Bizi Takip Edin

Amerika

Asıl narko-terörist kim?

Yayınlanma

Editörün notu: 3 Ocak’ta Venezuela’nın seçilmiş devlet başkanı Nicolas Maduro, ABD Başkanı Donald Trump’ın talimatıyla “narko-terör” suçlamasıyla başkent Caracas’tan kaçırılarak alıkonuldu. Maduro’nun ilk duruşması dün görüldü ve Devlet Başkanı, duruşmada hakkındaki suçlamaları reddederek, “Ben dürüst bir adamım, ülkemin devlet başkanıyım, savaş esiriyim” dedi. Nitekim bugün ABD Adalet Bakanlığı, Trump yönetiminin Maduro’yu devirme stratejisinin merkezine koyduğu “Cartel de los Soles” (Güneşler Karteli) liderliği suçlamasını resmen geri çekti. Maduro’yu iktidardan uzaklaştırmak için geçen yıl ortaya atılan bu iddia, artık ABD’nin resmi tezlerinden biri olmaktan çıktı. The New York Times tarafından aktarılan bilgilere göre, söz konusu suçlamanın temeli Maduro hakkında 2020 yılında hazırlanan bir büyük jüri iddianamesine dayanıyordu. Bu iddianamedeki ifadeler baz alınarak Temmuz 2025’te Hazine Bakanlığı bu yapıyı terör örgütü listesine dahil etmiş, kasım ayında ise Dışişleri Bakanı Marco Rubio benzer bir adımın bakanlık bünyesinde atılması talimatını vermişti. Burada, Trump’ın dışişleri bakanı Rubio’nun bir zamanlar “Narko Rubio” olarak anıldığı günlere dönmek faydalı olacaktır. Aşağıdaki makalesinde The American Prospect dergisi editörü Maureen Tkacik, Rubio’nun gençliğinde, büyük bir uyuşturucu kaçakçılığı şebekesini yöneten kayınbiraderi Orlando Cicilia ile olan iş ilişkisini ve bu geçmişin Rubio’nun “temiz” siyasi imajıyla çelişkisini ele alıyor. Tkacik, Rubio’nun Latin Amerika’daki solcu yönetimlere karşı “narko-terörist” söylemini kullanırken, ABD’nin ve CIA’in bölgedeki uyuşturucu kaçakçılarıyla (İran-Kontra skandalı, Condor Operasyonu gibi) tarihsel işbirliğini ve Rubio’nun desteklediği sağcı liderlerin kartel bağlantılarını görmezden geldiğini vurguluyor. Ayrıca Tkacik, Rubio’nun siyasi yükselişini, ailesinin sabıkalı geçmişine ve Amerikan dış politikasının uyuşturucu ticaretiyle olan girift ve kirli ilişkilerine rağmen “seçilmiş altın çocuk” olarak nasıl sürdürdüğünü anlatıyor.

***

Narko-Terörist seçkinler

Mauren Tkacik

The American Prospect

23 Aralık 2025

İnternette biraz fazla vakit geçiriyorsanız, Marco Rubio’nun gençliğinde merhum kayınbiraderi Orlando Cicilia için çalışarak fazladan para kazandığını muhtemelen biliyorsunuzdur. Bu işletme, yaklaşık yarım milyon poundluk kokain ve esrar sevkiyatı için paravan olarak egzotik hayvanlar ithal edip satıyordu. Daha sonra, uyuşturucu baronu Mario Tabraue, Tiger King (Kaplan Kral) adlı olağanüstü popüler belgesel dizisinin ana karakterlerinden biri olduğunda, kokainin aslında engereklerin ve boa yılanlarının gövdelerine doldurulduğu söylendi; ancak girişime dair 80 sayfalık iddianamede bundan hiç bahsedilmiyor ve Tabraue, kendisini hayvan zulmüyle suçlayanlara dava açmasıyla tanınıyor.

Tabraue, 1976 ile 1987 yılları arasında 79 milyon dolar değerinde uyuşturucu ithal edip dağıtan uyuşturucu şebekesi hakkında Netflix belgeselcilerine alçakgönüllülükle, “Hayvan alışkanlığımı finanse etmek için satıcılık yaptım” dedi. Manuel Roig-Franzia’nın o zamanlar senatör olan Rubio hakkında 2012’de yazdığı biyografiye göre Rubio’nun işi kafesleri yapmaktı.

Rubio, uyuşturucular hakkında hiçbir şey bilmediğine yemin etti. Henüz 16 yaşındaydı (Kabul etmek gerekir ki, Cicilia’nın sanık arkadaşlarından biri, Tabraue’nin bir önceki yıl öldürdükleri başka bir adamın cesedine ne yaptıklarını federal yetkililere anlatmasını engellemek için ayrı yaşadığı karısını öldürmesini emrettiği iddia edildiğinde sadece 16 yaşındaydı). Tabii bunun bir önemi yok: Hangi politikacının sabıkalı bir akrabası yok ki? Ancak özellikle Rubio için bu bağlantı, uzun süredir özenle koruduğu “tertemiz” imajıyla fazlasıyla uyumsuz görünüyor. Rubio, üçüncü sınıf öğrencisiyken, Las Vegas’ta yaşadıkları kısa dönemde ahlaklı yeni komşularına daha iyi uyum sağlamak için ailesini Mormonluğa geçmeye ikna etti. Lisedeki her boş saatini futbola takıntılı bir şekilde geçirdi ve eşi haftada pek çok kez birden fazla kilisede ayinlere katılıyor.

Univision, 2011’de Rubio’nun Cicilia’nın işiyle olan bağlarını haberleştirdiğinde, Rubio ekibi tüm kanala savaş ilan etti; önce yöneticilere haberi rafa kaldırmaları için baskı yapmak üzere Ana Navarro gibi vekilleri gönderdi, ardından diğer Cumhuriyetçi politikacıları, kanalın kayınbiraderi hakkındaki bilgileri kendisinden bir röportaj “koparmak” amacıyla “şantaj” olarak kullanmaya çalıştığı gibi anlamsız bir gerekçeyle tartışma programını boykot etmeye ikna etti.

Ertesi yıl Rubio’nun anı kitabı, Cicilia’yı Eski Dünya’nın evlada özgü sadakatinin bir timsali ve en güzel çocukluk anılarının merkezi bir figürü olarak sundu. Cicilia’nın kokaini boşaltılmış sigara kartonlarına doldurup sakladığı ev, zorlu Vegas yıllarında darmadağınık ailesini bir arada tutan bir sığınak olarak tasvir edildi. Futbol takıntılı genç Rubio için en önemlisi, Cicilia ona hayvan kafeslerini temizlemesi ve yedi Samoyed köpeğini yıkaması karşılığında Dan Marino’nun 14-2’lik ikinci sezonundaki tüm Dolphins iç saha maçlarına bilet almasına yetecek kadar nakit ödüyordu. Rubio’nun lise üçüncü sınıfındaki o aralık gününde, Cicilia kısa bir süre yaşadığı evden kelepçelerle götürüldüğünde tüm ailesi “şaşkına dönmüştü.”

Bugün Marco Rubio, Trump yönetiminin en yaman yalancısı. Pam Bondi, Pete Hegseth, Karoline Leavitt veya Stephen Miller; bir soykırım karşıtı protestocuyu, bir gündelik işçiyi, sandviç fırlatan birini veya Hellfire füzesiyle vurulmuş bir balıkçı teknesinin enkazına tutunan bir balıkçıyı “terörist” olarak adlandırdığında patolojik görünüyorlar. Fakat Rubio, Trump’ın tartışmasız en kinik politikasının, yani uyuşturucu kartelleriyle savaşmak adına her Latin Amerika ülkesinin hükümetinin tepesine uyuşturucu karteli patronlarını ve yandaşlarını atama planının mimarı olmasına rağmen, Cumhuriyetçi Parti içindeki en yüksek onay oranlarına sahip.

Eylül ayında Rubio, cinayet oranının 2016’dan bu yana sekiz kat arttığı bir ülkeyi yöneten Ekvador Devlet Başkanı Daniel Noboa’yı, “bu narko-teröristlere ve Ekvador’un güvenliği ile istikrarına yönelik bu tehditlere karşı savaşı götürmek için sadece son birkaç yılda önceki yönetimlerden daha fazlasını yapan” ve “inanılmaz derecede istekli bir ortak” olarak övdü. Sadece beş ay önce, suçlayıcı bir soruşturma, Noboa’nın ailesine ait meyve şirketinin 2020 ile 2022 yılları arasında muz kasaları içinde Avrupa’ya 700 kilo kokain kaçırdığını ortaya çıkardı. Rubio, hüküm giymiş (ne yazık ki yeni affedilmiş) uyuşturucu kaçakçısı Juan Orlando Hernández’in davasını yorulmadan savundu. 2018’de Rubio, o zamanki Honduras Devlet Başkanı Hernández’i uyuşturucu kaçakçılarıyla mücadele ettiği (ve İsrail’i desteklediği) için şahsen ve alenen övdü; bundan sadece yedi ay sonra kardeşi, Tony Hernández için “TH” damgalı konteynerlerde 158 ton kokain kaçırmakla suçlandı.

Rubio, El Salvadorlu ve Arjantinli küçük diktatörler Nayib Bukele ve Javier Milei’nin suçla mücadele çabalarından övgüyle bahsetti; oysa ilkinin MS-13 ile belgelenmiş ittifakı ve geçen sonbaharda liberteryen siyasi partisini saran çeşitli Miami kokain kaçakçılığı skandalları ile her iki liderin de uyuşturucu kartellerinin en sevdiği kara para aklama yöntemine olan kölece bağlılığı ortada. Rubio, babası gerçek bir Nazi savaş suçlusu olan ve tüm siyasi kariyerini Augusto Pinochet’nin acımasız saltanatını yücelterek, aklayarak ve geri getirmeyi vaat ederek geçiren yeni seçilmiş Şili Devlet Başkanı José Antonio Kast’ın Washington’daki en büyük destekçilerinden biri oldu. Pinochet, Şili ordusuna bizzat bir kokain laboratuvarı kurma emri vermiş, uyuşturucu ticaretini korkunç gizli polisi içinde konsolide etmiş ve ardından gizli polis kimyageri Eugenio Berríos gibi kilit komplocuları iddiaya göre “ortadan kaybetmişti.”

Ve Rubio en az on yıldır, bazıları tarafından eski Florida senatörü için Kissinger benzeri bir figür olarak tanımlanan eski Kolombiya Devlet Başkanı Alvaro Uribe hakkındaki çok sayıda cezai soruşturmayı kınadı, bunlara karşı strateji geliştirdi ve övdü. Pentagon’un 1991 tarihli analizi, Rubio’nun örnek bir uyuşturucu savaşçısı olarak tasvir ettiği Uribe’yi, en önemli 100 Kolombiyalı narko-teröristten biri, Pablo Escobar’ın yakın kişisel dostu ve “Medellín (uyuşturucu) karteliyle yüksek hükümet seviyelerinde işbirliğine adanmış” bir siyasi figür olarak tanımlıyordu.

Bu bizi, Rubio’nun Nicolás Maduro’nun ABD’yi ucuz kokaine boğan “Güneşler Karteli” adında bir şeyi yönettiği bahanesiyle Venezuela’ya ve oradan çıkan balıkçılara karşı yürüttüğü mevcut devlet destekli terör kampanyasına getiriyor. Bunun bir masaldan başka bir şey olmadığı gerçeği, yakında incelemeyi umduğum delilikle dolu 2020 tarihli bir iddianamede ortaya konuyor; ancak iddianamenin zayıflığı, SOCOM’un insansız hava araçlarıyla yok etmek için seçtiği cılız teknelerle de vurgulanıyor.

Geçen hafta, Berkeley emeritus profesörü Peter Dale Scott, The New York Times’a bir mektup yazarak gazetenin, Trump’ın geçimlik kaçakçıları katletmesi ile 400 tondan fazla kokain kaçıran hüküm giymiş bir kaçakçıyı affetmesi arasındaki “dikkat çekici uyumsuzluk” nitelemesine itiraz etti. Aslında, “çelişkinin” belirgin bir şekilde sıradan olduğuna dikkat çekti: “Kötü tasarlanmış ve kasten yanlış adlandırılmış ‘Uyuşturucuyla Savaş’, on yıllardır CIA’in uyuşturucu kaçakçılarıyla olan çelişkili dahli için bir kılıf olmuştur.” Scott, bunun özellikle Venezuela’da geçerli olduğunu belirtti. 1990 yılında ülkede ele geçirilen 998 poundluk kokaini soruşturan Gümrük Teşkilatı müfettişleri, teşkilatın Kolombiyalı kartellere “sızmak” adı altında kokain kaçırmak içƒin üst düzey askeri generallerle ortak bir çaba yürüttüğünü keşfetti. Girişime “Cartel de los Soles” (Güneşler Karteli) lakabı takılmıştı ve Times’ın kendisi, Hugo Chávez kartelin başındaki generali hapsedip Uyuşturucuyla Mücadele Dairesini (DEA) Venezuela’dan kovana kadar bu girişimin ABD’ye tonlarca kokaini neredeyse hiç hesap vermeden başarıyla soktuğunu bildirdi; bu noktadan sonra ülkenin bir “narko-devlet” olduğu gerekçesiyle endüstriyel sabotajları, askeri darbeleri ve nihayetinde terör saldırısı projelerini finanse etmek moda oldu.

Tarihçi Greg Grandin’in yakın tarihli bir podcast yayınında belirttiği üzere, Trump yönetiminin mafya yönetimine dalışının ölçeği ve kapsamı birçok alanda gerçekten emsalsiz olsa da Latin Amerika’da bu, en az bir asır öncesine dayanan bir politikanın devamı niteliğinde. Grandin, “Donald Trump’ın temsil ettiği her bir dehşetin arkasında, Trump’ın bugün yaptıklarını mümkün kılan politikaları ilk kez uygulamaya koyan uzun bir ABD başkanları silsilesi var” dedi. Çok az Amerikalı bu dersi Marco Rubio kadar küçük bir yaşta ve zor yoldan öğrendi.

“İRAN-KONTRA” OLARAK BİLİNEN LABİRENTVARİ SKANDAL, 1986 yılında Nikaragua Hava Kuvvetleri’nin şüpheli bir Fairchild kargo uçağına füze fırlatmasıyla çözülmeye başladı. Bomba atarlar, AK-47’ler ve mühimmatla tıklım tıklım dolu gövde, iki pilot ve bir telsiz mürettebatıyla birlikte yere çakılırken, Wisconsinli yalnız bir beyaz adam (sadece birkaç hafta önce öldü) paraşütle sağ salim indi ve hızla “Max Gomez” adında bir adamla bir CIA projesi için çalıştığını itiraf etti. Gomez’in, Mario Tabraue’nin babası Guillermo’nun, doktor Manuel Artime liderliğindeki anti-komünist devrimcilerden oluşan ve Domuzlar Körfezi işgalini ve sonrasında yıllarca Küba’da çeşitli terör saldırılarını ve sabotaj operasyonlarını gerçekleştiren Movimiento de Recuperación Revolucionaria veya MRR’den eski yoldaşlarından biri olan Félix Rodríguez olduğu ortaya çıktı.

Uçağın, kartel tetikçileri tarafından henüz öldürülmüş olan Özel Kuvvetler pilotluğundan üretken bir kokain kaçakçılığına geçiş yapan Barry Seal’e ait olduğu anlaşıldı. Quaalude kaçakçılığından hüküm giymesinin ardından Seal, CIA’in uçağa gizli kameralar yerleştirmesine izin vermiş ve Pablo Escobar’ı Managua’da bir Sandinista generalinin sözde üst düzey yardımcısıyla birlikte spor çantalara kokain doldururken görüntüleyerek Nikaragua’nın Sandinista hükümetine uyuşturucu kaçakçılığı suçu “atmak” amacıyla gizli bir tuzak operasyonuna girişmişti; bu durum daha sonra Reagan yönetiminin Orta Amerika ülkesinde rejim değişikliğini finanse etmek için fon talebini yenilemesine temel oluşturdu. Başkan Reagan, 1986’da televizyonda yayınlanan bir konuşmasında, “Uyuşturucu sorunuyla ilgilenen her Amerikalı ebeveynin, üst düzey Nikaragua hükümet yetkililerinin uyuşturucu kaçakçılığına derinden bulaştığını öğrenince öfkeleneceğini biliyorum. Sandinistaların tenezzül etmeyeceği hiçbir suç yok gibi görünüyor” dedi.

Ancak “Sandinista yetkilisinin” eski bir ABD büyükelçiliği çalışanı olduğu ortaya çıktı ve Seal’in, Domuzlar Körfezi’ne katılmış gibi görünen ve hatta 1963’te daha sonra teşkilattaki yöneticisi olacak aynı Félix Rodríguez ile fotoğrafı bulunan uzun süreli bir CIA varlığı olduğu anlaşıldı. Rodríguez yumuşak tavrıyla tanınmazdı: Meksika’da bulunan DEA ajanı Kiki Camarena’nın 1985’teki korkunç kartel infazının soruşturmasına katılan üç yetkili, genç ajanın teşkilatın Meksikalı kartellerle işbirliğinin boyutunu ortaya koyan kanıtları keşfetmesinin ardından Rodríguez’in infaz emrini verdiğini defalarca iddia etti; şu anda bir dizi YouTube kısa filminde rol alan ve yakın zamanda Domuzlar Körfezi yıldönümü etkinliği için eski Kolombiya Devlet Başkanı Uribe’yi ağırlayan Miami’nin sadık ismi bu suçlamayı reddediyor.

MRR’nin Latin Amerika yeraltı dünyasını fethinin kökeni en az 1964’e, CIA’in Manuel Artime’ın lezbiyen karısının pornografik fotoğraflarını ele geçirdiği bildirilen zamana kadar uzanıyor; patronları kadının hem Fulgencio Batista’nın hem de eski Venezuela diktatörü Marcos Pérez Jiménez’in metresi olduğunu öğrenmişti. Aynı sıralarda MRR, Küba açıklarında yanlışlıkla üç İspanyol denizciyi öldürdü. Halkla ilişkilerdeki çöküşü sınırlamak adına Artime’a, Luis Somoza’nın sağcı diktatörlüğünün projelerini daha kayıtsız şartsız besleyebileceği Managua’da daha fazla zaman geçirmesi tavsiye edildi. Fakat Artime kısa süre sonra farklı bir skandalla haberlere konu oldu: Kocası Orta Amerika’daki eğitim kamplarından birine alınan New Jerseyli genç bir Kübalı göçmen, Artime’ın kocasını öldürtmek için kiralık katiller tuttuğunu bildiren isimsiz bir mektup almıştı; zira kocası “kamplardaki ahlaksız faaliyetleri onaylamıyordu; bunlar arasında Artime’ın teknesinde, bir Nikaragua hükümeti yetkilisiyle işbirliği içinde gerçekleşen içki kaçakçılığı da vardı.” Kosta Rika gümrük yetkilileri aynı sıralarda, yetkisiz bir gerilla kampı gibi görünen bir yerin yakınındaki ormanda on binlerce dolar değerinde kaçak viski ve kadın kıyafetiyle dolu terk edilmiş bir uçak keşfetti. Bir FBI muhbiri, “farklı Kübalı sürgün liderlerinin Artime ve MRR’nin Küba devrimci faaliyetlerinden geçindiğini; antikomünist savaş yerine kaçakçılıkla uğraştığını; ve komando ve sızma faaliyetleri için tasarlanan fonları zimmetine geçirdiğini iddia etmeye devam ettiğini… Artime’ın adamlarının Orta Amerika’dan büyük hayal kırıklığıyla veya yasadışı faaliyetlerden kazanılan büyük miktarda parayla döndüğünün iddia edildiğini bildirdi.” Guillermo Tabraue bu yıllarda MRR’nin “veznedarı” olarak görev yaptı ve hangi kampa dahil olduğu konusunda çok geçmeden çok az belirsizlik kalacaktı.

1970 yılında, Narkotik ve Tehlikeli İlaçlar Bürosu, “kayıtlı tarihteki en büyük uyuşturucu kaçakçısı toplama operasyonu” olarak adlandırdıkları yedi şehre yayılan bir yıldırım baskın gerçekleştirdi ve bir basın toplantısında tutuklanan 150 kişiden hiçbirinin “bilinen bir organize suç üyesi” olmadığını belirtti, ancak çoğunun -bir tahmine göre yüzde 70’inin- Artime’ın Domuzlar Körfezi gazileri örgütüne üye olduğundan bahsetmekten kaçındı. Sadece iki yıl sonra, eyalet savcılığı, “aylaklık etmekten” hüküm giyen iki genç kadının cezasını indiren bir belediye yargıcına kol düğmeleri verdiğini ve emniyet müdürüne çeşitli eşyalar sattığını keşfettikten sonra Tabraue’nin kuyumcu dükkanı hakkında soruşturma başlattı. Ertesi yıl Artime, Medellín kartelinin baş muhasebecisi ve Panamalı diktatör Manuel Noriega’nın yakın sırdaşı olacak Ramon Milian-Rodriguez adında 23 yaşındaki bir muhasebe dehasını, Watergate soygununa katılan dört Domuzlar Körfezi mezununun yasal savunma fonlarına yardımcı olmak üzere Nikaragua bankalarına para aklamaya başlaması için işe aldı.

1972’de CIA, uyuşturucu soruşturmalarının “ulusal güvenlik” endişeleriyle çelişmemesini sağlarken eski varlıklarını gözlemlemesi için Büro’ya kendi gizli operasyon uzmanlarından oluşan bir ekip görevlendirmeyi teklif etti. BNDD, Narkotik Bürosu Gizli İstihbarat Ağı adında gelişmiş bir veritabanı oluşturdu -Büro DEA’ya dahil edildiğinde adı DEACON olarak değiştirildi- ve istihbarat ağını güçlendirmek için ilk büyük üyesi olarak Tabraue’yi işe aldı. CIA, 1970’lerde rakip uyuşturucu kaçakçıları hakkındaki istihbaratı için Tabraue’ye ayda 1400 dolar ödedi.

Plan tam olarak amaçlandığı gibi işledi: CIA’in ideolojik hedefleriyle müttefik olan uyuşturucu kaçakçıları korundu, yardım edildi ve/veya varlık olarak işe alındı; solculara rüşvet veren veya onlarla işbirliği yapan, teşkilata ters düşen veya kullanım ömrünü dolduran uyuşturucu kaçakçıları ise kovuşturmaya uğratıldı veya bir kenara atıldı. Kovuşturmalar düşük öncelikliydi ve DEACON ekibinin 1970’lerde DEA uyuşturucu kovuşturmalarına kabul edilebilir hiçbir kanıt sunmadığı bildirildi (Eski DEA yetkilisi Dennis Dayle’ın 1986’da yakındığı üzere: “DEA ve ilgili kurumlarla geçirdiğim 30 yıllık deneyimimde, soruşturmalarımın ana hedefleri neredeyse her zaman CIA çalışanları çıktı”). CIA’in “savunmasına” göre, bu uyuşturucu gelirleri, solun bastırılmasını kolaylaştıran korku, güvensizlik ve umutsuzluk atmosferini muhtemelen yoğunlaştıran terör saldırılarını, suikastları ve sızmaları finanse ediyordu. 1975’te Domuzlar Körfezi gazileri, gerçekleşen terör saldırılarının neredeyse yarısına karışmıştı, ancak savaşlarını akıllıca seçiyorlardı. Watergate soruşturması sırasında Artime, CIA ajanlığından Nixon operatörlüğüne geçen E. Howard Hunt’ın kendisini Panamalı popülist Omar Torrijos’a suikast düzenlemesi için işe aldığını ifade etti; Kübalı sürgün liderinin sırdaşı olan bir özel dedektif tarafından yazılan rapora göre bunun nedeni “Nixon Yönetimi’nin ABD’ye uyuşturucu akışının Panama üzerinden süzülmesinden son derece endişeli olmasıydı.” Artime, Meclis Suikastlar Alt Komitesi önünde ifade vermesi planlanan tarihten önceki haftalarda aniden öldü.

İkiz Condor Operasyonları dönemin tonunu belirledi: Bu, Augusto Pinochet ve Arjantin cuntası tarafından 1975’te resmen başlatılan (ve ancak yirmi yıl sonra çok gizli bir Paraguay “terör arşivi”nin keşfedilmesiyle ortaya çıkan), Güney Amerika genelinde solcu aktivistleri, muhalifleri, ihbarcıları ve diğer sakıncalı kişileri ortadan kaldırmak üzere kokainle finanse edilen ölüm mangalarını serbest bırakan gizli bir kıtasal programdı. Bazı akademisyenler şimdi daha yakın zamanda keşfedilen belgelere dayanarak Condor’un gerçek kökeninin, her yerde hazır ve nazır olan Félix Rodríguez ve bir başka MRR gazisi tarafından Che Guevara’yı avlamak ve infaz etmek için denetlenen 1967 operasyonu olduğunu savunuyor. Berkeley fahri profesörü Scott’ın İran-Kontra dönemine ilişkin temel araştırmasında alıntılanan bir Arjantinli istihbarat subayı, “Fikir… Sınırların her devletin bireysel coğrafyasıyla bitmediği, Batı siyasetini nerede gerekirse savunmanın gerekli olduğudur. Bu nedenle, ikinci bir Küba olabilecek olanlara karşı hareket etmek ve ABD ile doğrudan ve dolaylı olarak işbirliği yapmak gereklidir” diye açıkladı.

Aynı sıralarda ve aynı isim altında, Amerikan DEA, Meksika ordusu ve Meksika polisinin resmi bir işbirliği, binlerce dönümlük haşhaş ve esrar bitkisini yok ederek birçok küçük çiftçiyi perişan etti ve bugüne kadar devam eden bir cinayet ve grotesk şiddet salgınını başlattı. Akademisyen Adela Cedillo, Meksika Condor Operasyonu’nun gerçek amacının, küçük ölçekli tarımı esasen suç sayarak popülist solu yok etmek ve Meksika ordusunu bir avuç baskın oyuncunun yararına yeniden organize edip merkezileştirmek -başka bir deyişle, adaşınınkine neredeyse tıpatıp benzeyen gizli bir gündeme hizmet etmek- olduğunu savunuyor. Marco Rubio, Trump’ın sürat teknesi bombalamaları üzerine yaptığı yakın tarihli konuşmada olduğu gibi, narko-kaçakçılığı azaltmaya yönelik engelleme ve diğer geleneksel kolluk kuvveti yaklaşımlarının etkinliğini “askeri” operasyonlar lehine kötülediğinde, uyuşturucu savaşı etkinliğine dair var olan her ampirik değerlendirmeyle çelişiyor evet, ama aynı zamanda daha büyük bir hedef adına kirli savaş yürütmek için Soğuk Savaş dönemine ait bir tür genel lisansın özlemini çekiyor.

Ekim ayında, Trump yönetimi Arjantin pesosunu istikrara kavuşturmak için 40 milyar dolar taahhüt edip paranın Milei’nin partisinin ülkenin ara seçimlerinde çoğunluğu kaybetmesi durumunda yok olacağı uyarısında bulunduktan sonra, gelişmekte olan piyasalar tahvil yatırımcısı bana kayıtsızca, “Condor Operasyonu’nu geri getiriyorlar” dedi. Ve belki de hiç bitmemişti: Bu ayın başlarında, uzun süreli CIA ajanı Bob Sensi, 750 bin dolar aklamak ve bir Meksika karteli ajanı kılığına giren bir hükümet muhbiri için altı kilogram C-4 taşıyabilen ticari dronlar ve bomba atarlar temin etmeyi kabul etmek suçlamasıyla eski bir üst düzey DEA yetkilisiyle birlikte narko-terörizm komplosu kurmaktan suçlandı. İkili, muhbire “Meksika’dan dikkati başka yöne çekmek” ve Gustavo Petro’nun merkez sol hükümetine yöneltmek için “fentanil operasyonlarını Meksika’dan Kolombiya’ya taşıdıkları algısını yaratmalarını” tavsiye etti. Belki de dikkate değer bir şekilde, plan Kasım 2024 seçimlerinden sadece haftalar sonra başlatıldı.

Sensi’nin Larry Kolb adında bir CIA tanıdığı tarafından yazılan America at Night adlı anı kitabı, iddia edilen kara para aklayıcıyı, 1985’te George H.W. Bush tarafından kendisine şahsen tanıştırılan ve doğrudan o zamanki CIA direktörü Bill Casey’e rapor verdiğini söyleyen kurnaz, her işe koşan bir bitirici olarak tanımlıyor. Sensi o sırada, gölge operatörlerin ve gayri resmi vekillerin çeşitli rehineler için gizli fidyeleri müzakere etmek üzere Hizbullah ve İran yetkilileriyle gizlice görüştüğü İran-Kontra’nın Orta Doğu arka kanal unsurlarına derinlemesine dalmıştı, ancak Kuwait Airways’deki bir “paravan” işten fonları zimmetine geçirmekle suçlandı ve kitaba göre o zamandan beri intikam peşindeydi. Eski bir istihbarat subayı Prospect’e, Sensi’nin mevcut yasal sorunlarının uzun sürmeyeceğini, çünkü önceki yönetimlerin 1990’ların başından sağ çıkan çoğu İran-Kontra başrol oyuncusunu yararlı bulduğu gibi Trump yönetiminin de onu yararlı bulacağını öngördü.

Bu bizi, 1970’lerde Rolls-Royce kullanan kuaför ve MRR gazisi José Medardo Alvero Cruz ile ilişkili geniş bir uyuşturucu kaçakçılığı örgütüne üye olan Tabraue ailesine geri getiriyor. Cruz ve Tabraueların işbirlikçilerinden oluşan koca bir grup 1979’da yakalandığında, ilgili bir grup Domuzlar Körfezi gazisi, Condor Operasyonu’nun 1980’lerdeki ilk büyük başarı öyküsü olan Bolivya’daki “kokain darbesi”ne dahil oldu; burada Nazi savaş suçlusu Klaus Barbie ve İsrail eğitimli Arjantinli psikolojik harekât gurusu olup sonradan kokain kaçakçısına dönüşen Alfredo Mario Mingolla, sol eğilimli bir devlet başkanı adayının seçilmesini takip eden haftalarda dünyanın en utanmaz narko-rejimlerinden birini kurmak için işbirliği yaptı. Sağcı askeri cunta, uyuşturucu kaçakçılarını hapisten çıkarmak ve hatta ülkenin önde gelen kartel patronunun “DEA tarafından kontrol edildiğini” iddia ettiği bir kokain fabrikası açmak için yarışırken, kaçakçılar yeni rejimle işbirliği yapmak için yarıştı; bu döngü ertesi yıl Torrijos’un ani ölümü ve Panama’da narko-dostu Manuel Noriega’nın göreve gelmesiyle tekrarlandı. Ancak Somoza ailesinin Soğuk Savaş boyunca anti-komünist paralı askerlere epey uyumlu olarak ev sahipliği yaptığı Nikaragua, 1979’da Sandinistalar tarafından fethedilmişti ve eski MRR tabanı bunu kişisel algıladı. Sandinistalarla savaşmak için CIA ve işleri tıkırında olan uyuşturucu kaçakçıları, El Salvador, Kosta Rika, Guatemala ve Panama’da üsleri olan, petrol depolama tanklarını ateşe veren, limanlara manyetik mayınlar döşeyen ve Managua Havaalanı’nı bombalayan “Kontralar” olarak bilinen bir anti-komünist milis konfederasyonunu finanse etti; tüm bunlar, bir Dışişleri Bakanlığı yetkilisinin ifade ettiği üzere, Nikaragua’yı “Latin Amerika’nın Arnavutluk’u”na dönüştürme fikriyle yapılıyordu. Bu arada, kullanıcılara ve geçimlik girişimcilere yönelik sert baskılar, hapishane nüfusunu 1975 ile 1990 arasında yüzde 250 artırarak aileleri ve toplulukları kalıcı olarak travmatize etti.

Kongre o zamanlar biraz farklı çalıştığı için, Reagan yönetiminin vergi dolarlarını Kontraları finanse etmek için kullanmasını önlemeye çalışan beş yasa geçirdi. CIA’in geniş uyuşturucu kaçakçılığı ağı bunu zaten yapmıştı, ancak sıkılaşan kısıtlamalar kayıt dışı yoğun bir bağış toplama çabasına yol açtı. Tabraue, sahibi olduğu Club Olympo adlı sosyal kulüpte Nikaragua’daki “komünizmle mücadele” amaçlı bağış toplama etkinliklerine ev sahipliği yaptı ve Birleşme Kilisesi tarikatı, Kontra liderleriyle anti-komünist konuşma turları düzenledi. Kontralar, nakit ve silah karşılığında derin devlet lobicilik hizmetleri takas etmeyi teklif etme konusunda hukuki sorunları olan kaçakçıları aradı. Manuel Artime’ın eski öğrencisi Milian-Rodriguez, Medellín karteli adına doğrudan Félix Rodríguez’e teslim edilmek üzere 10 milyon doların biraz altında katkıda bulundu.

ORLANDO CICILIA, MARCO RUBIO DOĞDUKTAN BİR YIL SONRA MIAMI’YE GÖÇ ETTİ, kısa bir süre sonra Rubio’nun kız kardeşiyle çıkmaya başladı ve genç çocuğun çocukluğunda önemli bir yer edindi; anı kitabındaki özellikle unutulmaz bir an, ilkokul ikinci sınıftaki Marco’nun Noel Baba’dan gelmesi gereken bir bisikleti monte ederken Cicilia’yı yakaladığında Cicilia’nın yüzündeki suçlulukla dolu dehşeti anlatır. Bundan yaklaşık üç yıl sonra, Rubiolar Las Vegas’ta yaşarken, Cicilia Tabraue aile şirketinde çalışmaya başladı.

Sadece bir yıl önce, Ricardo Morales’in zamansız ölümü ve geleceğin adalet bakanı Janet Reno’nun bariz özensizliği, Mario Tabraue ve çoğu Miami Kübalısı olan yaklaşık 50 kişi aleyhindeki birbiriyle ilişkili bir dizi uyuşturucu kaçakçılığı davasını çökertmişti. Morales, Kennedy suikastına karıştığından şüphelenilen bir başka Domuzlar Körfezi adamı ve itirafçı teröristti, ancak oğluna her zaman Kasım 1963’te Dallas’a gittiğinde kendisine hiçbir emir vermeyen yöneticiler tarafından “ekildiğini” söylemişti.

Tabraue ailesinin uyuşturucu satması, 1970’lerden kalma kolluk kuvveti notlarına ve Guillermo Tabraue’nin 1981’de kuyumcu dükkanı adresinde “Mota Import Corp Inc.” adıyla kaydettirdiği bir işletmeye göre herkesin bildiği bir sırdı. Ancak Tabraue’nin esasen dokunulmaz olduğu da bilinen bir sırdı: Onlarca Miami ve Florida Keys kolluk kuvveti memuru 1980’lerde onun maaş bordrosunda yer aldı. Ancak Morales ve diğer muhbirler federal yetkililere, açgözlülük ve iç çatışmaların girişimi kontrolden çıkardığını ve arkasında Tabraue’nin ayrı yaşadığı karısı ve Larry Nash adında bir ATF muhbiri de dahil olmak üzere bir ceset izi bıraktığını söyledi. 1981’e gelindiğinde savcılar bir iddianame hazırlamıştı. Sadece Tabraue’nin konutuna ve güvenli evlerine yapılan bir baskında 12 bin pound ot ve 150’den fazla uzun namlulu tüfek ve hafif makineli tüfek ele geçirilmişti.

Ancak avukatları telefon dinlemelerine odaklanmaya başlayınca tüm davalar çökmeye başladı. Morales’in güvenilirliği olmadığını -sadece kendisi de kariyer suçlusu olduğu için değil, aynı zamanda Muammer Kaddafi için çalışmaya giden ve sonra Libya liderine suikast düzenlemeyi planlayan haydut bir CIA ajanı kadrosuyla ilişkili olduğu için- savundular. Ve dedektiflerin hasta bir tukan hakkındaki konuşmanın narkotik için şifre olduğunu varsaydığı bir gözetim bandı bölümü buldular; oysa söz konusu merhum tukanın cesedi, Tabraue ve avukatının kelimenin tam anlamıyla konuştuklarını “kanıtlayabilirdi”.

Sonra Morales, Florida Keys’deki bir bar kavgasında görev dışı bir polis memuru tarafından vurularak öldürüldü; yetkililer bunun kimsenin suçlanmaması gereken meşru bir cinayet olduğu sonucuna vardı. Morales’in avukatlarından John Komorowski, “Buna inanıyorsanız, size ucuza satacak bir otoyolum var. Birinin Mоrales’in ölmesine ihtiyacı vardı ve onu infaz etti… Kim? Tanrı bilir. Kübalılar, Castro karşıtı Kübalılar, uyuşturucular, CIA, herhangi biri olabilir” ifadelerini kullandı. (Morales, istihbarat topluluğunun bu acımasız hesabının tek kurbanı değildi: Sadece aylar önce, Meksika merkezli bir DEA ajanı, üç hükümet müfettişinin, dahil olmadığını iddia eden bizzat Félix Rodríguez tarafından tertip edildiğini iddia ettiği bir suçta ayrıntılı bir şekilde işkence görüp infaz edilmişti). İnanılmaz bir şekilde, baskın ile davasının reddedilmesi arasındaki aylarda Miami Herald’da yayımlanan ve suç dalgasının Little Havana üzerindeki etkisini konu alan gösterişli bir makalenin baş kahramanı… Mariel tekne göçüyle Küba’dan Florida’ya göç eden “kötü adamların” dükkanına verdiği zarardan yakınan Guillermo Tabraue’den başkası değildi.

Cicilia’nın Tabraue evcil hayvan dükkanına katıldığı yıl, Guillermo’nun iş ortağı olan Jorge adında bir başka Tabraue, şebekenin kiraladığı bir Dade County dedektifiyle birlikte, bir karavan ve mobil ev ağı aracılığıyla “son beş yılda Michigan’da satılan (esrarın) çoğunun” kaçakçılığını yapmaktan Detroit’te suçlandı; o davadaki bir muhbir, ekibin otlarını rüşvet verilmiş Sahil Güvenlik yetkililerinin gözü önünde Louisiana’da boşalttığını söyledi. Ardından 1985’te, Lazaro adında üçüncü bir Tabraue, Kübalı sürgün topluluğunun (yine) bir başka direği olan gazete yayıncısı Alberto Rodriguez ile birlikte, kuyumcu dükkanının otoparkının yakınında sivil bir polise 90 bin dolar değerinde kokain satmaktan suçlandı. Ve 1987’de, tüm tezgah nihayet “Kobra Operasyonu” adı verilen çok kurumlu bir tuzakla çöktü; burada Guillermo Tabraue operasyonun “patriği”, oğlu Mario “yönetim kurulu başkanı” ve Orlando Cicilia “paravan adam” ve “iki numara” olarak tanımlandı.

Guillermo Tabraue’nin 1989’daki ceza davasının onuncu haftasında, Gary Mattocks adında bir adam adliyeye geldi ve dört yıl boyunca DEA içindeki CIA DEACON projesinde Guillermo Tabraue’nin yöneticisi olduğunu ifade etti. Mattocks daha önce, Kosta Rika merkezli üretken bir Kontra kaçakçısı olan Sandinista sığınmacısı Edén Pastora’nın irtibat görevlisiydi; her ikisi de Barry Seal’in tuzak operasyonu sırasında oradaydı. George Bush’un duruşmayı bozması için Mattocks’a bizzat emir verdiği söylentileri dolaşıyordu.

Tabraue’nin bir ajan olduğunun ortaya çıkması hem tüm zamanların en az şaşırtıcı ifşasıydı hem de Mario Tabraue’nin avukatının nitelemesiyle “ağızları açık bırakan bir sürprizdi.” Savcılar savunma ekibini “bombalarını” maksimum etki anına kadar kasten saklamakla suçladı; yargıç hükümeti “sol elin ne yaptığını bilmemekle” suçladı. Tabraue’nin DEACON muhbiri olduğu yıllarda “Abraham Diaz” takma adıyla faaliyet gösterdiği ortaya çıktı, fakat federal muhbir statüsü 1981’deki ilk büyük Tabraue baskınıyla ilgili haberlerde yer almıştı. O zamanlar 65 yaşında olan patrik, Maxwell Hava Kuvvetleri Üssü’ndeki asgari güvenlikli bir hapishane kampında sadece birkaç ay kaldıktan sonra nihayet Mart 1990’da serbest bırakıldı.

O noktada, Tabraue çetesinin savcısı Dexter Lehtinen daha büyük balıklara yönelmişti: Bush yönetiminin ülkeyi kelimenin tam anlamıyla işgal etmek için bir bahane olarak kullandığı, uyuşturucu kaçakçılığı ve kara para aklama suçlamalarıyla kendi kendini iade etmeyi reddeden Panamalı diktatör Manuel Noriega. Yıldız tanığı, 1970’lerde Manuel Artime’ın öğrencisi olan ve uyuşturucu parasının Orta Amerika bankalarına sevkiyatını koruması için Noriega’ya 320 milyon ila 350 milyon dolar arasında ödeme yaptığını söyleyen Medellín karteli muhasebecisi Ramon Milian-Rodriguez’di.

Milian-Rodriguez, CIA’in gözüne girmek umuduyla Félix Rodríguez’e teslim edilmek üzere Nikaragua Kontralarına da yaklaşık 10 milyon dolar gönderdiğini ifade ettiğinde bazı pürüzler yaşandı. Daha sonra Noriega, CIA’in kirli uyuşturucu savaşına katılımı için kendisine on milyonlarca dolar ödediğini iddia etti; teşkilat sadece 330 bin dolar ödediğine dair kayıtlar bulabildi. Ancak genel olarak, CIA’in günahları için eski bir CIA kuklasını ateşe atmak üzere sözde egemen bir ülkeyi işgal etme kampanyası -Haklı Dava Operasyonu olarak bilinir- o kadar büyük bir başarıydı ki Elliott Abrams ve Brett McGurk gibi Trump’ın dış politika beyin takımının devleri, savaş yorgunu Amerikalılara Venezuela’da rejim değişikliği için planlarının Irak veya Libya değil, Panama olduğunu anlamaları için alenen yalvardı.

İşgalden sonraki yaz Marcio Rubio, Lehtinen’in karısı, Kongre’nin ilk Kübalı Amerikalı üyesi seçilen bir başka CIA bağlantılı anti-komünist Kübalı sürgünün kızı olan Ileana ile staj ayarladı. O sonbahar, Missouri’de bir “futbol bursu” için Florida’dan kısa bir süreliğine ayrıldı ancak üniversitenin öğrenci kredisi programını dolandırmak amacıyla kurulan sahte diploma fabrikası tezgahı için bir “paravan” olduğunun ortaya çıkmasının ardından kısa süre sonra bir devlet üniversitesine geçti.

Rubio Miami’ye döndü ve bir daha hiç ayrılmadı; korkutucu bir narkotik çetesiyle olan bağlarına dair her türlü endişe, bariz siyasi yeteneğiyle görünüşe göre etkisiz hale gelmişti. 90’ların sonunda şehir komisyon üyeliğine aday olduğunda, Jeb Bush kampanyasına bağış yapıyordu; Fanjul şeker imparatorluğunun bir dizi yöneticisi ve daha sonra Rubio’nun ilk başkanlık kampanyası keşif komitesi için ilk bağış toplama etkinliğine ev sahipliği yapacak olan göz doktoru ve bir zamanların siyasi bitiricisi Alan Mendelsohn tarafından (muhtemelen toparlanan) bir grup göz doktoru da öyle. Yakın tarihin “sadece Miami’de olur” bölümlerinden birinde, 2001 yılında Pasifik Okyanusu’nda Sahil Güvenlik tarafından el konulan orta büyüklükteki bir geminin yakıt tankında 12 ton kokain gizlendiği ortaya çıktı; ayrıca müfettişleri uyuşturucu karteli gelirlerini aklayan Miami merkezli bir Ponzi şemasına götüren yüzeysel bir kağıt izi de bulundu; şemanın elebaşı ise hukuki sorunlarını “çözmek” için Mendelsohn’un çeşitli vakıflarına ve siyasi eylem komitelerine (PACs) boş yere milyonlar akıtmıştı. Ancak bu skandal, Rubio’nun yakın arkadaşı ve bazen ev arkadaşı olan, Little Marco’yu Senato’ya gönderen 2010 seçimlerinde Kongre’ye seçilen David Rivera’yı alaşağı ederken, Rubio temize çıktı. Yerel bir siyasi danışmanın Rubio’nun biyografi yazarına söylediği üzere, “O zaman bile, o seçilmiş altın çocuktu.”

Amerika

New York eyaleti Kalshi platformuna 36 milyar dolarlık dava açtı

Yayınlanma

ABD’de New York Eyaleti Başsavcısı Letitia James, tahmin pazarı platformu Kalshi’ye lisanssız ve yasa dışı kumar oynattığı gerekçesiyle dava açtı. Eyalet yönetimi, şirketin New York’taki faaliyetlerinin yasaklanmasını, kullanıcılara fonlarının iade edilmesini ve en az 36 milyar dolar ceza ödenmesini talep ediyor.

New York Eyaleti Başsavcısı Letitia James, en büyük tahmin pazarı platformlarından biri olan Kalshi’ye karşı lisanssız yasa dışı şans oyunları düzenlediği suçlamasıyla dava açtı.

Eyalet yetkilileri, servisin eyaletteki faaliyetlerinin yasaklanmasını, kullanıcılara fonlarının geri ödenmesini ve şirketten en az 36 milyar dolar tahsil edilmesini talep ediyor.

New York yetkililerinin değerlendirmesine göre Kalshi, eyalet sakinlerinin eyalet şans oyunları komisyonundan lisans almadan spor, kültür olayları ve seçimler üzerine bahis oynamasına izin verdi.

Dava dilekçesinde ayrıca şirketin yasalarla öngörülen vergileri ödemediği ileri sürülüyor.

Tahmin pazarları (prediction markets), kullanıcıların “evet” veya “hayır” jeton-bahisleri satın alarak spor, siyaset ve daha birçok olayın sonucu üzerine bahis oynadığı platformlar olarak tanımlanıyor.

Bahsin piyasa fiyatı, olasılığa dair kolektif değerlendirmeyi yansıtıyor. Örneğin 0,20 dolar, olayın gerçekleşme şansının yüzde 20 olduğunu gösteriyor.

Kazanan jetonlar her biri için 1 dolar kazandırırken, kaybeden jetonlar sıfırlanıyor. Jetonlar, sonuç gerçekleşene kadar platformların içinde bir borsadaki gibi takas edilebiliyor.

Kalshi ve Polymarket bu alandaki en büyük iki platform konumunda. Kalshi, ABD Emtia Vadeli Ticaret Komisyonu (CFTC) lisansına, New York Menkul Kıymetler Borsasının (NYSE) işletmeci şirketinin desteğine ve televizyon kanalları, medya, spor birlikleri ile büyük kripto borsalarıyla ortaklıklara sahip.

Blokzincir üzerinde çalışan Polymarket ise başlangıçta kripto para ortamından çıktı. Her iki servis de milyarlarca dolarlık değerlemelere ve onlarca milyon dolarlık yatırımlara sahip.

New York yetkilileri davayla eş zamanlı olarak mahkemeden, yargılama sona erene kadar Kalshi’nin eyalet sakinlerine ilgili olay sözleşmelerini sunmasının yasaklanmasını istedi.

Eyalet yönetimi ayrıca, şirketin kullanıcılara fonlarını tamamen tazmin etmesini, bu ürünlerden elde edilen tüm geliri iade etmesini, yasa dışı yollardan elde edilen hasılatın üç katı tutarında ceza ve bu tür sözleşmelerin her bir teklifi için 100 bin dolar ödemesini talep ediyor.

Mahkeme belgelerine göre, talep edilen toplam tazminat miktarı en az 36 milyar doları bulabilir. Nihai miktar, tam finansal hesaplamanın ardından belirlenecek.

New York Eyaleti Valisi Kathy Hochul konuya ilişkin açıklamasında, “Kalshi, tüketicileri koruyan, sorunlu kumarın gelişmesini önleyen, önemli devlet programlarının finansmanını sağlayan ve tüm şirketlerin tek bir kurala göre çalışmasını garanti eden New York’un kumar yasalarını göz ardı etmeyi seçti” dedi.

CoinDesk’in hesaplamalarına göre, son Dünya Kupası sırasında Kalshi, Polymarket ve onların daha küçük ölçekli rakipleri 50 milyar dolardan fazla bahis işledi.

Bu miktar, tüm Amerikalı bahis şirketlerinin toplamından katbekat fazla bir büyüklüğe karşılık geliyor.

New York eyaletinin davası, düzenleyici kurum CFTC’nin mahkeme yoluyla ayrı eyaletlerin yetkililerinin CFTC onaylı tahmin pazarı platformlarına karşı tedbir uygulamasının yasaklanmasını talep etmesinin ertesi günü açıldı.

Daha önce ABD’nin diğer eyaletlerinin yetkilileri de Kalshi ve Polymarket ile mahkemelik olmuştu.

Tahmin pazarlarındaki kripto para bahisleri son iki yılda büyük popülerlik kazandı. Ancak ülkeler birbiri ardına tahmin pazarlarını yasa dışı kumar kapsamına alıyor.

Bu tür bahislerin yasa dışı olduğunu belirten ve Polymarket’i engelleyen son ülkelerden biri Çekya oldu.

Daha önce benzer tedbirler Almanya, Belçika, Romanya, İsviçre, Polonya, Yunanistan, Kıbrıs, Portekiz, İspanya ve Ukrayna tarafından alındı.

Hollanda, Fransa ve Birleşik Krallık da platformun faaliyetlerinin kumar mevzuatına girebileceğini bildirdi.

Okumaya Devam Et

Amerika

Cumhuriyetçi senatörler Trump’ın Adalet Bakanı adayı Blanche’a karşı

Yayınlanma

ABD’de Cumhuriyetçi Senatörler John Cornyn ve Thom Tillis, Adalet Bakanlığı bünyesinde kurulması planlanan fonun iptal edildiğine dair yazılı garanti verilene kadar Todd Blanche’ın adalet bakanlığı adaylığını desteklemeyeceklerini bildirdi. İki senatörün muhalefeti üzerine Senato Yargı Komisyonundaki oylama iptal edilirken ABD Başkanı Donald Trump adaylığı geri çekebileceğini açıkladı.

ABD Başkanı Donald Trump’ın bir sonraki adalet bakanı olarak belirlediği ve halen bakan vekili olarak görev yapan Todd Blanche’ın adaylığı, Senato Yargı Komisyonundaki iki Cumhuriyetçi üyenin muhalefeti nedeniyle belirsizliğe girdi.

Teksas Senatörü John Cornyn ve Kuzey Karolina Senatörü Thom Tillis, Adalet Bakanlığı bünyesinde kurulması önerilen “hukukun araçsallaştırılmasına karşı mücadele” fonunun tamamen kaldırıldığına dair yazılı bir garanti talep ediyor.

Senato Yargı Komisyonunda yer alan Cornyn veya Tillis’ten gelecek tek bir “hayır” oyu, Blanche’ın adaylık sürecini engelleme gücüne sahip bulunuyor. Komisyon, iki senatörün karşı duruşu nedeniyle perşembe sabahı yapılması planlanan oylamayı iptal etti.

İki senatörün Trump ile görüş ayrılığı yaşadığı tek konu Blanche’ın adaylığı değil. Kongre’den ayrılmaya hazırlanan ve Trump yönetimiyle sorun yaşayan diğer bazı Cumhuriyetçi milletvekilleri de başkanın çeşitli pozisyonlarına karşı tavır alıyor.

“YOLO” grubu ve Kongre’deki dengeler

Kongre çevrelerinde şakayla karışık “YOLO” grubu olarak adlandırılan bu yapı, ocak ayında görev süreleri dolacak olan ve artık Trump’a siyasi bir bağımlılığı kalmadığı belirtilen Cumhuriyetçilerden oluşuyor.

İngilizce “sadece bir kez yaşarsın” (you only live once) ifadesinin kısaltması olan “YOLO”, gelecekteki sonuçları önemsemeden hareket eden tavırları tanımlamak için kullanılıyor.

Bu gruptaki isimlerin bir kısmı emekli olmayı tercih ederken, bir kısmı ise Cumhuriyetçi Parti içindeki ön seçimlerde Trump’ın desteklediği adaylara karşı kaybetti.

Senatoda bu grupta yer alan isimler arasında, bu yılki ön seçimleri kaybeden Teksas Senatörü Cornyn ve Louisiana Senatörü Bill Cassidy ile Trump’ın “Tek Büyük, Güzel Yasa” tasarısı nedeniyle başkanla ters düşerek geçen yıl emekli olacağını açıklayan Kuzey Karolina Senatörü Tillis bulunuyor. Her üç isim de önemli konularda başkanla görüş ayrılığı yaşadı.

Temsilciler Meclisinde ise Trump’ın müttefiki bir adaya ön seçimi kaybeden Kentakki Temsilcisi Thomas Massie ile yıl sonunda emekliye ayrılacak olan Nebraska Temsilcisi Don Bacon bu grupta yer alıyor.

Trump adaylığı geri çekebileceğini belirtti

YOLO grubunun farklı üyeleri başka konularda Trump’a karşı gelse de Blanche’ın adaylığının onaylanmasında kilit rolü Cornyn ve Tillis elinde tutuyor.

Senato Yargı Komisyonu Başkanı Chuck Grassley’nin, Blanche’ın Adalet Bakanlığına kalıcı olarak atanmasını değerlendirmek üzere yapılması planlanan toplantıyı iptal etmesinin ardından Trump, perşembe günü yaptığı açıklamada adaylığı geri çekmeyi değerlendireceğini söyledi.

Trump, Truth Social hesabından yaptığı paylaşımda Cornyn ve Tillis’in Blanche’ın adaylığı konusunda net bir tutum sergilemekten kaçındığını vurguladı.

Trump paylaşımında, “Todd Blanche bir YILDIZ ve herkes bunu biliyor! Tüm zamanların en büyük adalet bakanlarından biri olma potansiyeline sahip” ifadelerini kullandı.

Açıklamasına devam eden Trump, “Ancak Teksaslı John Cornyn ve Kuzey Karolina’dan Thom Tillis -ki her ikisini de desteklemeyi reddettim ve siyasi kariyerleri benim bu hareketimle sona erdi- her durumda bakan vekili olarak kalacak olan bu harika adaya oy vermeyi reddediyorlar” diye yazdı.

1,8 milyar dolarlık fon tartışması

İki senatörün muhalefetinin merkezinde, Adalet Bakanlığının “taraflı tutumunun” mağduru olduğunu iddia eden kişilere ödeme yapması öngörülen 1,8 milyar dolarlık “adaletin araçsallaştırılmasına karşı mücadele” fonu yer alıyor.

Kongre’deki her iki partiden eleştirmenler, bu fonun 6 Ocak 2021’deki Kongre baskınına katılanlar da dahil olmak üzere Trump’ın müttefiklerine para aktarma aracı olacağını belirterek fona karşı çıkıyor.

Trump, Adalet Bakanlığı ve ABD İç Gelir Servisi (IRS) arasındaki bir uzlaşmanın parçası olarak gündeme gelen fon hakkında Blanche, konunun artık “hükümsüz” olduğunu ve fonun gündemden kalktığını savundu. Ancak Cornyn, bu ayın başlarında Yargı Komisyonundaki onay oturumunda Blanche’ın bu iddiasına şüpheyle yaklaştı.

Cornyn, 15 Temmuz’da oturum salonunun dışında gazetecilere yaptığı açıklamada, “Uzlaşma anlaşması tarafların yazılı izni olmadan değiştirilemez. Tarafların böyle bir yazılı izni yok ve kendisi de bunun bir sözleşme unsuru olarak yürürlüğe konulabileceğini kabul etti” dedi.

Teksas senatörü sözlerini şöyle sürdürdü: “Düzeltmeye çalıştığım kayıtlara geçmesi açısından bunun gerçekten önemli olduğunu düşünüyorum. Sorularıma dürüstçe yanıt verdi ancak bu yanıtlar inevitably konunun kapandığı sonucuna varılmasını sağlamıyor. İleride tekrar gündeme getirilebilir.”

Cornyn, bu yılın başlarında Teksas’taki Cumhuriyetçi ön seçiminde Trump’ın desteklediği Teksas Başsavcısı Ken Paxton’a kaybettikten sonra Beyaz Saray’a yönelik eleştirilerini daha yüksek sesle dile getirmeye başladı.

Komisyondaki diğer Cumhuriyetçi senatör Tillis ise Blanche’ın adaylığına karşı çıkmasının Trump ile yaşadığı anlaşmazlıklardan kaynaklandığı yönündeki iddiaları reddetti.

The Independent gazetesinin haberine göre Kuzey Karolina senatörü perşembe günü gazetecilere yaptığı açıklamada, “Gerçek şu ki, başkandan hiçbir zaman destek talep etmedim, buna rağmen bana destek verdi. Başkan bu tür bir aracı kullandığı anda karşısında Tillis’in yanıtını bulurdu ama bunu hiçbir zaman yapmadı” diye konuştu.

Her iki senatör de fonun resmi ve kalıcı olarak iptal edildiğine dair güvence almadıkları sürece Blanche’ın komisyondan geçmesi yönünde oy kullanmayacaklarını bildirdi.

Blanche komisyondan geçse dahi göreve atanabilmek için Senato genel kurulunda basit çoğunluğun desteğine ihtiyaç duyacak.

Adalet Bakanlığına yönelik eleştiriler sürüyor

Senatör Cassidy, perşembe günü CBS News’ten Nikole Killion’a yaptığı açıklamada, Adalet Bakanlığının mevcut tutumundan “büyük endişe duyduğunu” belirtti. Cassidy, eski Beyaz Saray çalışanı ve 6 Ocak olaylarının kilit tanıklarından Cassidy Hutchinson hakkında soruşturma yürütmek üzere bir büyük jüri oluşturulduğuna dikkati çekti.

Cassidy, “Her Amerikalı Adalet Bakanlığının bir silah gibi kullanılmasından korkmamalı mı? Buna tatmin edici yanıtlar verilemiyorsa, o zaman muhtemelen başka birinin bu göreve gelmesi gerekir” dedi. Cassidy, Blanche’ın “iyi yanıtlar verebilmesi, Tillis ve Cornyn’e bu taahhüdü sunabilmesi ve Hutchinson’a bu süreçlerin neden yürütüldüğünü açıklayabilmesi durumunda yola devam edilebileceğini” ekledi.

Mayıs ayında yapılan ön seçimlerde Trump’ın desteklediği Temsilciler Meclisi Üyesi Julia Letlow’a kaybeden Cassidy, yenilgisinden bu yana geçen aylarda Trump yönetimini ve karşı çıktığı bazı Cumhuriyetçi politikaları açıkça eleştiriyor.

Louisiana senatörü, Blanche’ın adaylığına destek verip vermeyeceği konusunda renk vermeyerek perşembe günü gazetecilere “halen bilgi toplama aşamasında olduğunu” söyledi.

Diğer bazı Cumhuriyetçi senatörler de bu hafta yaptıkları değerlendirmelerde, tartışmanın ön planında Cornyn ve Tillis yer alsa da kendilerinin de adaylık ve fon konusunda endişeleri bulunduğunu bildirdi.

Cornyn ve Tillis perşembe günü Blanche ile bir görüşme gerçekleştirdi, bu nedenle taraflar arasında bir uzlaşma sağlanabileceği belirtiliyor.

Ancak Trump’ın adaylığı geri çekme düşüncesini hayata geçirmesi ihtimaline değinen Cornyn, ön seçimi kazanan Paxton’ın kasım ayındaki genel seçimi kazanmasının kesin olmadığını hatırlattı. Teksas Başsavcısı Paxton, seçilmesi halinde Trump yönetiminin yasama önceliklerine güçlü destek vereceğini taahhüt etmişti.

Buna karşın Paxton, kasım ayındaki seçimlerde Demokrat Eyalet Temsilcisi James Talarico karşısında zorlu bir yarışla karşı karşıya bulunuyor. Cook Political Report, Cornyn’in mayıs ayındaki ikinci tur yenilgisinin ardından bu yarışa ilişkin değerlendirmesini “Muhtemel Cumhuriyetçi” seviyesinden “Cumhuriyetçilere Kayıyor” seviyesine revize etti. Son anketlerde Demokrat adayın farkı açtığı görülüyor.

Cornyn perşembe günü yaptığı açıklamada, “Yani bizi istediği noktada getirdiğini düşünebilir. Ancak gerçek şu ki, Senatör Tillis ve benim yerimizi kimin alacağına dair bir garanti yok. Gelecek yıl elindeki kozlar şu ankinden daha zayıf olabilir. Bu talihsiz bir durum çünkü biz bu kavgayı büyütmemeye çalıştık” ifadelerini kullandı.

Kendi koltuğu “Demokratlara kayıyor” kategorisinde değerlendirilen Tillis de benzer bir uyarıda bulunarak sürecin ters tepebileceğini söyledi.

Tillis, fonun artık yürürlükte olmadığına dair beklentilerin karşılanması durumunda kendisini onaylamaya hazır bir grupla çalışmak yerine, Trump’ın bir sonraki Kongre’deki sandık sayılarını hesaba katması gerektiğini vurguladı.

Okumaya Devam Et

Amerika

Minnesota’da 30’dan fazla su tesisine siber saldırı

Yayınlanma

ABD’deki siber güvenlik yetkilileri, Minnesota eyaletinde 30’dan fazla belediye su tesisini hedef alan koordine siber saldırıları araştırıyor. İncelemelerde olası İranlı bilgisayar korsanlarına ait ayrıntılara ulaşıldığı bildirildi. Eyalet ve federal kurumlar, kamu hizmetlerinin aksamaması ve sistemlerin emniyete alınması için ortak çalışma yürütüyor.

ABD’deki siber güvenlik yetkilileri, Minnesota eyaletinde 30’dan fazla belediye su tesisini hedef alan koordine siber saldırıları inceliyor. Soruşturmada olası İranlı bilgisayar korsanlarına ait ayrıntıların yer aldığı belirtildi.

Minnesota Bilişim Teknolojileri (MNIT) kurumu Salı günü saldırılara ilişkin bir uyarı yayımladı.

Kurum; ABD Siber Güvenlik ve Altyapı Güvenliği Ajansı (CISA), ABD Çevre Koruma Ajansı (EPA) ve Federal Soruşturma Bürosu (FBI) dahil olmak üzere federal kurumlarla koordineli bir inceleme yürüttüklerini duyurdu.

Uyarda yer alan bilgilere göre yetkililer, devam eden soruşturma nedeniyle “faaliyeti henüz belirli bir aktöre bağlamadıklarını” veya saldırıların tek bir aktöre atfedilemeyeceğini kaydetti.

Araştırmacılar, Minnesota genelindeki vakalar arasında saldırı zamanlamaları ve “kullanılan teknoloji türleri” de dahil olmak üzere benzerlikler tespit etmeyi başardı.

MNIT, Minnesota Sağlık Bakanlığının yerel su sistemleri üzerindeki etkileri araştırdığını ekledi. Kurum, şehirlerden “içme suyu kullanımlarını değiştirme” yönünde gelen “herhangi bir aktif talep” bulunmadığını bildirdi.

Pazar ve Pazartesi günleri gerçekleşen saldırılarda, operatörlerin kullandığı bilgisayar ekranları olan “programlanabilir mantıksal denetleyiciler” (PLC) ile “insan-makine arayüzleri” (HMI) hedef alındı.

Minnesota Bilgi Güvenliği Başkanı John Israel, eyaletin bilgileri federal kurumlara ilettiğini ve bu kurumların “bu faaliyeti daha geniş bir ulusal bağlamda değerlendirdiğini” söyledi.

CISA, FBI ve diğer federal kurumlar tarafından 22 Temmuz’da yayımlanan ortak bir uyarıda, İranlı bilgisayar korsanlarının su sistemlerini ve diğer PLC’leri hedef aldığı konusunda uyarıda bulunulmuştu.

Açıklamada ayrıca operasyonel teknoloji (OT) sahipleri ve operatörlerinin “doğrudan internet erişimini sınırlandırmalarının ve güvenli PLC kurulumunu sağlamalarının” önemi vurgulanmıştı.

FBI Siber Bölümü Direktör Yardımcısı Brett Leatherman söz konusu uyarıda, İranlı aktörlerin “ABD’nin kritik altyapısını hedef almaya” ve “Amerikalıların bağımlı olduğu temel hizmetleri aksatmaya devam ettiğini” ifade etmişti.

Bu durum, İran savaşı sırasında ABD’nin ülkedeki kritik altyapıyı hedef alan saldırılarını takip ediyor. ABD ordusu İran’daki bir liman tesisine, enerji altyapısına ve köprülere saldırılar düzenlemişti.

MNIT; su ve atıksu sistemlerine, internetten erişilebilen operasyonel teknolojileri tespit etmeleri ve tesislerdeki uzaktan erişim imkanlarını kontrol etmek gibi adımları derhal atarak sistem güvenliğini sağlamaları tavsiyesinde bulundu.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English