Bizi Takip Edin

Diplomasi

Alman silah sanayii Hindistan’da

Yayınlanma

Alman silah şirketleri Rheinmetall ve Diehl Defence, Hindistan’ın Reliance Defence ile Hindistan’da hassas güdümlü mühimmat, patlayıcılar ve itici yakıtların üretimi için bir sözleşme imzaladı.

Bunun arka planında sadece tedarik zincirlerini çeşitlendirme niyeti değil, aynı zamanda Berlin’in Yeni Delhi’yi Moskova ile silah işbirliğinden vazgeçirmeye çalışması da yatıyor.

Almanya, son zamanlarda Hindistan ile askeri işbirliğini genişletti, örneğin ortak deniz ve hava kuvvetleri manevraları düzenledi. Ne var ki Alman şirketleri, Hindistan’da büyük silah alımları konusunda, savaş uçağı tedarik eden veya tedarik etmeyi planlayan ABD ve Fransa’daki Batılı rakiplerinin hâlâ çok gerisinde.

Hindistan ile Pakistan arasında son dönemde yaşanan askeri çatışmanın sona ermesinden bu yana, Hindistan’ın savaş uçakları da dahil olmak üzere en gelişmiş yüksek teknolojili silahlara yönelmesiyle, büyüyen Hindistan savunma pazarı için rekabet kızıştı.

Rheinmetall’in ortağı Reliance Defence, uluslararası savunma sözleşmeleri imzalayan Hintli şirketler listesinin başında yer almaya devam ediyor. Şirket, Başbakan Narendra Modi’den ayrıcalıklı muamele gördüğü iddiasıyla suçlanıyor.

155mm hassas güdümlü mühimmat ortaklığı

Diehl Defence ve Hintli şirket Reliance Defence, 10 Haziran’da Hindistan’da Vulcano 155mm hassas güdümlü mühimmat üretimi için stratejik işbirliği anlaşması imzaladıklarını duyurdu.

Mühimmat, GPS teknolojisi ve lazer güdümlü hedefleme ile donatılmış olup Hindistan ordusunun hassas silah kabiliyetlerini geliştirecek.

Haberlere göre, Reliance Defence 1 milyar dolara kadar satış bekliyor. Diehl ve Reliance arasındaki anlaşma, 22 Mayıs’ta Rheinmetall AG ve Reliance Defence arasında başka bir stratejik ortaklığın duyurulmasından sadece birkaç gün sonra açıklandı.

Bu anlaşma kapsamında Reliance, orta ve büyük kalibreli mühimmat için patlayıcı ve itici gaz üretimini devralacak ve bunları Rheinmetall’e tedarik edecek.

Stratejik ortaklık, Rheinmetall’e önemli hammaddelere erişim ve tedarik zincirlerinin güvenliğini sağlarken, işbirliğinin daha da genişletilmesi planlanıyor. Anlaşmanın zaman çerçevesi ve toplam değeri henüz bilinmiyor.

Güney Asya’nın en büyük üretim tesislerinden biri kurulacak

Diehl Defence ve Rheinmetall ile işbirliğini desteklemek için Reliance, Hindistan’ın Maharashtra eyaletindeki Dhirubhai Ambani Defence City’de kendi üretim tesisini kuracak.

Güney Asya’nın en büyük tesislerinden biri olacak bu tesis, hassas güdümlü mühimmat üretecek ve yıllık 200.000 top mermisi, 10.000 ton patlayıcı ve 2.000 ton itici yakıt üretim kapasitesine sahip olacak ve bunları Rheinmetall’e tedarik edecek.

Bu iki sözleşme ile Reliance’ın uluslararası savunma ortaklıklarının sayısı, Fransa’nın Dassault Aviation ve Thales ile olan ortaklıklarının ardından dörde yükseldi. Sözleşmeler, yeni kurulan Reliance Defense’in Hindistan’ın hızla büyüyen savunma sektöründe önde gelen şirketlerden biri olma planlarını yansıtıyor.

Öte yandan, hem Diehl hem de Rheinmetall, Hindistan hükümetinin 2029 yılına kadar 5 milyar dolarlık silah ihracatı gerçekleştirme planından yararlanmak istiyor.

Hindistan’ı Rusya ile askeri işbirliğinden koparma hamlesi

Rheinmetall ve Diehl’in Reliance Defence ile yaptığı anlaşmalar, Hindistan’ın Rus silah ithalatına olan yüksek bağımlılığını azaltmak için 2022’de yoğunlaştırılan Alman çabalarının bir parçası.

2023 yılının şubat ayında, Hindistan’ı ziyaret eden dönemin Şansölyesi Olaf Scholz, Batının Rusya’yı izole etme çabalarına, Almanya’dan silah alımının artırılması da dahil olmak üzere, Yeni Delhi’den daha fazla destek çağrısında bulunmuştu.

2023 yılının Haziran ayında, dönemin Savunma Bakanı Boris Pistorius, Hindistan ziyareti sırasında, “Hindistan’ın uzun vadede Rusya’nın silah teslimatlarına bağımlı kalması Almanya’nın çıkarına değildir,” diye konuşmuştu. 

Pistorius’un görüşmeleri, Alman ThyssenKrupp Marine Systems (TKMS) ve Hint Mazagon şirketleri tarafından ortaklaşa yürütülecek, Hindistan’da altı adet nükleer olmayan denizaltının inşasına ilişkin iki ülke arasında bir mutabakat zaptının imzalanmasıyla sonuçlanmıştı.

Ekim 2024’te Alman hükümeti tarafından kabul edilen “Hindistan’a Odaklanma” belgesiyle, Hindistan’ı “Alman silah şirketlerine daha güçlü bir şekilde yöneltme” niyeti, nihayet Hindistan’ın “Rusya’ya yönelik silah politikası yönelimini azaltma” hedefiyle açıkça bağlantılı hale getirildi.

Aynı zamanda, her iki ülke, Hint Okyanusu ve çevresinde ortak hava ve deniz manevraları da dahil olmak üzere pratik askeri işbirliğini genişletti.

Hindistan-Pakistan geriliminde Çin faktörü

Batı ve Çin askeri teknolojisi arasındaki çatışmanın bir test vakası olarak da görülen Hindistan ve Pakistan arasındaki son askeri çatışma, Hindistan’ın büyük savunma pazarı için rekabeti daha da şiddetlendirdi.

Silahlı çatışma dört gün sürdü ve her iki taraf da en modern savaş uçakları da dahil olmak üzere en gelişmiş silahlarını kullandı. Haberlere göre, Pakistan Hava Kuvvetleri, Çin yapımı J-10C savaş uçaklarının yardımıyla bir veya daha fazla Hint Hava Kuvvetleri Rafale savaş uçağını düşürmeyi başardı; her iki uçak da 4,5 nesil olarak sınıflandırılıyor.

O zamandan beri ABD, beşinci nesil F-35 savaş uçaklarının satışı da dahil olmak üzere Hindistan’a silah satışını genişletme çabalarını artırdı. Çatışmadan kısa bir süre önce Hindistan, Rus MiG 29K savaş uçaklarının yerine 26 adet Rafale savaş uçağı satın almak için Fransa ile milyar dolarlık bir anlaşma imzalamıştı.

Buna karşılık Rusya, Hindistan’a yine beşinci nesil bir savaş jeti olan Su-57’yi satmayı teklif etti ve ABD’den farklı olarak Rusya, teknoloji transferi de dahil olmak üzere jetleri Hindistan’da üretmeyi teklif etti.

Bu, Hindistan’ın uçakları yerli radar ve silah sistemleriyle donatmasını sağlayacak. Fransa ve ABD’ye kıyasla Almanya, denizaltı anlaşması dışında, dünyanın en büyük askeri teçhizat ithalatçısı olan Hindistan’dan son zamanlarda önemli silah sözleşmeleri alamadı.

Tartışmalı Hint devi Reliance

Reliance Defence, Reliance Group’un bir parçası olan Reliance Infrastructure’ın bir yan kuruluşu.

Reliance Group, yaklaşık 47 milyar dolar toplam varlığa ve yaklaşık sekiz milyon hissedardan oluşan geniş bir tabana sahip Hindistan’ın önde gelen holdinglerinden biri.

Grup, Reliance Communications, Reliance Capital, Reliance Power, Reliance Defence and Engineering Limited ve Reliance Defence Technologies Private Limited gibi diğer bağlı şirketleri de bünyesinde barındırıyor.

Ne var ki, grubun tartışmalı bir geçmişi var. Reliance Group, 2008 yılında dünyanın en zengin altıncı kişisi olarak gösterilen Anil Ambani’ye ait. Fakat 2019 yılında çeşitli yatırımcılara 2 milyar dolar tutarında borcu vardı.

2020 yılında Anil Ambani, toplam 700 milyon dolar tutarında ödenmemiş krediler nedeniyle üç Çinli banka tarafından dava edilmesinin ardından bir İngiliz mahkemesinde iflasını ilan etmek zorunda kaldı.

Modi’nin Reliance’a destek verdiği ileri sürülüyor

Bir başka ciddi darbe ise, ödenmemiş faturalar nedeniyle şirketlerinden birini dava eden İsveçli telekomünikasyon şirketi Ericsson’dan geldi. Anil Ambani, bu davada hapis cezasından ancak Hindistan’ın en zengin adamı olan ağabeyi Mukesh Ambani’nin müdahalesi ve borcun ödenmesi ile kurtuldu.

Krizle boğuşan Reliance Group, Hindistan Başbakanı Narendra Modi’den, Fransız şirketi Dassault Aviation ile toplam 8,8 milyar dolar değerinde 36 adet Rafale savaş uçağı satın almak için yapılan aşırı pahalı bir silah anlaşması şeklinde bir can simidi elde etti.

Nisan 2015’te imzalanan sözleşmenin bir parçası olarak, Reliance Group tazminat ortağı olarak açıklandı: Dassault, gelirlerin çok büyük bir kısmını Reliance’a yeniden yatırarak daha fazla savunma ekipmanı satın alacak ve yerli üretim kapasitelerini güçlendirecekti.

Bu, Reliance Group’un savunma sektöründe deneyimi olmamasına rağmen yapıldı. Aslında, Reliance Group, Dassault ile anlaşmanın açıklanmasından sadece on üç gün önce Reliance Defense Limited adlı yan kuruluşunu kurdu.

Anlaşma imzalandıktan birkaç gün sonra Reliance Group, Dassault’un en önemli ofset ortağı olacak Dassault Reliance Aerospace Limited’i kurdu. Havacılık sektöründe hiçbir deneyimi olmayan borçlu Ambani Group, bir anda milyar dolarlık bir havacılık işinin garantörü oldu.

Diplomasi

Çin, AB’nin dış destek kurallarını sert bir şekilde eleştirdi

Yayınlanma

Çin, AB’nin yabancı sübvansiyon kurallarının Brüksel ile arasındaki daha geniş kapsamlı ticaret anlaşmazlığının parçası olduğu mesajını verdi.

Çin Adalet Bakanlığı, Çinli şirketlere, Yabancı Sübvansiyonlar Yönetmeliği (FSR) kapsamında yürütülen soruşturmalarda AB yetkililerine bilgi vermemeleri talimatını verdi.

Bu düzenleme, tek pazardaki aktörlerin yurt dışından haksız destek almamasını sağlamak için AB’nin kullandığı bir araç.

Bildirimde, Avrupa Komisyonu’nun, tüketici elektroniği perakendecisi MediaMarkt’ın ana şirketi olan Alman Ceconomy’yi 2 milyar avroluk bir anlaşma ile satın almaya çalışan Çinli e-ticaret devi JD.com’a yönelik derinlemesine soruşturmasından açıkça bahsedildi.

Bu hamle, AB ile Çin arasında yeniden başlayan ticaret diyaloğunun ortasında Brüksel’e baskı uygulamayı amaçlıyor gibi görünüyor.

Müzakereciler, AB’nin Çin ile olan günlük 1 milyar avroluk mal ticaret açığını nasıl azaltacakları konusunda yoğun kapalı kapı görüşmeleri yürütüyorlar.

Komisyon’un eylül ayında Çin Ticaret Bakanlığı ile bir video konferans düzenlemesi ve bu konferansın, Ticaret Sorumlusu Maroš Šefčovič’in ekim başında Pekin’e yapacağı ziyaretin önünü açması bekleniyor.

Komisyon, birkaç gün sonra düzenlenecek bir zirvede AB liderlerine durum değerlendirmesi sunacak.

Bu, blok için ticaret ilişkilerini yeniden dengelemek için yapıcı bir yaklaşımın yeterli olup olmadığına ya da Brüksel’in Avrupa’nın ticari çıkarlarını daha kararlı bir şekilde savunması gerekip gerekmediğine karar vermesi açısından bir dönüm noktası olabilir.

Çin Ticaret Bakanlığı sözcüsü perşembe günü gazetecilere yaptığı açıklamada, “Çin, AB’nin Çinli şirketleri baskı altına almak için Yabancı Sübvansiyonlar Yönetmeliği (FSR) gibi tek taraflı araçları kötüye kullanmasına sürekli olarak karşı çıkmıştır,” dedi.

Sözcü şöyle devam etti:

“Çin ve AB’nin bir Ticaret ve Yatırım Danışma (TIC) mekanizması kurduğunu ve farklılıkların diyalog ve danışma yoluyla yönetilmesi konusunda bir uzlaşmaya vardığını vurgulamak isterim. AB’nin, FSR soruşturmasındaki hatalı uygulamalarını derhal düzeltmek ve hükümetler arası diyalog yoluyla iletişimi güçlendirmek için Çin ile işbirliği yapmasını umuyoruz. Çin, AB’nin adımlarını yakından takip edecek ve ulusal güvenliği ile işletmelerin meşru hak ve çıkarlarını kararlılıkla korumak için gerekli önlemleri alacaktır.”

Komisyon, FSR’nin şirketlere merkezlerinin bulunduğu yere göre ayrımcılık yapmadığını savunuyor.

Sözcü Ricardo Cardoso perşembe günü Brüksel’de gazetecilere yaptığı açıklamada, “FSR, milliyetlerine bakılmaksızın tüm şirketlere uygulandığı için DTÖ kurallarına tamamen ve tam olarak uygundur; amacı, Çinli şirketler de dahil olmak üzere AB’de faaliyet gösteren tüm şirketlerin eşit muamele görmesini ve eşit şartlarda rekabet etmesini sağlamaktır,” dedi.

Pekin’e göre, AB, JD.com’un anlaşmasının Çin devlet desteği ile haksız bir şekilde desteklenip desteklenmediğini araştırırken çok fazla bilgi talep ediyor.

Ticaret Bakanlığı sözcüsü, “JD.com davasında AB, yine keyfi ve mantıksız bir şekilde, soruşturmayla ilgisi olmayan çok çeşitli bilgileri ilgili Çinli bankalardan talep etmiştir,” dedi.

Komisyon, JD.com’un Çin hükümeti tarafından sağlanan tercihli finansman, vergi teşvikleri ve hibeler şeklinde haksız avantajlardan yararlanıyor olabileceğinden endişe duyuyor.

Bu durum, işlem tamamlandığında şirkete AB pazarında rekabet avantajı sağlayabilir.

JD.com, bu hafta Komisyon’un endişelerini gidermek için düzeltici önlemler sundu. Bu durum genellikle görüşmelerin ileri bir aşamada olduğunun işareti olarak kabul edilir.

Konuyu yakından takip eden Hollandalı Avrupa Parlamentosu üyesi ve Avrupa Parlamentosu Uluslararası Ticaret Komitesi üyesi Dirk Gotink’e göre, Pekin’in müdahalesi satın almayı tehlikeye bile atabilir.

“Siyasi bir sürecin rehineleri haline geliyorlar,” diyen Gotink, Pekin’in hamlesini “tek taraflı bir tırmanış” olarak nitelendirdi.

Okumaya Devam Et

Diplomasi

ABD’nin yol açtığı istikrarsızlık ortamında Ürdün Kralı Abdullah, Çin’i ziyaret ediyor

Yayınlanma

İran savaşının sona ereceğine dair bir işaret bulunmaması ve İsrail’in bölge genelindeki politikasının denetimsiz biçimde sürmesi, Ürdün’ü gelecekteki belirsizliklere ve daha az öngörülebilir bir ABD politikasına karşı alternatiflerini artırmaya yöneltiyor. Ürdün Kralı bu atmosferde Çin’i ziyaret ediyor.

Orta Doğu, ABD-İsrail-İran savaşının devam eden sonuçlarıyla mücadele ederken, Çin’in cazibesi Washington’ın bölgedeki en yakın ortakları arasında bile giderek artıyor.

Bölge genelindeki hükümetler yatırım, teknoloji ve giderek daha fazla ölçüde güvenlik işbirliği için Pekin’e yöneliyor. Mısır, Çin ile savunma ilişkilerini genişletirken Körfez ülkeleri de Çin ile askeri ve ekonomik anlaşmalar peşinde.

Bu hafta Ürdün Kralı II. Abdullah da bu eğilime katılarak bir haftalık ziyaret için Çin’e gitti. Bu, Abdullah’ın on yıldan uzun bir süredir Çin’e gerçekleştirdiği ilk devlet ziyareti.

Ziyaret, Ürdün’ün ABD’den uzaklaşarak Çin’e yöneldiği anlamına gelmiyor. Daha ziyade bölge genelindeki daha kapsamlı bir yeniden dengeleme sürecini yansıtıyor. ABD’nin ortakları, giderek daha belirsiz hale gelen bölgesel ortamda daha fazla ekonomik seçenek ve daha geniş bir stratejik hareket alanı arıyor.

Çin’de bir hafta

Kral Abdullah’ın 18-24 Ağustos tarihleri arasındaki ziyareti Şanghay’da başladı ve Pekin ile Shenzhen’i de kapsıyor. Bu, 1999’da tahta çıkmasından bu yana Çin’e yaptığı dokuzuncu ziyaret ve Ürdün ile Çin’in stratejik ortaklık kurduğu 2015’ten bu yana gerçekleştirdiği ilk ziyaret.

Kraliyet Sarayı’nın açıklamasına göre Ürdün Kralı salı günü Şanghay’da ilaç, gıda, mühendislik, tarım ve havacılık sektörlerinde faaliyet gösteren Çinli şirketlerin yöneticileriyle bir araya geldi. Ayrıca Çin’in önde gelen robotik şirketlerinden AgiBot’u ziyaret etti ve burada imalat ve lojistikten konaklama ve güvenliğe kadar uzanan robotik uygulamalar hakkında bilgi aldı.

Xinhua’ya göre Ürdün Kralı Abdullah perşembe günü Pekin’e ulaştı. Burada Çin Devlet Başkanı Xi Jinping ve Başbakan Li Qiang ile görüşmesi bekleniyor. Ayrıca yasama organının başkanı Zhao Leji ile görüşme gerçekleştirdi. Ürdün’ün resmi haber ajansı Petra, iki tarafın çeşitli sektörlerde işbirliği anlaşmaları ve mutabakat zabıtları imzalamasının beklendiğini bildirdi. Çin’in teknoloji ve üretim merkezi Shenzhen’e gerçekleştireceği ziyaret ise gezinin ticari ağırlığını ortaya koyuyor.

İstihdam, enerji ve teknoloji

Amman’ın Çin’e yönelik en acil ilgisi ekonomik alanda. ABD-İsrail-İran savaşı Ürdün üzerindeki ekonomik baskıyı daha da artırarak yatırım çekme ve ekonomiyi çeşitlendirme ihtiyacını daha acil hale getirdi. GSYH’nin yüzde 10 ila 15’ini oluşturan turizm, bölgesel istikrarsızlıktan darbe alırken yükselen enerji maliyetleri ile ticaret ve hava ulaşımındaki aksamalar, ithalata büyük ölçüde bağımlı olan ekonomi üzerindeki baskıyı artırdı.

Kral Abdullah pazartesi günü Çin devlet haber ajansı Xinhua’ya verdiği röportajda ekonomik işbirliği fırsatlarını özellikle vurguladı. Abdullah, Ürdün’ün “bölgesel bir üretim ve ihracat merkezi olarak hizmet vermek için son derece elverişli bir konumda olduğunu” belirterek şöyle dedi:

“Çin’in imalat yatırımları, doğal kaynaklarımızdan, nitelikli iş gücümüzden, istikrarlı iş ortamımızdan, stratejik konumumuzdan ve geniş ticaret anlaşmaları ağımızdan yararlanarak bu konumu değerlendirebilir.”

Jordan Times’ın verilerine göre Ürdün ile Çin arasındaki ticaret 2025’te yaklaşık 6,7 milyar dolara ulaştı ancak ticaret ilişkisi büyük ölçüde Pekin’in lehine. Çin’in Ürdün’e ihracatı yaklaşık 6,29 milyar dolar olurken Ürdün’ün Çin’e ihracatı yalnızca 430 milyon dolar seviyesinde kaldı. Bu dengesizlik, Amman’ın yalnızca ticareti genişletmek yerine neden yatırım, teknoloji ve üretim kapasitesi çekmeye odaklandığını da açıklıyor.

Çin, Ürdün’ün uzun vadede büyümeyi hızlandırmayı ve 2033 yılına kadar en az 1 milyon yeni genç çalışanı iş gücü piyasasına dahil etmeyi amaçlayan Ekonomik Modernizasyon Vizyonu’nda daha büyük bir rol oynayabilir. Enerji, bu işbirliğinin halihazırda somutlaşmaya başladığı alanlardan biri.

Ürdün, Eylül 2025’te Çinli UEG Green Hydrogen Development Holding Limited şirketiyle 1,155 milyar dolarlık önerilen bir yeşil hidrojen projesini incelemek üzere anlaşma imzaladı. Projenin amacı, ihracat için yılda yaklaşık 200 bin ton yeşil amonyak üretmek.

Ancak Ürdün açısından Çin’in cazibesi yalnızca potansiyel yatırımlarla sınırlı değil. Üretim alanındaki uzmanlık, yenilenebilir enerji teknolojileri ve Çin tedarik zincirlerine erişim de Amman’ın yerli sanayi kapasitesini geliştirmesine ve özel sektörde istihdam yaratmasına yardımcı olabilir.

“Zamanlama her şeyi anlatıyor”

Uzun yıllardır Amman’da yaşayan gazeteci ve The Christian Science Monitor’ün kıdemli Orta Doğu muhabiri Taylor Luck, kralın ziyaretinin öneminin zamanlamasında yattığını söyledi.

Luck, Al-Monitor’a, “Kral Abdullah’ın Çin’e gitmesi tek başına haber değeri taşıyan bir gelişme değil ancak zamanlaması her şeyi anlatıyor” dedi.

Luck’a göre ziyaret, Amman’da tek bir ekonomik ve güvenlik ortağına aşırı bağımlı olmanın risk taşıdığı yönündeki farkındalığın giderek arttığını gösteriyor.

Luck, “Bu Washington’a yönelik bir tepki olmasa da derin bir bölgesel krizin yaşandığı bir dönemde Kral Abdullah’ın Çin’e bir haftalık ziyaret gerçekleştirmesi, Ürdün’de Amerika’ya aşırı bağımlılığın uzun vadede sürdürülebilir olmadığı ve giderek kısa vadede bile sürdürülemez hale geldiği yönündeki farkındalığa işaret ediyor” dedi.

Luck, Ürdün’deki Çin yatırımlarının yaklaşık 3,56 milyar dolar seviyesinde olduğunu tahmin ediyor. Bu önemli bir miktar olsa da Pekin’in Mısır ve Irak gibi bölgedeki daha büyük pazarlardaki ekonomik varlığının oldukça gerisinde kalıyor.

Uzman ayrıca Ürdün’ün daha geniş kapsamlı bir stratejik hesap yaptığını ve kendisini “krallığın ekonomik geleceğini mevcut savaştan doğabilecek tedarik zincirlerine ve Hürmüz’e alternatif koridorlara bağlayacak” şekilde konumlandırmaya çalıştığını düşünüyor. Yenilenebilir enerji bu konuda olası alanlardan biri.

Ürdün, güneş panellerinde kullanılan silikonun temel hammaddelerinden biri olan önemli silis yataklarına sahip. Çin, küresel güneş enerjisi üretim tedarik zincirinin büyük bölümüne hakim durumda ve sahip olduğu uzmanlık, Ürdün’ün bu sektörde daha büyük bir rol edinmesine potansiyel olarak yardımcı olabilir.

Çin, Suudi Arabistan-Türkiye-Pakistan paktından nasıl fayda sağlayabilir?

Okumaya Devam Et

Diplomasi

UEFA ve CONCACAF 96 takımlı ortak Uluslar Ligi için masaya oturdu

Yayınlanma

UEFA ve CONCACAF, 96 ülkenin mücadele edeceği ortak bir Uluslar Ligi turnuvası kurmak amacıyla resmi müzakereler yürütüyor. Yeni turnuvanın 2028 yılındaki bir sonraki Avrupa Şampiyonası’nın ardından başlaması ve iki yılda bir düzenlenmesi planlanıyor.

The Guardian gazetesinin haberine göre Avrupa Futbol Federasyonları Birliği (UEFA) ile Kuzey, Orta Amerika ve Karayipler Futbol Konfederasyonu (CONCACAF), bünyelerindeki 96 ülkenin katılımıyla ortak bir Uluslar Ligi turnuvası düzenlemek üzere müzakereler yürütüyor.

İngiliz gazetesinin ulaştığı bilgilere göre yeni turnuvanın, bir sonraki Avrupa Futbol Şampiyonası’nın hemen ardından, en erken 2028 yılında hayata geçirilmesi ve iki yılda bir organize edilmesi öngörülüyor.

Turnuvanın formatı, UEFA ve CONCACAF’ın halihazırda uyguladığı Uluslar Ligi modellerini temel alacak. Şampiyonun belirlenmesi için eleme turlarının ardından dört takımlı bir final aşaması oynanması planlanıyor.

En üst lig kategorisinde İspanya, Fransa, İngiltere ve Almanya gibi Avrupa’nın en güçlü milli takımları ile Meksika, ABD ve Kanada gibi CONCACAF bölgesinin önde gelen ekipleri mücadele edecek.

Kendi bünyesinde bir Uluslar Ligi turnuvası bulunmayan Asya Futbol Konfederasyonu (AFC) da gelecekte bu küresel organizasyona dahil olma yönündeki ilgisini iletti.

Karşılaşmaların daha önceden takvime bağlanmış mevcut uluslararası milli maç pencerelerinde oynanacak olması sebebiyle, yeni turnuvanın Uluslararası Futbol Federasyonları Birliğinin (FIFA) onayına ihtiyaç duyup duymayacağı belirsizliğini koruyor.

The Guardian, FIFA Başkanı Gianni Infantino ve Dünya Kupası’nın bir hissesini dış yatırımcılara satma planı nedeniyle kurumun derin bir kriz içinde olduğunu, bu durumun onay meselesini ikincil plana itebileceğini aktardı.

FIFA, “FIFA Forward Enterprise” (FFE) adıyla bir iştirak şirketi kurmayı ve bu şirketin dörtte birini 4,2 milyar dolar karşılığında dış yatırımcılara satmayı planlıyordu.

Söz konusu girişim üzerine UEFA ve bünyesindeki 55 üye ülke federasyonunun tamamı, FIFA çatısı altındaki organizasyonları boykot edeceklerini duyurmuştu.

Infantino’ya yönelik tutumda ortak hareket eden UEFA, CONCACAF ve AFC, yayımladıkları ortak bildiride FIFA Başkanı’nın eylemlerine yönelik bağımsız bir inceleme başlatılması çağrısında bulunarak hazırlanan planı FIFA kurumlarına karşı “güvenin temelden sarsılması” olarak nitelendirdi.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English