Avrupa
Almanya ile Fransa, 6. nesil savaş uçağında anlaşamıyor

Almanya ile Fransa, ikili ilişkilerin gelişmesinin önündeki en büyük engellerden sayılan altıncı nesil savaş uçağı projesinde yine ilerleme kaydedemedi.
Cuma günü Fransa’nın Toulon kentinde düzenlenen 25. Fransız-Alman Bakanlar Konseyi, en önemli Fransız-Alman savunma projesinde herhangi bir ilerleme kaydedemedi.
Toplantı öncesinde duyurulduğu üzere, altıncı nesil savaş uçağı Gelecek Savaş Hava Sisteminin (FCAS) geleceğine ilişkin karar yıl sonuna kadar alınmayacak.
Proje 2017 yılında başlatıldığından beri, Almanya ve Fransa, maliyeti 100 milyar avro olarak tahmin edilen projenin hisselerinin dağılımı konusunda tartışıyor.
Fakat Toulon’daki bakanlar toplantısında, enerji sektöründe işbirliği ve ortak bir AB nükleer caydırıcılık konusunda “stratejik diyaloglar” düzenlenmesi konusunda bir anlaşma da dahil olmak üzere bir dizi başka duyuru yapıldı. Ne var ki ikincisi, FCAS gibi bağımsız bir Avrupa savaş uçağına bağlı olacaktır.
Birkaç Avrupa ülkesi şu anda FCAS programına katılmak için ilgi göstermiş veya hatta adımlar atmış durumda: Belçika 300 milyon avro taahhüt ederken, İspanya, İsviçre ve Portekiz ABD’nin F-35 savaş uçağı satın almaktan vazgeçmeyi düşünüyor.
Fransa projenin aslan payını istiyor
Daha önce, temmuz ayında Berlin’de Almanya Şansölyesi Friedrich Merz ve Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron arasında yapılan toplantıda, Bakanlar Konseyinin altıncı nesil savaş uçağı konusunda bir karar vermesi kararlaştırılmıştı ama bu karar şimdi yeniden ertelendi.
Bunun nedeni, projedeki geliştirme ve üretim paylarının dağılımı konusundaki anlaşmazlığın devam etmesi. Fransa daha büyük paylar talep ediyor; Alman medyası, yüzde 80’e varan bir payın söz konusu olduğunu iddia ediyor.
Merz ise bu kez bu talebi doğrudan eleştirdi. Fransa’ya gitmeden kısa bir süre önce, Fransız şirketi Dassault Aviation’ın daha büyük bir rol talep etmesinin “işleri kolaylaştırmadığını” ve bu konunun Toulon’daki “Almanya-Fransa hükümeti istişarelerinde” tartışılmayacağını belirtti.
Öte yandan Şansölye, Avrupa’da yeni bir savaş uçağına ihtiyaç olduğunu vurguladı ve bu konuda bir kararın bu yıl sonuna kadar alınması gerektiğini savundu.
Fakat ertelemenin yenilenmesine yönelik eleştiriler artıyor. Alman Federal Meclisi Savunma Komitesi üyesi Christoph Schmid, bakanlar toplantısından önce uyarıda bulunmuş ve “Toulon’da 2. aşamaya geçme kararı almazsak, her şey giderek zorlaşacak,” demişti.
İkinci aşama, uçmaya uygun prototiplerin geliştirilmesiyle ilgili.
Enerji ortaklığında iyimserlik sürüyor
Merz ve Macron’un başkanlık ettiği Toulon toplantısında bir dizi başka duyuru da yapıldı. Merz ve Macron, savunma, sanayi ve dijital politika gibi alanları kapsayan ve “uluslararası, AB ve ikili düzeylerde” ortak girişimler ve koordineli pozisyonlar geliştirmeyi amaçlayan bir “Fransız-Alman Ekonomi Gündemi” sundu.
Gündem, her iki ülkenin enerji piyasalarını daha iyi entegre etme anlaşmasına odaklanıyor. Alman hükümeti, Fransız nükleer enerji projeleri için AB sübvansiyonlarını engellemeyi durdurmayı kabul etti; Paris ise, İspanya ve Portekiz’den Fransa üzerinden Almanya’ya yeşil hidrojen taşımayı amaçlayan, uzun süredir askıda olan H2Med boru hattını desteklemek istiyor.
Toulon’daki toplantıda, cuma günü yapılan Fransız-Alman Savunma ve Güvenlik Konseyi toplantısının sonuçlarını özetleyen beş sayfalık bir belge de yayınlandı. Belge, Fransa’nın “bağımsız stratejik nükleer kuvvetlerinin” transatlantik ittifakın genel güvenliğine yaptığı önemli katkıyı vurguluyor ve Almanya ile Fransa arasında nükleer caydırıcılık konusunda bir “stratejik diyalog” başlatıldığını duyuruyor fakat FCAS’tan hiç bahsetmiyor.
FCAS’ta Berlin-Paris rekabeti
2017 yılında resmi olarak bir Fransız-Alman projesi olarak duyurulan FCAS, Eurofighter ve Fransız Rafale’nin halefini geliştirmeyi amaçlıyor.
Ayrıca, AB’nin ABD’ye bağımlılığını azaltmak ve üye ülkelerin savunma konularında “ulusal çıkarları bir kenara bırakma” becerilerinin “turnusol testi” olarak kabul ediliyor.
Başlangıçta Almanya ve Fransa, diğer jetler, güdümlü füzeler, insansız hava araçları ve insansız hava aracı sürüleriyle birlikte kullanılabilecek altıncı nesil bir savaş uçağı geliştirmek için güçlerini birleştirmişti.
Fakat başından beri, iki taraf arasında geliştirme ve üretim paylarının dağılımı konusunda anlaşmazlıklar vardı. Anlaşmazlık, Almanya’nın ısrarıyla 2019’da İspanya’nın da projeye dahil edilmesiyle tırmandı. İspanyol Airbus iştiraki de artık projeye dahil olduğu için, bu durum Federal Cumhuriyet’in projedeki ağırlığını artırıyor.
Fransa ise, bir zamanlar Rafale jetlerinin bağımsız geliştirilmesiyle kanıtladığı savunma sanayisinin bağımsız yeteneklerine büyük önem veriyor.
Berlin merkezli Alman Uluslararası ve Güvenlik İşleri Enstitüsü (SWP) geçtiğimiz günlerde yaptığı bir değerlendirmede, maliyetinin yaklaşık 100 milyar avro olduğu tahmin edilen FCAS projesi başarısız olursa, gelecekte “Avrupa’da büyük ortak savunma çabaları”nın gerçekleştirilmesinin “giderek daha imkansız” hale geleceğini yazdı.
“Nükleer bağımsızlık” için hedefler gerçekçi mi?
Donald Trump’ın ikinci başkanlığı, Almanya’da Avrupa üzerinde ABD’nin nükleer kalkanının yerine bağımsız bir Avrupa kalkanı kurulması yönündeki sesleri de güçlendirdi.
Bu yılın şubat ayında Merz, “Avrupa’nın ABD’den nükleer açıdan daha bağımsız hale gelmesi” gerektiğini söylemişti.
Fransa, AB içinde kendi nükleer silahlarına sahip tek ülke; Almanya ise ABD ile sadece “nükleer paylaşım” anlaşması imzalamıştı. Bu anlaşma uyarınca, Alman uçakları savaş durumunda Büchel (Eifel) üssünde depolanan ABD nükleer bombalarını bir hedefe taşıyabilir ve orada atabilir.
Şimdiye kadar, Tornado savaş uçakları bu amaçla görevlendirilmişti fakat eskiyen filonun yakında değiştirilmesi gerekecek.
Başlangıçta, Eurofighterlar halef olarak düşünülüyordu fakat bunların ABD nükleer silahlarını taşımak için kullanılması, ABD’nin onayı gerektirecek ve bu da Avrupa savaş uçağının endüstriyel sırlarını ortaya çıkaracaktı.
Bu nedenle Berlin, nükleer paylaşım için ABD’nin F-35 savaş uçağını satın almaya karar verdi.
Öte yandan Fransa, Rafale jetlerinin değiştirilmesi gerektiğinde nükleer silahları için FCAS’ı kullanmak istiyor. Paris, ABD jetlerine başvurmayı düşünmüyor. Bu nedenle FCAS, Fransız nükleer silahlarının Avrupa çapında kullanımı için de vazgeçilmez olacak.
Yeni Avrupa ülkeleri FCAS’a ilgi gösteriyor
FCAS projesi gecikmelerle boğuşsa da, son zamanlarda birkaç Avrupa ülkesi daha projeye katılmak için ilgi gösterdi.
Örneğin Belçika, programa katılmak için adımlar attı. Bu yılın temmuz ayında Belçika hükümeti, FCAS projesine katılmak ve 2026’dan 2030’a kadar geliştirme aşamasına katılmak için 300 milyon avro sağlayacağını vaat eden yeni bir “Stratejik Vizyon 2025” kabul etti.
Fakat Belçika’nın ABD yapımı on bir adet F-35A savaş uçağı satın alma planı, Dassault CEO’su Eric Trappier’in eleştirilerine neden oldu. Trappier, Belçika’nın “F-35 satın alma fikrinden vazgeçmesi” halinde FCAS’a katılmasının “hoş karşılanacağını” söyledi.
Belçika Savunma Bakanı Theo Francken, Belçika hükümetinin “kibirli sanayicilerden ders alamayacağı” için “FCAS projesine ilişkin tutumunu gözden geçireceğini” söyleyerek yanıt verdi.
Öte yandan İspanya, F-35 jetleri satın alma planını askıya almaya karar verdi ve Eurofighter veya FCAS gibi Avrupalı alternatifler arıyor.
Benzer şekilde, İsviçre’deki parlamenterler 36 adet F-35 savaş uçağının satın alınmasının iptal edilmesi için baskı yapıyorlar. Bu, ABD Başkanı Trump’ın İsviçre mallarına yüzde 39 gümrük vergisi uygulama kararına yönelik tepkinin bir parçası.
Son olarak, gelen haberler Portekiz’in de F35 jetlerini satın almamaya karar verebileceğini gösteriyor; Portekiz şu anda FCAS projesine gözlemci olarak katılmakla ilgilendiğini açıkladı.
Avrupa
Avrupa’da sıcak dalgası binlerce can kaybına yol açtı

Avrupa genelinde 22-28 Haziran tarihleri arasındaki aşırı sıcak dalgası esnasında 10 bin 650 fazla ölüm kaydedildi. Ölüm izleme sistemi EuroMOMO verilerine göre bu can kayıplarının 9 binden fazlası 65 yaş üstü kişilerden oluşuyor. Kuraklık ve yüksek sıcaklıklar nehirlerdeki su seviyelerini düşürerek enerji üretimi ile nehir taşımacılığını da sekteye uğratıyor.
Avrupa ülkelerinde 22-28 Haziran tarihleri arasındaki rekor sıcaklıkların yaşandığı haftada, 10 bin 650 fazla ölüm vakası kaydedildi.
Ölüm izleme sistemi EuroMOMO verilerine göre bu ölümlerin 9 binden fazlası 65 yaş ve üzerindeki kişilerden oluşuyor.
Reuters haber ajansının aktardığı veriler, 27 Avrupa ülkesindeki genel ölüm oranlarını analiz eden EuroMOMO tarafından paylaşıldı.
EuroMOMO çalışmalarını koordine eden Danimarka Devlet Serum Enstitüsü Başhekimi Lasse Vestergaard, mevcut durumu emsalsiz olarak nitelendirdi.
Vestergaard, “Yılın bu zamanında bu düzeyde bir fazla ölüm oranı olağan dışı bir durumdur. Bu oran çok yüksek” dedi.
Vestergaard, ölüm oranlarındaki bu ani yükselişin ekstrem sıcaklıklar dışında hiçbir gerekçeyle açıklanamayacağını ifade etti.
Sıcak dalgasından önceki sekiz haftalık süreçte Fransa, İspanya ve Birleşik Krallık’taki haftalık ölüm oranları, normal seviyenin ortalama 500 vaka altında seyrediyordu.
EuroMOMO verileri, Belçika’da fazla ölüm oranının 2000 yılından bu yana kayıtların tutulduğu dönemdeki en yüksek seviyeye ulaştığını gösteriyor.
Fransa’da haziran ayı, kayıtların tutulmaya başlanmasından bu yana en sıcak ikinci haziran ayı olarak kayıtlara geçti. Fransa Halk Sağlığı Kurumu (Santé publique France) tarafından yapılan ön değerlendirmelere göre, ülkede 24 Haziran’da başlayan sıcak dalgası ilk birkaç günde binin üzerinde ek can kaybına yol açmış olabilir.
Aşırı sıcaklardan özellikle Paris metropolü ile Pays de la Loire bölgesi etkilendi.
Fransa’da Loire Nehri’nin bazı bölümleri kuruma noktasına geldi. Ülke genelindeki 96 departmanın 94’ünde kuraklık nedeniyle uyarılar veya kısıtlamalar yürürlükte yer alıyor.
Birçok bölgede sakinlerin bahçe sulaması, havuz doldurması ve araç yıkaması yasaklandı.
Bloomberg’ün değerlendirmesine göre kuraklık, Fransa’nın bazı bölgelerinde tarımsal rekoltede üçte bire varan kayıplara yol açtı.
Ekstrem sıcaklıklar can kayıplarının yanı sıra Avrupa’nın enerji ve taşımacılık altyapısını da olumsuz etkiliyor. Fransa’da enerji şirketi EDF, nehir sularının nükleer santrallerin güvenli şekilde soğutulması için fazla ısınması sebebiyle üç nükleer reaktörü durdurmak ve diğer bazılarının kapasitesini düşürmek zorunda kaldı.
Almanya’da ise Ren Nehri’nin su seviyesi temmuz ayında normalde sonbahar başında görülen seviyelere geriledi. Bu durum yük gemilerinin kapasitelerinin ancak üçte biriyle yüklenebilmesine neden oluyor.
Alman İç Su Yolları Taşımacılığı Kooperatifi (DTG) Yönetim Kurulu Üyesi Roberto Spranzi de DW’ye yaptığı açıklamada Ren Nehri’ndeki su seviyesinin ciddi şekilde düştüğünü doğruladı.
Spranzi, durumun ilerleyen süreçte daha da kötüleşebileceğini ifade etti. Spranzi, Reuters haber ajansına yaptığı değerlendirmede ise “45 yıllık çalışma hayatımda su seviyesinin bu kadar erken bir dönemde bu kadar düştüğünü hiç görmedim” dedi.
Avrupa
AfD’nin Kuzey Ren-Vestfalya kongresinde kaos

AfD Kuzey Ren-Vestfalya kongresi, eyalet seçimleri liste belirleme sürecindeki darp ve tehdit suçlamaları nedeniyle kaosa sahne oldu. Marl kentindeki toplantıda, aşırı sağcı milletvekili Matthias Helferich ile parti içi rakipleri karşılıklı olarak yargıya başvurdu. Delegelere baskı uygulandığı iddiaları, partinin Federal Meclis grubu ve eyalet teşkilatı düzeyinde derin çatlaklar olduğunu ortaya koydu.
Almanya için Alternatif (AfD) partisinin Kuzey Ren-Vestfalya eyalet kongresi pazar günü kaotik biçimde sona erdi.
Kongrede gelecek yıl düzenlenecek eyalet seçimleri için aday listesinin 22. sırasının belirlenmesi esnasında, aşırı sağcı Federal Meclis Milletvekili Matthias Helferich’in kampına mensup delegeler, 100’den fazla aday önerdi.
Bu adımın, Marl kentindeki liste oylamasını bloke ederek sonraki sıralar için pazarlık yapılması amacıyla atıldığı bildirildi.
Aday belirleme sürecinde daha önce, parti içi ılımlı kanadı temsil eden Eyalet Eş Başkanı ve liste başı adayı Martin Vincentz’ın destekçileri üstünlük sağladı.
Helferich’e yakınlığıyla bilinen Zacharias Schalley’nin Vincentz kanadından bir adaya karşı kaybetmesi, partinin radikal kanadında büyük rahatsızlığa yol açtı.
Helferich destekçilerinin delegelerin yaklaşık yüzde 40’ını temsil etmesi sebebiyle, yeni kurulacak eyalet meclisi grubunda güçlü bir temsil hakkı talep ettiği kaydedildi.
Milletvekili Matthias Helferich, kongre sırasında Vincentz kampından Federal Meclis Milletvekili Knuth Meyer-Soltau’nun kendisine fiziki saldırı uyguladığını iddia etti. Pazar günü WELT gazetesine konuşan 37 yaşındaki Helferich, olayı şu sözlerle aktardı:
“Meyer-Soltau benim oturduğum sıradan geçiyordu. Başka bir üyeyle tartışıyordu. Geriye döndüğünde, sandalyemde oturduğum sırada beni omuzlayarak ‘Kapa çeneni, seni aptal!’ diye bağırdı.”
Helferich ayrıca şunları kaydetti:
“Beni sandalyeden düşürmek isteyip istemediğini bilmiyorum. Ancak öfkeyle bana hakaret ettiği için bunun kasıtlı bir saldırı olma ihtimalini dışlamıyorum.”
Helferich’in pazartesi günü suç duyurusu yaptığı, Federal Yönetim Kuruluna ve eyalet yönetimine gönderdiği e-posta yazışmalarında ortaya çıktı.
“Meyer-Soltau kasıtlı ya da ihmal yoluyla sandalyeme ve gövdeme çarptı”
Helferich’in sunduğu suç duyurusu dilekçesinde, “Meyer-Soltau kasıtlı veya ihmal yoluyla sandalyeme ve gövdemin üst kısmına sert şekilde çarptı; düşmekten ancak masa kenarına tutunarak kurtulabildim” ifadeleri yer aldı. Dilekçede iki tanık ismi de belirtildi.
Helferich, parti yönetimine gönderdiği yazıda ise şu ifadeleri kullandı:
“Eyalet seçim kurultayında seçim hukuku açısından önem taşıyan çok sayıda benzer olay yaşandığından, parti düzenini koruma görevinin Federal Yönetim Kuruluna düştüğüne inanıyorum.”
Kendisi de Helferich gibi avukat olan 61 yaşındaki Meyer-Soltau suçlamaları reddetti. Pazar günü WELT’e açıklama yapan milletvekili, “Yöneltilen suçlamayı reddediyorum” dedi.
Meyer-Soltau, Helferich’in kendisini güçlü bir rakip olarak gördüğünü, çünkü daha önce partinin Federal Tahkim Mahkemesinde görülen Helferich’i ihraç davasında eyalet yönetiminin müzakereciliğini üstlendiğini belirtti. Söz konusu parti mahkemesi, yakın zamanda ihraç talebini reddetmişti.
Meyer-Soltau, “Bu durumun aramızdaki ilişkiyi olumlu etkilemediği açık” dedi. “Sayın Helferich, ağır bir yenilgi aldığı aday belirleme toplantısının ardından belli ki başka yollarla tatmin arayışına girdi. Konuyu avukatıma devredeceğim ve adli mercilere başvuracağım.”
Meyer-Soltau’nun avukatı tarafından Helferich’e gönderilen ve basına yansıyan yazıda, “Müvekkilim size hiçbir zaman hakaret etmemiş ve fiziki saldırı uygulamamıştır” denildi.
Yazıda Helferich’ten bu iddiayı tekrarlamaktan vazgeçmesi ve cezai şart içeren bir taahhütname imzalaması talep edildi.
Ayrıca Meyer-Soltau’nun avukatı, iftira suçlamasıyla Dortmund Başsavcılığına suç duyurusu yaptı.
Savcılığa sunulan dilekçede, “Fiziki saldırı suçlaması son derece onur kırıcı olup müvekkilimin kamuoyundaki itibarını kalıcı olarak zedelemeye ve kendisini sosyal olarak itibarsızlaştırmaya elverişlidir” ifadelerine yer verildi.
Kongrede delegelere şantaj yapıldığı iddiaları öne sürüldü
Marl’daki eyalet kongresinde delegelere yönelik tehdit iddiaları da gündeme geldi. Helferich, aday listesinin 13. sırası için Vincentz’ın yakın çalışma arkadaşı Klaus Esser’e karşı yarıştı.
İlk turda seçilmesi için sadece bir oya ihtiyaç duyan Esser, ancak ikinci tur oylamada çoğunluğu sağlayabildi.
Sonuçların açıklanmasının ardından kürsüye çıkan bir delege, Vincentz kampından bir eyalet yönetim kurulu üyesinin ikinci tur öncesinde Wuppertal ilçe teşkilatı sıralarına giderek, Esser için gereken oyun çıkmaması halinde Wuppertalli bir eyalet milletvekilinin gruptan ihraç edileceği tehdidini savurduğunu öne sürdü.
Delege, bu konuda suç duyurusu yapılacağını bildirdi.
AfD Eş Genel Başkanı Alice Weidel’ın sözcüsü, konuya ilişkin “The Pioneer” yayın organına yaptığı açıklamada, “Weidel bu durumu onaylamıyor. Böyle şeylerin yaşanmaması gerekir” dedi.
Kongre süresince salondaki mikrofonlardan başka tehdit iddiaları da dile getirildi. Bir delege, adaylardan birinin bir ilçe belediye meclisi üyesi ve ilçe başkanı tarafından tehdit edildiğini savundu.
Delegelerden biri, “Kendisine adaylıktan çekilmemesi durumunda bu partide geleceğinin kalmayacağı söylendi. Bunu doğrulayacak çok sayıda tanık var” iddiasını paylaştı.
Başka bir delege ise genç bir kadının, bir ilçe başkanı tarafından “bu oyuna alet olup şantaja boyun eğip eğmeyeceği” sorularıyla baskı altına alındığını ve durumun kendisi için “ilçe teşkilatında sonuçları olacağı” şeklinde tehdit edildiğini aktardı.
Düsseldorf AfD Başkan Yardımcısı ve Helferich’e yakın bir isim olan Marco Vogt ise adaylık konuşmasında, liste kargaşasına katılan genç üyelerin salondaki işverenleri tarafından tehdit edildiğini söyledi.
Würselen Belediye Meclis Üyesi olan bir diğer aday da Aachen bölgesinden bir ilçe yöneticisinin, adaylıktan çekilmemesi halinde kendi teşkilatında çok sayıda düşman edineceğini söyleyerek kendisine yönelik örtülü tehdit savurduğunu belirtti.
Adaylardan Leon Biallawons ise doğrudan Milletvekili Knuth Meyer-Soltau’yu hedef alarak, “Sana açıkça söylüyorum sevgili Knuth, senin tarafından tehdit edilmeme izin vermeyeceğim. Çünkü sevgili Knuth, bu partide kimin başarılı olacağına sen değil taban karar verecek ve taban uzun vadede kendi iradesini kabul ettirecek” dedi.
Meyer-Soltau ise bu iddialar karşısında yorum yapmaktan kaçınarak, “Bu tür asılsız iddialara dair açıklama yapmak istemiyorum” değerlendirmesini yaptı.
Pazar günkü kongrede süreci yavaşlatmak için başka yöntemlere de başvuruldu. Bir delege, “dışarıda dondurma arabası olduğu” gerekçesiyle kongreye 30 dakika ara verilmesini talep etti ancak bu talep reddedildi.
Toplantı yöneticisi Julian Flak’ın bir delegeye, “O bahçe mobilyalarını hemen dışarı çıkarın!” diye seslendiği duyuldu.
Cumartesi günü Vincentz’a yakın bir sohbet grubunda paylaşılan mesajda, “kendini vatansever ilan eden grubun” kongreyi tamamen kilitlemekle tehdit ettiği belirtilmişti.
Helferich liderliğindeki çekirdek kadronun, pazarlık masasına oturmaya zorlamak amacıyla kongre akışını kasten engellemeyi planladığı öne sürüldü.
Chat grubunda Alice Weidel’a yıpratma suçlaması yöneltildi
Pazar günü aynı sohbet grubunda, sabotaj eyleminin Federal Başkan Yardımcısı Sven Tritschler ve Helferich tarafından koordine edildiği yazıldı.
Mesajda, Tritschler’in bu adımı “patronu Alice Merkel” ile görüştüğüne dair ifadeler yer alırken, AfD lideri Alice Weidel kastedilerek “Bu net bir yıpratma operasyonudur. Bir Alice Merkel’e boyun eğmeyeceğiz” denildi.
Pazartesi gecesi itibarıyla 22. sıra adaylığı için oy pusulasında 81 adayın ismi yer aldı. Adaylıklarını açıklayan bazı isimler konuşmalarından önce geri çekildi. Sonuçların önümüzdeki hafta sonu açıklanması bekleniyor.
Kuzey Ren-Vestfalya AfD teşkilatı, aday belirleme toplantıları için toplam dört hafta sonu ayırdı. Kamuoyu yoklamalarına göre eyalet meclisinde 30 ila 40 sandalye kazanması beklenen partide, listenin üst sıraları için yoğun bir mücadele yürütülüyor.
Helferich’e yakın bir Telegram kanalında pazartesi günü yayımlanan “AfD-NRW Tabanı Kartel Partileşmeye Karşı Direniyor” başlıklı yazıda, yaşananlar bir “kahramanlık eylemi” ve “uyanık, idealist tabanın etkileyici bir tepkisi” olarak nitelendirildi.
Toplu adaylık süreci ise “Carl Schmitt’in partizan teorisi ile AfD tarihinde eşi benzeri görülmemiş demokratik bir kurtuluş hamlesinin birleşimi” olarak tanımlandı.
Yazıda ayrıca, liste başı adayı Vincentz’ın anketlerdeki başarıyı iyi bir seçim sonucuna dönüştürmek istemesi halinde partiyi birleştirmesi, yani Helferich taraftarlarına listede seçilebilecek sıralar vermesi gerektiği savunuldu.
Avrupa
Macaristan’da Fidesz döneminin izlerini silen reform

Macaristan Parlamentosu, eski Başbakan Viktor Orbán tarafından atanan Cumhurbaşkanı Tamás Sulyok ile Anayasa Mahkemesi Başkanı Péter Polt’un görevden alınmasını öngören kapsamlı anayasa değişikliğini kabul etti. Başbakan Péter Magyar liderliğindeki Tisza partisinin hazırladığı tasarı, iktidardan düşen Fidesz ve müttefiki KDNP’nin boykot ettiği oylamada 139 oya karşı 6 oyla yasalaştı.
Macaristan Parlamentosu pazartesi günü, Cumhurbaşkanı Tamás Sulyok ve Anayasa Mahkemesi Başkanı Péter Polt’un görevden alınmasının önünü açan kapsamlı bir anayasa değişikliğini kabul etti.
Anayasa değişikliği için gereken üçte iki çoğunluğu rahatlıkla geride bırakan 17. anayasa değişikliği paketi, 6 oya karşı 139 oyla meclisten geçti.
Eski Başbakan Viktor Orbán’ın partisi Fidesz ile müttefiki Hristiyan Demokrat Halk Partisi (KDNP) ise pazartesi günü yapılan oylamayı boykot etti.
Kabul edilen yasa, Başbakan Péter Magyar liderliğindeki Tisza partisinin, on yılı aşkın süredir ülkeyi yöneten Fidesz partisinin bürokrasideki ağırlığını azaltma girişimlerinin bir parçası olarak nitelendiriliyor.
Magyar, Cumhurbaşkanı Sulyok ve Anayasa Mahkemesi Başkanı Polt’un Fidesz’e sadık isimler olduğunu savunuyor.
Pazartesi günü parlamentoda bir konuşma yapan Başbakan Magyar, “Tamás Sulyok, anayasal ilkeler ile Fidesz’in çıkarları arasında seçim yapmak zorunda kaldığı her seferinde, defalarca Fidesz’in çıkarlarını tercih etti ve bugün de bunu yapmaya devam ediyor” dedi.
Cumhurbaşkanı Sulyok’un anayasa değişikliğini imzalayarak yasalaştırması için beş günlük süresi var. Magyar, Sulyok’un yasayı imzalamaması halinde cumhurbaşkanını parlamentoda azil süreciyle görevden alacağını açıkladı.
Macaristan anayasasındaki 17. değişiklik, Magyar’ın seçim kampanyasındaki en önemli vaatlerinden birini yerine getirmeyi amaçlıyor.
Başbakan, bu adımla selefi Viktor Orbán’ın 16 yıllık iktidarı boyunca oluşturduğu ve “mafya” olarak adlandırdığı yapıyı tasfiye etmek istiyor.
Görevde kalacağını savunan Cumhurbaşkanı Sulyok ise Politico’ya verdiği mülakatta bağımsız olduğunu belirterek, zorla görevden alınmasının bir “anayasa krizi” yaratacağını öne sürdü.
Kabul edilen reform paketi, cumhurbaşkanının görevden alınmasının yanı sıra milletvekilleri için 12 yıllık görev süresi sınırı getiriyor ve yolsuzluk davalarını takip etmek üzere bir Ulusal Varlık Geri Kazanım ve Koruma Ofisi kurulmasını öngörüyor.
Sınırlı hukuki denetim imkanı
Yasa, imzalanması için Sándor Sarayı’na, yani cumhurbaşkanlığı makamına gönderilecek. Sulyok’un yasayı imzalamak dışındaki diğer seçeneği ise değişikliği Anayasa Mahkemesine taşımak.
Sivil toplum kuruluşu Macar Helsinki Komitesi, Orbán’ın 16 yıllık yönetimi sırasında bu mahkemeyi kendi yandaşlarıyla doldurduğunu iddia ediyor.
Ancak bu yolun cumhurbaşkanına sağlayacağı denetim alanı oldukça dar; çünkü mahkeme yasanın esasına girip anayasaya aykırılık kararı veremiyor, yalnızca usul yönünden bir inceleme yapabiliyor.
Macaristan Yüksek Mahkemesi daha önce bu konuya müdahale etme fırsatını bir kez geri çevirmişti. Haziran ayında Sulyok, kendisinin görevden alınmasıyla sonuçlanabilecek “kişiye özel yasaların” yasallığını mahkemenin önceden değerlendirmesini talep etmişti.
Ancak yedi anayasa mahkemesi üyesi, “konuyla kişisel ve doğrudan ilişkileri olduğunu” gerekçe göstererek davadan çekildi ve mahkemenin başvuruyu karara bağlamasını imkansız hale getirdi.
Yeni anayasa değişikliği ayrıca tüm Anayasa Mahkemesi yargıçları için 70 yaş zorunlu emeklilik sınırını geri getiriyor.
Bu düzenleme, aralarında mahkeme başkanı Polt’un da yer aldığı mevcut dört yargıcın görevine son verilmesi anlamına geliyor.
Cumhurbaşkanı Sulyok, haziran ayında kendisini görevden alan bir anayasa değişikliğini imzalayıp imzalamayacağı sorulduğunda Politico’ya, “Bir yasayı imzalayıp imzalamayacağımı önceden asla kesin olarak söyleyemem” yanıtını vermişti.
Pazartesi sabahı ise Başbakan Magyar, Orbán’ın partisi Fidesz’i, Sulyok’un değişikliği imzalamasını önceden engellemekle suçladı.
Magyar, “Fidesz, Sándor Sarayı’nda doğrudan kontrolü ele geçirdi” ifadelerini kullandı. Cumhurbaşkanı Sulyok pazartesi günü yaptığı açıklamada Magyar’ın bu iddialarını yalanlayarak, Başbakan’ın “kamuoyunu manipüle etmeye ve cumhurbaşkanının özerk kararı üzerinde baskı kurmaya çalıştığını” dile getirdi.
Daha önce Orbán döneminde Anayasa Mahkemesi Başkanı olarak görev yapan Sulyok, eski başbakan tarafından 2024 yılında cumhurbaşkanlığına aday gösterilerek göreve getirilmişti.
Sulyok, Orbán ile olan yakın ilişkisi nedeniyle ülkede Soğuk Savaş sonrası dönemin en düşük destek oranına sahip cumhurbaşkanlarından biri olarak kabul ediliyor.
Gelişmeleri değerlendiren Başbakan Magyar parlamentodaki konuşmasını, “Birkaç hafta içinde, Sayın Cumhurbaşkanı, Macaristan’ın yeni bir Cumhurbaşkanı olacak” sözleriyle tamamladı.
Diplomasi6 gün önceNATO ülkeleri, milyarlarca dolarlık savunma anlaşması açıkladı
Görüş1 hafta önceZirve Salonunda Konuşulmayacak Hikâye: NATO Üyeliğinin Gerçek Bedeli
Dünya Basını2 hafta önceİktisatçı Ann Pettifor: Faiz sistemi ekolojiyi tahrip ediyor
Dünya Basını2 hafta önceFransız iktisatçı Sapir: Avrupa ekonomilerinde kimyasal şok etkisini gösterecek
Dünya Basını2 hafta önceABD’nin Japonya’daki füze hamleleri Çin’e net mesaj veriyor
Amerika6 gün önceNATO 3.0’un mucidi: Elbridge Colby
Görüş6 gün önceAnkara’nın ikinci zirvesi: 22 yılın ardından NATO, kuralları yeniden yazan bir Türkiye’ye dönüyor
Dünya Basını2 hafta önceİran Ali Hamaney’e veda ediyor: Yas, hafıza ve sessizlik












