Bizi Takip Edin

Ortadoğu

ABD’nin Hark Adası işgaline karşı İran’ın olası misilleme seçenekleri

Yayınlanma

Ortadoğu’daki ABD birliklerinin tahkimatı, İran topraklarına, özellikle de kritik petrol deposu Hark Adası’na yönelik olası bir kara saldırısına ilişkin spekülasyonları artırdı.

Başkan Trump, dünyanın ham petrol arzının beşte birinin geçtiği hayati bir nakliye güzergahı olan Hürmüz Boğazı’nı kapattığı gerekçesiyle Tahran’a tepki göstermişti. Trump, İran’ın su yolunu yeniden trafiğe açmaması durumunda savaşı daha da tırmandırma tehdidinde bulundu.

Ancak, Hark Adası’nın Tahran için ekonomik bir can damarı olması ve ülkenin ham petrol ihracatının yaklaşık yüzde 90’ını gerçekleştirmesi nedeniyle, ABD’nin adaya asker çıkarmasının çatışmada büyük bir tırmanmayı tetiklemesi ve İran’dan önemli bir yanıt alması muhtemel görülüyor.

The Hill gazetesine konuşan eski ABD’li yetkililer ve bölge analistlerine göre, İran hala Basra Körfezi bölgesindeki Amerikan birliklerine, üslerine ve müttefiklerine zarar verebilecek ve küresel ekonomiyi daha da sarsabilecek silah ve taktiklere sahip bulunuyor.

Tahran’ın muhtemel yanıt senaryoları şu şekilde sıralanıyor:

ABD birliklerine doğrudan saldırı düzenlenebilir

Gerçekleşmesi en muhtemel senaryo, ABD kuvvetlerinin İran toprağına ayak basması durumunda bu güçlere doğrudan saldırı düzenlenmesi. İran kıyısından yaklaşık 20 mil açıkta bulunan Hark Adası, ana karadan fırlatılan insansız hava araçları ve füzelerle kolayca vurulabilir. Hudson Enstitüsü kıdemli uzmanı Bryan Clark’a göre, adada halen İslam Devrim Muhafızları Ordusu güçlerinin bulunması kuvvetle muhtemel.

Clark, The Hill’e yaptığı açıklamada, “Sahada bir miktar direniş ve doğrudan silahlı çatışma göreceksiniz” dedi. Clark ayrıca, “Adanın tuzaklanmış olduğunu da tahmin ediyorum. Oraya giden ABD birlikleri için muhtemelen çok sayıda el yapımı patlayıcı ve başka sürprizlerin beklediğini düşünüyorum; zira İranlıların perspektifine göre, ABD adayı bir kez ele geçirmeye çalıştığında üretim kısa sürede normale dönmeyecektir, bu yüzden ABD için kayıplar yaratarak Trump için içeride siyasi sorun oluşturmayı tercih edebilirler” ifadelerini kullandı.

Washington merkezli bir düşünce kuruluşu olan Atlantic Council’den Joe Costa, İran’ın Amerikan birliklerini hala roketler, insansız hava araçları, mayınlar ve hızlı hücum botlarıyla vurabileceğini belirtti.

Biden yönetimi sırasında savaş planlamasının denetlenmesine yardımcı olan eski bir Pentagon yetkilisi olan Costa, “Bunu zaman içinde yapabilmek için ne kadar kapasiteye sahip oldukları belirsizliğini koruyor, ancak bölgedeki altyapıyı başarıyla vurmaları… Komuta ve kontrol yapılarının hala işler durumda olduğunu gösteriyor” dedi.

Costa, İran’ın 190 binden fazla kişiden oluşan ordusunun, adayı veya Hürmüz Boğazı’nı kontrol etmeye yönelik herhangi bir askeri girişimin “çok hızlı bir şekilde ayaklanmaya karşı mücadele tipi bir savaşa dönüşebileceği” anlamına geldiğini de sözlerine ekledi.

Ortadoğu Enstitüsü kıdemli uzmanı Jason Campbell ise İranlıların ateş güçlerinin büyük bir kısmını Hark Adası’na ve yakındaki diğer olası ABD mevzilerine yönelteceklerinden “şüphe olmadığını” ifade etti. Campbell, “Çünkü Amerika Birleşik Devletleri’ndeki kamuoyunun önemini ve bunun Başkan Trump’a verebileceği zararı çok iyi biliyorlar. Zaten düşük olan kamuoyu desteğini daha da azaltmanın, zayiat sayısını artırmaktan daha hızlı bir yolu yoktur” değerlendirmesinde bulundu.

Körfez’deki petrol merkezlerine saldırılar yoğunlaşabilir

ABD’nin kara harekatı, bölgedeki, özellikle de Körfez’deki petrol ve diğer enerji altyapısına yönelik İran saldırılarının artmasını da muhtemelen tetikleyecektir.

Cato Enstitüsü’nde savunma ve dış politika araştırmacısı olan Jon Hoffman, “Şimdiye kadar bunlardan bazılarını vurma konusunda bir miktar itidal gösterdiler, ancak gerilimi tırmandırabileceklerini kanıtladılar” dedi. Hoffman, petrol tesislerine, enerji santrallerine ve tuzdan arındırma tesislerine saldırılar düzenlenebileceğini belirtti.

Hoffman şunları ekledi: “Onların en kazançlı misilleme biçimi, uluslararası enerji piyasası olan o ilmiği Trump’ın boynunda sıkmaya devam etmektir.”

Trump, ABD’deki yükselen akaryakıt maliyetlerini büyük ölçüde hafife alarak ekonomik sıkıntının geçici olacağını savunsa da piyasa analistleri, savaş uzadıkça veya tırmandıkça küresel enerji endüstrisine yönelik şokun daha da derinleşeceği konusunda uyarıda bulunuyor.

Öte yandan Campbell, Tahran’ın Körfez genelindeki daha savunmasız ve hassas kritik enerji altyapısının yanı sıra limanlar ve havaalanları gibi diğer sivil hedefleri vurma niyetini halihazırda gösterdiğini kaydetti.

Örneğin bu hafta bir İran balistik füzesi, İsrail’in en büyük enerji santralini hedef aldığı anlaşılan bir saldırıda ülkenin kuzeyindeki boş bir araziye isabet etti. Campbell, “Bunun kesinlikle tepkilerinin bir parçası olacağından şüpheleniyorum” dedi.

Hark Adası neden kritik?

Vekil güçlerin saldırılarında artış yaşanabilir

Savaşın başlangıcından bu yana, Direniş Ekseni güçleri İsrail’e, Körfez ülkelerine ve bölgedeki ABD mevzilerine misilleme saldırıları düzenledi; bu saldırıların çoğunluğu Irak’taki milis gruplar ve Lübnan’daki Hizbullah tarafından gerçekleştirildi.

Bağdat’taki ABD Büyükelçiliği ve Irak’taki Amerikan askeri hedefleri, bu ay içinde Irak milislerine atfedilen roket ve insansız hava aracı saldırılarıyla birden fazla kez hedef alındı. Hoffman, bu grupların müdahilliklerini her zaman artırabileceklerini ifade etti.

Hoffman, “Irak milisleri aslında çatışmaya daha fazla dahil olma isteği gösterdi. Hizbullah ise hala İsrail’e füze fırlatma yeteneğine sahip olduğunu kanıtladı” dedi. ABD çatışmayı daha da tırmandırdıkça, Yemen’deki Husilerin de “füzelerini hızla Kızıldeniz’e çevirdiğinin” görülebileceğini sözlerine ekledi.

Nitekim cuma günü Husilerin İran’ı desteklemek amacıyla çatışmaya dahil olmak için kırmızı çizgilerini belirlemesiyle bu durumun gerçekleşme ihtimali güçlendi.

Washington daha önce geçtiğimiz mayıs ayında Husilere yönelik hava saldırılarıyla bu güce zarar vermeye çalışmıştı ancak Clark, ABD’nin şimdi nakliyeyi daha da sekteye uğratmak için isyancı grup tarafından döşenen mayınlarla uğraşmak zorunda kalabileceğini belirtti.

Vekil gruplar hakkında konuşan Costa, “Bir süredir kendilerini biraz frenlediklerine dair bir görüş vardı ve kesinlikle sorun çıkarma kapasitesine sahipler. Bu durum, işlerin daha da kötüleşip ciddileşmesini beklemek üzere tasarlandıklarını ve bir tırmanma sarmalına girdiğimizi gösterebilir” dedi.

Husiler Kızıldeniz geçişini kapatabilir

İran’ın hedef alabileceği tek hayati nakliye yolu Hürmüz Boğazı değildir. Kızıldeniz, küresel enerji piyasaları için kritik öneme sahip olan ve İran ile vekil güçleri tarafından kapatılabilecek bir başka su yoluna, Babülmendep Boğazı’na ev sahipliği yapıyor.

İran ordusu geçen haftanın sonundan itibaren, ABD ve İsrail’in Tahran’ın enerji altyapısına saldırmaya devam etmesi halinde ülkenin “Babülmendep Boğazı ve Kızıldeniz de dahil olmak üzere diğer boğazlardaki güvensizliği artıracağı” uyarısında bulundu.

İran’ın Tesnim Haber Ajansı’na çarşamba günü konuşan bir askeri kaynak, “Düşman İran adalarında veya topraklarımızın herhangi bir yerinde karadan harekete geçmek ya da Basra Körfezi ve Umman Denizi’ndeki deniz hareketliliğiyle İran’a maliyet yüklemek isterse, onlara sürpriz olması için başka cepheler açacağız; böylece eylemleri kendilerine hiçbir fayda sağlamayacağı gibi maliyetlerini de ikiye katlayacaktır” dedi.

Dünya petrol ve doğalgaz arzının yaklaşık yüzde 10’u, Yemen’in güneybatısında yer alan 20 mil genişliğindeki bu geçitten aktarılıyor. Babülmendep daha önce de gemilere insansız hava araçları ve füzelerle saldırarak boğazı bloke eden Husiler tarafından hedef alınmıştı.

Costa, “Husilerle uzun süre boyunca çok büyük zorluklar yaşadık ve onlar İran kadar yetenekli değillerdi. Kesinlikle sorun çıkarma kapasitesine sahipler. Tıpkı bir buçuk yıl önce yaptıkları gibi Kızıldeniz’deki trafiği taciz etme ve durdurma yeteneğine kesinlikle sahip olduklarını kanıtladılar” dedi.

Costa son olarak, “Bu durum, ABD kuvvetlerinin, İsrail kuvvetlerinin ve diğerlerinin artık bu iki parçalı sorunla başa çıkmak zorunda kalacağı ikinci bir ikilem yaratıyor” değerlendirmesinde bulundu.

Ortadoğu

ABD, Orta Doğu’ya üçüncü uçak gemisini gönderiyor

Yayınlanma

ABD ordusu, Başkan Donald Trump’ın İran’a yönelik yeni saldırıların ufukta olabileceği uyarısında bulunmasının ardından, Orta Doğu’ya üçüncü bir uçak gemisi saldırı grubunu sevk ediyor.

Özel bir amfibi saldırı grubunu da içeren bu sevkiyat, ABD’deki ara seçimlerin yaklaşmasıyla birlikte İran’a karşı Trump’ın savaşının hızla değişen dinamiklerini vurguluyor.

Trump, savaşın birkaç hafta süreceği yönündeki ilk vaatlerine rağmen, ara seçimlerden sonra gerginliğin tırmanmasının hâlâ geçerli bir seçenek olduğunu belirtti.

Şu anda Orta Doğu’ya doğru yol alan gemi grubu, toplamda 7.000’den fazla denizci ve 2.000 Deniz Piyadesi’ni taşıyor.

Bu gruba, USS Theodore Roosevelt uçak gemisi saldırı grubu ve iki amfibi çıkarma gemisinden oluşan USS Makin Island amfibi hazırlık grubu da dahil.

Hassas askeri operasyonlar hakkında konuşmak üzere isminin açıklanmaması koşuluyla konuşan bir ABD’li yetkiliye göre, bu durum Ekim ayı sonuna kadar bölgede üç uçak gemisinin bulunacağı anlamına gelebilir.

Orta Doğu’da halihazırda bulunan personel de hesaba katıldığında, bu hamle ABD’nin deniz kuvvetleri varlığını 20.000’den fazla denizci ve deniz piyadesi ile yüzlerce uçağa ulaşacak şekilde alışılmadık derecede yüksek bir seviyeye çıkaracak.

Donanma, Nisan ayında 2003 yılından bu yana ilk kez Orta Doğu’da üç uçak gemisi saldırı grubu bulundurmuştu.

USS George HW Bush ve USS George Washington uçak gemileri, USS Boxer amfibi hazırlık grubu ile birlikte şu anda bölgede bulunuyor.

USS George Washington genellikle Pasifik Okyanusu’nda görevlendirilir fakat zorlu görev süresi boyunca mürettebatın 260 günden fazla süreyle aralıksız denizde kalmasına neden olan USS Abraham Lincoln’ün yerini almak üzere Orta Doğu’ya sevk edildi.

Theodore Roosevelt uçak gemisi saldırı grubu bölgeye ulaştığında, Washington’un Japonya açıklarına kaydırılması muhtemel.

Perşembe günü Time dergisinde yayınlanan bir röportajda Trump, yeni saldırı olasılıklarına değindi ve 3 Kasım ara seçimlerinden sonra İran’a yönelik bombardımanı yoğunlaştırmasının “mümkün” olduğunu söyledi.

Israrla sorulunca Trump, stratejisi hakkında daha fazla ayrıntıya giremeyeceğini söyledi.

Trump, “Bunu size söyleyemem çünkü bakın, siz ‘nereyi bombalayacaksınız?’ diye soruyorsunuz,” dedi.

Pazartesi günü yapılan röportajda, İran’dan gelen son ateşkes teklifini reddettiğini belirterek, “bir yıl önce onaylamayacağı şeyleri bugün de onaylamayacağını” söyledi.

Trump, örnek olarak İran’ın önemli bir enerji nakil koridoru olan Hürmüz Boğazı’nı “açma” teklifini gösterdi ama teklifin genel olarak “yeterince iyi olmadığını” belirtti.

Giderek daha fazla tepki çeken bu savaşın Kasım ayında Cumhuriyetçilerin şansını zora sokup sokmayacağu sorulduğunda Trump, ilk başta “Mümkün” diye yanıt verdi. Fakat ardından, “İran’ın nükleer silahı olmayacağı için bu durum yardımcı olmalı,” diye ekledi.

Başkan, “dünya çapında da dahil olmak üzere” “halkın %100’ünün” İran’ın nükleer saldırı kapasitesine sahip olmasına karşı olduğunu söyledi ve “Yani, bu şekilde ifade ederseniz, faydası olur. Bunu söylemezseniz, zararı olabilir,” diye konuştu.

Okumaya Devam Et

Ortadoğu

Şam’dan yalanlama: Hizbullah ile Türkiye’de görüşmedik

Yayınlanma

Suriye Enformasyon Bakanlığı, Şam ile Hizbullah heyetlerinin gerilimi düşürmek için Türkiye’de gizlice görüştüğü yönündeki Reuters haberini yalanladı. Haberde yer alan iddiaya göre heyetler Türk istihbaratının davetiyle eylülde en az bir kez bir araya geldi ve Şam yönetimi örgüte Lübnan’a askeri müdahalede bulunmama güvencesi sundu.

Suriye Enformasyon Bakanlığı, Şam’daki yeni hükümet yetkilileri ile Lübnan merkezli Hizbullah temsilcilerinin Türkiye’de bir araya geldiği yönündeki iddiaları yalanladı.

Bakanlığa bağlı Dış Medya Dairesi, 1 Ekim’de yaptığı açıklamada, söz konusu haberlerin gerçek dışı ve dayanaksız olduğunu belirterek herhangi bir temasın gerçekleşmediğini duyurdu.

Reuters haber ajansı aynı gün yayımladığı haberde, iki tarafın aralarındaki gerilimi düşürmek amacıyla eylül ayında Türkiye’de en az bir kez gizli toplantı yaptığını aktarmıştı.

Ajans, haberini ikisi Suriyeli, biri ABD’li yetkili ve biri Hizbullah’a yakın üst düzey Lübnanlı güvenlik kaynağı olmak üzere altı kişiye dayandırdı.

Habere göre buluşma, Türk güvenlik ve istihbarat kurumlarının davetiyle düzenlendi. Toplantıda Hizbullah temsilcilerinin yanı sıra Suriye istihbaratından ve Dışişleri Bakanlığından yetkililer yer aldı.

Ajansa konuşan ABD’li kaynak, görüşmenin anlaşmazlıkları gidermeye odaklandığını ve iyi geçtiğini söyledi.

Görüşmeye katıldığı öne sürülen Suriyeli bir yetkili, tarafların birbirlerine karşı düşmanlık beslemedikleri hususunda uzlaştığını aktardı. Buna göre Şam yönetimi, Hizbullah’ı silahsızlandırma gerekçesiyle Lübnan topraklarına askeri müdahalede bulunmayacağına dair örgüte güvence verdi.

Washington ise Suriye’nin Hizbullah’a karşı harekete geçmesini istiyor. ABD Başkanı Donald Trump, Şam yönetiminin örgüte askeri saldırı düzenlemesi gerektiği yönündeki talebini kamuoyu önünde birden fazla kez paylaştı.

Haberde aktarılan uzlaşma arayışına karşın Suriyeli heyet, Hizbullah’ın sınır ötesi silah kaçakçılığını durdurmasını ve özellikle Suriye’nin güneyindeki uyuyan hücrelerini lağvetmesini talep etti.

Hizbullah ise eski Suriye Cumhurbaşkanı Beşar Esad yönetiminin Aralık 2024’te devrilmesinden bu yana ülke topraklarında hücreleri olduğu iddiasını reddediyor.

Şam yönetimi hafta başında roket saldırısı hazırlığı içindeki bir Hizbullah hücresinin yakalandığını ileri sürmüştü. Hizbullah bu iddia karşısında, “Suriye topraklarında hiçbir şekilde varlığımız yok ve orada herhangi bir güvenlik veya askeri faaliyette yer almıyoruz” açıklamasını yaptı.

Toplantı iddiasına ilişkin sorular karşısında Türkiye Dışişleri Bakanlığı, Milli Savunma Bakanlığı, Suriye Dışişleri Bakanlığı ve ABD Dışişleri Bakanlığı sessizliğini korurken Hizbullah’ın basın bürosu yorum yapmaktan kaçındı.

Suriye’deki yeni iktidar yapısı ile Hizbullah arasındaki temas iddiaları, tarafların geçmişteki yoğun çatışma geçmişine dayanıyor.

Hizbullah iç savaş boyunca Esad ordusu saflarında savaştı; Heyet Tahrir eş-Şam’ın (HTŞ) çekirdeğini oluşturan Nusra Cephesi ve Ahrar eş-Şam gibi gruplarla doğrudan karşı karşıya geldi.

Esad iktidarını Aralık 2024’te deviren HTŞ, mevcut Suriye Savunma Bakanlığında belirleyici konum taşıyor.

Nusra Cephesi, iç savaşın ilk evrelerinde Lübnan’ın kuzey ve doğu sınırlarını ele geçirmiş, ardından Lübnan ordusu ve Hizbullah birliklerince bu hatlardan püskürtülmüştü. Grup aynı dönemde Beyrut dahil Lübnan genelinde bombalı saldırılar ve suikastlar düzenledi.

Esad yönetiminin çöküşüyle Hizbullah’ın Suriye’deki etkinliği sona ererken, yeni Şam güçlerinin Lübnan sınırına askeri tahkimat yaptığı kaydediliyor.

Sınıra sevk edilen askeri birlikler arasında, geçmiş çatışma döneminde ülkeye giren yabancı savaşçıların da yer aldığı belirtiliyor.

Okumaya Devam Et

Ortadoğu

Trump’ın damadının şirketi İsrail ordusunun tedarikçisine ortak çıktı

Yayınlanma

CNN’in haberine göre Jared Kushner’ın yatırım şirketi Affinity Partners, İsrail ordusuna silah ve teçhizat sağlayan firmalarda pay sahibi olan Phoenix Financial grubunun en büyük hissedarı kalmayı sürdürdü. Kushner’ın Gazze müzakerelerinde resmi kadro almadan gönüllü diplomat olarak yer alması, şirketteki 1 milyar doları aşan hisse değeri nedeniyle tartışma yarattı.

ABD Başkanı Donald Trump’ın damadı Jared Kushner, Gazze’deki savaşın sona erdirilmesine yönelik müzakerelerde rol üstlenirken yatırım şirketi Affinity Partners üzerinden İsrailli finans grubu Phoenix Financial ile ticari bağlarını korudu.

CNN tarafından İsrail’deki mali kayıtlar incelenerek yapılan araştırma, Phoenix’in İsrail ordusuna silah, insansız hava aracı, savaş gemisi ve yıkım ekipmanı tedarik eden en az dokuz şirkette pay sahibi olduğunu ortaya koydu.

Bu şirketlerin tamamının hisse değeri geçen yıl artış kaydetti. Kuruluşların birçoğu, Gazze’deki çatışmaların ürünlerine yönelik talebi yükselttiğini açıkladı.

Affinity Partners, Trump’ın Ocak 2025’te başkanlık görevine başlamasından hemen önce Phoenix’teki payını neredeyse iki katına taşıdı.

Şirket, Temmuz 2026’da bu hisselerin dörtte birini 340 milyon doları aşkın bir bedelle elden çıkardı. Bu işlemden elde edilen gelir, satılan paylar için başlangıçta ödenen tutarın beş katını aştı.

Satışın ardından Phoenix’in en büyük hissedarı kalmayı sürdüren Affinity’nin elindeki yüzde 7,4’lük payın piyasa değeri temmuz ayı itibarıyla 1 milyar doların üzerine çıktı. Kushner, Phoenix’i daha önce şirketinin “en iyi yatırımı” olarak nitelendirmişti.

İncelenen belgelere göre Phoenix, İsrail’in en büyük savunma sanayisi şirketi Elbit Systems’e en az 265 milyon dolarlık yatırım yaptı. Elbit, İsrail ordusuna mühimmat, tank sistemleri ve askeri teçhizat temin ediyor.

İsrailli finans grubunun portföyünde İHA kameraları üreten NextVision, topçu mühimmatı tapası imal eden Reshef Technologies ve tank parçaları geliştiren Ashot Ashkelon da yer alıyor.

Phoenix ayrıca savaş gemisi üreticisi Israel Shipyards ile birlikte Boeing ve Caterpillar’da da hisse sahibi. İsrail ordusu operasyonlarda Boeing’in ürettiği uçak ve mühimmatları, Gazze’deki yıkımlarda ise Caterpillar üretimi iş makinelerini kullanıyor.

Kushner’ın şirketi Affinity doğrudan bu savunma kuruluşlarına ortak olmasa da Phoenix’in ana hissedarı sıfatıyla grubun mali kazancından pay alma imkanını koruyor.

Kushner, Trump yönetiminde resmi bir kadro almadan, gönüllü temsilci sıfatıyla diplomatik görüşmelere katılıyor. Bu konum, resmi bir kamu görevinde zorunlu tutulan mali bildirim ve çıkar çatışması yükümlülüklerine tabi olmamasını sağlıyor.

CNN, Kushner’ın yürüttüğü diplomatik temasların söz konusu yatırımları doğrudan etkilediğine dair somut bir veriye ulaşmadığını duyurdu.

Fakat Gazze müzakerelerinde görev üstlenen bir ismin, İsrail ordusunun tedarikçilerine sermaye aktaran bir grupta ana hissedar olması çıkar çatışması tartışmalarına yol açtı.

Kushner’ın avukatı, müvekkilinin Phoenix’in yönetim kurulunda yer almadığını, yatırım kararlarına müdahale etmediğini ve ticari girişimleriyle diplomatik temasları arasında bağ olmadığını savundu.

CNN ise Kushner’ın Eylül 2025’te Forbes dergisine verdiği mülakatta Phoenix yönetimiyle “çok aktif bir diyalog” sürdürdüğünü ve şirket yöneticileriyle birkaç haftada bir temas kurduğunu söylediğini aktardı.

Avukatı bu temasların tek tek yatırımlarla değil, genel piyasa eğilimleriyle sınırlı olduğunu öne sürerken diplomatik mesainin artmasıyla birlikte şirket yönetimiyle görüşmelerin seyreldiğini kaydetti.

Beyaz Saray Sözcüsü Anna Kelly, Kushner’ın şahsi ticari işlerinin gönüllü diplomatik vazifeleriyle bağlantısı bulunmadığını dile getirdi.

Phoenix ise hissedarlarına sunduğu değerin temel faaliyet performansından beslendiğini belirterek haberdeki ayrıntılı bulgular hakkında değerlendirme yapmadı.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English