Bizi Takip Edin

Diplomasi

Almanya, Hint işgücü göçünden istediği sonuçları alamadı

Yayınlanma

Almanya, işgücü talebini karşılamak için Hindistanlı vasıflı işçi ve bakım personeli istihdamında şu ana kadar karışık sonuçlar elde etti.

Bu durum, Berlin merkezli Alman Uluslararası ve Güvenlik İşleri Enstitüsü (SWP) tarafından yapılan bir araştırma da dahil olmak üzere, son analizlere göre ortaya çıkıyor.

German Foreign Policy’nin aktardığı çalışmaya göre Almanya, matematik, bilgi teknolojisi, doğa bilimleri ve teknoloji (MINT) ile hemşirelik gibi alanlarda işgücü ihtiyacını karşılamak için Hindistan gibi üçüncü ülkelere giderek daha fazla bağımlı hale geliyor. 

Fakat bazı başarılar elde edilmesine rağmen, Almanya’da yüksek talep gören Hintli BT uzmanlarının oranı düşüyor. Ayrıca, Almanya çok sayıda Hintli öğrenciden başvuru alıyor olsa da, bunların neredeyse hiçbiri Hindistan’ın önde gelen üniversitelerinden değil.

Berlin, Yeni Delhi’nin “iktisadi açıdan istenmeyen” Hintli sığınmacıları geri almamasından da şikayetçi. 

Berlin’in “nitelikli göçmen işgücü” sorunu

Federal İstihdam Ajansına (BA) göre, işgücü talebi 2035 yılına kadar yıllık 400.000 işçinin net göçü ile ancak karşılanabilecek durumda ve bunun sadece diğer AB ülkelerinden gelen göçle başarılması mümkün değil.

Yeni SWP çalışmasıyla da doğrulandığı üzere, Hindistan artık Federal Cumhuriyet’in özellikle matematik, bilgi teknolojisi, doğa bilimleri ve teknoloji (MINT) alanlarında en büyük vasıflı işçi ve eğitim göçmeni kaynağı haline gelmiş durumda.

Hindistan, acil olarak ihtiyaç duyulan hemşirelik personelinin de önemli bir kaynağı. Ülkenin artan jeostratejik önemi göz önüne alındığında, Hindistan’dan gelen göç, ikili ilişkileri güçlendirmek için uygun bir araç olarak da görülüyor.

Hindistanlı göçmenlerin sayısı, 2012 yılında AB Mavi Kartının uygulamaya girmesinden bu yana keskin bir artış gösterdi: 2005 yılında 40.000 olan Hindistan vatandaşlarının sayısı, 2025 yılında yaklaşık 280.000’e yükseldi ve bunların yaklaşık 152.000’i istihdam ediliyor.

Yüksek vasıflı işçilerin sayısına kıyasla Hindistanlı sığınmacıların sayısının az olması nedeniyle, Hindistan’dan Berlin’e göç bir başarı öyküsü, hatta bazıları tarafından bir “göç mucizesi” olarak lanse ediliyor.

‘Meslek Göçü Yasası’ Hindistan’dan göçü artırdı

Göç yoluyla işgücü ihtiyacını karşılamak için Federal Almanya Cumhuriyeti, 2020 yılında Meslek Göçü Yasasını kabul etti. Bu yasa, mesleki eğitimi tamamlamış üçüncü ülke vatandaşlarının iş aramak veya mesleki niteliklerinin tanınması için ülkeye giriş yapmasına izin veriyor.

2022 yılında Almanya, Hindistan’dan Almanya’ya “güvenli, düzenli ve yasal göç” koşullarını iyileştirmek için Hindistan ile özel bir Göç ve Hareketlilik Ortaklığı Anlaşması (MMPA) imzaladı.

Hint işçilerin işe alınması, diğer sanayileşmiş ülkelerin tam tersi bir yaklaşım benimsediği bir dönemde gerçekleşiyor. Örneğin, Hint öğrencilerin göçünün önemli bir rol oynadığı Avustralya, Hindistan için öğrenci vizesi sayısını Temmuz 2022 ile Haziran 2023 arasında 100.000’den Temmuz 2023 ile Haziran 2024 arasında 50.000’in biraz üzerine düşürdü. 

Hint göçmenlerin diğer iki geleneksel varış noktası olan Kanada ve Birleşik Krallık da Hindistan’dan gelen göçü azaltmak için önlemler aldı.

Başkan Donald Trump yönetimindeki ABD, yasal ikamet statüsü olmayan Hintleri aktif olarak sınır dışı etmeye kadar gitti. Hint hükümeti, ABD ile ilişkilerini iyileştirme umuduyla yaklaşık 18.000 Hindistan kökenli göçmeni geri almayı kabul etti.

İngilizce konuşulan ülkelere Hint göçünün azalması, Almanya’nın doldurmaya çalıştığı bir boşluk yarattı.

Berlin’in “iktisadi olarak yararlanamayacağı’ işçiler hedefte

Tüm ilerlemelere rağmen, Hindistan’dan gelen göç, Almanya’yı tam olarak tatmin edecek şekilde ilerlemiyor. Berlin, Hindistan’ın en nitelikli öğrencilerini ülkeye çekmeye çalışıyor. 

Fakat analizler, Hindistan’ın önde gelen üniversitelerinden neredeyse hiçbir öğrencinin Almanya’da okumak için başvuruda bulunmadığını gösteriyor.

Ayrıca, Alman hükümetine göre, MMPA’yı imzaladıktan sonra bile Hindistan, Federal Cumhuriyet’in “iktisadi olarak yararlanamayacağı” Hintlileri geri almakta yetersiz kalıyor.

Gerçekten geri dönüşlerin sayısı azalmış durumda. Berlin, Hindistan’ı güvenli bir menşe ülke ilan ederek Hint sığınmacıların sınır dışı edilmesini hızlandırmaya çalışıyor.

Ek bir zorluk da, Almanya’da yüksek talep gören Hint BT uzmanlarının oranının artmak yerine azalması. SWP araştırması bunu Almanya’nın zayıf iktisadi gelişimine bağlıyor.

Kerala’dan “Hıristiyan değerlere bağlı” hemşire göçü

Almanya, her zaman İngilizce konuşulan ülkeleri tercih eden Hint işçiler için geleneksel göç destinasyonlarından biri değil. Berlin, yıllardır STEM alanlarından vasıflı işçi almaya çalışsa da, Federal Cumhuriyet’in Hindistan’a yönelmesi, öncelikle ciddi bir hemşirelik personeli eksikliği nedeniyle gerçekleşmişti.

Federal İstatistik Ofisine göre, Almanya’da 250.000 ila 690.000 arasında hemşire açığı bulunuyor. Berlin, bu tür personeli işe alırken uzun süredir İspanya, Yunanistan ve İtalya gibi güney Avrupa ülkelerini tercih etse de, artık hemşire açığını kapatmak için Hindistan’a daha fazla yöneldi.

Bu durum ilk kez 1960’larda, güney Hindistan’ın Kerala eyaletinin Federal Cumhuriyet’in ilgisini çekmesiyle ortaya çıkmıştı. Kerala’dan gelen Hristiyan hemşirelik personeli, “nazik tavırları” ve “Hristiyan değerleri” nedeniyle çok uygun görülmüştü.

O dönemde, Kerala ve Federal Almanya Cumhuriyeti’nden kilise temsilcileri, hemşirelik personelinin “kitlesel üretimi”ni başlatmak için güçlerini birleştirmişti.

Kerala, gerçekten de hemşirelik personelini birkaç Avrupa ülkesine ihraç etmeye başladı. Son yıllarda Almanya’daki personel krizi kötüleştikçe, Alman Federal İstihdam Ajansı 2021’de Kerala ile hemşirelik personeli işe almak için resmi bir anlaşma imzaladı. Bu, her iki ülkedeki hemşirelik personeli eğitim programlarının yüksek derecede benzerliği sayesinde kolaylaştırıldı.

Sağlık personeli göçü Hindistan’ı zor durumda bırakıyor

Öte yandan hemşirelik personelinin kitlesel göçü Hindistan için ciddi sonuçlar doğuruyor.

Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ), 1.000 kişi başına en az dört hemşire ve ebe olmasını öneriyor fakat yakın zamanda yapılan bir araştırmaya göre, Hindistan’da 1.000 kişi başına sadece 0,6 hemşire ve ebe düşüyor ve yaklaşık 4,3 milyon hemşire personel açığı bulunuyor.

Bunun nedeni, Hindistan’da eğitilen toplam 3,26 milyon hemşire personelinden sadece 1,4 milyonunun mesleğinde çalışması.

Hindistan’da hemşirelik eğitimi oldukça pahalı ve tüm eğitim programı ortalama 7.000 ila 9.300 avroya mal oluyor. Bu maliyetler, Hindistan’da kazançlı bir iş bulmakla karşılanamıyor.

2017 yılında Kerala eyaletinde bir hemşirenin asgari ücreti aylık yaklaşık 195 avro idi. Fakat raporlara göre, hemşireler aylık sadece 58 avro maaş alıyor ve sert çalışma koşullarına maruz kalıyor.

Düşük maaşlar ve kötü çalışma koşulları, nitelikli hemşirelerin çoğunun mesleğini icra etmek istememesine veya Avrupa ülkelerine göç etmesine neden oluyor.

Avrupa’da da hemşireler, güvencesiz çalışma koşullarına ve uzun vardiyalara maruz kalıyor. Birçoğu, Avrupa’ya gitmek için iş bulma kurumlarına yüksek borçlara girmek zorunda kalırken, bu da uzun süre bu kurumlara bağlı kalmaları anlamına geliyor.

Diplomasi

Çin, AB’nin dış destek kurallarını sert bir şekilde eleştirdi

Yayınlanma

Çin, AB’nin yabancı sübvansiyon kurallarının Brüksel ile arasındaki daha geniş kapsamlı ticaret anlaşmazlığının parçası olduğu mesajını verdi.

Çin Adalet Bakanlığı, Çinli şirketlere, Yabancı Sübvansiyonlar Yönetmeliği (FSR) kapsamında yürütülen soruşturmalarda AB yetkililerine bilgi vermemeleri talimatını verdi.

Bu düzenleme, tek pazardaki aktörlerin yurt dışından haksız destek almamasını sağlamak için AB’nin kullandığı bir araç.

Bildirimde, Avrupa Komisyonu’nun, tüketici elektroniği perakendecisi MediaMarkt’ın ana şirketi olan Alman Ceconomy’yi 2 milyar avroluk bir anlaşma ile satın almaya çalışan Çinli e-ticaret devi JD.com’a yönelik derinlemesine soruşturmasından açıkça bahsedildi.

Bu hamle, AB ile Çin arasında yeniden başlayan ticaret diyaloğunun ortasında Brüksel’e baskı uygulamayı amaçlıyor gibi görünüyor.

Müzakereciler, AB’nin Çin ile olan günlük 1 milyar avroluk mal ticaret açığını nasıl azaltacakları konusunda yoğun kapalı kapı görüşmeleri yürütüyorlar.

Komisyon’un eylül ayında Çin Ticaret Bakanlığı ile bir video konferans düzenlemesi ve bu konferansın, Ticaret Sorumlusu Maroš Šefčovič’in ekim başında Pekin’e yapacağı ziyaretin önünü açması bekleniyor.

Komisyon, birkaç gün sonra düzenlenecek bir zirvede AB liderlerine durum değerlendirmesi sunacak.

Bu, blok için ticaret ilişkilerini yeniden dengelemek için yapıcı bir yaklaşımın yeterli olup olmadığına ya da Brüksel’in Avrupa’nın ticari çıkarlarını daha kararlı bir şekilde savunması gerekip gerekmediğine karar vermesi açısından bir dönüm noktası olabilir.

Çin Ticaret Bakanlığı sözcüsü perşembe günü gazetecilere yaptığı açıklamada, “Çin, AB’nin Çinli şirketleri baskı altına almak için Yabancı Sübvansiyonlar Yönetmeliği (FSR) gibi tek taraflı araçları kötüye kullanmasına sürekli olarak karşı çıkmıştır,” dedi.

Sözcü şöyle devam etti:

“Çin ve AB’nin bir Ticaret ve Yatırım Danışma (TIC) mekanizması kurduğunu ve farklılıkların diyalog ve danışma yoluyla yönetilmesi konusunda bir uzlaşmaya vardığını vurgulamak isterim. AB’nin, FSR soruşturmasındaki hatalı uygulamalarını derhal düzeltmek ve hükümetler arası diyalog yoluyla iletişimi güçlendirmek için Çin ile işbirliği yapmasını umuyoruz. Çin, AB’nin adımlarını yakından takip edecek ve ulusal güvenliği ile işletmelerin meşru hak ve çıkarlarını kararlılıkla korumak için gerekli önlemleri alacaktır.”

Komisyon, FSR’nin şirketlere merkezlerinin bulunduğu yere göre ayrımcılık yapmadığını savunuyor.

Sözcü Ricardo Cardoso perşembe günü Brüksel’de gazetecilere yaptığı açıklamada, “FSR, milliyetlerine bakılmaksızın tüm şirketlere uygulandığı için DTÖ kurallarına tamamen ve tam olarak uygundur; amacı, Çinli şirketler de dahil olmak üzere AB’de faaliyet gösteren tüm şirketlerin eşit muamele görmesini ve eşit şartlarda rekabet etmesini sağlamaktır,” dedi.

Pekin’e göre, AB, JD.com’un anlaşmasının Çin devlet desteği ile haksız bir şekilde desteklenip desteklenmediğini araştırırken çok fazla bilgi talep ediyor.

Ticaret Bakanlığı sözcüsü, “JD.com davasında AB, yine keyfi ve mantıksız bir şekilde, soruşturmayla ilgisi olmayan çok çeşitli bilgileri ilgili Çinli bankalardan talep etmiştir,” dedi.

Komisyon, JD.com’un Çin hükümeti tarafından sağlanan tercihli finansman, vergi teşvikleri ve hibeler şeklinde haksız avantajlardan yararlanıyor olabileceğinden endişe duyuyor.

Bu durum, işlem tamamlandığında şirkete AB pazarında rekabet avantajı sağlayabilir.

JD.com, bu hafta Komisyon’un endişelerini gidermek için düzeltici önlemler sundu. Bu durum genellikle görüşmelerin ileri bir aşamada olduğunun işareti olarak kabul edilir.

Konuyu yakından takip eden Hollandalı Avrupa Parlamentosu üyesi ve Avrupa Parlamentosu Uluslararası Ticaret Komitesi üyesi Dirk Gotink’e göre, Pekin’in müdahalesi satın almayı tehlikeye bile atabilir.

“Siyasi bir sürecin rehineleri haline geliyorlar,” diyen Gotink, Pekin’in hamlesini “tek taraflı bir tırmanış” olarak nitelendirdi.

Okumaya Devam Et

Diplomasi

ABD’nin yol açtığı istikrarsızlık ortamında Ürdün Kralı Abdullah, Çin’i ziyaret ediyor

Yayınlanma

İran savaşının sona ereceğine dair bir işaret bulunmaması ve İsrail’in bölge genelindeki politikasının denetimsiz biçimde sürmesi, Ürdün’ü gelecekteki belirsizliklere ve daha az öngörülebilir bir ABD politikasına karşı alternatiflerini artırmaya yöneltiyor. Ürdün Kralı bu atmosferde Çin’i ziyaret ediyor.

Orta Doğu, ABD-İsrail-İran savaşının devam eden sonuçlarıyla mücadele ederken, Çin’in cazibesi Washington’ın bölgedeki en yakın ortakları arasında bile giderek artıyor.

Bölge genelindeki hükümetler yatırım, teknoloji ve giderek daha fazla ölçüde güvenlik işbirliği için Pekin’e yöneliyor. Mısır, Çin ile savunma ilişkilerini genişletirken Körfez ülkeleri de Çin ile askeri ve ekonomik anlaşmalar peşinde.

Bu hafta Ürdün Kralı II. Abdullah da bu eğilime katılarak bir haftalık ziyaret için Çin’e gitti. Bu, Abdullah’ın on yıldan uzun bir süredir Çin’e gerçekleştirdiği ilk devlet ziyareti.

Ziyaret, Ürdün’ün ABD’den uzaklaşarak Çin’e yöneldiği anlamına gelmiyor. Daha ziyade bölge genelindeki daha kapsamlı bir yeniden dengeleme sürecini yansıtıyor. ABD’nin ortakları, giderek daha belirsiz hale gelen bölgesel ortamda daha fazla ekonomik seçenek ve daha geniş bir stratejik hareket alanı arıyor.

Çin’de bir hafta

Kral Abdullah’ın 18-24 Ağustos tarihleri arasındaki ziyareti Şanghay’da başladı ve Pekin ile Shenzhen’i de kapsıyor. Bu, 1999’da tahta çıkmasından bu yana Çin’e yaptığı dokuzuncu ziyaret ve Ürdün ile Çin’in stratejik ortaklık kurduğu 2015’ten bu yana gerçekleştirdiği ilk ziyaret.

Kraliyet Sarayı’nın açıklamasına göre Ürdün Kralı salı günü Şanghay’da ilaç, gıda, mühendislik, tarım ve havacılık sektörlerinde faaliyet gösteren Çinli şirketlerin yöneticileriyle bir araya geldi. Ayrıca Çin’in önde gelen robotik şirketlerinden AgiBot’u ziyaret etti ve burada imalat ve lojistikten konaklama ve güvenliğe kadar uzanan robotik uygulamalar hakkında bilgi aldı.

Xinhua’ya göre Ürdün Kralı Abdullah perşembe günü Pekin’e ulaştı. Burada Çin Devlet Başkanı Xi Jinping ve Başbakan Li Qiang ile görüşmesi bekleniyor. Ayrıca yasama organının başkanı Zhao Leji ile görüşme gerçekleştirdi. Ürdün’ün resmi haber ajansı Petra, iki tarafın çeşitli sektörlerde işbirliği anlaşmaları ve mutabakat zabıtları imzalamasının beklendiğini bildirdi. Çin’in teknoloji ve üretim merkezi Shenzhen’e gerçekleştireceği ziyaret ise gezinin ticari ağırlığını ortaya koyuyor.

İstihdam, enerji ve teknoloji

Amman’ın Çin’e yönelik en acil ilgisi ekonomik alanda. ABD-İsrail-İran savaşı Ürdün üzerindeki ekonomik baskıyı daha da artırarak yatırım çekme ve ekonomiyi çeşitlendirme ihtiyacını daha acil hale getirdi. GSYH’nin yüzde 10 ila 15’ini oluşturan turizm, bölgesel istikrarsızlıktan darbe alırken yükselen enerji maliyetleri ile ticaret ve hava ulaşımındaki aksamalar, ithalata büyük ölçüde bağımlı olan ekonomi üzerindeki baskıyı artırdı.

Kral Abdullah pazartesi günü Çin devlet haber ajansı Xinhua’ya verdiği röportajda ekonomik işbirliği fırsatlarını özellikle vurguladı. Abdullah, Ürdün’ün “bölgesel bir üretim ve ihracat merkezi olarak hizmet vermek için son derece elverişli bir konumda olduğunu” belirterek şöyle dedi:

“Çin’in imalat yatırımları, doğal kaynaklarımızdan, nitelikli iş gücümüzden, istikrarlı iş ortamımızdan, stratejik konumumuzdan ve geniş ticaret anlaşmaları ağımızdan yararlanarak bu konumu değerlendirebilir.”

Jordan Times’ın verilerine göre Ürdün ile Çin arasındaki ticaret 2025’te yaklaşık 6,7 milyar dolara ulaştı ancak ticaret ilişkisi büyük ölçüde Pekin’in lehine. Çin’in Ürdün’e ihracatı yaklaşık 6,29 milyar dolar olurken Ürdün’ün Çin’e ihracatı yalnızca 430 milyon dolar seviyesinde kaldı. Bu dengesizlik, Amman’ın yalnızca ticareti genişletmek yerine neden yatırım, teknoloji ve üretim kapasitesi çekmeye odaklandığını da açıklıyor.

Çin, Ürdün’ün uzun vadede büyümeyi hızlandırmayı ve 2033 yılına kadar en az 1 milyon yeni genç çalışanı iş gücü piyasasına dahil etmeyi amaçlayan Ekonomik Modernizasyon Vizyonu’nda daha büyük bir rol oynayabilir. Enerji, bu işbirliğinin halihazırda somutlaşmaya başladığı alanlardan biri.

Ürdün, Eylül 2025’te Çinli UEG Green Hydrogen Development Holding Limited şirketiyle 1,155 milyar dolarlık önerilen bir yeşil hidrojen projesini incelemek üzere anlaşma imzaladı. Projenin amacı, ihracat için yılda yaklaşık 200 bin ton yeşil amonyak üretmek.

Ancak Ürdün açısından Çin’in cazibesi yalnızca potansiyel yatırımlarla sınırlı değil. Üretim alanındaki uzmanlık, yenilenebilir enerji teknolojileri ve Çin tedarik zincirlerine erişim de Amman’ın yerli sanayi kapasitesini geliştirmesine ve özel sektörde istihdam yaratmasına yardımcı olabilir.

“Zamanlama her şeyi anlatıyor”

Uzun yıllardır Amman’da yaşayan gazeteci ve The Christian Science Monitor’ün kıdemli Orta Doğu muhabiri Taylor Luck, kralın ziyaretinin öneminin zamanlamasında yattığını söyledi.

Luck, Al-Monitor’a, “Kral Abdullah’ın Çin’e gitmesi tek başına haber değeri taşıyan bir gelişme değil ancak zamanlaması her şeyi anlatıyor” dedi.

Luck’a göre ziyaret, Amman’da tek bir ekonomik ve güvenlik ortağına aşırı bağımlı olmanın risk taşıdığı yönündeki farkındalığın giderek arttığını gösteriyor.

Luck, “Bu Washington’a yönelik bir tepki olmasa da derin bir bölgesel krizin yaşandığı bir dönemde Kral Abdullah’ın Çin’e bir haftalık ziyaret gerçekleştirmesi, Ürdün’de Amerika’ya aşırı bağımlılığın uzun vadede sürdürülebilir olmadığı ve giderek kısa vadede bile sürdürülemez hale geldiği yönündeki farkındalığa işaret ediyor” dedi.

Luck, Ürdün’deki Çin yatırımlarının yaklaşık 3,56 milyar dolar seviyesinde olduğunu tahmin ediyor. Bu önemli bir miktar olsa da Pekin’in Mısır ve Irak gibi bölgedeki daha büyük pazarlardaki ekonomik varlığının oldukça gerisinde kalıyor.

Uzman ayrıca Ürdün’ün daha geniş kapsamlı bir stratejik hesap yaptığını ve kendisini “krallığın ekonomik geleceğini mevcut savaştan doğabilecek tedarik zincirlerine ve Hürmüz’e alternatif koridorlara bağlayacak” şekilde konumlandırmaya çalıştığını düşünüyor. Yenilenebilir enerji bu konuda olası alanlardan biri.

Ürdün, güneş panellerinde kullanılan silikonun temel hammaddelerinden biri olan önemli silis yataklarına sahip. Çin, küresel güneş enerjisi üretim tedarik zincirinin büyük bölümüne hakim durumda ve sahip olduğu uzmanlık, Ürdün’ün bu sektörde daha büyük bir rol edinmesine potansiyel olarak yardımcı olabilir.

Çin, Suudi Arabistan-Türkiye-Pakistan paktından nasıl fayda sağlayabilir?

Okumaya Devam Et

Diplomasi

UEFA ve CONCACAF 96 takımlı ortak Uluslar Ligi için masaya oturdu

Yayınlanma

UEFA ve CONCACAF, 96 ülkenin mücadele edeceği ortak bir Uluslar Ligi turnuvası kurmak amacıyla resmi müzakereler yürütüyor. Yeni turnuvanın 2028 yılındaki bir sonraki Avrupa Şampiyonası’nın ardından başlaması ve iki yılda bir düzenlenmesi planlanıyor.

The Guardian gazetesinin haberine göre Avrupa Futbol Federasyonları Birliği (UEFA) ile Kuzey, Orta Amerika ve Karayipler Futbol Konfederasyonu (CONCACAF), bünyelerindeki 96 ülkenin katılımıyla ortak bir Uluslar Ligi turnuvası düzenlemek üzere müzakereler yürütüyor.

İngiliz gazetesinin ulaştığı bilgilere göre yeni turnuvanın, bir sonraki Avrupa Futbol Şampiyonası’nın hemen ardından, en erken 2028 yılında hayata geçirilmesi ve iki yılda bir organize edilmesi öngörülüyor.

Turnuvanın formatı, UEFA ve CONCACAF’ın halihazırda uyguladığı Uluslar Ligi modellerini temel alacak. Şampiyonun belirlenmesi için eleme turlarının ardından dört takımlı bir final aşaması oynanması planlanıyor.

En üst lig kategorisinde İspanya, Fransa, İngiltere ve Almanya gibi Avrupa’nın en güçlü milli takımları ile Meksika, ABD ve Kanada gibi CONCACAF bölgesinin önde gelen ekipleri mücadele edecek.

Kendi bünyesinde bir Uluslar Ligi turnuvası bulunmayan Asya Futbol Konfederasyonu (AFC) da gelecekte bu küresel organizasyona dahil olma yönündeki ilgisini iletti.

Karşılaşmaların daha önceden takvime bağlanmış mevcut uluslararası milli maç pencerelerinde oynanacak olması sebebiyle, yeni turnuvanın Uluslararası Futbol Federasyonları Birliğinin (FIFA) onayına ihtiyaç duyup duymayacağı belirsizliğini koruyor.

The Guardian, FIFA Başkanı Gianni Infantino ve Dünya Kupası’nın bir hissesini dış yatırımcılara satma planı nedeniyle kurumun derin bir kriz içinde olduğunu, bu durumun onay meselesini ikincil plana itebileceğini aktardı.

FIFA, “FIFA Forward Enterprise” (FFE) adıyla bir iştirak şirketi kurmayı ve bu şirketin dörtte birini 4,2 milyar dolar karşılığında dış yatırımcılara satmayı planlıyordu.

Söz konusu girişim üzerine UEFA ve bünyesindeki 55 üye ülke federasyonunun tamamı, FIFA çatısı altındaki organizasyonları boykot edeceklerini duyurmuştu.

Infantino’ya yönelik tutumda ortak hareket eden UEFA, CONCACAF ve AFC, yayımladıkları ortak bildiride FIFA Başkanı’nın eylemlerine yönelik bağımsız bir inceleme başlatılması çağrısında bulunarak hazırlanan planı FIFA kurumlarına karşı “güvenin temelden sarsılması” olarak nitelendirdi.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English