Avrupa
Alman sermayesinin arka bahçesi olarak Polonya

Almanya ve Polonya arasındaki sınır kontrolleri, Alman ekonomisinden giderek artan bir dirençle karşılaşıyor. Bunda, Alman sermayesi için Polonya’nın kritik bir rol oyanasının rolü büyük.
Geçen hafta, Alman Dış Ticaret Birliği (BGA) Başkanı Dirk Jandura, kamyonların trafik sıkışıklığına takılması ve Polonyalı işçilerin Almanya’daki işlerine zamanında ulaşamaması halinde ciddi zararların meydana geleceğini söyledi.
Bunun arka planında Polonya’nın Alman sanayisi için son derece önemli olması yatıyor. Ülke, Çin’i geçerek Alman şirketleri için dördüncü büyük pazar haline geldi. Bunun en önemli nedenlerinden biri, Polonya’nın Alman şirketlerinin üretim zincirlerinde emek yoğun faaliyetler için düşük ücretli bir yer olması.
Alman şirketleri, komşu ülkeye ara ürünler tedarik ediyor ve bunları daha sonra yeniden ithal ederek işliyor. Bu durum, Polonya’nın toplam ihracatının üçte birini oluşturan Almanya’ya yönelik ihracatı da artırıyor.
German Foreign Policy’nin analizine göre 2020 yılında Polonya’daki tüm çalışanların yüzde 8,2’si Almanya’ya yapılan ihracata bağımlıydı. Polonya’nın Alman üretim zincirlerinde bağımlı konumu, AB fonlarının yardımıyla da istikrar kazandı.
Alman sanayisi için düşük ücret cenneti
Orta ve Doğu Avrupa’da sosyalist sistemlerin sona ermesiyle Batı ve özellikle Alman sermayesi hızla bölgeye girdi.
Almanya, bölgedeki diğer ülkelerde olduğu gibi Polonya’da da önemli bir rol oynadı. 1989 sonrası Alman-Polonya iktisadi ilişkilerinin ilk aşamasında, Alman yatırımcılar devlet şirketlerinin özelleştirilmesine katıldı ve Polonya’da kendi fabrikalarını açtı. O dönemde odak noktası öncelikle düşük üretim maliyetleriydi.
2004 yılında AB’nin doğuya doğru genişlemesi ile yatırım engellerinin kaldırılması, Alman sermayesinin Orta ve Doğu Avrupa’ya yayılmasının ikinci aşamasını başlattı. Aynı zamanda, Orta ve Doğu Avrupa’nın düşük ücretli ülkelerine yapılan yatırımlar, Almanya’da sendikalara baskı uygulayarak büyük sosyal kesintileri ve işgücü piyasasının yeniden yapılandırılmasını, yani “Hartz reformlarını” kabul ettirmek için bir araç olarak kullanıldı.
Almanya ile Polonya arasında iktisadi işbölümü
Aynı zamanda, özellikle basit işler Almanya’dan Orta ve Doğu Avrupa’ya taşındı ve bu da Federal Almanya’da üretimin yeniden yapılandırılmasına ve yeni vasıflı işlerin yaratılmasına yol açtı.
Polonya’nın Alman üretim sürecine entegrasyonu sırasında, bu durum iki ülke arasında günümüze kadar devam eden bir işbölümüne yol açtı. Bu, katma değeri düşük faaliyetlerin Polonya’da, katma değeri yüksek faaliyetlerin ise Almanya’da gerçekleştirildiği anlamına geliyor.
Almanya’da know-how, modern üretim araçları ve buna bağlı olarak karmaşık iş süreçleri gelişirken, Polonya’da –Orta ve Doğu Avrupa’nın genelinde olduğu gibi– Alman şirket merkezlerinin tedarik zincirleri için basit ve emek yoğun faaliyetler ağır basıyor.
Avro bölgesi krizinde Polonya, Almanya’ya can simidi oldu
2008’deki finansal kriz, Almanya-Polonya iktisadi ilişkilerinde üçüncü aşamanın başlangıcına işaret etti.
Polonya, resesyon yaşamayan tek AB ülkesiydi ve bu durum, Almanya’nın Polonya’daki yatırımlarının daha da artmasına yol açtı. 2008’den sonraki yıllarda Alman sanayisinin Orta ve Doğu Avrupa’ya yoğunlaşması, Almanya’nın avro krizinden giderek daha fazla kurtulmasına yardımcı oldu.
Doğu’ya kayma nedeniyle, Almanya’nın zaten düşük olan “Güney Avrupa’daki ekonomik istikrarın maliyetlerini paylaşma” isteği, avro krizi sırasında daha da azaldı.
Aynı zamanda, Polonya’nın Alman üretim zincirlerine derin entegrasyonu, Alman yatırımcıların diğer AB ülkelerinden çok daha aktif olmasıyla daha da güçlendi.
Polonya fabrikalarının temel faaliyetleri, Alman şirketlerine ürün ihracatı üzerine odaklanmıştı. Bu bağlamda, Orta Avrupa ülkeleri –”Vişegrad” dörtlüsü: Polonya, Çek Cumhuriyeti, Slovakya ve Macaristan– kimya endüstrisi, metal üretimi, elektrik endüstrisi ve otomotiv endüstrisi olmak üzere dört sektörün hakim olduğu benzer bir ihracat yapısına sahip. Özellikle son iki sektörde güçlü bir ihracat artışı kaydedilmiş durumda.
Polonya, Alman ihracat pazarı için kritik önemde
Polonya’nın Alman sanayisi için ara ürün üreticisi olarak oynadığı rol, geçen yıl ülkenin Çin’i geçerek Almanya’nın dördüncü büyük satış pazarı haline gelmesini sağladı.
Bunun nedeni, Almanya’nın Polonya’ya ihraç ettiği ürünlerin çoğunun Polonya fabrikalarında işlenerek Almanya’ya geri ihraç edilmesi. Polonya, bu nedenle Alman üretim zincirlerinde önemli bir ara aşama konumunda.
Denklemin öte yanına bakılınca, 2024 yılında Polonya’nın toplam ihracatının yüzde 27’sinden fazlası Almanya’ya yapıldı. Bu oran, Polonya’nın toplam ihracatının yüzde 6’sından biraz fazlasını oluşturan Çek Cumhuriyeti ve Fransa’nın çok üzerinde.
Polonya’nın Almanya’ya iktisadi bağımlılığı, 2018 yılında Polonya’nın gayri safi yurtiçi hasılasının neredeyse yüzde 10’unun Almanya ile ticarete bağlı olmasına da yansıyor.
Bu rakamın yüzde 7’sinden fazlası Alman son tüketicilerin talebinden, yüzde 2,6’sı ise Alman fabrikalarına yapılan teslimatlardan kaynaklanıyor.
2020 yılında Polonya’daki tüm çalışanların yüzde 8,2’si, yani yaklaşık 1,2 milyon kişi Almanya’ya yapılan ihracata bağımlıydı.
Orta ve Doğu Avrupa, Alman yatırımları için rekabet halinde
Alman sanayisinin lehine olan bir diğer faktör, Orta ve Doğu Avrupa ülkelerinin en cazip yatırım koşullarını sunmak için bölgesel olarak birbirleriyle rekabet etmeleri.
Örneğin, 1990’ların ortalarında Polonya hükümeti, yapısal olarak zayıf bölgelerdeki yatırımlara vergi indirimleri sunan ilk özel iktisadi bölgeleri oluşturmuştu.
2004 yılında AB’ye katıldıktan sonra, Polonya Ekonomi Bakanlığı, öncelikle büyük şirketlere yönelik hedefli bir yardım programı başlattı. 2004 yılına kadar yatırım bölgeleri Varşova tarafından belirleniyordu. Polonya’nın AB’ye katılımından sonra, yabancı şirketler kendi yerlerini seçebilmeye başladı.
Birçok şirket rakiplerini veya iş ortaklarını takip etti, bu da iktisadi açıdan daha iyi durumda olan özel iktisadi bölgelerde yabancı şirketlerin yoğunlaşmasına yol açtı.
Alman şirketlerinin Orta ve Doğu Avrupa’daki bölgesel rekabetten nasıl yararlandığına dair bir örnek, Volkswagen’in (VW) altı adet batarya “giga fabrika” kurma planı.
Polonya ve Macaristan, şimdilik diğer aday ülkeleri geride bırakmayı başardı. Aralarındaki rekabet sayesinde VW, vergi indirimleri, ulaşım altyapısının inşası ve işçilerin yeniden eğitimi yoluyla mümkün olan en büyük yatırım teşviklerini aldı.
Polonya’ya AB fonları aslında Almanya’ya akıyor
Polonya, AB’ye katıldığından beri kapsamlı AB fonlarına erişim imkânına sahip. Bu fonların çoğu, bölgesel eşitsizlikleri azaltmak amacıyla oluşturulan AB Yapı Fonlarından geliyor.
2004 ile 2018 yılları arasında Polonya, 102 milyar avronun biraz altında bir fon aldı. Bu parayı, karayolu altyapısının genişletilmesi, yenilenebilir enerji kaynaklarının geliştirilmesi ve çevre koruma önlemlerinin finansmanı için kullandı.
Polonya bu bağlamda bir alıcı ülke: AB bütçesine katkısından daha fazla fon alıyor.
AB fonlarına erişim için önemli bir ilke, ulusal eş finansman: Polonya, destek alan projelere kendi devlet fonlarıyla katkıda bulunmak zorunda.
Araştırmalar, AB’nin uyum politikasının Alman-Polonya iş bölümünü daha da derinleştirdiğini gösteriyor: Alman şirketleri, AB tarafından finanse edilen projelere makine, kimyasal ürünler ve inşaat malzemeleri sağlıyor.
Bu şekilde, Polonya’ya verilen AB sübvansiyonları ve eş finansman için gerekli Polonya devlet fonları, Alman şirketlerinin kârını artırıyor.
Buna karşılık, Orta ve Doğu Avrupa ülkeleri AB’nin araştırma ve geliştirme fonlarından sadece küçük bir pay alıyor. Örneğin, Horizon 2020 programı (2014-2020) fonlarının yüzde 95’i, AB’nin doğuya genişlemesinden önceki AB-15 ülkelerine, özellikle Almanya, Birleşik Krallık (Brexit öncesi), Fransa, İspanya ve İtalya’ya gitti.
Orta ve Doğu Avrupa AB ülkeleri ise sadece yüzde 4,7’sini aldı.
AB fonları, bu nedenle AB içindeki mevcut işbölümü düzeninin yeniden üretilmesinde belirleyici bir kaldıraç görevi görüyor. Bu fonlar, Polonya gibi ülkelerin Almanya için bir tür “genişletilmiş iş tezgahı” statüsünde kalmasına katkıda bulunuyor.
Avrupa
BP, Birtanya’daki Kuzey Denizi faaliyetlerini satışa çıkardı

BP, Birleşik Krallık’taki Kuzey Denizi faaliyetlerini satışa çıkardı; bu hamle, dev petrol şirketinin bu havzada 60 yılı aşkın süredir devam eden üretimine son verecek.
Genel müdür Meg O’Neill şunları söyledi:
“Kuzey Denizi, Birleşik Krallık’ın enerji sistemi için hâlâ vazgeçilmez bir unsurdur. Fakat portföyümüzü odaklayıp sermayemizi en yüksek değerli fırsatlara yönlendirirken, Kuzey Denizi faaliyetlerimizin başka bir şirketin bünyesinde daha iyi bir konuma geleceğine inanıyoruz.”
Bu yılın başlarında BP, faaliyetleri için yaklaşık 2 milyar sterlinlik bir anlaşma konusunda Ithaca Energy ile ileri düzey görüşmeler yürütmüş ama bir anlaşmaya varılamamıştı.
İngiliz petrol devi şu anda Kuzey Denizi’nde beş merkez işletiyor, 1.100 kişiyi istihdam ediyor ve günde 100.000 varilin biraz altında petrol ve gaz üretiyor.
BP, bölgede önemli bir bağımsız faaliyete sahip son büyük petrol şirketlerinden biri; diğerleri ise varlıklarını ya birleştirdi ya da satışa çıkardı.
Bu haber, yeni başbakan Andy Burnham’ın ABD Başkanı Donald Trump ile yaptığı telefon görüşmesinin ardından Kuzey Denizi’ndeki sondaj çalışmalarına “pragmatik” bir yaklaşım sergileyeceğine söz vermesinin ardından geldi.
Burnham bu hafta yaptığı açıklamada, “Orada bir kaynak var. İnsanlar zor durumda iken bunu görmezden gelemeyiz,” dedi.
O’Neill, göreve başladıktan kısa bir süre sonra Kuzey Denizi’nde “henüz kullanılmamış bir potansiyel” gördüğünü belirtmişti.
Fakat BP, resmi bir satış süreci başlatma kararının “sermaye tahsisine yönelik disiplinli yaklaşımını yansıttığını” açıkladı.
Şirket, küresel genel merkezinin Birleşik Krallık’ta kalacağını belirtti. O’Neill, “Birleşik Krallık 100 yılı aşkın süredir bizim yuvamız olmuştur ve gelecekte de önemli bir rol oynamaya devam edecek,” dedi.
Avrupa
AB yetkilisi: Tüm Avrupa alevler içinde kalabilir

AB Acil Durum Koordinasyon Merkezi yetkilisi Maria Zuber, uzun süren sıcak hava ve yetersiz müdahale durumunda tüm Avrupa’nın yangınlarla kaplanabileceği uyarısında bulundu. Yunanistan, İtalya ve Orta Avrupa ülkeleri önümüzdeki haftalarda en büyük risk altında. Bu yılki yangın sezonunun geçen yılın rekorunu aşması bekleniyor.
Avrupa Birliği Acil Durum Koordinasyon Merkezi (ERCC) yetkilisi Maria Zuber, Financial Times gazetesine yaptığı açıklamada, önümüzdeki haftalarda Yunanistan, İtalya ve bazı Orta Avrupa ülkelerinin orman yangınlarının yayılmasına karşı en savunmasız bölgeler olduğunu söyledi.
Eş zamanlı çıkan yangınların söndürme çalışmalarını zorlaştırdığını belirten Zuber, uzun süren sıcak hava nedeniyle yangın sayısının artması ve müdahale edecek yeterli gücün bulunmaması durumunda “tüm Avrupa’nın alevler içinde kalması” riski olduğunu ifade etti.
Zuber, AB kriz merkezinin böyle bir senaryoyla başa çıkabileceği güvencesini verdi. Geçen yıl çok sayıda yangınla karşılaştıklarını ancak hepsinin üstesinden geldiklerini hatırlatan yetkili, “Tüm taleplere yanıt vereceğimizi düşünüyorum, yerine getiremesek bile..” dedi.
AB üyesi ülkeler arasında İspanya ve Fransa orman yangınlarından en ağır şekilde etkilenen ülkeler oldu.
Avrupa Orman Yangın Bilgi Sistemi’nin (EFFIS) 27 Temmuz verilerine göre İspanya’da 207 bin hektar, Fransa’da ise 90 bin hektardan fazla alan yangınlar nedeniyle kül oldu. Her iki ülkede de yangınlar halen devam ediyor.
Financial Times’ın aktardığına göre Yunanistan’ın Girit Adası’ndaki orman yangınları iki itfaiye görevlisinin hayatını kaybetmesine ve 8 bin kişinin tahliye edilmesine yol açtı.
Kuvvetli rüzgarlar nedeniyle yangınlar Kiklad Adaları’na da sıçrarken, burada da birkaç köy tahliye edildi.
Zuber, yangınların Yunanistan’a da sıçrayacağını ve Ağustos başında İtalya için tehdit oluşturacağını belirtti. ERCC verilerine göre 2026 yazı, yangın yoğunluğu açısından rekor seviyedeki 2025 yılını geride bırakabilir.
Zuber, geçen yıl yangın sezonunda 19 yardım talebi aldıklarını ve bu rekoru kırmayı beklediklerini ekledi.
World Weather Attribution araştırma grubunun verilerine göre insan kaynaklı iklim değişikliği nedeniyle Fransa’daki aşırı hava olaylarının olasılığı en az iki kat, İspanya’da ise en az 20 kat arttı.
Zuber, tehdidin boyutu nedeniyle Avrupa Birliği’nin 12 Canadair amfibi yangın söndürme uçağı sipariş ettiğini, ancak ilk teslimatların 2028’den önce beklenmediğini söyledi.
Londra Ekonomi ve Siyaset Bilimi Okulu’ndan bilim insanı Thomas Smith, “İklim ısınmaya devam ettikçe yangınları tetikleyen aşırı hava koşulları daha sık ve şiddetli hale geliyor. Bu da bu yaz gözlemlediğimize benzer büyük ve yoğun orman yangınlarının olasılığını artırıyor” açıklamasında bulundu.
Avrupa Orta Vadeli Hava Tahmin Merkezi ise önümüzdeki on yıllarda yangın riskinin hem ılıman kuşak ormanlarında hem de kuzey ormanlarında artacağını öngörüyor.
Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron daha önce ülkesinin İkinci Dünya Savaşı’ndan bu yana en ağır durumla karşı karşıya olduğunu ve benzeri görülmemiş orman yangınlarıyla mücadele ettiğini açıklamıştı.
AFP haber ajansı daha sonra Fransa’nın güneybatısındaki Gironde bölgesinde bulunan Atom ve Alternatif Enerji Komiserliği’ne (CEA Cesta) bağlı nükleer araştırma merkezi yakınlarında yangınlar çıktığını duyurdu.
Avrupa
Polonya’da Morawiecki’nin yeni hareketi ilk adımını atıyor

Hukuk ve Adalet’ten (PiS) kopan Mateusz Morawiecki’nin siyasi çevresi tarafından düzenlenen ilk büyük etkinlik, Varşova’nın Praga semtinde yapılacak.
Bu etkinlik, eski başbakan ve onlarca müttefikinin “milliyetçi-muhafazakâr” PiS ile yollarını ayırmasından sadece birkaç gün sonra gerçekleşiyor.
Bu hamle, Morawiecki’nin Avrupa Parlamentosu’ndaki (AP) Avrupa Muhafazakârları ve Reformistleri (ECR) grubunun başkanlığından da istifa etmesine yol açtı.
Kömür ateşinde pişirilmiş Kiełbasa sosislerinin önemli bir yer tutacağı için “Morawiecki’nin barbeküsü” olarak adlandırılan ve onun Rozwój Plus (Kalkınma Plus) hareketi tarafından düzenlenen konferans, Polonya muhafazakâr siyasetinde önemli bir an olacak.
Etkinlik, yeni ortaya çıkan hareketin kilit isimlerini, eski dünya satranç şampiyonu Garry Kasparov ve Polonya silahlı kuvvetlerinin eski başkomutanı General Rajmund Andrzejczak gibi konuklarla bir araya getirecek.
Etkinlik, Morawiecki’nin kampına mevcut PiS liderliğinden farklı bir siyasi vizyon sunma fırsatı verecek.
Morawiecki bu hafta şunları söyledi:
“Polonyalılar, güçlü bir Polonya için verilen mücadeleye, cüzdanlarına, işlerine, konutlarına, kalkınmaya, kimliklerine, kültürlerine, Hıristiyan inancına ve Sejm’de asılı duran haçın savunulmasına önem veriyorlar. Bunlar bizim ilkelerimiz, bu bizim inancımız.”
Tartışmalar demografi, güvenlik ve tarih politikası üzerine odaklanacak. Bu konular, Polonya-Ukrayna ilişkilerindeki son gerginlikler nedeniyle giderek daha hassas hale geliyor.
Morawiecki, Rozwój Plus’ı “uzman ve düşünce kuruluşu” olarak tanımlıyor ama bu oluşumun siyasi hedefleri giderek daha net hale geliyor.
Çarşamba günü kurulan yeni bir parlamento grubu, 40 milletvekili ve bir senatörü bir araya getirerek, müttefiklerine parlamentoda resmi bir platform ve PiS’e karşı mücadele edebilecekleri bir üs sağlıyor.
PiS’li siyasetçi ve Przemysław Czarnek’in başbakanlık kampanyasının sözcüsü Mateusz Kurzejewski, Euractiv’e verdiği demeçte, “Bu bizim için bir tehdit. Sonuçta bu, zafer şansımızı azaltan bir girişim ama bu şansı tamamen ortadan kaldırmıyor. Bu nedenle sıkı çalışmaya devam edeceğiz,” dedi.
Öte yandan Morawiecki’nin Polonya’nın sağını yeniden şekillendirip şekillendiremeyeceği henüz belirsiz.
Onet tarafından yaptırılan bir SW Research anketi, ankete katılanların %32,9’unun eski başbakanın liderliğindeki bir partiye oy vermeyi düşünebileceğini ortaya koydu.
En güçlü potansiyel destek, halihazırda sağda yer alan seçmenlerden geliyor. Şu anda PiS’e yakın olan katılımcıların %14’ü Morawiecki’yi desteklemeyi düşünebileceğini söylerken, daha sağdaki Konfederasyon’a yakın olanların %7,1’i de aynı görüşü paylaştı.
Bu girişim, iktidar kampından da sınırlı bir destek alabilir. Şu anda Donald Tusk’un AB yanlısı Yurttaş Koalisyonu’nu, Sol’u, Polonya 2050’yi veya Polonya Halk Partisi’ni destekleyen seçmenlerin yaklaşık %7,4’ü, Morawiecki liderliğindeki bir partiye oy vermeyi göz ardı etmeyeceklerini belirtti.
Başbakan Tusk’un hükümetindeki kaynaklar, PiS’teki bölünmenin kısa vadede iktidar koalisyonuna yardımcı olabileceğine inanıyor.
Bir kaynak Euractiv’e verdiği demeçte, “Özellikle de bu durum hastane skandalının etkisini hafifletmeye yardımcı olduğu için. Bugün artık kimse bundan bahsetmiyor ve neyse ki yeni bir açıklama da yapılmadı,” dedi.
Tartışma, Varşova’daki bir hastanenin şu anda ülkeyi yöneten Sivil Koalisyon’a mensup siyasetçiler için özel bir kabul süreci uyguladığı ve bu sayede söz konusu kişilerin diğer hastalardan önce VIP salonuna girip tedavi görmelerine imkân sağladığı iddialarıyla ilgili.
Ayrıca, Tusk’un partisiyle bağlantılı olduğu belirtilen ve hastanenin acil servisini yöneten doktorun maaşı konusunda da sorular gündeme geldi.
Fakat aynı kaynak, Morawiecki’nin ayrılmasının Sivil Koalisyon üzerinde uzun vadede pek bir etkisi olmayabileceği konusunda uyarıda bulundu.
PiS’in son derece sadık bir seçmen kitlesine sahip olduğunu, Rozwój Plus’a yönelik coşkunun ise geçici olabileceğini savundular.
Bir başka kaynak, “Rzeczpospolita için yapılan IBRiS anketine bakın. PiS seçmenlerinin yüzde 70’i, ideal partilerine oy verdiklerini söylüyor. Bu çekirdek seçmen kitlesi, PiS’in mevcut seçmenlerinin yaklaşık yüzde 70’ini oluşturuyor,” dedi.
PiS içinde de benzer bir görüş hakim. Buradaki siyasetçiler, Morawiecki’nin yeni bir partiyi ayakta tutmak için çok küçük olabilecek bir seçmen kitlesinin peşinde olduğunu savunuyor.
Kurzejewski Euractiv’e verdiği demeçte şunları söyledi:
“İnsanlar, PiS’ten dışlanan siyasetçilere oy vermek istemiyor. Hukuk ve Adalet Partisi seçmenlerine gelince, onlar da kendilerine ihanet edenlere oy vermek istemiyor. İşte bu yüzden bu proje, Rozwój Plus’ın seçim barajını aşamayacağı anlamına geliyor.”
Dolayısıyla bugün yapılacak etkinlik, Morawiecki’nin merak ve kurumsal desteği kalıcı bir siyasi güce dönüştürebilip dönüştüremeyeceğinin –ya da ayrılmasının Polonya’nın kalabalık sağ kanadında kısa ömürlü bir başka kopma hareketi olup olmayacağının– erken bir testi olacak.
Dünya Basını6 gün önceGlazyev yazdı: Hibrit dünya savaşının devam etmesinin nedenleri üzerine – 1
Diplomasi3 gün öncePaşinyan’dan Moskova’ya demiryolu resti
Avrupa2 hafta önceBurnham resmen Birleşik Krallık Başbakanı oluyor
Dünya Basını5 gün önceGlazyev yazdı: Hibrit dünya savaşının devam etmesinin nedenleri üzerine – 2
Avrupa2 hafta önceAlmanya, silahlanmak için borçlanıyor
Dünya Basını6 gün önceEski NATO yetkilisi Kujat’tan nükleer kış uyarısı
Asya2 hafta önceDeepSeek kullanıcılarının özel sohbetleri Google’a sızdı
Dünya Basını1 hafta önceProf. Pape: İran savaş öncesinden daha güçlü










