Avrupa
Almanya’da koalisyon ortakları Merz’in yerine yeni aday arayışında

Almanya’da reform süreçlerinde yaşanan tıkanıklık ve kamuoyu destek oranlarının tarihi seviyelere gerilemesi, Hristiyan Demokrat Birlik bünyesinde Başbakan Friedrich Merz’in geleceğini tartışmaya açtı. Bild gazetesinin haberine göre göre, koalisyon ortağı Sosyal Demokrat Parti kulislerinde de Merz’in yerine geçebilecek yeni adaylar ve federal düzeyde hükümet değişimi senaryoları değerlendiriliyor.
Almanya’da hükümetin reform programında yaşadığı aksaklıklar ve kamuoyu destek oranlarının tarihi düzeyde gerilemesi, Hristiyan Demokrat Birlik (CDU) içinde hareketliliğe neden oldu.
Bild gazetesinin parti kaynaklarına dayandırdığı habere göre, CDU’nun etkili çevrelerinde, aynı zamanda partinin genel başkanlığı görevini de yürüten Federal Başbakan Friedrich Merz’in görevden alınarak yerine yeni bir ismin getirilmesini öngören ve “son derece yüksek siyasi riskler barındıran” bir senaryo değerlendiriliyor.
Söz konusu formülün, CDU’nun yönetim kadrosu ile partinin önde gelen diğer isimleri arasında ele alındığı aktarıldı. Haberde, henüz somut bir planlama aşamasına geçilmediği, dar bir çerçevede yürütülen istişarelerde daha çok böyle bir değişimin uygulanabilirliği üzerinde durulduğu belirtildi.
Bu kapsamda, yeni bir başbakan adayının başarısız olma ihtimali dahil olmak üzere sürecin taşıdığı büyük siyasi risklerin de masaya yatırıldığı kaydedildi.
Sürecin hukuki boyutuna ilişkin değerlendirmelerde bulunan Augsburg Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Josef Franz Lindner, Federal Meclis’in (Bundestag) üye tam sayısının çoğunluğuyla her zaman yeni bir başbakan seçebileceğini ifade etti.
Alman Anayasası’nın 67. maddesinin 1. fıkrasında düzenlenen “yapıcı güvensizlik oylaması” mekanizmasına değinen Lindner, parlamentonun başbakana karşı güvensizlik beyan etmesinin tek yolunun, mutlak çoğunlukla yeni bir halef seçerek Federal Cumhurbaşkanı’ndan mevcut başbakanı görevden almasını talep etmesi olduğunu hatırlattı.
Prof. Dr. Lindner, bu yöntemin uygulanması durumunda ülkede yeni bir genel seçime gidilmesine gerek kalmayacağını açıkladı.
Anayasal prosedüre göre, başbakanın görevinden istifa etmesi halinde de Federal Cumhurbaşkanı yeni bir aday önermek ve bu aday Federal Meclis tarafından seçilmek durumunda bulunuyor.
Buna karşın Bild gazetesi, uygulamada mevcut başbakanın değiştirilmesinin büyük riskler taşıyan siyasi bir adım olacağını ve başarının her şeyden önce bizzat Merz’in tavrına bağlı olduğunu yazdı.
Senaryonun hayata geçmesi için Merz’in görevi ya kendi rızasıyla bırakması ya da parti içinden gelecek yoğun baskılara boyun eğmesi gerekiyor.
Bu doğrultuda, Kuzey Ren-Vestfalya Eyaleti Başbakanı Hendrik Wüst, Hessen Eyaleti Başbakanı Boris Rhein ve Saksonya Eyaleti Başbakanı Michael Kretschmer gibi CDU’lu güçlü eyalet başbakanlarının Merz ile doğrudan temasa geçmesi gerektiği belirtiliyor.
Parti içindeki görüş ayrılıkları
Gazete, Başbakan Merz’in olası bir istifaya yaklaşımı konusunda parti içindeki kaynakların farklı görüşlere sahip olduğunu aktardı. Merz’i yakından tanıdığını belirten bir kaynak, başbakanın eleştirileri son derece ciddiye aldığını ve reformların tamamen başarısız olması durumunda görevi bırakabileceğini ifade etti.
Buna karşın bir diğer kaynak ise bu görüşe katılmayarak, hükümet başkanının oldukça kararlı bir yapıya sahip olduğunu ve mücadele ederek elde ettiği bu makamı kendi rızasıyla asla terk etmeyeceğini belirtti.
Merz’in yerine geçebilecek en güçlü aday olarak Kuzey Ren-Vestfalya Eyaleti Başbakanı Hendrik Wüst gösteriliyor. Almanya’nın nüfus bakımından en büyük eyaletini 2021 yılından bu yana yöneten Wüst, kamuoyu araştırma şirketi INSA’nın anketlerinde üçüncü sırada yer alıyor.
Wüst’ün popülaritesinin, Hristiyan Sosyal Birlik (CSU) lideri Markus Söder’in hafif üzerinde, Başbakan Friedrich Merz’in ise belirgin şekilde üstünde olduğu kaydedildi.
SPD grubunda hoşnutsuzluk
Bild gazetesinin ulaştığı bilgilere göre, Federal Meclis’teki Sosyal Demokrat Parti (SPD) grubu içerisindeki memnuniyetsizlik de üst düzey parti yöneticilerinin bu senaryoyu ciddi şekilde analiz etmesine neden olacak seviyeye ulaştı.
Planın uygulanabilmesi ve Merz’in değiştirilebilmesi için öncelikli olarak sosyal demokratların CDU’dan çıkacak yeni bir adayı desteklemesi, mecliste başbakan olarak seçmesi ve mevcut koalisyon yapısını korumayı kabul etmesi şartı bulunuyor.
Geçtiğimiz mayıs ayında Politico dergisinde yayımlanan bir analizde de Merz’in çalışma ofisinin çok sayıda danışmanla dolu olduğu ancak ofis dışında gerçek anlamda sadık müttefiklerden oluşan yakın bir çevresinin bulunmadığı yazılmıştı.
Enerji fiyatlarında vaat edilen vergi indirimlerinin hayata geçirilemediği, başbakan tarafından ilan edilen “reform sonbaharı” planının da uygulanamadığı belirtilmişti.
Ülkede yüksek enerji maliyetleri, ağır vergi yükleri, kontrol dışı bürokrasi ve sanayisizleşme gibi yapısal ekonomik sorunların varlığını sürdürdüğü vurgulanmıştı.
Öte yandan Politico, Merz’in Alman kamuoyuna eski Başbakan Angela Merkel dönemini hatırlatmaya başladığına işaret ederken, CDU’lu eski bir federal bakan bu kıyaslamanın adil olmadığını ifade etti.
Eski bakan, Merkel’in koalisyon ortakları tarafından köşeye sıkıştırılmasına ve kendisini zayıf göstermelerine asla izin vermeyeceğini belirtti.
Eski Maliye Bakanı Christian Lindner de konuya ilişkin değerlendirmesinde, “Friedrich Merz, mevcut yönetimini belirleyen tutum ve eylemlerle çelişen vaatler vererek başbakanlık koltuğuna oturdu. Bu ölçekteki eşi benzeri görülmemiş bir kopuşun ülkemizin siyasi kültürünü nasıl etkileyeceği sorusu geçerliliğini korumaktadır” ifadelerini kullandı.
Geçen ay Der Spiegel dergisine mülakat veren Başbakan Merz ise Almanya’nın “refah atmosferi” içinde sadece akıntıya kapılarak ilerlediği dönemin sonuna gelindiğini belirtmişti.
Kendisinin son 20 yılda Alman halkına refah illüzyonunun kalıcı olmayacağını açıkça söyleyen ilk başbakan olduğunu ifade eden Merz, 0 ile 100 arasındaki bir başarı ölçeğinde kendi performansına henüz 50 puan veremeyeceğini, hükümetin büyük reformları gerçekleştirebildiğine dair somut kanıtlar sunmakta yetersiz kaldığını kaydetmişti.
Avrupa
AB’ye geri dönüş Londra’ya serbest ticaret anlaşmalarını feda ettirebilir

İngiltere’de yeni Başbakan Andy Burnham’ın AB’ye geri dönüş olasılığını gündeme alması, İşçi Partili eski hükümet yetkililerinin maliyet uyarılarına yol açtı. Bloomberg’ün haberinde, Margaret Thatcher döneminde kazanılan bütçe indiriminin kalkması halinde Londra’nın yıllık 5 milyar sterlin ek harcamayla karşılaşacağı ve Brexit sonrası imzalanan üçüncü ülke anlaşmalarının iptal edileceği kaydedildi.
İngiltere’nin Avrupa Birliği’ne (AB) tam üye olarak geri dönmesi durumunda, ülkenin her yıl yaklaşık 5 milyar sterlin (6,6 milyar dolar) ek harcama yapmak zorunda kalabileceği belirtildi.
Bloomberg’in eski Başbakan Keir Starmer yönetiminde görev almış İşçi Partili yetkililere dayandırdığı habere göre, olası bir geri dönüş Londra açısından ciddi bir mali yük ve ticari tavizler getirecek.
Söz konusu maliyet artışının temel nedenlerinden birini, eski Başbakan Margaret Thatcher döneminde elde edilen bütçe indiriminin kaldırılma ihtimali oluşturuyor.
İngiltere’nin ortak AB bütçesine yaptığı net katkıyı yüzde 66 oranında düşüren bu mekanizmanın yürürlükten kalkması, Starmer’ın eski çalışma arkadaşlarına göre İngiliz ekonomisine doğrudan ek yük getirecek.
Yetkililer mali faturaya karşılık Brüksel’in bazı başlıklarda taviz verebileceğini dile getiriyor.
Bu kapsamda AB yönetiminin, İngiltere’yi Schengen Bölgesi’ne katılmaya ya da euro para birimine geçmeye zorlamayabileceği değerlendiriliyor.
Buna karşın üyeliğe dönüş doğrudan mali harcamaların ötesinde kapsamlı ticari zorunlulukları da beraberinde getirecek.
Haberde, Londra’nın AB’den ayrıldıktan sonra üçüncü ülkelerle imzaladığı bütün bağımsız ticaret anlaşmalarını iptal etmek zorunda kalacağına dikkat çekildi.
Temmuz ayı sonunda başbakanlık görevinden ayrıldığını duyuran Keir Starmer’ın yerine geçen yeni Başbakan Andy Burnham, bir sonraki genel seçimlerde İngiltere’nin birliğe geri dönüşü için kampanya başlatabileceğini açıklamıştı.
Yıl sonunda düzenlenmesi planlanan zirvede ele alacağı üç seçeneği paylaşan Burnham; tam üyelik, AB tek pazarına erişim ve gümrük birliğine katılım başlıklarını değerlendireceğini bildirdi.
Starmer da başbakanlığı öncesinde Brexit sürecine destek vermemiş, ayrılık koşullarının yumuşatılmasını savunarak sürecin iptalini de seçenekler arasına alan ikinci bir teyit referandumu düzenlenmesi için çaba göstermişti.
İngiltere’de 23 Haziran 2016 tarihinde yapılan referandumda seçmenlerin yüzde 51,9’u birlikten ayrılma yönünde oy kullanmıştı.
Ülke, 47 yıllık üyeliğin ardından 31 Ocak 2020’de AB’den resmen ayrıldı. Londra, üyelik sürecinde çeşitli ayrıcalıklar ve istisnalar içeren özel bir statüye sahipti.
Avrupa
Hamburg Limanı, NATO askeri lojistiği için modernize edilecek

Almanya, Hamburg Limanı’nı hem ekonomik rekabet gücünü artırmak hem de NATO’nun savunma lojistiğine hizmet etmek amacıyla genişletmeye hazırlanıyor. Federal hükümetin 2028 yılından itibaren kaynak aktaracağı projeyle rıhtımlar yenilenecek, gemi dönüş alanı 600 metreye çıkarılacak.
Almanya’nın en büyük limanı konumundaki Hamburg Limanı, hem ülke ekonomisini canlandırma hem de NATO’nun askeri lojistik ihtiyaçlarını karşılama hedefiyle kapsamlı bir yenileme sürecine giriyor.
Bild gazetesinin haberine göre limanın, 2028 yılından itibaren özel bir federal fondan mali destek alması planlanıyor.
Hamburg liman sahalarının devlet teşvik haritasına dahil edilmesine ilişkin resmi kararın bu yılın sonuna kadar çıkması bekleniyor.
Projeyle birlikte rıhtım duvarlarının yenilenmesi, eskiyen vinçlerin modern alternatifleriyle değiştirilmesi ve bağlantı yollarının geliştirilmesi hedefleniyor.
Yatırımların temel amacını, limanın Avrupa’nın önde gelen lojistik merkezleri arasındaki konumunu yeniden güçlendirmek oluşturuyor.
Liman altyapısında sivil ve askeri hedefleri birleştiren “çift kullanım” yaklaşımı öne çıkıyor.
Plan çerçevesinde inşa edilecek altyapı, standart konteyner trafiğini hızlandırmanın yanı sıra olası bir kriz anında NATO’ya ait ağır askeri teçhizat ve zırhlı araçların sevkiyatına da kesintisiz lojistik zemin hazırlayacak.
Gazetenin aktardığı ayrıntılara göre 2030’lu yıllara kadar gemi manevra alanının çapının 600 metreye çıkarılması öngörülüyor. Bu genişletme adımı, yeni nesil mega konteyner gemilerinin limana güvenli şekilde yanaşabilmesini sağlayacak.
Liman idaresi, yılın başında kaydedilen yük trafiğindeki gerileme ve pazar payı kaybının ardından toparlanma işaretleri görüldüğünü bildirdi.
İyileşme sürecinde, liman işletmecisi HHLA şirketinin bir buçuk yıldır kilit hissedarları arasında yer alan dünyanın en büyük deniz taşımacılığı firması MSC belirleyici rol oynuyor.
Şirket, HHLA terminalleri üzerinden gerçekleştirdiği elleçleme hacmini artırma taahhüdünde bulundu.
Hamburg eyalet yönetimi ise büyük taşımacılık şirketlerine bağımlılığı dengelemek adına yük trafiğini çeşitlendirme arayışını sürdürüyor.
Hamburg Ekonomi Senatörü Melanie Leonhard, kentin Avrupa, Güney Amerika ve Hindistan ile ticari bağlarını genişletmeyi hedeflediklerini açıkladı.
Almanya’nın liman hamlesi, savunma harcamalarındaki genel artış eğilimiyle eşzamanlı ilerliyor.
2025 yılında Avrupa’da savunmaya en fazla bütçe ayıran ülke olan Almanya’nın, ordunun imkanlarını geliştirerek 2030’a kadar kıtanın önde gelen askeri gücüne dönüşebileceği belirtiliyor.
ABD merkezli Foreign Affairs dergisi şubat ayındaki değerlendirmesinde, Berlin’in bu askeri yükselişinin Avrupa’yı güçlendirmek yerine kıta içinde yeni bölünmelere yol açabileceği uyarısına yer vermişti.
Avrupa
Alman donanması kıyılardaki etkinliğini artırıyor

Bremerhaven limanının yüksek kapasiteli bir askeri merkez haline getirilmesi ve muhtemelen Emden’de kurulacak beşinci Alman deniz üssü ile birlikte, federal hükümet Alman kıyılarının askeri hale getirilmesi sürecini hızlandırıyor.
German Foreign Policy’nin aktardığına göre Bremerhaven’da, muazzam miktardaki silah ve mühimmatı mümkün olduğunca çabuk boşaltmak ve Doğu Avrupa’daki potansiyel savaş alanlarına nakletmek için gerekli lojistik altyapı modernize edilecek ve genişletilecek.
Bu, bu hafta Savunma Bakanlığı ile Bremen belediye yetkilileri arasında imzalanan bir mutabakat zaptında öngörülüyor.
Federal hükümet bu amaçla 1,35 milyar avroya kadar kaynak sağlarken, Bremen eyaleti de 212 milyon avrodan fazla katkı sağlıyor.
Bremen, ülke genelinde yoksulluk riskinin en yüksek olduğu ve çocuk yoksulluğu oranının en yüksek olduğu eyalet.
Yoksullukla mücadele yerine askeri lojistiğin genişletilmesi için yüz milyonlarca avroluk bir meblağın ayrılması, eyalet hükümetinde yer alan Sol Parti’den senatörler tarafından da destekleniyor.
Bremerhaven’de modernizasyon faaliyetleri yoğunlaştı
Denizyolu yük elleçleme açısından Hamburg’un ardından ikinci, Wilhelmshaven’ın önünde yer alan Almanya’nın en büyük ikinci limanı olan Bremerhaven Limanı, askeri yüklerin elleçlenmesi için ideal olarak kabul ediliyor.
Liman, sadece konteynerlerin değil, araçların da boşaltılması için önemli bir kapasiteye; ayrıca savaş tankları gibi ağır askeri teçhizatı bile taşıyabilecek ağır yük alanlarına sahip. Buna ek olarak, kilitlerden geçmeden erişilebildiği için ulaşımı önemli ölçüde daha kolay ve hızlı.
Son olarak, karayolları ve özellikle de demiryollarıyla iyi bağlantılara sahip; bu da bir kriz veya savaş durumunda silah ve mühimmatın hızlı bir şekilde nakledilmesi için hayati önem taşıyor.
Limanın askeri bir aktarma merkezi olarak özel uygunluğu, tarihinden de kaynaklanıyor: Liman, İkinci Dünya Savaşı’nın sonundan beri ABD kuvvetleri tarafından kullanılıyor.
Soğuk Savaş döneminde, Federal Almanya Cumhuriyeti’ndeki merkezi aktarma limanı olarak hizmet vermiş ve buna uygun olarak genişletilmişti.
1990’dan sonra ABD için önemini yitirdi; fakat Ukrayna çatışmasının tırmanmasıyla birlikte, ABD’nin varlığı yeniden arttı.
Başlangıçta Defender Europe 2020 gibi tatbikatlar kapsamında, ardından 2022’den itibaren Ukrayna savaşı bağlamında ABD faaliyetleri tırmanışa geçti.
Uzmanlar, 2023 gibi erken bir tarihte bile Bremerhaven’ın “tıpkı eski günlerdeki gibi bir silah merkezi” olarak işlev gördüğünü belirtmişlerdi.
Limanlar askeri lojistik için optimize ediliyor
Federal hükümet şu anda limanın askeri lojistik kapasitesini daha da artırmak için çalışıyor.
Örneğin, “liman havuzlarının derinleştirileceği ve karayolu ile demiryolu bağlantılarının genişletileceği” bildiriliyor.
Konteyner tesisleri modernize edilecek ve daha ağır yükleri taşıyabilecek şekilde uyarlanacak.
Bu durum hem vinçler hem de depolama alanları için geçerli olup, bu alanların yeni bölgelere doğru genişletilmesi de planlanıyor.
Liman işletmecisi Bremenports’un bir sözcüsünün “Askeri teçhizatın verimli bir şekilde taşınması artık sadece tanklarla sınırlı değil” dediği aktarılıyor.
Günümüzde silah ve mühimmat da konteynerlerle teslim ediliyor ve savaş durumunda bunların hızla boşaltılıp ileriye taşınması gerekecek.
Bunu sağlamak için Kaiserhafen’da yeni bir demiryolu döner köprüsünün inşası da planlanıyor. Raporlara göre mevcut köprü, askeri teçhizatın hareketini gereksiz yere yavaşlatan bir “darboğaz” olarak tanımlanıyor.
Ayrıca, askeri lojistiğe yoğun bir şekilde odaklanılması, oldukça maliyetli güvenlik önlemlerini de gerektiriyor.
Örneğin, sadece yeni çitler ve mahremiyet perdeleri inşa edilmekle kalmayacak, aynı zamanda insansız hava aracı savunma sistemleri kurulacak ve siber güvenlik önlemleri alınacak.
Sol Partili senatörlerden silahlanmaya destek
Federal hükümet, Bremerhaven’daki askeri lojistiği optimize etmek ve bununla bağlantılı olarak Bremen Havalimanı’nın Bundeswehr’in ihtiyaçlarına daha uygun hale getirilmesi amacıyla 2031 yılına kadar yaklaşık 1,35 milyar avro tahsis ediyor.
Bremen Belediye Başkanı Andreas Bovenschulte’ye göre bu, Alman hükümetinin Bremen eyaletindeki bir projeye şimdiye kadar sağladığı en büyük hibe.
Bremen eyaleti ise “Bremerhaven 2031 Konuşlanma Merkezi” projesine ek olarak 212 milyon avro katkıda bulunuyor.
Bremen eyalet bütçesinden bu şekilde büyük meblağlar savaş hazırlıklarına aktarılırken, 2024 yılında eyalet nüfusunun yaklaşık yüzde 25,9’u yoksulluk riski altında, tüm çocukların ise yüzde 28,6’sı yoksulluk içinde yaşıyor olarak sınıflandırıldı.
Bu durum, Bremen’i yoksulluk riski en yüksek ve çocuk yoksulluğu oranı en yüksek eyalet yapıyor.
Bremerhaven’daki askeri lojistiğin eyalet bütçesinden yüz milyonlarca avroluk bir meblağla finanse edilmesine ilişkin onay, Sol Parti’ye mensup iki Bremen senatöründen de geldi.
Sol Partili Ekonomi ve Limanlardan Sorumlu Senatör Kristina Vogt, yeni tesisler inşa etmek yerine “halihazırda sivil amaçlarla kullanılan altyapımızı askeri amaçlar için iyileştirmenin” “akılcılığını” övdü.
Baltık Denizi’nin militarizasyonuna Kuzey Denizi de ekleniyor
Bremerhaven askeri merkezinin genişletilmesiyle birlikte Almanya’nın kıyılarının militarizasyonu ilerliyor.
Şimdiye kadar Almanya’nın denizcilik altyapısının odak noktası Baltık Denizi kıyılarıydı. Bunun nedeni kısmen Soğuk Savaş döneminde Federal Almanya Cumhuriyeti’nin denizcilik faaliyetlerinin Sovyetler Birliği ve Varşova Paktı ülkelerine yönelik olmasıydı.
Birkaç eğitim tesisinin yanı sıra, Alman Donanması burada öncelikle Eckernförde, Kiel ve Rostock-Warnemünde’de bulunan üç büyük deniz üssünü ve Rostock’ta bulunan Deniz Komutanlığı’nı işletiyor.
Kuzey Denizi’nde ise bunlara Wilhelmshaven’daki deniz üssü ve Cuxhaven yakınlarındaki Nordholz’da bulunan Deniz Hava Komutanlığı ekleniyor.
Deniz Hava Komutanlığı, Kiel’de konuşlanmış 1. Operasyon Filosu ve Wilhelmshaven’da konuşlanmış 2. Operasyon Filosu ile birlikte Alman Donanması’nın üçüncü büyük birimi.
Şu anda, Bundeswehr’e bağlı yaklaşık 16.000 asker ve 1.800 sivil personel, Donanma’nın ana üslerinde ve çeşitli küçük tesislerinde görev yapıyor.
Silahlı kuvvetlerin diğer kollarında olduğu gibi, Alman Donanması da personel sayısını artırmayı hedefliyor.
Almanya’nın beşinci deniz üssü inşa edilecek
Mevcut dört deniz üssü ve Bremerhaven askeri merkezine ek olarak, federal hükümet kısa süre içinde yine Kuzey Denizi’nde inşa edilecek beşinci bir deniz üssünün yapımını duyurmayı planlıyor.
Haberlere göre, üssün yeri olarak Emden seçildi. Burada pazartesi günü Savunma Bakanı Boris Pistorius ve Aşağı Saksonya Eyalet Başbakanı Olaf Lies’in olası yeni bir deniz üssüyle ilgili sonraki adımları ana hatlarıyla açıklaması planlanıyor.
Emden, Soğuk Savaş döneminde bir deniz üssüne ev sahipliği yapmıştı ama üs 1997’de kapatılmıştı.
Haberlere göre, Emden’in lehine olan argümanlardan biri, Aşağı Saksonya’nın Kuzey Denizi limanları arasında en geniş kullanılmayan alana sahip olması.
Kullanılmayan arazinin nasıl akılcı bir şekilde değerlendirileceği konusunda bir süredir tartışmalar sürüyor ama bu tartışmalar daha önce sivil kullanıma odaklanmıştı.
Alman Donanması’nın planlarına göre, yeni deniz üssü yedi fırkateyn, on mayın tarama gemisi ve on römorkörün yanı sıra dört haneli sayıdaki Bundeswehr askeri ve sivil personeli barındıracak.
Asya2 hafta önceÇin yapay zekâ, çipler ve akıllı fabrikalara büyük yatırım yapıyor
Asya2 hafta önceHindistan ve Vietnam, ‘Çin artı bir’ rekabetini ticari kazanıma dönüştürmeyi hedefliyor
Asya2 hafta önceFed’in faiz artışının ardından Çin parasal gevşemeye devam edecek mi?
Asya2 hafta önceJaponya Merkez Bankası faizleri 1995’ten bu yana en yüksek seviyeye çıkardı, yen değer kaybetti
Asya2 hafta önceGüney Kore lideri Lee, ABD baskısına rağmen Ortadoğu’da savaşa dahil olmayacaklarını söyledi
Diplomasi4 gün önceEast-West Forum İstanbul’da toplandı: Çok kutupluluk geri döndürülemez
Ortadoğu2 hafta önceEnsarullah lideri: Suudi Arabistan’ın Mekke iddiası ‘asrın yalanı’
Asya1 hafta öncePakistan’a Katar’dan ikinci LNG sevkiyatı yapılacak











