Bizi Takip Edin

Ortadoğu

ABD’nin Hark Adası işgaline karşı İran’ın olası misilleme seçenekleri

Yayınlanma

Ortadoğu’daki ABD birliklerinin tahkimatı, İran topraklarına, özellikle de kritik petrol deposu Hark Adası’na yönelik olası bir kara saldırısına ilişkin spekülasyonları artırdı.

Başkan Trump, dünyanın ham petrol arzının beşte birinin geçtiği hayati bir nakliye güzergahı olan Hürmüz Boğazı’nı kapattığı gerekçesiyle Tahran’a tepki göstermişti. Trump, İran’ın su yolunu yeniden trafiğe açmaması durumunda savaşı daha da tırmandırma tehdidinde bulundu.

Ancak, Hark Adası’nın Tahran için ekonomik bir can damarı olması ve ülkenin ham petrol ihracatının yaklaşık yüzde 90’ını gerçekleştirmesi nedeniyle, ABD’nin adaya asker çıkarmasının çatışmada büyük bir tırmanmayı tetiklemesi ve İran’dan önemli bir yanıt alması muhtemel görülüyor.

The Hill gazetesine konuşan eski ABD’li yetkililer ve bölge analistlerine göre, İran hala Basra Körfezi bölgesindeki Amerikan birliklerine, üslerine ve müttefiklerine zarar verebilecek ve küresel ekonomiyi daha da sarsabilecek silah ve taktiklere sahip bulunuyor.

Tahran’ın muhtemel yanıt senaryoları şu şekilde sıralanıyor:

ABD birliklerine doğrudan saldırı düzenlenebilir

Gerçekleşmesi en muhtemel senaryo, ABD kuvvetlerinin İran toprağına ayak basması durumunda bu güçlere doğrudan saldırı düzenlenmesi. İran kıyısından yaklaşık 20 mil açıkta bulunan Hark Adası, ana karadan fırlatılan insansız hava araçları ve füzelerle kolayca vurulabilir. Hudson Enstitüsü kıdemli uzmanı Bryan Clark’a göre, adada halen İslam Devrim Muhafızları Ordusu güçlerinin bulunması kuvvetle muhtemel.

Clark, The Hill’e yaptığı açıklamada, “Sahada bir miktar direniş ve doğrudan silahlı çatışma göreceksiniz” dedi. Clark ayrıca, “Adanın tuzaklanmış olduğunu da tahmin ediyorum. Oraya giden ABD birlikleri için muhtemelen çok sayıda el yapımı patlayıcı ve başka sürprizlerin beklediğini düşünüyorum; zira İranlıların perspektifine göre, ABD adayı bir kez ele geçirmeye çalıştığında üretim kısa sürede normale dönmeyecektir, bu yüzden ABD için kayıplar yaratarak Trump için içeride siyasi sorun oluşturmayı tercih edebilirler” ifadelerini kullandı.

Washington merkezli bir düşünce kuruluşu olan Atlantic Council’den Joe Costa, İran’ın Amerikan birliklerini hala roketler, insansız hava araçları, mayınlar ve hızlı hücum botlarıyla vurabileceğini belirtti.

Biden yönetimi sırasında savaş planlamasının denetlenmesine yardımcı olan eski bir Pentagon yetkilisi olan Costa, “Bunu zaman içinde yapabilmek için ne kadar kapasiteye sahip oldukları belirsizliğini koruyor, ancak bölgedeki altyapıyı başarıyla vurmaları… Komuta ve kontrol yapılarının hala işler durumda olduğunu gösteriyor” dedi.

Costa, İran’ın 190 binden fazla kişiden oluşan ordusunun, adayı veya Hürmüz Boğazı’nı kontrol etmeye yönelik herhangi bir askeri girişimin “çok hızlı bir şekilde ayaklanmaya karşı mücadele tipi bir savaşa dönüşebileceği” anlamına geldiğini de sözlerine ekledi.

Ortadoğu Enstitüsü kıdemli uzmanı Jason Campbell ise İranlıların ateş güçlerinin büyük bir kısmını Hark Adası’na ve yakındaki diğer olası ABD mevzilerine yönelteceklerinden “şüphe olmadığını” ifade etti. Campbell, “Çünkü Amerika Birleşik Devletleri’ndeki kamuoyunun önemini ve bunun Başkan Trump’a verebileceği zararı çok iyi biliyorlar. Zaten düşük olan kamuoyu desteğini daha da azaltmanın, zayiat sayısını artırmaktan daha hızlı bir yolu yoktur” değerlendirmesinde bulundu.

Körfez’deki petrol merkezlerine saldırılar yoğunlaşabilir

ABD’nin kara harekatı, bölgedeki, özellikle de Körfez’deki petrol ve diğer enerji altyapısına yönelik İran saldırılarının artmasını da muhtemelen tetikleyecektir.

Cato Enstitüsü’nde savunma ve dış politika araştırmacısı olan Jon Hoffman, “Şimdiye kadar bunlardan bazılarını vurma konusunda bir miktar itidal gösterdiler, ancak gerilimi tırmandırabileceklerini kanıtladılar” dedi. Hoffman, petrol tesislerine, enerji santrallerine ve tuzdan arındırma tesislerine saldırılar düzenlenebileceğini belirtti.

Hoffman şunları ekledi: “Onların en kazançlı misilleme biçimi, uluslararası enerji piyasası olan o ilmiği Trump’ın boynunda sıkmaya devam etmektir.”

Trump, ABD’deki yükselen akaryakıt maliyetlerini büyük ölçüde hafife alarak ekonomik sıkıntının geçici olacağını savunsa da piyasa analistleri, savaş uzadıkça veya tırmandıkça küresel enerji endüstrisine yönelik şokun daha da derinleşeceği konusunda uyarıda bulunuyor.

Öte yandan Campbell, Tahran’ın Körfez genelindeki daha savunmasız ve hassas kritik enerji altyapısının yanı sıra limanlar ve havaalanları gibi diğer sivil hedefleri vurma niyetini halihazırda gösterdiğini kaydetti.

Örneğin bu hafta bir İran balistik füzesi, İsrail’in en büyük enerji santralini hedef aldığı anlaşılan bir saldırıda ülkenin kuzeyindeki boş bir araziye isabet etti. Campbell, “Bunun kesinlikle tepkilerinin bir parçası olacağından şüpheleniyorum” dedi.

Hark Adası neden kritik?

Vekil güçlerin saldırılarında artış yaşanabilir

Savaşın başlangıcından bu yana, Direniş Ekseni güçleri İsrail’e, Körfez ülkelerine ve bölgedeki ABD mevzilerine misilleme saldırıları düzenledi; bu saldırıların çoğunluğu Irak’taki milis gruplar ve Lübnan’daki Hizbullah tarafından gerçekleştirildi.

Bağdat’taki ABD Büyükelçiliği ve Irak’taki Amerikan askeri hedefleri, bu ay içinde Irak milislerine atfedilen roket ve insansız hava aracı saldırılarıyla birden fazla kez hedef alındı. Hoffman, bu grupların müdahilliklerini her zaman artırabileceklerini ifade etti.

Hoffman, “Irak milisleri aslında çatışmaya daha fazla dahil olma isteği gösterdi. Hizbullah ise hala İsrail’e füze fırlatma yeteneğine sahip olduğunu kanıtladı” dedi. ABD çatışmayı daha da tırmandırdıkça, Yemen’deki Husilerin de “füzelerini hızla Kızıldeniz’e çevirdiğinin” görülebileceğini sözlerine ekledi.

Nitekim cuma günü Husilerin İran’ı desteklemek amacıyla çatışmaya dahil olmak için kırmızı çizgilerini belirlemesiyle bu durumun gerçekleşme ihtimali güçlendi.

Washington daha önce geçtiğimiz mayıs ayında Husilere yönelik hava saldırılarıyla bu güce zarar vermeye çalışmıştı ancak Clark, ABD’nin şimdi nakliyeyi daha da sekteye uğratmak için isyancı grup tarafından döşenen mayınlarla uğraşmak zorunda kalabileceğini belirtti.

Vekil gruplar hakkında konuşan Costa, “Bir süredir kendilerini biraz frenlediklerine dair bir görüş vardı ve kesinlikle sorun çıkarma kapasitesine sahipler. Bu durum, işlerin daha da kötüleşip ciddileşmesini beklemek üzere tasarlandıklarını ve bir tırmanma sarmalına girdiğimizi gösterebilir” dedi.

Husiler Kızıldeniz geçişini kapatabilir

İran’ın hedef alabileceği tek hayati nakliye yolu Hürmüz Boğazı değildir. Kızıldeniz, küresel enerji piyasaları için kritik öneme sahip olan ve İran ile vekil güçleri tarafından kapatılabilecek bir başka su yoluna, Babülmendep Boğazı’na ev sahipliği yapıyor.

İran ordusu geçen haftanın sonundan itibaren, ABD ve İsrail’in Tahran’ın enerji altyapısına saldırmaya devam etmesi halinde ülkenin “Babülmendep Boğazı ve Kızıldeniz de dahil olmak üzere diğer boğazlardaki güvensizliği artıracağı” uyarısında bulundu.

İran’ın Tesnim Haber Ajansı’na çarşamba günü konuşan bir askeri kaynak, “Düşman İran adalarında veya topraklarımızın herhangi bir yerinde karadan harekete geçmek ya da Basra Körfezi ve Umman Denizi’ndeki deniz hareketliliğiyle İran’a maliyet yüklemek isterse, onlara sürpriz olması için başka cepheler açacağız; böylece eylemleri kendilerine hiçbir fayda sağlamayacağı gibi maliyetlerini de ikiye katlayacaktır” dedi.

Dünya petrol ve doğalgaz arzının yaklaşık yüzde 10’u, Yemen’in güneybatısında yer alan 20 mil genişliğindeki bu geçitten aktarılıyor. Babülmendep daha önce de gemilere insansız hava araçları ve füzelerle saldırarak boğazı bloke eden Husiler tarafından hedef alınmıştı.

Costa, “Husilerle uzun süre boyunca çok büyük zorluklar yaşadık ve onlar İran kadar yetenekli değillerdi. Kesinlikle sorun çıkarma kapasitesine sahipler. Tıpkı bir buçuk yıl önce yaptıkları gibi Kızıldeniz’deki trafiği taciz etme ve durdurma yeteneğine kesinlikle sahip olduklarını kanıtladılar” dedi.

Costa son olarak, “Bu durum, ABD kuvvetlerinin, İsrail kuvvetlerinin ve diğerlerinin artık bu iki parçalı sorunla başa çıkmak zorunda kalacağı ikinci bir ikilem yaratıyor” değerlendirmesinde bulundu.

Ortadoğu

BAE, veri merkezi planlarını revize ediyor

Yayınlanma

Birleşik Arap Emirlikleri, ABD dışında gerçekleştirilecek en büyük projelerden biri olan 5 gigawatt’lık yapay zeka veri merkezi projesinin planlarını sessizce revize ediyor.

BAE, İran savaşı sonrasında kritik altyapının nasıl ve nerede inşa edilmesi gerektiğine dair yeniden değerlendirme sürecine girdi.

Konuya yakın altı kaynağın Reuters’a verdiği bilgiye göre, başlangıçta Abu Dabi’de 26 kilometre kare büyüklüğünde bir kampüs olarak tasarlanan projenin, artık BAE genelinde yayılmış bir veri merkezi ağından oluşması muhtemel.

Kaynaklara göre, proje bu bakımdan yeniden şekillenecek.

Yetkililer, hava savunma sistemleri ve bazı tesislerin yer altına inşa edilmesi dahil olmak üzere, tesisleri insansız hava araçları ve füze saldırılarından daha iyi korumanın yollarını da değerlendirdiklerini belirttiler.

Amerikalı teknoloji şirketleriyle ortaklaşa inşa edilen BAE-ABD Yapay Zeka Kampüsü’ne ilişkin planlar, geçen yıl Başkan Donald Trump’ın zengin Körfez ülkesine yaptığı ziyaret sırasında duyurulmuştu.

Proje, ekonomisini petrolden uzaklaştırmaya çalışan BAE’nin küresel bir yapay zeka gücü olma hedeflerinin merkezinde yer alıyor.

Proje, BAE ulusal güvenlik danışmanı ve cumhurbaşkanının kardeşi Şeyh Tahnun bin Zayed el Nahyan’ın kontrolündeki yapay zeka şirketi G42 tarafından yürütülüyor.

Nvidia yapay zeka çiplerine ve diğer gelişmiş ABD teknolojilerine erişim karşılığında BAE, Çin ile yapay zeka alanındaki bağlarını kesmeyi ve Stargate girişiminin ABD’deki veri merkezlerine yatırım yapmayı kabul etmişti.

Stargate, OpenAI, Oracle ve SoftBank arasında yapay zeka altyapısı kurmak amacıyla kurulan bir ortak girişim.

Reuters, BAE yetkililerinin yeni bir ana planı sonuçlandırmaya ne kadar yaklaştığını veya önerilen değişikliklerin inşaat maliyetlerini ve zaman çizelgelerini ne ölçüde etkileyebileceğini belirleyemedi.

Stargate UAE olarak bilinen, 30 milyar dolarlık ve 1 gigawatt kapasiteli bir hesaplama kümesinden oluşan projenin ilk aşamasının inşaatı geçen yıl başladı.

İlk 200 megawattlık kapasitenin bu yıl devreye girmesi planlanıyor.

Projede G42 ile ortaklık yapan Oracle’ın Yönetim Kurulu Başkanı ve Teknoloji Direktörü Larry Ellison’a göre, proje tamamlandığında BAE’deki tüm devlet kurumlarını ve ticari kuruluşları dünyanın en gelişmiş yapay zeka modellerine bağlayacak yeterli kapasiteye sahip olacak. 

Projede olası revizyonlara ilişkin Reuters’ın sorularına yanıt veren G42, yapay zeka kampüsü çalışmalarının planlandığı gibi ilerlediğini belirtti.

Şirket, ayrıntılara girmeden, “Projenin ayrıntıları, bu ölçekteki kritik altyapılardan beklenen güvenlik, dayanıklılık ve operasyonel standartlar doğrultusunda sürekli olarak gözden geçiriliyor,” dedi.

OpenAI, yapay zeka vizyonunu gerçekleştirmek için BAE ile birlikte çalıştığını ve “bunu hayata geçirmek için gerekli altyapı ve benimseme öncelikleri konusunda iyi ilerleme kaydettiğini” belirtti.

Kaynaklar Reuters’a, Tahran’ın İran’a yönelik ABD ve İsrail hava saldırılarına misilleme olarak, Amerikan kuvvetlerini barındıran Körfez komşularına füze ve insansız hava araçları fırlatmaya başlamasının hemen ardından Birleşik Arap Emirlikleri yetkililerinin yapay zeka altyapı planlarını gözden geçirmeye başladığını bildirdi.

Mart ayında gerçekleşen saldırılarda Birleşik Arap Emirlikleri’ndeki iki Amazon Web Services (AWS) veri merkezi ile Bahreyn’deki bir veri merkezi hasar gördü.

Şirketin web sitesindeki son güncellemelere göre, bölgedeki bulut bilişim hizmetleri hâlâ kesintiye uğramış durumda.

Nisan ayında İran silahlı kuvvetleri, Stargate UAE’nin de potansiyel bir hedef olduğu yönünde bir uyarı videosu yayınladı.

Videoda, kompleksin inşa edildiği yeri gösterdiği iddia edilen bir harita yer alıyordu ve altında “Hiçbir şey gözümüzden kaçmaz” yazıyordu.

Konuya aşina iki kaynak, daha önce kamuoyuna açıklanmamış olan Al ⁠Dhafra Hava Üssü yakınlarındaki bir şantiyenin konumunu doğruladı.

Abu Dabi’nin dış mahallelerinde bulunan üs, ABD askerlerine ev sahipliği yapıyor ve Şubat ayında başlayan savaş sırasında hedef alınmıştı.

Başkan Joe Biden döneminde ABD Dışişleri Bakanlığı Arap Yarımadası İşlerinden Sorumlu Müsteşar Yardımcısı olarak görev yapan Daniel Benaim, uzun süredir kendilerini güvenli liman olarak pazarlayan Körfez ülkeleri için bu çatışmanın bir “iktisadi deprem” olduğunu söyledi.

Washington merkezli bir düşünce kuruluşu olan Orta Doğu Enstitüsü’nde araştırmacı olan Benaim, “Kritik altyapıyı güçlendirmek için değişiklikler hayati önem taşıyor. Bölgedeki her ülke, riski azaltmak ve uluslararası ortakları ile yatırımcıları güvence altına almak için neler yapabileceğini değerlendirecek,” dedi.

Sektörden bir yönetici ve konuyla ilgili bilgilendirilen bir başka kişiye göre, BAE’deki yapay zeka kampüsünün inşaatının ilk aşamasının, tesisi hava saldırılarından korumak için bazı değişiklikler yapılsa da planlandığı gibi devam etmesi bekleniyor.

Projenin geri kalan kısmının muhtemelen birden fazla lokasyona yayılacağını belirttiler.

İki kaynağa göre, yetkililer yeraltında inşaat yapmanın yanı sıra, ordunun kullandığı veriler gibi en hassas verileri barındıran tesisleri dağların içine yerleştirmeyi de değerlendiriyor.

ABD, Çin ve Avrupa’da veri merkezleri, kullanılmayan madenlerin, Soğuk Savaş döneminden kalma sığınakların veya mağaraların içine inşa ediliyor.

BAE, çoğunlukla düz, çöl arazisinden oluşuyor. Fakat Res’ül Hayme ve Fuceyre emirliklerinin kuzey ve kuzeydoğu bölgelerinde uzanan dağ sıraları bulunuyor.

Üç kaynağın belirttiğine göre, yeniden tasarım sürecine hava savunma sistemleri dahil ediliyor.

Bunlara insansız hava aracı ve füze önleyiciler ile elektronik sinyal bozma ekipmanları da dahil.

Bir başka kaynak ise, diğer olası önlemler arasında patlamaya dayanıklı beton kullanımı ile yedek güç ve soğutma sistemlerinin eklenmesinin yer aldığını belirtti.

Okumaya Devam Et

Ortadoğu

İran depoladığı parçalarla balistik füze montajını canlandırıyor

Yayınlanma

İran, İsrail ve ABD’nin aksi yöndeki açıklamalarına karşın yer altı tesislerinde depoladığı parçalarla balistik füze üretimine yeniden geçti. Wall Street Journal gazetesinin eriştiğini iddia ettiği istihbarat raporları, nisan ayındaki ateşkes sürecinde tünel girişleri açılan Hocir gibi merkezlerde hareketliliğin sürdüğünü belgeliyor.

İran, İsrail ve ABD makamlarının bu kapasitenin tamamen ortadan kaldırıldığı yönündeki açıklamalarına karşın yer altı tesislerinde balistik füze üretimine yeniden başladı.

The Wall Street Journal gazetesinin ABD’li ve Ortadoğulu yetkililere dayandırdığı haberine göre Tahran yönetimi, üretim sürecinde önceden depoladığı parçalardan yararlanıyor.

Yetkililer, savaşın başlangıcında füze sahalarına ve sanayi tesislerine düzenlenen saldırılara rağmen İran’ın hem katı hem de sıvı yakıtlı füzelerin montajına devam ettiğini aktarıyor.

İstihbarat verileri, ülkenin güneydoğusundaki Hocir kompleksi de dahil çok sayıda yer altı merkezinde hareketlilik olduğunu ve yeni hava saldırılarından korunmak amacıyla ilave yer altı montaj noktaları oluşturulmaya çalışıldığını gösteriyor.

ABD ve İsrail operasyonlarının bazı tesisleri tahrip etmesi ve deniz ablukasının katı yakıt bileşenleri ile parça ithalatını zorlaştırması nedeniyle, mevcut montaj işlemleri savaş öncesine kıyasla daha düşük hacimlerle sürdürülüyor.

ABD merkezli Füze Savunma İttifakı kıdemli analisti Tal Inbar, sürece ilişkin değerlendirmesinde tesislerin hedef alınmadığı anlarda hasarlı altyapının onarılabileceğini, diğer ülkelerden parça temin edilerek buralarda saklanabileceğini vurguladı.

Inbar, İran’ın füze üretim kapasitesini yeniden inşa etmediğini düşünmenin saflık olacağını kaydetti.

Tesislerin imha edildiğini ve Tahran’ın ciddi biçimde güç kaybettiğini savunan yetkili, İran’ın şu anda hiç olmadığı kadar zayıf bir durumda kaldığını, ABD Başkanı Donald Trump’ın bu ülkenin nükleer silaha ulaşmasına asla müsaade etmeyeceğini söyledi.

Pentagon Sözcüsü Sean Parnell, ABD’nin İran’a ait insansız hava aracı, balistik füze ve donanma sanayi altyapısının yüzde 90’a varan kısmını yok ettiğini, Tahran’ın füze ve İHA fırlatma kabiliyetini büyük ölçüde zayıflattığını dile getirdi.

Bir diğer ABD hükümet yetkilisi, Tahran yönetiminin haziran ortasında Hürmüz Boğazı’nın açılması ve savaşın sonlandırılmasına dair Trump yönetimiyle yürüttüğü ön müzakerelerin ardından üretimi düşük ölçekte de olsa yeniden canlandırmış olabileceğine işaret etti. Yetkili, mevcut stoklarla en az iki yüz füzenin monte edilebilecek durumda olduğunu belirtti.

CNN televizyonunun mayıs sonundaki haberinde, ABD ve İsrail’in maliyetli mühimmatlarla vurduğu yer altı füze sığınaklarının Tahran yönetimi tarafından buldozer ve damperli kamyonlar kullanılarak yeniden açılmaya çalışıldığı aktarılmıştı.

Nisan ayındaki ateşkes kararının ardından kazı faaliyetleri hız kazandı; 18 farklı noktada isabet alan 69 tünel girişinden 50’si yeniden ulaşıma hazır hale getirildi.

Uzmanlar, sadece tünel girişlerini bombalayarak füze gücünü yok etmenin imkansız olduğunu, bunun bombardımanların sınırını ortaya koyduğunu vurguladı.

ABD Savaş Bakanı Pete Hegseth nisan ayında İran’ın füze programını fiilen bitirdiklerini iddia etmişti. Ancak NBC News’ün haberinde, Tahran’ın ateşkes sürecini askeri gücünü toparlamak amacıyla değerlendirdiğine dikkat çekilmişti.

Okumaya Devam Et

Ortadoğu

Pakistan: Husilere yönelik misillemeyi henüz görüşmedik

Yayınlanma

Pakistan, Yemen direnişinin Suudi Arabistan’a yönelik saldırılarına yanıt olarak Mekke Anlaşması kapsamında İslamabad’dan gelecek bir askeri tepki konusunda herhangi bir görüşme yapılmadığını belirtti.

Öte yandan Pakistan Dışişleri, “zamanı geldiğinde” Pakistan’ın harekete geçeceğini de ekledi.

Pakistan Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Saccad Haydar Han, haftalık basın toplantısında, İslamabad’ın Türkiye ve Suudi Arabistan ile imzalanan ortak savunma anlaşması kapsamındaki yükümlülüklerini nasıl yerine getirmeyi planladığına dair bir soruya yanıtladı.

Han, “Şu anda bu konuda herhangi bir görüşme yok… Zamanı geldiğinde anlaşma kapsamında harekete geçeceğiz,” dedi.

Geçen ay imzalanan ortak savunma anlaşması, üç ülkeden herhangi birine yönelik silahlı bir saldırının, üçüne de yönelik bir saldırı olarak kabul edileceğini öngörüyor.

Bu soru, Yemen’deki Husilerin (Ensarullah) bu hafta Suudi şehirlerine ve enerji ⁠altyapısına saldırması üzerine gündeme geldi.

Reuters, İslamabad’ın Tahran’ı, “Suudi Arabistan’a yönelik saldırılarını yoğunlaştıran Yemenli Husi müttefiklerini dizginlemesi konusunda uyardığını” bildirdi.

Yine Reuters‘ta yer alan habere göre, ​Suudi yetkililer ile Pakistan ve Türk ordularından üst düzey temsilciler, Husi saldırılarına verilecek yanıtı koordine etmek üzere Riyad’da bir araya geldi.

Taraflar, birliklerinin Yemen’e girmemesi ve verilecek herhangi bir yanıtın Suudi Arabistan topraklarından başlatılması konusunda anlaştı.

ABD ile İran arasındaki çatışmada arabuluculuk da yapan Pakistan, bu saldırıları kınadı fakat savunma anlaşmasının hükümleri uyarınca nasıl tepki verebileceğine dair ayrıntı vermedi.

Han ayrıca, Washington’un küresel enerji arzını da aksatan bölgesel kargaşayı kontrol altına almakta zorlanırken, Mekke İttifakı’nı genişletmeye yönelik herhangi bir planın bulunmadığını belirtti.

Bu arada Ensarullah, Yemen’in güney batısında, Bab el-Mendeb boğazına yakın sahil kenti Muha’yı ele geçirdi.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English