Asya
AUKUS planları Çin’i mi endişelendirmeli yoksa Avustralya’yı mı?

Asya ve Pasifik güvenlik işlerinden sorumlu ABD Savunma Bakan Yardımcısına eski günlük istihbarat brifingleri veren, Rand Corporation’da kıdemli savunma analisti Derek Grossman, Foreign Policy’de yazdığı makalede, Çin’in Asya ülkelerinin AUKUS’a meyli konusunda endişelenmesi gerektiğini söylerken, Asya ülkelerinin Avustralya’nın nükleer denizaltı planına destek verdiğini öne sürüyor.
ABD, İngiltere ve Avustralya, geçen ay, Çin’in Hint-Pasifik bölgesindeki etkisine karşı koymayı amaçlayan yeni bir nükleer enerjili denizaltı filosu oluşturma planlarının ayrıntılarını açıklamıştı.
Plana göre, Avustralya, Amerika Birleşik Devletleri’nden en az üç ve muhtemelen beş Virginia sınıfı nükleer enerjili denizaltı satın alacak ve sonunda, İngiltere ile birlikte, üç ülke tarafından ortaklaşa geliştirilen yeni bir nükleer enerjili denizaltı sınıfı konuşlandıracak.
Böylece Avustralya, Birleşik Krallık’tan sonra Washington’ın nükleer tahrik teknolojisini alan ikinci ülke olacak. Ayrıca, AUKUS’un ardından Avustralya, “nükleer güce” ulaşmadan önce nükleer denizaltılara kavuşacak ilk ülke olarak kayıtlara geçecek.
Yeni denizaltılar, ülkenin mevcut dizel motorlu filosundan daha uzak ve daha hızlı hareket edebilecek ve böylece Avustralya ilk kez “düşmanlara karşı” uzun menzilli saldırılar gerçekleştirebilecek.
Canberra’ya 30 yılda 368 milyar A$’a (245 milyar $) mal olacak bu plan, Avustralya’nın savunma harcamalarını, tam da NATO direktiflerine uygun şekilde, GSYİH’nın yüzde 2,5’ine çıkaracak.
Çin, bu planın ciddi nükleer silahlanma riski oluşturduğunu ve bölgede barış ve istikrarı bozacağını söyleyerek tepki göstermişti.
Sonraki adımlar: Nükleer kapasiteli bombardıman uçakları ve hipersonik füzeler
Derek Grossman, denizaltı planının, üç ülke arasında Çin’e karşı koymayı amaçlayan derinleşen güvenlik işbirliğinin sadece bir parçası olduğunu söylüyor. Grossman’a göre, sonraki adımlar ise, ABD’nin stratejik bombardıman uçakları gibi nükleer kapasiteli platformlarını Avustralya’da kurmanın yanı sıra hipersonik füzeler, siber operasyonlar, kuantum hesaplama ve diğer alanlarda işbirliğini içerebilir.
Tüm bunların AUKUS’u bölgesel askeri denge açısından; Avustralya, Hindistan, Japonya ve ABD’yi birleştiren Dörtlü Güvenlik Diyaloğu (QUAD) veya Avustralya, İngiltere, Malezya, Yeni Zelanda ve Singapur arasındaki Beşli Güç Savunma Düzenlemesi dahil diğer gruplaşmalardan daha önemli kıldığını söyleyen Grossman, şu ifadeleri kullanıyor:
“AUKUS, gelecekteki potansiyel bir çatışmada Çin’i caydırmak ve gerekirse yenmek için katılımcıların askeri yeteneklerinin birlikte çalışabilirliğini modernleştirmeye ve geliştirmeye odaklandığı için gerçekten benzersizdir.”
‘Asya ülkeleri olumsuz tepki vermedi’
Grossman yazısında aynı zamanda, AUKUS kapsamında duyurulan anlaşmayla ilgili Çin dışında diğer Asya ülkelerinin olumsuz tepki vermediğini iddia ediyor.
Başta Güneydoğu Asya olmak üzere bazı ülkelerin nükleer yayılma potansiyelinden endişe duysa da, çoğu Hint-Pasifik ülkesinin AUKUS’u desteklediğini veya alenen karşı çıkmaktan kaçındığını söyleyen Grossman, buna gerekçe olarak da “Çin’in askeri yığınağı, artan gücü ve bölgedeki niyetleri hakkında” yaygın ve çeşitli endişeleri işaret ediyor.
Bu durumun, AUKUS’un “barış zamanı caydırıcılık amacıyla ek müttefikler ve ortaklar bağlama yeteneği” için iyiye işaret olduğu yorumunu yapıyor.
Grossman, AUKUS’u destekleyen ülkelerin başında ise, yeni savunma planlarını tamamen ABD ile uyumlulaştırmayı amaçlayan ve Çin’i “benzeri görülmemiş en büyük stratejik zorluk” olarak tanımlayan Japonya’yı örnek gösteriyor.
Grossman, ABD’nin bir diğer kritik müttefiki Güney Kore’nin ise AUKUS’la resmi olarak pek ilgilenmediğini söylüyor. Bunun sebebinin ise Kuzey Kore ile meşgul olan Seul yönetiminin Washington ile Pekin arasında hassas bir denge sağlamaya çalışması olarak sunuyor. Ancak yine de Güney Kore Devlet Başkanı Yoon Suk-yeol’un Çin’in bölgedeki iddialılığından rahatsız olduğunu ekliyor.
2021’de bir seçim adayı olarak AUKUS hakkında ne düşündüğü sorulduğunda Yoon’un, “Seul’ün Avustralya’ya giden nükleer enerjiyle çalışan denizaltılara ihtiyacı olmadığını” söylediğini hatırlatan Grossman, diğer yandan Kuzey Kore’den atılan balistik füze denemeleri düşünüldüğünde Yoon’un fikrini değiştirebileceği yorumunu yapıyor.
Grossman, AUKUS’u benimseyen bir diğer taraf olarak, sanki şaşılacak bir şeymiş gibi, Tayvan’ı örnek gösteriyor.
Savunma analisti, Güneydoğu Asya’da AUKUS’un daha tartışmalı olduğunu yazısına eklese de, “Çin’in Güney Çin Denizi’ndeki ve başka yerlerdeki tecavüzlerine rağmen, neredeyse tüm ülkeler anlaşmayı ne onaylayarak ne de kınayarak büyük güç rekabetinin dışında kalmaya çalışıyor” ifadesiyle olumsuz bir yargı bildiriyor. Grossman, bölgenin tek güçlü AUKUS destekçisinin ise, tartışmalı Güney Çin Denizi’nde “her gün Çin baskısıyla karşı karşıya olan bir başka ABD müttefiki Filipinler” olduğunu öne sürüyor.
Grossman’ın iddialarının aksine Asya ülkeleri endişeli
Ancak Derek Grossman’ın iddia ettiğinin aksine, Japonya gibi coşkulu bir ABD müttefiki dışında, çoğu Asya ülkesi AUKUS planlarının bölgeyi nükleer tehlikeye sokacağı konusunda endişelerini dile getirdiler.
Hatta Grossman’ın iddia ettiğinin aksine Filipinler, AUKUS planlarını “güçlü bir şekilde” desteklemediği gibi, AUKUS ortaklarını “nükleer denizaltılar için güvenlik standartları uygulamaya” çağırdı.
Manila’dan yapılan açıklamada, AUKUS programı kapsamındaki ortaklar, “faaliyetlerinin ilgili uluslararası nükleer koruma önlemlerine ve nükleer silahların yayılmasını önleme standartlarına uymasını sağlamak için Uluslararası Atom Enerjisi Kurumu ile işbirliği yapmalıdır” denildi.
Bu açıklama, Manila’nın da özellikle nükleer tehdit konusunda endişe taşıdığını gösteriyor.
Güneydoğu Asya ülkelerinin çoğu, Avustralya’nın AUKUS kapsamında ABD ve İngiltere öncülüğünde elde edeceği nükleer güdümlü denizaltılarının ağırlıklı olarak kendi bölgelerinde, özellikle Güney Çin Denizi’nde faaliyet gösterebileceğinden endişe duyuyor.
Ayrıca anlaşmanın, diğer devletler tarafından yüksek düzeyde zenginleştirilmiş uranyum veya plütonyumu uluslararası gözetimden gizlemek için kullanılabilecek tehlikeli bir emsal oluşturabileceğinden endişe ediliyor.
‘Yeni kitle imha silahları riskini artırır’
Malezya ve Endonezya, nükleer silahların yayılması riskinden endişelerini dile getirirken, Jakarta nükleer teknolojiyi güçlü denizaltılarla paylaşmanın yeni kitle imha silahları riskini artırabileceğini belirtmişti. Vietnam ve Tayland da bu endişeleri paylaşmıştı.
Endonezya Dışişleri Bakanlığı, Avustralya’nın “NPT ve UAEA güvenceleri kapsamındaki yükümlülüklerini yerine getirmede tutarlı kalmasını” ve “etkili, şeffaf ve ayrımcı olmayan bir doğrulama mekanizması” geliştirmesini beklediğini söylemişti.
Malezya Dışişleri Bakanlığı bölgede olası bir “silahlanma yarışı” konusunda uyarıda bulunurken, devletleri her türlü provokasyondan kaçınmaya çağırmıştı.
Kamboçya Başbakanı Samdech Techo Hun Sen de AUKUS ittifakıyla ilgili endişelerini dile getirmişti.
Hun Sen, Phnom Penh’deki Build Bright Üniversitesi’nde yaptığı konuşmada, “Diğer ASEAN (Güneydoğu Asya Ülkeleri Birliği) ülkeleriyle düşünüyoruz. Ayrıca endişelerimizi de ifade ediyoruz. Nükleer (silah) olmadığını iddia ediyorlar ama nükleer varsa nasıl olacak” ifadelerini kullanmıştı.
ASEAN’ın nükleer silahlardan arındırılmış bir bölge olduğunu söyleyen Hun Sen, büyük ülkeleri güçlerini “küçük ülkeleri suistimal etmek için kullanmamaya” çağırmıştı.
Birleşmiş Milletler nükleer gözlemcisi Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (UAEA) da, üç devleti koruma önlemlerini uygulamaya ve küresel nükleer silahların yayılmasının önlenmesine bağlı kalmaya çağırmıştı.
Grossman’ın iddia ettiğinin aksine, ciddi nükleer riskler barındıran ve bölgedeki silahlanma yarışını artırma potansiyeli olan AUKUS anlaşması konusunda tek endişe etmesi gereken Çin değil, bundan daha büyük zarar görme ihtimalleri olan bölge ülkeleri… Hatta bizzat Avustralya’nın kendisi.
Eski Avustralya Başbakanı: En kötü uluslararası karar
Nitekim bu karar Avustralya içinde de tartışma yarattı. Eski Avustralya Başbakanı (1991-1996) Paul Keating, AUKUS kapsamındaki anlaşmayı, 1. Dünya Savaşı’ndaki zorunlu askerlik kararından bu yana bir İşçi Partisi hükümetince verilen “en kötü uluslararası karar” olarak tanımlamıştı.
Başbakan Anthony Albanese’i, ABD’nin Çin’i çevreleme planlarının parçası olmakla suçlayan Keating, anlaşmanın gereksiz yere Çin’i hedef aldığını söyleyerek, “ölümcül sonuçlar” doğurabileceği uyarısında bulunmuştu.
‘Artık ABD’ye çok daha fazla borçlu olacağız’
Avustralyalı gazeteci David Speers, ülkede pek çok analist ve siyasetçinin, Avustralya’nın neden Güney Çin Denizi’nde aylarca gizlenen nükleer enerjili denizaltılara sahip olma yeteneğine ihtiyaç duyduğunu merak ettiğini ve ülkenin artık ABD’ye çok daha fazla borçlu olacağından endişe ettiğini yazmıştı.
Avustralya nükleer çöplüğe mi dönüşecek?
Avustralya’nın ulusal yayın kuruluşlarından The ABC’nin politika editörü Andrew Probyn de, AUKUS ile ülkeye yerleşecek nükleer varlıkla ilgili endişelerini şöyle dile getirmişti:
“AUKUS anlaşması uyarınca Avustralya, ABD’den AUKUS denizaltıları için ‘mühürlü nükleer reaktörler’ alacak, ancak bunların imhasından sorumlu olacak. Bu, ülkenin jeolojik olarak istikrarlı bir bölümünde bir yerde dev bir çukur kazmak ve reaktörleri potansiyel olarak binlerce yıl orada bırakmak anlamına geliyor.
Marles, bunun ‘şimdiki veya gelecekteki’ savunma topraklarında olacağını söylüyor, bu da nükleer çöplüğün İngilizlerin nükleer testler yaptığı Güney Avustralya’nın Woomera Yasak Bölgesi’nde değil, İngiliz Milletler Topluluğu tarafından satın alınan topraklarda olabileceği anlamına geliyor.
Kullanılmış nükleer reaktörler için uzun vadeli bir depo belirlemek dikenli bir siyasi mesele olacaktır. Avustralya için nükleer çağ başladı.”
Asya
Bangladeş’te konfeksiyon işçilerinin ücret isyanı

Bangladeş’teki konfeksiyon sektöründe çalışan işçiler, daha yüksek ücret için sokağa çıktı ve birçok bölgede polisle çatışmalar yaşandı.
Pazar günü başkent Dakka başta olmak üzere sanayi havzalarında eyleme giden işçilere birçok noktada polis saldırdı.
Konfeksiyon fabrikaları pazartesi günü yeniden açıldı fakat Dakka, kentteki kenar mahalle Gazipur ve çevresindeki sanayi merkezlerinde, daha yüksek ücret talep eden işçilerle polis arasında yeni çatışmalar çıktı.
Polis, protestocuların kendilerine tuğla ve taş attığı iddiasıyla, pazartesi günü başkentte yolları kapatmaya çalışan hazır giyim işçilerini dağıtmak için göz yaşartıcı gaz kullandığını açıkladı.
Başkentin dış mahalleleri olan Aşulia ve Gazipur’da işçiler ana otoyolları kapatmaya çalıştı. Polis, Aşulia’da göz yaşartıcı gaz ve tazyikli su kullandı; Gazipur’da Bangladeş Sınır Muhafızları personelini görevlendirildi.
Hazır giyim sektörü, Bangladeş ekonomisinin belkemiği
Hazır giyim sektörü, Bangladeş’in ihracat gelirlerinin %80’inden fazlasını oluşturuyor. Sektörde yaklaşık 4 milyon işçi çalışıyor ve ülkenin iktisadi üretiminin yaklaşık %10’unu oluşturuyor.
Son dönemdeki eylemler, yaklaşık 500 civarında fabrikayı kepenk indirmeye zorlayarak önemli üretim merkezlerindeki faaliyetleri aksattı ve Çin’den sonra dünyanın en büyük ikinci giyim ihracatçısı olan ve H&M, Zara, Walmart ve Primark gibi küresel markaların başlıca tedarikçisi konumundaki Bangladeş’te ihracat sevkiyatları ve alıcıların güveni konusunda endişeleri artırdı.
Bangladeşli işçiler, aylık asgari ücretin 12.500 takadan 30.000 takaya (243 dolar) çıkmasını talep ediyorlar.
İşçi Mahin Hossain, “Yaşam maliyeti gelirlerimizin çok ötesine çıktı. Kirayı ödedikten sonra yemek, çocuklarımızın eğitimi ve diğer temel ihtiyaçlar için geriye çok az para kalıyor. Birçoğu ailelerini geçindirmeyi neredeyse imkânsız buluyor,” dedi.
Bangladeş Tekstil ve Sanayi İşçileri Federasyonu Genel Sekreteri ve ücret kurulundaki işçi temsilcisi Babul Akhter, “Bangladeş, dünyadaki en düşük tekstil sektörü ücretlerinden birine sahip. “Fabrika sahipleri işçilere uygun ücret ödeyemiyorsa, uluslararası alıcılarla daha iyi fiyatlar için pazarlık etmeliler. Düşük ücretli işçilerin sırtından bir iş kuramazlar,” dedi.
Hükümet, “asgari ücret kurulu” oluşturdu
Hükümet, yaşam maliyetlerinden kaynaklanan artan baskı ve süregelen enflasyonu yansıtan bu talebi değerlendirmek üzere pazar günü altı üyeden oluşan bir asgari ücret kurulu kurdu.
Çalışma ve İstihdam Bakanı Ariful Haque Choudhury, ücret kurulunun işçi temsilcileri ve sektör liderleriyle yapılan görüşmelerin ardından oluşturulduğunu belirterek, işçileri işe dönmeye çağırdı.
Altı üyeden oluşan ücret kurulu, işçi ve işveren temsilcilerinden ikişer kişi ile bir hükümet temsilcisi ve tarafsız bir üyeden oluşuyor.
Kurul, hazır giyim sektöründeki ücretleri gözden geçirmek ve revize edilmiş ücret oranları önermekle görevlendirildi.
Çalışma ve İstihdam Bakanı Ariful Haque Choudhury, uzun süren aksaklıkların ihracat sevkiyatlarını ve uluslararası alıcılardan gelecek ödemeleri geciktirebileceği ve bu durumun hem üreticiler hem de işçiler için daha fazla zorluk yaratabileceği konusunda uyarıda bulundu.
Sektör, artan üretim maliyetleri, dönemsel gaz ve elektrik kesintileri ve Orta Doğu’daki gerginliklere bağlı enerji piyasalarındaki belirsizlik dahil olmak üzere giderek artan zorluklarla karşı karşıya.
Patronlardan “çalışmayana ücret yok” tehdidi
Öte yandan işçilerin 30.000 taka asgari ücret talebine atıfta bulunan Üreticiler Birliği Birinci Başkan Yardımcısı Salim Rahman, “Bu mümkün değil. Böyle bir talebin ne mantıksal ne de matematiksel bir dayanağı yok,” iddiasında bulundu.
Rahman, böylesine keskin bir ücret artışının, halihazırda dar kâr marjlarıyla faaliyet gösteren ve rakip ülkelerden gelen yoğun rekabetle karşı karşıya kalan üreticiler üzerinde ek bir yük oluşturacağını savundu.
Konfeksiyon patronlarının birliği BGMEA Başkanı Mahmud Hasan Khan, işçilerin hükümetin ücret kurulunun incelemesini yapmasına izin vermesi gerektiğini söyledi.
Khan, “Günün ilerleyen saatlerinde protestolar çıkarsa ve fabrikaları kapatmak zorunda kalırsak, ‘çalışma yoksa ücret de yok’ hükmünü uygulamaktan başka seçeneğimiz kalmayacaktır,” diyerek tehdit savurdu.
İçişleri Bakanı Salahuddin Ahmed, hazır giyim sektörü liderleriyle yaptığı toplantının ardından, şiddeti kışkırtanlara karşı sert önlemler alınacağı konusunda uyarıda bulundu.
Ahmed, “İşçi protestoları kisvesi altında işçilerin çıkarlarına aykırı hareket eden ve ülkeyi istikrarsızlaştırmaya çalışanlara karşı sert önlemler alınacaktır,” dedi.
Cemaat-i İslami lideri işçi isyanını “dış komplo”ya bağladı
Öte yandan muhalefet lideri ve Cemaat-i İslami genel başkanı Shafiqur Rahman bugün, “komplocular ve fırsatçıların kargaşayı körükleyerek hazır giyim sektörünü yok etmeye çalıştıklarını” iddia etti.
Rahmen, Facebook sayfasında paylaştığı bir gönderide, “Komplocular ve fırsatçılar, durumu körükleyerek hazır giyim sektörünü yok etmeye çalışıyor gibi görünüyor. Hükümet bu konuda kararlı bir tutum sergilemeli,” dedi.
Shafiqur, giyim sektöründeki kargaşanın devam ettiğini ve farklı bölgelerde sanayi tesislerine yönelik vandalizm ve kundaklama olaylarının bildirildiğini söyledi:
“Ne işverenler ne de işçiler, sanayi tesislerini tahrip ederek haklarını elde edemezler. Hiçbir işçinin bu tür eylemlere karışmayacağına inanıyoruz.”
Yaklaşık 600 fabrikanın halihazırda kapatıldığına değinen Cemaat-i İslami lideri, kış sezonu öncesinde hazır giyim sektörünün geleceğini baltalamaya yönelik köklü bir komplo olasılığının göz ardı edilemeyeceğini belirtti.
Muhalefet lideri, fabrika sahipleri ve işçiler dahil olmak üzere tüm paydaşları “samimi ve uyanık olmaya” çağırdı.
Asya
Çin Komünist Partisi’nden ‘demir şapkalı prenslere’ tasfiye uyarısı

Çin Komünist Partisi Merkez Komitesi, teşkilat içinde yetkilerin kötüye kullanılmasını ve hizipleşmeyi hedef alan kapsamlı bir disiplin kararları paketi açıkladı. Yayımlanan metinde tek adam yönetimine ve otoriter aile reisi modeline izin verilmeyeceği belirtilirken, kripto para ve blokzincir destekli yeni nesil yolsuzluklara karşı tavizsiz mücadele yürütüleceği vurgulandı.
Çin Komünist Partisi Merkez Komitesi, teşkilat içi disiplini sıkılaştırmayı hedefleyen kapsamlı bir kararlar bütünü yayımladı.
Açıklamada, partinin zaferden zafere ilerleyebilmesinin temel nedeni olarak komünizmin yüce idealini benimsemesi, gerçeği savunması ve hataları düzeltme cesaretini göstermesi işaret edildi.
Dünyanın yeni bir çalkantı ve dönüşüm dönemine girdiğini belirten Merkez Komitesi, dış ortamda belirsizliklerin ve öngörülemeyen faktörlerin tırmandığını kaydetti.
Metinde, partinin halka önderlik ederek ülkenin egemenliğini, güvenliğini ve kalkınma çıkarlarını koruma görevinin daha da zorlaştığı vurgulandı.
Ülke içindeki kalkınma dengesizliği ve yetersizliği sorunlarının belirginliğini koruduğuna dikkat çekilen açıklamada; nüfus yapısının, toplumsal grupların ve çıkar dengelerinin sürekli değiştiği aktarıldı.
Parti kadrolarının yapısında köklü dönüşümler yaşandığına işaret eden Merkez Komitesi, Reform ve Dışa Açılma döneminden sonra doğan üyelerin oranının giderek arttığını, bu durumun ise eğitim ve yönetim alanında yeni gereklilikler doğurduğunu bildirdi.
Kadro yapısındaki ideolojik aşınmaya karşı uyarı yapıldı
Açıklamada, az sayıda parti üyesi ve kadro ile hatta üst düzey kadrolar arasında bile parti bilinci zayıflayan, idealleri ve inançları sarsılan veya bunları bütünüyle kaybeden kişilerin yer aldığı tespiti paylaşıldı.
Bu kişilerin halkla bağlarının zayıfladığı, başarı anlayışlarında sapmalar görüldüğü; biçimcilik, bürokratizm, hazcılık ve savurganlık eğilimlerinin ise ciddi boyutlara ulaştığı kaydedildi.
Kadro yapısındaki mücadele ruhunun yetersiz kaldığı belirtilen metinde, bazı kadroların sorumluluk almadığı, görevlerini yerine getirmediği, disiplin ve kurallara uymadığı, yetkilerini kişisel çıkarları için kullanarak yozlaştığı ve ahlaki çöküş yaşadığı bildirildi.
Merkez Komitesi, tüm parti üyelerinin ve kadroların sadık, dürüst ve sorumluluk sahibi olmasının, komünistlerin siyasi karakterini her zaman korumasının sağlanması gerektiğini vurguladı.
Kararda, parti mensuplarının Marksizme inancının, komünizme bağlılığının ve Çin’e özgü sosyalizme güveninin samimi, kararlı ve derin biçimde güçlendirilmesi istendi.
Parti içi hizipleşmeye ‘Yedi İzin Verilmeyen Davranış’ yasağı geldi
Merkez Komitesi, teşkilat hiyerarşisini ve birliğini sarsan tutumlara karşı “Yedi İzin Verilmeyen Davranış” başlığı altındaki yasakları kesin bir dille ilan etti.
Buna göre akraba ve yakın çevreyi kayırma, muhalifleri dışlama, küçük gruplar ve klikler oluşturma ile anonim ihbarlarla iftira atma ve söylenti yayma eylemleri kesinlikle yasaklandı.
Aynı kapsamda destek ve oy satın alma, makam vaat ederek bağlılık kazanma, kendi başına hareket etme, görünüşte uyumlu davranıp gerçekte karşı çıkma, aşırı güç biriktirme ve Merkez Komitesi hakkında uygunsuz değerlendirmeler yapma yasak listesinde yer aldı.
Metinde ayrıca düşüncede liberalizm, siyasette fırsatçılık, örgütlenmede hizipçilik, çalışmada dar bölgecilik ve sorumlulukların yerine getirilmesinde aşırı hoşgörülü davranma anlayışlarına karşı kararlılıkla mücadele edilmesi talimatı verildi.
Marksist öğrenme geleneğinin güçlendirilmesi çağrısı yapılan açıklamada; üyelerin ve kadroların kendi bölgelerinin, kurumlarının, birimlerinin koşulları ile kişisel düşünce ve çalışma deneyimlerini dikkate alarak teorik eğitimi derinleştirmesi gerektiği aktarıldı.
Tek adam yönetimine ve aile reisi modeline sınır çizildi
Yayımlanan kararlarda, parti içi karar alma mekanizmalarında demokratik yöntemlerin zorunlu kılınması gerektiği vurgulandı.
Parti komitesi veya parti grubu sekreterlerinin farklı görüşleri dikkatle dinlemesi ve azınlıkta kalan görüşlere doğru yaklaşması gerektiği kaydedildi.
Yönetim mekanizmalarında tek kişinin karar verdiği yönetim anlayışına ve otoriter aile reisi modeline izin verilmeyeceği kesin bir dille belirtildi.
Alt kademelerden birinci sorumlu yöneticinin kişisel otoritesini her koşulda korumalarının istenemeyeceği kurala bağlandı.
Partiye sadık olmayan, görünüşte bağlılık gösterip gerçekte karşı çıkan ve yetkilerini kişisel menfaatleri uğruna kullanan kişilerin ise kararlılıkla tasfiye edileceği bildirildi.
Özel sektörde ve yeni meslek gruplarında teşkilatlanma kararı alındı
Parti inşasının toplumun farklı katmanlarına yayılacağını duyuran Merkez Komitesi; özel mülkiyete dayalı işletmelerde, karma mülkiyetli yapılarda, özel okullarda ve özel hastanelerde teşkilatlanma yürütüleceğini açıkladı.
Aynı çerçevede yeni istihdam gruplarında parti inşasının güçlendirileceği, gençler, sanayi işçileri, çiftçiler ve aydınlar arasından yeni parti üyeleri kazanılmasına ağırlık verileceği kaydedildi.
Bürokrasinin hantallaşmasını önlemek amacıyla toplantıların, resmi belgelerin ve raporların sayısının azaltılması kararlaştırıldı.
Çalışma düzeninde kısa, somut ve yenilikçi bir anlayışın benimsenmesi; toplantıların ve yazılı metinlerin niteliğinin artırılması istendi.
Yolsuzlukla mücadele yeni teknolojileri kapsayacak biçimde genişletildi
Yolsuzlukla mücadelede “kaplanlar” olarak adlandırılan üst düzey failler, “sinekler” ve “karıncalar” olarak nitelenen taban düzeyindeki şüpheliler ile yurt dışına kaçan kişilerin kararlılıkla takip edileceği bildirildi.
Süreçte bir an bile duraksanmayacağı ve yarım adım dahi geri atılmayacağı belirtilirken, teşkilat içinde “demir şapkalı prensler” veya “dokunulmazlık belgesi” sahibi ayrıcalıklı kişilerin barınmasına izin verilmeyeceği ilan edildi.
Mücadelenin dijital alana da taşındığı metinde; internet, sanal para birimleri, sınır ötesi fon hareketleri ve blokzincir teknolojileri kullanılarak yürütülen yolsuzluk faaliyetlerine kararlılıkla karşı çıkılacağı aktarıldı.
Metinde son olarak “üst düzey bağlantı kurmak ve nüfuzlu kişilerin kapısını çalmak”, “ilkelerden çok ilişkilerin önemli olması”, “resmi mühürden çok kişisel talimatın geçerli olması” ve çıkar sağlanmadan iş yapılmaması gibi düzensizliklerin kökten temizleneceği kaydedildi.
Merkez Komitesi, tüm etnik gruplardan Çin halkının sosyalist modern bir ülkenin kapsamlı inşası ve Çin ulusunun büyük yeniden doğuşunun Çin’e özgü modernleşmeyle ilerletilmesi için kesintisiz mücadeleye yönlendirileceğini bildirdi.
Asya
Pakistan rafinerilerinin çeyreklik kârı yüzde 1860 arttı

Pakistan’ın en büyük dört rafinerisi, Hürmüz Boğazı’ndaki aksamaların kâr marjlarını genişletmesiyle çeyreklik toplam net kârını yüzde 1860 artışla 57 milyar rupinin üzerine çıkardı. Uzmanlar jeopolitik kriz kaynaklı bu rekor gelirin uzun sürmeyeceği ve tesis modernizasyonlarını karşılamaya yetmeyeceği uyarısında bulunuyor.
Nikkei Asia’nın aktardığı verilere göre, Pakistan’ın en büyük petrol rafinerisi şirketlerinin eylülde sona eren son çeyrekteki toplam kârı, geçen yılın aynı dönemine kıyasla yüzde 1860’tan fazla arttı.
Pakistan Menkul Kıymetler Borsası’nda işlem gören dört rafinerinin tamamı ilgili çeyrekte net kârlarında belirgin bir artış bildirdi.
Şirketlerin toplam kârı geçen yılın aynı döneminde 2,9 milyar Pakistan rupisi seviyesindeyken, bu dönemde 57 milyar Pakistan rupisini (yaklaşık 206 milyon dolar) aştı.
Dönemin kâr lideri, 18,65 milyar Pakistan rupisi kazanç sağlayan Attock rafinerisi oldu.
Pakistan Refinery 13,97 milyar rupilik kârla ikinci sırada yer aldı.
Listeyi 12,88 milyar rupi kâr açıklayan Cnergyico Pk ile 11,57 milyar rupi kâr elde eden National Refinery izledi.
Cnergyico Pk geçen yılın aynı çeyreğinde net zarar açıkladığı için şirketin yüzdesel artış oranı hesaplanamazken, borsada işlem gören diğer üç rafineride kâr artışı yüzde 1000 barajını aştı.
Haberde bu sıçramanın, küresel pazardaki tedarik aksamaları ve dünya piyasasında yükselen fiyatlar sebebiyle rafineri kâr marjlarının genişlemesinden kaynaklandığı kaydedildi.
Piyasadaki akaryakıt sıkıntısının, ABD ile İran arasındaki savaşın başlaması ve Hürmüz Boğazı’nın kapatılmasının ardından yaşanan fiyat artışlarıyla tetiklendiği belirtildi.
Buna karşılık uzmanlar, elde edilen yüksek kârların muhtemelen kısa ömürlü olacağını ve tesislerin maliyetli modernizasyonu için şirketlere yeterli finansmanı sağlayamayacağını savunuyor.
Rafineri marjı, ham petrol maliyeti ile bu petrolden elde edilen benzin, motorin, gaz yağı ve fuel oil gibi petrol ürünlerinin toplam piyasa değeri arasındaki farkı ifade ediyor.
JS Global Capital Hisse Senedi Araştırma Bölümü Başkanı Wakas Ghani, “Ham petrol ve petrol ürünleri arzındaki jeopolitik aksamalar, ürün fiyatlarının ham petrol maliyetinden daha hızlı artmasına yol açtı; bu da rafineri marjlarını genişleterek kârlılığı artırdı.” dedi.
Ghani, yüksek kârın jeopolitik koşullara dayandığına ve bu tablonun uzun vadeli bir eğilim olarak görülmemesi gerektiğine dikkat çekti.
ABD ve İsrail, İran’a karşı askeri operasyonunu 28 Şubat’ta başlattı.
Washington ile Tahran yönetimi haziran ayında çatışmaların durdurulması ve boğazın yeniden ulaşıma açılması yönünde bir mutabakat muhtırası imzaladı, ancak bir süre sonra karşılıklı saldırılar yeniden başladı.
The Wall Street Journal’ın aktardığına göre, ABD’li petrol şirketleri aylardır uyarısını yaptıkları küresel akaryakıt krizinin eylül ayı itibarıyla başladığını duyurdu.
Haberde, dünyadaki ticari yakıt stoklarının altı aydan uzun süredir eridiği ve stratejik petrol rezervlerini devreye sokma imkanlarının da sınırlı kaldığı vurgulandı.
Bu arada Reuters, OPEC+ koalisyonunun aralık ayında mevcut petrol üretim seviyesini koruma konusunda anlaştığını aktardı.
Diplomasi1 hafta önce“Küresel Britanya” ve Kürt Reçetesinin İzleri
Amerika2 hafta önceSenatör Sanders: Silikon Vadisi zenginleri “korkunç bir plan” üzerinde çalışıyor
Dünya Basını2 hafta önceProf. Wolff: Batı sömürgeciliğin sonuna geldiğini inkar ediyor
Görüş2 hafta önceFransa sokaklarında kaos ve hesaplaşma
Söyleşi1 hafta önce“AfD, Alman büyük sermayesindeki iç çelişkinin bir ifadesi”
Dünya Basını2 hafta önceAmerika inkâr girdabında: Üç düşünürden sistemin çöküşüne dair uyarılar
Dünya Basını2 hafta önce“Tescilli aşırı sağcı”: Alman parti sisteminin bumerangı
Asya6 gün önceMao gafı krize yol açtı: Mbappe özür diledi, Çin’de boykot başladı










