Bizi Takip Edin

Avrupa

Alman sermayesinin arka bahçesi olarak Polonya

Yayınlanma

Almanya ve Polonya arasındaki sınır kontrolleri, Alman ekonomisinden giderek artan bir dirençle karşılaşıyor. Bunda, Alman sermayesi için Polonya’nın kritik bir rol oyanasının rolü büyük.

Geçen hafta, Alman Dış Ticaret Birliği (BGA) Başkanı Dirk Jandura, kamyonların trafik sıkışıklığına takılması ve Polonyalı işçilerin Almanya’daki işlerine zamanında ulaşamaması halinde ciddi zararların meydana geleceğini söyledi.

Bunun arka planında Polonya’nın Alman sanayisi için son derece önemli olması yatıyor. Ülke, Çin’i geçerek Alman şirketleri için dördüncü büyük pazar haline geldi. Bunun en önemli nedenlerinden biri, Polonya’nın Alman şirketlerinin üretim zincirlerinde emek yoğun faaliyetler için düşük ücretli bir yer olması.

Alman şirketleri, komşu ülkeye ara ürünler tedarik ediyor ve bunları daha sonra yeniden ithal ederek işliyor. Bu durum, Polonya’nın toplam ihracatının üçte birini oluşturan Almanya’ya yönelik ihracatı da artırıyor.

German Foreign Policy’nin analizine göre 2020 yılında Polonya’daki tüm çalışanların yüzde 8,2’si Almanya’ya yapılan ihracata bağımlıydı. Polonya’nın Alman üretim zincirlerinde bağımlı konumu, AB fonlarının yardımıyla da istikrar kazandı.

Alman sanayisi için düşük ücret cenneti

Orta ve Doğu Avrupa’da sosyalist sistemlerin sona ermesiyle Batı ve özellikle Alman sermayesi hızla bölgeye girdi.

Almanya, bölgedeki diğer ülkelerde olduğu gibi Polonya’da da önemli bir rol oynadı. 1989 sonrası Alman-Polonya iktisadi ilişkilerinin ilk aşamasında, Alman yatırımcılar devlet şirketlerinin özelleştirilmesine katıldı ve Polonya’da kendi fabrikalarını açtı. O dönemde odak noktası öncelikle düşük üretim maliyetleriydi.

2004 yılında AB’nin doğuya doğru genişlemesi ile yatırım engellerinin kaldırılması, Alman sermayesinin Orta ve Doğu Avrupa’ya yayılmasının ikinci aşamasını başlattı. Aynı zamanda, Orta ve Doğu Avrupa’nın düşük ücretli ülkelerine yapılan yatırımlar, Almanya’da sendikalara baskı uygulayarak büyük sosyal kesintileri ve işgücü piyasasının yeniden yapılandırılmasını, yani “Hartz reformlarını” kabul ettirmek için bir araç olarak kullanıldı.

Almanya ile Polonya arasında iktisadi işbölümü

Aynı zamanda, özellikle basit işler Almanya’dan Orta ve Doğu Avrupa’ya taşındı ve bu da Federal Almanya’da üretimin yeniden yapılandırılmasına ve yeni vasıflı işlerin yaratılmasına yol açtı.

Polonya’nın Alman üretim sürecine entegrasyonu sırasında, bu durum iki ülke arasında günümüze kadar devam eden bir işbölümüne yol açtı. Bu, katma değeri düşük faaliyetlerin Polonya’da, katma değeri yüksek faaliyetlerin ise Almanya’da gerçekleştirildiği anlamına geliyor.

Almanya’da know-how, modern üretim araçları ve buna bağlı olarak karmaşık iş süreçleri gelişirken, Polonya’da –Orta ve Doğu Avrupa’nın genelinde olduğu gibi– Alman şirket merkezlerinin tedarik zincirleri için basit ve emek yoğun faaliyetler ağır basıyor.

Avro bölgesi krizinde Polonya, Almanya’ya can simidi oldu

2008’deki finansal kriz, Almanya-Polonya iktisadi ilişkilerinde üçüncü aşamanın başlangıcına işaret etti.

Polonya, resesyon yaşamayan tek AB ülkesiydi ve bu durum, Almanya’nın Polonya’daki yatırımlarının daha da artmasına yol açtı. 2008’den sonraki yıllarda Alman sanayisinin Orta ve Doğu Avrupa’ya yoğunlaşması, Almanya’nın avro krizinden giderek daha fazla kurtulmasına yardımcı oldu.

Doğu’ya kayma nedeniyle, Almanya’nın zaten düşük olan “Güney Avrupa’daki ekonomik istikrarın maliyetlerini paylaşma” isteği, avro krizi sırasında daha da azaldı.

Aynı zamanda, Polonya’nın Alman üretim zincirlerine derin entegrasyonu, Alman yatırımcıların diğer AB ülkelerinden çok daha aktif olmasıyla daha da güçlendi.

Polonya fabrikalarının temel faaliyetleri, Alman şirketlerine ürün ihracatı üzerine odaklanmıştı. Bu bağlamda, Orta Avrupa ülkeleri –”Vişegrad” dörtlüsü: Polonya, Çek Cumhuriyeti, Slovakya ve Macaristan– kimya endüstrisi, metal üretimi, elektrik endüstrisi ve otomotiv endüstrisi olmak üzere dört sektörün hakim olduğu benzer bir ihracat yapısına sahip. Özellikle son iki sektörde güçlü bir ihracat artışı kaydedilmiş durumda.

Polonya, Alman ihracat pazarı için kritik önemde

Polonya’nın Alman sanayisi için ara ürün üreticisi olarak oynadığı rol, geçen yıl ülkenin Çin’i geçerek Almanya’nın dördüncü büyük satış pazarı haline gelmesini sağladı.

Bunun nedeni, Almanya’nın Polonya’ya ihraç ettiği ürünlerin çoğunun Polonya fabrikalarında işlenerek Almanya’ya geri ihraç edilmesi. Polonya, bu nedenle Alman üretim zincirlerinde önemli bir ara aşama konumunda.

Denklemin öte yanına bakılınca, 2024 yılında Polonya’nın toplam ihracatının yüzde 27’sinden fazlası Almanya’ya yapıldı. Bu oran, Polonya’nın toplam ihracatının yüzde 6’sından biraz fazlasını oluşturan Çek Cumhuriyeti ve Fransa’nın çok üzerinde.

Polonya’nın Almanya’ya iktisadi bağımlılığı, 2018 yılında Polonya’nın gayri safi yurtiçi hasılasının neredeyse yüzde 10’unun Almanya ile ticarete bağlı olmasına da yansıyor.

Bu rakamın yüzde 7’sinden fazlası Alman son tüketicilerin talebinden, yüzde 2,6’sı ise Alman fabrikalarına yapılan teslimatlardan kaynaklanıyor.

2020 yılında Polonya’daki tüm çalışanların yüzde 8,2’si, yani yaklaşık 1,2 milyon kişi Almanya’ya yapılan ihracata bağımlıydı.

Orta ve Doğu Avrupa, Alman yatırımları için rekabet halinde

Alman sanayisinin lehine olan bir diğer faktör, Orta ve Doğu Avrupa ülkelerinin en cazip yatırım koşullarını sunmak için bölgesel olarak birbirleriyle rekabet etmeleri.

Örneğin, 1990’ların ortalarında Polonya hükümeti, yapısal olarak zayıf bölgelerdeki yatırımlara vergi indirimleri sunan ilk özel iktisadi bölgeleri oluşturmuştu.

2004 yılında AB’ye katıldıktan sonra, Polonya Ekonomi Bakanlığı, öncelikle büyük şirketlere yönelik hedefli bir yardım programı başlattı. 2004 yılına kadar yatırım bölgeleri Varşova tarafından belirleniyordu. Polonya’nın AB’ye katılımından sonra, yabancı şirketler kendi yerlerini seçebilmeye başladı.

Birçok şirket rakiplerini veya iş ortaklarını takip etti, bu da iktisadi açıdan daha iyi durumda olan özel iktisadi bölgelerde yabancı şirketlerin yoğunlaşmasına yol açtı.

Alman şirketlerinin Orta ve Doğu Avrupa’daki bölgesel rekabetten nasıl yararlandığına dair bir örnek, Volkswagen’in (VW) altı adet batarya “giga fabrika” kurma planı.

Polonya ve Macaristan, şimdilik diğer aday ülkeleri geride bırakmayı başardı. Aralarındaki rekabet sayesinde VW, vergi indirimleri, ulaşım altyapısının inşası ve işçilerin yeniden eğitimi yoluyla mümkün olan en büyük yatırım teşviklerini aldı.

Polonya’ya AB fonları aslında Almanya’ya akıyor

Polonya, AB’ye katıldığından beri kapsamlı AB fonlarına erişim imkânına sahip. Bu fonların çoğu, bölgesel eşitsizlikleri azaltmak amacıyla oluşturulan AB Yapı Fonlarından geliyor.

2004 ile 2018 yılları arasında Polonya, 102 milyar avronun biraz altında bir fon aldı. Bu parayı, karayolu altyapısının genişletilmesi, yenilenebilir enerji kaynaklarının geliştirilmesi ve çevre koruma önlemlerinin finansmanı için kullandı.

Polonya bu bağlamda bir alıcı ülke: AB bütçesine katkısından daha fazla fon alıyor.

AB fonlarına erişim için önemli bir ilke, ulusal eş finansman: Polonya, destek alan projelere kendi devlet fonlarıyla katkıda bulunmak zorunda.

Araştırmalar, AB’nin uyum politikasının Alman-Polonya iş bölümünü daha da derinleştirdiğini gösteriyor: Alman şirketleri, AB tarafından finanse edilen projelere makine, kimyasal ürünler ve inşaat malzemeleri sağlıyor.

Bu şekilde, Polonya’ya verilen AB sübvansiyonları ve eş finansman için gerekli Polonya devlet fonları, Alman şirketlerinin kârını artırıyor.

Buna karşılık, Orta ve Doğu Avrupa ülkeleri AB’nin araştırma ve geliştirme fonlarından sadece küçük bir pay alıyor. Örneğin, Horizon 2020 programı (2014-2020) fonlarının yüzde 95’i, AB’nin doğuya genişlemesinden önceki AB-15 ülkelerine, özellikle Almanya, Birleşik Krallık (Brexit öncesi), Fransa, İspanya ve İtalya’ya gitti.

Orta ve Doğu Avrupa AB ülkeleri ise sadece yüzde 4,7’sini aldı.

AB fonları, bu nedenle AB içindeki mevcut işbölümü düzeninin yeniden üretilmesinde belirleyici bir kaldıraç görevi görüyor. Bu fonlar, Polonya gibi ülkelerin Almanya için bir tür “genişletilmiş iş tezgahı” statüsünde kalmasına katkıda bulunuyor.

Avrupa

Çekya’da NATO zirvesine kim katılacak krizi

Yayınlanma

Çekya Başbakanı Andrej Babiš, ülkesinin cumhurbaşkanının önümüzdeki ay Ankara’da düzenlenecek NATO zirvesine katılımını engelledi.

Bu durum, Prag’ı yurtdışında temsil etme yetkisine kimin sahip olduğu konusunda anayasal bir tartışmaya yol açtı.

Eski bir NATO komutanı ve Ukrayna’nın sadık bir destekçisi olan Cumhurbaşkanı Petr Pavel, salı günü yaptığı açıklamada, cumhurbaşkanının yetkilerini ihlal eden ve “benzeri görülmemiş ve son derece talihsiz bir adım” olarak nitelendirdiği bu durumla ilgili olarak anayasa mahkemesine başvuracağını söyledi.

Bu çatışma, Pavel ile Babiš arasındaki iktidar mücadelesinde yaşanan en son tırmanışı işaret ediyor.

Trump’ın da müttefiki olan milyarder başbakan Babiš, Çek vatandaşlarının Ukrayna’nın silah masraflarını karşılamasına karşı kampanya yürüttükten sonra aralık ayında yeniden göreve dönmüştü.

Pavel, 2023’teki cumhurbaşkanlığı ikinci tur seçimlerinde Babiš’i mağlup etmişti. Fakat Babiš, geçen yıl ANO partisinin parlamento seçimlerini kazanmasının ardından koalisyon hükümetinin başında yeniden iktidara gelmişti.

Prag’daki bu gergin ortak yaşam ortamına rağmen Pavel, NATO zirvesindeki temsil konusunda hükümetle “aylarca sürecek kamuoyu önünde tartışmaları” önlemek için defalarca çaba gösterdiğini belirtti.

Her ikisinin de Ankara’ya gidebileceğini, kendisinin gayri resmi bir akşam yemeğine katılmakla yetineceğini, resmi müzakereleri ise Babiš’e bırakacağını önerdi.

Pavel şunları söyledi:

“Bu anlaşmazlık aslında tek bir dış toplantıdaki tek bir koltukla ilgili değil. Bu, cumhurbaşkanını, silahlı kuvvetlerin başkomutanını ve eski bir NATO yüksek temsilcisini, Çek Cumhuriyeti’nin ve vatandaşlarının güvenliği yararına hayat boyu edindiği uzmanlığını kullanabileceği bir zamanda ittifakın zirvesinden dışlamak için hükümetin bilinçli olarak aldığı bir kararla ilgilidir.”

Pavel, Anayasa Mahkemesi’nden zirveye katılım konusunda kimin karar verebileceğini netleştirmesini ve hükümete cumhurbaşkanını engellememesini, bunun yerine onunla işbirliği yapmasını emretmesini istedi.

Ayrıca, Çek cumhurbaşkanlarının sağlık sorunları nedeniyle bir kez hariç, son 20 NATO zirvesinin 19’unda ülkeyi temsil ettiklerini de belirtti.

Pavel salı günü yaptığı açıklamada şöyle devam etti:

“Bu gelenek herhangi bir nedenle değişecekse, bu yine müzakereler ve mutabakat yoluyla gerçekleşmeli, hükümetin tek taraflı bir kararıyla değil. Başbakan Andrej Babiš geçtiğimiz günlerde cumhurbaşkanının kendisinin üstü olmadığını söyledi. Bu konuda haklı. Ben sadece bunun tersinin de geçerli olduğunu eklemek isterim.”

Babiš, dışişleri ve savunma bakanlarıyla birlikte Ankara’ya gelmeye hazırlanıyor. Çek lider, Prag’ın NATO savunma harcamaları hedeflerini tutturamaması nedeniyle ABD başkanının öfkesinden kaçınmak için Trump’a olan yakınlığına güveniyor.

Babiš geçen ay Financial Times’a verdiği demeçte, hükümetinin bu yıl GSYİH’nın yüzde 2’sini savunmaya ayırma hedefini “muhtemelen” tutturamayacağını ama bölgedeki ABD başkanını açıkça destekleyen son liderlerden biri olmanın “avantajına” güvendiğini söylemişti.

Çek başbakanı, Ukrayna’yı silahlandırma konusunda da daha az kararlı bir tutum sergiliyor. Oysa Pavel, 2024 yılında Prag öncülüğünde Kiev’e top mermisi sağlayan uluslararası bir girişimin başlatılmasına yardımcı olmuştu.

Babiš, projeye finansman sağlamayı durdurdu ve projeye katılan ülke sayısı geçen yıldan bu yana yarı yarıya azaldı.

Okumaya Devam Et

Avrupa

Aşırı sıcaklar Avrupa genelinde uyarıları artırdı

Yayınlanma

Aşırı sıcak hava dalgası Avrupa’nın birçok ülkesini etkisi altına alırken, Fransa, İspanya ve İtalya’da yetkililer alarm seviyelerini yükseltti. Fransa Başbakanı Sebastien Lecornu, son beş günde ülkede 40 kişinin boğularak hayatını kaybettiğini açıkladı. Bazı ülkelerde okullar ve belirli işyerleri faaliyetlerini durdurdu.

Aşırı sıcak hava dalgası Avrupa’nın çeşitli ülkelerini etkisi altına alırken, Fransa Başbakanı Sebastien Lecornu salı günü yaptığı açıklamada, ülkede son beş gün içinde 40 kişinin aşırı sıcakların yaşandığı dönemde boğularak hayatını kaybettiğini bildirdi.

Avrupa’daki birçok ülkenin yetkilileri tehlike uyarıları yayımlarken, bazı okullar ve işyerleri faaliyetlerini durdurdu.

Dünya Meteoroloji Örgütüne göre Avrupa kıtası, küresel ortalamaya kıyasla iki kat daha hızlı ısınıyor. Bu durum, uzun süreli sıcak hava dalgalarının daha sık görülme olasılığını artırıyor.

Meteorologlar, mevcut sıcak hava dalgasının “omega blokajı” olarak bilinen atmosferik basınç sistemiyle bağlantılı olduğunu belirtiyor.

Adını şeklinin Yunan alfabesindeki omega harfine benzemesinden alan bu yapıda, yüksek basınç merkezinde sıcak hava bulunurken iki yanında daha serin hava kütleleri yer alıyor.

Meteorologların aktardığına göre bu durum, Batı ve Orta Avrupa üzerinde sıcak havanın hapsolduğu bir “ısı kubbesi” oluşturdu. Hapsolan sıcak hava nedeniyle sıcaklıklar her gün daha da yükseliyor.

Meteo France verilerine göre Fransa’nın neredeyse tamamında sıcak hava uyarısı yürürlükte bulunuyor. Ülkenin batısındaki bazı bölgelerde sıcaklığın 43 dereceye kadar çıkması bekleniyor.

İtalya Sağlık Bakanlığı, 15 kent için en yüksek alarm seviyesini ilan etti. Ülkedeki bazı üretim tesislerinde çalışmalar durduruldu.

Birleşik Krallık Meteoroloji Servisi, salı günü İngiltere’nin güneyinde sıcaklığın 37 dereceye ulaşacağını ve sonraki iki gün içinde daha da yükseleceğini öngördü.

Kuruma göre bu durum, haziran ayı için yeni bir sıcaklık rekoruna yol açabilir.

İspanya Devlet Meteoroloji Ajansı ise bazı bölgelerde kırmızı alarm ilan etti. Bu bölgelerde hava sıcaklığının 44 dereceye kadar yükselmesi beklenirken, Andujar belediyesinde pazartesi günü sıcaklık 45 dereceyi aştı.

Okumaya Devam Et

Avrupa

Alman istihbarat teşkilatı BND yeniden yapılandırılıyor

Yayınlanma

Almanya’nın dış istihbarat servisi BND, “Rusya’dan gelen tehdide karşı koymak” amacıyla daha etkili bir hizmet vermek istiyor.

Financial Times’ta (FT) yer alan habere göre siyasetçiler ve hatta BND personeli, 6.500 çalışanı bulunan bu kurumun, İngiltere’nin SIS’i, ABD’nin CIA’i ve Fransa’nın DGSE’si gibi “et yiyen” muadillerine kıyasla “vejetaryen” olduğunu esprili bir şekilde dile getiriyorlardı.

2022’de ise BND, Rusya konusunda o kadar geride kalmıştı ki, Kiev’e bombalar düşmeye başladığında kurumun o dönemki başkanı şehirde mahsur kaldı ve Polonya sınırına ulaşması iki gün sürdü. Buna karşılık, CIA ve SIS bir saldırı olacağı konusunda uyarıda bulunmuştu.

Dört yıl sonra, Avrupa liderlerinin artık ABD’ye bu kadar fazla güvenemeyeceklerine karar verdikleri bir dönemde Almanya, Rusya’dan gelen tehdide karşı koymak için BND’yi daha modern ve etkili bir istihbarat servisi haline getirmeye çalışıyor.

Ukrayna savaşının ardından Alman Silahlı Kuvvetleri (Bundeswehr) hızla yeniden silahlanırken, hükümet BND’nin de yeniden donatılması, genişletilmesi ve savaş hazırlığına geçirilmesi zamanının geldiğine inanıyor.

Berlin, hem istihbarat yetkilileri hem de askerleri için bir Zeitenwende (“dönüm noktası”) planlıyor.

Almanya’da baskı artıyor: BND yasası değiştirilecek

Şansölye Friedrich Merz geçen sonbaharda yaptığı bir konuşmada, “Avrupa’da üstlendiğimiz sorumluluk, büyüklüğümüz ve ekonomik gücümüz göz önüne alındığında, BND’nin istihbarat alanında en üst düzeyde faaliyet göstermesi hedefimizdir,” demişti.

Hükümet, bu yıl BND’nin bütçesini yaklaşık yüzde 25 artırarak 1,51 milyar avroya çıkardı ve sonbahara kadar kurumla ilgili yeni bir yasa tasarısını Federal Meclis’e sunması bekleniyor.

Sızan ilk taslaklar, BND’nin 70 yıllık tarihindeki en önemli reformlar olacak ve kuruma önemli yeni yetkiler kazandıracak kapsamlı bir reform paketine işaret ediyor.

Merz’in 2025 yılında atadığı BND Başkanı Martin Jäger, nisan ayında kapalı kapılar ardında yaptığı bir konuşmada çalışanlara, “Almanya’nın ilk savunma hattı olmalıyız ve olacağız,” dedi.

Fakat FT’nin siyasetçiler, yetkililer ve BND’nin eski ve mevcut çalışanlarıyla yaptığı bir dizi mülakat, bu girişimin hâlâ Alman devletinin pek çok kesimini etkileyen bürokrasi ve yasalcılıkla  ve ayrıca kurumun kendi zihniyetiyle engellenebileceğini gösteriyor.

Hükümetin önerdiği yeni yasa, BND’nin şu anda tabi olduğu siyasi ve hukuki denetim sistemini ortadan kaldıracak ve kimin gözetim altına alınabileceği, kimin alınamayacağına ilişkin kuralları değiştirecek.

Bir Alman diplomat ise, “Yeni bir yasa taslağı hazırlamak, bir soruna çok ‘Alman’ bir çözüm. Asıl sorun . . . [ise] siyasi kültürle ilgili,” diyerek, ülkede özellikle Soğuk Savaş sonrasında hassas bir konu olan “gözetim” alerjisine dair kamuoyu hafızasına işaret ediyor.

BND’de deneyimi olanlar, değişimin sadece gerekli değil, aynı zamanda acil olduğunu ileri sürüyor.

Örneğin eski bir BND yetkilisi şunları söylüyor:

“Gerçek şu ki, son yirmi yılın büyük bir bölümünde, dünya daha istikrarsız hale gelip Almanya’ya yönelik tehditler artarken, BND’nin [müdahale kuralları] giderek daha katı hale geldi. Ya radikal bir adım atarız ya da sonuçlarına gerçekten katlanırız diye bir kırılma noktasına geldik.”

Öte yandan BND’nin geçmişi pek de temiz değil. Bu kurumun öncülü, Nazi rejiminden gelen eski Alman askeri istihbarat ajanlarından oluşan ve ABD tarafından desteklenen bir ağ olan “Gehlen Örgütü” idi.

Almanya, istihbarat teşkilatına geniş yetkiler vermeyi planlıyor

1956’da örgütün ilk başkanı olan Reinhard Gehlen, İkinci Dünya Savaşı sırasında Wehrmacht’ın doğu cephesindeki casusluk şefi olarak görev yapmıştı.

Soğuk Savaş döneminde de BND özellikle CIA ile birlikte çalışarak adından söz ettirdi. On yıllar boyunca, CIA ile birlikte, İsviçre merkezli Crypto AG adlı, ticari açıdan dünyanın en başarılı şifreleme şirketinin gizli sahibi de BND idi. 1980’lere gelindiğinde, küresel diplomatik iletişimin tahmini olarak yüzde 40’ı Crypto AG makineleri kullanılarak gönderiliyordu. CIA ve BND bu iletişimin tamamını okuyabiliyordu.

Soğuk Savaş sonrasında ise BND biraz daha geri plana itildi. 2013 yılında eski ABD Ulusal Güvenlik Ajansı (NSA) çalışanı Edward Snowden tarafından sızdırılan belgeler, ABD istihbarat kurumlarının Alman topraklarında BND ile el ele yürüttüğü kitlesel gözetim faaliyetlerini ortaya çıkarmış ve bu durum, zaten var olan güvensizliği daha da derinleştirmişti.

Bu ifşaatlara yanıt olarak Almanya, BND’yi düzenleyen BND Kanunu’nu sıkılaştırarak yeni kısıtlamalar getirdi.

Ama 2022 başlayan Ukrayna savaşından bu yana durum değişti. BND’nin çalışmalarını denetleyen güçlü Bundestag komitesinin CDU’lu başkanı Marc Henrichmann bu konuda şunları söylüyor:

“İnsanlar artık, bu ülkeyi son yıllarda yapabildiğimizden daha iyi korumamız gerektiğini fark ettikleri bir noktaya geldi. Artık burada siber saldırıların ne kadar sık gerçekleştiğinin farkında olmayan tek bir girişimciye bile rastlamıyorum. Herkes havaalanında insansız hava araçlarını gördü. Herkes haberlerde ya da başka yerlerde ‘gölge filo’ tankerlerini görüyor.”

BND’nin artık bilgi almak için ABD istihbarat kurumlarına güvenemeyeceği düşüncesi birçok Alman’da yankı buldu.

Mart 2025’te Donald Trump yönetimi Ukrayna ile istihbarat paylaşımını kısa süreliğine askıya aldığında, bir Avrupalı istihbarat yetkilisi bunun kıtadaki herkesin dikkatini çektiğini söyledi.

Merz hükümeti, yeni BND yasasının bu sorunu çözeceğini savunuyor. Yeni yasanın ayrıntıları hâlâ üzerinde çalışılıyor olsa da, BND ve Şansölyelik yetkilileri, yasanın dört alanı kapsamayı hedeflediğini belirtiyor: sinyal istihbaratı, yapay zeka ve teknolojinin kullanımı, kurumun düşmanlara “karşılık verebilmesi” için yeni yetkiler ve BND’nin denetimi.

Henrichmann, yasanın ilk taslaklarının bu yıl sızdırılması üzerine, kamuoyundaki tepkilerin reform sürecini bozacağını ya da en azından yeniden gözden geçirilmesine yol açacağını düşündüğünü söylüyor.

Fakat Henrichmann’a göre, “Tepkiler çok hafifti… Bana yazanların çoğu, ‘Nihayet bir şeyler oluyor’ dedi.”

2020 yılında, Almanya Federal Anayasa Mahkemesi, Snowden’ın ifşaatlarından bu yana BND’nin gözetim uygulamalarına karşı mücadele eden bir grup sivil haklar savunucusunun lehine tarihi bir karar vermişti.

Mahkemenin, BND’nin gözetleme faaliyetlerini denetlemek ve onaylamak üzere bir yargıçlar konseyi kurmasını öngören kararının etkisi, 332 maddelik kararın birinci maddesinde şu şekilde ifade edildi: “Alman Anayasası’nın . . . gözetleme faaliyetlerine karşı savunma hakkı olarak sağladığı korumalar, yurtdışındaki yabancı uyruklular için de geçerlidir.”

BND şu anda en az dört ayrı kurum tarafından denetleniyor. 2020 tarihli kararla kurulan konseye ek olarak, BND, çoğunlukla gizli toplantılar düzenleyen ve ABD Kongresi’ndeki istihbarat komiteleri gibi geniş denetim ve kontrol yetkilerine sahip olan Henrichmann’ın komitesi tarafından da denetleniyor.

Ayrıca, komite tarafından atanan ve BND’nin gözetleme faaliyetlerini geriye dönük olarak izleyen, uzmanlar ve eski milletvekillerinden oluşan 10 kişilik bir komisyon da bulunuyor.

Bu komisyon da endişe duyduğu konuları, geniş yaptırım yetkilerine sahip olan Almanya Federal Veri Koruma ve Bilgi Özgürlüğü Komiserine havale edebilir.

Dünyanın en büyük iletişim merkezlerinden biri olan Frankfurt’taki DE-CIX internet değişim noktasından BND, günlük yaklaşık 1,2 trilyon iletişim verisini süzüp Münih yakınlarındaki Pullach’taki teknik merkezine kopyalayabilir.

Bu, kurumun temel görevlerinden biri. Fransa’nın DGSE’si gibi, telekom ağlarından gelen dijital verilerin toplu olarak dinlenmesi ve analizinden, bilgisayar korsanlığı faaliyetlerinden ve elde edilen veri setlerinden sorumlu.

Bu işler ABD ve Birleşik Krallık’ta sırasıyla NSA ve GCHQ tarafından yürütülüyor.

Ancak şu anda, katı kurallar bu bilgi hazinesinin nasıl kullanılacağını sınırlıyor. Verileri filtrelemek için, ayrıntılı bir dizi yasal gereklilikle gerekçelendirilmiş bir arama terimi veya terim grubu kullanması gerekir.

Kurum , Alman vatandaşları veya gazetecilerle ilgili verilere ya da cinsel mahremiyet içeren veya bir kişinin dini inançlarına atıfta bulunan herhangi bir bilgiye erişemez.

FT’ye göre bundan dolayı, “Kremlin’in kontrolündeki medya kuruluşlarından birinde gazeteci olarak çalışan şüpheli bir Rus casusu, Alman anayasası sayesinde gözetimden korunuyor.”

Veri saklama konusunda da sıkı kısıtlamalar bulunuyor. Bazen BND, veri setlerini sadece iki hafta sonra silmek zorunda kalır.

Bu durum, ipuçlarını araştırmak için daha uzun süreye ihtiyaç duyan analistleri zor durumda bırakıyor.

Bilgilerin saklanmasına izin verildiği durumlarda bile, 2020 tarihli anayasa kararının gerektirdiği çok sayıda onay ve güvenlik önlemi, analiz sürecini yavaşlatıyor.

Bir kıdemli subay şaka yollu olarak, kurumun Berlin veya müttefikleri için “anlık istihbarat” hazırladığında, bunu alan herkesin önce “bu bir BND dakikası mı, yoksa gerçek bir dakika mı?” diye sorması gerektiğini söylüyor.

Yeni yasa, bu tür sorunları gidermeyi amaçlıyor. Hükümet, denetimi geri çekmeyi değil, daha yönetilebilir hale getirmeyi hedeflediğini belirtiyor.

Örneğin, kurumun filtrelerinden geçen belirli verilerin ve meta verilerin saklanma süresini mevcut altı aylık üst sınırın çok ötesine uzatarak.

BND ayrıca, her gün yakaladığı filtrelenmemiş çevrimiçi bilgilerin tamamını çok daha uzun süre saklamayı umuyor. Bu veriler şu anda sadece birkaç gün boyunca tutuluyor.

Bu önemli bir husus çünkü şu anda Almanya ticari kuruluşlardan verileri saklamalarını zorunlu kılmıyor.

BND, arama emri olsa bile, internet şirketleri bu verileri silmiş oldukları için genellikle değerli bilgilere erişemiyor.

Buna karşılık örneğin Birleşik Krallık, telekom ve internet servis sağlayıcılarından verileri bir yıla kadar saklamalarını talep edebiliyor.

BND’ye, dinleme merkezlerinden topladığı büyük veri yığınını daha uzun süre (meta veriler için 15 aya kadar) saklama konusunda yasal yetki vermek, BND jargonunda kurumun “soğuk başlangıç” yeteneği olarak bilinen şey için hayati önem taşıyor.

Beklenmedik bir durum meydana geldiğinde, geriye dönük olarak taranabilecek depolanmış bir veri “tamponu” (küresel internet trafiğinin bir anlık görüntüsü) ipuçları bulmak için hayati öneme sahip olabilir.

Fakat CIA gibi istihbarat teşkilatlarının işkence ve olağandışı teslim (extraordinary rendition) gibi eylemlere karıştığı bir yüzyılda, birçok yorumcu denetim ve incelemenin önemini vurguluyor.

Ayrıca yeni yasa ile BND’nin yalnızca bilgi toplayan bir istihbarat servisi olmaktan çıkarak kendi operasyonlarını da yürüten bir kurum haline gelmesi hedefleniyor.

Örneğin Alman istihbarat yetkilileri, hedeflerine karşı “karşılık olarak siber saldırı” düzenleyebilecek.

Ajansın bir yetkilisi, örneğin BND’nin kötü amaçlı yazılım kullanarak Rus insansız hava aracı fabrikalarına fiziksel hasar verememesinin nedenini sorguluyor.

Bunun yanı sıra, BND yetkililerinin hesaplı riskler almayı düşünmeye ve daha proaktif olmaya teşvik edildiği daha geniş kapsamlı bir kültürel dönüşümü desteklemek de amaçlanıyor.

Çalışanlar, şu anda kurumun operasyonlarının ajanlar yerine avukatlar tarafından tasarlandığı izlenimini veriyor.

Bununla birlikte, BND’nin kültürünü değiştirmek için yeni bir yasadan fazlası gerekebilir. Eski bir yetkiliye göre sorun, BND’den ziyade Alman devletinin kendisiyle ilgili.

ABD, Birleşik Krallık ve Fransa’da, dış istihbarat servisleri cumhurbaşkanlığı ve başbakanlığın yetki ve nüfuzunun temel bileşenleri iken Almanya’da, BND genellikle başbakanlar ve bakanları tarafından potansiyel bir siyasi yükümlülük kaynağı olarak görülür.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English