Bizi Takip Edin

Amerika

Asıl narko-terörist kim?

Yayınlanma

Editörün notu: 3 Ocak’ta Venezuela’nın seçilmiş devlet başkanı Nicolas Maduro, ABD Başkanı Donald Trump’ın talimatıyla “narko-terör” suçlamasıyla başkent Caracas’tan kaçırılarak alıkonuldu. Maduro’nun ilk duruşması dün görüldü ve Devlet Başkanı, duruşmada hakkındaki suçlamaları reddederek, “Ben dürüst bir adamım, ülkemin devlet başkanıyım, savaş esiriyim” dedi. Nitekim bugün ABD Adalet Bakanlığı, Trump yönetiminin Maduro’yu devirme stratejisinin merkezine koyduğu “Cartel de los Soles” (Güneşler Karteli) liderliği suçlamasını resmen geri çekti. Maduro’yu iktidardan uzaklaştırmak için geçen yıl ortaya atılan bu iddia, artık ABD’nin resmi tezlerinden biri olmaktan çıktı. The New York Times tarafından aktarılan bilgilere göre, söz konusu suçlamanın temeli Maduro hakkında 2020 yılında hazırlanan bir büyük jüri iddianamesine dayanıyordu. Bu iddianamedeki ifadeler baz alınarak Temmuz 2025’te Hazine Bakanlığı bu yapıyı terör örgütü listesine dahil etmiş, kasım ayında ise Dışişleri Bakanı Marco Rubio benzer bir adımın bakanlık bünyesinde atılması talimatını vermişti. Burada, Trump’ın dışişleri bakanı Rubio’nun bir zamanlar “Narko Rubio” olarak anıldığı günlere dönmek faydalı olacaktır. Aşağıdaki makalesinde The American Prospect dergisi editörü Maureen Tkacik, Rubio’nun gençliğinde, büyük bir uyuşturucu kaçakçılığı şebekesini yöneten kayınbiraderi Orlando Cicilia ile olan iş ilişkisini ve bu geçmişin Rubio’nun “temiz” siyasi imajıyla çelişkisini ele alıyor. Tkacik, Rubio’nun Latin Amerika’daki solcu yönetimlere karşı “narko-terörist” söylemini kullanırken, ABD’nin ve CIA’in bölgedeki uyuşturucu kaçakçılarıyla (İran-Kontra skandalı, Condor Operasyonu gibi) tarihsel işbirliğini ve Rubio’nun desteklediği sağcı liderlerin kartel bağlantılarını görmezden geldiğini vurguluyor. Ayrıca Tkacik, Rubio’nun siyasi yükselişini, ailesinin sabıkalı geçmişine ve Amerikan dış politikasının uyuşturucu ticaretiyle olan girift ve kirli ilişkilerine rağmen “seçilmiş altın çocuk” olarak nasıl sürdürdüğünü anlatıyor.

***

Narko-Terörist seçkinler

Mauren Tkacik

The American Prospect

23 Aralık 2025

İnternette biraz fazla vakit geçiriyorsanız, Marco Rubio’nun gençliğinde merhum kayınbiraderi Orlando Cicilia için çalışarak fazladan para kazandığını muhtemelen biliyorsunuzdur. Bu işletme, yaklaşık yarım milyon poundluk kokain ve esrar sevkiyatı için paravan olarak egzotik hayvanlar ithal edip satıyordu. Daha sonra, uyuşturucu baronu Mario Tabraue, Tiger King (Kaplan Kral) adlı olağanüstü popüler belgesel dizisinin ana karakterlerinden biri olduğunda, kokainin aslında engereklerin ve boa yılanlarının gövdelerine doldurulduğu söylendi; ancak girişime dair 80 sayfalık iddianamede bundan hiç bahsedilmiyor ve Tabraue, kendisini hayvan zulmüyle suçlayanlara dava açmasıyla tanınıyor.

Tabraue, 1976 ile 1987 yılları arasında 79 milyon dolar değerinde uyuşturucu ithal edip dağıtan uyuşturucu şebekesi hakkında Netflix belgeselcilerine alçakgönüllülükle, “Hayvan alışkanlığımı finanse etmek için satıcılık yaptım” dedi. Manuel Roig-Franzia’nın o zamanlar senatör olan Rubio hakkında 2012’de yazdığı biyografiye göre Rubio’nun işi kafesleri yapmaktı.

Rubio, uyuşturucular hakkında hiçbir şey bilmediğine yemin etti. Henüz 16 yaşındaydı (Kabul etmek gerekir ki, Cicilia’nın sanık arkadaşlarından biri, Tabraue’nin bir önceki yıl öldürdükleri başka bir adamın cesedine ne yaptıklarını federal yetkililere anlatmasını engellemek için ayrı yaşadığı karısını öldürmesini emrettiği iddia edildiğinde sadece 16 yaşındaydı). Tabii bunun bir önemi yok: Hangi politikacının sabıkalı bir akrabası yok ki? Ancak özellikle Rubio için bu bağlantı, uzun süredir özenle koruduğu “tertemiz” imajıyla fazlasıyla uyumsuz görünüyor. Rubio, üçüncü sınıf öğrencisiyken, Las Vegas’ta yaşadıkları kısa dönemde ahlaklı yeni komşularına daha iyi uyum sağlamak için ailesini Mormonluğa geçmeye ikna etti. Lisedeki her boş saatini futbola takıntılı bir şekilde geçirdi ve eşi haftada pek çok kez birden fazla kilisede ayinlere katılıyor.

Univision, 2011’de Rubio’nun Cicilia’nın işiyle olan bağlarını haberleştirdiğinde, Rubio ekibi tüm kanala savaş ilan etti; önce yöneticilere haberi rafa kaldırmaları için baskı yapmak üzere Ana Navarro gibi vekilleri gönderdi, ardından diğer Cumhuriyetçi politikacıları, kanalın kayınbiraderi hakkındaki bilgileri kendisinden bir röportaj “koparmak” amacıyla “şantaj” olarak kullanmaya çalıştığı gibi anlamsız bir gerekçeyle tartışma programını boykot etmeye ikna etti.

Ertesi yıl Rubio’nun anı kitabı, Cicilia’yı Eski Dünya’nın evlada özgü sadakatinin bir timsali ve en güzel çocukluk anılarının merkezi bir figürü olarak sundu. Cicilia’nın kokaini boşaltılmış sigara kartonlarına doldurup sakladığı ev, zorlu Vegas yıllarında darmadağınık ailesini bir arada tutan bir sığınak olarak tasvir edildi. Futbol takıntılı genç Rubio için en önemlisi, Cicilia ona hayvan kafeslerini temizlemesi ve yedi Samoyed köpeğini yıkaması karşılığında Dan Marino’nun 14-2’lik ikinci sezonundaki tüm Dolphins iç saha maçlarına bilet almasına yetecek kadar nakit ödüyordu. Rubio’nun lise üçüncü sınıfındaki o aralık gününde, Cicilia kısa bir süre yaşadığı evden kelepçelerle götürüldüğünde tüm ailesi “şaşkına dönmüştü.”

Bugün Marco Rubio, Trump yönetiminin en yaman yalancısı. Pam Bondi, Pete Hegseth, Karoline Leavitt veya Stephen Miller; bir soykırım karşıtı protestocuyu, bir gündelik işçiyi, sandviç fırlatan birini veya Hellfire füzesiyle vurulmuş bir balıkçı teknesinin enkazına tutunan bir balıkçıyı “terörist” olarak adlandırdığında patolojik görünüyorlar. Fakat Rubio, Trump’ın tartışmasız en kinik politikasının, yani uyuşturucu kartelleriyle savaşmak adına her Latin Amerika ülkesinin hükümetinin tepesine uyuşturucu karteli patronlarını ve yandaşlarını atama planının mimarı olmasına rağmen, Cumhuriyetçi Parti içindeki en yüksek onay oranlarına sahip.

Eylül ayında Rubio, cinayet oranının 2016’dan bu yana sekiz kat arttığı bir ülkeyi yöneten Ekvador Devlet Başkanı Daniel Noboa’yı, “bu narko-teröristlere ve Ekvador’un güvenliği ile istikrarına yönelik bu tehditlere karşı savaşı götürmek için sadece son birkaç yılda önceki yönetimlerden daha fazlasını yapan” ve “inanılmaz derecede istekli bir ortak” olarak övdü. Sadece beş ay önce, suçlayıcı bir soruşturma, Noboa’nın ailesine ait meyve şirketinin 2020 ile 2022 yılları arasında muz kasaları içinde Avrupa’ya 700 kilo kokain kaçırdığını ortaya çıkardı. Rubio, hüküm giymiş (ne yazık ki yeni affedilmiş) uyuşturucu kaçakçısı Juan Orlando Hernández’in davasını yorulmadan savundu. 2018’de Rubio, o zamanki Honduras Devlet Başkanı Hernández’i uyuşturucu kaçakçılarıyla mücadele ettiği (ve İsrail’i desteklediği) için şahsen ve alenen övdü; bundan sadece yedi ay sonra kardeşi, Tony Hernández için “TH” damgalı konteynerlerde 158 ton kokain kaçırmakla suçlandı.

Rubio, El Salvadorlu ve Arjantinli küçük diktatörler Nayib Bukele ve Javier Milei’nin suçla mücadele çabalarından övgüyle bahsetti; oysa ilkinin MS-13 ile belgelenmiş ittifakı ve geçen sonbaharda liberteryen siyasi partisini saran çeşitli Miami kokain kaçakçılığı skandalları ile her iki liderin de uyuşturucu kartellerinin en sevdiği kara para aklama yöntemine olan kölece bağlılığı ortada. Rubio, babası gerçek bir Nazi savaş suçlusu olan ve tüm siyasi kariyerini Augusto Pinochet’nin acımasız saltanatını yücelterek, aklayarak ve geri getirmeyi vaat ederek geçiren yeni seçilmiş Şili Devlet Başkanı José Antonio Kast’ın Washington’daki en büyük destekçilerinden biri oldu. Pinochet, Şili ordusuna bizzat bir kokain laboratuvarı kurma emri vermiş, uyuşturucu ticaretini korkunç gizli polisi içinde konsolide etmiş ve ardından gizli polis kimyageri Eugenio Berríos gibi kilit komplocuları iddiaya göre “ortadan kaybetmişti.”

Ve Rubio en az on yıldır, bazıları tarafından eski Florida senatörü için Kissinger benzeri bir figür olarak tanımlanan eski Kolombiya Devlet Başkanı Alvaro Uribe hakkındaki çok sayıda cezai soruşturmayı kınadı, bunlara karşı strateji geliştirdi ve övdü. Pentagon’un 1991 tarihli analizi, Rubio’nun örnek bir uyuşturucu savaşçısı olarak tasvir ettiği Uribe’yi, en önemli 100 Kolombiyalı narko-teröristten biri, Pablo Escobar’ın yakın kişisel dostu ve “Medellín (uyuşturucu) karteliyle yüksek hükümet seviyelerinde işbirliğine adanmış” bir siyasi figür olarak tanımlıyordu.

Bu bizi, Rubio’nun Nicolás Maduro’nun ABD’yi ucuz kokaine boğan “Güneşler Karteli” adında bir şeyi yönettiği bahanesiyle Venezuela’ya ve oradan çıkan balıkçılara karşı yürüttüğü mevcut devlet destekli terör kampanyasına getiriyor. Bunun bir masaldan başka bir şey olmadığı gerçeği, yakında incelemeyi umduğum delilikle dolu 2020 tarihli bir iddianamede ortaya konuyor; ancak iddianamenin zayıflığı, SOCOM’un insansız hava araçlarıyla yok etmek için seçtiği cılız teknelerle de vurgulanıyor.

Geçen hafta, Berkeley emeritus profesörü Peter Dale Scott, The New York Times’a bir mektup yazarak gazetenin, Trump’ın geçimlik kaçakçıları katletmesi ile 400 tondan fazla kokain kaçıran hüküm giymiş bir kaçakçıyı affetmesi arasındaki “dikkat çekici uyumsuzluk” nitelemesine itiraz etti. Aslında, “çelişkinin” belirgin bir şekilde sıradan olduğuna dikkat çekti: “Kötü tasarlanmış ve kasten yanlış adlandırılmış ‘Uyuşturucuyla Savaş’, on yıllardır CIA’in uyuşturucu kaçakçılarıyla olan çelişkili dahli için bir kılıf olmuştur.” Scott, bunun özellikle Venezuela’da geçerli olduğunu belirtti. 1990 yılında ülkede ele geçirilen 998 poundluk kokaini soruşturan Gümrük Teşkilatı müfettişleri, teşkilatın Kolombiyalı kartellere “sızmak” adı altında kokain kaçırmak içƒin üst düzey askeri generallerle ortak bir çaba yürüttüğünü keşfetti. Girişime “Cartel de los Soles” (Güneşler Karteli) lakabı takılmıştı ve Times’ın kendisi, Hugo Chávez kartelin başındaki generali hapsedip Uyuşturucuyla Mücadele Dairesini (DEA) Venezuela’dan kovana kadar bu girişimin ABD’ye tonlarca kokaini neredeyse hiç hesap vermeden başarıyla soktuğunu bildirdi; bu noktadan sonra ülkenin bir “narko-devlet” olduğu gerekçesiyle endüstriyel sabotajları, askeri darbeleri ve nihayetinde terör saldırısı projelerini finanse etmek moda oldu.

Tarihçi Greg Grandin’in yakın tarihli bir podcast yayınında belirttiği üzere, Trump yönetiminin mafya yönetimine dalışının ölçeği ve kapsamı birçok alanda gerçekten emsalsiz olsa da Latin Amerika’da bu, en az bir asır öncesine dayanan bir politikanın devamı niteliğinde. Grandin, “Donald Trump’ın temsil ettiği her bir dehşetin arkasında, Trump’ın bugün yaptıklarını mümkün kılan politikaları ilk kez uygulamaya koyan uzun bir ABD başkanları silsilesi var” dedi. Çok az Amerikalı bu dersi Marco Rubio kadar küçük bir yaşta ve zor yoldan öğrendi.

“İRAN-KONTRA” OLARAK BİLİNEN LABİRENTVARİ SKANDAL, 1986 yılında Nikaragua Hava Kuvvetleri’nin şüpheli bir Fairchild kargo uçağına füze fırlatmasıyla çözülmeye başladı. Bomba atarlar, AK-47’ler ve mühimmatla tıklım tıklım dolu gövde, iki pilot ve bir telsiz mürettebatıyla birlikte yere çakılırken, Wisconsinli yalnız bir beyaz adam (sadece birkaç hafta önce öldü) paraşütle sağ salim indi ve hızla “Max Gomez” adında bir adamla bir CIA projesi için çalıştığını itiraf etti. Gomez’in, Mario Tabraue’nin babası Guillermo’nun, doktor Manuel Artime liderliğindeki anti-komünist devrimcilerden oluşan ve Domuzlar Körfezi işgalini ve sonrasında yıllarca Küba’da çeşitli terör saldırılarını ve sabotaj operasyonlarını gerçekleştiren Movimiento de Recuperación Revolucionaria veya MRR’den eski yoldaşlarından biri olan Félix Rodríguez olduğu ortaya çıktı.

Uçağın, kartel tetikçileri tarafından henüz öldürülmüş olan Özel Kuvvetler pilotluğundan üretken bir kokain kaçakçılığına geçiş yapan Barry Seal’e ait olduğu anlaşıldı. Quaalude kaçakçılığından hüküm giymesinin ardından Seal, CIA’in uçağa gizli kameralar yerleştirmesine izin vermiş ve Pablo Escobar’ı Managua’da bir Sandinista generalinin sözde üst düzey yardımcısıyla birlikte spor çantalara kokain doldururken görüntüleyerek Nikaragua’nın Sandinista hükümetine uyuşturucu kaçakçılığı suçu “atmak” amacıyla gizli bir tuzak operasyonuna girişmişti; bu durum daha sonra Reagan yönetiminin Orta Amerika ülkesinde rejim değişikliğini finanse etmek için fon talebini yenilemesine temel oluşturdu. Başkan Reagan, 1986’da televizyonda yayınlanan bir konuşmasında, “Uyuşturucu sorunuyla ilgilenen her Amerikalı ebeveynin, üst düzey Nikaragua hükümet yetkililerinin uyuşturucu kaçakçılığına derinden bulaştığını öğrenince öfkeleneceğini biliyorum. Sandinistaların tenezzül etmeyeceği hiçbir suç yok gibi görünüyor” dedi.

Ancak “Sandinista yetkilisinin” eski bir ABD büyükelçiliği çalışanı olduğu ortaya çıktı ve Seal’in, Domuzlar Körfezi’ne katılmış gibi görünen ve hatta 1963’te daha sonra teşkilattaki yöneticisi olacak aynı Félix Rodríguez ile fotoğrafı bulunan uzun süreli bir CIA varlığı olduğu anlaşıldı. Rodríguez yumuşak tavrıyla tanınmazdı: Meksika’da bulunan DEA ajanı Kiki Camarena’nın 1985’teki korkunç kartel infazının soruşturmasına katılan üç yetkili, genç ajanın teşkilatın Meksikalı kartellerle işbirliğinin boyutunu ortaya koyan kanıtları keşfetmesinin ardından Rodríguez’in infaz emrini verdiğini defalarca iddia etti; şu anda bir dizi YouTube kısa filminde rol alan ve yakın zamanda Domuzlar Körfezi yıldönümü etkinliği için eski Kolombiya Devlet Başkanı Uribe’yi ağırlayan Miami’nin sadık ismi bu suçlamayı reddediyor.

MRR’nin Latin Amerika yeraltı dünyasını fethinin kökeni en az 1964’e, CIA’in Manuel Artime’ın lezbiyen karısının pornografik fotoğraflarını ele geçirdiği bildirilen zamana kadar uzanıyor; patronları kadının hem Fulgencio Batista’nın hem de eski Venezuela diktatörü Marcos Pérez Jiménez’in metresi olduğunu öğrenmişti. Aynı sıralarda MRR, Küba açıklarında yanlışlıkla üç İspanyol denizciyi öldürdü. Halkla ilişkilerdeki çöküşü sınırlamak adına Artime’a, Luis Somoza’nın sağcı diktatörlüğünün projelerini daha kayıtsız şartsız besleyebileceği Managua’da daha fazla zaman geçirmesi tavsiye edildi. Fakat Artime kısa süre sonra farklı bir skandalla haberlere konu oldu: Kocası Orta Amerika’daki eğitim kamplarından birine alınan New Jerseyli genç bir Kübalı göçmen, Artime’ın kocasını öldürtmek için kiralık katiller tuttuğunu bildiren isimsiz bir mektup almıştı; zira kocası “kamplardaki ahlaksız faaliyetleri onaylamıyordu; bunlar arasında Artime’ın teknesinde, bir Nikaragua hükümeti yetkilisiyle işbirliği içinde gerçekleşen içki kaçakçılığı da vardı.” Kosta Rika gümrük yetkilileri aynı sıralarda, yetkisiz bir gerilla kampı gibi görünen bir yerin yakınındaki ormanda on binlerce dolar değerinde kaçak viski ve kadın kıyafetiyle dolu terk edilmiş bir uçak keşfetti. Bir FBI muhbiri, “farklı Kübalı sürgün liderlerinin Artime ve MRR’nin Küba devrimci faaliyetlerinden geçindiğini; antikomünist savaş yerine kaçakçılıkla uğraştığını; ve komando ve sızma faaliyetleri için tasarlanan fonları zimmetine geçirdiğini iddia etmeye devam ettiğini… Artime’ın adamlarının Orta Amerika’dan büyük hayal kırıklığıyla veya yasadışı faaliyetlerden kazanılan büyük miktarda parayla döndüğünün iddia edildiğini bildirdi.” Guillermo Tabraue bu yıllarda MRR’nin “veznedarı” olarak görev yaptı ve hangi kampa dahil olduğu konusunda çok geçmeden çok az belirsizlik kalacaktı.

1970 yılında, Narkotik ve Tehlikeli İlaçlar Bürosu, “kayıtlı tarihteki en büyük uyuşturucu kaçakçısı toplama operasyonu” olarak adlandırdıkları yedi şehre yayılan bir yıldırım baskın gerçekleştirdi ve bir basın toplantısında tutuklanan 150 kişiden hiçbirinin “bilinen bir organize suç üyesi” olmadığını belirtti, ancak çoğunun -bir tahmine göre yüzde 70’inin- Artime’ın Domuzlar Körfezi gazileri örgütüne üye olduğundan bahsetmekten kaçındı. Sadece iki yıl sonra, eyalet savcılığı, “aylaklık etmekten” hüküm giyen iki genç kadının cezasını indiren bir belediye yargıcına kol düğmeleri verdiğini ve emniyet müdürüne çeşitli eşyalar sattığını keşfettikten sonra Tabraue’nin kuyumcu dükkanı hakkında soruşturma başlattı. Ertesi yıl Artime, Medellín kartelinin baş muhasebecisi ve Panamalı diktatör Manuel Noriega’nın yakın sırdaşı olacak Ramon Milian-Rodriguez adında 23 yaşındaki bir muhasebe dehasını, Watergate soygununa katılan dört Domuzlar Körfezi mezununun yasal savunma fonlarına yardımcı olmak üzere Nikaragua bankalarına para aklamaya başlaması için işe aldı.

1972’de CIA, uyuşturucu soruşturmalarının “ulusal güvenlik” endişeleriyle çelişmemesini sağlarken eski varlıklarını gözlemlemesi için Büro’ya kendi gizli operasyon uzmanlarından oluşan bir ekip görevlendirmeyi teklif etti. BNDD, Narkotik Bürosu Gizli İstihbarat Ağı adında gelişmiş bir veritabanı oluşturdu -Büro DEA’ya dahil edildiğinde adı DEACON olarak değiştirildi- ve istihbarat ağını güçlendirmek için ilk büyük üyesi olarak Tabraue’yi işe aldı. CIA, 1970’lerde rakip uyuşturucu kaçakçıları hakkındaki istihbaratı için Tabraue’ye ayda 1400 dolar ödedi.

Plan tam olarak amaçlandığı gibi işledi: CIA’in ideolojik hedefleriyle müttefik olan uyuşturucu kaçakçıları korundu, yardım edildi ve/veya varlık olarak işe alındı; solculara rüşvet veren veya onlarla işbirliği yapan, teşkilata ters düşen veya kullanım ömrünü dolduran uyuşturucu kaçakçıları ise kovuşturmaya uğratıldı veya bir kenara atıldı. Kovuşturmalar düşük öncelikliydi ve DEACON ekibinin 1970’lerde DEA uyuşturucu kovuşturmalarına kabul edilebilir hiçbir kanıt sunmadığı bildirildi (Eski DEA yetkilisi Dennis Dayle’ın 1986’da yakındığı üzere: “DEA ve ilgili kurumlarla geçirdiğim 30 yıllık deneyimimde, soruşturmalarımın ana hedefleri neredeyse her zaman CIA çalışanları çıktı”). CIA’in “savunmasına” göre, bu uyuşturucu gelirleri, solun bastırılmasını kolaylaştıran korku, güvensizlik ve umutsuzluk atmosferini muhtemelen yoğunlaştıran terör saldırılarını, suikastları ve sızmaları finanse ediyordu. 1975’te Domuzlar Körfezi gazileri, gerçekleşen terör saldırılarının neredeyse yarısına karışmıştı, ancak savaşlarını akıllıca seçiyorlardı. Watergate soruşturması sırasında Artime, CIA ajanlığından Nixon operatörlüğüne geçen E. Howard Hunt’ın kendisini Panamalı popülist Omar Torrijos’a suikast düzenlemesi için işe aldığını ifade etti; Kübalı sürgün liderinin sırdaşı olan bir özel dedektif tarafından yazılan rapora göre bunun nedeni “Nixon Yönetimi’nin ABD’ye uyuşturucu akışının Panama üzerinden süzülmesinden son derece endişeli olmasıydı.” Artime, Meclis Suikastlar Alt Komitesi önünde ifade vermesi planlanan tarihten önceki haftalarda aniden öldü.

İkiz Condor Operasyonları dönemin tonunu belirledi: Bu, Augusto Pinochet ve Arjantin cuntası tarafından 1975’te resmen başlatılan (ve ancak yirmi yıl sonra çok gizli bir Paraguay “terör arşivi”nin keşfedilmesiyle ortaya çıkan), Güney Amerika genelinde solcu aktivistleri, muhalifleri, ihbarcıları ve diğer sakıncalı kişileri ortadan kaldırmak üzere kokainle finanse edilen ölüm mangalarını serbest bırakan gizli bir kıtasal programdı. Bazı akademisyenler şimdi daha yakın zamanda keşfedilen belgelere dayanarak Condor’un gerçek kökeninin, her yerde hazır ve nazır olan Félix Rodríguez ve bir başka MRR gazisi tarafından Che Guevara’yı avlamak ve infaz etmek için denetlenen 1967 operasyonu olduğunu savunuyor. Berkeley fahri profesörü Scott’ın İran-Kontra dönemine ilişkin temel araştırmasında alıntılanan bir Arjantinli istihbarat subayı, “Fikir… Sınırların her devletin bireysel coğrafyasıyla bitmediği, Batı siyasetini nerede gerekirse savunmanın gerekli olduğudur. Bu nedenle, ikinci bir Küba olabilecek olanlara karşı hareket etmek ve ABD ile doğrudan ve dolaylı olarak işbirliği yapmak gereklidir” diye açıkladı.

Aynı sıralarda ve aynı isim altında, Amerikan DEA, Meksika ordusu ve Meksika polisinin resmi bir işbirliği, binlerce dönümlük haşhaş ve esrar bitkisini yok ederek birçok küçük çiftçiyi perişan etti ve bugüne kadar devam eden bir cinayet ve grotesk şiddet salgınını başlattı. Akademisyen Adela Cedillo, Meksika Condor Operasyonu’nun gerçek amacının, küçük ölçekli tarımı esasen suç sayarak popülist solu yok etmek ve Meksika ordusunu bir avuç baskın oyuncunun yararına yeniden organize edip merkezileştirmek -başka bir deyişle, adaşınınkine neredeyse tıpatıp benzeyen gizli bir gündeme hizmet etmek- olduğunu savunuyor. Marco Rubio, Trump’ın sürat teknesi bombalamaları üzerine yaptığı yakın tarihli konuşmada olduğu gibi, narko-kaçakçılığı azaltmaya yönelik engelleme ve diğer geleneksel kolluk kuvveti yaklaşımlarının etkinliğini “askeri” operasyonlar lehine kötülediğinde, uyuşturucu savaşı etkinliğine dair var olan her ampirik değerlendirmeyle çelişiyor evet, ama aynı zamanda daha büyük bir hedef adına kirli savaş yürütmek için Soğuk Savaş dönemine ait bir tür genel lisansın özlemini çekiyor.

Ekim ayında, Trump yönetimi Arjantin pesosunu istikrara kavuşturmak için 40 milyar dolar taahhüt edip paranın Milei’nin partisinin ülkenin ara seçimlerinde çoğunluğu kaybetmesi durumunda yok olacağı uyarısında bulunduktan sonra, gelişmekte olan piyasalar tahvil yatırımcısı bana kayıtsızca, “Condor Operasyonu’nu geri getiriyorlar” dedi. Ve belki de hiç bitmemişti: Bu ayın başlarında, uzun süreli CIA ajanı Bob Sensi, 750 bin dolar aklamak ve bir Meksika karteli ajanı kılığına giren bir hükümet muhbiri için altı kilogram C-4 taşıyabilen ticari dronlar ve bomba atarlar temin etmeyi kabul etmek suçlamasıyla eski bir üst düzey DEA yetkilisiyle birlikte narko-terörizm komplosu kurmaktan suçlandı. İkili, muhbire “Meksika’dan dikkati başka yöne çekmek” ve Gustavo Petro’nun merkez sol hükümetine yöneltmek için “fentanil operasyonlarını Meksika’dan Kolombiya’ya taşıdıkları algısını yaratmalarını” tavsiye etti. Belki de dikkate değer bir şekilde, plan Kasım 2024 seçimlerinden sadece haftalar sonra başlatıldı.

Sensi’nin Larry Kolb adında bir CIA tanıdığı tarafından yazılan America at Night adlı anı kitabı, iddia edilen kara para aklayıcıyı, 1985’te George H.W. Bush tarafından kendisine şahsen tanıştırılan ve doğrudan o zamanki CIA direktörü Bill Casey’e rapor verdiğini söyleyen kurnaz, her işe koşan bir bitirici olarak tanımlıyor. Sensi o sırada, gölge operatörlerin ve gayri resmi vekillerin çeşitli rehineler için gizli fidyeleri müzakere etmek üzere Hizbullah ve İran yetkilileriyle gizlice görüştüğü İran-Kontra’nın Orta Doğu arka kanal unsurlarına derinlemesine dalmıştı, ancak Kuwait Airways’deki bir “paravan” işten fonları zimmetine geçirmekle suçlandı ve kitaba göre o zamandan beri intikam peşindeydi. Eski bir istihbarat subayı Prospect’e, Sensi’nin mevcut yasal sorunlarının uzun sürmeyeceğini, çünkü önceki yönetimlerin 1990’ların başından sağ çıkan çoğu İran-Kontra başrol oyuncusunu yararlı bulduğu gibi Trump yönetiminin de onu yararlı bulacağını öngördü.

Bu bizi, 1970’lerde Rolls-Royce kullanan kuaför ve MRR gazisi José Medardo Alvero Cruz ile ilişkili geniş bir uyuşturucu kaçakçılığı örgütüne üye olan Tabraue ailesine geri getiriyor. Cruz ve Tabraueların işbirlikçilerinden oluşan koca bir grup 1979’da yakalandığında, ilgili bir grup Domuzlar Körfezi gazisi, Condor Operasyonu’nun 1980’lerdeki ilk büyük başarı öyküsü olan Bolivya’daki “kokain darbesi”ne dahil oldu; burada Nazi savaş suçlusu Klaus Barbie ve İsrail eğitimli Arjantinli psikolojik harekât gurusu olup sonradan kokain kaçakçısına dönüşen Alfredo Mario Mingolla, sol eğilimli bir devlet başkanı adayının seçilmesini takip eden haftalarda dünyanın en utanmaz narko-rejimlerinden birini kurmak için işbirliği yaptı. Sağcı askeri cunta, uyuşturucu kaçakçılarını hapisten çıkarmak ve hatta ülkenin önde gelen kartel patronunun “DEA tarafından kontrol edildiğini” iddia ettiği bir kokain fabrikası açmak için yarışırken, kaçakçılar yeni rejimle işbirliği yapmak için yarıştı; bu döngü ertesi yıl Torrijos’un ani ölümü ve Panama’da narko-dostu Manuel Noriega’nın göreve gelmesiyle tekrarlandı. Ancak Somoza ailesinin Soğuk Savaş boyunca anti-komünist paralı askerlere epey uyumlu olarak ev sahipliği yaptığı Nikaragua, 1979’da Sandinistalar tarafından fethedilmişti ve eski MRR tabanı bunu kişisel algıladı. Sandinistalarla savaşmak için CIA ve işleri tıkırında olan uyuşturucu kaçakçıları, El Salvador, Kosta Rika, Guatemala ve Panama’da üsleri olan, petrol depolama tanklarını ateşe veren, limanlara manyetik mayınlar döşeyen ve Managua Havaalanı’nı bombalayan “Kontralar” olarak bilinen bir anti-komünist milis konfederasyonunu finanse etti; tüm bunlar, bir Dışişleri Bakanlığı yetkilisinin ifade ettiği üzere, Nikaragua’yı “Latin Amerika’nın Arnavutluk’u”na dönüştürme fikriyle yapılıyordu. Bu arada, kullanıcılara ve geçimlik girişimcilere yönelik sert baskılar, hapishane nüfusunu 1975 ile 1990 arasında yüzde 250 artırarak aileleri ve toplulukları kalıcı olarak travmatize etti.

Kongre o zamanlar biraz farklı çalıştığı için, Reagan yönetiminin vergi dolarlarını Kontraları finanse etmek için kullanmasını önlemeye çalışan beş yasa geçirdi. CIA’in geniş uyuşturucu kaçakçılığı ağı bunu zaten yapmıştı, ancak sıkılaşan kısıtlamalar kayıt dışı yoğun bir bağış toplama çabasına yol açtı. Tabraue, sahibi olduğu Club Olympo adlı sosyal kulüpte Nikaragua’daki “komünizmle mücadele” amaçlı bağış toplama etkinliklerine ev sahipliği yaptı ve Birleşme Kilisesi tarikatı, Kontra liderleriyle anti-komünist konuşma turları düzenledi. Kontralar, nakit ve silah karşılığında derin devlet lobicilik hizmetleri takas etmeyi teklif etme konusunda hukuki sorunları olan kaçakçıları aradı. Manuel Artime’ın eski öğrencisi Milian-Rodriguez, Medellín karteli adına doğrudan Félix Rodríguez’e teslim edilmek üzere 10 milyon doların biraz altında katkıda bulundu.

ORLANDO CICILIA, MARCO RUBIO DOĞDUKTAN BİR YIL SONRA MIAMI’YE GÖÇ ETTİ, kısa bir süre sonra Rubio’nun kız kardeşiyle çıkmaya başladı ve genç çocuğun çocukluğunda önemli bir yer edindi; anı kitabındaki özellikle unutulmaz bir an, ilkokul ikinci sınıftaki Marco’nun Noel Baba’dan gelmesi gereken bir bisikleti monte ederken Cicilia’yı yakaladığında Cicilia’nın yüzündeki suçlulukla dolu dehşeti anlatır. Bundan yaklaşık üç yıl sonra, Rubiolar Las Vegas’ta yaşarken, Cicilia Tabraue aile şirketinde çalışmaya başladı.

Sadece bir yıl önce, Ricardo Morales’in zamansız ölümü ve geleceğin adalet bakanı Janet Reno’nun bariz özensizliği, Mario Tabraue ve çoğu Miami Kübalısı olan yaklaşık 50 kişi aleyhindeki birbiriyle ilişkili bir dizi uyuşturucu kaçakçılığı davasını çökertmişti. Morales, Kennedy suikastına karıştığından şüphelenilen bir başka Domuzlar Körfezi adamı ve itirafçı teröristti, ancak oğluna her zaman Kasım 1963’te Dallas’a gittiğinde kendisine hiçbir emir vermeyen yöneticiler tarafından “ekildiğini” söylemişti.

Tabraue ailesinin uyuşturucu satması, 1970’lerden kalma kolluk kuvveti notlarına ve Guillermo Tabraue’nin 1981’de kuyumcu dükkanı adresinde “Mota Import Corp Inc.” adıyla kaydettirdiği bir işletmeye göre herkesin bildiği bir sırdı. Ancak Tabraue’nin esasen dokunulmaz olduğu da bilinen bir sırdı: Onlarca Miami ve Florida Keys kolluk kuvveti memuru 1980’lerde onun maaş bordrosunda yer aldı. Ancak Morales ve diğer muhbirler federal yetkililere, açgözlülük ve iç çatışmaların girişimi kontrolden çıkardığını ve arkasında Tabraue’nin ayrı yaşadığı karısı ve Larry Nash adında bir ATF muhbiri de dahil olmak üzere bir ceset izi bıraktığını söyledi. 1981’e gelindiğinde savcılar bir iddianame hazırlamıştı. Sadece Tabraue’nin konutuna ve güvenli evlerine yapılan bir baskında 12 bin pound ot ve 150’den fazla uzun namlulu tüfek ve hafif makineli tüfek ele geçirilmişti.

Ancak avukatları telefon dinlemelerine odaklanmaya başlayınca tüm davalar çökmeye başladı. Morales’in güvenilirliği olmadığını -sadece kendisi de kariyer suçlusu olduğu için değil, aynı zamanda Muammer Kaddafi için çalışmaya giden ve sonra Libya liderine suikast düzenlemeyi planlayan haydut bir CIA ajanı kadrosuyla ilişkili olduğu için- savundular. Ve dedektiflerin hasta bir tukan hakkındaki konuşmanın narkotik için şifre olduğunu varsaydığı bir gözetim bandı bölümü buldular; oysa söz konusu merhum tukanın cesedi, Tabraue ve avukatının kelimenin tam anlamıyla konuştuklarını “kanıtlayabilirdi”.

Sonra Morales, Florida Keys’deki bir bar kavgasında görev dışı bir polis memuru tarafından vurularak öldürüldü; yetkililer bunun kimsenin suçlanmaması gereken meşru bir cinayet olduğu sonucuna vardı. Morales’in avukatlarından John Komorowski, “Buna inanıyorsanız, size ucuza satacak bir otoyolum var. Birinin Mоrales’in ölmesine ihtiyacı vardı ve onu infaz etti… Kim? Tanrı bilir. Kübalılar, Castro karşıtı Kübalılar, uyuşturucular, CIA, herhangi biri olabilir” ifadelerini kullandı. (Morales, istihbarat topluluğunun bu acımasız hesabının tek kurbanı değildi: Sadece aylar önce, Meksika merkezli bir DEA ajanı, üç hükümet müfettişinin, dahil olmadığını iddia eden bizzat Félix Rodríguez tarafından tertip edildiğini iddia ettiği bir suçta ayrıntılı bir şekilde işkence görüp infaz edilmişti). İnanılmaz bir şekilde, baskın ile davasının reddedilmesi arasındaki aylarda Miami Herald’da yayımlanan ve suç dalgasının Little Havana üzerindeki etkisini konu alan gösterişli bir makalenin baş kahramanı… Mariel tekne göçüyle Küba’dan Florida’ya göç eden “kötü adamların” dükkanına verdiği zarardan yakınan Guillermo Tabraue’den başkası değildi.

Cicilia’nın Tabraue evcil hayvan dükkanına katıldığı yıl, Guillermo’nun iş ortağı olan Jorge adında bir başka Tabraue, şebekenin kiraladığı bir Dade County dedektifiyle birlikte, bir karavan ve mobil ev ağı aracılığıyla “son beş yılda Michigan’da satılan (esrarın) çoğunun” kaçakçılığını yapmaktan Detroit’te suçlandı; o davadaki bir muhbir, ekibin otlarını rüşvet verilmiş Sahil Güvenlik yetkililerinin gözü önünde Louisiana’da boşalttığını söyledi. Ardından 1985’te, Lazaro adında üçüncü bir Tabraue, Kübalı sürgün topluluğunun (yine) bir başka direği olan gazete yayıncısı Alberto Rodriguez ile birlikte, kuyumcu dükkanının otoparkının yakınında sivil bir polise 90 bin dolar değerinde kokain satmaktan suçlandı. Ve 1987’de, tüm tezgah nihayet “Kobra Operasyonu” adı verilen çok kurumlu bir tuzakla çöktü; burada Guillermo Tabraue operasyonun “patriği”, oğlu Mario “yönetim kurulu başkanı” ve Orlando Cicilia “paravan adam” ve “iki numara” olarak tanımlandı.

Guillermo Tabraue’nin 1989’daki ceza davasının onuncu haftasında, Gary Mattocks adında bir adam adliyeye geldi ve dört yıl boyunca DEA içindeki CIA DEACON projesinde Guillermo Tabraue’nin yöneticisi olduğunu ifade etti. Mattocks daha önce, Kosta Rika merkezli üretken bir Kontra kaçakçısı olan Sandinista sığınmacısı Edén Pastora’nın irtibat görevlisiydi; her ikisi de Barry Seal’in tuzak operasyonu sırasında oradaydı. George Bush’un duruşmayı bozması için Mattocks’a bizzat emir verdiği söylentileri dolaşıyordu.

Tabraue’nin bir ajan olduğunun ortaya çıkması hem tüm zamanların en az şaşırtıcı ifşasıydı hem de Mario Tabraue’nin avukatının nitelemesiyle “ağızları açık bırakan bir sürprizdi.” Savcılar savunma ekibini “bombalarını” maksimum etki anına kadar kasten saklamakla suçladı; yargıç hükümeti “sol elin ne yaptığını bilmemekle” suçladı. Tabraue’nin DEACON muhbiri olduğu yıllarda “Abraham Diaz” takma adıyla faaliyet gösterdiği ortaya çıktı, fakat federal muhbir statüsü 1981’deki ilk büyük Tabraue baskınıyla ilgili haberlerde yer almıştı. O zamanlar 65 yaşında olan patrik, Maxwell Hava Kuvvetleri Üssü’ndeki asgari güvenlikli bir hapishane kampında sadece birkaç ay kaldıktan sonra nihayet Mart 1990’da serbest bırakıldı.

O noktada, Tabraue çetesinin savcısı Dexter Lehtinen daha büyük balıklara yönelmişti: Bush yönetiminin ülkeyi kelimenin tam anlamıyla işgal etmek için bir bahane olarak kullandığı, uyuşturucu kaçakçılığı ve kara para aklama suçlamalarıyla kendi kendini iade etmeyi reddeden Panamalı diktatör Manuel Noriega. Yıldız tanığı, 1970’lerde Manuel Artime’ın öğrencisi olan ve uyuşturucu parasının Orta Amerika bankalarına sevkiyatını koruması için Noriega’ya 320 milyon ila 350 milyon dolar arasında ödeme yaptığını söyleyen Medellín karteli muhasebecisi Ramon Milian-Rodriguez’di.

Milian-Rodriguez, CIA’in gözüne girmek umuduyla Félix Rodríguez’e teslim edilmek üzere Nikaragua Kontralarına da yaklaşık 10 milyon dolar gönderdiğini ifade ettiğinde bazı pürüzler yaşandı. Daha sonra Noriega, CIA’in kirli uyuşturucu savaşına katılımı için kendisine on milyonlarca dolar ödediğini iddia etti; teşkilat sadece 330 bin dolar ödediğine dair kayıtlar bulabildi. Ancak genel olarak, CIA’in günahları için eski bir CIA kuklasını ateşe atmak üzere sözde egemen bir ülkeyi işgal etme kampanyası -Haklı Dava Operasyonu olarak bilinir- o kadar büyük bir başarıydı ki Elliott Abrams ve Brett McGurk gibi Trump’ın dış politika beyin takımının devleri, savaş yorgunu Amerikalılara Venezuela’da rejim değişikliği için planlarının Irak veya Libya değil, Panama olduğunu anlamaları için alenen yalvardı.

İşgalden sonraki yaz Marcio Rubio, Lehtinen’in karısı, Kongre’nin ilk Kübalı Amerikalı üyesi seçilen bir başka CIA bağlantılı anti-komünist Kübalı sürgünün kızı olan Ileana ile staj ayarladı. O sonbahar, Missouri’de bir “futbol bursu” için Florida’dan kısa bir süreliğine ayrıldı ancak üniversitenin öğrenci kredisi programını dolandırmak amacıyla kurulan sahte diploma fabrikası tezgahı için bir “paravan” olduğunun ortaya çıkmasının ardından kısa süre sonra bir devlet üniversitesine geçti.

Rubio Miami’ye döndü ve bir daha hiç ayrılmadı; korkutucu bir narkotik çetesiyle olan bağlarına dair her türlü endişe, bariz siyasi yeteneğiyle görünüşe göre etkisiz hale gelmişti. 90’ların sonunda şehir komisyon üyeliğine aday olduğunda, Jeb Bush kampanyasına bağış yapıyordu; Fanjul şeker imparatorluğunun bir dizi yöneticisi ve daha sonra Rubio’nun ilk başkanlık kampanyası keşif komitesi için ilk bağış toplama etkinliğine ev sahipliği yapacak olan göz doktoru ve bir zamanların siyasi bitiricisi Alan Mendelsohn tarafından (muhtemelen toparlanan) bir grup göz doktoru da öyle. Yakın tarihin “sadece Miami’de olur” bölümlerinden birinde, 2001 yılında Pasifik Okyanusu’nda Sahil Güvenlik tarafından el konulan orta büyüklükteki bir geminin yakıt tankında 12 ton kokain gizlendiği ortaya çıktı; ayrıca müfettişleri uyuşturucu karteli gelirlerini aklayan Miami merkezli bir Ponzi şemasına götüren yüzeysel bir kağıt izi de bulundu; şemanın elebaşı ise hukuki sorunlarını “çözmek” için Mendelsohn’un çeşitli vakıflarına ve siyasi eylem komitelerine (PACs) boş yere milyonlar akıtmıştı. Ancak bu skandal, Rubio’nun yakın arkadaşı ve bazen ev arkadaşı olan, Little Marco’yu Senato’ya gönderen 2010 seçimlerinde Kongre’ye seçilen David Rivera’yı alaşağı ederken, Rubio temize çıktı. Yerel bir siyasi danışmanın Rubio’nun biyografi yazarına söylediği üzere, “O zaman bile, o seçilmiş altın çocuktu.”

Amerika

Mahkemeden 110 milyar dolarlık Paramount ve Warner Bros. birleşmesine onay

Yayınlanma

ABD federal mahkemesi, Paramount’un Warner Bros.’u 110 milyar dolara devralmasına yönelik uzlaşmayı onaylayarak birleşmenin önünü açtı. Şirket, varılan mutabakat uyarınca beş yıl boyunca yılda en az 30 film vizyona sokacak ve yerli yapımlara yıllık 300 milyon dolar ek yatırım yapacak.

ABD’de federal mahkeme, medya şirketi Paramount’un Warner Bros. Discovery’yi 110 milyar dolara devralmasına onay verdi.

ABD Bölge Yargıcı Araceli Martinez-Olguin, tarihin en büyük medya birleşmelerinden birini engellemek amacıyla Kaliforniya öncülüğündeki 12 eyaletin açtığı davada tarafların 21 Eylül’de vardığı uzlaşmayı onayladı.

Eyaletler, birleşmenin sinema ve televizyon alanında nihai tüketiciler için fiyatları artırabilecek bir tekel yaratacağını savunuyordu.

Yargıç Martinez-Olguin ise uzlaşmayı “makul, fiili ve hukuki bir çözüm” olarak nitelendirdi.

Onaylanan uzlaşma şartlarına göre şirket, beş yıl boyunca ABD sinemalarında her yıl en az 30 film vizyona sokmak ve ülke içindeki yapımlara yılda 300 milyon dolar ek kaynak aktarmak zorunda kalacak.

Şartların yerine getirilmemesi durumunda Paramount, Miramax film stüdyosunu satma yaptırımıyla karşılaşabilecek.

Anlaşma ayrıca kablolu yayın müzakerelerinin iki şirketin kanalları için ayrı ayrı yürütülmesini ve Paramount bünyesindeki CBS News ile Warner Bros.’a ait CNN’i denetleyecek bağımsız bir gazeteciler kurulu oluşturulmasını zorunlu kılıyor.

Kaliforniya Adalet Bakanlığı temsilcisi, varılan uzlaşmanın rekabet konusundaki endişeleri giderdiğini, tüketici tercihlerini güvenceye aldığını ve Kaliforniyalı çalışanların geleceğini gözettiğini açıkladı.

Şirketler ayrıca Amerika Yazarlar Birliği (WGA) ile yürütülen antitröst davasında da anlaşmaya vardı.

Bu kapsamda sendikanın sağlık fonuna 17,5 milyon dolar ödenecek ve CBS News bünyesindeki WGA istihdam seviyesi beş yıl boyunca korunacak.

Paramount, birleşmenin tamamlanmasıyla birlikte oyuncak üreticisi Mattel’in CEO’su Ynon Kreiz’in şirkette Yönetim Kurulu Başkanı ve CEO David Ellison ile ortak CEO görevini üstleneceğini duyurdu. Satın alma sürecinin 6 Ekim Salı günü tamamlanması bekleniyor.

Yaklaşık 110 milyar dolarlık devralma işlemi, Paramount Pictures, CBS, Paramount+, HBO ve CNN gibi dev medya varlıklarını tek çatı altında toplayacak.

Süreç, Paramount’un Netflix ile girdiği rekabeti kazanmasının ardından şekillendi.

Warner Bros. daha önce stüdyo operasyonları, HBO ve HBO Max yayın platformu için Netflix ile 82,7 milyar dolarlık satış üzerinde anlaşmış, ancak Netflix’in teklif artırmaması üzerine Warner Bros. Discovery şubat ayında Paramount’un teklifini kabul etmişti.

Paramount ise süreçte rakibi Netflix’i “yakıp yıkma taktiği” izlemekle suçlamıştı.

Mahkemece onaylanan uzlaşmaya bazı eyalet başsavcıları tepki gösterdi. Süreçte özellikle Massachusetts, New York, Connecticut ve Minnesota eyaletlerinin savcıları uzlaşma şartlarına itiraz etti.

Connecticut Başsavcısı William Tong, ofisinin CNN ile CBS News birimlerinin tamamen elden çıkarılarak yapıdan ayrılmasını talep ettiğini, bağımsız bir denetim kurulu kurulmasının önemine rağmen tam ayrışmayı sağlayamadıklarını belirtti.

Söz konusu birleşme temmuz ayından bu yana federal mahkeme kararıyla askıya alınmış durumdaydı.

Paramount daha sonra yasal süreç tamamlanana veya birleşme anlaşmasının vadesi olan Haziran 2027’ye kadar devralmayı tamamlamamayı taahhüt etmişti.

Okumaya Devam Et

Amerika

ABD’den gizlenen nükleer testleri yakalamak için yer altında deney

Yayınlanma

ABD Ulusal Nükleer Güvenlik İdaresi, yer altında gizlenen düşük kapasiteli nükleer patlamaları tespit etmek amacıyla Nevada sahasında kimyasal patlayıcılarla deney gerçekleştirdi. Ölçümlerde sismometreler, sesötesi sensörler ve radyoaktif izleyiciler kullanılırken kurum yönetimi nükleer tespit kapasitesinde geride kalmayacaklarını açıkladı.

ABD Ulusal Nükleer Güvenlik İdaresi (NNSA), düşük kapasiteli nükleer patlamaların tespit edilmesine yönelik bir deneme gerçekleştirdiğini duyurdu.

Kurumun basın servisinden yapılan açıklamaya göre çalışma, Nevada Ulusal Güvenlik Sahası’ndaki P Tüneli’nde kimyasal patlayıcılar ve radyoaktif izleyiciler kullanılarak yapıldı.

Denemeden elde edilen verilerin, ABD’nin nükleer patlamaları tespit etme kapasitesini güçlendirme çalışmaları kapsamında bilimsel modellerin sınanması ve algoritmaların hassaslaştırılması amacıyla kullanılacağı kaydedildi.

NNSA, deneyin özellikle sismik etkisi zayıflatılmış patlamaların tespit edilmesine odaklandığını bildirdi.

Klasik yer altı nükleer denemelerinde patlayıcı düzenek kayayla doğrudan temas edecek biçimde derin kuyulara yerleştiriliyor ve patlama dalgası çevreye tam olarak ulaşıyor.

Öte yandan sismik etkisi azaltılmış yöntemde düzenek geniş bir yer altı odasında patlatılıyor; bu uygulama patlamanın yarattığı sismik izi önemli ölçüde düşürüyor.

Deney sırasındaki ölçümler ivmeölçerler, sismometreler, elektromanyetik ve sesötesi sensörler, radyoaktif izleyici örnekleyicileri ile meteoroloji aygıtlarını kapsayan gelişmiş algılayıcı sistemleriyle yürütüldü.

NNSA Başkanı Brandon Williams, nükleer faaliyetlerin saptanmasının nükleer uzmanlık gerektirdiğini belirterek şu ifadeleri kullandı:

“Bu tür deneyler Amerika’nın tespit kabiliyetinde rakipsiz kalmasını sağlıyor. Başkan Donald Trump yönetimi, Birleşik Devletler’in güç konumundan hareket edeceğini açıkça ortaya koydu. Amerikan inovasyonundan kaçış yok. Bu deneyle net bir mesaj veriyoruz: Bu yönetim döneminde Amerika’nın geride kalmasına asla izin verilmeyecektir.”

Nevada’daki deneme planını mayıs ayı ortasında duyuran Williams, yabancı ülkelerdeki nükleer testleri tespit edecek sensörlerin bu sonbaharda test edileceğini belirtmişti.

Williams o dönemde, hasım ülkelerin Kapsamlı Nükleer Testlerin Yasaklanması Antlaşması’nı (CTBT) arkadan dolanarak yürüttüğü nükleer denemeleri saptamak ve sismik sensörlerin verimini artırmak amacıyla merkezi olmayan testler uyguladıklarını dile getirmişti.

ABD’de nükleer test tartışması, Donald Trump’ın geçen yıl nükleer silah denemelerine “eşit şartlarda” yeniden başlayacaklarını açıklamasının ardından hareketlendi.

ABD’nin deneme yapmayan tek ülke olarak kalmasını istemediğini savunan Trump, Rusya, Çin, Kuzey Kore ve Pakistan’ın nükleer testler gerçekleştirdiğini öne sürdü.

Washington yönetimi şubat ayında da Rusya ve Çin ile eşit şartlar temelinde nükleer denemelere dönmeye hazır olduğunu bildirdi.

Birleşmiş Milletler ise mayıs ayı başında yaptığı değerlendirmede, Rusya ve ABD’nin nükleer testlere yeniden başlamasının dünya genelindeki diğer ülkeleri de aynı yönde adım atmaya sevk edeceği uyarısında bulundu.

Okumaya Devam Et

Amerika

Pentagon’dan Boeing’e 20 milyar dolarlık yeni nesil savaş uçağı sözleşmesi

Yayınlanma

ABD Donanması, uçak gemisi filosunun yeni nesil muharip uçağı F/A-XX için Boeing ile 20 milyar doları aşan bir geliştirme sözleşmesi imzaladı. 2030’lu yıllarda envantere girmesi hedeflenen sistem, Super Hornet uçaklarının yerini alacak ve insansız hava araçlarıyla koordineli görev yapacak.

ABD Donanması, uçak gemisi filosunda görev yapacak altıncı nesil F/A-XX savaş uçağının kapsamlı geliştirme süreci için havacılık şirketi Boeing ile 20 milyar doları aşan bir sözleşme imzaladı.

29 Eylül’de duyurulan anlaşma uyarınca üretici firma, donanmanın gelecek nesil hava muharebe filosunu şekillendirecek.

Pentagon yetkilileri, geliştirilecek uçağın çekişmeli hava sahalarında üstünlük sağlama ve uçak gemisi görev gruplarının operasyon menzilini artırma hedefi taşıdığını bildirdi.

Pentagon’un tedarik ve idame işlerinden sorumlu müsteşarı Michael P. Duffey, askeri personelin caydırıcılık, güç gösterisi ve hava hakimiyeti için yüksek ateş gücüne sahip ağ bağlantılı sistemlerle donatılacağını belirtti.

Duffey, programı ABD’nin ulusal güvenliği ve hava muharebe kabiliyeti açısından vazgeçilmez bir yatırım olarak tanımladı.

Donanma Bakan Vekili Hung Cao ise işbirliğinden duyulan memnuniyeti dile getirerek hedeflerinin hava sahasındaki hakimiyeti sürdürmek olduğunu kaydetti.

Yeni Nesil Hava Üstünlüğü programı çerçevesinde imzalanan sözleşme; yer testleri, uçuşa elverişlilik denetimleri ile silah ve sistem entegrasyonunda kullanılacak birden fazla test platformunu kapsıyor.

F/A-XX modelinin 2030’lu yıllardan başlayarak hizmetteki F/A-18E/F Super Hornet ve EA-18G Growler filolarını desteklemesi, sonraki aşamada ise bu uçakların yerini alması öngörülüyor.

Uçak, mevcut F-35C filolarıyla ortak görev icra edecek; insanlı ve insansız hava araçlarının birlikte kullanıldığı müşterek harekâtlarda görev üstlenecek.

Bu anlaşma, Boeing’in üstlendiği ikinci altıncı nesil muharip uçak projesi oldu. ABD Hava Kuvvetleri, 2025 yılındaki F-47 projesi için de aynı üreticiyi tercih etmişti.

Şirket, ulusal güvenlik ve ihracat mevzuatı gerekçesiyle F/A-XX’in teknik verilerinin gizli tutulduğunu açıkladı.

Gelişmenin ardından şirketin New York borsasındaki hisseleri yaklaşık yüzde 2 değer kazandı.

Boeing, aynı süreçte İsrail ordusunun hava unsurlarına yönelik tedarik faaliyetlerini de sürdürüyor.

İsrail Savunma Bakanlığı, 3 Mayıs’ta Boeing yapımı F-15IA modellerinden oluşan ikinci bir filonun yanı sıra Lockheed Martin üretimi F-35’lerden oluşan dördüncü filonun alımına onay verdi.

Toplam 119 milyar dolarlık savunma planı kapsamında konuşan İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, adımın hava sahasındaki operasyonel üstünlüğü pekiştireceğini ifade etti.

Ekim 2023’ten bu yana İsrail ordusu Gazze Şeridi, Lübnan, Suriye ve İran’da geniş kapsamlı hava saldırıları düzenliyor.

Gazze’de büyük bir yıkıma ve çoğunluğunu kadın ile çocukların oluşturduğu on binlerce sivilin ölümüne yol açan saldırılarda ABD menşeli savaş uçaklarının yanı sıra Boeing üretimi güdümlü mühimmatın okul binaları ve çadır kampları hedef alan operasyonlarda kullanıldığı kaydedildi.

Washington yönetimi, çatışma sürecinde İsrail’e aralarında F-15 uçakları ve hassas güdümlü bombaların da yer aldığı milyarlarca dolarlık askeri sevkiyat anlaşmalarını onaylamayı sürdürdü.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English