Bizi Takip Edin

Avrupa

Alman ekonomisinde savaş gerginliği

Yayınlanma

ABD ve İsrail’in İran’a karşı yürüttüğü savaş, zaten zayıf bir dönemden geçen Alman sanayisini vuruyor ve onu derin bir krize sürükleme tehdidinde bulunuyor.

German Foreign Policy’de yer alan analize göre yükselen petrol ve doğalgaz fiyatları, aksayan tedarik zincirleri ve şiddetlenen küresel rekabet, kilit sektörleri baskı altına alıyor. 

İktisatçılar şimdiden, örneğin ABD ile yaşanan gümrük vergisi çatışmasının Alman sanayisine verdiği zararla aynı düzeye ulaşabilecek büyüme kayıpları konusunda uyarıda bulunuyorlar.

Aynı zamanda, küresel enerji piyasaları Almanya’nın aleyhine değişiyor: Asya ülkeleri sıvılaştırılmış doğalgaz (LNG) ithalatını artırırken, Avrupa yükselen fiyatlar ve belirsiz depolama beklentileriyle karşı karşıya.

Kriz, yapısal eksiklikleri ortaya çıkarıyor; özellikle fosil yakıtlara olan devam eden bağımlılık ve endüstriyel süreçlerin yavaş elektrifikasyonu.

Kimya, çelik ve alüminyum gibi enerji yoğun sektörler giderek daha fazla baskı altında. Kimya endüstrisinde şimdiden “kriz modu”ndan söz ediliyor.

Mevcut fiyat şoku, sadece kısa vadeli bir baskı yaratmakla kalmayıp, Almanya’nın sanayi tabanını kalıcı olarak zayıflatma tehdidi de oluşturuyor.

Büyüme baltalanacak

Münih merkezli Ifo Enstitüsü’nden uzman Timo Wollmershäuser, kısa süre önce olası bir olumsuz senaryoyu özetledi.

Bu senaryoda, uzun süren bir savaş ham petrol fiyatlarının 100 doların üzerine çıkmasına ve küresel tedarik zincirlerinde aksaklıklara yol açıyor.

Böyle bir durumda, makroekonomik kayıplar ABD ile yaşanan ticaret anlaşmazlığından kaynaklanan kayıplara benzer olacak.

Ifo’nun tahminlerine göre, ABD’nin uyguladığı gümrük vergileri nedeniyle Alman ekonomisi, 2025 ve 2026 yıllarında bu vergiler olmasaydı elde edeceği büyümenin bir puan altında kalacak.

İktisatçılar arasında genel kural, petrol fiyatındaki 10 dolarlık bir artışın küresel ekonomik büyümeyi yaklaşık 0,1 puan azalttığıdır. Buna göre, 100 ila 150 dolar arasında sürdürülen bir fiyat seviyesi, önemli aksaklıklara yol açacaktır.

Commerzbank baş ekonomisti Jörg Krämer şu uyarıda bulunuyor:

“Petrol fiyatı birkaç ay boyunca 100 doların üzerinde kalırsa, Almanya için büyüme tahmini neredeyse yarı yarıya düşebilir.”

Olağanüstü kâr vergisi tartışması

Petrol fiyatlarındaki artış, büyük enerji şirketlerinin elde edebileceği potansiyel kârlar konusunda da şimdiden anlaşmazlıklara yol açıyor.

Enerji şirketi Enervie’nin bir sözcüsü, mart ayı başında Handelsblatt’a sürekli artan maliyetler konusunda uyarıda bulunmuş ve “Mevcut yüksek gaz fiyatları, uzun vadeli gaz alım fiyatlarına yansıtılıyor,” demişti.

Gaz tüccarı Uniper de “Anlaşmazlıklar devam ederse, piyasalar üzerinde daha da önemli etkileri olacaktır,” açıklamasını yapmıştı.

Örneğin, artan benzin ve kalorifer yakıtı fiyatları konusunda, SPD milletvekili grubu başkan yardımcısı Esra Limbacher, bunu şimdiden “soygun” olarak nitelendiriyor.

16 federal eyaletin tümünün eyalet başbakanları, fiyat artışlarının yalnızca arz durumuyla gerekçelendirilemeyeceğini belirtti.

Federal Kartel Ofisi devreye sokulacak; aynı zamanda federal hükümet, olağanüstü kâr vergisi uygulamayı düşünüyor.

Ukrayna’daki savaşın başlamasından kısa bir süre sonra, yetkili kurum zaten bir sektör araştırması yürütmüştü.

O zaman, hem yakıt toptan satış piyasasını hem de rafinerileri, önemli fiyat belirleme gücüne sahip az sayıda tedarikçiden oluşan oligopolistik yapıların domine ettiği sonucuna varmıştı.

Spot piyasalar fiyatları yönlendiriyor

Doğalgaz tedarikinde de ciddi sorunlar ortaya çıkıyor. Avrupa’da, aylarca stoklamaya imkan veren çok sayıda yer altı gaz depolama tesisi bulunuyor. 

Fakat birçok Asya ülkesinde rezervler sadece birkaç gün yetecek kadar: Hindistan’da yaklaşık altı gün, Tayvan’da on, Güney Kore’de 15 ve Japonya’da yaklaşık 20 gün.

Küresel olarak ticareti yapılan sıvılaştırılmış doğalgazın (LNG) yüzde 20’ye varan kısmı Orta Doğu’daki gerginliğin tırmanması sonucu Hürmüz Boğazı’nın neredeyse tamamen kapanması nedeniyle kaybedildiğinden, Asya ülkeleri giderek spot pazara yöneliyor.

Fiyatlar buna paralel olarak tepki gösteriyor: Asya’da fiyatlar yaklaşık yüzde 150 artarak milyon BTU başına 20 dolara yükseldi ve Avrupa’daki 19 dolar civarındaki TTF referans fiyatını aştı.

Bu nedenle tüccarlar, daha yüksek kârların beklediği Asya’ya tedariklerini giderek daha fazla yönlendiriyorlar.

RWE CEO’su Markus Krebber, şu anda “kıtlık tehdidi bulunmadığını” vurguluyor. Fakat çatışma üç ila dört haftadan uzun sürerse, “kış için gaz depolama tesislerini nasıl yeniden dolduracağımız” sorusu gündeme geliyor.

Mevcut doluluk seviyesi yüzde 21 civarında.

Aynı zamanda fiyatlar da önemli ölçüde yükseldi: TTF’ye göre, yaz için bir megavat-saat doğalgazın maliyeti şu anda yaklaşık 54 avro; ocak ayında ise sadece 25 avro idi.

Elektriğe geçişte yavaşlama

Krizin tırmanması, Almanya’nın fosil yakıtlara olan yapısal bağımlılığının devam ettiğini ortaya koyuyor.

Yenilenebilir enerjiye yapılan milyarlarca avroluk yatırıma rağmen, enerji tüketiminin yaklaşık yüzde 78’ini hâlâ petrol ve gaz oluşturuyor. Kilit sektörlerin –özellikle sanayi, ulaşım ve ısıtma– elektrifikasyonu ancak yavaş ilerliyor.

Sonuç olarak, bu sektörlerden gelen elektrik talebi durgunlaşıyor. Çin gibi ülkeler bu geçişi çok daha hızlı bir şekilde ilerletiyor. 

Bayer AG Sürdürülebilirlik Başkanı Matthias Berninger, hızla yükselen petrol ve gaz fiyatlarını bir “uyarı sinyali” olarak nitelendiriyor; Almanya, elektrifikasyon konusunda uluslararası alanda geride kalma riskiyle karşı karşıya.

Buna, Avrupa standartlarına göre yüksek olan elektrik fiyatları da ekleniyor; bu durum, Alman ekonomisi için çok hassas bir konu olan rekabet gücünü olumsuz etkiliyor.

Aslında, iki yıllık durgunluğun ardından, 2025’teki büyüme neredeyse durma noktasına geldi. Sadece sanayi sektöründe yaklaşık 160.000 istihdam kaybedildi.

Enerji, enflasyonu artırıyor

Yükselen enerji fiyatları nedeniyle, CDU’lu Ekonomi Bakanı Katherina Reiche’nin ekonomi politikası danışma grubu tarafından hazırlanan bir rapor, şimdiden enflasyonda önemli bir artış öngörüyor.

Enerji, tüm değer zinciri boyunca kilit bir maliyet faktörü olduğundan, fiyat artışları ekonomi üzerinde geniş bir etkiye sahip.

Askeri çatışmalar hızlı bir şekilde sona erse bile, fiyatların kısa vadede savaş öncesi seviyelere dönmesi olası değil.

Buna bağlı olarak, iktisatçılar satın alma gücünün azalmasını bekliyor.

Çelik patronları devlet müdahalesi istiyor

Kimya, çelik ve alüminyum gibi enerji yoğun sektörler özellikle etkileniyor.

Alman Çelik Birliği CEO’su Kerstin Maria Rippel, enerji fiyatlarını istikrara kavuşturmak için şimdiden “önemli sanayi politikası önlemleri” çağrısında bulunuyor.

Ona göre hedef, sanayi elektrik fiyatının megavat-saat başına yaklaşık 50 avro olması olmalı.

Alman Alüminyum Birliği de artan maliyetlerin sonuçları konusunda uyarıda bulunuyor.

CEO Angelika El-Noshokaty, bir başka fiyat artışının “zaten zor durumda olan şirketler üzerinde önemli bir yük oluşturacağını” vurguluyor.

Ayrıca otomotiv sektörü, makine mühendisliği ile cam ve kağıt endüstrileri de artan baskı altında.

Kimya sektörü kriz modunda

Alman kimya endüstrisi, kendisinin özellikle ağır darbe aldığını düşünüyor.

Sektör birliği VCI, “tam bir kriz modundan” söz ediyor. Tedarik zincirlerindeki aksaklıklar (özellikle deniz ticaretindeki kısıtlamaların sonucu olarak) şu anda amonyak, fosfat, helyum ve kükürt gibi önemli ara ürünlerin kıtlığına yol açıyor.

Aynı zamanda, uluslararası rekabet baskısı da yoğunlaşıyor. ABD ve Asya’ya kıyasla daha yüksek enerji fiyatları, Avrupa’daki üretim üssüne baskı uyguluyor.

Danışmanlık firması Roland Berger’in bir araştırmasına göre, Avrupalı kimya şirketleri son dört yılda kapasitelerinin yaklaşık yüzde onunu kapattı.

Kimya şirketi BASF, yalnızca son iki yılda yaklaşık 4.800 kişiyi işten çıkardı.

Hukuk firması Baker McKenzie’den bir temsilci, sektörün durumunu otomotiv sektöründeki krizden daha ciddi olarak değerlendiriyor.

Avrupa

Varşova-Kiev gerilimi iş anlaşmalarını zorlaştırabilir

Yayınlanma

Bloomberg’e göre, Polonya ile Ukrayna arasında Ukrayna Silahlı Kuvvetleri’ndeki bir birliğe Nazi işbirlikçisi Ukrayna İsyan Ordusu’nun (UPA) adının verilmesi nedeniyle yaşanan anlaşmazlık, Gdansk’ta düzenlenecek Ukrayna konferansını ve iki ülke arasındaki işbirliğini olumsuz etkileyebilir. Tartışma, özellikle Ukrayna’nın savaş sonrası yeniden inşası kapsamında planlanan ticari anlaşmalar açısından belirsizlik yaratıyor.

Bloomberg’in haberine göre, Ukrayna yönetiminin Ukrayna Silahlı Kuvvetleri’ndeki bir birliğe Ukrayna İsyan Ordusu’nun (UPA) adını vermesi nedeniyle Varşova ile Kiev arasında yaşanan anlaşmazlık, Polonya’nın Gdansk kentinde düzenlenecek Ukrayna konferansını ve iki ülke arasındaki ticari işbirliğini olumsuz etkileyebilir.

25 Haziran Perşembe günü başlaması planlanan iki günlük konferans, başlangıçta Polonyalı şirketlerin Rusya ile savaşın ardından Ukrayna’nın yeniden inşasına yönelik sözleşmeler elde etmesine yardımcı olmayı amaçlıyordu.

Ancak Polonya Cumhurbaşkanı Karol Nawrocki’nin, Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenski’yi ülkenin en yüksek devlet nişanı olan Beyaz Kartal Nişanı’ndan mahrum bırakma kararının ardından Zelenski’nin konferansa katılımı belirsizliğini koruyor.

Daha önce İsviçre, Birleşik Krallık, Almanya ve İtalya’nın ev sahipliği yaptığı konferansın, siyasi anlaşmazlıklara rağmen liderlerin işbirliğini sürdürme kapasitesi açısından bir sınav niteliği taşıdığı belirtildi.

Polonya Doğu Araştırmaları Merkezi’nin verilerine göre Polonya, Ukrayna’daki en büyük onuncu yabancı yatırımcı konumunda bulunuyor.

Ukrayna ile İşbirliği Konseyi Başkanı Pawel Kowal, anlaşmazlık büyümeden önce yaptığı açıklamada, konferans sırasında enerjiden savunmaya kadar çeşitli sektörlerde onlarca sözleşmenin imzalanabileceğini söylemişti.

Bloomberg, Polonya inşaat sektörünün özellikle Ukrayna’daki altyapı projelerine yönelik sözleşmeler beklediğini aktardı. İnşaat şirketleri Budimex, Polimex-Mostostal ve AMW Sinevia işbirliği anlaşmaları yaparken, LPP, Pepco, Allegro ve PZU da Ukrayna’daki faaliyetlerini genişletiyor.

Bununla birlikte siyasi atmosferin iki ülke arasındaki ticari ilişkileri zorlaştırabileceği değerlendiriliyor. Polonya İnşaat İşverenleri Federasyonu Başkan Yardımcısı Damian Kazmierczak, “Her iki tarafta da artan siyasi ihtiyat, anlaşmaların sonuçlandırılmasını daha da zorlaştıracak. Ukraynalılar bizi açık kollarla karşılamıyor” dedi.

Nawrocki geçen hafta, Ukrayna Silahlı Kuvvetleri’ndeki bir birliğe “UPA Kahramanları” unvanı verilmesi nedeniyle Zelenski’nin nişanını geri aldı.

Polonya Savunma Bakanı Wladyslaw Kosiniak-Kamysz, “Aşılmaması gereken sınırlar vardır” açıklamasını yaptı. Polonya Dışişleri Bakanlığı da Ukrayna’nın Varşova Büyükelçisi Vasıl Bodnar’ı bakanlığa çağırdı.

Zelenski ise nişanı posta yoluyla Polonya’ya geri göndererek Ukrayna’nın Polonya halkına destek ve işbirliği için minnettar olduğunu söyledi.

Buna karşılık Polonya Cumhurbaşkanlığı Ofisi Bakanı Agnieszka Endziak, “UPA Kahramanları adının Ukrayna askeri birliğine verilmesiyle bağlantılı hakarete, ödülü kurye ile geri göndererek bir yenisini ekliyor” ifadelerini kullandı.

UPA, Rusya’da aşırılık yanlısı olarak tanınan ve yasaklanan Ukrayna Milliyetçileri Örgütü’nün (OUN) silahlı kanadı olarak faaliyet gösterdi.

İkinci Dünya Savaşı yıllarında Alman ordusuyla işbirliği yapan örgüt, ağırlıklı olarak Batı Ukrayna’da Sovyet yönetimine karşı mücadele yürüttü.

1942 ve 1943 yıllarında OUN-UPA birlikleri Volın bölgesindeki etnik Polonyalılara yönelik kitlesel katliamlar gerçekleştirdi. Polonyalı tarihçiler, Volın Katliamı’nda hayatını kaybedenlerin sayısını 50 bin ila 100 bin arasında tahmin ediyor.

Polonya Parlamentosu 2016 yılında bu olayları soykırım olarak tanıdı ve 11 Temmuz’u kurbanları anma günü ilan etti.

Okumaya Devam Et

Avrupa

Avrupa sağı Trump’tan uzaklaşıyor

Yayınlanma

İtalya, Fransa ve Polonya’da da dahil olmak üzere 2027’de yaklaşan önemli seçimler nedeniyle, Avrupa sağı Donald Trump ile ilişkilerini yeniden değerlendiriyor.

Cluster17 tarafından ocak ayında yedi AB ülkesinde gerçekleştirilen bir anket, sağcı seçmenlerin genel nüfusa kıyasla Trump’a daha olumlu baktıklarını fakat bunların sadece azınlığının onu “Avrupa’nın dostu” olarak gördüğünü ortaya koydu.

Oranlar; Fransa’daki Ulusal Birlik (RN) seçmenleri arasında yüzde 18, İtalya’daki İtalya’nın Kardeşleri (FdI) seçmenleri arasında yüzde 23 ve Almanya için Alternatif (AfD) partisinin destekçileri arasında yüzde 25.

Public First tarafından haziran ayında yapılan bir POLITICO anketinde ise, AfD seçmenlerinin yalnızca yüzde 31’i ve Ulusal Birlik seçmenlerinin yüzde 36’sı ABD’nin “güvenilir bir müttefik” olduğu görüşüne katıldığını belirtti.

Birleşik Krallık’ta Trump, Nigel Farage’ın Reform UK partisi için, özellikle kararsız seçmenler arasında bir yük haline geldi.

Bu durum Fransa için de geçerli: Bu ülkede ABD Başkanı, RN’nin kazanmaya çalıştığı merkez sağ seçmenler arasında popüler değil.

POLITICO’ya göre bu tepkiyi Washington için özellikle utanç verici kılan şey, Trump’tan uzaklaşan politikacıların tam da onun yönetiminin kazanmaya çalıştığı kişiler olması.

Geçen yıl yayınlanan Ulusal Güvenlik Stratejisi’nde Beyaz Saray, “vatansever Avrupa partilerinin artan etkisini” takdir etmişti.

Takip eden aylarda yönetim, bu söylemi, şu anda Trump’ın kendilerine oy kaybettirebileceğini düşünen hareketlere yönelik yüksek profilli kamuoyu destekleri ve perde arkası temaslar ile pekiştirdi.

En dikkat çeken örneklerden birinde, ABD Başkan Yardımcısı JD Vance, eski Başbakan Viktor Orbán’ın yeniden seçilme çabasını desteklemek üzere Macaristan’a gitti ve bunun “yapılması gereken doğru şey” olduğunu söyledi.

Fakat Macar liderin 16 yıllık iktidarı ezici bir yenilgiyle sona erdikten sonra, gelecek yılki en önemli siyasi görevleri hedefleyen çoğu aşırı sağcı lider, Trump’a yönelik tutumlarını ya yeniden gözden geçiriyor ya da tamamen tersine çeviriyor.

Bu değişim, aşırı sağın tarihsel olarak ABD başkanına karşı her zaman çok sıcak davrandığı İtalya ve Almanya’da özellikle dikkat çekici.

Başbakan Meloni, Trump’ı 2024’teki yeniden seçilmesinden dolayı tebrik eden ilk Avrupalı liderlerden biriydi.

Trump, transatlantik bir ticaret savaşını başlattığında ise Meloni kendisini, Avrupa ile Başkan arasında potansiyel bir köprü olarak konumlandırmıştı.

İkili arasındaki ilişki başlangıçta oldukça canlıydı. Geçen nisan ayında Beyaz Saray’da düzenlenen bir toplantıda Trump, Meloni’yi “çok özel bir kişi” olarak nitelendirmiş ve Roma’ya yönelik daveti kabul etmişti.

Günümüze geldiğimizde ise, Meloni’nin İran savaşına katılan ABD savaş uçaklarının İtalya’daki askeri üslerini kullanmasına izin vermemesi üzerine ikili artık kamuoyu önünde birbirlerine sert sözler sarf ediyor.

Bu arada Almanya’da İran savaşı, çatışma öncesinde zaten tırmanmakta olan Trump ile aşırı sağ arasındaki güven krizini daha da şiddetlendirdi.

Bu bahar, AfD liderleri, önemli bölgesel seçimler öncesinde parti yetkililerine ABD’ye yapılacak gezileri azaltmaları çağrısında bulundu.

Yine de Avrupa’daki tüm sağcı liderler bu ilişkiyi kamuoyu önünde yeniden değerlendiriyor değil. Örneğin Polonya’nın  milli-muhafazakâr Hukuk ve Adalet (PiS) partisi, Trump ile ilişkilerini hâlâ geliştiriyor.

Gelecek yıl parlamento seçimlerine gidecek olan Varşova, ABD’nin yakın bir siyasi ve askeri müttefiki ve hızla büyüyen silahlı kuvvetleri için Avrupa’nın en büyük Amerikan silah alıcılarından biri.

PiS’in desteklediği Cumhurbaşkanı Karol Nawrocki, ülkenin en güçlü makamını elinde bulunduran Başbakan Donald Tusk ile mücadele ederken Trump ile olan bağlantılarını kullanmaya çalışıyor.

Cuma günü Varşova’da düzenlenen bir basın toplantısında, PiS lideri Jarosław Kaczyński, Nawrocki’nin “ABD başkanıyla olan mükemmel ilişkilerini” övdü ve Polonya’nın kalıcı bir ABD askeri üssü kurma girişiminin iddia edilen “başarısını” takdir etti.

Szacki, “Polonyalıların çoğunluğu hâlâ, bizi güvende tutan şeyin Polonya’daki Amerikan askerlerinin varlığı olduğunu düşünüyor,” dedi.

Cluster17 anketinde, Polonyalı katılımcıların yüzde 17’si Trump’ın “Avrupa’nın dostu” olduğunu belirtti ki bu, ankete katılan yedi AB ülkesi arasında en yüksek oran.

Okumaya Devam Et

Avrupa

Deutsche Bank, altın fiyatı tahminlerini yüzde 22’ye varan oranlarda indirdi

Yayınlanma

Deutsche Bank, ABD Merkez Bankasının para politikasına yönelik endişeler ve azalan yatırımcı talebi nedeniyle altın fiyatı tahminlerini üçüncü çeyrek için yüzde 22, dördüncü çeyrek için yüzde 17 düşürdü. Bankanın analisti Michael Hsueh, faiz artışlarının sürmesi halinde altının ons fiyatının 3 bin 800 dolara kadar gerileyebileceğini öngördü.

Deutsche Bank, altın fiyatlarına yönelik üçüncü ve dördüncü çeyrek tahminlerini sırasıyla yüzde 22 ve yüzde 17 oranında düşürdü. Yapılan bu revizyona gerekçe olarak, ABD para politikasına ilişkin endişeler ve daralan yatırım talebi gösterildi.

Bloomberg’in aktardığına göre, Deutsche Bank Analisti Michael Hsueh, üçüncü çeyrek için altın fiyatı tahminini önceki öngörüsünün yüzde 22 altında bir seviye olan ons başına 4 bin 300 dolara çekti.

Analist, dördüncü çeyrek tahminini ise önceki beklentisinin yüzde 17 altında kalan 4 bin 800 dolar seviyesine indirdi.

Revize edilen her iki hedef seviye de altının mevcut fiyatı olan yaklaşık 4 bin 110 dolara kıyasla bir artışa işaret etse de önceki tahminlere göre çok daha az iyimser bir tablo ortaya koydu.

Deutsche Bank’ın daha ihtiyatlı bir yaklaşıma geçmesi, geçen hafta yıllık tahminini ons başına 500 dolar düşürerek 4 bin 900 dolara çeken Goldman Sachs’ın adımını izledi.

Goldman Sachs da revizyon kararına gerekçe olarak ABD Merkez Bankasının (Fed) bu yıl faiz indirimine gitmesini beklememesini göstermişti.

Altın fiyatları içinde bulunulan çeyrekte yaklaşık yüzde 12 oranında değer kaybetti. Orta Doğu’daki çatışmalar başlangıçta enerji fiyatlarının yükselmesine yol açarken, bu durum para politikasının daha da sıkılaştırılacağı beklentilerini artırdı.

Analist Hsueh, “Fed politikasının yeniden değerlendirilmesi ve ABD’deki güçlü makroekonomik veriler, altın fiyatlarındaki düşüşte temel rolü oynadı” değerlendirmesinde bulundu.

Fed, son toplantısında faiz oranını değiştirmeyerek sabit tutmuş ancak faiz artırımına yönelik desteğin arttığı yönünde işaretler vermişti. Kurumun yeni başkanı Kevin Warsh da fiyat istikrarını yeniden sağlama sözü vermişti.

Deutsche Bank’ın dördüncü çeyreğe ilişkin baz senaryo tahmini, Fed’in faiz oranlarını değiştirmeyeceği varsayımına dayanıyor.

Ancak Hsueh, regülatörün üç ila dört kez faiz artırımına gitmesi durumunda, bir ons altının fiyatının yaklaşık 3 bin 800 dolara kadar gerileyebileceği uyarısında bulundu.

Hsueh, altınla desteklenen borsa yatırım fonlarından (ETF) devam eden çıkışların, değerli metal için alışılagelmiş desteğin şu anda mevcut olmadığını gösterdiğini yazdı.

Analist ayrıca, Çin’deki fiziki altın fiyatlarının Comex fiyatlarına göre iskontolu seyretmesinin, bu ülkeden yapılacak ithalatın da piyasayı desteklemeyeceğine işaret ettiğini belirtti.

Diğer taraftan analist, “Tek güçlü destek noktası merkez bankalarının talebi olmaya devam ediyor ve bu durumun bir süre daha böyle sürmesini bekliyoruz” değerlendirmesini ekledi.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English