Diplomasi
ABD’den Şam’a hem havuç, hem sopa

ABD, eski El Kaide yöneticisi Ebu Muhammed el-Colani (Ahmed Şara) liderliğindeki yeni Şam yönetimine bir yandan destek verirken bir yandan da yaptırım sopasını elinde tutuyor.
Colani yönetiminin en büyük destekçilerinden biri olarak öne çıkan ABD’nin Türkiye Büyükelçisi ve Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack, peş peşe yaptığı açıklamalara bir yenisini daha ekledi.
Barrack, Şara’ya, geçen hafta Suveyda’da yaşanan ve yeni bir mezhep savaşı ihtimalini gündeme getiren çatışmalar sonrasında politikalarını yeniden gözden geçirmesini ve “daha kapsayıcı” bir yaklaşım benimsemesini, aksi takdirde uluslararası desteği kaybetme ve ülkenin parçalanma riskiyle karşı karşıya kalacağını söyledi.
Hizbullah’ın silahsızlandırılması gündemiyle ziyaret ettiği Beyrut’ta Reuters’a konuşan elçi, Colani ile özel görüşmelerde savaş öncesi ordu yapısının unsurlarını yeniden gözden geçirmesi, “İslamcı endoktrinasyonu” azaltması ve bölgesel güvenlik yardımı alması konusunda tavsiyede bulunduğunu söyledi.
Barrack: Şara değişiklik yapması kendisini iktidara taşıyan ivmeyi kaybedecek
Barrack, hızlı bir değişiklik olmazsa Şara’nın kendisini iktidara taşıyan ivmeyi kaybetme riskiyle karşı karşıya olduğunu savundu.
Barrack, “Şara şöyle demeli: ‘Hızlı bir şekilde uyum sağlayacağım, çünkü hızlı bir şekilde uyum sağlamazsam, arkamda olan evrenin enerjisini kaybedeceğim’,” dedi.
Elçi ayrıca Colani’nin “başkan olarak olgunlaşıp, ‘benim için doğru olan şey, pek işe yaramayan kendi temamı takip etmek değil’ diyebileceğini” söyledi.
Barrack, yeni hükümetin azınlıkları iktidar yapısına entegre etme konusunda “daha hızlı ve daha kapsayıcı” olmayı düşünmesi gerektiğini de söyledi fakat HTŞ’ye bağlı güvenlik güçlerinin Dürzi sivillere yönelik ihlallerden sorumlu olduğu yönündeki haberleri de yalanladı.
Amerikan diplomata göre yine de mevcut yönetimin alternatifi yok
IŞİD militanlarının hükümet üniformalarıyla kılık değiştirmiş olabileceğini ve sosyal medyada yayınlanan videoların kolayca manipüle edilebileceği için güvenilir olmadığını öne süren Barrack, “Suriye askerleri şehre girmedi. Yaşanan bu zulümler Suriye rejim güçleri tarafından yapılmıyor. İsrail ile şehre girmeyecekleri konusunda anlaşmaya vardıkları için şehirde bile değiller,” iddiasında bulundu.
Suriye’deki risklerin tehlikeli derecede yüksek olduğunu, ülkenin yeni hükümetine yönelik bir “halefiyet planı” veya uygulanabilir bir alternatif bulunmadığını ileri süren Barrack, “Bu Suriye rejiminde B planı yok. Bu Suriye rejimi başarısız olursa, birileri onun başarısız olmasını kışkırtmaya çalışıyor. Ne amaçla? Halefi yok,” dedi.
Suriye’nin Libya ve Afganistan’daki korkunç senaryoları takip edip edemeyeceği sorulduğunda ise, “Evet, hatta daha kötüsü” yanıtını verdi.
Colani iktidarı en başından beri İsrail’e düşman değil
ABD’nin, İsrail’in Suriye’ye yönelik hava saldırılarını desteklemediğini teyit eden Barrack, saldırıların Suriye’deki “karışıklığı” artırdığını söyledi.
Barrack, İsrail’e verdiği mesajın, Suriye’nin yeni liderleri hakkındaki endişelerini gidermek için diyalog kurmak olduğunu ve ABD’nin herhangi bir endişenin çözülmesine yardımcı olmak için “dürüst bir arabulucu” rolü oynayabileceğini söyledi.
Colani iktidarının başından itibaren İsrail’in düşmanı olmadığını ve zamanı geldiğinde ilişkileri normalleştirebileceğini belirttiğini söyledi.
ABD’nin Suriye’nin siyasi yapısının nasıl olması gerektiğini dikte etmediğini iler süren özel temsilci istikrar, birlik, adalet ve kapsayıcılık dışında bir şey talep etmediğini söyledi.
Barrack, “Eğer federalist bir hükümet kurarlarsa, bu onların kararıdır. Ve sorunun cevabı, artık herkesin uyum sağlaması gerekebileceğidir,” dedi.
Kongrede Sezar Yasasını kaldırmak şarta bağlanacak
ABD Temsilciler Meclisi Finansal Hizmetler Komitesi salı günü, New York Cumhuriyetçi Kongre üyesi Mike Lawler’ın sunduğu ve yeni hükümetin devrik eski lider Beşar Esad tarafından tutuklanan siyasi mahkumların serbest bırakılması da dahil olmak üzere bir dizi koşulu yerine getirmesi halinde, Başkan Donald Trump’ın iki yıl içinde Suriye’ye uygulanan önemli yaptırımları kalıcı olarak kaldırmasına izin verecek bir tasarıyı kabul etti.
Trump, Suriye’ye uygulanan birçok yaptırımı zaten kaldırmıştı. Fakat her iki partiden çok sayıda Kongre üyesi, Trump’ın yeni Suriye liderini bu kadar çabuk kucaklamasına şüpheyle yaklaşıyor.
Bu bağlamda, Lawler’ın kalan ABD yaptırımlarına şartlar getirilmesi önerisi, yaptırımların tamamen kaldırılmasını tercih eden “muhafazakârlar” ve “ilericiler” arasında benzeri görülmemiş bir ittifakın oluşmasına yol açtı.
İki partili işbirliğinin bir başka örneği olarak, iki merkezci Demokrat milletvekili, Kaliforniya’dan Brad Sherman ve New Jersey’den Josh Gottheimer, Cumhuriyetçilerin Lawler planını ilerletmesine yardımcı oldu. Trump’a yakın Florida Temsilcisi Byron Donalds, diğer tüm Demokratlarla birlikte “hayır” oyu verdi.
Lawler, Semafor’a verdiği demeçte, “Buradaki amaç çok açık: Bu hükümetin gerçekten yerleşip başarılı olmasını sağlamak. Bunun için de elbette iktisadi işbirliği ve yaptırımların hafifletilmeye başlanması gerekiyor,” dedi.
Yine de, “yerinde gerçekten istikrarlı bir durum olmadan tüm yaptırımları hemen kaldırmanın aptalca olduğunu düşündüğünü” ekleyen Temsilci, “darbe veya bu yeni kurulan hükümetin çöküşü” olasılığına işaret etti.
Lawler, yasası hakkında “Beyaz Saray üyeleriyle temas halinde olduğunu” söyledi.
Yaptırımların tamamen kaldırılması için 2 yıllık geçiş süreci
Donalds, Semafor’a “Mike’ın ne yapmaya çalıştığını anlıyorum, ama bence Beyaz Saray’ın önüne geçmeyelim. Yerinde çok şey değişti; başkana biraz zaman tanıyalım,” dedi.
Mevcut yasaya göre Trump, Sezar Yasası olarak bilinen bir yasa kapsamında Suriye’ye uygulanan kalan ABD yaptırımlarını 180 günde bir kaldırma yetkisine sahip.
Lawler’ın yasa tasarısı, yeni yönetime, yaptırımları tamamen kaldırmadan önce yeni Suriye hükümetinin belirlenen koşulları yerine getirdiğini onaylamak için iki yıl süre tanıyor.
Lawler’ın çözümünden ziyade yaptırımların tamamen kaldırılmasını savunan Kongre üyeleri arasında, komiteyi “önlemi yeniden gözden geçirmeye” çağıran muhafazakâr Temsilci Joe Wilson ve Finansal Hizmetler Komitesinin en üst düzey Demokrat üyesi Temsilci Maxine Waters (Kaliforniya) yer alıyor.
Wilson, Waters’ın salı günü Lawler’ın tasarısına sunduğu ve reddedilen değişiklik önerisini desteklediğini söyledi.
Wilson, Waters’ın önerisi hakkında, “Evet, o haklı. Başkanın Suriye’ye bir şans vermek istediğini belirtmiş olması gerçekten çok memnuniyet verici. Bunu yapmanın yolu da yaptırımları tamamen kaldırmak, böylece iş dünyası yatırım yapabileceğini bilsin,” dedi.
Bazı Demokratlar oylama öncesinde kararsız kaldı. Temsilciler Meclisi Dışişleri Komitesinin en üst düzey Demokrat üyesi Greg Meeks, Semafor’a “hassas bir durum” olduğunu söyledi.
Meeks, “Tüm yaptırımları bir kerede kaldırırsanız, bunun ne anlama geldiğini biliyorsunuz. Aynı zamanda, ilerleme kaydedildiğinden emin olmak istersiniz. Belki dışarı çıktığımda size tam olarak ne düşündüğümü söyleyebilirim,” dedi ve sonunda tasarıya karşı oy kullandı.
“Dini ve etnik azınlıkları korumak için makul adımlar” değişikliği
Başkan, Kongre bu yasayı yürürlükten kaldırmadıkça (veya 2029’da yürürlükten kalkmasına izin vermedikçe) Sezar Yasası ile getirilen yaptırımları kalıcı olarak kaldıramıyor.
Lawler, Temsilciler Meclisi ve Senatoda yeterli desteği sağlamak için “yönetimin tutumunun hayati önem taşıyacağını” kabul etti.
Öte yandan geçen hafta Suveyde’de mezhepsel şiddet sonucu bir ABD vatandaşının ölümüne yol açan olayların ardından yaptırımların kaldırılmasına ilişkin endişelerini dile getirdi.
Lawler, yaptırımların kaldırılması için yeni bir koşul ekleyen değişiklik önerisini kabul ettikten sonra evet oyu verdi: “dini ve etnik azınlıkları korumak için makul adımlar.”
Trump yönetimi Suriye’yi İbrahim Anlaşmasına dahil etmeye çalışırken, Lawler önerisinin bu konuda yararlı bir araç olabileceğine dair iyimserliğini dile getirdi.
Mayıs ayında başkan, Şam’ın Tel Aviv ile ilişkilerin normalleşmesini kabul etmesi halinde Suriye’nin yeni cumhurbaşkanına yaptırımların hafifletileceği sözü vermişti.
Lawler, “Bu, uygulamada İsraillilerle iktisadi bağların gerçekten normalleşmesine yardımcı olacak bir araç olarak kullanılabilir,” dedi.
Diplomasi
NATO yeni bir ‘Baltık Muharebesi’ne hazırlanıyor

The Telegraph, ABD ve NATO ülkelerinin Baltık bölgesinde olası bir Rusya çatışmasına karşı lojistik hazırlıklarını yoğunlaştırdığını yazdı. Gazeteye göre BALTOPS tatbikatı kapsamında ABD birlikleri hızlı üs konuşlandırma ve ikmal altyapısı kurma kabiliyetlerini test etti.
The Telegraph gazetesi, ABD ve diğer NATO ülkelerinin Baltık bölgesinde olası bir çatışmaya yönelik lojistik hazırlıklar yürüttüğünü ve bölgenin Rusya ile yaşanabilecek yeni bir küresel karşılaşmanın merkezlerinden biri olarak değerlendirildiğini yazdı.
Gazetenin aktardığına göre, 4-19 Haziran tarihleri arasında düzenlenen BALTOPS tatbikatı kapsamında ABD Deniz Kuvvetleri’nin mühendis birlikleri Seabees, Baltık kıyısında tekne rampaları ve çeşitli yapılar inşa ederek üslerin hızlı şekilde konuşlandırılmasına yönelik çalışmalar gerçekleştirdi.
ABD’li Teğmen Cody Robertson, “Belirlenen bir bölgeye ulaşma, kamp kurma ve bu merkezi savaş gücümüzü yansıtabileceğimiz bir nokta olarak kullanma kabiliyetimizi test ediyoruz” dedi.
The Telegraph, 1942 yılında kurulan Seabees birliğinin, eski ABD Başkanı ve General Dwight Eisenhower’ın “Muharebeler, harekatlar ve hatta savaşlar öncelikle lojistik nedeniyle kazanıldı ya da kaybedildi” sözüyle özetlenen anlayış doğrultusunda faaliyet gösterdiğini belirtti.
Haberde, Baltık Denizi’nin sekiz NATO ülkesi ile Rusya tarafından çevrelendiği ve İsveç’e bağlı Gotland ile Danimarka’ya bağlı Bornholm gibi stratejik öneme sahip adalarla çevrili olduğu kaydedildi.
Gazeteye göre NATO, bu adaları olası bir saldırının püskürtülmesinde ve karşı harekatlar için ileri üs olarak kullanmayı planlıyor.
Baltık’ın doğu kıyısında ise Rusya Baltık Filosu’nun konuşlu bulunduğu Kaliningrad bölgesi yer alıyor.
The Telegraph, Finlandiya ve İsveç’in 2023 ve 2024 yıllarında NATO’ya katılmasının ardından bölgenin kolektif savunmasının daha da öncelikli hale geldiğini yazdı.
Robertson da gazeteye yaptığı açıklamada, “Finlandiya ve İsveç’in NATO’ya katılması, buradaki koşulları iyi tanımamızı daha da önemli hale getiriyor” ifadelerini kullandı.
Bununla birlikte gazetenin aktardığına göre, Letonya Güvenlik Kurumu’nun (SAB) eski başkanı Janis Kazocins, Rusya ile NATO arasında tam ölçekli bir çatışma yaşanma ihtimaline kuşkuyla yaklaştı.
Kazocins, Rusya’nın Ukrayna’daki savaşının henüz sona ermediğine işaret etti ancak Baltık ülkelerinin enerji altyapısına yönelik olası sabotajlara karşı kırılgan olmaya devam ettiği uyarısında bulundu.
Baltık Denizi’nde Kasım 2024 ile Şubat 2026 arasında bir dizi denizaltı kablosu arızası ve hasarı meydana geldi. Finlandiya ile Almanya arasındaki C-Lion1 kablosu Kasım 2024, Aralık 2024 ve Şubat 2026’da olmak üzere üç kez koptu. EstLink 2 enerji kablosu Ocak ve Aralık 2025’te devre dışı kaldı.
Litvanya ile İsveç arasındaki BCS East-West Interlink Kasım 2024’te, Letonya ile İsveç arasındaki fiber optik kablo Ocak 2025’te ve Rusya’ya ait Baltika kablosu ise Şubat 2026’da zarar gördü. Avrupa’daki bazı yetkililer bu olaylarda Rusya’dan şüphelendiklerini açıklamıştı.
Rus yetkililer ise kablo kopmaları ve NATO ülkelerindeki diğer sabotaj eylemleriyle bağlantılı oldukları yönündeki tüm suçlamaları reddediyor. Kremlin, Rusya’nın başka ülkelerin iç işlerine müdahale etmediğini belirtiyor.
Washington Post, 19 Ocak’ta yayımladığı haberinde ABD ve bazı Avrupa ülkelerinin istihbarat servislerinin, Moskova’nın söz konusu olaylarla bağlantılı olmadığı yönündeki değerlendirmeye eğilim gösterdiğini yazmıştı.
Letonya Dışişleri Bakanı Bayba Braze de gazeteye yaptığı açıklamada, Baltık’taki tatbikatların ABD’nin müttefiklerine bağlılığını ortaya koyduğunu belirterek, “BALTOPS-26’nın ölçeği her şeyi anlatıyor. Güçlü transatlantik işbirliği NATO’nun kolektif savunmasının temelini oluşturuyor ve mevcut güvenlik ortamında her zamankinden daha önemli” dedi.
Daha önce The Economist de Baltık Denizi’nin Rusya ile NATO arasında yaşanabilecek olası bir karşılaşmanın kilit alanlarından biri haline geldiğini yazmış, denizaltı altyapısının kırılganlığına ve bunun korunmasının ittifak açısından yarattığı zorluklara dikkat çekmişti.
Politico ise İsveç’in Gotland Adası’nı güçlendirerek adayı bir savunma merkezine dönüştürmeye çalıştığını aktarmıştı.
Rusya Devlet Başkanı Yardımcısı ve Denizcilik Kurulu Başkanı Nikolay Patruşev, Baltık bölgesinde çok uluslu NATO grubunun ortaya çıkmasının ardından bölgede “karmaşık bir durum” oluştuğunu söylemişti.
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ise birçok kez Rusya’nın NATO ile savaşmak için herhangi bir nedeni ya da çıkarı bulunmadığını ifade etti.
Putin, “Rusya’nın NATO’ya saldırmak istediğini uydurdular. Aklınızı mı kaçırdınız? Şu masa kadar bile akıllı değil misiniz?” sözlerini kullanmıştı.
Diplomasi
Hindistan, Rusya’dan petrol alımında rekor kırdı

Kpler verilerine göre Hindistan’ın Rusya’dan petrol ve kömür ithalatı, Ortadoğu’daki savaş ve sevkiyat aksaklıkları nedeniyle haziran ayında rekor seviyelere ulaştı. Rusya’dan yapılan günlük petrol sevkiyatının haziranda 2,55 milyon varile çıkması beklenirken, Moskova Avustralya’yı geride bırakarak Hindistan’ın ikinci en büyük kömür tedarikçisi konumuna yükseliyor.
Hindistan, İran’da yaşanan gerilim nedeniyle tedarik zincirinde meydana gelen aksamalar ve yükselen fiyatlar karşısında Rusya’dan petrol ve kömür ithalatını artırıyor.
Reuters haber ajansının uluslararası analiz şirketi Kpler verilerine dayandırdığı habere göre, Rusya’dan Hindistan’a yapılan sevkiyatlar haziran ayında rekor düzeylere ulaştı.
Kpler tahminlerine göre, Rusya’nın Hindistan’a petrol sevkiyatı haziran ayında günlük 2,55 milyon varille rekor düzeye yükselecek.
Bu miktar, mayıs ayındaki günlük 2,13 milyon varillik sevkiyatı ve Mayıs 2023’teki günlük 2,16 milyon varillik düzeyi geride bırakıyor.
Rusya’nın Hindistan’ın haziran ayındaki toplam ithalatı içindeki payı ise yüzde 50’nin hemen altında gerçekleşecek. Bu oran, Ortadoğu’daki çatışmanın başladığı 28 Şubat öncesindeki üç aylık dönemde ortalama yüzde 23 seviyesindeydi.
Hindistan’ın Rus petrolüne yönelmesi, İran’ın Hürmüz Boğazı’nı fiilen kapatmasının ardından piyasadaki arzı artırmak amacıyla ABD Başkanı Donald Trump yönetiminin alımlara yönelik yaptırımları geçici olarak kaldırmasını izledi.
Ancak yaptırımlardan muafiyet süresi 17 Haziran’da sona erdi ve ABD Hazine Bakanlığı tarafından uzatılmadı.
Reuters, bu durumun Rus petrolü alımlarında azalmaya yol açabileceğini, ancak sürecin gidişatının Hindistan rafinerilerinin ve yetkililerinin Ortadoğu ülkelerinden sevkiyatlara dönme konusundaki istekliliğine bağlı olacağını belirtiyor.
Kpler öngörülerine göre, Suudi Arabistan’dan yapılan ithalatın haziran ayında günlük 349 bin varil seviyesinde kalması bekleniyor. Bu miktar, savaş öncesindeki üç aylık dönemde günlük ortalama 832 bin varil düzeyindeydi.
İthalat artışı Rus kömüründe de gözleniyor. Haziran ayında tüm kalitelerde Rus kömürü ithalatının, mayıs ayındaki 3,27 milyon tona kıyasla 3,16 milyon ton olarak gerçekleşmesi bekleniyor.
Her iki ay da geçen yılın mayıs ayında kaydedilen 3,76 milyon tonluk zirvenin ardından sırasıyla tarihin en yüksek ikinci ve üçüncü değerleri olarak kayda geçecek.
Rusya’nın haziran ayında Avustralya’yı geride bırakarak, Çin’den sonra dünyanın en büyük ikinci kömür ithalatçısı olan Hindistan’a en çok kömür sağlayan ikinci ülke konumuna geleceği tahmin ediliyor.
Ajansın değerlendirmesine göre Rusya, Hindistan’ın temel kömür tedarikçisi olma rolünü korumaya devam edecek; ancak Rus petrolünün gelecekteki alımları, ABD’nin Moskova’ya yönelik yaptırım politikasını olası sıkılaştırma adımlarına bağlı olacak.
Yeni Delhi petrol sevkiyatının yaptırımlardan etkilenmeyeceğini açıkladı
Hindistan Dışişleri Bakanı Subrahmanyam Jaishankar, haziran ayı ortasında yaptığı açıklamada, ülkesinin 2022 yılından bu yana küresel fiyatları dizginlemek amacıyla ABD’nin talebi doğrultusunda Rus petrolü alımlarını artırdığını belirtmişti.
Jaishankar, Rus hammaddesine yönelik Amerikan kısıtlamalarını eleştirerek, bu önlemlere büyük ilkeler süsü verilmemesi çağrısında bulunmuştu.
Hindistan Petrol ve Doğalgaz Bakanlığı Temsilcisi Sujata Sharma da mayıs ayında yaptığı açıklamada, Rusya’dan sevkiyatların devam ettiğini ve ABD’nin yaptırım muafiyetlerine ilişkin kararlarından bağımsız olarak süreceğini kaydetmişti.
Hindistan rafinerileri, 2025 yılında ABD baskısı ve Hindistan mallarına yönelik yüzde 25’lik gümrük tarifesi tehdidi nedeniyle Rusya’dan yaptıkları ithalatı azaltarak Suudi Arabistan ve Irak’a yönelmişti.
Ancak Reuters’ın verilerine göre, Ortadoğu’daki savaşın ve Hürmüz Boğazı’ndaki ablukanın ardından Hindistan firmaları mart ayı başında Rus petrolü alımlarını yeniden artırdı.
Rusya’nın Yeni Delhi Büyükelçisi Denis Alipov nisan ayı sonunda yaptığı açıklamada, Hindistan’ın kabul etmeye hazır olduğu miktarda hammaddeyi tedarik etmeye hazır olduklarını duyurmuştu.
Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov da daha sonra yaptığı açıklamada, Moskova’nın Hindistan’a enerji taşıyıcıları sevkiyatına ilişkin anlaşmalara bağlı kaldığını doğrulamıştı.
Diplomasi
Honduras uyuşturucu çeteleriyle mücadele için Ukrayna’dan İHA alacak

Honduras Devlet Başkanı Nasry Asfura, organize suçla mücadele ve sınır güvenliğini sağlamak amacıyla Ukrayna’dan insansız hava araçları satın almayı planladıklarını açıkladı. Geçen hafta Kiev’i ziyaret eden Asfura, Ukrayna’nın yüksek teknolojik ekipmanlarıyla uyuşturucu kaçakçılığına karşı destek sağlayabileceğini belirtti.
Honduras Devlet Başkanı Nasry Asfura, AFP’ye verdiği mülakatta, ülkesinin sınırlarını korumak ve uyuşturucu kaçakçılığıyla mücadele etmek amacıyla Ukrayna’dan insansız hava araçları satın almayı planladığını duyurdu.
Asfura, yüksek teknolojik ekipmanlar aracılığıyla organize suçla daha etkin mücadele etmeyi hedeflediklerini belirterek, “Sınırlarımızı korumak, sınırlarımızda etkin güvenliği sağlamak ve yüksek teknolojik ekipmanlarla organize suçla mücadele etmek için insansız hava araçlarından bahsediyoruz” ifadesini kullandı.
Honduras lideri, Ukrayna’nın sınırların daha da güçlendirilmesi ve uyuşturucu kaçakçılığıyla mücadele süreçlerinde ülkesine yardımcı olabileceğini kaydetti.
Geçen hafta Ukrayna’nın başkenti Kiev’e resmi bir ziyarette bulunan Asfura ile bir araya gelen Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy, Honduraslı mevkidaşına Ukrayna’nın bu alandaki deneyimlerinden yararlanmayı teklif etti.
Ukrayna lideri Zelenskiy, haziran ayında Baltık ülkeleri üzerindeki insansız hava aracı sorununa çözüm olarak “drone anlaşması” önerisinde bulunmuş ve Ukrayna’nın İHA koruması konusundaki uzman ekiplerini her an bu bölgeye göndermeye hazır olduğunu ifade etmişti.
Rusya Güvenlik Konseyi Sekreter Yardımcısı Aleksey Şevtsov ise ilkbahar aylarında yaptığı açıklamada, Ukrayna’ya ait insansız hava araçlarının Polonya ve Baltık ülkelerinin hava sahasından engelsiz şekilde geçtiğini ifade etmişti.
Uyuşturucu kartelleri Ukrayna’yı drone okulu olarak kullanıyor
Amerika6 gün öncePeter Thiel’in gizli cemiyeti: “Dialog”
Görüş2 hafta önceYeni Delhi’den Yükselen Ses: BRICS’in Yeni Dünya Düzeni Manifestosu
Asya1 hafta önceÇKP, ‘Xi Jinping’in Parti İnşası Üzerine Düşüncesi’ni resmi doktrin ilan etti
Dünya Basını2 hafta önceİran’ın Yeni Büyük Stratejisi
Görüş1 hafta önceSavaşın kısa tarihi ve senaryolar – 5
Ortadoğu1 hafta önceİran, ABD ile varılan anlaşmanın detaylarını açıkladı
Asya2 hafta önceGüney Kore’de askeri istihbarat teşkilatına tarihi darbe
Görüş2 hafta önceSavaşın kısa tarihi ve senaryolar – 4









