Bizi Takip Edin

Avrupa

Almanya ve AP’de “sağ ittifak” ihtimali kuvvetleniyor

Yayınlanma

Avrupa Parlamentosu’nda (AP), çoğunluğa sahip “merkez sağ” Avrupa Halk Partisi (EPP) ile “aşırı sağ” gruplar arasındaki işbirliğinin daha da yoğunlaşacağına dair işaretler var.

German Foreign Policy’de yer alan değerlendirmeye göre bunun nedeni, geçen hafta EPP’nin Tedarik Zinciri Direktifi’ni zayıflatma planının, muhtemelen Sosyal Demokrat grubun üyeleri nedeniyle başarısızlıkla sonuçlanmasıydı.

Almanya Şansölyesi Friedrich Merz, AB zirvesinde bunun “kabul edilemez” olduğunu belirterek, “Bu durum böyle kalamaz,” dedi. AP Başkanı Roberta Metsola (EPP) da daha sonra alternatif bir çoğunlukla yeni bir oylama yapılabileceğini belirtti.

Bu, EPP’nin Avrupa Muhafazakârları ve Reformcuları (ECR) ve Avrupa için Vatanseverler (PfE) gibi daha sağdaki gruplarla birlikte çoğunluğu elde etmesine işaret ediyor.

Bu hamle, Almanya’nın iktidar partisi CDU içinde AfD ile bir şekilde işbirliği yapılması yönündeki çağrılar giderek güçlenirken ve Şansölye Friedrich Merz, “şehir manzarasını” bozduğu iddia edilen göçmenlere yönelik sözlü saldırıların arasında geldi.

Öte yandan Bundestag’daki AfD parlamento grubu da uzlaşma isteğini gösteriyor ve Trump yönetimi ile transatlantik işbirliği lehinde konuşuyor.

Merz, AP’deki sosyal demokratlara çattı

AP’deki sağ çoğunluğun daha da güçlenmesi konusundaki mevcut tartışmanın başlangıç noktası, geçen çarşamba günü parlamentonun Tedarik Zinciri Direktifi’nin önemli ölçüde zayıflatılmasını reddetmesiydi. 

Direktife göre, bu direktif sadece en az 5.000 çalışanı ve yıllık cirosu en az 1,5 milyar avro olan şirketlere uygulanacaktı. Bu, başlangıçta bu direktiften etkilenen şirketlerin sadece yüzde 10’unun uyum sağlamak zorunda kalacağı anlamına geliyordu.

Parlamento liderliği, muhafazakârlar, liberaller ve sosyal demokratların desteğiyle yumuşatmayı kabul ettirmek istemişti, fakat bazı milletvekillerinin gizli oylamada öneriyi reddetmesi nedeniyle sonuçta başarısız oldu. 

Özellikle muhafazakâr politikacılar sosyal demokrat grubuna şiddetli eleştirilerle karşılık verdi. Örneğin Şansölye Friedrich Merz, AP’yi “ölümcül bir hata” yapmakla suçladı, oylama sonucunu “kabul edilemez” olarak nitelendirdi ve “Bu durum böyle kalamaz,” diye ekledi.

Bu, AP’nin ve demokratik olarak alınan kararlarının gerçek öneminin kanıtı olarak görülebilir: Merz’in talebi üzerine, oylama kasım ayında tekrarlanacak.

Sağcı “Venezuela çoğunluğu” norm haline gelebilir

“Merkez sağ” EPP mensubu AP Başkanı Roberta Metsola, geçen perşembe günü yapılan AB zirvesinde, tedarik zinciri direktifini zayıflatmak için güvenli bir çoğunluğun ancak farklı bir parti konstellasyonu ile elde edilebileceğini belirtmişti.

Bu, EPP ile milli-muhafazakâr ECR ve “aşırı sağ” PfE arasındaki işbirliğini gerektiriyor. ECR’ye Giorgia Meloni’nin partisi İtalya’nın Kardeşleri, PfE’ye ise Fransız Ulusal Birlik (RN) önderlik ediyor.

Bu partiler kombinasyonu, AP’nin Temmuz 2024’teki Venezuela parlamento seçimlerini kaybeden AB ve ABD desteklei Machado’yu Eylül 2024’te kazanan ilan etmeyi varsaydığı durum da dahil olmak üzere, birçok parlamento tasarısının çoğunluğu elde etmesine yardımcı oldu.

O zamandan beri, EPP, ECR ve PfE’nin çoğunluğu, içeriden gelenler tarafından “Venezuela çoğunluğu” olarak anılıyor.

Metsola’nın açıkladığı gibi, AB zirvesinde, tedarik zinciri direktifini zayıflatmak için “bulabileceği her yerde” çoğunluk araması gerektiğine dair açık bir “mesaj” aldı.

Metsola, ofisinde uygulanabilir çoğunlukları garanti etmek için “kurumsal sorumluluğu” olduğunu ve şimdi bunu yapacağını söyledi.

AfD oylarıyla alınan kararlara yeşil ışık

AP’nin aşırı sağcıları da içeren çoğunluklara daha fazla açılması, Alman Federal Meclisinde (Bundestag) da benzer bir açılımla ilgili hızla büyüyen bir tartışmayı beraberinde getiriyor.

CDU’nun AfD ile “koalisyonları ve benzer işbirliği biçimlerini” reddettiğini belirten 2018 tarihli “uyumsuzluk” kararı hâlâ yürürlükte olsa da, son zamanlarda bu uygulamadan vazgeçilmesi yönünde çağrılar artıyor. 

Örneğin, eski CDU Genel Sekreteri Peter Tauber, “AfD’nin kabul ettiği kararların alınmasına” izin verilmesini talep etti ve AfD’nin oylarıyla bir karar alındığında “Nazi kulübünün sallanmaması” gerektiğini söyledi.

CDU Temel Değerler Komisyonu’nun eski başkanı Andreas Rödder de, AfD “kırmızı çizgileri” saygı gösterdiği ve “aşırı sağcı pozisyonlardan ve figürlerden açıkça uzak durduğu” sürece “koşullu diyalog kurma istekliliği”nden yana olduğunu açıkladı.

Saksonya CDU parlamento grubu başkanı Christian Hartmann gibi Doğu Almanya’daki bazı önde gelen CDU politikacıları, “tüm güvenlik duvarı tartışmalarının ötesinde” kendi pozisyonlarını oluşturmayı tavsiye ediyorlar.

Hatta parti içinden gelen bilgiye göre, federal düzeyde bile “bazı Hıristiyan Demokratlar güvenlik duvarını pek önemsemiyorlar.”

Alman ana akımı “göçmen düşmanı” haline geliyor

Ayrıca Şansölye Friedrich Merz’in, sadece partisini değil, Almanya’daki kamuoyu tartışmasını da AfD’nin “klasik ırkçı pozisyonlarına açmaya” zorladığı öne sürülüyor.

14 Ekim’de göçmenlerle ilgili olarak “bu sorun şehir manzarasında hâlâ var” dedi ve bu nedenle “çok büyük ölçekte” sınır dışı etme planları yapıldığını belirtti.

20 Ekim’de bunun ne anlama geldiği sorulduğunda ise, “Bununla ne demek istediğimi kızlarınıza sorun,” cevabını verdi.

22 Ekim’de, iş çevrelerinin protestolarının ardından, şansölye, Almanya’nın ihtiyaç duyduğu işgücüne sahip göçmenleri kınamasından hariç tuttuğunu açıkladı ve işgücü piyasasının vazgeçilmez bir parçası olan göçmen kökenli insanların, “nereden geldiklerine veya tenlerinin rengi ne olursa olsun, artık vazgeçilemez” olduklarını savundu.

Merz, 19 Ekim’de yayınlanan bir röportajda, şu anda AfD ile herhangi bir işbirliğini reddettiğini, fakat sırf AfD o zaman “kabul edebilir” diye sorunların kaçınılmaması gerektiğini belirtmişti.

Merz, AfD’nin onayıyla mümkün hale gelen Bundestag çoğunluklarına atıfta bulunarak, “CDU asla bu bağımlılığa düşmemelidir” dedi.

AfD’den ABD ve NATO ile işbirliği vurgusu

CDU, AfD’nin pozisyonlarına ve kamuoyundaki tartışmalara açık olursa, AfD de önemli konularda uyum sağlayabileceğini ve yönetebileceğini göstermeye hazır.

Bir habere göre, AfD parlamento grubu, Trump yönetiminin siyasi pozisyonlarına dayalı olarak “Almanya-Amerika ilişkilerinde yeni bir başlangıç” çağrısı yapan ve parlamentoya sunmayı planladığı önergeler hazırladı.

AfD’nin daha önceki “Rusya yanlısı” tutumundan kısmen uzaklaşan önergelerde, transatlantik ilişkilerin “Almanya’nın güvenliği ve refahının temel taşı” olduğu ve NATO’ya entegrasyona “şu anda ciddi bir alternatifin” olmadığı belirtiliyor.

Böylece, parlamento grubu, CDU ve CSU ile işbirliğinin önündeki belirleyici bir engeli ortadan kaldırıyor: Mayıs 2024’te, CDU parlamento grubunun şu anki başkanı Jens Spahn, “güvenlik duvarını” yeniden tanımlamış ve EPP’nin ve dolayısıyla CDU’nun aşırı sağdaki “potansiyel ortaklarının” “Avrupa yanlısı, NATO yanlısı, hukukun üstünlüğü yanlısı ve Ukrayna yanlısı” olması gerektiğini belirtmişti.

AfD parlamento grubunun Bundestag’daki başkan yardımcısı Beatrix von Storch, grubunun transatlantik kaymasını, Trump yönetiminin iç politikasına atıfta bulunarak haklı çıkarıyor.

Storch, Trump’ın göçmenlere, solculara ve diğer eleştirmenlere yönelik baskılar ve aynı zamanda ABD’deki aşırı sağcı aktivistleri desteklemesi politikasını, “Başkan Trump Batı’nın yeniden doğuşu için çalışıyor,” diyerek onaylıyor.

Avrupa

Üç Avrupa bankasından Rusya yaptırımları nedeniyle dava

Yayınlanma

Avrupa’nın önde gelen bankaları Deutsche Bank, UniCredit ve Commerzbank, Rusya’daki varlıklarına el konulması nedeniyle uğradıkları yaklaşık 1 milyar euro tutarındaki zararın tazmini için mühendislik grubu Linde firmasına dava açtı. Dava süreci, yaptırımların getirdiği mali yükümlülükleri hangi tarafın üstlenmesi gerektiğine dair emsal niteliği taşıyor.

Avrupa’nın önde gelen bankalarından Deutsche Bank, UniCredit ve Commerzbank, Rusya’ya yönelik Batı yaptırımlarının maliyetini kimin üstlenmesi gerektiğine ilişkin emsal niteliğindeki bir dava kapsamında, uluslararası kimya ve mühendislik şirketi Linde aleyhine dava açtı.

Financial Times gazetesinde yer alan habere göre finans kuruluşları, Rus mahkemeleri tarafından el konulan yüz milyonlarca euro değerindeki varlıklarını geri almayı hedefliyor.

Sürecin ilk duruşması, Linde firmasından yaklaşık 260 milyon euro tazminat talep eden Deutsche Bank’ın davasını incelemek üzere Frankfurt’ta gerçekleştirilecek.

Münih Bölge Mahkemesi de UniCredit tarafından açılan yaklaşık 450 milyon euro değerindeki davanın mahkeme öncesi hazırlık aşamasında olduğunu teyit ederken, Commerzbank’ın ise yaklaşık 100 milyon euro tutarında ayrı bir dava açtığı bildirildi.

Uyuşmazlığın kaynağı gaz işleme tesisi projesine dayanıyor

Taraflar arasındaki ihtilaf, Linde Engineering şirketinin de içinde bulunduğu bir konsorsiyum ile Ruskhimalliance firması arasında Ust-Luga bölgesinde inşa edilecek bir gaz işleme tesisi için 2021 yılında imzalanan sözleşmelerden kaynaklanıyor.

Gazprom ile RusGazDobycha ortaklığıyla kurulan ve Ust-Luga’daki entegre doğal gaz işleme ve sıvılaştırma tesisinin işletmecisi olan Ruskhimalliance, projenin başlatılması için Linde firmasına 1 milyar euronun üzerinde avans ödemesi gerçekleştirdi.

Avrupalı bankalar ise yükümlülüklerin yerine getirileceğini garanti etmek amacıyla Ruskhimalliance lehine avans iade ve sözleşme ifa teminat mektupları düzenledi.

Linde firması 2022 yılında Avrupa Birliği yaptırımları gerekçesiyle Rusya’daki faaliyetlerini askıya aldığında, Avrupalı bankalar uygulanan kısıtlamaları emsal göstererek bu teminat mektuplarının ödemesini yapmayı reddetti.

Yaşanan süreç sonucunda Rus mahkemeleri, bankaların Rusya’daki yaklaşık 1 milyar euro değerindeki varlıklarına el koyma kararı aldı.

Bu kapsamda Deutsche Bank yaklaşık 244 milyon euro, UniCredit yaklaşık 460 milyon euro, Commerzbank yaklaşık 90 milyon euro kayıp yaşarken, BayernLB ve LBBW ise sırasıyla yaklaşık 270 milyon euro ve 50 milyon euro tutarında varlık kaybına uğradı.

Ruskhimalliance ayrıca Linde firmasının Rusya’daki ortak girişimlerde bulunan hisselerine de el koyarak bu hisselerin yerel ortaklara satılmasını sağladı.

Yaklaşan mahkeme oturumu hakkında açıklama yapan Linde yetkilileri, duruşmanın, Avrupa Birliği yaptırımları sebebiyle feshedilen Rusya’daki sözleşmeye bağlı teminat anlaşmasıyla ilgili karmaşık hukuki konuları kapsadığını ifade etti.

Şirketin verilerine göre, iptal edilen projelerden kaynaklanan koşullu yükümlülüklerin toplam tutarı yaklaşık 1,2 milyar dolar seviyesinde bulunuyor.

İngiliz mahkemelerinden alınan ihtiyati tedbir kararları geri çekildi

Avrupalı bankaların başlangıçta İngiliz mahkemelerinden Ruskhimalliance firmasının Rusya’da dava açmasını engelleyen ihtiyati tedbir kararları aldığı, ancak Rus mahkemelerinin yüksek mali cezalar uygulama tehdidinin ardından geçen yıl bu kararları geri çektiği belirtildi.

Bu gelişmenin ardından Deutsche Bank, UniCredit ve Commerzbank, mühendislik grubunun sözleşme gereği zararlarını tazmin etmekle yükümlü olduğunu ileri sürerek Almanya’da Linde aleyhine yasal süreç başlattı.

Davacı kurumlar arasında yer almayan BayernLB firması, söz konusu uyuşmazlıktan kaynaklanabilecek olası mahkeme masrafları için yaklaşık 285 millyon euro karşılık ayırdığını duyurdu.

LBBW ise Linde firmasına dava açmadığını ve Rusya’daki yasal süreçlerden önemli bir mali kayıp beklemediği gerekçesiyle bütçesinde yalnızca avukatlık ve mahkeme giderleri için karşılık ayırdığını bildirdi.

Rusya’daki hukuki süreç ve varlık hacizleri devam ediyor

St. Petersburg ve Leningrad Bölgesi Tahkim Mahkemesi, Mayıs 2024 tarihinde Deutsche Bank’tan 238,126 milyon euronun tahsil edilerek Ruskhimalliance firmasına ödenmesine hükmetti.

Rus şirketi ayrıca iki Alman kuruluşuyla daha yasal süreç yürütüyor. Bu kapsamda Commerzbank AG aleyhine 8,726 milyar rublelik dava sürerken mahkeme bankanın yaklaşık 93,7 milyon euro değerindeki varlıklarına el koydu.

Linde aleyhine açılan davada ise mahkeme, 993 milyon euro ve 44 milyar rublenin tahsil edilmesi talebini kabul etti. Ruskhimalliance firmasının başvurusu doğrultusunda UniCredit varlıklarına yönelik de haciz kararı uygulandı.

Aynı yıl içerisinde Rus mahkemesi, Ruskhimalliance firmasının talebi üzerine diğer iki Alman bankası olan Landesbank Baden-Wurttemberg ve Bayerische Landesbank firmalarının mülk, para ve menkul kıymetlerine el konulmasına karar verdi.

Gazprom, 2025 yılının sonbaharında Linde firmasının Rusya’daki iştirakine yönelik yeni bir dava açtı.

Söz konusu davada, Linde firmasını Ruskhimalliance ile olan uyuşmazlığında temsil eden hukuk firması Pinsent Masons ile Alman Commercium Immobilien und Beteiligungs GmbH firması da davalılar arasında yer alıyor.

Okumaya Devam Et

Avrupa

Louvre soygunu şüphelileri ayrıntıları anlattı

Yayınlanma

Paris’teki Louvre Müzesi’nden tarihi kraliyet mücevherlerini çaldıkları şüphesiyle tutuklanan iki kişi, aylarca süren sessizliğin ardından haziran ayında yapılan sorgularda soygunun ayrıntılarını itiraf etti. Şüpheliler, 19 Ekim 2025’te Apollon Galerisi’ne kendilerine vadedilen 15 bin ila 25 bin avro karşılığında girdiklerini ve eylemi mücevherleri satmak isteyen bir azmettirici adına gerçekleştirdiklerini açıkladı.

Paris’teki Louvre Müzesi’nin Apollon Galerisi’nde gerçekleştirilen ve kamuoyunda geniş yankı uyandıran soygunun başşüphelileri, aylarca süren sessizliklerini bozdu.

Soruşturmayı yürüten iki sorgu hakimi tarafından 2 ve 22 Haziran tarihlerinde cezaevinden çıkarılarak sorgulanan iki şüpheli, eyleme nasıl katıldıklarını ayrıntılı şekilde anlattı.

Le Monde gazetesinin ulaştığı yaklaşık yirmişer sayfalık sorgu tutanakları, soygunun planlanma aşamasından kaçış sürecine kadar birçok bilinmeyeni ortaya koydu.

Soruşturma kapsamında tutuklu bulunan şüphelilerden 40 yaşındaki Abdoulaye N., 2000’li yıllarda internette motosiklet videolarıyla tanınan eski bir sosyal medya figürü ve kaçak taksi şoförü olarak biliniyor.

Diğer şüpheli olan 36 yaşındaki Cezayir vatandaşı Ghelamallah A.’nın ise işsiz olduğu ve istifçilik sendromundan muzdarip olduğu belirtiliyor.

Aubervilliers kökenli iki şüphelinin, 19 Ekim 2025 Pazar günü bir inşaat asansörü yardımıyla Louvre Müzesi’nin balkonuna tırmanıp spiral taşlama makineleriyle pencereleri keserek içeri giren kişiler olduğu değerlendiriliyor.

Olaydan bir hafta sonra yakalanan ve “organize çete halinde hırsızlık” suçlamasıyla tutuklu yargılanan iki zanlı, daha önce polis gözetiminde verdikleri kısa ifadelerin ardından mahkemede yaklaşık dokuz ay boyunca sessiz kalmayı tercih etmişti.

“Motosiklet sürücüsü olarak tanındığım için beni seçtiler”

Şüphelilerin ifadelerine göre operasyonu, kimliği henüz belirlenemeyen ve polisten kaçmayı başaran gizemli bir azmettirici yönetti.

Olaydan iki veya üç gün önce işe alındıklarını söyleyen şüpheliler, hazırlık amacıyla kendilerine Apollon Galerisi içindeki kraliyet mücevherlerini gösteren bir keşif videosu gönderildiğini belirtti.

Geçmişinin temiz olmadığını ve Aubervilliers’de iyi bir sürücü olarak tanındığını dile getiren Abdoulaye N., “Motosiklet kullanmamla tanınırım, atletik, dinamik ve becerikliyimdir” diyerek teklifi kabul ettiğini söyledi. Maddi olarak zor durumda olduğunu ifade eden zanlı, kendisine 15 bin ila 20 bin avro vadedildiğini, getirilecek parçalara göre bu miktarın artabileceğinin söylendiğini aktardı.

Abdoulaye N., “Louvre’u soyacağımı biliyordum” diyerek hedefi baştan beri bildiğini ilk kez kabul etti.

Diğer şüpheli Ghelamallah A. ise hedefin kendilerine Paris’te mücevher üretimi yapan sıradan bir imalathane olarak tanıtıldığını öne sürdü.

Müze olduğunu bilmediğini iddia eden Ghelamallah A., “Orasının Louvre olduğunu bilseydim asla gitmezdim” diyerek 20 bin ila 25 bin avro karşılığında anlaştığını savundu.

İşçi kılığına girip asansörle tırmandılar

İfadelere göre, soygun günü olan 19 Ekim sabahı şüpheliler, kimliklerini açıklamadıkları diğer iki suç ortağıyla Aubervilliers’de buluştu. Bir sepetli vinç kamyonu ve iki motosikletle yola çıkan grup, Seine Nehri kıyısındaki François-Mitterrand rıhtımına ulaştı.

Üzerine reflektörlü sarı yelek giyen Abdoulaye N., kamyonu ve vinç kolunu kendisinin yönlendirdiğini belirterek, “Sepete bindiğimizde aşağıda iki kişi vardı, bizi yukarı onlar gönderdi” dedi.

Ghelamallah A. ise kendilerine bu eylemin bir dış cephe tadilatı gibi gösterileceğinin söylendiğini iddia etti.

Apollon Galerisi’nin penceresini kırarak içeri giren ikili, yanlarında getirdikleri kesici aletlerle mücevher vitrinlerine yöneldi. Abdoulaye N., içeride kimsenin olmadığını, sadece vitrin ışıklarının yandığını ve uzakta güvenlik görevlilerinin hareketliliğini fark ettiğini anlattı.

Arkadaşının yavaşlığından rahatsız olduğunu belirten Abdoulaye N., “Alabildiğimiz kadar çok mücevher almalıydık. Üç dakikadan fazla kalırsak yakalanacağımızı biliyorduk” diye konuştu.

88 milyon avroluk ganimetten düşen taç

Soyguncular, aralarında kraliçe ve imparatoriçelere ait taçlar, broşlar, kolyeler ve küpelerin de bulunduğu sekiz parça tarihi eseri çantalarına doldurdu.

Üzerinde 8 bin 700’den fazla değerli taş bulunan bu parçaların maddi değeri en az 88 million avro olarak hesaplanırken, tarihi ve kültürel değerinin paha biçilemez olduğu vurgulanıyor.

Zanlılar kaçış esnasında İmparatoriçe Eugénie’ye ait tacı müzenin hemen dışındaki vincin yakınında yere düşürdü.

Hakimlerin hasar görmüş tacın fotoğrafını göstermesi üzerine Abdoulaye N., “Evet, onu ben düşürdüm. Yaptığımız şey çok kötü ve çok ciddi bir suç” dedi.

Zanlılar kaçmadan önce, parmak izlerini ve delilleri yok etmek amacıyla vinçli kamyonun üzerine benzin döktüklerini ancak aracı ateşe vermeyi planlamadıklarını iddia etti.

Polisin elinden saniyelerle kurtulan dört kişi, Ivry-sur-Seine rıhtımında kendilerini bekleyen beyaz renkli bir minibüse ulaştı.

Burada ikiye ayrılan gruptan Ghelamallah A. ve bir ortağı, polisi şaşırtmak amacıyla minibüsle Paris’in batısına doğru hedef gözetmeksizin sürdü. Mücevherlerin tamamını ise motosikletle ters istikamete giden Abdoulaye N. taşıdı.

Tarihi eserler otoparkta teslim edildi

Abdoulaye N., doğrudan Aubervilliers’deki bir kapalı otoparka gittiğini ve burada mücevherleri kendilerini yönlendiren azmettiriciye teslim ettiğini anlattı.

Otoparktaki güvenlik kameralarını inceleyen polis, soygun saatiyle uyumlu olarak kask takmış bir kişinin elindeki çantayı boşalttığını saptamıştı. Abdoulaye N. bu görüntüdeki kişinin kendisi olduğunu doğrulayarak, “Çantamdan yedi sekiz parça mücevher çıkardım. Azmettirici daha fazlasını alamadığımız için memnun değildi” ifadesini kullandı.

Zanlılar, otoparkın dışında başka kişilerin de beklediğini ve mücevherlerin o andan itibaren nereye götürüldüğünü bilmediklerini öne sürdü. Polis ekipleri, çalınan parçaların fiziki izini tam olarak bu otopark aşamasında kaybetmişti.

Her iki şüpheli de azmettiricinin kimliğini can güvenlikleri nedeniyle açıklamayı reddetti. Ghelamallah A., ailesini korumak zorunda olduğunu belirterek, “Onlar temiz insanlar değil” derken, Abdoulaye N. ise cezaevindeyken dışarıdan kendisiyle temas kurulduğunu ve sessiz kalması yönünde uyarıldığını iddia etti.

Zanlılar, polisin şu an tutuklu bulunan diğer iki şüpheli Slimane K. ve Rachid H. konusunda yanıldığını, asıl suç ortaklarının dışarıda olduğunu öne sürdü.

Soruşturmayı yürüten birimler ise bir azmettiricinin varlığı konusunda temkinli yaklaşıyor. Dosyada henüz bu yönde somut bir dijital iz bulunamadığı aktarılıyor.

Emniyet birimleri iki ihtimal üzerinde duruyor: Mücevherler ya hala Paris bölgesinde saklanıyor ya da soygun günü yurt dışına gönderilmek üzere aracılara teslim edildi.

Tarihi taşların sökülerek yeniden kesilmesi ve parça parça satılması ise en büyük endişe kaynağı olmaya devam ediyor.

Okumaya Devam Et

Avrupa

Avrupa uzay yarışında füze krizi yaşıyor

Yayınlanma

Avrupa ülkelerinin askeri uydu sistemlerini geliştirmesini engelleyen ve yabancı şirketlere bağımlılığı artıran en büyük etkenin düzenli fırlatma yapabilecek füze eksikliği olduğu bildirildi. Bloomberg’de yayımlanan analizde, ABD, Çin ve Rusya’nın askeri uzay teknolojilerine son beş yılda 200 milyar dolardan fazla yatırım yaptığı kaydedildi.

Avrupa ülkeleri, uzay yörüngesine yeterli miktarda kendi füzelerini fırlatamadıkları için ABD, Çin ve Rusya’nın gerisinde kalıyor.

Bloomberg’de yayımlanan analizde, fırlatma kapasitesindeki bu yetersizliğin Avrupa’nın askeri uydu sistemlerini geliştirmesini zorlaştırdığı ve bölgeyi yabancı şirketlere bağımlı kıldığı aktarıldı.

Haberde, uyduların günümüzde askeri savunma sistemlerinin en kritik unsurlarından biri haline geldiği vurgulandı. Uydular; askeri birliklerin hareketlerini izleme, istihbarat toplama, seyrüsefer ve iletişim sağlama gibi kritik görevleri yerine getiriyor. Verilere göre, ABD, Çin ve Rusya son beş yılda askeri uzay teknolojilerinin geliştirilmesi süreçlerine 200 milyar dolardan fazla kaynak ayırdı.

Bloomberg analizinde, Avrupa’nın bu tablodaki konumuna ilişkin şu değerlendirme yer aldı:

“Giderek kızışan bu yarışta Avrupa; çıkar çatışmaları, sınırlı ulusal bütçeler ve uzay teknolojisinin en kritik unsuru olan, her yıl yörüngeye onlarca uçuş gerçekleştirebilecek yeterli sayıda ağır taşıyıcı füzeden yoksun olması sebebiyle yer almıyor.”

Avrupa’nın ana taşıyıcı füzesi konumundaki Ariane 6, yörüngeye 22 tona kadar yük taşıma kapasitesine sahip bulunuyor. Ancak sınırlı üretim kapasitesi nedeniyle yılda yalnızca yaklaşık 10 fırlatma gerçekleştirilebiliyor.

Buna karşın ABD’de 2025 yılında ayda ortalama 15’ten fazla fırlatma yapıldı ve bu uçuşların büyük bölümü SpaceX tarafından sağlandı.

Avrupa merkezli şirketler aradaki farkı kapatmak için çalışmalar yürütüyor fakat bu projeler henüz başlangıç aşamasında bulunuyor.

Örneğin Alman Isar Aerospace firması kendi füzesini yörüngeye başarılı şekilde fırlatmayı henüz başaramadı. Şirketin geliştirdiği füzenin taşıma kapasitesi Ariane 6’ya kıyasla yaklaşık 20 kat daha düşük seviyede kalıyor.

Avrupa ülkeleri, ABD’ye olan bağımlılıklarını azaltmak amacıyla kendi uzay programlarına yönelik yatırımlarını artırıyor.

Bu kapsamda Avrupa Birliği, Starlink sistemine alternatif olması planlanan IRIS 2 adlı uydu sistemini geliştiriyor.

Almanya ise 2030 yılına kadar uzay savunma kabiliyetlerini artırmak üzere 35 milyar avro kaynak tahsis etmeyi planlıyor.

Avrupa Birliği’nin savunma ve uzaydan sorumlu komiseri Andrius Kubilius, şubat ayında yaptığı açıklamada, Avrupa’nın uzay istihbaratı ve şu anda ağırlıklı olarak ABD tarafından sağlanan diğer savunma teknolojilerinde kendi imkanlarını geliştirmesi gerektiğini ifade etti.

Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen de mayıs ayında yaptığı açıklamada, bilgi paylaşımını ve erken uyarı sistemlerini geliştirmek amacıyla ulusal hava savunma sistemlerinin Copernicus ve Galileo uydu sistemleriyle entegre edilmesinin planlandığını duyurdu.

Von der Leyen, yeni nesil Avrupa savunma teknolojilerinin artırılması ve bu alandaki endüstriyel kapasitenin genişletilmesi gerektiğini vurguladı.

Aynı dönemde ABD Uzay Kuvvetleri, askeri operasyonlar için güvenli bir uydu iletişim ağı kurulması amacıyla SpaceX ile 2,29 milyar dolarlık bir sözleşme imzaladı. Bu sistemin, dünya genelindeki uydular, tespit araçları ve silah sistemleri arasında neredeyse anlık veri aktarımı sağlaması hedefliyor.

Eş zamanlı olarak Elon Musk’ın şirketi, yabancı uydu operatörlerine yeni yükümlülükler getirmeyi öngören Avrupa Birliği Uzay Yasası taslağına karşı muhalefetini dile getirdi.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English