Bizi Takip Edin

Avrupa

AB’den Trump’a karşı Grönland hazırlığı

Yayınlanma

Avrupa Birliği, Donald Trump yönetimindeki ABD’nin Grönland’a yönelik olası bir hamlesine karşı, diplomatik uzlaşmadan ekonomik yaptırımlara kadar uzanan kapsamlı bir eylem planı hazırlıyor.

Politico dergisinin yetkililere, diplomatlara ve NATO kaynaklarına dayandırdığı habere göre Avrupa ülkeleri, ABD’nin Grönland’a saldırması ihtimaline karşı bir “caydırma planı” hazırlıyor.

Konuya ilişkin dergiye konuşan Avrupalı bir diplomat, “Trump ile doğrudan bir çatışmaya hazır olmalıyız. Kendisi agresif bir modda hareket ediyor ve buna hazırlıklı olmamız gerekiyor” ifadelerini kullandı.

Politico’ya konuşan ismi açıklanmayan bir Alman yetkili, Almanya Dışişleri Bakanı Johann Wadephul ve meslektaşlarının, ABD’nin olası bir işgali durumunda Avrupa’nın uygulayacağı caydırıcı tedbirler üzerinde çalıştığını bildirdi. Ayrıca, NATO’nun adanın hemen yakınındaki varlığının artırılması konusu da inceleniyor.

Avrupa’nın masadaki üç seçeneği: Uzlaşma, finansman ve ekonomik savaş

Politico, görüşülen yetkililerin açıklamalarına dayanarak Avrupa’nın atabileceği adımları üç ana başlıkta topladı. İlk seçenek uzlaşma olarak öne çıkıyor.

Eski bir üst düzey NATO yetkilisi, ittifakın Danimarka, Grönland ve ABD arasında arabuluculuk yapabileceğini öne sürdü.

Diplomat, “İttifakın Grönland yakınlarındaki varlığını artırmak ve Trump’ın taleplerini karşılamak için yapılabilecek her şey sonuna kadar zorlanmalı” dedi.

İkinci seçenek, Avrupa’nın Grönland’a sağladığı finansmanı artırması.

Trump’ın adanın ABD’ye katılması halinde büyük yatırımlar vaat etmesi üzerine, Avrupa Birliği ve Danimarka, Grönland’ı “daha kârlı bir seçenek” sunabileceklerine ikna etmeye çalışıyor.

Brüksel, 2028’den itibaren Grönland’a sağlanan finansmanı iki katından fazla artırmayı planlıyor ancak bu harcama artışı henüz AB içinde onaylanmadı.

Trump yönetiminin Grönland planı için dört senaryo

“Amerika’dan korunmak için güvenlik planı yapmak delilik”

Üçüncü seçenek ise ABD’ye ekonomik yanıt verilmesi. Kraliyet Danimarka Savunma Koleji’nden ABD silahlı kuvvetleri uzmanı Thomas Crosby, AB’nin Trump’ın ilk başkanlık döneminde de ABD olmadan Avrupa ve Kuzey Kutbu güvenliğini sağlama planları yaptığını hatırlattı.

Crosby, “Bu zor ama mümkün. Ancak kimsenin Avrupa’nın güvenliğini Amerika’ya karşı nasıl sağlayacağını ciddi ciddi düşündüğünü sanmıyorum. Bu tam anlamıyla delilik” diye konuştu.

Olası araçlardan biri, “ekonomik bazuka” olarak da bilinen “Anti-Coercion Instrument” (Zorlamaya Karşı Enstrüman). Bu mekanizma, gümrük vergileri, Amerikan şirketlerine yönelik vergiler ve Avrupa ekonomisine yatırım yasağı gibi tedbirleri içeriyor.

Fakat ABD’nin Grönland’ı güç kullanarak kontrol altına almaya karar vermesi durumunda, Avrupalıların bunu engelleme şansı oldukça düşük görülüyor.

Crosby, Amerikalıların küçük bir askeri grup göndermesi halinde bu grubun tutuklanmaya çalışılabileceğini öne sürdü.

Avrupalı bir diplomat ise Danimarka’nın talep etmesi durumunda Fransa ve Almanya’nın işgali caydırmak için asker gönderebileceğini ekledi.

Avrupa liderlerinden ortak Grönland bildirisi

Beyaz Saray: Askeri güç kullanımı her zaman Başkomutan’ın emrindedir

Donald Trump, Grönland üzerinde kontrol sağlamak için askeri güç kullanma ihtimalini dışlamadı. ABD Başkanı, uluslararası güvenlik bağlamında ülkesinin bu toprağa “son derece ihtiyacı olduğunu” belirtmişti.

Trump’ın Grönland Özel Temsilcisi Jeff Landry, ABD’nin amacının “kimseyi fethetmek olmadığını”, bunun yerine “ekonomik güç ve koruma” önerdiklerini ifade etse de Beyaz Saray’dan gelen açıklamalar farklı bir tona işaret ediyor.

The Wall Street Journal’ın (WSJ) haberine göre, ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, Kongre liderlerine verdiği brifingde, Trump’ın Grönland’ı satın almaya niyetli olduğunu ve savaşçı söylemleri Danimarka’ya baskı yaparak müzakere masasına oturtmak için kullandığını anlattı.

Rubio’nun bu açıklamayı, Venezuela lideri Nicolas Maduro’yu kaçırma operasyonuyla ilgili brifing sırasında, Senato Demokrat Azınlık Lideri Chuck Schumer’in Meksika ve Grönland dahil başka yerlerde askeri güç kullanılıp kullanılmayacağını sorması üzerine yaptığı belirtildi.

Ancak Beyaz Saray, askeri seçeneği kamuoyu önünde reddetmedi. Beyaz Saray Sözcüsü Karoline Leavitt, “Başkan Trump, Grönland’ın satın alınmasının ABD’nin ulusal güvenlik önceliği olduğunu ve Kuzey Kutbu bölgesindeki hasımlarımızı caydırmak için hayati önem taşıdığını açıkça belirtti. Başkan ve ekibi bu önemli dış politika hedefine ulaşmak için bir dizi seçeneği tartışıyor ve elbette ABD silahlı kuvvetlerinin kullanımı her zaman Başkomutan’ın tasarrufundadır” açıklamasını yaptı.

Mikronezya modeli mi?

Bunun yanı sıra Reuters’a konuşan üst düzey bir Amerikalı yetkili, Trump ve danışmanlarının Grönland’ı edinmek için doğrudan satın alma veya “Serbest Birlik” (Free Association) anlaşması gibi çeşitli yolları tartıştığını söyledi.

ABD’nin Mikronezya, Marshall Adaları ve Palau ile sahip olduğu bu tür anlaşmalar, bu bölgelerin ABD’nin parçası olmamasını ancak Washington’ın onlara koruma ve serbest ticaret sağlamasını, karşılığında ise ABD ordusunun bu topraklarda kısıtlama olmaksızın faaliyet göstermesini öngörüyor.

Yetkili, “Diplomasi ve anlaşma yapmak, Başkan için her zaman ilk seçenektir. O (Trump) anlaşmaları sever. Dolayısıyla Grönland’ı edinmek için kârlı bir anlaşma yapma fırsatı olursa, içgüdüsel olarak kesinlikle bu seçeneği tercih edecektir” dedi.

Kraliyet Danimarka Savunma Koleji’nden Thomas Crosby ise böyle bir anlaşmanın Grönland’ın yararına olacağı anlamına gelmediğini vurguladı.

Politico’ya konuşan Crosby, “Trump’ın temel yaklaşımı, müzakere ettiği insanlara iradesini dayatmaktır. Hem özel hem de kamusal hayatında anlaşma yaptığı insanlara defalarca ihanet etti, yükümlülüklerini yerine getirmedi ve etrafındakileri sömürdü” değerlendirmesinde bulundu.

Crosby’ye göre, Grönlandlıların bir anlaşma umuduyla herhangi bir şeyi kabul etmesi “delilik” olur.

Uzman, Trump’ın güç kullanmaya karar vermesi halindeki en kötü senaryonun, Putin’in Ukrayna’yı ele geçirmeye çalışmasına benzer bir “oldubitti stratejisi” olacağını belirtti. Bu senaryoda Trump, sadece askerlerini gönderip Grönland’ın artık ABD’ye ait olduğunu ilan edebilir.

“Başkent Nuuk’un düşmesi yarım saat sürer”

Danimarka Uluslararası İlişkiler Enstitüsü’nden Grönland güvenliği uzmanı Lin Mortensgaard, ABD’nin ister sadece adadaki askeri üssündeki askerleri kullansın isterse özel kuvvetleri sevk etsin, başkent Nuuk’u “yarım saat veya daha kısa sürede” kontrol altına alabileceğini belirtti.

Danimarka Başbakanı Mette Frederiksen ise hafta başında yaptığı açıklamada, böyle bir durumun gerçekleşmesi halinde “her şeyin sonunun geleceğini” vurgulamıştı.

Frederiksen, “Bildiğimiz anlamda uluslararası toplum, demokratik oyun kuralları ve dünyanın en güçlü savunma ittifakı olan NATO… Bir NATO ülkesi diğerine saldırmaya karar verirse bunların hepsi çöker” ifadelerini kullanmıştı.

Avrupa

İspanya ve İtalya sınır kontrollerini bitirecek

Yayınlanma

İspanya ve İtalya, geçen Temmuz ayında göç krizinin ardından başlayan sınır kontrollerini askıya alma konusunda anlaşmaya vardı.

Yaz aylarında Fas’tan Ceuta’ya gerçekleşen kitlesel göçmen geçişinin tetiklediği, aylar süren Schengen anlaşmazlığı şimdilik sona eriyor.

Bu karar, geçen hafta düzenlenen AB zirvesinde İspanya Başbakanı Pedro Sánchez ile İtalya Başbakanı Giorgia Meloni arasında yapılan toplantının ardından ayarlanan, İtalya İçişleri Bakanı Matteo Piantedosi ile İspanya İçişleri Bakanı Fernando Grande-Marlaska arasındaki telefon görüşmesinin ardından alındı.

Her iki ülke de ayrı ayrı yaptıkları açıklamalarda, bu kararın “durumun dikkatli bir şekilde analiz edilmesinin ardından” alındığını ve “Schengen bölgesinin tam güvenliğini sağlamak için bilgi paylaşımının güçlendirilmesiyle destekleneceğini” belirtti.

Kara sınırı paylaşmayan İspanya ve İtalya arasında yaşanan eşi görülmemiş gerginlik, hava ve deniz yoluyla gelen yolcular için rastgele pasaport kontrollerinin uygulanmasına yol açmış ve bu karar aylar boyunca sistematik olarak yenilenmişti.

İlk olarak 1 Ağustos’ta bir ay süreyle uygulamaya konulan bu önlemler, başlangıçta 48 saatlik bir süre içinde 80.000 göçmenin Fas’tan Kuzey Afrika’daki İspanyol eksklavı Ceuta’ya ani ve kitlesel geçişi nedeniyle tetiklenmişti.

İspanya İçişleri Bakanlığı’na göre, sonraki günlerde 72.000’den fazla göçmen Fas’a geri döndü.

Ardından AB liderleri Sánchez’e karşı birleşerek, onun göç yanlısı politikalarının bir çekim faktörü yarattığını iddia ettiler.

Finlandiya ve İtalya gibi ülkeler, İspanya ile Schengen bölgesinin kapatılmasını hızla talep ettiler

Bu göç akını, İspanya’yı eşi görülmemiş bir acil duruma sürükledi. Bu durum, geçiş girişiminde 141’den fazla kişinin hayatını kaybetmesi ve binlerce kişinin hâlâ bu küçük şehirde mahsur kalmasıyla devam eden siyasi ve insani bir krize dönüştü.

Yerel yetkililer, çoğu çocuk olan yaklaşık 15.000 göçmenin Ceuta’da kaldığını iddia ediyor.

Okumaya Devam Et

Avrupa

Saharov Ödülü’nü UCM kazandı

Yayınlanma

Uluslararası Ceza Mahkemesi (UCM) ve yetkilileri, 2026 Saharov Düşünce Özgürlüğü Ödülü’nü kazandı.

Bu ödül, insan hakları alanındaki çalışmalar için AB’nin verdiği en yüksek onur ve Avrupa Parlamentosu Başkanı Roberta Metsola, perşembe günü kazananı açıkladı.

Metsola, Avrupa Parlamentosu üyelerinin ayakta alkışladığı konuşmasında, “AB, çok taraflılığa ve uluslararası kurumlara saygı üzerine kurulmuştur ve bu ödül, uluslararası hukuku ve adaleti korumadaki mahkemelerin önemli çalışmalarını takdir etmektedir,” dedi.

Savaş suçları, soykırım ve insanlığa karşı suçları yargılayan Lahey merkezli mahkeme, faaliyetlerini felce uğratma tehdidi oluşturan ABD yaptırımlarıyla karşı karşıya.

Washington, en son önlemleri Ekim ayı başında, Nobel Barış Ödülü’nün, İsrail’in Gazze’de soykırım gerçekleştirdiği sonucuna varan bir BM raporunu denetleyen mahkemenin eski yargıçlarından Navi Pillay’e verilmesinden birkaç saat sonra duyurdu.

Sosyalistler ve Demokratlar, ödülün mahkemeye siyasi destek sağlamasını umarak UCM’yi aday göstermişti.

Adaylık sürecini başlatan Fransız sosyalist Chloé Ridel, bu zaferi “tarihi” olarak nitelendirdi.

Ridel, Rapporteur’e verdiği demeçte, “Bu, Donald Trump’a gönderilen bir umut ve direniş mesajıdır. Ne kadar sürerse sürsün UCM’nin yanında olacağız,” dedi.

Perşembe sabahı Parlamento’daki siyasi grup liderleri, kazananı belirlemek üzere kapalı kapılar ardında bir araya geldiklerinde, UCM’nin kazanma ihtimalinin düşük olduğu düşünülüyordu.

Sonuçsuz geçen ilk turda, üç sağcı grup –Avrupa Halk Partisi (EPP), Avrupa Muhafazakârları ve Reformcuları (ECR) ve Egemen Ulusların Avrupası (ESN)– Tanzanyalı muhalefet lideri Tundu Lissu’yu destekledi.

S&D, Renew, Yeşiller ve Sol’dan oluşan sol koalisyon ise UCM’yi destekledi. Avrupa için Vatanseverler (PfE) ise kendi adayları olan İranlı Taraneh ve Romina Rahimi kardeşlerin arkasında durdu.

PfE’nin adayı daha sonra yarıştan elendi ve ikinci turda Tundu Lissu ile UCM arasında bir yarışma yaşandı.

Ardından istişareler için kısa bir ara verildi. Bir yetkiliye göre bu sırada EPP’den Manfred Weber, ECR’den PfE’yi Tanzanyalı adayı desteklemeye ikna etmesini istedi.

Ne var ki PfE, Tanzanyalı aktivisti desteklemek yerine nihai oylamada çekimser kaldı ve böylece UCM’yi destekleyenlere dar bir çoğunluk sağladı.

Bu zafer, UCM’ye Brüksel’de bir miktar siyasi destek sağladı. Fakat Hollandalı EPP milletvekili Dirk Gotink, ödülün mahkemeyi “kurtaramayacağını” söyledi.

Yine de Gotink, Rapporteur’e verdiği demeçte, bu zaferin “Parlamento’nun bu kurumu ve uluslararası hukukun önemini desteklediğine dair net bir sinyal” olduğunu belirtti:

“Bunun… UCM’nin Amerikan yönetiminin bu eşi görülmemiş saldırısı altında faaliyetlerine devam etmesini sağlayacağını tüm kalbimle umuyorum.”

ICC ve yetkilileri, 16 Aralık’ta Strazburg’da 50.000 avroluk ödülü alacaklar.

Okumaya Devam Et

Avrupa

Avrupa, ABD’deki ara seçimlerin “Ukrayna’yı kurtarmasını” beklemiyor

Yayınlanma

Avrupalı yetkililer, Demokrat Parti’nin 2026 ara seçimlerini kazanmasının Ukrayna’yı Trump yönetiminin Rusya lehine politikasından kurtaramayacağını değerlendiriyor. Politico’ya konuşan müzakereciler, Kongre zaferinin kapsamlı askeri yardımlar yerine sadece uydu erişimi ve hava savunma füzelerinde sınırlı kazanımlar getirmesini bekliyor.

Avrupalı yetkililer, ABD’de kasım ayında yapılacak Kongre ara seçimlerinde Demokrat Parti’nin kazanmasının Ukrayna politikasını kökten değiştirmeyeceğini düşünüyor.

Politico‘ya konuşan ve Ukrayna müzakerelerinde yer alan beş Avrupalı yetkili, seçim zaferinin Kiev’i Başkan Donald Trump yönetiminin Rusya lehine yönelen çizgisinden kurtarmaya yetmeyeceği görüşünde birleşiyor.

Demokratlar seçimleri kazanmaları halinde Trump’ın son adımlarını soruşturma ve cephedeki Ukrayna birliklerini güçlendirecek yasa tasarılarını geçirme sözü veriyor.

Görüşlerine yer verilen Avrupalı yetkililer ise yalnızca Kiev’in uydu hizmetlerine erişiminin yeniden sağlanması ve hava savunma füzelerinin teslimatının hızlandırılması gibi sınırlı kazanımlar bekliyor.

Avrupalı kaynaklar, Kongre içindeki en kararlı Ukrayna destekçilerinin dahi askeri desteği keskin biçimde artıracak büyük çaplı bir yardım paketini geçiremeyeceğini vurguluyor.

Yetkililerden biri, genel ruh halini şu sözlerle aktarıyor:

“Seçim zaferi bir rahatlama yaratır ancak ABD hükümetinin nasıl işleyeceği sorusu açık kalır. Sanki her şeyi zaten gördük.”

Habere göre Demokratlar, Kongre’yi kazansalar bile yürütme organı üzerindeki denetim yetkilerini Temsilciler Meclisi ve Senato’nun yeni yasama dönemine başlayacağı 2027 yılının başında kullanabilecek.

Demokratların Kiev’e destek verebilmesi için dikkat bekleyen çok sayıda iç meseleye rağmen Ukrayna’yı öncelikli gündem maddesi yapması gerekiyor.

Temsilciler Meclisi üyesi Demokrat Adam Smith de CNN kanalına verdiği mülakatta bu sınırlara işaret ederek “Seçimi kazanmak iyi bir ilk adım olur ancak yeterli gelmez” değerlendirmesini yapıyor.

Avrupa kendi seçim takvimine odaklanıyor

Ukrayna’ya verilen desteğin sürdürülmesinde Avrupa tarafında da güçlükler yaşanıyor. Gelecek yıl kıtanın önde gelen bazı büyük ülkelerinde sandık başına gidilecek olması kararları doğrudan etkiliyor.

Politico‘ya konuşan yetkililerden biri, “Avrupalılar Demokratların zaferinin Ukrayna’ya desteği artıracağına bel bağlamıyor. Şu anda aralarında Fransa’nın da yer aldığı ülkelerdeki büyük seçimler öncesinde doğru adımları atmaya çok daha fazla odaklanmış durumdalar” diyor.

ABD’de Kongre ara seçimleri 3 Kasım 2026 tarihinde düzenlenecek. Oylamada Temsilciler Meclisi’nin 435 üyesinin tamamı ile 100 sandalyeli Senato’nun yaklaşık üçte biri belirlenecek.

Politico, Avrupalı diplomat ve yetkililerin Donald Trump’ın Vladimir Putin’e, Volodimir Zelenskiy’den daha fazla sempati beslemesinden çekindiğini daha önce aktarmıştı.

Bazı Avrupalı yetkililer Ukrayna’ya dönük mesafeli tutumu ABD Başkanı’nın kişisel tercihleriyle ilişkilendiriyor.

Eski bir üst düzey ABD istihbarat yetkilisine dayanan The Washington Post da Trump’ın Putin’in pozisyonunu desteklemeye yakın durduğunu yazmıştı. İstihbarat kaynağı, Trump’ın bu tavrını Ukrayna’nın askeri bir zafer kazanamayacağına inanmasına dayandırıyor.

Trump ise Zelenskiy’nin bir anlaşmaya varmak istememesi halinde bunun “çok kötü sonuçlar” doğuracağı uyarısını yapıyor. Rusya’yı “durmaksızın ilerleyen büyük bir makineye” benzeten Trump, Ukrayna liderinin uzun zaman önce barış yapabileceğini ve kendisini dinlemiş olsaydı “çok daha iyi bir anlaşma elde edebileceğini” öne sürüyor.

Trump, ABD’nin Ukrayna’ya çok şey verdiğini, karşılığında ise “acı, ölüm ve devasa mali kayıplardan” başka hiçbir şey almadığını savunuyor.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English