Bizi Takip Edin

Amerika

ABD’de kripto şirketlerine bankasız ödeme hesabı açılması gündemde

Yayınlanma

ABD Merkez Bankası, kripto para şirketlerinin aracı bankalara ihtiyaç duymadan doğrudan kurumsal ödeme ve takas sistemlerine erişmesini sağlayacak yeni bir hesap türü için kamuoyunun görüşünü talep etti. Fed, önerilen bu ödeme hesaplarının inovasyonu desteklemeyi ve ödeme sistemindeki riskleri azaltmayı hedeflediğini açıkladı.

ABD Merkez Bankası (Fed), bazı kripto para şirketlerinin herhangi bir aracı finansal kuruluşa ihtiyaç duymadan doğrudan merkez bankasının takas ve mutabakat sistemlerine erişmesini sağlayabilecek yeni bir ödeme hesabı türü oluşturulması konusunda resmi olarak kamuoyunun görüşünü talep etti.

Fed, yenilikçi şirketlerin aracı kurumlar olmaksızın düzenleyicinin ödeme altyapısına kabul edilmesini öngören bu tasarıyı toplumsal tartışmaya açtı.

Fed tarafından konuya ilişkin yapılan açıklamada, “Önerilen ödeme hesabı; inovasyonu desteklemek, gereksinimleri karşılayan belirli kuruluşların takas ve mutabakat ihtiyaçlarına yanıt vermek, aynı zamanda merkez bankaları ile ödeme sistemi üzerindeki önemli riskleri azaltmak amacıyla tasarlanmıştır” ifadesine yer verildi.

Sunulan teklife göre, bu hesap sahipleri “aşırı çekim imkanı olmadan” ödeme hizmetlerine erişim hakkı elde edecek. Hesap sahiplerine gün içi kredi verilmeyecek, iskonto penceresine erişim sağlanmayacak ve Fed nezdindeki hesap bakiyelerine faiz işletilmeyecek.

Buna karşın, finans sektöründe sıklıkla “ana hesap” (master account) olarak adlandırılan bu hesaplara erişim hakkı, kripto para şirketlerinin aracı bankalara bağımlı kalmadan ABD’deki ana ödeme sistemlerine doğrudan bağlanmasına olanak tanıyacak.

Merkez Bankasının bu hamlesi, ABD Başkanı Donald Trump’ın salı günü yayımladığı ve Fed’den finansal teknoloji ile kripto şirketlerinin ödeme altyapısına erişim kurallarını gözden geçirmesini talep eden başkanlık kararnamesinin hemen ardından geldi.

Söz konusu kararnamede, yetkililerin finansal inovasyonlar ve dijital varlıkların geleneksel finans sistemine entegrasyonu üzerinde “aşırı külfetli” olabilecek düzenlemeleri ortadan kaldırması gerektiği belirtildi.

Başkan Donald Trump’ın oğlu Eric Trump daha önce yaptığı bir açıklamada, Trump ailesinin kripto para birimlerini aktif olarak desteklemeye başlamasının arkasındaki temel nedenlerden birinin, geleneksel bankalardaki hesaplarının kapatılması yoluyla üzerlerinde kurulan siyasi baskı olduğunu ifade etmişti.

ABD’nin en büyük bankalarından JPMorgan Chase ve Bank of America, Joe Biden yönetiminin, Fed’in ve diğer finansal düzenleyici kurumların baskıları neticesinde, 2021 yılının başlarında Beyaz Saray’dan ayrılan Donald Trump’a bankacılık hizmeti vermeyi reddetmişti.

Bu karara gerekçe olarak Kongre binası baskını etrafında yaşanan gelişmeler gösterilmişti.

2025 yılında Donald Trump’ın girişimiyle ABD’de stabil kripto paralara ilişkin “Genius Act” yasası kabul edilmişti.

Mevcut süreçte ise Beyaz Saray, kripto piyasasının genel yapısını düzenleyecek olan “Clarity Act” yasa tasarısının Kongre’den geçmesi için süreci hızlandırıyor.

Her iki yasal düzenleme de kripto şirketlerine ABD pazarında geniş imkanlar tanırken, geleneksel bankalar müşterilerinin kripto varlıklara yönelmesinden endişe duyarak bu sürece direnç göstermeyi sürdürüyor.

Amerika

ABD’de istihdam verileri açıklandı

Yayınlanma

ABD hükümet dün yaptığı açıklamada, ülkede geçen ay 57.000 yeni istihdam yaratıldığını belirtti.

Bu rakam, analistlerin tahminlerinin yaklaşık yarısı kadar.

Nisan ve mayıs aylarına ait istihdam rakamları da sırasıyla 179.000 ve 172.000’den 148.000 ve 129.000’e aşağı doğru revize edildi.

Yine de, istihdam yaratımı geçen yılki durgunluğa kıyasla artış gösteriyor: İşverenler bu yıl aylık ortalama 92.000 yeni iş yaratırken, 2025 yılının ikinci yarısında ise her ay ortalama 8.000 iş kaybedilmişti.

Bu arada, %3,5’lik ortalama ücret artışı, %4,2’lik yıllık enflasyonun gerisinde kaldı.

Geçen ay istihdamın arttığı ve azaldığı sektörler şunlar: 

  • Restoran, bar ve otel sektöründeki istihdam, Dünya Kupası’nın istihdamı artıracağı yönündeki tahminlerin aksine 61.000 azaldı. Bazı iktisatçılar bunun, düşük gelirli tüketicilerin eğlence harcamalarını kısıtladığının bir işareti olabileceğini belirtiyor.
  • İnşaat ve imalat sektörlerindeki istihdam sırasıyla 11.000 ve 3.000 kişi arttı; bu durum, devam eden yapay zeka veri merkezi inşaatlarını yansıtıyor olabilir.
  • Sağlık ve sosyal yardım sektörü, yaklaşık 47.000 yeni iş yaratarak istihdamın ana itici gücü olmaya devam etti.

İstihdam artışındaki yavaşlamaya rağmen, iş arayanların sayısındaki azalma işsizlik oranını düşük tutuyor. İşsizlik oranı, mayıs ayındaki %4,3’ten geçen ay %4,2’ye geriledi.

Bunun nedeni kısmen, çalışan veya iş arayan kişi sayısının 720.000 azalmasıydı.

Uzmanlar, daralan işgücünün sadece verilerde görülen geçici bir durum olabileceğini söylese de, bunun nedeni daha katı göçmenlik politikaları ve “baby boomer” neslinin emekli olması da olabilir.

Dün hisse senetleri başlangıçta yükseldi, zira istihdam artışındaki zayıflama, Federal Rezerv’in faiz oranlarını artırma olasılığını da zayıflatıyor. Fakat gün sonunda hisse senetleri yatay bir seyir izledi.

Bu ay içinde faiz artışı gerçekleşme olasılığı, önceki gün %28,9’dan dün %18’in altına düştü.

Okumaya Devam Et

Amerika

Peter Thiel: Papa, Çinli komünistler için çalışıyor

Yayınlanma

Peter Thiel, Papa XIV. Leo’yu yapay zeka düzenlemesi çağrısında bulunarak farkında olmadan “Çin komünist ajanı” olarak hareket etmekle suçladı.

Colorado’daki Aspen Fikir Festivali’nde yaptığı konuşmada Thiel, Demokrat Parti’de “demokratik-sosyalist bir iktidar devralımı” yaşanacağı konusunda da uyarıda bulundu.

Thiel, siyaset bilimci Francis Fukuyama ile birlikte kayıt altına alınmayan bir panelde konuşma yaptı. Gazetecilerin toplantı sırasında not almasına izin verildi.

Etkinlik sırasında Thiel, Vatikan’ı doğrudan hedef aldı ve ABD’li ilk papa olan Papa XIV. Leo’yu, yapay zekaya yönelik daha sıkı uluslararası denetim çağrısında bulunarak istemeden Çin’in çıkarlarını desteklemekle suçladı.

Mayıs ayında Leo, ilk genelgesi “Magnifica Humanitas”ta (“Muhteşem İnsanlık”) yapay zekanın “etkisiz hale getirilmesi gerektiğini” ilan etmiş ve bu teknolojiye yönelik daha kapsamlı uluslararası düzenlemeler çağrısında bulunmuştu.

Thiel, papanın mesajının bazı Amerikalıları etkileyebileceğini ama Çin’deki insanlar tarafından dikkate alınma ihtimalinin düşük olduğunu öne sürerek, bu genelgenin yapay zeka alanında “ABD ile Çin arasındaki yarış”ın yalnızca bir tarafını yavaşlatma tehlikesi taşıdığını savundu.

Thiel’e göre bu, Leo’nun “Çin komünistleri için çalıştığı” anlamına geliyor. Aspen’deki dinleyiciler, papayı bir Çin ajanı olarak nitelendiren bu sözleri kahkahalarla karşıladı.

Teknoloji milyarderi ile Vatikan arasındaki gerginlik yeni bir durum değil. Mart ayında Thiel, Roma’da, Kutsal Makam’dan sadece birkaç blok ötede, davetli katılımcılara özel Deccal üzerine bir konferans vermişti.

Thiel, “Deccal dersleri”ne Roma’da devam ediyor

Konferansların Vatikan’ı tedirgin ettiği ve iki Katolik üniversitesinin bu etkinliklerin düzenlenmesinde yer almadıklarını kamuoyuna açıklamalarına neden olduğu bildirilmişti.

Thiel, Deccal’ın bir birey olarak değil, yapay zeka veya küresel ısınma gibi varoluşsal tehditlere karşı insanlığı koruyacağına söz vererek iktidarı ele geçiren bir dünya hükümeti olarak ortaya çıkabileceğini savunuyor.

“Tarihin Sonunda İnsanlık” başlıklı Thiel ve Fukuyama’nın tartışması, ikilinin 14 yıl önce yaptıkları son tartışmadan önemli ölçüde farklıydı.

2012’de ikili, büyük ölçüde Thiel’in “teknolojik durgunluk” olarak gördüğü durumun nedenlerine odaklanmış; gelir eşitsizliği, temiz enerji teknolojisindeki başarısızlıklar ve yüksek hızlı tren gibi ABD altyapı projelerindeki tıkanıklıkları tartışmıştı.

Önceki tartışmaları iktisadi meselelere odaklanırken, bu kez ikili Batı demokrasisinin daha geniş kapsamlı kaderini daha sert ifadelerle ele aldı.

Aspen panelinde Fukuyama, en büyük tehlikenin demokrasiyi ayakta tutan kurumlardan vazgeçmek olduğunu savundu.

Thiel ise bu görüşe, söz konusu kurumların kendilerinin felç edici birer motor haline geldiğini ve on yıllardır süren teknolojik durgunluğun Batı siyasetini daha büyük bir istikrarsızlığa ittiğini öne sürerek karşı çıktı: “Siyasetin bu tuhaf şekilde çığırından çıkması bana çok derin bir şey anlatıyor.”

Fukuyama’nın, artan aşırılıkçılığa rağmen liberal demokrasinin insanlığın en iyi siyasi sistemi olmaya devam ettiği yönündeki argümanına yanıt veren Thiel, “aşırı sol” güçlerin Amerikan siyasetinde giderek daha fazla hakimiyet kurduğu konusunda uyarıda bulundu.

Thiel, “Bence Demokrat Parti’de demokratik-sosyalist bir iktidar devralma yaşanacak,” dedi.

Thiel’in bu yorumları, kendilerini demokratik sosyalist olarak tanımlayanların Demokrat Parti içinde nüfuz kazanmaya başladığı bir dönemde geldi.

Thiel, “Cumhuriyetçi Parti o kadar da önemli değil. O daha önemsiz olan parti. Demokrat Parti giderse, bu ülkenin işi biter.”

ABD Bağımsızlık Bildirgesi’ni kabul etmesinin 250. yıldönümü arifesinde Thiel, Amerikan Devrimi’nin temelden yanlış anlaşıldığını da savundu.

“Tüm bu Trump karşıtı protestolar var: krallar istemiyoruz, hukukun üstünlüğünü istiyoruz,” diyen Thiel, Amerikan Devrimi’ni Kral III. George’a karşı bir mücadele olarak değil, milletvekillerinin “totaliter” bir kontrol uyguladığı, her şeye gücü yeten İngiliz parlamentosuna karşı bir isyan olarak tanımladı.

Thiel’in anlatımına göre, ABD Anayasası, İngiltere’nin “hukukçuların tiranlıkla yönetilen iktidarı”na karşı bir düzeltme olarak tasarlandı ve başkanlık makamı, “Kral III. George’dan daha güçlü” olacak şekilde kuruldu.

Thiel, ABD’nin anayasal sistemini, durgun, kurallara bağlı bir bürokrasi olarak tanımladığı günümüz Avrupa Birliği’nin sistemiyle karşılaştırdı.

Palantir kurucusu, “AB, hukukun üstünlüğüdür. Kötü bir yapay zeka gibidir,” dedi.

Thiel, kurucu ortağı olduğu yazılım şirketi Palantir’den ve şirketin Pentagon ile ABD Göçmenlik ve Gümrük Muhafaza Dairesi dahil olmak üzere ABD federal kurumlarıyla olan yakın sözleşme ilişkilerinden bahsetti.

Ulusal güvenlik kurumlarıyla milyarlarca dolarlık iş yapmasına rağmen, şirketin “ABD derin devleti” ile “ayrılmaz bir bütün” olmadığını ileri sürdü.

Şirketin liderlerini “sadık-muhalif tipte insanlar” olarak nitelendiren Thiel, ne kendisinin ne de Palantir’in şu anki CEO’su Alex Karp’ın hükümet güvenlik iznine sahip olduğunu belirtti.

Thiel, teknoloji şirketlerinin sahip olduğu muazzam etkinin “ABD’nin gerçekten sağlıklı olan yönlerinden biri” olduğunu, çünkü bunun “bu ülkede güç merkezlerinin dağınık olduğu” anlamına geldiğini söyledi. ”

Çoklu güç merkezlerine bir örnek olarak, “AI yarışını kazanan” olarak nitelendirdiği “woke liberal bir şirket” olan yapay zeka firması Anthropic’in, Demokratları desteklemek amacıyla “2028 seçimlerini manipüle edeceği” yönünde bir iddiada bulundu.

Thiel, Anthropic’in sektör lideri yapay zeka modellerini kullanarak, Elon Musk’ın X aracılığıyla ters yönde yapabileceği her türlü ideolojik çabayı “tamamen alt edeceğini” söyledi.

Kendi “sağcı-liberter” siyasi görüşlerine rağmen Thiel, “tüm bu işin Washington’da tek bir merkezde toplanmasını istemeyeceğimiz” için, ABD’nin “Roma ya da Rusya” gibi bir durumdan ziyade birbiriyle rekabet eden güç merkezlerine sahip olmasını tercih ettiğini söyledi.

Thiel ayrıca, J.R.R. Tolkien’in Yüzüklerin Efendisi”ndeki sihirli görme taşlarından esinlenerek seçilen Palantir ismini de ele aldı.

Eleştirmenler, palantír’ın güçlerini kullanmaya çalışan karakterlerin, hikayenin baş kötü adamı Sauron tarafından manipüle edildiğini belirtiyorlar.

Thiel ise bu kişilerin Tolkien’in hikâyesini yanlış anladıklarını savundu ve “Hikâyenin sonlarına doğru palantír, iyi karakterler tarafından kullanılır,” dedi.

Thiel, “Tolkien hakkında size farklı bir hikâye anlatanlar, edebiyat açısından neden bahsettiklerini bile bilmiyorlar,” iddiasında bulundu.

Okumaya Devam Et

Amerika

ABD borsalarından yapay zeka kuşkusuyla milyarlarca dolarlık çıkış

Yayınlanma

ABD hisse senedi piyasaları, yapay zeka odaklı şirketlerin piyasa değerlemelerine yönelik artan şüphelerin etkisiyle son üç ayın en yüksek sermaye çıkışına sahne oldu. Bank of America verilerine göre yatırımcılar, 1 Temmuz ile biten haftada ABD hisse senedi fonlarından 17,2 milyar dolar çekti.

ABD hisse senedi piyasalarından son üç ayın en yüksek sermaye çıkışı yaşandı.

Yatırımcıların yapay zeka sektöründe faaliyet gösteren şirketlerin piyasa değerlemelerinin gerçekçiliğine yönelik duyduğu şüpheler, teknoloji yoğunluklu hisseler üzerinde baskı oluşturuyor.

Bloomberg’in Bank of America (BofA) verilerine dayandırdığı haberine göre, uluslararası yatırımcılar ABD hisse senetlerini Mart ayından bu yana en hızlı tempoyla elden çıkarıyor.

BofA analisti Michael Hartnett liderliğindeki uzman kadrosu tarafından hazırlanan raporda, 1 Temmuz tarihine kadarki bir haftalık süreçte ülkedeki hisse senedi fonlarından toplam 17,2 milyar dolar tutarında kaynak çekildiği aktarıldı.

Yılın ilk aylarında gözlenen yoğun sermaye girişlerinin ardından, ABD hisse senetlerine yönelik piyasa algısında belirgin bir değişim gözleniyor.

Geçen hafta itibarıyla ABD hisse senedi fonları son üç ayda ilk kez net sermaye kaybı kaydetti.

Yatırımcıların ilgisi bu süreçte alternatif pazarlara yönelirken, Japonya hisse senedi fonları 1,9 milyar dolarlık net girişle son yedi haftanın en yüksek yatırım seviyesine ulaştı.

İktisatçı Ann Pettifor: Faiz sistemi ekolojiyi tahrip ediyor

Yapay zeka teknolojileri geliştiren şirketlerin piyasa değerlerinin aşırı şişmiş olabileceğine dair artan kuşkular, mikroçip üreticilerinin hisseleri üzerinde de aşağı yönlü baskı yaratmayı sürdürüyor.

Yaşanan bu güven kaybıyla birlikte Philadelphia Yarı İletken Endeksi son iki işlem gününde yüzde 11 oranında değer kaybetti.

Hafta içinde JPMorgan Chase & Co. stratejistleri tarafından yayımlanan analizde de benzer çekinceler dile getirildi.

Yatırım bankasının uzmanları, ABD’deki yarı iletken üreticisi şirketlerin hisselerindeki güçlü seyrin, büyük ölçekli yapay zeka altyapı sağlayıcılarının performansına kıyasla sürdürülemez bir değerleme farkı yarattığı uyarısında bulundu. Raporda, bu makasın orta vadede daralmasının beklendiği ifade edildi.

Küresel ölçekte hisse senedi fonlarından gerçekleşen toplam çıkış 13,9 milyar doları bulurken, yatırım yapılabilir seviyedeki tahviller 17,2 milyar dolarlık yeni kaynak çekmeyi başardı.

Yüksek getirili tahvil fonlarına ise 3,4 milyar dolar ile son bir yılın en güçlü nakit girişi kaydedildi.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English