Bizi Takip Edin

Amerika

ABD’de suikaste kurban giden Charlie Kirk kimdir?

Yayınlanma

Muhafazakâr medya yorumcusu ve Başkan Donald Trump’ın destekçisi Charlie Kirk, dün Utah Valley Üniversitesinde bir etkinlikte konuşma yaparken vurularak öldürüldü.

Hızlı sosyal medyada yayılan vurulma anı, Kirk’ün boynuna bir kurşun isabet ettiğini gösteriyor. 

Kirk hastane kaldırıldıktan bir süre sonra hayatını kaybetti. Akşama doğru kolluk kuvvetleri “şüpheli bir kişinin” gözaltına alındığını, fakat bu kişinin daha sonra serbest bırakıldığını açıkladı. Yetkililer tarafından henüz herhangi bir neden bildirilmedi.

Trump, 31 yaşındaki Kirk’ün ölümünü sosyal medyada duyurdu ve ülke çapında bayrakların yarıya indirilmesini istedi. Başkan, Truth Social hesabında yayınlanan bir videoda, “Yıllardır radikal solcular, Charlie gibi harika Amerikalıları Nazilerle ve dünyanın en kötü katilleriyle ve suçlularıyla karşılaştırıyorlar. Bu tür söylemler, bugün ülkemizde gördüğümüz terörizmin doğrudan sorumlusudur,” dedi.

JD Vance, Kirk henüz hastanedeyken X’te takipçilerinden “dua etmelerini” söyledi ve Kirk’in “gerçekten iyi bir adam ve genç bir baba” olduğunu söyledi.

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu da bir tweet atarak “dualarının Charlie Kirk ile olduğunu” belirtti. Netanyahu daha sonra, “Charlie Kirk, gerçeği söylediği ve özgürlüğü savunduğu için öldürüldü. İsrail’in cesur bir dostu olan Kirk, yalanlarla mücadele etti ve Yahudi-Hristiyan medeniyetini savunmak için dik durdu. Onunla sadece iki hafta önce konuştum ve onu İsrail’e davet ettim. Ne yazık ki, bu ziyaret gerçekleşmeyecek,” dedi.

Aleksandr Dugin ise Kirk’ü vuranın “Soros” olduğunu ileri sürdü. Sağcı İsrail Kamu Güvenliği Bakanı Itamar Ben-Gvir ise, “Küresel sol ve radikal İslam arasındaki işbirliği, günümüz insanlığı için en büyük tehlikedir. Charlie Kirk bu tehlikeyi gördü ve uyarıda bulundu. Ancak aşağılık bir katilin kurşunları onu vurdu. İsrail’e desteğin ve daha iyi bir dünya için verdiğin mücadele için teşekkürler, Charlie,” diye yazdı.

Birçok aşırı sağcı influencer ve Cumhuriyetçi yetkili de, saldırıyı gerçekleştirenlerin “solcular” olduğunu ileri sürdü. Bazı aşırılıkçı gruplarda üyeler iç savaş ve şiddetli intikam çağrısında bulundu. Influencer ve muhafazakâr Alex Jones, Infowars kanalındaki canlı yayında “Bu bir savaş, bu bir savaş, bu bir savaş” dedi.

6 Ocak 2021’de Kongre Binasında yaşanan isyanla ilgili olarak isyan komplosu suçundan aldığı hapis cezasını bu yılın başlarında Trump tarafından hafifletilen Oath Keeper kurucusu Stewart Rhodes, Infowars’ta Kirk gibi şahsiyetlere kamu güvenliği sağlamak için milis grubunu yeniden faaliyete geçirme zamanının geldiğini duyurdu.

Rhodes daha sonra Trump’a, silahlı saldırının ardından “doğru olanı, gerekli olanı yapması” ve “İsyan Yasasını yürürlüğe koyması” çağrısında bulundu.

Rhodes, “Bu ülkedeki solun, ABD yasalarına karşı açıkça isyan halinde olduğunu, isyan çıkardığını, bir işgale yardım ve yataklık ettiğini ve federal yasaların uygulanmasını engellediğini ilan etmelisiniz,” dedi.

X’in Elon Musk, “Sol, cinayet partisidir,” diye yazdı ve ardından, Kirk gibi sağcı figürlere karşı insanları radikalleştiren “solcu ana akım medya ve Gavin Newsom gibi figürler”i suçlayan bir gönderiyi alıntılayarak, “Aynen öyle” dedi.

Andrew Tate gibi figürler ise sosyal medya üzerinden “iç savaş” temalı gönderilere başladılar.

Barack Obama, Joe Biden ve Kamala Harris dahil olmak üzere ideolojik yelpazenin diğer önemli siyasi figürleri de silahlı saldırıyı ve siyasi şiddeti kınadı.

Kirk, 2012 yılında, henüz on sekiz yaşındayken, gençlere odaklanan sağcı-muhafazakâr bir “kâr amacı gütmeyen kuruluş” olan Turning Point USA’i kurdu. Amerika’yı Yeniden Büyük Yap (MAGA) hareketi ile Cumhuriyetçi siyasette önemli bir rol oynayan Kirk hakkında New Yorker muhabiri Antonia Hitchens, “Bir muhabir olarak, siyasi katılımlarını, yani ülkeye olan bağlılıklarını Turning Point’e borçlu olduğunu söyleyen sayısız insanla tanıştım,” diye yazıyor.

2022’den bir New York Times haberi de bu etkiyi doğrular gibi görünüyor. JD Vance, kariyerine bir Trump karşıtı olarak başlamışken, ara seçimlerde Ohio’dan senatör seçilmesini ve MAGA hareketine dahil olmasını sağlayan isimler arasında Palantir’in kurucusu Peter Thiel’in yanı sıra, Vance’i Trump’ın danışmanı Andy Surabian ile tanıştıran Charlie Kirk de yer alıyor. JD Vance, senatörlüğü kazandıktan sonra yaptığı zafer konuşmasında Donald Trump ve Donald Trump Jr.’ın yanı sıra Charlie Kirk ve Tucker Carlson’a teşekkür ediyordu.

Hitchens, 2024 seçimlerinde Kirk’ün kuruluşunun iştiraki “Turning Point Action”ın, Arizona ve diğer kararsız eyaletlerde kapı kapı dolaşıp Cumhuriyetçilerin oylarını toplayarak büyük bir rol oynadığına işaret ediyor. Turning Point, Siyasi Eylem Komitesi (PAC) aracılığıyla da Trump’a önemli meblağlarda bağış topladı.

Dahası, Kirk’ün geçen sonbaharda, Pentagon ve istihbarat kurumlarında üst düzey pozisyonlara atanacak adaylara “sadakat testleri” uygulamakla görevlendirilen bir avuç Trump yanlısından biri olduğu haberlere konu olmuştu.

Kirk ayrıca, Başkan Trump’ın ABD’deki askeri akademilerin yönetim kurullarına atadığı sadık kişilerden biriydi. Kirk, Hava Kuvvetleri Akademisinin Mütevelli Heyetine atandı. Bu kurul, akademinin müfredatı ve öğretimini incelemekle görevli.

Kirk’ün atanması özellikle ironik bulunuyor; çünkü, 2012 yılında Chicago’daki Wheeling Lisesinden mezun olan Kirk, West Point Askeri Akademisinden ret yemesi üzerine şu anda başında bulunduğu sağcı harekete yönelmişti. West Point’e kabul alamayan Kirk, reddedilmesinin nedeninin “farklı cinsiyetten ve farklı görüşlere sahip, çok daha az nitelikli bir adayın” tercih edilmesi olduğunu iddia etti.

Öncesinde Kirk hakkında hazırlanan profillere göre babası kendi şirketi olan bir mimardı. “Orta sınıf lüks konutlar” tasarlayıp inşa ederken, Kirk’ün annesi de Chicago Mercantile Exchange’de ticaret yapıyordu.

Görünen o ki, 2008 krizi ve bunun sonucunda bankaların federal hükümet tarafından kurtarılması, Kirk’ün ailesinin işlerini etkilediği gibi sonraki gelişimi üzerinde de hayli etkili oldu.

Devletin ekonomiye müdahalesine itiraz eden Kirk’ün Reagan ekonomisi, serbest piyasa gurusu Milton Friedman’ın çalışmaları ve silah hakları gibi meseleler üzerine eğilmeye başladı.

Kirk son sınıfa girdiğinde, Çay Partisi yükselişteydi. Stanford sosyoloğu Robb Willer, 2016 yılında yaptığı bir araştırmada, Çay Partisinin yükselişinin, Obama’nın seçilmesi ve 2008 yılındaki iktisadi eğilimlerle birlikte “Amerika Birleşik Devletleri’ndeki beyazların göreceli ‘ırksal konumu’” ile doğrudan bağlantılı olduğunu gösteriyor.

Nitekim ölmeden önce Jubilee YouTube kanalında “25 liberal üniversite öğrencisi 1 muhafazakârı alt edebilir mi?” başlıklı bir programa katılarak “woke” üniversite öğrencilerini “alt etmeye” çalışan Kirk, burada siyahların kölelik ve segregasyon döneminde daha iyi yaşadığını iddia etmişti.

Lise son sınıf öğrencisiyken Kirk, toplantılara katılmaya ve 71 yaşındaki Bill Montgomery gibi sağcı siyasi aktivistlerle takılmaya başladı. Montgomery, birkaç ay sonra Kirk’ün Turning Point USA’i kurmasına da yardımcı olacaktı.

Ayrıca son sınıfta Kirk, Breitbart için bir görüş yazısı yazdı ve bu yazısı sayesinde Fox News’e mülakat verdi.

Beyaz milliyetçiliği ile Hıristiyan milliyetçiliği arasında salınan Kirk ve TPUSA, 6 Ocak 2021’deki Kongre baskınından sadece birkaç ay sonra, artık “partizan olmayan tartışma, diyalog ve müzakere yoluyla mali sorumluluk, serbest piyasa ve kapitalizm” üzerine odaklanmayacağını ilan ediyor, bunun yerine kendine yeni bir misyon tarif ediyordu:

“Amerikan İstisnacılığı ve olumlu eylem ruhuna dayanan bilinçli sivil ve kültürel katılımı güçlendirmek. Turning Point USA, vatandaşlara bilgi, beceri, değerler ve motivasyon geliştirme konusunda rehberlik ederek, vatanseverlik, yaşama saygı, özgürlük, aile ve mali sorumluluk gibi geleneksel Amerikan değerlerini geri kazanmak için topluluklarına anlamlı bir şekilde katılabilmelerini sağlar.”

2023 yılında vergi beyanı sırasında doldurduğu misyon açıklamasında ise, TPUSA Faith’in (İnanç) hedefini “Amerika’da seküler totalitarizme karşı direnmek, kiliseden woke’luğu ortadan kaldırmak, güçlü kiliselerin yükselişine ilham vermek ve inananları özgürlük için savaşma konusundaki İncil’deki sorumluluklarına uyandırmak için başlatılan bir hareket” olarak tanımlıyordu.

30 Haziran 2023 tarihinde sona eren TPUSA Faith’in giderleri toplamda 13 milyon dolardan fazla oldu ve kuruluş, 2.400 kilise ve 6.000 papazla “koordinasyon” sağladı ve bu kiliseleri ve papazları hedefleyen zirvelere ve yuvarlak masa toplantılarına katıldı.

Evangelist bir Hıristiyan olan Kirk, açıkça İsrail yanlısıydı ve sık sık üniversite öğrencileri ve diğer kişilerle Gazze işgalini tartışıyordu. Turning Point USA de İsrail yanlısı kuruluşlarla bağlarını sürdürmüş ve konferanslarında düzenli olarak İsrail yanlısı konuşmacıları ağırlamıştı.

Kirk, kendisi de İsrail’e seyahat etmiş ve 2018’de ABD büyükelçiliğinin Kudüs’e taşınması da dahil olmak üzere Trump’ın İsrail’e yönelik politikalarını övmüştü.

İsrail’e yaptığı ziyaretleri “ufuk açıcı” olarak nitelendiren Kirk, ikinci gezisi sırasında Kudüs’teki bir barda kalabalığa seslenerek, “Ben İsrail’i çok destekliyorum, evanjelik bir Hristiyanım, muhafazakârım, Trump destekçisiyim, Cumhuriyetçiyim ve hayatım boyunca İsrail’i savundum,” demişti.

Kirk, İsrail ve diğer konularla ilgili tartışmalarında zaman zaman “antisemitizme kayma” eleştirilerine de maruz kaldı. Ekim 2023’te, Aksa Tufanı operasyonundan sadece birkaç gün sonra, Kirk, Amerikan üniversitelerine yapılan Yahudi hayırsever yardımlarının “antisemitleri yetiştiren ve soykırımcı katilleri destekleyen kurumları destekleyerek kendi yok oluşunu sübvanse etmek” şeklinde eleştirince tartışmalara yol açmıştı.

Haftalar sonra “The Charlie Kirk Show” programında, Yahudilerin “sadece üniversiteleri değil, kâr amacı gütmeyen kuruluşları, filmleri, Hollywood’u, her şeyi” kontrol ettiğini de söylemişti.

Ertesi ay, Kirk, Elon Musk’ın “Büyük İkame” teorisine atıfta bulunan bir kullanıcıya “Gerçekleri söyledin” yanıtını vermesinden sonra, programında Musk’ı savundu ve Yahudilerin, ABD’ye gelen göçmenlerin “onları pek sevmediklerini” fark etmeye başladıklarını yazdı.

Kirk programında, “Yahudi toplulukları, insanların kendilerine karşı kullanmayı bırakmasını istediklerini iddia ettikleri türden bir nefreti beyazlara karşı teşvik ediyorlar,” dedi ve daha sonra “beyaz karşıtlığının felsefi temeli büyük ölçüde ülkedeki Yahudi bağışçılar tarafından finanse edildiğini” savundu.

Kirk’ün beyaz Amerikalıların statüsünün aşınması konusundaki endişeleri, politikasının merkezinde yer alıyordu. Ayrıca, “Marksizm” olarak adlandırdığı şey, silah haklarını kısıtlama çabaları ve transseksüel kişilere karşı da sert eleştirilerde bulunuyordu. Vurulduğu sırada da transseksüel kişilerle ilgili bir soruya cevap veriyordu.

Nisan 2024’te, İsrail’e karşı Filistin yanlısı protestolar Amerikan kampüslerine yayılırken, Kirk Cumhuriyetçilerin sert önlemlerini destekledi ve onları “beyazlara karşı kurumsal nefret” olarak adlandırdığı şeyle de yüzleşmeye çağırdı.

Kirk, “Yahudi nefretine karşı Cumhuriyetçi Partinin gösterdiği birlikteliği çok beğeniyorum. Amerika’da buna yer yok. Kampüste beyazlara karşı kurumsal nefret konusunda da aynı birlikteliği sağlayabilir miyiz? Bu, antisemitizmden bile daha köklü bir sorun,” demişti.

Kirk ayrıca İsrail’in Gazze’de devam eden işgalini sık sık savundu. Temmuz ayında, X’te yayınlanan programından bir bölümü paylaşarak, İsrail devletini “Filistinlileri aç bıraktığı iddialarına karşı” savundu.

Amerika

ABD, “Havana sendromu” mağdurlarına 3 milyon dolar ödedi

Yayınlanma

ABD ordusu ve istihbarat personeli, gizemli “Havana sendromu” rahatsızlığı sebebiyle ilk kez resmi tazminat aldı. Pentagon, sinirsel saldırı mağdurları için çıkarılan yasa kapsamında yaklaşık 3 milyon dolar ödeme yapıldığını duyurdu. Diplomatlar ve ajanlarda görülen bu rahatsızlığın nedeni üzerindeki araştırmalar ise sürüyor.

ABD yönetimi, diplomatlar ve istihbarat görevlileri arasında görülen ve “Havana sendromu” olarak adlandırılan gizemli rahatsızlığın mağdurlarına ilk kez resmi tazminat ödemesi yaptı.

ABD Savaş Bakanlığı (Pentagon), “Nörolojik Saldırı Mağduru Amerikalılara Yardım Yasası” (HAVANA) kapsamında hak sahiplerine toplamda yaklaşık 3 milyon dolar ödeme yapıldığını bildirdi.

Pentagon’dan konuya ilişkin yapılan açıklamada, bakanlığın zarar gören personele yardım ulaştırılması konusuna öncelik verdiği vurgulandı.

Açıklamada, “Bakanlık, etkilenen personele destek vermeyi öncelik haline getirdi ve herhangi bir başkanlık yönetimi döneminde HAVANA Yasası kapsamında yapılan ilk ödemeler olarak yaklaşık 3 milyon dolar tazminat dağıttı” ifadelerine yer verildi.

Savaş Bakanlığı, anormal tıbbi vakaları inceleyen departmanlar arası çalışma grubunu temel alarak yönlendirilmiş enerjinin biyolojik etkilerini araştıracak yeni bir ihtisas grubu kurulduğunu da duyurdu.

Açıklamada ayrıca, “Bakanlık, doğrulanmış sonuçlar elde etmek, mağdurların tedavisini iyileştirmek ve dinamik harekat ortamına uyum sağlamak amacıyla şeffaflık ile bilimsel dürüstlüğe odaklanmaya devam edecek” değerlendirmesi aktarıldı.

İlk vakalar Küba’da kaydedildi

Söz konusu rahatsızlık, ilk kez 2016 yılında Küba’da görev yapan Amerikalı diplomatlarda görülmesi nedeniyle “Havana sendromu” adını aldı.

Bölgedeki personel; ani baş ağrısı, işitme ve görme kaybı, denge bozukluğu ile mide bulantısı gibi şikayetlerle tıbbi yardım talep etti. Yapılan klinik muayenelerde, bazı çalışanlarda hafif beyin travması ve merkezi sinir sistemi hasarı saptandı.

Benzer semptomlar, 2018 yılında Çin’deki bir ABD’li diplomat üzerinde de görüldü. Amerikan medyasından The Wall Street Journal gazetesinin haberine göre, 2021 yılında Almanya’daki Amerikalı diplomatlar da aynı rahatsızlığı yaşadıklarını bildirdi.

Gazete aynı yıl, bir CIA personelinin de benzer şikayetler nedeniyle Sırbistan’dan tahliye edildiğini yazdı.

Cihaz iddiaları ve istihbarat raporları

CNN televizyonunun 13 Ocak tarihli haberine göre Pentagon, “Havana sendromu” yaratma kapasitesine sahip olduğu değerlendirilen gizli bir cihazı bir yılı aşkın süredir test ediyor.

Gizli bir operasyonla ele geçirildiği belirtilen ve sırt çantasına sığabilecek büyüklükte olan bu cihazın, darbeli radyo dalgaları ürettiği ifade ediliyor.

Televizyon kanalına konuşan ve konuya aşina kaynaklar, bazı hükümet yetkilileri ile bilim insanlarının bu dalgaları rahatsızlığın temel nedeni olarak gördüğünü kaydetti. Aynı kaynaklar, cihazın Rus yapımı parçalar içerdiğini ancak tamamen Rusya üretimi olmadığını öne sürdü.

Öte yandan, ABD istihbarat topluluğunda konuya ilişkin ciddi bir görüş ayrılığı yaşandığı kaydediliyor. Bloomberg’in aktardığı bilgilere göre, Ocak 2025’te yedi ABD istihbarat kurumundan beşi, söz konusu vakaların arkasında Washington karşıtı yabancı güçlerin bulunması ihtimalini “son derece düşük” gördü. Diğer iki istihbarat teşkilatı ise olaylardan yabancı servislerin sorumlu olabileceğini değerlendiriyor.

Okumaya Devam Et

Amerika

Lindsey Graham’a muhtaç olan sistem

Yayınlanma

Thomas Karat, davranış analisti

Senatör cumartesi gecesi, yetmiş bir yaşında, beşinci dönem seçimi için yürüttüğü kampanyanın tam ortasında, aort yırtılması nedeniyle yaşamını yitirdi. İletişim direktörü, adli tabibin ilk bulgularını aktardı: damar sertliğine bağlı kardiyovasküler hastalığın bir sonucu olarak, vücudun en büyük atardamarında meydana gelen bir yırtılma. Övgü dolu anma mesajlarının ulaşması birkaç saati bulmadı. Trump onu gerçek bir Amerikan vatanseveri olarak andı. Kendisiyle henüz geçen hafta iki kez görüşen Volodimir Zelenski, en çok ihtiyaç duyulan anda yanlarında duran bir dost olarak tanımladı. Mark Rutte ve Binyamin Netanyahu da kendi mesajlarını paylaştı. Silahlı Hizmetler Komitesi Başkanı Roger Wicker, Graham’ın Birleşik Devletler’in iç ve dış politikası üzerindeki etkisini tarif etmeye kelimelerin yetmeyeceğini belirtti.

Kelimeler var elbet. Vefat yazıları yanlış olanları seçti ve bunu yaparken, böyle bir adam hakkında sorulması gereken yegane soruyu ıskaladı. Mesele inançlarında samimi olup olmadığı değil -ki insanı tüketecek kadar samimiydi-; asıl mesele, her dış krize verdiği refleksif yanıt askeri güçten ibaret olan bir senatörün, bu fikrini hayata geçirmesine olanak tanıyan komite üyeliklerini, ekran sürelerini ve dört farklı başkanın yakınlığını yirmi üç yıl boyunca nasıl elinde tutabildiğidir. Graham, sistemin kerhen katlandığı bir sapma değildi. Aksine, işlevsel olduğu için bizzat sistem tarafından üretilen, pazarlanan ve stokta tutulan bir üründü.

Kariyerinin genel hatlarına bir bakın. Mart 2003’te, Bağdat’a bombalar yağarken Graham ülkeye, geçmişteki görüş ayrılıklarının yerini bu girişimi sonuna kadar götürme yönünde ortak bir kararlılığa bırakması gerektiğini söylüyordu. O gün onayladığı savaş, en ihtiyatlı doğrudan ölüm tahminlerine göre bile çeyrek milyondan fazla Iraklı sivilin hayatına mal oldu, IŞİD’e dönüşecek isyanı doğurdu ve geride harabeye dönmüş bir ülke bıraktı. Bundan hiçbir ders çıkarmadı. Libya 2011’de parçalanıp savaş ağalarının eline bırakıldığında müdahaleyi desteklemişti. Suriye bölündüğünde daha derin bir askeri müdahale istemişti. Yirmi yıl boyunca koca bir coğrafya harap olurken, Graham’ın her yıkıma verdiği karşılık bir sonrakinin menzilini belirlemek oldu.

Bu yılın şubat ayına gelindiğinde, o sonraki hedef artık İran’dı. Ayın yirmi altısında Graham, Senato antetli kağıdıyla, bugün okunduğunda apaçık bırakılmış bir itirafı andıran bir yazı kaleme aldı. Yazısında İran’ın bir “Berlin Duvarı anı” yaşadığını öne sürüyordu. Rejim 1979’dan bu yana en zayıf dönemindeydi ve nihai temennisi bir rejim değişikliğinin gerçekleşmesiydi. Kendi ifadesiyle, 7 Ekim saldırılarını “bir umut ışığı” olarak nitelendirdi; zira ardından gelen İsrail harekâtı İran’ın askeri gücünü yıpratmıştı. Halihazırda yürütülen bir bombalama kampanyasını övdüğü aynı paragraflarda, Trump’ı savaş değil barış peşinde koştuğu için yüceltiyordu. Bu hava saldırılarının bir adı vardı: Gece Yarısı Çekici Harekâtı. Graham bunu, Ortadoğu’da bin yılı aşkın süredir barış ve refah için ortaya çıkan en büyük fırsat olarak adlandırıyordu.

Asıl niyetini ise hava saldırıları başlamadan iki haftadan kısa bir süre önce, 16 Şubat’ta Tel Aviv’de gazetecilere açıkça söyledi. Birleşik Devletler, bölgedeki en büyük devlet destekli terör odağını tasfiye etmenin eşiğindeydi. Savaşın ilk günlerinde çıktığı Fox News ekranlarında ise bilançoyu en çıplak haliyle sundu: Rejim çöktüğünde yeni bir Ortadoğu kurulacağını ve Birleşik Devletler’in muazzam miktarda para kazanacağını belirtti. Venezuela ve İran’ın dünyada bilinen petrol rezervlerinin neredeyse üçte birine sahip olduğuna dikkat çekerek, bu girişimin amacının söz konusu rezervlerle ortaklık kurmak olduğunu kaydetti. Gayrimenkul işlemine indirgenmiş bir rejim değişikliği. Yazdığına göre, tüm bunların ulaşılabilir olduğunu ve Birleşik Devletler’e olağanüstü fayda sağlayacağını teyit etmek amacıyla bir önceki hafta İsrail, BAE ve Suudi Arabistan’ı ziyaret etmişti. Haftalar önce de Mossad ile görüşmüş, gazetecilere onların kendisine kendi hükümetinin bile söylemeyeceği şeyleri anlatacağını aktarmıştı.

Tüm bunların ona en ufak bir bedeli olmadı. Vefat yazılarının bir türlü yüzleşemediği kısım da bu; çünkü bunu görmek, o yazıları kaleme alan kurumları da itham etmek anlamına geliyor. Siyasi kariyeri boyunca Amerikan askeri gücünün yaratacağı sonuçlar konusunda sürekli yanılan -Irak’ta yanılan, Libya’da yanılan, yıkılmasına önayak olduğu her rejimin ardından ne geleceği konusunda hep haksız çıkan- bir senatör, bu yüzden hiçbir zaman rütbe kaybetmedi. Aksine, terfi ettirildi. Görev aldığı komitelerin dökümü, bu hikayeyi olabilecek en kuru dille özetliyor. Yıllarca Silahlı Hizmetler Komitesi’nde yer aldı ve oradan Senato’ya, orduya duyulan sevginin hiçbir şey satın almadığını, asıl önemli olanın bütçe tahsisatları olduğunu, bütçe konusunda endişelenen meslektaşlarının ise gerçeklerden kopuk yaşadığını vaaz etti. Hayata gözlerini yumduğunda, Bütçe Komitesi’ne başkanlık ediyor ve Ödenekler Komitesi’nde yer alıyordu; yani rakamları belirleyen ve harcamaları onaylayan kurullarda. Çıkabilecek her savaşı canıgönülden isteyen bu adam, tekrar tekrar o savaşların faturasını ödeyen komitelere yerleştirildi.

Paranın izini sürdüğünüzde resim daha da netleşiyor. Federal Seçim Komisyonu kayıtlarında belgelenen kariyeri boyunca Graham’ın bağışçıları, onun savunduğu tezlerin işaret ettiği yerlerde kümelendi. Savunma sanayii devleri -uçak, füze ve silah sistemlerini üretenler- parayı onun komitelerine ve siyasi eylem komitelerine (PAC) akıttı. Kariyeri boyunca aldığı toplam bağış miktarının detayları, otomatik doğrulamayı engelleyen bir ödeme duvarının arkasında kaldığı için bu yazıda kesin bir rakama yer verilmiyor. Ancak bu döngüyü okumak için kesin bir sayıya ihtiyaç yok. Her silah sistemini onaylayan, savunma harcamalarındaki yetersizliği acil durum ilan eden ve askeri bütçenin kısılmasını ahlaki bir başarısızlık olarak gören bir senatör, o silahları üretenler için yatırıma değer bir isimdir. Yapılan katkılar birer rüşvet değildi. Zaten buna gerek de yoktu. Bunlar, zaten bu fikirlere canıgönülden inanan ve bu inancı kazançlı sözleşmelere dönüştürebilecek bir koltukta oturan bir adama yapılan yatırımlardı.

Bu çarkı tamamlayan ise medya oldu. Graham’ın pazar programlarının ve haber kanallarındaki kulislerin vazgeçilmez siması olmasının bilgece duruşuyla hiçbir ilgisi yoktu; her şey tamamen yayın formatıyla alakalıydı. Akılda kalıcı demeçler vermesi, her an yayına hazır bulunması ve istikrarlı bir şahin duruşu sergilemesi, onu doğruluk yerine kesinliği, derinlemesine düşünme yerine çatışmayı ödüllendiren programlar için biçilmiş kaftan haline getirdi. Bu akış çift yönlü işliyordu. Ekran süresi onu ulusal bir figüre dönüştürdü, ulusal bir figür olmak ise ona daha fazla ekran süresi kazandırdı. Tüm bu mekanizma, güya sadece aktardığını iddia ettiği gerilimi bizzat besledi ve ödüllendirdi. Herhangi bir saldırıda parmağı olup olmadığına bakılmaksızın İran’ın bombalanması çağrısında bulunup İsrail’e işi bitirme çağrısı yaptığında, bu sözleri yurt dışında infiale yol açarken yurt içinde yeni televizyon davetlerini beraberinde getirdi. Savaş şahinleri pazarı oldukça genişti ve o da bu pazarın arzını sağlıyordu.

Graham’ı bu denli kalıcı kılan şey, fikirlerinin hiçbir zaman bir düşünce meydanında sınanmak zorunda kalmaması, sadece onları barındıran kurumların müsamahasına ihtiyaç duymasıydı. 2015 yılında Trump’ı ırkçı, yabancı düşmanı bir yobaz ve ahmak olarak nitelendirirken, onun ikinci başkanlık dönemine gelindiğinde en sadık savunucularından biri olmuştu; zira güce yakın olmanın, o gücü elinde tutan kişinin niteliğinden çok daha önemli olduğunu keşfetmişti. Hava saldırılarına ilişkin haberlere göre, bu yılki savaşı tetikleyen o ikna konuşması golf sahasında yapılmıştı. Graham, Trump’a İran’ın onun istediği her şeyi baltalayan bir unsur olduğunu söylemiş, “Rejimi çökertirseniz, bu adeta Berlin Duvarı’nın yıkılışı gibi bir etki yaratır” demişti. Başkan ikna oldu. Bombalar yağdı. Bir gazeteci Graham’a “ertesi günün” planının ne olduğunu sorduğunda -ki bu soru Irak tecrübesinden sonra Washington’daki her şahinin zihnine kazınmış olmalıydı- bunun kendi işi olmadığını söyledi. İran’ın geleceğine ancak İran halkının karar vereceğini belirtti. Savaşı o istemişti; faturasını ödemek ise başkalarına kalmıştı.

Anlaşma zaten hep buydu. Savaşları savunmak onun işiydi, ama sorumluluğunu üstlenmek hiçbir zaman ona düşmedi. Sabah programlarına çıkıp savaş çığırtkanlığı yapar, bütçe komitelerinde oturup onları fonlar, bu işten kâr sağlayan şirketlerin parasını alır ve bu girişimler yeni bir felakete dönüştüğünde yine televizyona çıkıp bir sonrakini talep ederdi. Geride bıraktığı yıkım, onun itibarını zedelemek bir yana dursun, adeta daha da pekiştirirdi. Bu, sıra dışı bir figürün portresi değil. Bu, insan çehresine bürünmüş bir çıkar ve teşvik mekanizmasının biyografisidir.

Öldüğünde, koltuğu çoktan hareket halindeydi. Cenazesi bile kalkmadan, birkaç saat içinde haberlerin seyri değişti; tartışmalar yerine kimin geleceğine, geçici bir halef atayacak olan valiye ve onun yokluğunun her bir oyu hesaplayan Cumhuriyetçi çoğunluk üzerindeki etkisine odaklandı. Trump, NBC’ye aklında zaten bir isim olduğunu söyledi. Lindsey Graham’ı var eden o makine, onun yasını tutmak için bir an olsun duraksamadı. Boşalan yeri doldurmak için derhal çalışmaya başladı; çünkü işgal ettiği makam hiçbir zaman bizzat o şahısla ilgili değildi. Mesele, o koltukta onun söylediklerini yineleyecek birinin oturmasını sağlamaktı. Bu göreve aday olacakların sayısı hiç de az değil. İşte vefat ilanlarının size hissettirmemek için çabaladığı asıl dehşet verici gerçek bu: O gitti, ama onu yaratan düzen aynen yerinde duruyor.

***

Çok uluslu teknoloji şirketlerinde uzun yıllar çalışan davranış analisti Thomas Karat, yüksek lisans derecesini Manchester Metropolitan Üniversitesi Fen ve İletişim bölümünden aldı. Güç dinamiklerindeki dil psikolojisi üzerine çalışmalar yürüten Karat’ın lisansüstü tezi, yüksek riskli iş müzakerelerindeki dilsel aldatma belirtilerini inceliyor. SaltCubeAnalytics adlı YouTube podcast’inin sunuculuğunu yapan yazar, karat.substack.com adresinde yazıyor.

Okumaya Devam Et

Amerika

Veri merkezleri ABD’li valilik adaylarının hedefinde

Yayınlanma

Yapay zekanın hızla yayılmasıyla inşa edilen devasa veri merkezleri, ABD genelindeki valilik yarışlarında adaylar için en kritik tartışma noktalarından biri haline geliyor. Artan enerji maliyetleri, arazi kullanımı ve çevreye etkiler seçmen nezdinde endişe yaratırken, adaylar eski kararlarını gözden geçirmek veya yeni kısıtlamalar vadetmek zorunda kalıyor.

Yapay zeka altyapısının fiziki temelini oluşturan devasa veri merkezlerine yönelik toplumsal tepki, valilik seçimlerinde yarışan adayları zor durumda bırakıyor.

Bu dev tesislerin varlığı, seçim pusulalarındaki pek çok yarışta en hararetli tartışma konularından biri haline geliyor.

Görevdeki valiler ve onların yerine geçmeyi hedefleyen rakipler, Amerikalıların yapay zeka hakkındaki artan endişeleriyle birlikte, veri merkezlerinin inşasından kaynaklanan enerji fiyatları ve arazi kullanımı korkularıyla da mücadele etmek zorunda kalıyor.

Yapay zeka modellerini, sistemlerini ve diğer teknolojileri çalıştırmak için kullanılan geniş alanlara yayılmış bu binalar, yapay zekanın hızlı gelişiminin somut olarak görülebildiği nadir alanlar arasında yer alıyor.

Teknoloji ve siyasetin kesişim noktasına odaklanan Silverman Strategy Group kurucusu Sam Silverman konu hakkında yaptığı değerlendirmede, “Çabalasanız bile bundan daha kolay bir siyasi hedef icat edemezdiniz” dedi. Silverman, stratejide devasa değişiklikler yapılmadığı takdirde bu durumun daha da kötüleşeceğini kaydetti.

En son Demokrat Temsilci Pat Ryan ile çalışan Silverman, “Genel olarak teknoloji iyimseriyim ancak kendi bölgesinde aktif olarak veri merkezi taraftarı bir kampanya yürüten herkese bunun seçimsel bir hata olduğunu söylerim” ifadelerini kullandı.

Eyaletlerde veri merkezlerine yönelik tartışmalar giderek büyüyor. Eyalet milletvekilleri, bu tesislerin çevresel ve ekonomik etkileriyle mücadele etmek amacıyla geçici durdurma kararları veya daha sıkı düzenlemeler getirilmesi yönünde adımlar atıyor.

Adaylar da seçmenlerin desteğini kazanmak için bu hareketlilikten faydalanıyor ya da yapay zeka altyapısına daha önce verdikleri desteklerden geri adım atıyor.

Silverman, valilik yarışlarının bu politikaların pratikte ilk kez ciddi şekilde sınandığı yerler olduğunu belirtiyor.

ABD’de veri merkezlerine “dur” deme arayışı

Pennsylvania

Pennsylvania valilik yarışı bu yeni dinamiğin en net görüldüğü yerlerden biri olarak öne çıkıyor. Demokrat Vali Josh Shapiro, Cumhuriyetçi Pennsylvania Saymanı Stacy Garrity karşısında zorlu bir sınav veriyor.

Gelecekte 2028 Demokrat başkan adaylığı için adı geçen isimlerden biri olan Shapiro, geçen yıl eyaletteki yeni Amazon veri merkezi projesini memnuniyetle karşıladıktan sonra, o tarihten bu yana daha temkinli bir yaklaşım sergiliyor.

Shapiro, mayıs ayında valiliğin Sorumlu Altyapı Geliştirme girişimi (GRID) olarak adlandırılan ve veri merkezlerine yönelik yasal sınırları belirleyen bir çerçeve plan açıkladı.

Geçen ay Pennsylvania Temsilciler Meclisinden geçen bu önlem, veri merkezi geliştiricilerinin elektrik maliyetlerini tüketicilerin üstlenmesini önlemek için kendi enerji üretimlerini finanse etmelerini ve planları konusunda yerel topluluklara karşı şeffaf olmalarını zorunlu kılıyor.

Düzenleme ayrıca veri merkezlerinin, belirli sayıda yeni istihdam güvencesi vermelerini ve çevreyi koruma taahhütlerini içeren toplumsal fayda sözleşmeleri imzalamak üzere belediyelerle işbirliği yapmasını talep ediyor.

Shapiro’nun seçim kampanyası sözcüsü Manuel Bonder, eyalet senatosundan da geçmesi gereken bu çerçevenin, valinin yerel topluluk, sendika ve çevre liderleriyle yürüttüğü çalışmalar doğrultusunda tasarlandığını ifade etti.

Vali, bu planı Amazon’un eyalet genelinde çok sayıda bulut bilişim ve yapay zeka kampüsü kurmak üzere en az 20 milyar dolarlık yatırım yapacağını duyurmasından bir yıldan kısa bir süre sonra hayata geçirdi.

Yeniden seçim yarışında açık ara önde olan Shapiro, bu projenin ardından dengeli bir politika izlemeye çalışıyor. Pennsylvania’nın büyük projeler için rekabet ettiğini ve inovasyona öncülük ettiğini belirten Bonder, Shapiro’nun sıkı standartlar belirlemeye, projelerin topluma fayda sağlamasına ve eyalet sakinlerine ek maliyet getirmemesine odaklandığını aktardı.

Buna rağmen rakibi Garrity, seçim kampanyasında Shapiro’nun bu projeye verdiği desteği hedef almayı sürdürüyor.

Garrity yaptığı açıklamada, “Bir yıldan kısa bir süre önce Josh Shapiro, Pennsylvania’da sınırsız veri merkezi gelişiminin en büyük amigo kızlığını yapıyordu ancak gördüğümüz üzere yerel topluluklara hiçbir liderlik göstermedi ve neredeyse hiç bilgi vermedi” diyerek hazırlanan çerçevenin sadece gönüllülük esasına dayandığına işaret etti.

Bununla birlikte Garrity de seçimler yaklaştıkça veri merkezlerine yönelik görüşlerini değiştirdi. Eyalet saymanı, o dönemde Amazon projesini övmüş ve daha sonra Pennsylvania’nın veri merkezi gelişiminde geri kaldığını savunarak kuralların esnetilmesini talep etmişti.

Geçen hafta ise yönünü değiştiren Garrity, yerel, bölge ve eyalet liderleriyle gerçekleştirdiği bir toplantıda veri merkezi geliştirme çalışmalarına ara verilmesi çağrısında bulundu.

Lehigh Üniversitesinde görev yapan siyaset bilimci Christopher Borick, valilik yarışının seçilmiş yetkililerin veri merkezleri konusundaki söylemlerini ve politikalarını ne kadar sert bir biçimde yeniden yapılandırmak zorunda kaldıklarını gösterdiğini ifade etti.

Borick, pek çok yetkilinin ve yeniden seçilmek için yarışan adayın bu konuda aceleci davrandığını ve kendilerini karmaşık bir dengenin ortasında bulduklarını kaydetti.

Texas

Shapiro gibi, görevdeki Cumhuriyetçi Vali Greg Abbott da bu sonbaharda yapılacak seçimler öncesinde veri merkezlerine yönelik bakış açısını değiştiriyor.

Abbott, geçen ay bir kampanya durağında eyaletin kırsal kesimlerinde yeni veri merkezi inşaatlarının engellenmesi çağrısında bulunarak dikkatleri üzerine çekmişti.

Yerel basına yansıyan haberlere göre Abbott, Doğu Texas değerlerini koruma mücadelesiyle doğrudan örtüşen bir diğer konunun, mahallelerde kurulmak istenen yapay zeka veri merkezlerine karşı çıkmak olduğunu belirtti.

Bu açıklamalar, Abbott’ın eyalet düzenleyici kurumlarına gönderdiği ve vatandaşların altyapı maliyetleri altında ezilmemesinin güvence altına alınmasını talep ettiği mektuptan birkaç hafta sonra geldi. Vali mektubunda, veri merkezlerine yönelik satış vergisi muafiyetlerinin kaldırılmasını, bu tesislerin Texas’ın elektrik kapasitesine katkıda bulunmasını ve su tasarruflu teknolojilerle inşa edilmesini önermişti.

Bu yaklaşım, Google’ın eyaletteki veri tesisleri yatırımı için sunduğu 40 milyar dolarlık projeyi memnuniyetle karşılayan ve Texas’ı yapay zeka gelişiminin merkez üssü olarak nitelendiren geçen kasım ayındaki Abbott portresinden ciddi bir sapma gösteriyor.

Demokrat valilik adayı ve Texas eyalet milletvekili Gina Hinojosa, Abbott’ın bu geçmişini kullanarak veri merkezlerini seçim kampanyasının ana gündem maddesi haline getiriyor.

Hinojosa yaptığı açıklamada, “Veri merkezleri Texas’a taşınıyor çünkü Greg Abbott, faturayı eyalet sakinlerinin ödemesi için ülkedeki en cömert vergi muafiyeti sisteminin kurulmasına yardımcı oldu” diyerek eyaletteki vergi muafiyetlerinin 2028 yılına kadar kamuda 3 milyar dolardan fazla kayba yol açabileceğine işaret etti.

Hinojosa, yapay zeka geliştiricilerinin artan elektrik ve su maliyetlerini ödemesi yönündeki toplumsal baskının artması sebebiyle valinin geri adım attığını savunuyor.

Hinojosa, “Abbott’ın bu konuda hiçbir inandırıcılığı yok, kimse yangını çıkaran kundakçının o yangını söndüreceğine inanmaz” diye ekledi.

Bu dönemdeki diğer Demokratlar gibi popülist bir yaklaşım benimseyen Hinojosa, seçmenlerin bu merkezlerin sahibi olan aşırı zengin teknoloji baronlarına karşı duyduğu tepkiyi arkasına alıyor.

Borick, veri merkezlerinin yapay zekayla bağlantılı güçlü teknoloji şirketlerine ve nüfuzlu kişilere yönelik duyulan öfkeyle doğrudan kesiştiğini belirtiyor.

Georgia

Kritik seçim eyaletlerinden Georgia’da anketörler, valilik yarışının eski Atlanta Belediye Başkanı Demokrat Keisha Lance Bottoms ile milyarder sağlık sektörü yöneticisi Rick Jackson arasında başabaş geçeceğini öngörüyor.

Vergi teşvikleri ve ucuz elektrik tarifeleri sayesinde ülkedeki en fazla veri merkezine ev sahipliği yapan eyaletlerden biri olan Georgia’da, iki adayın bu konudaki yaklaşımları tamamen ayrışıyor.

Bottoms, faturaların yükselmesine ve su kaynaklarının tükenmesine yol açtığını iddia ettiği veri merkezlerinin genişlemesinin durdurulmasını ve durumun yeniden değerlendirilmesini istiyor. Demokrat aday, bu değerlendirmeler sürerken yeni inşaatlara geçici bir yasak getirilmesini öneriyor.

Bottoms’ın kampanya iletişim direktörü TaNisha Cameron, Georgia’da bir plan olmadan kontrolsüz bir şekilde veri merkezi inşa edilmesini kabul etmeyeceklerini belirtti.

Mevcut Vali Brian Kemp ise geçen ay bu yaklaşımı sorumsuzluk olarak nitelendirerek eleştirdi.

Veri merkezi projesinde yatırımı olan rakip aday Jackson ise bu merkezlerin topluma ekonomik fayda sağlayabileceğini savunarak sektörü destekliyor. Jackson, yine de tesislerin nereye kurulacağı konusunda yerel toplulukların söz hakkı olması gerektiğine inanıyor.

Sektörün zorlu mücadelesi

Adaylar veri merkezlerine yönelik tepkileri yönetmeye ve bazı durumlarda bu tepkilerden siyasi fayda sağlamaya çalışırken, veri merkezi sektörü temsilcileri ise bu tesislerin farklı kullanım alanları olmasına rağmen sadece yapay zekayla ilişkilendirilmesinden rahatsızlık duyuyor.

Bir veri merkezi sektörü uzmanı, seçim yılında olunması nedeniyle uygun fiyatlılık tartışmalarının odağında veri merkezlerinin günah keçisi ilan edildiğini kaydetti.

Uzman, “Bu görüşmelerde altyapı ile uygulamayı birbirinden ayırmak zor oluyor, bu da bizi hayal kırıklığına uğratıyor çünkü uygulamanın nasıl kullanılacağı konusunda bizim bir etkimiz olmuyor” dedi.

Veri merkezleri ve yapay zekaya yönelik toplumsal algıyı ölçen Fairleigh Dickinson Üniversitesi Anketi Direktörü Dan Cassino ise tepkilerin doğrudan yapay zekanın kendisine yönelik olduğunu vurguladı.

Cassino, insanların elektrik faturalarını artıran şeyin yapay zeka için kurulan veri merkezleri olduğuna inandığını belirterek, “İnsanlara yapay zeka hakkındaki görüşlerini sorduğumuzda, çoğunlukla olumsuz yanıtlar alıyoruz” dedi.

ABD’de veri merkezleri hiç popüler değil

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English