayınlanma

Demokrat partili önemli isimler, Washington’da düzenlenen büyük bir konferansta partinin saldırılarını daha keskin hale getirmesi ve argümanları soyut terimlerle sunmak yerine “kötüleri” doğrudan hedef göstermesi yönünde çağrıda bulundu. Aralarında Kaliforniya Valisi Gavin Newsom’ın da bulunduğu figürler, doğrudan hedef göstermenin önemini vurgularken, parti içindeki farklı kanatlar halkın ekonomik ve sosyal kaygılarına yanıt verecek farklı öncelikleri öne çıkardı.

ABD’de Demokrat Partinin önde gelen isimleri, salı günü Washington’da gerçekleştirilen önemli bir konferansta, partinin rakiplerine yönelik saldırılarında daha hedef odaklı olması, argümanları soyut ifadelerle kurmak yerine “kötüleri” doğrudan hedef göstermesi yönünde çağrıda bulundu.

Aralarında Kaliforniya Valisi Gavin Newsom’ın da yer aldığı siyasi figürler, düşmanların doğrudan hedef alınması gerektiği tezini savundu.

Newsom, Demokratlar için zafere giden yolun mücadeleden geçtiğini belirterek, “İnsanlar savaşçıları istiyor. İnsanlar inanç sahibi ve net olan kişileri istiyor” değerlendirmesini yaptı.

Demokratların 2028 başkanlık adaylığı yarışında ön sıralarda görülen Kaliforniya Valisi, sözlerine şöyle devam etti:

“Diğer insanları aşağı çekmenin bize fayda sağladığını düşünmüyorum. Ancak vergi yasasındaki kötüleri ifşa etmek, sermayenin tekelleşmesiyle bağlantılı kötüleri doğrudan hedef almak bizim için oldukça iyi sonuçlar verecektir.”

Başkan Donald Trump, çoğu Demokratın zihninde şüphesiz “bir numaralı kötü” konumunda bulunuyor. Trump’ın etkisi, liberal düşünce kuruluşu Center for American Progress tarafından Beyaz Saray’a sadece birkaç blok mesafedeki bir otelde düzenlenen 2026 IDEAS Konferansı boyunca belirgin şekilde hissedildi.

Konferansta kürsüye çıkan her konuşmacı Trump’ı Amerikan demokrasisine yönelik aktif bir tehdit olarak nitelendirip eleştirirken, pek çok isim aynı zamanda Trump’ın ötesine bakılması ve Trump sonrası dönemde kazanmak için şimdiden politikalar hazırlanması gerektiğinin altını çizdi.

Partinin merkez sağ kanadından New Jersey Valisi Mikie Sherrill, seçmenlerin kaygılarına yanıt verirken daha keskin ve daha pratik olunması gerektiğini belirtti.

Sherrill, “Sert dille yazılmış mektupların partisi olamayız. On yıllık çalışmalarla yetinemeyiz” ifadelerini kullandı.

Demokratların gündeminin tam olarak neyi ön plana alması gerektiği konusu ise tartışmaya açık duruyor.

Sherrill gibi isimlerin bu soruya, New York Temsilcisi Alexandria Ocasio-Cortez gibi ilericilerden oldukça farklı yanıtlar vereceği görülüyor.

Salı günkü konuşmasında Sherrill özellikle enerji ve fatura maliyetleri başta olmak üzere yaşamsal giderlerin karşılanabilirliğine odaklanırken, Massachusetts Senatörü Elizabeth Warren parti meslektaşlarını evrensel çocuk bakımı hizmeti için daha güçlü mücadele vermeye çağırdı.

Georgia Senatörü Raphael Warnock ise ABD Yüksek Mahkemesinin Oy Hakları Yasası’na ilişkin verdiği olumsuz kararın ardından, oy hakları mücadelesinin yeniden canlandırılması gerektiğine dikkat çekti.

Warnock ayrıca yapısal bir reform yapılması yönünde çağrıda bulunarak, Senatodaki “filibuster” (kürsü işgaliyle yasama sürecini engelleme) usulünün sona erdirilmesi yönünde örtülü ancak net bir talep dile getirdi.

Warnock, “Senatodaki hiçbir arkaik usul, insanların seslerini duyurma haklarını engellememelidir. Benim pozisyonum budur” dedi.

Günün erken saatlerinde Illinois Temsilcisi Lauren Underwood bu hedefi daha doğrudan dile getirerek, filibuster uygulamasının tamamen kaldırılması gerektiğini söyledi.

Underwood gerekçe olarak, “Normal zamanlarda faaliyet göstermiyoruz. Bu bir hayatta kalma mücadelesidir” şeklinde konuştu.

Konferans, Demokrat Parti açısından karmaşık bir dönemde gerçekleşiyor.

Bir yandan Trump’ın onay oranlarının ikinci döneminin en düşük seviyelerine gerilemiş olması, Demokratları kasım ayında en azından Temsilciler Meclisi kontrolünü geri almak için favori konumuna getirirken, Senatoda da zafer ihtimalini yakınlaştırıyor. Daha geniş çerçevede, Trump muhalefeti liberal tabanı hareketli tutuyor.

Diğer yandan, Demokrat Partinin kamuoyu yoklamalarındaki oranları çok yüksek seviyelerde seyretmiyor.

The Economist ve YouGov tarafından yakın zamanda yapılan anket, kayıtlı seçmenlerin yüzde 56’sının partiye olumsuz baktığını, olumlu bakanların oranının ise yalnızca yüzde 40’ta kaldığını gösterdi.

Bu veriler, yalnızca kasım ayında kongrede elde edilecek kazanımları sınırlama tehdidi taşımakla kalmıyor; aynı zamanda ilericilerin yeterince sert mücadele etmediğine inandığı, cumhuriyetçi rakipler, onların medya müttefikleri ve bazı merkezci seçmenler tarafından ise “aşırı solcu” olarak yaftalanan bir parti için var olan ikilemi ortaya koyuyor.

Salı günkü konuşmacılardan biri olan Newsom, ideolojik olmayan figürlerin de Amerikan halkı arasında yaygın olan öfkeyle bağ kurabileceğini savunarak bu çelişkiyi çözmeye çalıştı.

Amerikan yönetim sisteminin temelden bozulmuş olduğu inancına değinen Newsom, şu değerlendirmeyi yaptı:

“Donald Trump’ın görevde olmasının nedeni de Bernie Sanders’ın stadyumları doldurmasının nedeni de budur. İkisi de teşhiste haklı. Bu düşüşü daha etkili yöneterek, saygıyla ifade etmek gerekirse, daha verimli şekilde başarısız olamayız.”

Newsom bunun yerine, “Demokrat Parti inşa eden bir parti olmalıdır” önerisinde bulunarak, bu yaklaşımın “karşı tarafın kurumları, müttefikleri ve güveni yıkıma uğratan” tavrıyla bir tezat oluşturacağını dile getirdi.

Temsilciler Meclisi Azınlık Lideri Hakeem Jeffries de Demokratların, halkın yaşadığı zorlukları hissettiğini göstermesi gerektiğini vurguladı.

Jeffries, “Çok sayıda Amerikalı maaştan maaşa yaşama mücadelesi veriyor, refah içinde yaşayamıyor ve dünya tarihinin en zengin ülkesinde zar zor hayatta kalabiliyor; bu kabul edilemez” dedi.

Jeffries, partisine “maliyetler, bakım hizmetleri ve yolsuzlukla mücadele” konularına kesin bir şekilde odaklanılması çağrısında bulunarak, kasım ayında Demokratların Kongre kontrolünü ele geçireceğini “garanti edebileceğini” savundu.

Partinin karşı karşıya olduğu bazı ikilemler, daha cesur adımlar atılmasını isteyen açıklamalar ile daha temkinli olunmasını veya en azından seçici davranılmasını öneren konuşmacılar arasındaki ayrımda da kendini gösterdi.

Örneğin Kaliforniya Temsilcisi Robert Garcia, konuşmasının diğer bölümlerinde Trump’ı sert bir dille eleştirmesine rağmen, Demokratların kasım ayında Temsilciler Meclisini geri alması durumunda Başkan Trump’a karşı yeni bir azil süreci başlatılması konusunda belirgin şekilde mesafeli bir tutum sergiledi.

Minneapolis Belediye Başkanı Jacob Frey ile birlikte bir panele katılan Garcia, konuya ilişkin şunları söyledi:

“Bunu tamamen masanın dışına itemezsiniz. Ancak gerçek şu ki Trump her hafta azil gerektiren bir suç işliyor. Dolayısıyla bu süreçle muazzam miktarda zaman harcayabiliriz ya da Trump rejimini durdurmak ve yavaşlatmak için elimizden gelen her şeyi yapmaya çalışabiliriz.”

Panelin moderatörü olan MS NOW sunucusu Ari Melber, Garcia’ya bu tutumu “partinizin ‘azil’ mesajının oy getirmeyeceği görüşüne varması nedeniyle mi” benimsediği sorusunu yöneltti.

Garcia bu soruya esasen onaylayan bir yanıt vererek şu ifadeleri kullandı:

“Azledilmeyecek bir başkanı azletmek için tüm zamanımızı harcamanın… Bu zaten daha önce iki kez yapıldı. En iyi kullanım şekli bu değil.”

Amerika

Peter Thiel’dan Trump’a İran tepkisi: “Bu savaşı başlatmamalıydık”

Yayınlanma

Cumhuriyetçi Parti’nin önde gelen bağışçılarından ve Palantir’in kurularından olan Peter Thiel, basına sızan konuşmasında ABD’nin İran’a yönelik askeri müdahalesini eleştirerek bu savaşa hiç girilmemesi gerektiğini söyledi. Trump’a desteğini sürdürdüğünü belirten Thiel, Uluslararası Ceza Mahkemesi tehdidinin yönetim üzerinde baskı kurduğunu savundu.

Milyarder teknoloji yatırımcısı Peter Thiel, ABD’nin İran ile yürüttüğü savaşa şüpheyle yaklaştığını ve bu askeri hamlenin hiç başlatılmaması gerektiğini söyledi.

Cumhuriyetçi Parti’nin önde gelen bağışçıları arasında yer alan Thiel’ın bu çıkışı, onu Başkan Donald Trump ile dış politikanın en kritik kararlarından birinde karşı karşıya getirdi.

Thiel’ın 12 Ekim’de basına kapalı bir etkinlikte yaptığı konuşmanın ses kaydına Politico bünyesindeki Decoded ulaştı.

Kongre’deki çoğunluğunu korumaya çalışan Cumhuriyetçi Parti için ara seçimlere iki haftadan az bir süre kala kaydedilen bu sözler, ünlü yatırımcının İran savaşına dair kamuoyuna yansıyan en açık değerlendirmesi niteliğini taşıyor.

İran’a yönelik savaşa kuşkuyla baktığını belirten Thiel, “Bunu yapmamalıydık, yapılan çok fazla hata oldu” dedi.

Thiel konuşmasında, “Belki de yeterli sert gücümüz yok, belki de yumuşak güç savaşını kaybedeceğiz” ifadesini kullandı.

Konuşmanın tamamında neo-con’lara ve Ortadoğu’daki savaşlara kesin biçimde karşı olduğunu dile getiren Thiel, İran savaşına yönelik eleştirilerine rağmen Trump’a desteğini sürdürdüğünü vurguladı ve başkanı korumak istediğini ima etti.

Buna rağmen dile getirdiği itirazlar, bugüne kadar Trump’ın en sıkı müttefiklerinden birinin söz konusu çatışmaya dair derin endişelerini açığa vuran en somut örneklerden biri oldu.

ABD ve İsrail, ara seçimlerin ardından İran’ı vurmayı planlıyor

Uluslararası Ceza Mahkemesi uyarısı

Söz konusu ifadeler, Thiel’ın sonbahar başından bu yana Nashville’de sürdürdüğü ve Decoded tarafından takip edilen konferans dizisinde dile getirildi.

Son oturumda Uluslararası Ceza Mahkemesinin denetimsiz gücüne dair kapsamlı uyarılarda bulunan Thiel, George W. Bush döneminin kilit isimleri Donald Rumsfeld ve Dick Cheney’nin geçmişteki açıklamalarına atıfta bulundu.

Cheney ailesinin sergilediği Trump karşıtlığını Uluslararası Ceza Mahkemesine şirin görünme ve yargılanmaktan kaçınma çabası olarak okuduğunu belirten Thiel, bu hamle için muhtemelen çok geç kalındığını söyledi.

Thiel, mahkemenin tutuklama emri tehdidinin, İran’daki savaşı sürdürmeye çalışan Trump yönetiminin tepesinde Demokles’in kılıcı gibi sallandığından şüphelenmeye başladığını kaydetti.

Thiel, 7 Ekim Aksa Tufanı’nın ardından 2024 başında İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ile yaptığı görüşmeye de değindi. Görüşmede Gazze’deki planlarını sorduğu Netanyahu’nun kendisine, “Orayı öylece Dresden’e çeviremem” yanıtını verdiğini aktardı.

Netanyahu’nun bu ifadesiyle, İkinci Dünya Savaşı sırasında Müttefik güçlerin yaklaşık 25 bin kişinin ölümüne yol açan Alman kenti Dresden bombardımanına gönderme yaptığı belirtildi.

Büyük teknoloji yatırımcıları arasında 2016’da Trump’ı ilk destekleyen ve aynı yıl Cumhuriyetçi Parti Ulusal Kongresi’nde konuşma yapan Thiel, 2022’deki Senato yarışında şimdiki Başkan Yardımcısı JD Vance’i destekleyen siyasi eylem komitelerinin de en büyük mali destekçisiydi.

Okumaya Devam Et

Amerika

Casuslukla suçlanan Suudi OpenAI mühendisine mahkemeden tahliye engeli

Yayınlanma

OpenAI ofisine dinleme cihazı yerleştirmekle suçlanan Suudi mühendis Abdulrahman Alfozan’ın kefalet talebi, savcılığın sunduğu kaçma riski gerekçesiyle reddedildi. Mahkeme, Suudi Arabistan Konsolosluğunun sunduğu sınırsız kefalet teklifini geri çevirirken yıllık 385 bin dolar maaşlı mühendisin kraliyetle mesajlaştığı tespit edildi.

Yapay zeka devi OpenAI ofislerine dinleme cihazı yerleştirmekle suçlanan Suudi Arabistan vatandaşı çalışan Abdulrahman Alfozan, savcılığın kaçma şüphesi ve Suudi kraliyet ailesiyle üst düzey temaslarına dair sunduğu kanıtların ardından cezaevinde kalacak.

Financial Times gazetesinin haberine göre ABD’nin Kaliforniya eyaletindeki federal mahkeme, Suudi Arabistan konsolosluğunun kefalet için sunduğu ve yargıcın “açık çek” olarak tanımladığı teklife rağmen 35 yaşındaki Alfozan’ın tahliye talebini reddetti.

ChatGPT’nin geliştiricisi OpenAI, San Francisco’daki merkez ofisinde yer alan bir yönetici toplantı odasında tuvalet kağıdına sarılmış bir ses kayıt cihazı tespit etti. Bu gelişmenin ardından Suudi Arabistan vatandaşı mühendis, ekim ayında FBI tarafından gözaltına alındı.

Vaka, küresel yapay zeka yarışında avantaj yakalamak isteyen yabancı hükümetlerin öncü teknoloji şirketlerini sanayi casusluğu hedefi haline getirdiğine dair Silikon Vadisi’ndeki kaygıları yeniden alevlendirdi.

Savcılık makamı, “Sanık OpenAI toplantılarını ister kişisel kazanç sağlamak, ister yabancı bir devlete yardım etmek, isterse her iki amaçla kaydetmek istemiş olsun; eylemi suç teşkil ediyor. Bu da Silikon Vadisi’ndeki yenilikçilik ortamı için bir tehlike, ulusal güvenlik için ise bir endişe kaynağıdır” değerlendirmesinde bulundu.

Duruşma öncesinde Alfozan’ın Suudi Arabistan ile kurduğu kişisel ve ticari bağlara dikkat çeken hükümet avukatları, sanığın “yabancı bir hükümetten kayda değer destek” gördüğünü savundu.

Dava dosyasına yansıyan ayrıntılara göre Alfozan, en azından geçen yıldan bu yana Suudi kraliyet ailesinin ismi açıklanmayan bir üyesiyle WhatsApp üzerinden sık sık mesajlaştı.

Söz konusu yazışmalarda, kraliyet mensubunun Alfozan’ı krallıkta başlatılan yeni bir yapay zeka girişimine dahil etme girişimleri yer aldı.

Kraliyet ailesi üyesi, mayıs ayında bilgisayar mühendisine “Suudi Arabistan’ın sana ABD’den daha çok ihtiyacı var” mesajını gönderdi. Alfozan ise bu mesaja onay anlamına gelen “100” yanıtını iletti.

Dava dosyasında Alfozan’ın, şirketteki hisse hak ediş süresi dolana kadar OpenAI’dan ayrılmayacağını belirttiği kaydedildi.

İkili arasındaki en son WhatsApp yazışmasının ise Alfozan’ın gözaltına alınmasından dört gün önce, 5 Ekim’de gerçekleştiği aktarıldı.

Savcılık sanığın kaçma ihtimali üzerinde duruyor

Mahkeme kayıtları, mühendisin gözaltına alınmasından bir gün sonra eşi ve oğlunun Katar’a uçtuğunu gösteriyor.

Belgelere göre bu uçuş, Suudi bir askeri yetkilinin ayırtıp ödediği tek yön business class biletle gerçekleşti.

Alfozan’ın avukatları ise uçak biletinin parasını eşinin bacanağının kendi kaynaklarıyla ödediğini savundu.

Savcılık bu iddiaya karşı çıkarak, Suudi konsolosluğunun da Alfozan’ın ailesi için başka bir uçuş ayarladığını ancak bu rezervasyonun sonradan iptal edildiğini bildirdi.

Suudi Arabistan Konsolosluğu ayrıca kefalet bedeli için herhangi bir üst sınır belirtmeksizin tüm tutarı karşılama teklifinde bulundu.

Sulh Ceza Hakimi Alex G Tse, duruşmada bu teklifi defalarca “açık çek” olarak niteledi.

Sanığın ABD dışına çıkması durumunda davanın fiilen düşeceğini vurgulayan Yargıç Tse, “Suudi Arabistan’ın suçluları iade etmeme konusundaki tutumu son derece net. ABD hükümetinin çıkarlarını koruyacaklarına dair bana nasıl bir güven verebilirler?” dedi.

Yargıç Tse, Alfozan’ın Suudi Arabistan’a dönmesi halinde bağlılığı nedeniyle “büyük ödüllerle karşılanabileceğini” dile getirdi. Suudi hükümetinin, ABD’de gözaltına alınan vatandaşlarının kefalet ve hukuki masraflarını karşıladığı biliniyor.

Savunma makamı casusluk suçlamalarını reddetti

Alfozan’ın avukatları, konsolosluğun teklifi yerine sanığın Charles Schwab bünyesindeki 1 milyon dolarlık kişisel yatırım hesabının kefalet teminatı olarak kabul edilmesini önerdi.

Savcılık verilerine göre Alfozan’ın OpenAI’daki yıllık maaşı 385 bin dolardı ve kendisine 2,2 milyon dolarlık hisse paketi tanımlanmıştı.

San Francisco’daki mahkeme salonuna turuncu cezaevi kıyafeti, beyaz spor ayakkabılar ve yargıcın karşısına geçtiğinde çıkardığı bir maskeyle gelen Alfozan hakkındaki suçlamaları avukatı reddetti.

Savunma avukatı William Pernick duruşmada, “Bu beyefendi bir turist değil. Hükümetin kurgusu, onu Amerikan teknolojisini çalmak için buraya yerleştirilmiş yabancı bir sızma unsuru gibi göstermekten ibaret” diye konuştu.

Müvekkilinin göçmenlerin bu ülkedeki hayali olan ABD vatandaşlığını almaya yalnızca birkaç hafta uzaklıkta olduğunu söyleyen Pernick, evinde bulunan kayıt cihazlarının internetten temin edilebildiğini kaydetti.

Pernick, OpenAI’ın çalışanları kod yazımı için bu cihazları kullanmaya teşvik ettiğini öne sürdü.

Avukat ayrıca evdeki kayıt cihazlarından birinin kedinin kum kabını izlemek amacıyla kullanıldığını savundu.

Pernick, OpenAI’ın Alfozan’ın Suudi Arabistan ile olan bağlantılarını desteklediğini ve bunlardan fayda sağladığını da sözlerine ekledi.

Sözlü iletişimi hukuka aykırı şekilde dinlemek veya dinlemeye teşebbüs etmekle suçlanan Alfozan, suçlu bulunması halinde yasa gereği beş yıla kadar hapis cezasıyla karşı karşıya kalabilir.

Okumaya Devam Et

Amerika

ABD’de zenginler prestijli arsalar için milyonluk evleri yıktırıyor

Yayınlanma

Wall Street Journal’ın haberine göre ABD’de milyarderler, prestijli kıyı bölgelerindeki arsa kıtlığı nedeniyle yüz milyonlarca dolarlık malikaneleri satın alıp yerle bir ediyor. Satış ilanlarında yapay zekayla boş arsa tasarımları öne çıkarken uzmanlar tek bir yıkım ve lüks inşaat döngüsünün 250 hanenin yıllık karbon salımına denk zarar ürettiğini belirtiyor.

ABD’de milyarderler, yüz milyonlarca dolar ödeyerek satın aldıkları lüks malikaneleri kısa süre içinde yıktırıyor.

The Wall Street Journal gazetesinin haberine göre bu yönelimin arkasında, özellikle sahil şeritleri gibi prestijli bölgelerde yaşanan arsa kıtlığı yatıyor.

Çok zengin alıcılar için asıl belirleyici etken üzerindeki yapı değil, arazinin konumu haline geldi. Satın alınan mülkler yerle bir edildikten sonra açılan alana daha modern tarzda yeni konutlar inşa ediliyor.

Haberde lüks gayrimenkul piyasasındaki değişime dikkat çekilerek şu ifadelere yer verildi:

“Daha önce pahalı gayrimenkul alımlarının temel nedeni olan evin kendisi, artık neredeyse önemini yitirdi. Alıcılar her şeyden önce okyanus kıyısında veya dağ zirvesinde yer alan, iyi konuma sahip araziler için yarışıyor.”

Gazete bu duruma örnek olarak ABD’li milyarder William Lauder’ın hamlelerini aktardı. Lauder, Mart 2023’te hayatını kaybeden radyo programcısı Rush Limbaugh’nun okyanus kıyısındaki mülkünü 155 milyon dolara aldıktan sonra temmuz ayında tamamen yıktırdı.

Lauder daha önce de Palm Beach sahilinde yaklaşık 1,2 hektarlık arazide yer alan iki evi yıktırmıştı. Başlangıçta bu alana kendi konutunu yapmayı tasarlayan Lauder, daha sonra boşalan arsayı yaklaşık 200 milyon dolara sattı.

Gayrimenkul değerleme uzmanı Jonathan Miller, arsa fiyatları arttıkça bu tür işlemlerin giderek yaygınlaştığını belirtti.

Yaşanan hareketlilik üzerine emlak danışmanları da lüks konutları doğrudan yıkıma uygun arsa olarak pazarlamaya başladı.

İlanlarda arazinin üzerindeki yapılar olmadan nasıl görüneceğini göstermek için yapay zekayla üretilen görseller kullanılıyor.

Pazarlamacılar “yıkım” sözcüğünü doğrudan kullanmamak adına “uyarlanabilir yeniden kullanım” gibi ifadelere başvuruyor.

Lüks konut piyasasında yıkım ilanı oranı artıyor

Eğilim yalnızca kıyı şeridiyle sınırlı kalmayıp ABD’nin diğer bölgelerine de yayılıyor.

Gayrimenkul aracılık şirketi Redfin’in verileri, satış ilanlarında binaların yıkılmasını öngören ifadelerin sıklaştığını ortaya koyuyor.

Söz konusu ifadelerin oranı Houston’ın Bunker Hill Village bölgesindeki ilanlarda yüzde 15’in üzerine çıkarken, Virginia’daki Pimmit Hills’te yüzde 6,67 seviyesinde seyrediyor.

Miami’de çalışan emlak danışmanı Dina Goldenteyer, alıcıların on yıldan daha eski evleri artık beğenmemesi nedeniyle üst üste yıkım uygulamalarının sıklaştığını dile getirdi.

Perakende sektörünün eski yöneticileri Jamie Dooley ve Christine Scott çifti, 2020 yılında Florida’daki Destin yakınlarında deniz kenarındaki bir evi yıkmak için 3,7 milyon dolar harcadı.

Çift, açılan alana modern bir konut inşa etmek için beş yıl harcamasına rağmen ortaya çıkan yeni yapıyı da yıkım şartıyla satışa çıkardı; gerekçe olarak yapıyı bu haliyle kimsenin satın almak istememesini gösterdi.

WAP Sustainability adlı çevre danışmanlığı şirketinin çalışanı William Paddock ise bu inşaat döngüsünün çevreye verdiği zarara işaret etti.

Paddock, yaklaşık 1000 metrekarelik bir evi yıkıp yerine yaklaşık 2 bin 700 metrekarelik yeni bir bina yapmanın, ortalama 250 Amerikan hanesinin yıllık emisyonuna denk bir karbon ayak izi ürettiğini vurguladı.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English