Bizi Takip Edin

Avrupa

AfD ve yeni iktidar stratejisi: Amerikan tarzı ‘sağ-sol’ ayrımı hedefleniyor

Yayınlanma

Almanya’da sağcı Almanya için Alternatif (AfD), iktidara gelmek için “aşırı solu” karşısına yerleştirerek kendisini “muhafazakâr-burjuva değerlerin” savunucusu olarak konumlandıracak.

POLITICO’nun gördüğü bir parti içi belgede, “Amacımız, siyasi bölünmenin artık AfD ile diğer siyasi akımlar arasında değil, ABD’deki duruma benzer şekilde burjuva-muhafazakâr(*) bir kamp ile radikalleşen sol bir kamp arasında olmasıdır,” deniyor.

Stratejiye göre amaç, “uzlaşmaz iki kamp arasında bir düello” yaratmak.

AfD, şubat ayında tarihindeki en iyi sonucu alarak ulusal seçimlerde ikinci sırada yer aldı ve şu anda parlamentodaki en büyük muhalefet partisi konumunda. 

Fakat artan popülaritesine rağmen, parti ulusal iktidardan uzak durmaya devam ediyor zira diğer tüm parlamento partileri, savaş sonrası Brandmauer (yangın duvarı) olarak adlandırılan, aşırı sağla birlikte koalisyon hükümetinde yer almayı reddetme politikasını sürdürüyor.

AfD’nin en acil siyasi hedefi, “tabu” statüsünden kurtulmak ve muhafazakârları ve diğer seçmenleri, AfD politikacılarının aşırı uç olarak görülmeleri nedeniyle iktidara gelmelerinin engellenmemesi gerektiğine ikna ederek güvenlik duvarını yıkmanın bir yolunu bulmak.

AfD, üst düzey milletvekili Beatrix von Storch’u güvenlik duvarını yıkmak ve Alman muhafazakârlarıyla koalisyon hükümetine girmenin yolunu çizmek için bir strateji geliştirmekle görevlendirdi.

POLITICO’ya göre von Storch’un ABD’den ilham alması şaşırtıcı değil. AfD politikacıları, ABD Başkan Yardımcısı JD Vance’in bu yılın başlarında Münih’te yaptığı konuşmada güvenlik duvarını antidemokratik ve seçmenlerden “korkarak yönetme” yolu olarak tanımlamasını memnuniyetle karşılamıştı.

Von Storch, Trump yönetiminin müttefikleriyle temaslarını sürdürdü. O ve eşi, ABD Başkanı Donald Trump’ın göreve başlama törenine katıldı ve Trump’ın uzun süredir müttefiki ve “MAGA” (Amerika’yı Yeniden Büyük Yap) hareketinin önde gelen isimlerinden Steve Bannon ile görüştü.

Storch’un stratejisi, merkez sol muhalifleri sık sık “radikal sol deliler” olarak nitelendiren Trump’ın oyun kitabından alınmış gibi görünüyor.

AfD için en açık siyasi karşıtlık, şubat ayındaki ulusal seçimler öncesinde genç seçmenler arasında popülerliği artan sol parti Die Linke (Sol Parti).

AfD liderleri, bu partinin yükselişini, Merz’in muhafazakârlarıyla koalisyon halinde iktidarda olan Sosyal Demokrat Parti (SPD) dahil olmak üzere merkez sol partileri zayıflattığı şeklinde yorumluyor. 

Strateji belgesinde, “Almanların çoğunluğu için kabul edilemez pozisyonlar savunan radikal soldan ayrılmak, AfD’nin kendisini burjuva-muhafazakâr bir güç olarak konumlandırmasını kolaylaştırıyor. AfD ve Sol, toplumsal tartışmanın iki ideolojik kutbunu oluşturuyor. İdeolojik ve woke solun antitezi olarak AfD, burjuva profilini keskinleştirebilir,” deniyor.

Almanya’nın aşırı sağ partilerin iktidara gelmesini engelleyen güvenlik duvarı, ülkenin Nazi geçmişi nedeniyle diğer Avrupa ülkelerinden çok daha güçlü. 

Ne var ki AfD’nin yükselişi bu güvenlik duvarını giderek daha fazla aşındırıyor ve özellikle merkezcilerin parti ile işbirliği yaptığı doğu Almanya’daki yerel yönetimlerde çatlaklar ortaya çıkmış durumda.

Merz’in geçen ocak ayında AfD’nin sert göç yasasının kabul edilmesi için desteğini kabul etmesi, güvenlik duvarının yıkılacağına dair korkulara yol açmış ve ülkenin savaş sonrası kimliğinin özüne dokunan şiddetli bir tartışma başlatmıştı.

Güvenlik duvarı hasar görmüş ama sağlam kalmış olsa da, AfD, Merz ve diğer muhafazakârların bu duvarı korumalarını giderek zorlaştırmak istiyor.

Strateji belgesine göre, AfD, merkez sağ seçmenlerin, özellikle de Merz’in SPD ile koalisyonundan hayal kırıklığına uğrayanların “yüksek düzeyde onaylayacağı” öneriler ve girişimler başlatacak.

İlk etapta amaç, tüm bu seçmenleri kazanmak değil, güvenlik duvarını aralarında giderek daha az popüler hale getirmek. Bu da muhafazakâr liderleri AfD ile koalisyon hükümetine karşı muhalefetlerinden vazgeçmeye zorlayacak.

Aynı zamanda, AfD strateji belgesinde, partinin en zayıf olduğu bazı seçmen grupları, kadınlar, yaşlı seçmenler, akademisyenler ve şehirlerde yaşayanlar arasında yeni destek kazanmaya çalışacağı belirtiliyor.

Belgede, “Bu gruplar homojen değildir ve tek tip bir yaklaşımla ele alınamaz. Onları AfD’ye kazanmak için, bu grupların sosyo-demografik mikro analizine ihtiyacımız var. Köprü kuracağımız alt grupları belirlemeliyiz,” deniyor.


(*) İngilizceye “bourgeois”, Türkçeye ise “burjuva” olarak çevrilen Almanca sözcük “bürgerlich.” Bu sözcüğün, her örnekte “burjuva” anlamına gelmediğini hatırlatalım. Terim, 1980’li yıllarda CDU tarafından Alman siyasetindeki “sol olmayan anaakım partileri” nitelemek için literatüre sokulmuştu. AfD’li siyasetçiler de kendilerinin sık sık böyle bir parti olduğunu dile getiriyorlar. Daha tarihsel olarak ise, bağlama göre “orta sınıf”, “eğitim görmüş kentli”, “vatandaş” gibi anlamlara da geliyor. (editörün notu)

Avrupa

Radev: Bulgaristan Ukrayna koalisyonunda yer almayacak

Yayınlanma

Bulgaristan Başbakanı Rumen Radev, ülkesinin Ukrayna için kurulan “gönüllüler koalisyonuna” katılmayacağını açıkladı. Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’dan şahsen davet aldığını belirten Radev, Ukrayna’ya mali ve askeri yardımın sürdürülmesini savunan bir yapıda yer almayacaklarını ifade etti.

Bulgaristan Başbakanı Rumen Radev, ülkesinin Ukrayna’ya yönelik destek kapsamında oluşturulan “gönüllüler koalisyonunda” yer almayacağını duyurdu.

Fransa’nın milli günü vesilesiyle Paris’te düzenlenen askeri geçit töreni öncesinde Bulgaristan Ulusal Radyosuna (BNR) açıklamalarda bulunan Radev, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’dan bu yapıya katılmaları için şahsi davet aldığını aktardı.

Radev, “Ukrayna’ya yönelik mali ve askeri yardımın devam etmesi konusunda ısrarcı olan bir koalisyonda yer almıyoruz” dedi.

Ukrayna’daki çatışmanın askeri araçlarla uzatılmasını doğru bulmadığını ifade eden Radev, çözümün askeri yöntemlerle süreci uzatmak değil, tansiyonun yükselmesini nihayet nihayete erdirecek “güçlü bir diplomatik misyon” yürütmek olduğunu kaydetti.

Bulgaristan, Paris’te düzenlenen “gönüllüler koalisyonu” toplantısına katılım göstermedi.

Kararların alınacağı yerler AB ve NATO

Paris’te gündeme gelen “anti-balistik koalisyon” oluşturulması yönündeki kararı da değerlendiren Radev, “Kolektif güvenliğimizi ilgilendiren tüm kararlar farklı bir formatta ve başka yerlerde alınıyor. Çok sayıda öneri ve fikirle karşılaştık. Bulgaristan karar alma süreçlerinde aktif olarak rol alıyor. Bu kararlar, Bulgaristan’ın da ağırlığa sahip olduğu ve aktif temsil edildiği AB ve NATO çerçevesinde alınıyor” ifadelerini kullandı.

Bulgaristan Başbakanı, geçen hafta yaptığı açıklamada ise Sofya’nın Kiev’e yardımlarını kendi imkanları sınırında tutacağını belirtmişti.

Radev bu sınırın, vatandaşlara yönelik sosyal yükümlülükler ve önceki hükümetlerin geride bıraktığı yüksek bütçe açığı gözetilerek belirleneceğini vurgulamıştı. Bulgaristan Başbakanı haziran ayında da Ukrayna’ya silah sevkıyatını durduracaklarını açıklamıştı.

Dolaylı mühimmat tedariki sürüyor

Bloomberg’in verilerine göre Bulgaristan, Avrupa Birliği bünyesinde Sovyet dönemi standartlarındaki mühimmatın en büyük üreticileri arasında yer alıyor.

Ukrayna ordusunun çatışmaların ilk aşamasında bu mühimmatlara önemli ölçüde bağımlı olduğu biliniyor. Sofya yönetiminin doğrudan sevkıyat yapmayı reddetmesine rağmen, Bulgar üretimi askeri malzemelerin üçüncü ülkeler üzerinden Ukrayna’ya ulaştığı belirtiliyor.

Bulgaristan, 2022 yılından bu yana Kiev’e 13 askeri yardım paketi gönderdi ancak bu yardımların hacmi ve mali değeri hakkında resmi bir açıklama yapmadı.

Kremlin Sözcüsü Dmitriy Peskov ise Paris’teki “gönüllüler koalisyonu” toplantısına tepki gösterdi.

Bu oluşumu “savaş kışkırtıcıları koalisyonu” olarak nitelendiren Peskov, “Bu yapı, barış istemeyen, savaşın sürmesini arzulayan ve ülkemizi stratejik bir yenilgiye uğratabilecekleri yönündeki derin bir yanılgıya kapılan ülkeler grubudur” değerlendirmesinde bulundu.

Okumaya Devam Et

Avrupa

İngiliz savunma şirketlerine AB fonundan pay yolu açıldı

Yayınlanma

İngiltere Başbakanı Keir Starmer, İngiliz savunma şirketlerinin Avrupa Birliği’nin Ukrayna’yı desteklemek amacıyla oluşturduğu 90 milyar euroluk program kapsamındaki ihalelere katılabileceğini duyurdu. İngiltere hükümetinin basın servisinden yapılan açıklamaya göre bu anlaşma, Londra ile Brüksel arasında savunma ve güvenlik alanındaki işbirliğini geliştirmek adına önemli bir adım niteliği taşıyor.

İngiltere Başbakanı Keir Starmer, ülkesindeki savunma sanayisi şirketlerinin Avrupa Birliği (AB) tarafından Ukrayna’ya destek amacıyla yürütülen 90 milyar euro (yaklaşık 102,6 milyar dolar) hacimli program kapsamındaki sözleşme ihalelerine katılabileceğini açıkladı.

İngiltere hükümetinin resmi internet sitesinde yayımlanan basın açıklamasında, bu uzlaşmanın mayıs ayında düzenlenen Avrupa Siyasi Topluluğu Zirvesi’nin ardından Londra ile Brüksel arasında başlatılan müzakerelerin bir sonucu olduğu belirtildi.

İngiliz hükümeti, varılan anlaşmayı Londra ve Brüksel’in savunma ile güvenlik alanlarındaki işbirliğinde ileriye dönük önemli bir adım olarak nitelendirdi.

Başbakan Starmer, sağlanan mutabakatın İngiliz savunma işletmelerine yeni siparişler garanti edeceğini, istihdam olanakları yaratacağını ve ülkenin savunma sanayi kompleksini tahkim edeceğini kaydetti. İngiltere’nin bu programa yapacağı mali katkının boyutu, İngiliz şirketlerinin kazanacağı sözleşmelerin toplam değerine göre belirlenecek.

Londra yönetimi, bu yıl Ukrayna’ya hali hazırda 3,75 milyar sterlin (yaklaşık 4,8 milyar dolar) tutarında askeri yardım sağladığını hatırlattı.

Yapılan açıklamada ayrıca, Kiev’e her yıl 3 milyar sterlin (yaklaşık 3,8 milyar dolar) değerinde askeri destek sağlama taahhüdünün “gerektiği sürece” yürürlükte kalacağı vurgulandı.

Bloomberg’ün konuya vakıf kaynaklara dayandırdığı daha önceki haberinde, AB’nin Ukrayna’ya İngiliz şirketlerinden silah satın alabilmesi için 60 milyar euro (yaklaşık 69 milyar dolar) tutarındaki kredi imkanını kullanma izni vermeye hazırlandığı belirtilmişti.

Habere göre anlaşma, Ukrayna tarafının İngiliz savunma üreticileriyle imzalayacağı sözleşmelerin maliyetinin İngiltere tarafından tazmin edilmesini öngörüyor.

Haberde paylaşılan diğer ayrıntılara göre bu mutabakat, tarafların İngiltere’nin Avrupa savunma fonu SAFE programına katılımı konusunda ortak bir paydada buluşamaması üzerine geliştirilen bir uzlaşı formülü niteliği taşıyor.

Okumaya Devam Et

Avrupa

Estonya, Rusya sınırına yeni askeri üs kuruyor

Yayınlanma

Estonya, Rusya sınırındaki Narva kentinde 15 milyon euro bütçeyle askeri üs inşa etmeye hazırlanıyor. Kamu yayıncısı ERR’nin aktardığına göre, İvangorod kentinin karşısında yer alacak üssün 2028 yazında tamamlanması planlanıyor. Savunma Bakanı Hanno Pevkur, projenin ulusal güvenlik için stratejik bir karar olduğunu iddia etti.

Estonya, Rusya sınırındaki Narva kentinde askeri altyapı kurma çalışmalarına başlıyor. Rusya’nın İvangorod kentinin karşısında ve St. Petersburg’a en yakın sınır noktalarından birinde yer alacak üs için Estonya Savunma Yatırımları Devlet Merkezi, 15 milyon euro değerinde tasarım ve inşaat ihalesi açtı.

Estonya kamu yayıncısı ERR’nin haberine göre proje, 7 bin 500 metrekareden geniş bir alanda 12 binanın ve mühendislik altyapısının inşasını kapsıyor.

Ana tesislerin 2028 yazında faaliyete geçmesi planlanıyor. İlk etapta 150 askerin 2027 yılının başında yerleştirileceği üs, tamamlandığında Estonya Savunma Kuvvetleri 1. Piyade Tugayı’na bağlı yaklaşık 200 askere ev sahipliği yapacak.

Ancak tesis, ihtiyaç duyulması halinde NATO müttefiklerinin askeri birimlerini de ağırlayacak şekilde 1000 kişi kapasiteli olarak tasarlanıyor.

Estonya Savunma Bakanı Hanno Pevkur, daha önce yaptığı açıklamada Narva’da bir üs kurulmasını ulusal güvenlik alanında “stratejik bir karar” olarak nitelendirmişti.

Geçen yıl onaylanan projenin hayata geçirilmesi, arazi mülkiyeti meseleleri ve yerel halkla yürütülen görüşmeler nedeniyle gecikti. Üs fikri, Estonya’da Rusça konuşan nüfusun en yoğun olduğu Narva kentinde bazı yerel sakinlerin tepkisini çekti.

Sakinlerden bazıları, olası bir çatışma durumunda askeri tesisin hedef haline gelebileceği yönünde endişelerini dile getirdi.

Estonya Genelkurmay Başkanı Tümgeneral Vahur Karus ise ordunun varlığının yerel halk için bir tehdit değil, aksine güvenlik garantisi olarak görülmesi gerektiğini ifade etti.

Yeni üssün inşası, Estonya ve NATO’nun doğu kanadını güçlendirme programının bir parçasını oluşturuyor. Rusya sınırı boyunca Baltık Savunma Hattı’nın yapımı devam ederken, 1. Piyade Tugayı Karargahı da Narva yakınlarındaki modernize edilmiş Jõhvi üssüne taşınıyor.

Ayrıca tanksavar hendeklerinin yapımına başlanırken, Estonya’nın sınır hattına yaklaşık 600 sığınak ve diğer mühendislik engelleri inşa etmeyi planladığı belirtiliyor.

Bu önlemler alınırken Tallinn yönetimi askeri harcamalarını artırmayı sürdürüyor. Estonya Savunma Bakanlığı verilerine göre, ülkenin savunma bütçesi 2026 yılında yüzde 42 artışla 1,7 milyar eurodan 2,4 milyar euroya yükselecek ve askeri harcamalar gayri safi yurtiçi hasılanın yüzde 5,4’üne ulaşacak.

Yetkililer, savunma harcamalarını en az 2029 yılına kadar GSYH’nin yüzde 5’inin altında tutmamayı planlıyor.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English